Harun Yahya

Sohbetler (25 Aralık 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler programımıza başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: Başkanlık modeli çok tehlikeli. Mısır’da başkanlık sistemi vardı, çöktü. Suriye’de vardı, çöktü. Irak’ta vardı, çöktü. Amerika vardı, Amerika mahvoldu. Dünyanın neresinde varsa, bir uğrusuzluk getirdi başkanlık sistemi. Parlamenter sisteme her zaman denge oldu, bu bir gerçek. Başkanlık süper tehlikeli bir şey. Federasyon için de kapı açılmış olacak böyle bir sistemde, her yönüyle tehlikeli. Tayyip Hoca’nın da başını belaya sokarlar, çok tehlikeli bir şey. Bu sistem baya güzel. İkiye bölünmüş durumda dikkat. Başbakan birinci sınıf gerçek başbakan. Cumhurbaşkanı da gayet başarılı gayet güzel de yönetiyorlar. Ama öbür tülü bütün şimşekler Tayyip Hoca’nın üstüne çekilecek ve Ortadoğu’nun bataklığına sürükleniriz. Türkiye mahvolur öyle bir şeyde. Nerede başkanlık sistemi varsa, derin devlet orada. Anında derin devlet çöküyor işin içine. Başkanları mahvediyorlar, her yerde sürünüyorlar. Bu Sanhgay ekibi üyeleri, genellikle hep başkanlık sistemleri ve hepsinde mafya hakimiyeti var ve diktatörlük var. Diktatörlük getirir, baya tehlikeli. Ben başkanlık sistemini kabul etmezsem kimse kabul etmez söyleyeyim. Kabul etmiyorum. Tayyip Hoca açısından da çok tehlikeli. Tayyip Hoca’nın başını belaya sokmak için bir sistem gibi görünüyor, aman. Ne gerek var? Gayet sakin güzel bir sistem var, tıkır tıkır gidiyor. Yerel yönetimlerin güçlenmesi, Türkiye’nin paramparça olması demektir. PKK ondan sonra da onun arkasından devlet ilan eder. Bunun usulü budur zaten, önce federasyon, arkasından bağımsızlığını ilan eder. Baya tehlikeli olur.

PKK ile ilgili bir film seyredelim, sonra sazlı sözlü devam ederiz.

BÜLENT SEZGİN: Evet videomuzdan sonra programımız devam edecek.

VTR-Teröre Çözüm, Özerklik ya da Federasyon Değil, İslam Birliği.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Cuma akşamı saat 20:00’da Birlik Zamanı programı var kanalımızda. Aylin Atmaca’nın konuğu Türkiye Astsubay Sendikası Genel Başkanı Doçent Doktor Ahmet Zengin.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Aferin aslanımıza. Doçent doktormuş aynı zamanda, iyi, çok güzel. Dinleriz hocayı.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İç savaşta yaklaşık 200 bin insan öldüğü ve 4 bine yakın kişinin de göç etmek zorunda kaldığı Suriye’de Esad yönetimiyle Birleşmiş Milletler yetkileri arasında göçmen kuşların güvenli bir şekilde göç etmesi için protokol imzalandı. Bu imza büyük tepkiye neden oldu. Böyle bir ortamda böyle bir konu için imza atılması.

ADNAN OKTAR: Yani Müslümanları hayvanlardan daha aşağı gördüklerini vurgulamaya çalışıyorlar. Kepazelik paçadan akıyor. Ama şikayet etmeyle bir şey olmaz yapılacak şey; Hz. Mehdi (a.s)’ı aramak, İslam aleminin birleşmesi, İttihad-ı İslam’ın oluşması, barış, sevgi, muhabbet ruhuyla meseleleri halletmek. Yoksa intikam, dehşet ruhuyla filan ortaya çıkmak, bu olmaz. Bundan bir netice alınmaz.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Antalya Valiliği, kentte kalan 1500 Suriyeliye 15 gün içinde şehri terk etmelerini isteyen bir tebligat gönderdi. Antalya Valisi, “Suriyelilerin kentte kalıcı olmaması planlanıyor” dedi.

ADNAN OKTAR: O zaman Antalya’da, yakın yerlerde veyahut uygun yerlerde, sıcak, uygun yerlerde çadır kent oluştursunlar. Antalya Valiliği bunu yapsın.

BÜLENT SEZGİN: Vali Türker Türköne; “Suriyelilerle ilgili genel politikasına ters düşmek istemediklerini “söylüyor. “Yeter ki düzgün dursunlar. İşlerini yapsınlar. Dilencilik gibi asayişi ilgilendiren çeşitli olaylara karışmasınlar.”

ADNAN OKTAR: Onlara iş ayarlasınlar. Hanımlara el işleri öğretebilirler, beyler tarımda görev alabilirler. Her şeyde yardımcı olurlar. Yol göstermek, imkan sağlamak lazım. “Sen kendin iş bul” dersen, adam Antalya’da ne iş bulsun? Zor bir şey değil ki. Onlara çadır kent oluşturulsun, pratik, kolay yapabilecekleri işler de gösterirsin. Kendi kazançlarını temin ederler. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Ali Bulaç, üstü kapalı olarak Büyük Ortadoğu Projesi’nde Ak Parti’nin bölgede Kürdistan kurulması doğrultusunda kullanıldığına dair bir yazı yazdı; “Bu projeye göre Öcalan’ın kontrolünde olmayan bir Kürdistan hedefi var. Suriye’de Amerikan hava kuvvetleri ve Türkiye’nin lojistik desteğiyle kurulan üç kantonun korunması da bu hedefe yönelik. Bir türlü mahiyetini anlayamadığımız yerel yönetimlerin güçlendirilmesi mi, yoksa federasyon mu olduğunu anlayamadığımız özerklik söylemleri de bu hedefe yönelik” dedi.

ADNAN OKTAR: Biz buna karşıyız. Tayyip Hocam’ın da ifadeleri açık. Yani haysiyetine, şerefine düşkün bir insan. Sürekli söylüyor; “tek bayrak, tek millet, tek devlet” diyor. “Aksini hiç kimse düşünmesin” diyor. Artık bunun üstüne bir söz olmaz. Yani şu ana kadar böyle bir şey yapamadıklarına göre, yapmadıklarına göre, bundan sonra da olmayacak demektir. Tayyip Hoca karşı olduğuna göre, Başbakan karşı olduğuna göre, ben karşı olduğuma göre, konu bitmiş demektir. Millet karşı olduğunda, konu bitmiş demektir. Ama tabii böyle uyarılar iyi oluyor. Böyle hatırlatmalar, Amerika’ya bir uyarı mahiyetinde faydalı.

“Alem delikanlı görsün” diyor, “Heyt aslanım benim, maşaAllah. Yalnız o ceket ile gömleğin durumu nedir?” Yalnız istediği çok önemli bir şey. Diyor ki; “ayakta sizi Ankara havalarında görmek isteriz” diyor.

KARTAL GÖKTAN: Yer yerinden oynar herhalde.

ADNAN OKTAR: Devrim, olay.

DİDEM RAHVANCI: Heybetinizi görseler mahvolurlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

PKK, her gün 4 saat Stalinizm, Marksizm, Darwinizm ve materyalizm üstüne ders alıyormuş. PKK elemanları, günde 4 saat. Siyasi eğitim 13’ten 17’ye kadar “serbest saat” diyor, “yatış” diyor. Programları böyle. “Kahvaltı” diyor. 4 saat Stalinizm, Marksizm, Darwinizm, materyalizm üstüne her gün kesintisiz ders alıyorlar. Devlet çıkıp Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğini anlatması gerekmiyor mu? Marksizm’in geçersizliğini anlatması gerekmiyor mu? Onların verdiğini karşı eğitimle boz. Yapmıyorlar. Bak, kaç yıldan beri adeta yalvarıyorum yani. Bak, “bunu halledelim, bu konuyu kökten çözecek” diyorum. Dinletemiyorum. 4 saat eğitim ne demek? Her gün PKK 4 saat Darwinizm, materyalizm, Marksizm, Stalinizm dersi alıyorlar. Kendileri söylüyorlar.
Damat anlat.

KARTAL GÖKTAN: Tayland ve Çin, yasa dışı göçmenler ve terör konusunda anlaşmaya vardı. Ve illegal göçmenlerin geriye yollanması konusunda mutabakat yapıldı.

ADNAN OKTAR: Zulüm bunlar zulüm. Geri göndermek, şu iş mi? O gönderiyor, öbürü denize atıyor. Öyle sevgi olmaz. Bu ne Çin’e yakışır ne Tayland’a yakışır. Çok zalimce bir karar. Öyle diyeceğine, onlara iş imkanı sağlarsın, giyecek, yatacak yer temin edersin, barınacak yer temin edersin. Ne kadar egoistçe ve zalimce bir ifade. Adam sana gelmiş, aç, perişan. Niye geri gönderiyorsun adamı?

KARTAL GÖKTAN: Çin’e iade edilecek 200 kardeşimiz ama iadeleri durumunda asılmaları da gündeme gelebilir.

ADNAN OKTAR: Şimdi Efe açıklama yapar, Tayland titrer. İnşaAllah. Efe tekti, 2 tane oldu şimdi. 2 Efemiz var. İyi. Ama Başkanlık sistemi olursa olmaz. O zaman Başbakanın konumu çok zayıf olacak. Şu an gerçek Başbakan. O zaman çok acayip olur.

AYLİN KOCAMAN: Tayland da Adnan Bey bildiğiniz gibi, Rohingya Müslümanları yani Myanmar’dan kaçan Müslümanların sığındığı bir yer ama oradan geri gönderiyorlar sürekli Müslümanları.

ADNAN OKTAR: Ona Tayyip Hocam demeç üstüne demeç versin. Çok korkar onlar. Türkiye’nin gücünden çekinirler. İslam ülkelerine de eğer sözü geçiyorsa, onlara da söylesin. Yani uyarı çok etkili bir şeydir. Türkiye istemiş Tayland’dan ama Çin “bu tarz kaçak göç vs. gibi konuları meşru göstermesin kimse. Türkiye karışmasın” demiş. Şimdi onun öyle demesi önemli değil. Türkiye azarlasın. Çin’i azarlarsın. “Gönder bana, asacağım” diyor. Ne demek bu?

Orhan Akın; “Hocam, bizi bilinçlendirip aydınlatıyorsunuz. Derin bilginiz ve esprili yönünüzle anlatımınız, anlatılmaz bir duygu. Hem göze, hem kulağa hitap ediyorsunuz” diyor. MaşaAllah, elhamdülillah.

Ali Pakdemir; “Adamlara özerklik sözü verilmiş. Şimdi de katili cezaevinden serbest bırakma sözü verilmiş.” Şimdi hadi farz edelim, bir politik manevra olarak birileri bir şey söylemiş olsun. Yani şimdi nasıl söyleyeyim, biz Güneydoğu’da herhangi bir bölgeyi teslim etmeyiz. Benim orada annelerim var, kız kardeşlerim var. Kürtler asildir, soyludur, namusuna şerefine düşkün insanlar. Çok onurludurlar. Ben onlara kabadayılık yaptırmam. İtlik yaptırmam. Çakallık yaptırmam, her ne pahasına olursa olsun. Benim annelerim, bacılarım kardeşlerim, Kürt annelerim, Kürt bacılarım, Kürt kardeşlerim orada rahat yaşayacak. Bölünme filan yok. Özerklik. Söz verildiyse, sözden vazgeçtik kardeşim. Bu kadar açık yani. Adamı illa konuşturmayın. Söz verilmiş de olabilir, yapmıyoruz. Yaptırtmıyorum. Müsaade etmiyorum. Birisi yanlışlıkla söz vermiş olabilir. Ben de bu sözün uygulanmasını istemiyorum, vazgeçtik. Yani onlar adına vazgeçildiğini söylüyorum. Demiş olabilirler. Ben de “öyle bir şey olmayacak” diyorum. Konu bitti, bu kadar basit yani.

Şimdi kardeşim acayip bir izleme var. Nedir bunun hikmeti?

DİDEM RAHVANCI: Sizin hikmetli anlatımınız ve samimiyetiniz, aklınız, olayları yorumlama şekliniz, herkesin çok fayda aldığı bir şey oluyor.

AYLİN KOCAMAN: PKK’ya karşı kararlılığınız.

ADNAN OKTAR: Ben PKK’ya her şeyi söylerim; pislik, kahpe ve kalleşler.

AYLİN KOCAMAN: Ve hepsine delil vermiştiniz bütün söylediklerinize.

ADNAN OKTAR: Adamların pisliği tescilli, kahpeliği de, kalleşliği de tescilli. PKK nedir diye hep merak ederdim. Araştırdım, anlamı; pislik, kahpe ve kalleşmiş. O merakımızı da gidermiş olduk.

Ne yapsak, ne etsek? Biz şimdi kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler programımız bu akşam sona erdi. Yarın tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü