Harun Yahya

Sohbetler (17 Aralık 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, size gönderilen bir teşekkür mektubu var. Kendisine İngilizce olarak hediye edilen Yaratılış Atlası’nı alan Saray Bosna Baş Piskoposu Vinko Pulyiç size teşekkür mektubu gönderdi. Mektubunda şöyle diyor: “Bana göndermiş olduğunuz kitabı aldım, çok teşekkür ederim. Yazarın bu kitabın hazırlanmasında sergilediği ciddiyet ve tutku beni çok etkiledi. Bu herkesin örnek alması gereken bir şey. Bu çalışmanızı sürdürmenizi temenni eder ve bu güzel kitap için minnettar olduğumu belirtirim. En iyi dikellerimle.”

ADNAN OKTAR: EvelAllah. Ellerinde o kitap varken, onları kimse yenemez. Hepsini yamulturlar. Hıristiyanlar için çok büyük bir silah bu, manevi bir silah Eskiden biçiyorlardı onları.

İşte “ayda Mikail’le şeytan çatıştı, orada meydana gelen o kraterler ondan” falan. “7 başlı ejderha var.” Göbeğinde de gaz yağı bidonu varmış, böyle bir üfürüyormuş alevler etrafı sarıyormuş. La Havle Vela Kuvvete İlla Billahil Aliyyul Azim.

Allah bize böyle görüntü olarak nefis varlıklar gösteriyor, güzel varlıklar gösteriyor. Kaderin akışı içerisinde, film şeridi gibi geliyor gözümüzün önüne. Cennet hakkında biraz kanaatimiz olsun diye Allah. Cennetten çok çok flu numuneler bunlar. Cennette bunun tam aslı-esası vardır. Ama sevgi ehli, kalp ehli anlasın diye Allah bir parça numune gösteriyor. ‘Ahiret nasıl olacak anlayın’ gibi. Cennette huriler dans eder, müzik vardır, eğlence vardır, helal olan şarap vardır helal olan. “Akılınız çelinmez” diyor Allah “baş ağrısı da yapmaz.” Mühürlü kapağı açılmamış mühürlü, “tepsilerde gezdirirler” diyor ellerinde huriler ve gılmanlar. Mesela çığırıyorsun geliyor. “Kadehlerde” diyor Allah özel işlenmiş, altınlı gümüşlü özel işlenmiş, taşlarla bezenmiş kadehlerde. Dünyada numunesi var fakat ahirette aslı olduğunu söylüyor Allah. “Bir bilselerdi” diyor Allah, “bu Benim için çok kolay” diyor Allah. “Bana soruyorlar” diyor Cenab-ı Allah “nasıl olacak” diye, “yapıyorum şu an” diyor Cenab-ı Allah “görüyorsunuz, buna gücüm yettiğine göre, bunu yaptığıma göre, onu da yaparım” diyor Allah. “Şu an yaptığımı görüyorsunuz” diyor Allah, “şu an yaratıyorum, aynı şekilde yine yaratacağım” diyor. “Buna niye şaşıyorsunuz” diyor Allah. Çünkü devam ediyor şu an.

“Size inanmamak mümkün değil” diyor Eyüp Alpöz-Eypalpz.

Deniz Doğan. Haşmet İbriktaroğlu. “Hocam, bu enerji nereden geliyor” diyor. Şimdi bizi burada konuşturan Allah, ne kadar konuşacağım belli, ne yapacağım belli. Mesela bu müzik sanatçılar geliyor da hazırlıyor. Öyle bir şey yok Allah yapıyor müziği, Allah yaratır. Müzik olur çalar, dehşete düşersin. Allah ondan hoşnut olmayı, keyif almayı, zevk almayı yaratıyor. Mesela tarif edebilir misin? Nasıl bir zevk diyorsun? Tarifi yok. Mesela benim canlarım dans ediyorlar, buraya yaklaşıyorlar, yanıma yaklaşıyorlar, çok tutku dolu, sevgi dolu bakıyorlar tarif et deseler, edemem ama çok seviyorum, çok beğeniyorum. Nasıl tarif edeyim? Cennetten numuneler.

BÜLENT SEZGİN: “Bize bunların bir benzeri gösterilmişti” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii. Bak mesela limonlu çay, Allah limonu yaratmış, limon apayrı bir şey. Kabuğu apayrı bir sanat, kabuğundan bir parça koyuyorsun çaya, nefis bir esansı var. Sıktığında böyle kabuğunu, biz çocukken oynardık kabuğuyla, fışkırıyor o içindeki su. Şekerin tadı apayrı bir şey. Çay kokusu diye bir koku var özel, hepsi topraktan oluyor. Tarif edilecek gibi değil. Kısa da bir hayat var. Bak ben 60 yaşına geldim, ne zaman 60 yaşına geldim hayret ediyorum. Daha bak akademiye kaydım duruyor. Hayret ettim, daha dün gibi akademi. Ben kuyruğa girmiştim kayıt yaptırmak için, 20 bin kişi falan girmişti, imtihana girdim 3. oldum imtihanda. Kısa sürede geçti. Bizim çocuklar el kadar çocuktular bunlar, hayret edilecek şekilde geçti vakit, geçiyor da.

Şimdi Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceğiz, Hz. İsa Mesih (a.s)’ı göreceğiz, onlar da göz açıp kapayıncaya kadar geçecekler.

Yasemin Kayıkçı; “Çok samimice soruyorum; siz kedicikler Adnan Hoca’ya harbiden aşıksınız” diyor. Evet.

“Allah aşkıyla sevdiğim Hocam, biz çalışan talebelerinize her gece çektiğimiz, Hocam saat 24’ten önce gelecek mi, azıcık görebilecek miyiz çilesi bitti değil mi?” diyor. Tamam geleyim, inşaAllah.

Niye aşık diyor? Çünkü Allah’ın tecellisini gördükleri için aşk duyuyorlar. Bendeki samimi sevme gücünü görüyorlar. O tarif edilecek bir şey değil. O candanlık, o yapmacıklık olmaması, olduğum gibi olmam etkiliyor.

GÜLGÜN GÖKTAN: Allah’tan çok korkuyorsunuz, o çok büyük bir güven veriyor.

ADNAN OKTAR: Mesela dindarlık çok etkiler, samimi dindar olmak. Bazıları samimiyetsiz dindardır, hemen anlaşılır. O, şahsı yıldırır.

BEYZA BAYRAKTAR: Hep vicdanınıza göre hareket ediyorsunuz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

AYLİN KOCAMAN: Bu saydıklarınızı Adnan Bey, her kim gelirse gelsin fark ediyor. Sizi ilk gören bile anında anlıyor bu farklılığı sizdeki.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

GÜLGÜN GÖKTAN: Dürüstlüğünüz çok etkileyici. Hiçbir zaman inanmadığınız bir şey söylemezsiniz, inandığınız bir şeyi de sonuna kadar mutlaka savunursunuz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Evet, şimdi dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey arkadaşlarımız sizi temsilen bir etkinliğe katıldılar. Fotoğraflar eşliğinde bilgi verebiliriz. Ayça Pars, Sinem Tezyapar, Burcu Çekmece ve Selda Göktan, İstanbul’da gerçekleştirilen Yarının Değişen Senaryoları, Zorlukları Anlamak ve Diyaloglar Gerçekleştirmek temalı Beşinci Boğaziçi Zirvesi’ne sizi temsilen 55 diğer ülke temsilcileriyle birlikte katıldılar. Görüştükleri kişilere sizin dünya barışı için yaptığınız ilmi ve kültürel çalışmaları anlattılar.  İş birliği yapmak üzere temaslarda bulundular. Bazı katılımcılara İngilizce İslam Terörü Lanetler kitabınızı taktim ettiler. Fotoğraflar var. Bu fotoğrafta Türk Mısır İş Konseyi Başkanı Zuhal Mansfield.

Bak modern bir hanım gayet güzel işte. Zamanında bunları yapsalar, konu bitecekti. O adam biliyor bu olayları modern hanımları ön plana getiriyor, oradan puan topluyor kendince. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Lübnan Başbakanı Necip Mikati’ye danışmanlık yapmış halen Lübnan’da Ortadoğu Olasılıkları Forumu’nda siyasi uzman olan ve Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapan Prof. Dr. Lina Haddad Kreidie’ye kitap hediye etti arkadaşlarımız. Lübnan, Suriye, Ürdün, Irak ve İran’dan sorumlu Dünya Bankası Ortadoğu Direktörü Ferid Belhaj’a kitap hediye ettiler yine. Bu toplantıda Uganda Cinsiyet ve Kültür Bakanı Rukia Nakadama Isanga’yla da görüştüler. Kendisiyle Uganda’da sizin kitaplarınız ve çalışmalarınız ışığında kültürel anlamda iş birliği yapmak üzere sözleştiler. Birleşik Arap Emirlikleri Kraliyet ailesinden ve Profesyonel İş Kadınları Derneği Kulübü Yöneticisi Şeyhe ve Doktor Hint el Kasımi’yle de görüştüler.

ADNAN OKTAR: Bak mesela bayağı modern bir hanım. Suudi Arabistan’da böyle olmuyorlar. Evet, güzel olmuş.

“28 Şubat yargı kararları birçok masum inançlı insanı zulme maruz bıraktı.” Doğru. “O dönem binlerce insan işkence gördü, zindana atıldı. 1999 yılı sonlarına doğru cezaevindeki Müslümanların birçoğuna acı verildi, ızdırap verildi” diyor. Sol mahkumlara Eve Dönüş Tufan ismi verilen operasyon, Müslümanları da Noel Baba diye adlandırıldı. Yani Müslümanları rahatsız etmeye gelen, onları üzmeye gelen Noel Baba gibi” diyor. O operasyonlarda iki Müslüman katledildi” diyor. “İşte Noel Baba cezaevi isyan davası budur. Yargılama adil olmadı. Ve o kadar insanın yakıldığı, onlarca cezaevi isyanından sadece bazı Müslümanlara ceza verildi. O da 14 yıl sonra. Mesele 28 Şubat yargı kararının kümden iptal edilmesidir. Çünkü o dönem verilen cezalar tamamen ağır operasyonlarla oluşturulan davalardır. Darbe hukuku aynen devam ediyordu” diyor. Tabii 28 Şubat dönemindeki kararlar, hakikaten bir gözden geçirilmesi gerekir. Orada bir ağır operasyonlar hakikaten oldu. Orada genç kızları hakikaten ceza evlerinde yaktılar. Birçok hapishanede baskınlar oldu, adamlar dövüldü sövüldü. Tabii yeniden bir gözden geçirilebilir bu davalar. O devirde insanları cezaevlerinde öldürdüler hakikaten. Onların hepsinin hesabı sorulsun. Genç kızlar kendini yaktılar. Bayağı bir olay oldu.

Osman Çataklı Hoca diyor ki; “ İmam Hz. Mehdi (a.s) benim evlatlarımdan 40 yaşında yüzü parlak bir yıldız gibi olan, yanağında siyah bir beni bulunan ve üzerinde iki kutvânî aba olan kimsedir. Tavrı Ben-i İsrail görünümündedir” diyor.

“Erbakan Hocamız’ı sevmeniz ve ondan bahsetmeniz çok güzel” diyor. Tabii ki herkes seviyor Hocamızı.

“İslam’ı tebliğin hiç istinasız bütün beşir tabakalara yapılması bir farzı kifaye olarak zaruridir.” Bütün beşeri tabakalara. “Yerin yüzlerce metre altında çalışan maden işçisinden, sosyetenin en uç noktası sayılan mekanlara kadar her türlü ortam ve şartlarda yaşayan insanları uygun şekilde dini tebliğe muhatap kılmak kaçınılmazdır. Yapılmadığı taktirde ümmet sorumlu olur” diyor.

“Necmettin Erbakan’ın Harun Yahya müstear adıyla yazılan kitapları Milli Görüşçülere tavsiye ettiğine bizler de şahit olduk, biliyoruz” diyor. “Televizyon programlarına çıktığında bu kitapları yanına aldığını, referans verdiğiyse herkesçe bilinmektedir. Bu kitaplar dışında Sayın Erbakan’ın tavsiye ederek referans gösterdiği kitap hiç olmamıştır.” Sadece Harun Yahya kitaplarını tavsiye etmiştir diyor ömrü boyunca, Erbakan Hocamız. “Lakin şu hususu belirtmekte fayda mülaza ediyor. Bu kitapların üzerinde Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam’ın mührü vurulmuş, olanların da ehlisünnet itikadından zere kadar bir ayrılığı hiç kimse gösteremez. Harun Yahya kitaplarının ehlisünnet ile ters düşen hiçbir yanı olmadığı halde A9 televizyonunda topluma sunuşunu İslam’a aykırı bulan çok sayıda insanların varlığı ise bir realitidir. Ancak gösterilen tepkilerin nedeni İslam’ın iyi bilinmeyişindendir. A9 ekranında izlenen yaşam tarzının toplumun büyük bir kesimi için olağan olduğu yadsınamaz. Bu yaşam tarzı içinde hayata gözlerini açan alışkanlık ve normal ortam olarak kanıksayan kesimden de Kuran hakikatlerini ve Kuran ahlakını öğrenmesi, benimsemesi için bir tebliğ ve uyarı görevi yapılması gerekir. Bu kesimlerin görür görmez yüz çevireceği, dinlemek istemeyeceği kılık kıyafetteki insanlar, onlara tebliğ yapamaz” diyor. Yani sakalla çarşafla, başörtüsüyle geldiğinde hiç yüzüne bile bakmaz diyor adam. Tebliğ yapamazlar onlar diyor. “Eğer dekolte giyen hanımlara bakıp, bunlar İslam’ı tebliğe uygun değiller diye düşünürsek, faiz yiyen, gıybet eden, zulme rıza gösteren, kesimlere de bunu çok daha şiddetli şekilde yapmak gerekir” diyor. O zaman adamın konuşacağı bir kesim kalmıyor hemen hemen. “Tesettür tartışmaları çok su götüren bir konudur.” Su götüren demeyeyim de Allah affetsin tartışılan bir konudur. “Kadının tesettürlü yaşam biçimine en çok gelenekler, görenekler ve erkek hakimiyetinin belirlediği kurallar oluşturmuştur. İslami olduğu zannedilen tesettüre ilişkin uygulamanın çoğu gelenekseldir. Örneğin cariye kadınların tesettürünün erkeklerle aynı olduğu göbek ile diz kapağı arasını örtmekten ibaret oldu fıkıh kitaplarında yazılmaktadır. Müslüman olan cariyelerin böyle namaz kılabileceği belirtilmektedir. Günümüz İslami toplumu bunu kabul edebilir mi? Etmezler. Önemli husus, Hz. Mehdi (a.s) döneminde mezhepler ortadan kaldıracak, İslami anlayış ve uygulama teke indirecek diye hadisler var” diyor. “Hz. Mehdi (a.s) döneminde hadislerden hükümler çıkarılacak olsa, mezhep birliği sağlanması mümkün olmaz. Eğer mezhepler olmayacaksa, hadislerin değil sadece Kuran’ın esas alınması kaçınılmazdır.” Bak bunu yazan yazar maşaAllah, bayağı kafalı. “Adnan Oktar ve A9 televizyonunda yaptığı tebliğ faaliyetlerine dönersek yaptığı uygulamayı eleştirmek sığlık, dar ufukluluk ve kavrayışsızlıktır. Sosyeteye mensup erkek ve kadınların ancak kabulleneceği bir tebliğ yöntemini benimsemeyenlerin kendi işlerine bakması gerekir. Harun Yahya müstear isimle yazılıp onlarca dile tercüme edilen ve dünyadaki toplumların istifadesine inanılmaz organizasyonlarla sunulan kitapları ve yayınları hayranlık duymak gerekirken bunu anlamazdan gelmek bir şuursuzluk,  akıl tutulması hatta daha da kötüdür” diyor. Etrafında milyonlarca insanın küfür, inkar ve sapıklık içinde çırpınıp Kuran hakikatlerinden mahrumiyet içinde gördüğü halde, onları hiç umursamadan sakalla bıyıkla, sarıkla cübbeyle uğraşıp kendilerini büyük mürşit zannedenler yanında Adnan Oktar’a laf etmek, izansız insanların karıdır” diyor. Bunu yazan kişi Erbakan Hocamız’a muhabbet duyan bir insan, yazar. “Birçok insan da İslam’ı kılık kıyafet diye kocaman sakal, sarık, cübbe, şalvarla dolaşmayı gerekli zannettiğinden “Müslümanlık bana göre değil, benim için imkansız” diye düşündüğü için Kuran hakikatlerinden ve imandan yoksun kalmaktadır” diyor, birçok insan. “Bu insanların İslam’dan Kuran’ın hakikatlerinden ve ahlakından yoksun kalmalarının vebali omuzlarında bulunanları sakalları, sarıkları, şalvarları, çarşafları kurtarabilir mi dersiniz?” diyor. Hakikaten yıllarca Erbakan Hocam yazdı diye inandılar Harun Yahya kitaplarına. Ben de hep destekledim “evet, Erbakan Hocam yazdı” dedim, gönüllerini almak için.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimizin faaliyetleri var Adnan Bey, onlardan bahsedebiliriz. 

ADNAN OKTAR: Kardeşlerimizin faaliyeti, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bursa’dan kardeşlerimiz Çarşamba günü evde toplanmışlar. Sohbet etmişler ve ayrıca faaliyetleri hakkında istişarede bulunmuşlar. Belçika’dan kardeşlerimiz, kitaplarınızdan dağıtmışlar. Ayrıca evde sohbet etmişler. Pazar günü İzmir Karşıyaka’da kardeşlerimiz on adet kitap ve dergi dağıtmış. Geçtiğimiz gece Ankara’da kitaplarınızın dağıtımını yapmış kardeşlerimiz. Yine Sakarya’da Akyazı ilçesinde çok sayıda A9 TV broşürü dağıtımı olmuş. 17 Aralık’ta Kozyatağı’nda diş hekimlerine, hukuk bürolarına, eczanelere ve optikçilere çok sayıda kitap ve broşür hediye edilmiş. Bugün Ankara Dikmen’de bin adet A9 TV broşürü dağıtılmış. Ramin kardeşimiz 16 Aralık tarihinde Azerbaycan’ın Samaksi ve Kobustan şehirlerinin valilerine, belediye başkanlarına, mahkemelere, savcılıklara, polis merkezlerine, mescitlere, hastanelere, okullara, kütüphanelere ve diğer birçok devlet dairesine sizin kitaplarınızdan yaklaşık 500 adet dağıtmış. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Aferin, aslan o. Aferin, hepsinin faaliyetleri bereketli, güzel hayırlı. Bayağı güzel.

Fikret Bey dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hüseyin Gülerce, Twitter hesabından hayati tehdit altında olduğunu iddia ederek şunları söyledi: “Fuat Avni son attığı twitlerde şahsımı hedef göstermektedir. Bu ismin bir şahıs olmayıp Pensilvanya merkezli istihbarat havuzu olduğu kanaati yaygındır. Yalanlara dayanarak benim savcılıkta esnaf ve iş adamlarının ismini verdiğimi, buna göre yeni operasyon yapılacağını iddia etmektedir. Bu şerefsizce bir yalandır. Pensilvanya beni hedef göstermektedir. Hayati bir tehdit altındayım. Türkiye’nin nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzu şimdi daha iyi anlıyorum. Allah korkusu kalmamış paralel yapı her türlü provokasyonu yapabilir” diye yazdı.

ADNAN OKTAR: Yok, hiçbir şey yapamazlar. Ne yapacaklar? Hocaya yönelik bir şey yaparlarsa provokasyon olarak, çok anormal bir hareket olur o, çok kuşkulu bir hareket olur. Tehdit eden değil de, üslupları çirkin hakikaten, ben gördüm bazı arkadaşların. Bu kadar pervasız olunmaz. Öfkelense bile insan öfkesini bastırır, nezaketli üslup kullanır. Çocuksu bir öfke, çocuksu bir ferahlık içindeler. Bazı şahıslar, bazı gazeteci arkadaşlar, ağzına geleni söylüyor. Bunun riskli olacağını, zarar vereceğini düşünmüyor. Hoca Efendi yıllarca cemaate hizmet etmiş, efendi bir insan, bayağı da aklı başında. Öyle provokasyona oyuna gelecek birisi değil. Bütün hayatı çileyle geçti. En kritik dönemlerde cemaati savundu. Dolayısıyla iyi günde iyi de, zor günde başka türlü, bu olmaz, asalete de yakışmaz, nezakete de yakışmaz, edebe adaba da yakışmaz. Hüseyin Gülerce’ye saygılı ve nezaketli bir üslup kullanmaları lazım. Çirkin olur böyle bir üslup. Daima efendice, daima mazlum bir üslup. Böyle çirkefleşen, saygısızca konuşan üslup hiç yakışmaz, Müslüman’a hiç yakışmaz. Tamam, eleştiriyorsa eleştirsin ama nezaket ölçüleri içerisinde, asil bir üslup gerekir. Öbürü kuşku meydana getirir, güzel değil. Gülerce Hoca da rahat olsun, bir şey olmaz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZİN: Adnan Bey siz daha yeni söylemiştiniz “Askerimiz gövde gösterisi yapsın” diye. Çanakkale 116. Eğitim Alay Komutanlığı dört bin askerimizin yürüyüşü var videomuzda. “Vatan bölünmez şehitler ölmez, Çanakkale geçilmez” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Göreyim aslanları. En az bu şekilde Mardin’de, Siirt’te, Urfa’da Kürt kardeşlerimizin gönlüne ferahlık sunması lazım asker. PKK’ya karşı onların bir kozu olduğunu, elinde bir güç olduğunu gösterelim. Askerimizin yanlarında olduğunu, onları daima koruyup kollayacağını, PKK’dan kahredici bir üstünlükte üstün olduklarını mutlaka gösterelim. Bir de silah modellerini, demode olanları değiştirelim. Mehmetçiğe eski silahlar olmaz. En gelişmiş silahlardan verilmesi lazım, tam otomatik silahlar verilmesi lazım. Bunu da dost, düşmanın görmesi lazım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Paralel yapı operasyonu kapsamında gözaltına alınan Ekrem Dumanlı ve Hidayet Karaca’nın da aralarında bulunduğu 16 kişi adliyeye sevk edilecek. Şüphelilerden eski Siirt Emniyet Müdürü Mutlu Ekizoğlu ve polis memuru Mustafa Altunbulak, cumhuriyet savcısı tarafından serbest bırakıldı.

ADNAN OKTAR: Kimler var şu an gözaltında?

KARTAL GÖKTAN: İfade işlemleri tamamlanmış şu anda.

ADNAN OKTAR: Peki mahkemeyi mi bekliyorlar?

KARTAL GÖKTAN: Evet. Hakime götürülecekler.

ADNAN OKTAR: Savcıya.

KARTAL GÖKTAN: Evet. Tutuklama istemiyle.

ADNAN OKTAR: Tutuklama talebi var. Mahkeme gerekli görürse tutuklar, gerekli görmezse bırakır. Bak büyük bölümünü bırakmış. Hayırlı olsun, o kadar sarsıcı bir olay değil, tedirgin olacak bir şey yok.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Diyarbakır’da bir süre önce binasına Kürdistan bayrağı asmasıyla gündeme gelen Kürdistan Gençlik Hareketi Derneği, bugün Diyarbakır sokaklarında sözde Kürdistan bayrağı dağıttı. Yapılan açıklamada “bayrağın bir yerde dalgalanması, orada egemen güç olma anlamına gelir ve bayrağın kendisi de bağımsızlığın işaretidir” denildi. Ayrıca yine Diyarbakır’da Demokratik Toplum Kongresi geçen hafta sonu yaptığı toplantıda, bölgedeki tüm belediyelerin ana dilde eğitim yapması, kreş ve anaokulları açma kararı aldı. Bayrakların dağıtılması sırasında çekilen resimler de vardı, uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Kendilerini herhalde böyle doyuma ulaştırmaya çalışıyorlar. Psikolojik etkileniyorlar anladığım kadarıyla, bayrak falan. Türkiye’de tek bayrak var. Türk bayrağının dışında bayrak olmaz. Ama şirket bayrağı, flamalar oluyor. Onların şirketinin de öyle bayrağı, flaması varsa, şirket bayrağı olarak gezdiriyorlarsa, o ayrı mesele. Bütün devlet dairelerinde Türk bayrağı olduğuna göre, bütün askeri tesislerde Türk bayrağı olduğuna göre, onların gösterdiği bayrağın bir geçerliliği yok. Kendilerini kandırıyorlar. O bayrakların kısa sürede geçersiz hale geldiğini görürler.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: PKK’nın Kandil’deki liderlerinden Cemil Bayık, Alman Die Zeit Gazetesi’ne verdiği demeçte “IŞİD’in halifesi El Bağdadi değil, Erdoğan’dır” diyerek, Cumhurbaşkanımıza ağır suçlamalarda bulundu. Türk hükümetini IŞİD ile yoğun ilişkiler içinde bulunmakla suçlayan Bayık, IŞİD ve Özgür Suriye Ordusu içinde Türk özel güçlerinin bulunduğunu iddia etti. Bu güçlerin resmi görevli olmadığını ve PKK’ya karşı savaştığını öne süren Bayık, “Türkiye artık düzenli orduyla bize karşı bir savaş yürütemez ama bu özel güçler yoluyla yürütebilir” dedi.

ADNAN OKTAR: Laf mı o? Tabii ki Milli İstihbarat Teşkilatı’nın elemanları her yerde görev yapıyorlar. Şu an Kandil’de de var MİT elemanları. Cemil Bayık’ın burnunun dibinde olan var. Ensesinde soluğunu hissettiren MİT elemanları var. IŞİD içinde de tabii ki Milli İstihbarat Teşkilatı’nın elemanları olur. Bunda şaşıracak bir şey yok. Her örgütte, her yapılanma içerisinde olur MİT elemanı. Devlet güvenliği için oluyor. Ama IŞİD yüzbinlerce insandan oluşuyor. Orada bulunan MİT elemanlarının sayısı bir avuç, çok az, istihbarat amaçlı bulunuyorlar. Dolayısıyla Cemil Bayık’ın o derece panik olmasına gerek yok. Eskiden, evet o tip şeyler oluyordu. Gerillaya karşı kontrgerilla kurulmuştu. Gayri nizami bir harp olduğu için, ona gayri nizami harple cevap veriliyordu. Ama o çoktan lağvedildi, çok zaman oluyor. Dolayısıyla şu an bir kontrgerilla faaliyeti yok. Bıraksın şimdi o hikayeleri bize. Türkiye son derece şefkatli, adil, makul yaklaşıyor, sevecen yaklaşıyor. Yoksa istese tabii ki kontrgerilla faaliyeti yapabilir ve iflahlarını da keser Türkiye istese. Dağı taşı cehenneme çevirir istese ama yapmıyor, yapmayacak, yapmaması lazım. Şefkatle, akılla, ilimle, irfanla yaklaşması gerekiyor. Biz dehşet ve şiddet istemiyoruz. Kan istemiyoruz. Milletin istemediğini Türk ordusu zaten yapmaz. Türk ordusu son derece şefkatli zaten, merhametli yani kılı kırk yarıyorlar aman aman aman diyorlar yani böyle.

Evet, başka neler var?

KARTAL GÖKTAN: “Türk hükümeti, Öcalan’ın önerilerini kabul etmezse, bunu savaşa hazırlık olarak değerlendiririz” diyor Cemil Bayık.

ADNAN OKTAR: IŞİD bunu fellik fellik arıyor. Mağarada saklanıyor. O mağaradan o mağaraya, o mağaradan o mağaraya. İran’da diz çökmüyor musunuz? Çöküyorsunuz. Hazır ola geçiyor musun? Geçiyorsun. Rükû vaziyette duruyor musun İran askeri makamına karşı? Duruyorsun. Ayaklarına kapanıyorsun. Kadın kıyafetiyle sizi oynatıyor İran askerleri, hep her türlü rezilliği kabul ediyorsunuz, Türk askerinin karşısına gelince de oturup kabadayılık yapıyorsunuz. Çok kızdırıcı bu, çok edepsizler yani.

AYLİN KOCAMAN: İki yıldır Adnan Bey, hiç durmadan tehdit ediyor.

ADNAN OKTAR: Sürekli tehdit ediyor. Delikanlıysan çık bir görelim neyin nesisin?

 AYLİN KOCAMAN: “15 gününüz kaldı” falan, “zor tutuyorlar buradakileri.”

ADNAN OKTAR: “Son hafta” bilmem ne.Koptu kopacak. Yattı yatacak” falan. Türkiye, İran gibi davranmıyor bak. İran gibi davransa, oradan öyle çemkirmez. Şımarmasının nedeni, Türkiye’nin şefkatli davranması. Oturmuş “özel kuvvetler” bilmem ne. Özel kuvvetler devreye girse, senin iflahını keserler. Kimsenin öyle bir şeye niyeti yok. Ama MİT her yerde görev alıyor, mecburen görev alıyor. Ne yapsın yani? Bir yerde bir şey olduğunda, tabii ki istihbarı olarak öğrenmesi gerekiyor. MaşaAllah, hakikaten son yıllarda özellikle MİT çok başarılı. Yani MİT’in haberi olmadan bir toplantının yapılması adeta imkânsız hale geldi. MaşaAllah bu PKK olsun, diğer işte IŞİD şu bu falan feşmekan. Yani diyeceğim o ki İran’a kabadayılık yapamadığına göre, İran’ın karşısında, askerlerin karşısında kadın kılığında oynadığınıza göre, artistlik yapacak haliniz kalmamış. Bıraksın bunları. Yiğitliği varsa çıksın IŞİD’in karşısına, çıksın İran’ın karşısına. Çıkamadığına göre bitti. Zavallılığın kabul edilmiş durumda. Mağaradan mağaraya geçebiliyorlar, otlara falan bürünerek. Zannedersin meşe ağacı gidiyor. Böyle her tarafına ot sarmış. Bir ağaç düşünün, ağaç mesela bir yirmi metre gidiyor duruyor ağaç. Otuz metre gidiyor gene duruyor ağaç. Yani havadan yakalanmayı engellemek için kendi kafasına göre böyle kuştrik yöntemler. Sen öyle ota sarılarak kurtulacağını zannediyorsun. Bak ben detay veriyorum sana, demek ki haberimiz var. Beni konuşturma şimdi.

KARTAL GÖKTAN: Amerika’dan ve Avrupa’dan medet uman bir konuşması olmuş; “Amerika bizim müttefikimiz” diyor “Kobani’de.”

ADNAN OKTAR: Hani komünisttiniz, hani Stalinist’tiniz? Amerika kapitalist, nasıl anlaşıyorsun onlarla? Rüzgâr nereye giderse, onlar da o tarafa dönüyorlar.

KARTAL GÖKTAN: “Kürtler olmadan Amerika Ortadoğu’da bir politika devam ettiremez” diyor.

ADNAN OKTAR: Akıl veriyor. Kürt’ler bizim, benim insanlarım, benim annelerim, benim kardeşlerim. Sen Kürtlerin adını ağzına almadan önce, o ağzını otuz kere çalkalayacaksın ırmak suyuyla. Gerçi ırmak da zehirlenir de. Kireçli suyla ağzını yıkaman lazım mikrobu kırılsın diye. Durup durup Kürt kardeşlerimizin adını ağzına almasın. Kürtler dindardır, efendidir, terbiyelidir, nezihtir Allah’tan korkar. Asildir, soyludur.  Siz, üçkağıtçı, kaltaban, karaktersiz adamlarsınız.  PKK; Pislik, Kahpe, Kalleş. Kürt; onurludur, asildir, nurludur, soyludur. Kürt kardeşlerimiz de ne inine yanaşın, ne yanına yanaşın, ne göz göze gelin.  

“Hayırlı geceler Hocam, ben Diyarbakır’dan” ismini vermiş olmaz. “Hocam eğer herkes sizin gibi bu alçak PKK’nın yaptıklarını bağırsaydı, haykırsaydı ne olurdu?” diyor. Ne olurdu? Güzel olurdu tabii. İşte yol gösteriyoruz inşaAllah.

AYLİN KOCAMAN: Tam sizin demenizin üstüne Kürt kardeşimizden mesaj geldi Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Fok yavrularına işkence yapan, var mı öyle birisi?

BEYZA BAYRAKTAR: Var.

ADNAN OKTAR: Hayvanlara yapılan işkence ahlaksızlıktır, zulümdür. Hatta Cenab-ı Allah, devenin ayağını kesiyorlar, hayvana işkence yapıyorlar, Allah kavmi helak ediyor. Kesip sonra öldürüyorlar hayvanı, ayaklarını kesiyorlar. İşkence yaptıkları için, hayvana zulmettikleri için Cenab-ı Allah o kavmi helak ediyor. Kuran’da ayet var, hayvana işkencenin hükmü çok ağırdır. Düşün, kavmi helak ediyor Allah. Allah’ın gazabına duçar olurlar.

Tayyip Hocam, böyle ahlaksızlara da birkaç kelime bir şey söylese çok iyi olur. Bir de önlemler artırılması lazım. Vatandaş da çok uyanık olsun. Bir de böyle adamlar deşifre olsun, yayınlansın resimleri, halk tanısın bunları. Israrla bundan kaçınıyorlar ben anlamıyorum tanıtalım bu adamları.

Leyla Hanım’ın çocukları çok şekerler görebiliyor muyum ben? MaşaAllah aslanlar onlar aslanlar. Allah ömürlerini uzun etsin.

“Lazların da bir bayrağı olsun” diyen BDP’li vekile, Laz Kültür Ve Dayanışma Derneği’nden cevap; “Bizim zaten bayrağımız var” diyor. “Hatta şu an Anıtkabir’de kırmızı beyaz öyle güzel dalgalanıyor ki, izlemek isterseniz sandalye hediye edebiliriz” diyor.

Evet, genellikle iltifat sevgi ve muhabbet ifadeleri var.

Fikret Bey dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün Konya’da yaptığı konuşmada Başbakan Davutoğlu’nu çok güzel sözlerle övdü. Şunları söyledi; “Merhum Erbakan Hocamız’ın ardından Konya bir Başbakan daha çıkarmış oldu. Hamdolsun Sayın Başbakanımız çok büyük bir azimle milletin emanetini hakkıyla taşıyor. Konya’nın dualarıyla her zaman Başbakanımızın bizim arkamızda olacağına gönülden inanıyorum. Rabbim muhabbetimizi daim etsin, inşaAllah” dedi.

ADNAN OKTAR: Bu konuşma güzel, çok güzel olmuş. Şimdi güzellik birdi, ikiye çıktı. Tayyip Hoca güzel bir insan. Yani halis bir Müslüman, dava adamı, misyon adamı. Arkasından Davutoğlu, mesela o nötr bir insan olabilirdi, daha önce oluyordu öyle. Nötr başbakanlar geliyordu, öyle idare ediyorlardı. Bir dava adamı daha. İki kanatlı oldu, şahane oldu, bayağı güzel.

Şimdi dinliyoruz Fikret Hocamız’ı.

KARTAL GÖKTAN: Kürt siyasetinin önemli bir ismi olan ve yirmi yıldır siyasi yasakları nedeniyle yurt dışında yaşayan Zübeyir Aydar; “Ordunun Türkiye’de yeniden güçlenmeye ve medya üzerinde de belirleyici olmaya başladığını” iddia etti. “Hükümetin önünde MYK da ‘bırakın biz PKK’yı yok edelim, elimizi serbest bırakın’ diyorsa, hükümete kumpas kuruyordur. Bunlar darbecidir, çünkü ordu bunu yapamaz. PKK’yı imha edeceğiz derken ekonomi çöker, yeniden 90 konseptine dönülür. Bu süreç Erdoğan’ı tasfiyeye dönüşür. Bu tezleri dile getirenler Türkiye’yi Balkanlaştırmak istiyorlar” dedi.

ADNAN OKTAR: O zaman Hocanın dediğini dinleyelim. PKK’ya hiç laf söylemeyelim, hiçbir şey söylemeyelim. Evet, kurtuluş yolunu göstermiş. Ordumuz bizim delikanlıdır. Koydu mu oturtur, sekiz takla attırır ama şefkatli ve merhametli olduğu için bir şey demiyor. Bak dedim, en fazla 48 saatte un ufak eder. Ama kan akmasın, can yanmasın diye temkinli dikkatli olarak duruyorlar. “Türk ordusu güçlendi” diyor yani tebrik ederim, bunu fark etmiş olman güzel. Kahredici bir güce yükseldi. Acayip eğitimli askerler. Yeni gelen silahlar çok amansız. Makine Kimya’nın yeni geliştirdiği silahlar çok amansız. PKK başına gelecekleri biliyor böyle bir durumda. Ama biz illaki şefkat, merhamet, sevgi diyoruz. Aman kan akmasın, aman kan akmasın. Yoksa ordu bunların arasına girdiğinde, bunlar yaban kazı gibi bağıra bağıra kaçışırlar. Yani Türkiye’yi böldürtmeyeceğimizi bilecekler. Ben PKK için söylüyorum.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Selahattin Demirtaş yaptığı konuşmada: “Türkiye bölünmeye gidiyor” iddiasında bulundu. “Türkiye artık bu şekilde gitmez, gidemez. AK Parti iktidarı dört yıl daha bu ülkeyi yönetirse, ortada Türkiye diye bir şey kalmayabilir. Paramparça olacak ve ortaya büyük bir iç savaş, büyük bir karmaşa tehlikesi çıkacak. Bizler gerçek barışı inşa edemezsek, el ele veremezsek, burayı Suriye’ye çevirecekler. Suriye gibi her gün insanların birbirini boğazladığı bir ülkeye dönüştürecekler” dedi.

ADNAN OKTAR: Türkiye’de ana fikir, Türkiye’nin bölünmemesi yönünde. Yani yüzde doksan dokuz budur. Tek devlet, tek bayrak, tek millet. Kürt kardeşlerimiz de aynı görüşte, biz de aynı görüşteyiz. Dolayısıyla böyle bir olayda, Allah vermesin gönül istemez ama yüzde doksan dokuza karşı yüzde bir olacak. En fazla kırk sekiz saatini alır ordunun böyle bir şey. Türkiye’de bir kere düzenli, cesur, akıllı, kaliteli, modern silahlarla donatılmış bir ordu var. Cesur, akıllı polis var. Cesur, akıllı, jandarma var. Kardeşim sen ne olacağını biliyorsun. Ne bölünmesi? Türkiye’yi bölecek adam daha anasından doğmadı. Ama Suriye’de çeşit çeşit fikirler var. Güçsüz bir ordu var. Halkını sevmeyen bir ordu var. Ezik, zayıf, küçük küçük gruplar var. Yüzlerce grup var. Ama Türkiye’de öyle bir şey yok ki. İki grup var; bir Türkiye’yi bölmek isteyen yüzde birlik kalleşler, bir de Türkiye’nin bütünlüğünü savunan yüzde doksan dokuzu Türkiye’nin sahipleri var. O yüzde birlik kalleşler de, civar ülkelerden falan destekle ayakta duran civar ülkelerin adamları. Dolayısı ile böyle bir şeye kimse mahal vermez. Selahattin Hoca’nın gönlü çok rahat olsun, rahat rahat uyusun. Bölmeye kalkanın kolunu bacağını kırarız, ilimle irfanla, kanunla hukukla. Kimseye de dangalaklık yaptırmayız, gönlü rahat olsun.

Kadir; “Ha ha ha. Süperdi bu Cemil Bayık’a ve PKK’ya ayar üstüne ayar.” Doğru söylüyorum tabii. Mağaradan ota sarılı olarak çıkıyor, böyle çalı meşesi zannedersin bir yerden bir yere giderken. Doğru değilse söylesin. Özel istihbaratım var, istihbaratıma hakaret istemem. Bu durumda sen nasıl kabadayılık yapıyorsun? O mağaradan o mağaraya, o mağaradan o mağaraya.

“Sayın Hocam, gündemi sıcak tutmanız ve önemli konulara ilgi çekmeniz bizi sürekli size bağlıyor.” Mustafa Beklemez.

Bir hanım kardeşimiz; “Hocam, sizi ve Osman Ağa müziği ve dans eden hanımların oynamasını çok beğeniyorum” diyor. Osman Ağa, önemli bir parça.

“Bizim tek bayrağımız var, bu topraklara Türk bayrağı dışında bayrak olmaz.” “Hocam, bunu alkışladığınız güç sahiplerine önce söyleseniz keşke.” Tayyip Hoca’yı mı kastediyor? Tayyip Hoca ne diyor? “Tek devlet, tek bayrak, tek millet” demiyor mu? “Tek vatan” demiyor mu? Ne alaka? Tayyip Hoca onun alasını biliyor ve alasını da uyguluyor. Dinlemiyorlar herhalde Tayyip Hoca’nın ne konuştuğunu.

AYLİN KOCAMAN: Şu yerel seçimler boyunca gittiği her ilde bunu mutlaka söyledi.

ADNAN OKTAR: Evet.

Yüksel, senin bayrak çakma bayrak. Türk bayrağı gerçek bayrak. Çakma bayrak olmaz. Çakma bayrak geçerli olmaz.

Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Orhan Miroğlu, Selahattin Demirtaş’ın sözlerini Haber Türk’te değerlendirdi. “Selahattin Demirtaş’ın AK Parti’ye haksızlık yaptığını” söyledi. “AK Parti’nin iktidar olmadığı bir ülkede hiçbir siyasi parti Öcalan’la görüşmeleri yeniden sürdürmeye olumlu yaklaşmaz. Sayın Kılıçdaroğlu’na sordular; ‘İktidara geldiğinizde siz Öcalan ile bu görüşmeleri sürdürür müsünüz?’ dediler. ‘Hayır’ dedi. ‘Çözümün yeri meclistir’ dedi. “Ama çözüm İmralı’dan da, Kandil’den de geçiyor. Bunun dışında bir çözüm olmaz” dedi.

ADNAN OKTAR: İmralı’dan, Kandil’den teğet geçiyor. Onu kafaya takmasın. Oradan bir şey çıkmaz. Kandil’de it kopuk var, eşkıya var. Orada da mahkum bir adam var. Buralardan teğet geçer. Meclistir asıl yeri, doğru söylüyor Kılıçdaroğlu.

Damat var mı başka anlatacakların?

KARTAL GÖKTAN: Var Adnan Bey, uygun görürseniz. Hukukçular Derneği Üyesi Cüneyt Toraman; “Özellikle Ergenekon Davası döneminde hükümetin yargıya güvendiğini, çünkü hükümeti koruyan bir tavrı olduğunu, bu nedenle cemaatten bile olsa pek çok yargı mensubunun kritik noktalara atıldığını” söyledi. “Ancak cemaatin yargı içinde bu derece geniş çaplı kadrolaştığının daha sonra anlaşıldığını” öne sürdü. “Yargıtay’a 160 hakim atanmış, bunların 151’i cemaattenmiş. Danıştay’a 60 yüksek hakim atanmış, bunların da 50 küsuru cemaattenmiş” dedi. “Bunların tümünün daha sonra ortaya çıktığını ve hükümetin bu nedenle yargıyı temizleme operasyonları yaptığını” söyledi.

ADNAN OKTAR: Temizleme falan çok ürkütücü ifadeler. Bunlara ne gerek var? Barışsınlar, dost olsunlar, ahbap olsunlar, herkes görevine devam etsin. Sanki böyle garip adamlarmış gibi. Onlar da Müslüman insan evladı. Ne var? Yani acayip bir şey. Bütün mesele makul, tutarlı, sevecen olmaları, enaniyetli, kibirli olmamaları, bir de siyasete karışmamaları. En önemli konu bu. Siyasete karışmazlarsa konu biter. Yani bu insanlardan istifade etmek lazım. Ona at, buna at, şuna at. O zaman PKK’nın ekmeğine yağ sürülmüş oluyor. Komünistler, şunlar, bunlar herkes sızar o zaman. Böyle alim bir kadro yetiştirirlerse ne güzel. Onları olumlu hale getirelim. Tek şart, siyasetle bağlantıları olmasın. Siyaset üstü olsunlar. Çok çok başarılı olurlar. Herkes sever. Orada yanlış bir strateji uygulandı. Siyasetin içine girdiler, iş karıştı. Yoksa ne alakası var?

Tamam, bugünlük bu kadar yeter, yarın devam edelim, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler programımız bu akşam sona erdi. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü