Harun Yahya

Sohbetler (13 Aralık 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Herkes hoş geldi sefa geldi.

İffet ne kadar önemli bir şey, Allah’ın hikmeti. Allah, Kuran’da onun üzerinde duruyor Cenab-ı Allah. Mesela iffetsizse, Allah muhafaza eti bozuluyor çocuğun. Genç kızlar mesela iffetsiz, ben bazen rastlıyorum, et-kemik yapısı değişik oluyor. Ben hemen yüzünden anlıyorum iffetsizse, bu çok acayip bir şey. Her şeyinden anlaşılıyor etinden, kemiğinden, elinin yapısından bile anlaşılıyor, mimiklerinden, ses tonundan, büyük bir felaket, Allah vermesin. Dindar, muttaki, iffetliyse her yerinden anlaşılıyor, o da çok anlaşılıyor. Sizin güzelliğiniz tamam güzel de, hakikaten güzelsiniz, etkileyici olmanızın nedeni iffetiniz, imanınız. O müthiş bir heyecan meydana getiriyor, çünkü o, o kadar sık rastlanan bir şey değil.

Tayyip Hocam’ın Allah beynine sağlık versin, sıhhat versin. Hastalığı varsa üstünden alsın, şifa versin, hidayet versin, vatana millete faydalı hizmetlerini artırsın, şeytanın şerrinden korusun, nefsin şerrinden korusun. Doğru yoldan ayırmasın, Kuran’a tam uymayı nasip etsin, hidayet nasip etsin. Varsa hastalığı, Allah şifa versin, sağlık sıhhat versin, hayır yolda Allah bereketli uzun ömür versin.

Yeni bir Türkiye meydana geldi, bu görülmeyecek bir nimet değil bu. Eski hayatımızı düşünüyoruz, her 30 Ağustos geldiğinde, milletin yüreği ağzına geliyordu. Köşe yazarlarının yazıları çok önemli oluyordu, bir köşe yazarının yazısıyla operasyon oluyordu, yer yerinden oynuyordu, çok büyük belalar meydana geliyordu. Başörtülü hanımlar, acayip aşağılanıyorlardı bir kısmı. Sakallı insanlar aşağılanıyordu, dindar olmak suç gibiydi adeta. Şimdi bak öyle mi? Bak gürül gürül çıkıp Allah’tan, Kuran’dan, İslam’dan bahsediyorlar. Tayyip Hocam nur talebelerini topluyor, beraber yemek yiyorlar. Risale-i Nur’u devlet bastırıyor. İnsanlar rüyasında görse inanmaz bunu. Baya cesur ataklar yapıyor. Osmanlıcaya diyor ki, “Osmanlıca da okutulacak, okutulsun” diyor. Mesela bu tahayyül dahi edilemezdi. Bunların sembolik anlamı var yoksa Osmanlıca Türkiye’yi kurtaracak anlamı yok bunda.

İki Müslüman grubun, iki hak grubun birbiriyle mücadelesi haramdır, hem galiz haram. Müslümanların da barıştırmak için hepsine farzdır, farzı kifaye değil farz, herkese farz, gayret edecekler. Çünkü bir kişinin, iki kişinin yapabileceği bir şey değil bu.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: KCK dün yaptığı açıklamada; “Eğer AK Pati hükümeti sorumlu davranmaz ve HDP heyeti bir iki gün içinde İmralı’ya gitmezse, müzakere taslağının tümünü kamuoyuna açıklamak zorunda kalacağız” tehdidinde bulunmuştu. Bunun üzerine Başbakan, “öyle tarih vermek, şu günde şöyle olursa böyle olur ya da tehdit veya şantaj diline benzer bir dil kullanmak sürece zarar verir. İkincisi, bizim herhangi bir şekilde dikkate alacağımız bir üslup da değildir” dedi.

ADNAN OKTAR: Müzakere taslağının tümünü. Bu ne demek? Ne var ki müzakere taslağında?

KARTAL GÖKTAN: Şu anda tam bilinmiyor içeriği. Hükümet de bu konuda açıklama yapmadı.

GÖKALP BARLAN: “Orada acayip şeyler var, onu da açıklayacağız” diyebilirler.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam, “açıklamazsan namertsin” desin. Neyse açıklasınlar.

Özerklik falan bunu unutsunlar. Anadilde eğitim de kardeşlerimizi bizden koparmak için yapılmış bir oyun. Dünyanın hiçbir yerinde uygulanmayan bir oyun. İran’da Kürtler diyor mu; “Bize anadilde eğitim.” İran’da bunu deseler, İran yani gülmeye bile takati yetmez adamların. Öyle komik bir laf ki onlar için, tahayyül dahi edilemez. Dünyanın hiçbir yerinde bunu söyleyemez bu PKK’lılar ama Türkiye’de söylüyorlar.

CEYLAN ÖZBUDAK: Almanya baya destek çıkıyor PKK’nın bu isteklerine Türkiye konusunda, ama Almanya’ya gidince, orada Almanca dışında hiçbir dil kabul etmiyorlar.

ADNAN OKTAR: Bak her zaman söylüyorum; Amerika’da 40 milyona yakın İtalyan var, hepsi de bir gölgede yaşıyorlar. Tahayyül dahi edemezler, burada İtalyanca olsun. Bak 40 milyon, bir millet yani millet oluşmuş. Burada İtalyanca konuşsun demek, tahayyül dahi edecekleri bir şey değil. Amerika zıvanadan çıkar öyle bir şeyi duysa. Almanya’da çok fazla Kürt kardeşimiz var. PKK çıksa dese ki, “ hadi burada Kürtçe konuşulacak.” Almanya ne diyor; “evde bile Almanca konuşacaksınız” diyor Almanlar. “Evde bile Almanca konuşacaksınız.” Daha ne desin adamlar? Eğer sen kabadayıysan, git İran’a söyle, de ki, “burada milyonlarca Kürt var, Kürtçe eğitim istiyorum” de. Bak bakayım İran sana nasıl cevap veriyor. İlk yapacakları size, etek giydirmek. Anlayamıyorum ben, böyle yöntem mi olur? Adamlara ilk yaptıkları etek giydirip oynatıyorlar. Sonra “ne diyorsun anlat bakayım” diyor. Adam ne desin ondan sonra?

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, AK Parti Grup Başkan Vekili Mustafa İritaş’ın ağabeyi Ahmet İritaş vefat etmiş. Kendisine başsağlığı diliyoruz.

ADNAN OKTAR: Allah ona sabrı cemil nasip etsin. Hayırlı bereketli uzun ömür versin ailesine ve kendisine. Merhuma da Cenab-ı Allah cennet nasip etsin, günahlarını af ve mağfiret eylesin, inşaAllah.

Aklın insana etkisini burada görüyoruz. Bak mesela sen bir yıl önce böyle değildin. Ama şu an yüzündeki heybet, etkileme gücü çok çok yüksek. Aynı et aynı kemik ama bambaşka bir varlık oldun. İşte bu tutku, sevgi, iman samimiyet, akıl gücü irade ve sabrın sonucunda oluyor. Ve metafizik bir şey bu. Aynı insan ama bambaşka bir insan oluyor. Adam, “olur mu” diyor, “bütün mesele et-kemikte” diyor. Tamam, et-kemik olmuyor işte, et-kemikle olmuyor, ette bir şey yok. Hayır güzel eti kemiği tabii ki Allah heykelini güzel yaratır insanın ama kurtarmıyor, heykel oluyor. İllaki ona Allah ruhundan üfürecek. İnsan ilk önce heykel olarak yaratıldı, porselen heykel, güzeldi görünüşü ama bir anlam ifade etmiyordu, o anlamda. Allah ruhundan üfürdüğünde, sahibi ayağa kalktı, Selamun Aleykum neredeyim ben” diyor, “kimim ben” diyor, bu kadar. Yok diyor, evrimle devrimle. Yok kardeşim, bildiğin porselenin balçığı var ya ondan, Allah porselenden bir insan yaratıyor, yapıyor, sırf güzellik olsun diye. Bildiğin çok kaliteli, hani var ya böyle İtalyan porselenler, onun çok çok daha güzelini düşünün, jilet gibi porselenden bir insan, ateşte pişmiş porselen olmuş, ayette onu söylüyor, porselen olmuş, porselen heykel. Allah ruhundan üfürüyor, “Selamun Aleykum” diye geliyor, o kadar. Birden canını bağışlıyor. Orada olsa insan o kadar şaşırmaz, şaşırırsınız da o kadar aşırmazsınız, hemen alışırsınız. Burada mesela kardeşleriniz geliyor nasıl bir anda yaratılıyorlar onun gibi.

EBRU ALTAN: Bu değişim sisin vesilenizle oluyor. Allah’ı anlatımınızla.

ADNAN OKTAR: Kuran ve tabii benim anlatımım. Çünkü insan Kuran okuyor ama onu hayata geçirmek ayrı bir meziyet.

GÖKALP BARLAN: Bir ayette şöyle buruyor, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “Kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir” diyor Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.

Bilek Onder; “Adnan Bey, itiraf et, Diyanet İşleri Bakanı olmak istiyorsun hadi itiraf et” diyor. Çok çılgın bunlar sevimliler.

“Hocam, siz Tayyip dinlensin diyorsunuz.” Tayyip, ne kadar ayıp, Tayyip Hocam de. “Tayyip dinlensin diyorsunuz ama o gölge kabineyi köşke kurdu.” Tabii ki takip edecek. Cumhurbaşkanı demek ne demek, bütün cumhurun başı, başkomutan aynı zamanda. Askerin de başı, milletin de başı tabii ki ilgilenecek. Sembolik falan bir şey mi zannediyorlar acaba cumhurbaşkanlığını? Tabii ki ne olup bittiğine bakacak, takip edecek.

"Programı daha erken saatte yapmanız mümkün mü? Ben izliyorum, ben dahil şu an iki yüz yirmi bin kişi izliyor. Fakat saat 21:00 gibi başlasa, 24:00 gibi bitse bu sayı ikiye katlanır" diyor Mikail. Öbür televizyonlar kapanır o zaman. Haksız rekabet olur. Değil mi? O zaman başka televizyon kanalı kalmamış oluyor. Onlara imkan tanıyalım, inşaAllah.

Özerkliği nasıl kabul etsin Cumhurbaşkanı olacak iş mi? Mahvolduk demektir. "Öcalan'ın bırakılması" o ne demek? Bütün katillerin hepsini bırakın. Cinayet serbest demektir o zaman Türkiye'de. Adam öldürme serbest hale geliyor. Olur mu öyle şey? Akıl var, izan var. Bunları unutacaklar, böyle bir şey olmaz. Ama demokratik gelişmeler, demokrasinin bütün nimetlerinden istifade etmek, en son haddine kadar olsun. Canı gönülden de ben onları desteklerin BDP'lileri. Kadın hakları, her şey tamam. Ama bu konuyu unutsunlar. Bir de Abdullah Öcalan'a hadi diyelim ki muhabbet duyuyorlar veyahut acıyorlar diyelim. Çıktığında vururlar diyorum. Direkt cesedini alırsınız, kapıdan çıkar çıkmaz vururlar yani. Laf olsun diye söylemiyorum diyor. Ben vururlar diyorsam, vururlar. Kimse yaşatmaz onu. Tabii anında vururlar. Düşün adam sokakta görecek belinde silah çeker vurur. Öyle özgürce gezemez, öyle bir şey olmaz. Böyle rahat yaşıyor. Devlet güvencesinde. Dağlarda çoktan ölmüştü Abdullah Öcalan şu an. Güvence içinde yaşıyor. En fazla olsa olsa beğenmiyorsa hapishanesi değiştirilebilir. Ama zannetmiyorum, çünkü bayağı özen gösteriyorlar. Doktorlar, aşçılar şunlar bunlar.

Şimdi Richard hakkında bana bilgi ver.

CEYLAN ÖZBUDAK: Richard Giragosian Amerikalı bir Ermeni. Ermeni diasporasından Adnan Bey. Sizin Ermenistan ve Ermenilerle ilgili fikirlerinizi çok takdirle takip ediyor. Sizi ziyarete gelmek istemişti. Bir düşünce kurulu direktörü aynı zamanda.

ADNAN OKTAR: Bir Darwinist kanal vardı, bizleri bir tartışma programına davet etmişler, tamam gelelim dedik. Ama dedik eksik var bir kişi daha gelebilir dediler. Kim olsun bize sordular. Ben dedim ki mesela Oktar olabilir dedim. Üç defa aman dediler, Oktar onları hoşafa çevirdiği için.

Hoş geldiniz, şeref verdiniz, onur verdiniz. Çok mutlu olduk gelişinize. MaşaAllah.

Evet, misafirimizi tanıt sen.

CEYLAN ÖZBUDAK: Richard Giragosian, kendisi Amerikalı bir Ermeni. Ermenistan'da şu anda yaşıyor ve bir düşünce kuruluşunun direktörü.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Ermenilere biz millet-i sadıka yani sadık millet diyorduk Osmanlı döneminde. Sizler bizim parçamızsınız. Sizleri canımız gibi çok seviyoruz. Osmanlı döneminde sanatçılar vardı, doktorlar vardı. Çok değerli insanlardı. Paşalarımız vardı, Ermeni generallerimiz vardı yüksek rütbeli. Onlar bizim canımızdı ama aramızı açmaya kalktılar, fakat yeniden onu düzelteceğiz, yeniden eski güzel günlere döneceğiz.

Biraz sizden bir şeyler dinlemek istiyoruz. Buyurun.

RICHARD GIRAGOSIAN: Benim zaten Türkiye’deki hükümetle olan görevimde, bu ilişkilerimizi düzeltmekle ilgili.

ADNAN OKTAR: Çok güzel, çok şerefli bir görev.

CEYLAN ÖZBUDAK: Zaten samimiyet ve insaniyetle ilgili ruhu göz önüne alındığında bu tek yol.

ADNAN OKTAR: Aklın, vicdanın gerektirdiği bu. 

RICHARD GIRAGOSIAN: Bizim ortak paylaştığımız bir tarihimiz ve ortak paylaşacağımız bir geleceğimiz var. İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Yeniden sizi Türkiye’ye bekliyoruz. Yeniden her yerde olun. Ermenistan’dan sınırları açacağız. Pasaport, vize istemiyoruz. Onlar bizim kardeşlerimiz. Yeniden o güzel günleri, o sevinç dolu günleri kıyamete kadar yaşayacağız.

Biraz Türkçe de biliyor gördüğüm kadarıyla.

RICHARD GIRAGOSIAN: Evet, tabii ki.

ADNAN OKTAR: Çok güzel, çok güzel, maşallah. Allah görevinizde başarı versin. Yolunuzu açsın. Hayırlı, bereketli, hoş bir yoldasınız. Bütün gücümüzle size yardımcı olmak isteriz.

RICHARD GIRAGOSIAN: Bu vahşetle dolu ortamda zaten önemli olanda bu problemleri beraber çözeriz.

ADNAN OKTAR: Dünyada gerçekten bir vahşet ve sevgisizlik var. Hayret edecek şekilde insanlar birbirlerini sevmiyorlar. Bu belayı insanları sevenler, Allah’ı sevenler ortadan kaldıracaklar. Allah’ı sevenler, insanları sevenler süratle bir araya geliyorlar ve dünyadaki asıl güç onlar zaten. Onların bir araya gelmesiyle, sevgi dünyaya hâkim olacak, barış dünyaya hakim olacak.   

RICHARD GIRAGOSIAN: Tabii ki bu liderliğin ruhaniyetin veliyle olacak bu diyor.  

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Sizlerden kıymetli bilgiler alacağımı düşünüyorum. Konuştukça güzel sözler ediyorsunuz, o da bizlerin içini açıyor.  Gene dinlemek istiyoruz sizi.

RICHARD GIRAGOSIAN: Benim eski Cumhur Başkanı Sayın Abdullah Gül’le ve şuandaki Başbakanımız Sayın Davutoğlu’yla 2 kez görüşme imkânım oldu. Ve bu çok iyi bir şey çünkü bu şekilde biz artık eskiden olan nefretin kölesi olmayacağız.

ADNAN OKTAR: Hiçbir sebep yok nefret için. Hiçbir mantığı da yok. Ermeniler güzel insanlar. Sanatçı insanlar, akıllı insanlar. Hep Osmanlı döneminde de hep bize sevgiyle ve muhabbetle yaklaşmışlardır. Şeytani bir hareket aramızı açmaya kalktı ama şuan şeytan mağlup olmak üzere.   

RICHARD GIRAGOSIAN: Asıl önemli olan şeylerden bir tanesi de bizim bu cehaletin ortadan kaldırılması için şu an beraber çalışıyor olmamız ve ruhaniyetle bunun ortadan kalkacak olması da. Aşıyoruz bunu da.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Evet, Sayın Ahmet Davutoğlu çok akıllı bir insan, çok samimi. Kalbi çocuk kalbi gibidir. Çok candan olduğu için onla bağlantınız çok isabetli oluyor daha da sıklaştırmanın çok çok iyi olur diye düşünüyorum. Çok sevgi doludur o. Yani herkesin güvenebileceği bir insan. 

RICHARD GIRAGOSIAN: Ve bu gece konuştuğumuz gibi akıl ortaya koyuyor. 

ADNAN OKTAR: Evet, o maneviyata önem veren bir insan, sevgiye önem veren bir insan. Merhamete şefkate önem veren bir insan. O en hayati insani yönleri ön plana alıyor.

RICHARD GIRAGOSIAN: Bu gecede aynı şekilde.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tabii sizi aramızda görmek bizi sevindirdi. Yani Ermeni kardeşlerimizle güzel günler yaşayacağımızın ciddi alametlerinden birisi bu. Ama bunu hızlandırmak lazım. Biraz ağır gidiyor. Daha önce bir hızlanmıştı, sonra şeytani güçler devreye bir girdi, o güzel neticeyi bozdular. Yani bir duraksama devri geçirdi. Sayın Ahmet Davutoğlu’na rica edersek-ki, Tayyip Bey’in de görüşü bu yönde, Ermenistan’la sınırlar süratle kalkabilir ve Ermeni kardeşlerimizin de Türkiye’ye dönüşü bizim için çok önemli. Türkiye’de çok olmaları çok önemli. O sevinci paylaşmak istiyoruz. Sınırların kalkması yani vize ve pasaportun kalkması.

RICHARD GIRAGOSIAN: Birbirimizi yeniden tanımak için diplomatik ilişkilerde tekrar devreye sokuldu.

ADNAN OKTAR: Bunu süratlendirmek çok önemli bu konuda sizden ricada bulunacağım, Başbakandan da ricada bulunacağım. Yani bunu birkaç ayda bir yapmak mümkün. Gereksiz bir zaman aralığı oluşuyor, gereksiz bir zamana bırakma oluyor. Bunun için hiçbir sebep yok. bu güzel olayı hemen neticelendirmekte fayda var.

RICHARD GIRAGOSIAN: Zaten daha çok bekledikçe bunu başarmak biraz daha güç olacaktır.  

ADNAN OKTAR: Bu sıkıcı bir sürece girdi ve gereksiz bir bekleme. Daha önce Sayın Ahmet Davutoğlu’nun çok güzel girişimleri vardı bu konuda. Fakat Azerbaycan’dan bazı kişiler geldi buraya, birileri geldi bir şeyler oldu. Burada maçta provokasyon yaptılar ve durdurdular. Garip bir şekilde durdurdular. Netice almamız an meselesiydi. Biz onlardan daha güçlüyüz. Kavgacılardan, sevgisizlerden daha güçlüyüz. Biz bastırıp hemen netice alalım.

RICHARD GIRAGOSIAN: Tabii ki Türkiye’nin Azerbaycan’ı önemli bir konu olarak göz önünde bulundurması tabii ki önemli. Fakat bunun Ermenistan’dan farklı bir konu olarak Türkiye’nin beraber olması önemli. Ben haziranda Azerbaycan’daydım. Tabii ki Azerbaycan’ın önemini kavramak çok mühim. Fakat Türkiye’nin Ermenistan’la ilişkisi Azerbaycan’a zaten yardım edecek bir şey.

ADNAN OKTAR: Aynı anda kapılar açılabilir, aynı anda. O zaman çok daha kolay olur. Hem Azerbaycan’la, hem Ermenistan’la pasaport ve vizeler aynı gün kaldırılsın. Hükümete bu konuda ısrarla ricacı olalım. Çok kolay bir şey. Gereksiz tedbire, gereksiz temkine hiç gerek yok. Ani bir kararla bunu uygulamaya geçirtmek lazım. Sayın Ahmet Davutoğlu çok nezih bir insan, çok rahat kabul edeceğini düşünüyorum. Biz bütün gücümüzle bastıracağız. Siz de bastırın netice alalım. Gereksiz gözde büyütülüyor sanki zormuş gibi. Zaten böyle yaşıyorduk biz. Eski günlere geri döneceğiz, bu kadar. Biraz da bu konularda cesur olmak lazım. Şu ne der, bu ne der dememek lazım, doğrudan uygulamaya geçip bitirmek lazım. Oldu bittiye getirmek lazım. Cesur olmak çok önemli. Sonra düşünmek lazım neticesini. Önce yapıp, sonra düşünmek lazım. “Niye bu güzelliği yaptınız?” derseler, biz de; “güzellikten hoşlanıyoruz” deriz. Bu kadar.

RICHARD GIRAGOSIAN: Bu zaten politikadan çok farklı bir şey. Sadece politika değil bu devlet adamlığı ve ileri görüşlülük.

ADNAN OKTAR: Sevgi çok güzel bir şey, barış güzel, kardeşlik güzel, dostluk güzel. Bu nimetlerden bizi kimse mahrum edemez.

RICHARD GIRAGOSIAN: Zaten alternatifi de yok.

ADNAN OKTAR: Söylemek istediği bir şeyler varsa onu dinlemek isteriz. Sonra bir ara vereceğiz.

RICHARD GIRAGOSIAN: Benim burada zaten sizin konuğunuz olarak bulunmam çok önemli. Aynı aklı paylaşmamız ve aynı yüksek idealleri paylaşmamız çok önemli. Bunu kısacası söylemek istedim.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Çok memnun oldum gelişinize onur duyduk, sevinç duyduk. Ermeni bir kardeşimizin aramızda olması bizi çok sevindirdi. Bir bayram sevinci gibi oldu bizim için. Çok teşekkür ediyoruz.  Bir daha ki sefere daha kalabalık, Ermeni kardeşlerimizle sizi bekliyoruz.

RICHARD GIRAGOSIAN: Evet, teşekkürler, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Sevgisizler belki bozulacaklar bu duruma ama sevgi insanları buna çok sevinirler. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: PKK tehlikesine dikkat çeken filmimizi izleyelim sonra devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Videomuzdan sonra programımız devam edecek.

Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Bu konuyu ne kadar uzatıyorlar Ermenistan’la. Açsınlar kapıyı pasaport, vize yok. Ermenistan’la da kapıyı açsınlar pasaport, vize yok. Kim ne diyorsa desin kardeşim. Sonra düşünürüz onu. Sen kim ne der diye düşünürsen, onun önü sonu gelmez. Her yerden bir çatlak ses çıkıyor birçok yerde. Onla baş olmaz. Açacaksın konuyu bitireceksin.

CEYLAN ÖZBUDAK: Türkiye’den Azerbaycan’la olan ilişkilerimize zarar gelebilir diye söylemelerini söylüyorlar genelde Ermeni kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Kardeşim Azerbaycan tamamda, Azerbaycan’a biz diyoruz ki, Türkiye sizi canı gibi seviyor. Sınırı açıyoruz, ticari konuda her şeyde sizin menfaatinizi esas alıyoruz. Türkiye’nin menfaati değil, Azerbaycan’ın menfaati. Ermenistan’la da sınırları açıyoruz, bu kadar bitti. Buna kim ne diyebilir? Neye itiraz edecekler, hepinizi seviyoruz. Karabağ onlar hallolur. Önce bir sevgi, dostluk. Bomboş orası Karabağ zaten kimse kullandığı yok ki. Karabağ şu an hiç kullanılmıyor bomboş. İşgal edilmiş ama hiç kimse orada yaşamıyor. Ne yapsınlar adamlar toprağı. Ama sen kavgayı gündemde tutarsan adam Karabağ’da alır başka yeri de alır iş çıkar. Sen sevgiyle yaklaş, bakar ki bunlar gereksiz sevgi esastır, dostluk esastır. Sen egoistçe yaklaşırsan, o zaman sevgi olmaz zaten. Egoistlik, bencillik sevginin düşmanı. Bencillik, egoistlik bitecek, fedakâr olacaksın. Sizin menfaatiniz esas diyeceksin, rahat edin, huzurlu olun. Bizim kardeşimiz onlar, çocuğumuz, evladımız rahat etsinler, ne yapacağız yani. İki günlük dünya.

AYLİN KOCAMAN: Aslında siz daha önce söylemiştiniz, sınırlar açılsa Karabağ sorunu otomatik çözülür diye.

ADNAN OKTAR: Ayıp öyle konu gündeme getirilmez. Susarsın, o kendinden hallolur o. Adam derki burası bomboş kimse kullanmıyor gelin ne yapıyorsanız yapın der. İntikam alacağım bilmem ne falan diyorsun onun sonu gelmez kardeşim. İntikam alamayacağında belli yenilmişsin. Sen Ermenistan’la savaşmıyorsun Rusya’yla savaşıyorsun. Diyor ki, “biz Ermeni’yle savaşacağız” sen Ermeni’yle savaşmayacaksın Rusya’yla savaşırsın ve Rusya’da iflahını keser senin. Akılsızlık etme, nimete nankörlük etme. Sevecen yaklaş, sevgiyle yaklaş. Egoist, bencil olma. Allah yolunu açar. Bencil, egoist olursan, Allah ayağına dolandırır. Savaşıp ne yapacaksın, Ermeni’yi öldürdün yazık günah değil mi? Ne geçecek eline? Hadi bin tane Ermeni’yi öldürdün soğuyacak mısın, ferahlayacak mısın ne olacak? Cesetleri yerde diyelim, ne yapacaksın? Bu sevindirici bir şey mi bu, yazık günah değil mi? Yaşasın, mutlu olsun. Ayrıca toprakta gözü olsa toprağa yerleşirlerdi. Boş duruyor kimsenin yerleştiği falan yok. Demek ki, niyetleri yok.

Allah, porselenden yarattı diyoruz. Porselen, tın tın ses getiren porselen. Peki, porselen ne diye baktığımızda, porselenin beynimizde Allah tarafından yaratılan bir görüntü olduğunu görürüz. Çamurdan yarattım diyor ama çamur ne diyoruz? Çamur, bizim beynimizde gösterilen bir görüntü olduğunu görürüz. Dışarda var ama gölge varlık olarak var. Porselen tın tın ses çıkarınca adam zannediyor ki, o mutlak varlık. Mutlak varlık değil, o da gölge varlıktır. Allah’tan başka hiçbir şey mutlak varlık olmaz. Mesela şimdi ölenler tek tek görüyorlar gerçeğini olayın. Ama geri gelip dünyaya anlatamıyorlar. Geri dönüp anlatmak isteyen çok vardır. Ölür ölmez hemen anlar. Allah müminlere diyor ki: “Sakın ölüm anında korkmayın, üzülmeyin, tedirgin olmayın, Bana emanetsiniz” diyor Cenab-ı Allah. “Sizi Ben korkutmayacağım, üzmeyeceğim tedirgin olacağınızda hiçbir şey olmayacak” diyor, sonuna kadar cennete gidinceye kadar. Cennete girdikten sonra zaten yok. “O bütün safhalarda Bana güvenin” diyor Allah. Müslüman acaba ben ne yapacağım, ne edeceğim, öyle bir şey yok. Eğer selamla, nezaketiyle canı alındıysa konu bitti. Ama maazAllah neüzubillah sırtına, kafasına vurularak can alınıyorsa, bas bas bağırıyorsa, yapacak bir şey yok onun için. 7 ceddi gelse kurtaramaz. Çünkü cehennemlik olduğunun alameti o.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: DTK eş Genel Başkanı Selma Irmak; “demokratik özerkliği sadece Kürtler için değil bütün halklar ve inançlar için istediklerini” belirten Irmak, “üniter devletinde bu eksenli bir reforma gitmesi gerektiğini” söyledi.

ADNAN OKTAR: Kendi için özerklik istiyordu, şimdi herkes için özerklik istiyor. Üniter sistemin özelliği, birleştirici olmasıdır. Özerklik masum gibi görünmekle beraber, parçalanma amaçlı. Şimdi karşımızda bir komünist, Stalinist bir örgüt olmasa, mümin muttaki efendi insanlardan oluşsa, dese ki “özerklik” insan fazla kuşku duymayabilir. Hemşerilik damarıyla da eğer ırkçılık yapmıyorsa, bölgede biz hükümetten daha başarılı olabiliriz yetenekleri elemanlarımız var diyorsa, düşünülebilir belki. Ama kardeşim sen komünistsin, Stalinist’sin, ayrı devlet kurmak istiyorsun. Proletarya diktatörlüğü kurmak istiyorsun, özerklik diyorsun. Bu ne demek? Aşama aşama rezalet çıkartacaksın. “Sizin için istiyorum” diyor. Yok, ben istemiyorum teşekkür ederim. Sana da müsaade etmeyiz. Üniter olmanın özelliği; Mardin’e Laz Vali gidiyor Laz, Siirt’e Çerkez Vali gidiyor. Irkçılığını kırıyor senin ırkçı kafanı parçalıyoruz ilimle, irfanla. Sen ırkçısın diyorsun ki; “Mardin’e Kürt gelsin, Siirt’e Kürt gelsin, Diyarbakır’a Kürt gelsin. Vali, kaymakam, doktor hepsi Kürt olsun” diyorsun. Bu Hitlerde bile yok sen delirdin mi be adam? Mussolini bile yapmaz bunu bu kadar azgın, faşist kafayı. Komünist düşünce ama buram buram Faşizm de kokuyor. Faşizm ’in bütün pisliklerini almışlar, Komünizm ’in bütün pisliklerini almışlar yeni bir görüş. Türkiye’ye Başbakan gelecek Kürt, Cumhurbaşkanı gelecek ileride Kürt, iftihar ederiz. İstanbul valisi Kürt olacak. Mardin Valisi de Çerkez olacak, Laz olacak. Senin ırkçı kafanı da böylece ortadan kaldıracağız. Kafayı Irkçılığa takmışsın. “Ölürüm de başka ırk kabul etmem” diyor, akla bak sen. “Hiçbir şekilde ben Mardin’e Laz kabul etmiyorum, Çerkez kabul etmiyorum, Arap kabul etmiyorum.” Ne istiyorsun? “Kürt kabul ediyorum.” Sen olay çıkartmak istiyorsun. Komünist olduğun halde kasten ırkçı görünüp bölgeyi bölmek istiyorsun. Irkçı değil bunlar bak ırkçıda değil, sırf Komünist menfaat için, Stalinizm’in uygulanması için geçici olarak Faşist yöntemleri kullanıyor geçici olarak. Bunlar ırkçılığı, faşizm’i kabul edecek kafada değiller. Ama yoluna devam edebilmesi için, geçici olarak kullanması gerekiyor ırkçılığı. Onun için geçici olarak ırkçılığı kullanıyorlar. Yoksa Kürt kardeşimin meraklısı değil onlar. Kürtlere karşıda bir sevgisi de yok onların. Bölgede cinayet ordusu kurmuşlar katliam ordusu, olay bu. Sırf Amerika’ya yalakalık yapmak, Amerikan derin devletine yalakalık yapmak, konu bu.

AYLİN KOCAMAN: PKK’lıların şehit ettiği kişilerin büyük bir çoğunluğu Kürt’müş Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Şimdi zaten PKK Kürtlerin başına bela oldu. Çerkez’i tehdit etmiyor, Laz’ı tehdit etmiyor sırf Kürt’ü tehdit ediyor. Bir ara derin devlet başlarının belasıydı Kürt kardeşlerimizin, şimdi de bu psikopatlar bela oldular. O beladan bu belaya. Bu beladan kurtulduktan sonra, artık Mehdiyet. Mardin, Paris gibi, Londra gibi Diyarbakır. Cennet gibi olacak. Çok çileden geçmelerinin sebebi, Peygamberlerin yoğun olduğu bölge, çilenin yoğun olduğu bölge. İmtihanın yoğun olduğu bir bölge. O çileyle olgunlaşıyorlar. 2 Kürt delikanlı geldi dün akşam, inanılmaz efendiler, çok çok efendiler, çok nezaketliler. Hürmet, nezaket, efendilik, genel kültür. Müthiş siyasi kültüre sahipler. Elinden yüzünden mertlik akıyor böyle, Doğu şivesinin güzelliği var üstlerinde, çok da yakışıyor. Bilmedikleri hiçbir konu yok. Dedim ben şimdi sizi çıkartıp hedef göstermeyeyim. PKK kahpe, gelip bana kabadayılık yapmazlar da, gelip o çocuklara yapabilirler. Ben adamlara düz gidiyorum, çıt yok. Ne yapmam gerekiyor bilmiyorum yani. Ama gelip çocukları tehdit etmeye kalkabilirler. “Hocam” dediler “tercüme işi, tebliğ ne istiyorsan Allah için” dediler “yayınındayız.” PKK’nın felsefesinin hepsini su gibi biliyorlar. Ama delikanlının hası çocuklar. Hep öyle. Kürt kardeşlerimizde bir ayrı üstünlük ben görüyorum, ahlaki yönden. Kendilerine has özel bir güzellikleri var. Bu Anadolu’daki hakim ahlak, onlarda çok güzel tecelli ediyor. Tok mertlik, delikanlılık üstlerinden akıyor adeta. Şahane delikanlılar.

 Kürt, hanım kardeşlerimden de böyle PKK’ya sempati duyan da olabilir. Gelsin bizimle tanışsınlar. Bir suç işlemediyse, hiçbir sorun yok. Saygıda, nezakette, hürmette asla hata yapmam. Gelsinler konuşalım, sohbet edelim. İstedikleri gibi anlatsınlar, ne istiyorlarsa. Ben oradaki annelerin mutluluğu için gayret ediyorum. Dedelerimin, çocuklarımızın mutluluğu için gayret ediyorum. Onları ezdirmek istemiyorum, onurlarına zarar gelsin istemiyorum. Çünkü Kürt, mert olur, onurlu olur. Sen gelip silahla onu tehdit edersen, bu çok ağırına gider onun. Daha önce derin devlet tehdit ediyordu. Canlarım benim öyle onurlular ki, o belaya tahammül ettiler. Şimdi de PKK tehdit ediyor. Buna tahammül çok güç. Buna müsaade etmeyeceğiz.

Keremke; Kürtçe “kerem buyurmak” anlamındaymış, ne güzel.

Fikret Bey, buyurun muhabbete devam edelim.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanımız bugünkü konuşmasında aşktan ve sevgiden şu şekilde bahsetti. “Aşksız hiçbir şey uzun süreli değildir. Aşk kişinin sevdiğinde yok olmasıdır. Bizim medeniyetimizin kurucu harcı aşktır. Peygamberimiz (s.a.v.) de bir aşk peygamberidir. Biz aşkın ümmetiyiz. Muhabbet, konuşmak, sohbet etmek değildir. Muhabbet karşılıklı olarak birbirini güzel görmektir.”

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam güzel konuşmuş.

GÖKALP BARLAN: Siz söylemiştiniz Hocam daha önce “aşktan, sevgiden bahsetsinler” diye.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam zaten sevgi, muhabbet meşreplidir. Tayyip Hocam bu kadar badirelerin içerisinde, bu kadar yorduktan sonra, bu kadar belayı üstüne çektikten sonra o delikanlıyı böyle ezmeye kalkmak nasıl vicdan oluyor ben anlayamıyorum. Ne gerek var? Ne faydası olacak bunun?

BÜLENT SEZGİN: Adnan Fenerbahçe 4-1 yenmişti. Bu 4 golün 2’sini çok dindar olduğuyla bilinen futbolcusu Moussa Sow attı. Moussa Sow, maşaAllah gollerden sonra sahada şükür secdesi yaptı. O sırada onun yanında olan Fenerbahçeli futbolcu Emre Belezoğlu kendi gol atmadığı halde hemen arkadaşının yanında saf tutarak onunla şükür secdesi yaptı. Fotoğraflar da vardı. Moussa Sow çok dindar bir kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah ikisi de aslan, ikisi de mübarek. İkisi de Allah aşığı. Gücün kuvvetin sadece Allah’a ait olduğunu biliyorlar. Her adımı Allah’ın attırdığını biliyorlar. Yani gol attıysa, koştuysa, yürüdüyse, nefes aldıysa, bir şey konuştuysa, sağa, sola döndüyse hepsinin kaderde olduğunu biliyorlar. İman ehli oldukları için, nurlu oldukları için, akıllı oldukları için Allah’la bağlantıları muntazam. O secdeleri alınlarında nur olarak kalacak. Allah nurlarını artırsın. Allah her yerlerini nur kılsın. Allah sağlık, sıhhat, başarı versin. MaşaAllah ikisi de mübarek delikanlı, müberralar. Allah ömürlerine bereket versin.

BÜLENT SEZGİN: Allah, ayette şöyle buyuruyor. Şeytandan Allah’a sığınırım, “attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı” (Enfal Suresi, 17)

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Fikret Bey dinliyorum sizi.

KARTAL GÖKTAN: Hatip Dicle, Öcalan’la yaptığı görüşmeyi aktararak “Hükümete söyleyin, ben kimseyi tehdit etmiyorum. Ama bu son şanstır. Bu barış ve demokratik çözüm taslağı üzerinde bir şekilde 4-5 aylık bir süreçte, en geç Nisan 2015’e kadar tüm aşamaları bitmek zorunda. Mutlaka bir siyasi çözümü yakalamalıyız. Aksi takdirde sabrımın son sınırındayım. Böyle sürdüremeyiz. 1 hafta 10 gün sonra sizi bekliyorum” dediğini ifade etti.

ADNAN OKTAR: Abdullah Öcalan’ı bence direkt İran’a teslim etsinler. Gitsin aynısını İran’da bir konuşsun öyle babayiğitse. İran İnterpol’ü zaten arıyor. Direkt İran’a teslim etsinler. Gitsin orada bir konuşsun bakayım, böyle kabadayılık yapsın. Böyle yüz verilirse, durum bu olur. Türkiye İran’a teslim edecekken, aldı kendisi. Adam bak, milletin tepesine çıkıyor. Binbir türlü tehdit. “Bu tehdit değil” diyor. Tehdidin alası. İran’a karşı nasıl? Rüku vaziyetinde. Kıyamda böyle, el pençe divan, saygı ve hürmet içerisinde. İran’la ilgili niye tek kelime konuşmuyorsun? Git kabadayılık yapacaksan İran’da yap. Türkiye’ye yapıyor kabadayılığı. Alttan ala ala, bu adamları bu hale getirdiler işte. Daha önce bu dağlarda oraya buraya kaçıyordu. O kavuk senin, bu mağara benim kaçıyordu. Bak, şimdi kabadayı oldu. İran nasıl kendi gücünü gösterdi? Tabii, dehşet saçtı. Onları biz tavsiye etmiyoruz da ama askeri gücüyle bunlara ayağının altını öptürdü. Abdullah Öcalan, İran’ın ayağının altını öptü. PKK da ayağının altını öptü. Böyle kıyamda duruyorlar İran’ın karşısında. Ama burada her türlü kabadayılık var.

Devlet koruculuk sistemini güçlendirmeli. Kürt kardeşlerimi silahlandırsın. Sonrada it kopuk takımını, Kürt kardeşlerimizle birlikte dağdan sürükleyerek indirmeleri lazım. Kürt kardeşlerimiz bunları sille tokat döverler eğer ellerine geçirse. Ama güçleri yok. Devlet yetki versin, imkân versin darmadağın ederler. Ben öldürülmelerini istemem yaralanmalarını da istemem ama kulaklarından tutup indirilmeleri lazım. Dağdan uluyorlar, dağın tepesinde. Abdullah Öcalan’ın da kabadayılığı inanılır gibi değil ya kardeşim pirifâni olmuşsun yani yaşlanmışsın artık dimi alnın secdede olsun, elinde Kuran olsun. Allah’a tövbe et. Ahın gitmiş vahın kalmış yani. Bu yaşta bu ne üslup? Ne istiyorsun yani? Birde Hatip Dicle şu bu falan, bunları göndertiyor getirtiyorlar falan sürekli Türkiye’de bir gerilim artıyor ve Abdullah Öcalan’dan özgüyle bahsetme ruhu geliştiriliyor. Adamda kabadayılığının artık ilk aşamalarını geçti son aşamalarına doğru gidiyor. Buna okkalı bir cevap verilmesi lazım. Ve PKK’nın haddinin bildirilmesi lazım. IŞİD zaten bölgede kazıdı PKK’yı. Geri kalanı da Türk ordusu kazınsın, Türk polisi kazısın. Özel hareket kazısın. Çıksınlar dağlardan inlerinden çıkarsınlar tutsunlar kulaklarından indirsinler aşağıya. Abdullah Öcalan’ın kabadayılık yapacağı adamı daha kalmadı elinde. Buna onu inandırmak lazım. İran’daki adamları kuzuya döndüler. Öbür bölgeye de IŞİD bunları zaten kazıdı. Türkiye’de dağlarda bir avuç it kopuk var, onları da kulağından tutup indirmek lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Abdullah Öcalan’ın Mart 2015’te silahsızlanma çağrısı yapacağı yöndeki haberlere Kandil’den yalanlama geldi. KCK dış ilişkiler sözcüsü Demhat Ağıt; “PKK’nın nevruza silahsızlanacağına ilişkin haberleri doğru yansıtmamaktadır. Müzakere paslarında yer almamıştır” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet.

Programı kapatmak istiyorum ama sürekli izleme yükseliyor. Durmasını bekliyorum durmuyor ne yapacağız?

Kadiri zikri gibi, maşaAllah. Bu roman kardeşlerimiz acayip yamanlar. Lazcada biliyorlar, Kürtçe de biliyorlar, bilmedikleri yok maşaAllah. Hay gidi hay hay.

Sayının azalacağı yok, biz devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, minik prensin resmini gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Prens William ile Kate Middleton’ın oğlu.

ADNAN OKTAR: Hayret tamam, çizim gibi çok sevimli. Gürbüzlükten yarılıyor yani artık. Yüzünü yanaştır bakayım. Yanaklara bak sen. Çok şeker bir şey, maşaAllah.

Hayret mesela IŞİD bir avuç kuvvetiyle, PKK’yı rahatça eğilip çekeliyor ve dehşete düşürüyor, dümdüz ediyor. Bir avuç. İran daha elinin tersiyle bile vurmadı şöyle fiske vurdu, PKK havada 40 takla atıp, şeyin üstüne yere düştü. Türkiye’de adam kabadayılık yapıyor bütün Türk milletine kabadayılık yapıyor gece gündüz. Bütün PKK’lılara kabadayılık yapıyor. Biz bunların kabadayılığını dinlemeye mecbur muyuz? Gereği yapılsın. Yani sonucu ne olursa olsun, gereği yapılsın. İran kadar olamıyor muyuz biz? Gidip, assınlar, kessinler demiyorum ama devlet gücünü göstersin, gölge gösterisi yapsın. Yani hükümet gücünü göstertsin. Alttan aldıkça, adamlar kuduruyor. Baksana öbürü de gitmiş orada kabadayılık yapıyor, “sabrımı taşırmayın” lafa bak. Bu ne cesaret? Bu lafını geri aldırsınlar. Yani bunu ben böyle demedim diye duyalım. Bu çok büyük saygısızlık. Yani ağzını bozarsa, bizde gereğini yaparız. Ağzını bozmayacak. Ben mahkûm diye bir şey demiyorum ama böyle kabadayılık. Bize haber göndersin. Ben böyle bir laf etmedim, arkadaşın kendi görüşü diye söylemesi lazım.

15 gün sonra yeni yıl olacağı için insanlar çılgınlar gibi alış veriş yapıyorlarmış. Kardeşim yeni yıl eski yıl diye bir şey yok, yani şu an başlamış durumda yeni yıl. Zaten süreç bu akıyor yani onu beklemene gerek yok. Zaten bu yıl bitti yani. Tamam, 15 gün ne fark eder, 15 saat 15 dakika ne fark eder, bitmiş olması önemli. Mesela bir kazan su düşün, doldurmuşsun suyu ağzına kadar bir parmak bir şey kalmış. Kazan dolmuş zaten taşmasının neyini bekliyorsun? Onun için böyle çılgınlar gibi alış veriş yapmaya ne gerek var? Ne oluyor yani? Zaman akıyor zaman bizi sürekli hayatın sonuna doğruda yaklaştırıyor. Ölüm bize doğru gidiyor, bizde ölüme doğru gidiyoruz. O bir düşüp buluşma noktası var, oraya doğru gidiyoruz. Alış veriş için her gün uygun. Onun için belirli bir gün beklemeye gerek yok.

Bugün ne oldu millet ümmeti Muhammet bir türlü sakinleşmiyor, sürekli rakam artıyor, bende ne yapacağım bilmiyorum şu an. Çok geç, gidip yatsınlar. Yarın devam edelim, inşaAllah. Allah hepimize bütün milletimize hayır versin, barış versin, Kardeşlik versin. Sükûnet, sühulet ferahlık versin, inşirah versin, fitneden korusun, kardeşi kardeşe düşürmesin. Kardeşlerin arasını bulsun Rabbimiz, onlara dostluğun, kardeşliğin, sevginin ruhunu versin. Enaniyetten, tekebbürden, büyüklük hissinden makam mevki hırsından Allah korusun. Evet, tamam yarın görüşeceğiz, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler programımız bu akşam sona erdi. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü