Harun Yahya

Sohbetler (27 Aralık 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Efendim hoş bulduk. Mustafa Üstün Hocamız da burada. Mübarek evliya. Allah ilmini artırsın, Allah nurunu artırsın.

Hocam dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cizre’nin Nur Mahallesi’ne inen bir grup PKK’lı dün gece 03:00’te trafoları devre dışı bırakıp elektrikleri kestikten sonra uzun namlulu silahlarla dindar olarak bilinen Hüdapar’lı kişilerin evlerini taradı. Ardından aralarında hamile kadın ve çocukların olduğu üç ailenin evini ateşe verdi. Saldırıya uğrayanlar polisi aradılar. Ancak polis mahalleye girilemediğini belirterek bu kişilere evlerinden çıkmamalarını söyledi. Olaylarda üç kişi hayatını kaybetti. Bu kişilerden biri 65 yaşında bir Hüdapar yöneticisinin babası. Bir diğeri PKK’lı. Diğeri ise 15 yaşında ama hakkında henüz net bir bilgi yok. Altı kişi de yaralı. Bölgedeki dindar vatandaşlar bu gece bir katliam yaşanabileceğini ve devletin müdahale etmesini istiyorlar. Bülent Arınç da, “şu an orada asayiş sağlanmış durumda” şeklinde bir açıklama yaptı.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğraflar da vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Bir kere vatandaşın 24 saat korunması önemli. Buralar tehlikeli yerler. Polis oralarda karakol oluştursun. Küçük karakollar oluşturabilir. Güvenlik noktaları oluşturması lazım. Zırhlı birçok araç var, onlarla da orada nöbet tutabilirler. Bir de koruculuk sistemi daha geliştirilebilir. Şimdi korucu sayısı çok az. Korucu sayısını iyice artırabilir. Devletine bağlı, vatanına, milletine bağlı, bayrağına bağlı, dindar, aklı başında orada milyonlarca vatandaşımız var. Bir de it-kopuk PKK’lılar var. Şimdi PKK’nın silahı var, dürüst, efendi insanların silahı yok. Devlet ruhsatlı silah dağıtsın vatandaşa. Böyle riskli bölgelerde güvendiği, kişiliğine, ahlakına, şahsiyetine herkesin itibar ettiği insanlara devlet ruhsatlı silah versin. Vatandaş da bu imkanlar olursa PKK böyle bir azgınlık gösteremez. Bir de kalleşlikleri çok azgınca yine tezahür etmiş, elektriği kesiyor. Yani göğüs göğse bir mücadeleye yine yanaşmıyor. İlla kahpelik olacak. Uzun namlulu silah, yani göğüs göğse yaklaşmıyor.

Şimdi halk eğer korunmadıklarına dair kanaat gelirse maazAllah o zaman kendi kendini korumaya kalkarlar. Yani devlet, “hiçbir şekilde ben sizi korumayacağım’ gibi bir imaj verirse, ‘ o zaman biz kendi kendimizi koruyalım’ derler. O zaman çok şiddetli bir anarşi meydana gelir. Devlet vatandaşı legal güç haline getirsin. Nasıl koruculuk sistemi var? Aynı o şekilde oradaki dindar insanlara, vatanına, milletine, bayrağına bağlı insanlara ruhsatlı silah dağıtsın devlet. Ve ayrıca orada polis nöbet tutsun, asker nöbet tutsun. Hamile hanımların bulunduğu evler yakılıyor, kundaklanıyor falan, buna göz yummak mümkün olmadığına göre acil tedbir alınması gerekiyor.

Bu fevkalade bir olay, bunun üstüne hükümetin çok gitmesi gerekir. Sayın Davutoğlu açıklama yaptı mı?

BÜLENT SEZGİN: Bülent Arınç’ın bir açıklaması var, okuyabilirim.

ADNAN OKTAR: Bülent Arınç’ı boş ver, onun bir yetkisi yok, bir şeyi yok adamın, onun ne konuştuğu önemli değil o. Sayın Davutoğlu’nun açıklaması halka güven verir. Çünkü Bülent Arınç’ın bir dediği bir dediğini tutmuyor. Ne yaptığı, ne ettiği belli değil ki. Bir de yetkisi olan birisi de değil. Ortalığa çıkıyor, onun derdi tanınmak, meşhur olmak, itibar görmek. Bir CNN’e gidiyor, bir oraya buraya gidiyor, Hürriyet’e gidip demeç veriyor.

Köy korucusu adedini iki misline çıkarsın devlet. Bir de özel harekat polisi sayısını çok fazla artırması lazım devletin. Özel harekat kursları her yerde olsun.

Hangi okulu kapatmışlardı?

GÖKALP BARLAN: Balıkesir’dekini kapatmışlar.

ADNAN OKTAR: Balıkesir’de. Neydi okulun ismi?

GÖKALP BARLAN: Özel Harekat Polis Okulu’nu kapatmışlardı.

ADNAN OKTAR: Balıkesir Özel Harekat Okulu. Mesela o okulu yeniden açsın devlet. Ve yeniden özel harekat okulları açılsın. PKK’nın caymasında, etkisiz hale gelmesinde özel harekatçılar bir numaralı etken. Yani tek baş edemedikleri özel harekat oluyor. Çünkü Mehmetçik genellikle tecrübesiz oldukları için, bir de dağda yürüyüş halinde oluyorlar. Onlara daha rahat kalleşlik yapabiliyorlar. Bir de karakol polisleri de o kadar eğitimli olmadıkları için onlara da kalleşlik yapabiliyorlar. Genellikle uzun namlulu silah kullanıyorlar zaten. Bu çok çok çok vahim bir olay. Vatandaş evinde nasıl yatacak bu durumda? Adamlar Stalinizm’i uyguluyor şu an. Stalin devrinde olan olaylar bunlar. Kitle katliamları, dindarların yakılması, evlerinin basılması. Gözü dönmüş Allahsız, Kitapsız adamlar bunlar. Asker orayı inim inim inletsin. Yer gök askerin postal sesiyle böyle ayağa kalkması lazım. Umarım İçişleri Bakanımız da acil bir açıklama yapar. Bu çakallara bu kadar yüz vermek inanılır gibi değil. Yani prova yapıyorlar, “acaba ne yapacaklar? Reaksiyon olacak mı? Tepki olacak mı yoksa sessiz mi kalacaklar? Korkacaklar mı, tırsacaklar mı, içine mi kapanacaklar, geçiştirecekler mi, tepki mi verecekler?” Şimdi bu bir deneme saldırısı. Asıl toptan saldırı için hazırlanıyorlar. Onun için devletin toptan saldırıya karşı çok güçlü önlem alması gerekiyor. Bunlar hedefe ulaşamayacağını anladı. Abdullah Öcalan’ın bırakılmayacağını, federasyonun olmayacağını, bölünmenin olmayacağını anladı. Bunlar şimdi kendilerini oyuna gelmiş gibi görüyor. Enayiliklerine doymasınlar. Acil önlem. Özellikle özel harekat polislerinin çok sıkı bir eğitime alınması, özel harekatçı çok fazla polis oluşturulması. Sayıları azmış özel harekatçıların. PKK hesaplarında “Cizre’den gericiliği temizleyeceğiz” diye yani “Müslümanlar’ı kitle katliamıyla katledeceğiz, şehit edeceğiz” diyorlar. Herkese de “sıra size gelecek” şeklinde yazıyorlarmış. Hükümet böyle tok, güçlü bir açıklama yapması lazım. Bunların bu şımarıklığına karşı halka güvence veren, bu çakalların da, bu alçakların da titreyeceği bir açıklama yapılması lazım. Bunlara böyle sessiz bir politika izlenirse bunlar azıp-kudururlar. Yani ortalı bir açıklama da bunlara yeterli olmaz. Hem tedbirlerin çok güçlü olması lazım, gerekirse ona göre uygun kanun da çıkartsınlar. Bu adamların oraya mıh gibi çakılması lazım. Yani ablukaya alınmaları lazım. Asker bunu iftiharla yapar, polis de iftiharla yapar, bordo bereliler de iftiharla yapar. Vatandaşı böyle mazlum gariban hale getirmek, korunmasız hale getirmek olmayacağına göre. Sayın Başbakanımız her yerde bak o koç yiğit, Osmanlı üslubuyla gücümüzü çok güzel vurguluyor. “Selanik’le İstanbul’u birleştireceğiz” diyor her şeyi söylüyor. Ama şimdi burada bir zaaf gösterisi olursa o Selanik-İstanbul birleşmesine kimse inanmaz. Burada devlet tok, güçlü sesini göstersin. Orada öyle bir zaaf varsa yahut zaaf görünümü varsa insanlar o diğer izahlara inanmazlar. Genel bir korku olur ve genel bir ümitsizlik olur. PKK’yı yaptığına yapacağına pişman etmesi lazım devletin. Vatandaşı silahlandırsın. Güvenilir, efendi bizim milyonlarca vatandaşımız var, devletine bağlı, milletine bağlı. Gidip silah sıksınlar demiyorum ama silahlı olduğunu anlarsa yanaşamaz. Silahsız olduğundan emin olduğu için azıyor bunlar. Vatandaşın aynı şekilde uzun menzilli silahlara sahip olduğunu bilse, adam yanaşabilir mi? Uzağından yakınından geçmez, anında cevap alacağını bildiği için. Bu çakalların silahı var da vatandaşın niye silahı yok? Asker-polis konuşlandırılması gerekiyor. Ya bu yapılsın yahut vatandaş silahlandırılsın. “Biz geçemedik” diyorlarmış, işte “oraya giremedik.” O zaman silahlandır vatandaşı. Tamam olabilir, biz olmaz demiyoruz. Hakikaten hendek yapmışlardır, engel yapmışlardır geçememişsindir vasıtayla. Ama özel harekat polisi geçer. O hendek mendek dinlemez. Gerekirse havadan indirme yapılır, gerekirse tankla girilir. Tank hendek dinlemez. Değil mi?

Mesela belediye de evleri yakılan vatandaşlara itfaiye arabası göndermemiş. Bu belediyelerin meşruiyeti var mı bir de ona bakalım. Bu belediyeler bir kere PKK’nın silahlarının gölgesinde belediye olabildiler. Yani meşru belediye değil bunlar, legal belediye değil. Silah gölgesindeki ortamda PKK’nın koruması altında, koruması demeyeyim de tehdidi altında belediye olabildiler. PKK’nın tehdidi gitse belediye olamazlar, hiç biri belediye olamaz. İsterseniz deneyelim. Devlet oraya girsin, PKK tehdidini kaldırsın, seçim yap belediye hiç bir şekilde kazanamaz, şu mevcut belediyeler, hiç biri.

Gece üçte başlamışlar, dehşet verici bir şey bu halk için. Silahı yok, bir şeyi yok, evin içine giriyor, evi de yakıyorlar, böyle şey olmaz. Orada polis geçici karakollar oluştursun, asker geçici karakol oluştursun o şekilde olabilir.

Oradaki Müslümanlar’ın kıyımına kimse seyirci kalamayacağına göre gerekeni yapsınlar. Sayın İçişleri Bakanımız her yerde bizim gönlümüzü coşturuyor, değil mi? Tuna’dan bahsediyor, Altaylar’dan bahsediyor biz heyecanlanıyoruz. Ama burada bir avuç çakal, çaylak dindar insanları imha etmeye kalkıyor da; polis de oraya yetişemiyorsa, asker yetişemiyorsa, geçemiyorsa, sabah üçten, sabah dokuza kadar katliam devam ediyorsa bu dehşet verici. Bunun seyredilecek bir yönü olamayacağına göre gerekli önlem alınsın. Tekrar ediyorum; ya vatandaşa silah verilsin yahut asker-polis orada karakol oluştursun. Özel harekat devreye sokulabilir. “Hendekten geçemiyoruz” ne demek? Adam sana hendek de yapabilir, ateşten engel de yapabilir tankla basar geçersin. Ne demek “hendekten geçemiyoruz?” İnanılır gibi değil. O zaman demek ki adamlar her yere hendek kazsa bitti vatandaş. Hendek kazmak adamların yarım saat, bir saatini ancak alır. PKK’lılar it sürüsü gibi geliyorlar, adamlar kazar orada. Gece bir-iki saatte kazar. Ee, “hendek var biz de geçemiyoruz.” Şimdi bu oldu mu bu? Tank hendek mendek değil, suyun içinden geçiyor, basar geçer tankla.

Bir de özel harekatçı polislerin bir avucu bile onlara yeter. Darmakeşan eder özel harekatçılar. Emir versinler gereğini yapsınlar. Özel harekat hendek dinler mi? Engel de dinlemez, hendek de dinlemez ne yapıyorsan yap. Hepsini aşar geçer. Darmaduman eder hepsini. Talimat verilsin, gereken de yapılsın. Bu bizi sıkıyor. O zaman biz Selanik’le İstanbul’un birleşmesinden bahsedemeyiz. Yani Güneydoğu hallolmadıktan sonra Selanik’le İstanbul’un birleşmesi hayaldir. Güneydoğu’da PKK’nın varlığına son verilmesi gerekir. Ondan sonra biz Altaylar’dan Tuna’ya diyebiliriz. Daha Cizre’yi biz koruyamıyorsak nereden Altaylar’dan Tuna oluyor? Olmaz, bu acı haberler bizi rahatsız ediyor. Bir avuç çakala böyle bir imkan verilmesinin anlamı yok. Özel harekata emir verilsin kazır atarlar sabaha kadar. Bir tane bırakmazlar, hepsinin yakasına yapışırlar. Bu iti kopuğu bu kadar şımartmanın bir alemi yok. Oranın valisi mi artık, kaymakamı mı kim ilgileniyorsa bu sözümüze kulak versin. Sayın İçişleri Bakanımız zaten gereğini yapacaktır umuyorum. Başbakanımız gereğini yapacaktır ama yüreğimizi ferahlatacak bir açıklama bekliyoruz. Şu ana kadar bir açıklama yok gibi görünüyor.

KARTAL GÖKTAN: Şırnak Valisi’ne sormuşlar “Neden sekiz saat sonra müdahale ettiniz?” diye, yanıtsız bırakmış soruyu.

ADNAN OKTAR: Bu çok sıkıcı. Allah Allah. Vatandaş kendini mi korusun? Israrla sen korumuyorsan vatandaşı, vatandaş kendini korur o zaman. Olur mu öyle şey? Bu ne demek, ‘yanıtsız kaldı’? Adamlar kabadayılık yapıyorsa üstüne çökersin, bu kadar açık. İran bunları köpek gibi öttürüyor böyle, köpek gibi havlatıyor. İran’ın karşısında bunlar hazırolda. Biz İran kadar olamıyor muyuz? İran’da PKK diye bir olay yok. İran bunlara ültimatom verdi, “İran vatandaşlarından bir kişiyi PKK’lı yapın hepinizi buhar ederiz” dediler. “Tamam ağabey” dediler. Hiçbir İranlı şu an PKK’lı yapılmıyor, ödleri kopuyor. “İran’da hiç bir faaliyet yapmayacaksınız” dediler, hiçbir faaliyet yapmıyorlar. “Tek bir eyleminizi görürsek hepinizi yok ederiz” dediler. Adam kendi söylüyor zaten Cemil Bayık; “hepimizi buhar eder adamlar” diyor, “hepimizi yok eder” diyor. “İran’a sakın ters bir tavır göstermeyelim” diyor. “Bir tane PKK’lı bırakmazlar” diyor. Adamlar bu kadar korkuyorsa İran’dan, Türkiye’den nasıl korkmuyorlar? Bizim neyimiz eksik? Bu kadar alttan almanın alemi ne?

PKK oraya karakol kurmuş inanılır gibi değil. Kepazelik bu. Çadırdan karakol kuruyor. Devlet buna nasıl müsaade eder? Vali buna nasıl müsaade ediyor? “Ne karakolu ulan?” dersin sille tokat hepsini al kaldır oradan. Devlet orada zaaf gösteriyor görüntüsü verilir mi kardeşim? Sen Altaylar’dan Tuna’ya diyorsun “Selanik’le, İstanbul’u birleştireceğim” diyorsun. Cizre’de adam ne diyor? “On beş dakika önce haberim oldu” diyor ve karakol kurduruyor orada, ses çıkartmıyor karakola. Kurdurmuyor da yani ses çıkartmıyor. Ben Sayın Başbakanımız’ın gereğini yapacağına inanıyorum. O bayağı delikanlı, aklı başında bir insan. Biz Türk İslam Birliği’nin heyecanı içerisindeyiz. Böyle haberler bizi çok rencide ediyor, çok rahatsız ediyor. Bunların yarım saatlik, bir saatlik işi var. Bu çakallara bu kadar yüz vermenin âlemi ne? İran nasıl kökten halletmiş? Türkiye’de kökten halletsin. Sırf tehdit konuyu bitirir, İran tehditle konuyu bitirdi.

Şimdi PKK tehlikesine dikkat çeken bir film izleyelim. Devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Videomuzdan sonra programımız devam edecek.

VTR: PKK Kürtler’in Temsilcisi Değildir

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet. Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey hükümet adına ilk açıklama akşam saatlerinde Bülent Arınç’tan geldi, şunları söyledi. “Cizre’de yaşanan olayların çözüm sürecine engel olmak gibi çok ağır bir suç olduğunu bilmek lazım. HDP’li milletvekilleri orada şu an olumlu bir dil kullanıyorlar. Kendi taraftarlarına silah kullanmamalarını söylüyorlar. Çünkü artık o bölgelerde silah kullanmayacağı kabul edildi. Bu da Sayın Davutoğlu’nun başarısıdır. Tabii ki asayiş güçlerimiz yeri geldiğinde olaylara müdahale ediyor. Ama maalesef burada örgütün gençlik yapılanması var. ‘Mahalleleri ele geçirip burası bizimdir’ diyorlar. Biz sırf çatışması çıkmasın ve bunun sonunda insanlar zarar görmesin diye bazı eylemler noktasında çekimser davrandık. Çünkü biz o kadar güçlüyüz ki, bizim elimizin girmediği hiçbir ilçe, köy, kasaba olamaz. Ancak bazı yerlerde çatışma çıkabilir, insanlar hayatını kaybeder endişesiyle farklı yöntemler uygulayabiliyoruz.

ADNAN OKTAR: Tamam da kardeşim vatandaş rahat uyusun, her yer güvenli olsun. Kitap dağıtmak istiyoruz, dağıtamıyoruz. Tebliğ yapmak mümkün değil, konferans vermek mümkün değil. Bu nasıl bir iştir? Oraya girmek mümkün değil, gezmek mümkün değil. Van’da Belediye Başkanı Adayı AK Parti’nin adamcağız çıktı ortaya akıl almaz saldırıya uğradı. Zor bela bir dükkâna sığındı orada. Bu nasıl iş, böyle bir sistem olur mu? Kendi vatanı istediği gibi gezer, son derece güvenli olması lazım. Huzur içinde gezecek. Cizre’de şu an halen silah sesleri geliyormuş. İki gündür olay devam ediyormuş.

KARTAL GÖKTAN: Diyarbakır’da da bazı olaylar var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet. Kardeşim polise haber versinler, polis gereğini yapsın. Polis on dakikada dağıtır hepsini. Özel harekât onları köpek kovalar gibi kovalar. İt, kopuk, çaylaklara kapıyı açık bıraktılar. Eline tüfek alan ortaya çıkıyor.

“Devlet gücü görülmüyor orada” diyorlar oradan yazanlar. “Masum silahsız insanlara olanlar oluyor” diyor. “PKK şımarıklığı had safhada, her yerde PKK propagandası var. Duvar yazılarında, çalınan müziklerde vesaire devletin sahip olduğu bu kadar imkân, güce rağmen sokakları PKK çeteleri kaplamış vaziyette” diyor. “Uzun zamandır mahallelerin; Cüdi Mahallesi, Nur Mahallesi vesaire girişlerinde hendeklerle kapatılmış halde.” Bu hendekler düzeltilmiyormuş. Esnaftan güvenlik kameralarının sökülmesini istemiş PKK. “Şu anda devrilmiş Mobese direkleri hala Cizre sokaklarında, etrafı hendekle çevrilen mahallelerde, sokak aralarında KCK, PKK, YPG paçavraları ve üzerinde Öcalan resimleri bulunan bez parçaları asılmış durumda.” Geçenlerde bir okulu yakmışlar, her gün bir katını yakmışlar okulun, itfaiye zaten belediyeye ait olduğu için gelmiyormuş yakılan yerlere. Gene geçtiğimiz günlerde bir yurdu yıkmışlar. Ayrıca sokak aralarında bazen infazlar yapıyorlarmış. Kardeşim bunlar varken biz Selanik’le, İstanbul’un birleşmesinden nasıl bahsedelim? Bu müthiş bir zaaf gösterisi gibi görünüyor, bunu yapmayalım. Buna bir çözüm bulunsun. Gitsinler olay yerinde polis nöbet tutsun. Halka bu dehşeti yaşatmanın alemi ne? Ne yapsın Müslüman dindarlar oradan gitsinler mi ne yapsınlar? Komünistlere mi bıraksınlar oraları? PKK’nın bu dangalaklığına böyle alttan almanın alemi yok. İşte çözüm süreci PKK orayı tam teslim aldığında “çözüm süreci işte bu” diyecek adamlar o zaman. Çözüm süreci nedir yani? Adam, süreç devam ediyor mahalleri teker teker işgal ediyor adamlar. “Süreç de devam ediyor” diyor nasıl süreç bu?

Şimdi Saadet Partili bir ağabeyimizin bir sözü var; mesela “Yemen’de şu an hiçbir olay yok” diyor “eskiden sürekli olay olurdu, çatışma olurdu Yemen’de” diyor. “Osmanlı askerleri giderdi, şu an olay yok” diyor. “Çünkü Yemen elden gitti” diyor. PKK da orayı, tamamen teslim olursa tabii ki Türkiye’de huzur olur. Ama geçici bir huzur olur. Ondan sonra onlar orada devlet kurduktan sonra bütün Türkiye’yi yutarlar. Onların süreci çok uzun bir süreç. Süreçleri kısa bir süreç değil. İlk süreçte orayı tamamen PKK’ya teslim etme kafası var PKK’lılarda. İkinci süreçte de bütün Türkiye’yi alma var. Sonra da bütün Ortadoğu’yu alma var. “Süreç devam ediyor” diye diye beklenirse başında bütün Ortadoğu gider. Süreç dedikleri bu adamların. Zaten “hayat bir süreç” diyor komünistler yani PKK “çatışma var” diyor. “Tez antitezle sürekli çatışır. Bu bir süreçtir” diyor. “Süreç kesilmez. Süreç sürekli devam eder” diyor “çatışmalarla devam eder ve ilerlemenin en sonunda da proletarya devrimi oluşur” diyor. “Proletarya diktatörlüğü oluşur ve sonra sistem kendi içinde yine antitezini üretir” diyor. Bak “diktatörlüğü oluştururuz” diyor “ama antitezini oluşturur yine çatışma başlar” diyor “bu sonuna kadar devam eder, sonsuza kadar devam eder bu çatışma” diyor. Dolayısıyla sürecin durması diye bir konu yok. Adamlar “süreç durur,” işte “biz de işimize, gücümüze bakarız.” Öyle bazı tombul iş adamları falan var “bu süreç bir hallolsun, ortalık yatışsın biz de işimize baksak.” Senin iflahını keser PKK. Adam sana öyle mal mülk kaptırmaz. Sana ne İstanbul’u bırakırlar, ne İzmir’i bırakırlar bu kafayla. Sen zannediyorsun ki sadece Diyarbakır, Mardin’le iş bitiyor öyle bir şey olmaz. Adam her yeri işgal eder. Mesela Cizre’de akın akın dindarlar göç ediyorlar, yaşayamıyorlar orada. Bunun adına eğer sen çözüm süreci dersen bu teslimiyet süreci olmuş olur. Böyle çözüm süreci olur mu? Dindarlar akın akın göç ediyorlar. Nasıl çözüm süreci oluyor bu? Ve PKK’ya bırakılıyor bölge. Her yeri işgal ediyor PKK. Sokakları, caddeleri her yeri işgal ediyor. Çadırlar kuruyor, karakollar kuruyor. “Çözüm süreci ilerliyor ellemeyin, karışmayın” diyor. “Çok tehlikelidir” diyor “çözüm sürecine karışmak.” Tamamen sen PKK’ya verirsen çözüm süreci oluşmuş olur zaten, adamın bir şey dediği yok. Böyle çözüm süreci olmaz. Çözüm süreci demek; vatandaş orada çok özgürse, istediği gibi gidip tebliğ yapıyorsa, dinini yaşıyorsa, huzurlu bir ortam varsa çözüm süreci olur. Böyle çözüm süreci olur mu? Mahalleler, sokaklar her yeri sen teslim et. Ve PKK’nın itliğine de ses çıkartma “al sana çözüm süreci” diyorsun. Böyle çözüm süreci olmaz.

Hatip Dicle, Cizre’deki olayların bir provokasyon olduğunu ve çözüm süreci hızla ilerlemediği için bu tip olaylar yaşandığını söylemiş. Kardeşim çözüm süreci ilerlediğinde o mahalleyi adam, PKK’lı alıyor. “Burada çözüm süreci ilerledi, tamam oldu” diyor. Sonra öbür mahalleyi alıyor “burada da çözüm süreci ilerledi, tamam oldu” diyor. Orada dindar vatandaş istediği gibi yaşayacak, istediği gibi camiye gidecek, istediği gibi tebliğ yapacaksın; çözüm süreci diye ona derler. Böyle çözüm süreci olur mu? Sokakları PKK işgal edecek, sen sokağa çıkamayacaksın. “Bunun adı çözüm süreci” diyor. Böyle çözüm süreci olmaz. Bu teslimiyet süreci olmuş oluyor. Güneydoğu’nun teslim edilme süreci olmuş olur. Böyle acayip şeyler inanılır gibi değil. Yani diyorlar “Siz bizim dediklerimizi yaparsanız PKK bunu…. çözüm süreci tamamlanınca olay çıkmayacak” diyor. “Mahalleler, sokaklar bizim kontrolümüzde olacak” diyor “polis girmeyecek, biz istediğimizi yapacağız, o zaman karakol baskını falan olmaz” diyor. Böyle hayat olur mu kardeşim, böyle kafa olur mu? Birçoğu da tırsmış vaziyette çıtını çıkarmıyor. Bir kısmı yalakalık yapıyor, bir kısmı yancılık yapıyor.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Şırnak Valisi’nin bir süre önce yaptığı bir açıklama var Abdullah Öcalan’ı takdirle karşıladığını belirtiyor. Okuyabilirim açıklamasını.

ADNAN OKTAR: Oku.

KARTAL GÖKTAN: Cizre’deki olayların gerçekleştiği Şırnak’ın Valisi Hasan İpek’in bir süre önce söylediği “Çözüm sürecini bu aşamaya getiren Başbakanımız Tayyip Erdoğan’ı ve bu konuda ciddi gayretleri olan Abdullah Öcalan’ı takdirle karşıladığımı belirtmek istiyorum. Halkın bu yoğun ilgisine hiç kimse karşı çıkmasın istiyorum” şeklindeki beyanı bu olayların ardından sosyal medyada da gündem oldu.

ADNAN OKTAR: Bunlar böyle kibar kibar konuşunca onları dostlukla, arkadaşlıkla falan yatıştıracaklarını zannediyorlar. “Kardeşim, işte çözüm süreci olsun, kavga bitsin, barışla kardeşlik içinde yaşayalım.” Kardeşim adam otuz yıldan beri kan akıtmış. 16 bin taraftarını kendi bizzat vurmuş. Ve yüzbinlerce askeri, polisi şehit etmiş. Adam komünistlikten vazgeçer mi? Bölgeyi komünist yapma idealinden vazgeçer mi? Stalinist düşünceden vazgeçer mi? Enayi miydi adam şu ana kadar yaptıklarında yani? “Birden bire” diyor “akılları başlarına geldi. Abdullah Öcalan devreye girdi hemen yatıştı.” Öyle bir şey olmaz. Adamların komünist ideali var. Ayrıca Abdullah Öcalan’ın da idealinden vazgeçmesi diye bir konu olmaz. Adam bu yaşına kadar o zaman enayi olmuş olur o, kendi kafasına göre. Boş yere hapiste yatmış oluyor o zaman. Boş yere sürünmüş ömrü boyunca. O zaman çıksın söylesin desin ki; “ben enayilik yaptım” desin, “ömrüm boyunca boşa süründüm” desin. “PKK da enayilik yaptı” desin. Böyle bir şey yok ki kardeşim, sokak sokak adamlar alıyor Güneydoğu’yu.

ERDEM ERTÜZÜN: Küba’da da hâkim olduktan sonra komünizm oradaki gerillalar başka ülkelerde çatışmaya devam ediyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii ya, bütün o Güney Amerika ülkelerini tek tel elde ettiler.

Bu taktik PYD’nin Afrin ve HSK’de uyguladığı taktikmiş. Çatışma ortamıyla göçe zorlamak ve yeniden iskân etmek. Oralara da PKK’lıları yerleştiriyorlar. Yani şu an Müslümanlar’ı oradan sürme politikası var. Bütün bölgenin PKK’ya teslim edilmesini istiyor PKK. Müslümanlar asla bırakmasın bölgeyi haram olur. Devlet gereğini yapar düşüncesinden de vazgeçmemeleri gerekiyor. Şu an bir gariplik var, bir acayiplik var. Ama bunun devamlı böyle sürmeyeceğini anlıyoruz. Yeni çıkan kanundan da anlıyoruz. Çünkü Molotof’u bomba kabul ediyor hükümet. Mesela rahat arama izni aldılar. Demek ki devlet bir operasyona hazırlanıyor. O zaman oradaki dindar vatandaşların tırsıp, çekinip, gitmesi olmaz. Bir arada olsunlar dindar kardeşim ki; Güneydoğu’nun tamamı dindardır. PKK’ya karşı devletin orada güvenlik birimleri oluşturmalarını ısrarla istesinler, biz de istiyoruz. Polis oraya çöksün. Tamamen oralara hakim olsun. Çözüm süreci denilen olay, vatandaş orada rahatça yaşıyorsa biz ona çözüm süreci deriz. PKK’nın cennet gibi gördüğü bir ortam olursa bu çözüm süreci olmaz ki. PKK enine alacak, arşınına satacak, dindarlar hiçbir şey yapamayacak, Allah’tan korkanlar ezilecek, kafasını taşla ezecekler. Ee? “Çözüm süreci adım adım ilerliyor” böyle çözüm süreci olmaz. PKK’nın at oynattığı bir alan haline getirilirse Güneydoğu, adam tabii ki buna çözüm süreci diyecektir. Süreci bir bölünme olarak kabul ediyor onu. Sonra bölgeyi komünistleştirmek, sürecin bir devamı. Sonra devlet kurmak, sürecin bir devamı. Sonra o devlet kanalıyla Türkiye’nin diğer bölgelerine sıçramak, diğer illeri ele geçirmek. Ve sonra Türkiye’nin tamamını ele geçirmek. Sonra diğer Ortadoğu ülkelerine yönelmek. Sonra da Avrupa ülkelerine yönelecekler, Yunanistan’a, şuraya buraya yönelecekler. Amerika başına nasıl bela aldığının farkında değil. Komünizmi hafife alıyor Amerika. Ekonomik gücü de yok, Amerika şu an üfleseler gider Amerika. Şu an savaşacak gücü yok Amerika’nın. Darma duman Amerika. Amerika komünizmle mücadele edecek gücünü kaybetti. Zaten Obama da solcu, hükümet de solcu. Komünizmin Amerika’ya hakim olması an meselesi. Büyük bir tehlike var. Bunu görmezden gelmenin alemi yok. Türkiye bu konuda en az İran kadar cesur ve kararlı olması lazım.

AYLİN KOCAMAN: Siz Adnan Bey daha önce söylemiştiniz “Avrupa’da git gide yükselir, komünizm pusuda bekliyor orada” diye. Gerçekten son seçimlerde hep solcu partiler öne çıktı. Avrupa’yı da teslim alacaklar yani.

ADNAN OKTAR: Mehmet Şükrü; “Güneydoğu’da” diyor bak “şehir içinde gezmek mümkün olmuyor” diyor “dindarlar için.”

“Bizi PKK’dan ve teröristlerden askerimiz korur inşaAllah” diyor bir kişi, isim yazmamış. 

Kardeşim bize çözüm süreci dediler, biz zannettik ki çözüm süreci olunca vatandaş gidecek camide namazını kılacak, istediğimiz gibi kitap da dağıtacaksın, huzurlu bir ortam olacak. Tam tersi oldu. PKK yolları kesti, barikatlar kuruyor. AK Parti’nin Belediye Başkan Adayı’nı neredeyse ağzını burnunu kıracaklardı, adamcağız zor bela dükkanın içine sığındı. Böyle olursa buna çözüm süreci değil ki, bu teslimiyet süreci olur bu. Böyle bir çözüm süreci olur mu kardeşim? Sokağa çıkamayacak hale geliyor vatandaş.

“Oktar’ın Cizre yorumları” diye şu an internet sitelerinde bazı yazılar çıkmış. “Güneydoğu’da vatandaşın 24 saat korunması önemlidir. Çok daha sık güvenlik noktaları oluşturulması iyi olur. Güneydoğu'da vatandaşın daha iyi korunması için koruculuk sistemi daha da güçlendirilsin.” Koruculuk sistemi şehir içinde de uygulansın. Mesela Cizre’de koruculuk sistemi uygulansın. İki misline çıkaralım korucu sayısını. Polisin de kapıda beklediği belli, özel harekatçılar da. Mesela benim çok tanıdığım özel harekatçı var “Hocam” diyorlar “izin versinler darma duman ederiz” diyorlar “12 saat sürmez” diyorlar “hepsini kazır atarız” diyorlar özel harekatçılar.

“Cizre'de dün gece yaşanan olaylar fevkalade olaylardır. Bu konunun üzerine hükümetin tüm yönleriyle gitmesi gerekir. Bölgede korucu sayısı iki misline çıkarılsın, Özel Harekat polislerinin de sayısı mutlaka arttırılsın.” Mesela Özel Harekatçılar’ın sayısı az. En az otuz bine, kırk bine çıkarılması lazım Özel Harekat’ın. En az otuz bin, kırk bin. Ve çok güzel yetiştiriyorlar Özel Harekatçılar’ı. Mükemmel yetiştiriyorlar. Mesela bir okulları kapanmış, o okul açılsın. Bir çok ilde de Özel Harekat okulu açılsın. Uzmanları bayağı kaliteli çocuklar, mükemmel yetiştiriyorlar.

“Cizre'de sivil halka saldırılması Stalinist vahşetin adım adım uygulanmasıdır. Devletimiz bu duruma sessiz kalmamalı. Cizre'de devletin gücünü ve hakimiyetini tam göstermesi gerekir, aksi takdirde diğer Müslüman ülkelere de güven veren bir durum oluşmaz.” Bunlar dinsiz, imansız, Allahsız, Kitapsız, korkak, aşağılık, pislik, kahpe adamlar; PKK’lılar. Bak yine de uzaktan silah, kahpeye bak. Elinde silahın var köpek, gel bakayım göğüs göğse karşı karşıya bir gel bakalım. Buna cesaret edemiyor. Trafoyu kapatıyor, şehrin elektriğini kesiyor ki görünmesin. Buna müsaade edilmesin. Projektör sistemleri kurulsun bu köpekler nereye giderse görülecek şekilde. Mesela halka projektör dağıtılsın, madem elektrik sistemine bunlar böyle kafa takıyorlar. Çok güçlü projektörler bütün vatandaşlarda olsun, pilli, bataryalı yani. Kaçacak delik ararlar. “Sakın” diyor “süreç ilerliyor ve çok tehlikeli” diyor “süreci kurcalamak” diyor. Kardeşim süreç bitmez. Süreç Türkiye’yi alsa da bitmez. Ortadoğu’yu teslim alsa da bitmez. Komünizmde sürecin bitmesi diye bir konu yok. Bak “proletarya diktatörlüğü olacak” diyor “dünyaya hakim olacağız ama buna rağmen” diyor “süreç bitmez. Bu yapı” diyor “bu diktatörlük, proletarya diktatörlüğü kendi içinde antitezini oluşturur” diyor. “Ve yeniden çatışma başlar” diyor “ve bu süreç sonsuza kadar devam eder” diyor. Nerenin bitmesi? 16 bin iç infaz yapmış bak komünizmi hakim etmek için. Adam enayi mi, komünizmi bırakır mı, Stalinizm’i bırakır mı? Sen bu kadar saf mısın? “Silahını bırakacak” diyor her şey süt liman. Bırakmaz silahını. Allah Allah. Nerede görülmüş böyle bir şey? Adam Türkiye’yi teslim almadan silahını bırakmaz. “Biz duyduk” diyor. Dediğini de söylemiştim ben, üç yıl önce söyledim “silah bırakmayacak” dedim ve bırakmadı adam. Sadece Güneydoğu’yu işgale devam ediyor, mahalle mahalle, sokak sokak.

CEYLAN ÖZBUDAK: “Daha da güçlenecek” demiştiniz “halkın başına daha da büyük bela olur” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: “Daha da güçlenir, daha büyük bir bela olur” dedim ve aynen dediğim gibi çıktı. Her yere adamlar semt karakolu kuruyor PKK “devletin karakoluna gitmeyeceksiniz” diyor “PKK’nın karakoluna gideceksiniz” diyor. Var mı resmi?

BÜLENT SEZGİN: Var Adnan Bey. Cizre’deki kurdukları karakol.

ADNAN OKTAR: Bak karakol. Vatandaş karakola gidemiyor “buraya müracaat edeceksiniz” diyorlar. Böyle çözüm süreci olur mu? Halk dindar, halk PKK’dan nefret ediyor, etmeyin, çatmayın. Halk korkudan PKK’lı gibi görünüyor, halkın PKK’yı desteklemesi mümkün değil. Çocuklar da korkudan. İt kopuk takımı diyoruz ya, çaylaklar falan. Şimdi sokağa çıkıyor çocuk “sen hemşerim” diyor “nereyi tutuyorsun?” diyor. “Ağabey ben PKK’lıyım” diyor. “Tamam” diyor. Öbürüne soruyor “sen kim?” “Ağabey ben de PKK’lıyım” diyor. Sıkıysa başka bir şey söylesin. Ne desin çocuk? Çocukların hiçbiri PKK’lı değil. Korku orayı kuşatmış vaziyette. Korkudan dolayı. Mesela bir çocuk düşünün, bir ailenin bir çocuğu yahut iki çocuğu bahçeye çıktılar, sokağa çıktılar. Gençler oraya toplanmışlar. O onu PKK’lı zannediyor o onu PKK’lı zannediyor, hepsi korkudan, hepsi “PKK’lıyız” diyorlar. Böyle rezalet olur mu? Devlet oraya gücünü bir koysun, o çocukların hepsi “biz devletin insanıyız” derler. “Hepimiz elhamdülillah Müslüman’ız” derler. Ama sorduğunda şu an dini, imanı reddediyor korkudan çocuklar. PKK’yı oradan söküp atmamız 48 saat sürmez. Bir acayiplik var. Sakın bu oyuna gelmesinler, haram olur. Kardeşlerimin hiçbiri bırakmasın, sonuna kadar orada dursunlar. Güneydoğulu vatandaşlarımız sabırlı olsunlar, sakin olsunlar, asla da bölgeyi bırakmasınlar, bilakis gidenler varsa geri gelsinler. Cesur olsunlar, Allah’a tevekkül etsinler. 48 saatin içinde alırız işgal edilen her yeri. Bir emre bakıyor. 48 saat sürmez. Bu iti kopuğu beş dakikada sürer atarız, böyle bir şey olmaz. Dindarları oradan göndermeye çalışıyor, sürgün yapıyorlar, vuruyorlar, dövüyorlar, sövüyorlar “süreç devam ediyor” diyorsun. Süreç demek; huzur, güven ortamı olur, kimse kimseye karışmaz, istediğin gibi ibadetini yaparsın, istediğin gibi kitap okursun, istediğin partiyi savunursun, istediğin partiye oy verirsin ben buna derim, böyle bir şey yok ki. Şu anki PKK’nın anladığı süreç; Güneydoğu’nun tamamen PKK’ya teslim edilmesi. İran kadar olamıyor muyuz biz kardeşim? İran bunları köpek gibi diz çöktürdü, yalvarıyorlar İran’a. “Aman” diyorlar “İran bize dokunmasın, ne istiyorsa yapalım” diyorlar. Vatandaş orada istediği gibi huzurlu yaşayacak. 

PKK’ya karşı halkımız, orada, bu vatanın gerçek sahipleri direnmesi gerekir. Direnmek demek; eline baltayı alsın, keser alsın dirensin anlamında değil. Gitmesin, orada dursun. En fazla şehit olur. O korkaklığa girer, o yakışık almaz. Direnmeden kastımız bu. Otursun evinde. Peygamberimiz (s.a.v) de diyor “fitne zamanında evinizde oturun” diyor. Hiçbir şekilde çıkmasınlar, bırakmasınlar orayı. Mesela karakol oluyor yanaşmıyor. Onun için bu kalekolları istemiyorlar. Çünkü caydırıcı. Çünkü orada koskoca kalekol varken PKK’nın karizması yerle bir olmuş oluyor. Devletin heybetli karakolları oradaysa içinde de asker, polis doluysa orada PKK hakimiyeti var denebilir mi artık? Onun için kalekolların yapımına hız verilsin. Her yerde kalekollar olsun, devlet gücünü her yerde göstersin. PKK’nın engellemesi kabul edilmesin. Karakol yaptırmamak ne demek devlete? “PKK engelledi yapamadık” diyor. Olmaz öyle şey. PKK’nın engellemesi diye konu olmaz. Sen gücünü kullanırsın, PKK oraya gelemez. Dolayısıyla kalekolların yapılmasına devam edilsin. Ben kalekolları ta beş yıl önce söyledim. Hatta proje olarak çizip gösterdim, planını gösterdim.

İbrahim kardeşimiz diyor ki, İbrahim, soyadını söylemiyorum: “Van’a gittim, kahveye oturduk Türk kahvesi istedik, “kahve yok” dendi. Sonra öğrendik ki başında Türk yazıyor diye kahve satılmıyormuş.” İsterseniz gidin deneyin.

“Saygıdeğer Hocam şu anda programınızı seyrediyoruz. İnanın şu anda PKK terörü ve çözüm süreci ile ilgili yaptığınız bu program ve görüşleri hiçbir TV kanalında bulamıyoruz. Ağzınıza sağlık gerçekten Türkiye’nin girdiği bu çözülme süreci için sizin önderliğinize, bilgi birikiminize güveniyoruz.” Benim önderliğim yok da bildiklerimi anlatıyorum.

AYLİN KOCAMAN: Bu olayları da çok geç verdi kanallar Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Kardeşim hamile kadınların olduğu, dindar insanların olduğu bir yere PKK’nın saldırması ne demek? O çocukların yaşayacağı dehşeti bir düşünün. Bu köpekleri bu kadar şımartmanın bir alemi yok. Hendekleri de belediyenin iş makineleri açtığı söyleniyor. Çıkan toprakları belediye kamyonları taşımış. Hendek var diye itfaiye gitmemiş, ambulans çağırmışlar o da gitmemiş, adamlar ölmüş ambulans gelmediği için. “Hendek açılırken neredeydiniz? Anında müdahale ederlerdi isteseler” diyor. Hangi belediye yapmış bunu? Bunları da tespit etmek lazım. Böyle bir şey varsa o belediyeleri mahkemenin kapatması lazım.

Biz de kısa bir ara verelim. Sonra sazlı, sözlü, eğlenceli programımız başlasın.

BÜLENT SEZGİN: PKK tehlikesiyle ilgili videomuzdan sonra programımız devam edecek.

Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey makaleleriniz hakkında bilgi verebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Daily Mail haber sitesinde “Türkiye’nin dış politikasında mezhepçiliğin yeri yoktur” başlıklı yazınız yer aldı. Amerika merkezli sol eğilimli popüler haber sitesi Counter Punch’ta “İnsanlık dışı ölüm cezası son bulmalı” başlıklı makaleniz yayımlandı. Ünlü Arap News sitesinde bu sene olan olayları ele aldığınız “2014’e bakış” başlıklı makaleniz yer aldı. Amerika merkezli News Rescue haber sitesinde “İslam Sevgi ve Fikirlerle yayılır” başlıklı yazınız yayımlandı. Ve Pakistan’da basılan Hiba Dergisi’nde de “Herkes ölecek yaştadır ve imtihanlar zorluk değil rahmettir” başlıklı makaleniz yayımlandı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bugün Sayın Davutoğlu Cizre olayları olurken gittiği yerlerde ana muhalefet partisini eleştiren konuşmalar yapınca CHP Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç, Başbakan’a hitaben şu uyarıları yaptı. “Sen CHP ile uğraşmak yerine ülkenin bir bölgesinde kamu güvenliği kalmamış, millet silahlanmış birbirini öldürüyor, bizi bırakın da siz bunlara karşı bir önlem almayı düşünmüyor musunuz? Onu söyleyin” dedi.

ADNAN OKTAR: Şimdi böyle tabii onlar siyasetçi olduğu için okkalı, oturaklı efendim biraz da kavgacı üslupla konuşuyorlar. Öyle değil de yani normal, devlet gereken müdahaleyi yapsın Güneydoğu’da. Bu bizi rencide ediyor rahatsız edici bir durum. Yani PKK’nın kabadayılığından da bıktık. Yani milletin nefesi ile yerle bir olur PKK. Sırf üfürmesi ile yerle bir olur. Bu çakalların bizim milletimize kabadayılık yapması artık son bulsun. Bu çakallara hadleri bildirilsin. Bizim istediğimiz bu. Kürt kardeşlerimiz artık gına getirdi bunlardan, bu pisliklerden. Acayip şımarıyorlar, bir avuç it kopuk takımı bunlar, PKKlılar. Adamlar orayı işgal etmiş, sokakları işgal etmiş, “süreç devam ediyor ortalığı karıştırmayın.” Kardeşim sonuçta tamam belki karakol baskını olmuyor, Mehmetçiğe saldırmıyor olabilirler. Ama bütün bölgeyi alıyor adamlar. Böyle olduktan sonra ben o süreci ne yapayım? PKK alsın başına çalsın o süreci. Biz öyle bir süreç istemiyoruz. “Süreç devam ediyor çıtınızı çıkartmayın.” Müslümanlar’ı öldürüyorlar şehit ediyorlar, “süreç devam ediyor çıtınızı çıkartmayın.” Askeri vuruyorlar “aman aman süreç devam ediyor.” Kardeşim bu sürecin sonucunda Güneydoğu’nun teslimi var. Yani bana bunu söyleyemiyor ki, “süreç nedir?” diyoruz “sonucu” “bilmiyoruz” diyorlar. Böyle açıklama olur mu kardeşim? Sürekli bir kayıp görüyoruz, başka bir şey gördüğümüz yok. Bu nedir? Mesela dün akşam ki olaylar, bütün mahalleler işgal edilmiş, adamlar çadırdan karakollar kurmuş. Ne bu? Kör bir süreç açıklaması var. Meçhul bir açıklama. Meçhule doğru gidiyoruz, ne olduğu belli değil. “Siz” diyorlar “süreci destekleyin gerisine karışmayın.” Allah Allah kardeşim sokakları işgal ediyor adam. Müslümanlar’ı çatır çatır vuruyor. Askeri, polisi hareket edemez hale getiriyor. Kendi güvenlik birimlerini kuruyor, mahkemeler kuruyor, yani “bunun sonucunda ne kazanacağız?” bunu söylesin. Yavaş yavaş PKK’ya bölge teslim ediliyor. Belediyelere baktık, belediyeleri tamamen BDP aldı. “Süreç ilerliyor susun” diyor, Allah Allah. Kardeşim nereye doğru gidiyor, görmüyor musun? Anlamazdan gelinecek gibi değil. Yani öbür türlü diyor “karakol basıyor” Karakol basıyorsa sen de ona bas. Sen de onun karakollarını yok et. Zor bir şey değil ki. PKK’yı oradan kazımak zor mu? Sırf özel harekatçılara verseler bu konuyu, sırf, başka kimse değil, istediğiniz gibi çalışın deseler, bir haftaya bitirirler. Sırf özel harekat. Bir avuç bak, bir avuç çok az sayıda. Bir haftada PKK’yı kazırlar. Yani tam kadro onlara vereceksin Güneydoğu’yu. “Bu işi bitirin” diyeceksin. Gerisine karışma. O yok, bu yok yani bekleyin bekleyin. Tamamen Güneydoğu gittikten sonra süreç tamam mı oldu denecek yani sonucunda? Süreç buydu mu denecek? Eğer Güneydoğu giderse ne hükümet kalır, ne hükümet üyeleri kalır, ne meclis kalır, ne Ortadoğu kalır, ne dünya kalır, ne Amerika, ne Rusya hiçbir yer kalmaz. Çok tehlikeli bir şey bu.

Bak PKK’nın açıklaması; “Tüm halkımız Hüdapar’ın devlet tarafından kullanıldığı ve güçlerinin de Kürt özgürlük hareketine düşmanlıktan vazgeçmediğini görerek Cizre’ye ya da başka bir yere halka bir saldırı olduğunda Kürdistan’ın tüm şehirleri ve kasabaları ayağa kalkmalı, saldırganları tutun koyarak saldırıya uğrayan halkımıza sahip çıkmalıdır.” Yani yavuz hırsız ev sahibini bastırır derler ya, hem bu çakallar kendileri saldırıyor, ahlaksız herifler, askere, polise de saldırıyorlar sırtından vuruyor askeri, diyor “vuracaktı asker bizi, o yüzden biz de onu sırtından vurduk” diyorlar. Alçak; yolda yürüyor, kahpe. Ne alakası var? “Bizi vuracaktı biz de onu vurduk” diyor. Şimdi de burada Müslümanlar’a olmadık laf ediyorlar. “Onlar bize saldırıyor.” Kardeşim adam evinde oturuyor, adamın seninle bir alıp veremediği yok. Pislik herif. Sen onlara bulaşıyorsun. Uzun namlulu silahla tarayan kim? Sensin. Bir de “devlet destekliyor” diyor. Devletin ne yaptığı ortada, görülüyor. Devlet size, yani devlet demeyeyim de hükümet size bir tolerans gösteriyor benim gördüğüm şu an. O toleransı sonuna kadar kullanıp Güneydoğu’yu ele geçirmeye çalışıyorsunuz. Ama benim gördüğümü de hükümet bir yandan bunların yaptığını görüp bunlara bir sürpriz hazırlıyor gibi görünüyor. Ama bu konuda gecikmemek lazım. Yani habire Müslümanlar’ı vuruyorlar. Geçenlerde çocuğun kafasını taşla ezdiler. Bak yine bir Müslüman’ı vurdular. Önü sonu gelmiyor bunun.

PKK hesaplarında “Cizre bu sabaha kadar düşer” diye yazıyor. Adamlardaki azgınlık bu. Hüdapar; sakallı her adam bunlar için Hüdapar oluyor. Namaz kılan adam Hüdapar oluyor. Yani alakalı alakasız herkese saldırıyorlar. AK Partili Van Belediye Başkanı adam dükkana sığındı. Adam size ne yapıyor? Dindar, efendi, kendi halinde bir insan. Mesela 65 yaşında dün şehit ettikleri o Müslüman insan. Öbür çocuk 15 yaşında. El kadar çocuk. “Süreç nedir?” diyorlar. “Bilmiyoruz” diyorlar. Allah Allah. Asker bilmiyor, polis bilmiyor, devlet bilmiyor ama “Abdullah Öcalan biliyor” diyorlar. “Şu an süreç devam ediyor” diyorlar. Belediyeler elden gitti. Sokaklar elden gitti, her yeri işgal ediyor adamlar. Karakollar kuruyorlar, “bekleyin” diyor, “süreç devam ediyor.” Kardeşim tamamen Güneydoğu elden gidince mi süreç tamamlanmış olacak? Güneydoğu’da halk sakallı gezemiyor kardeşim, sakallı her gördüklerine saldırıyorlar. Bütün dindarlar sakallarını kesiyormuş, saldırmasınlar diye. Çözüm süreci bu mu? “Süreç ilerliyor” diyor, bir de şimdi sakal yasağı getirmiş PKK, sakal da bırakamıyor millet. Şimdi başörtüsü yasağı da getirir bunlar yakında. Başörtülülerden de nefret ediyorlar. Ama simge olarak işte tülbent tarzı yarı açık bir başörtüsünü onu kabul ediyorlar. Dini amaçla değil ama simgesel amaçla kabul ediyorlar.

Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Davutoğlu’na Ekrem Dumanlı’nın mektubu ve hükümetin STV ile Zaman Gazetesi’ne el koyma iddiaları soruldu. Başbakan iddiayı yalanladı ve soruyu şöyle yanıtladı. “Hayır böyle bir mektup bize ulaşmadı, ama düşününüz bu nasıl bir medyaya sınırlama getirmek ki bir yıldır her gün Cumhurbaşkanımız’a, hükümete söylenebilecek en ağır ifadeleri söylüyorlar. Herhangi bir sınırlamaları var mı? Yani televizyonları kapatıldı mı, gazetelerine mi el kondu? Bu gazetelerin ve yayın organlarının o hale gelmesi için benim de şahsen tanıdığım o kadar samimi, masum insanın emeği, helal parası, katkısı var” dedi.

ADNAN OKTAR: O son kısmı bir daha söyle.

KARTAL GÖKTAN: “Herhangi bir sınırlamaları var mı? Yani televizyonları kapatıldı mı, gazetelerine el mi konuldu? Bu gazetelerin ve yayın organlarının o hale gelmesi için benim de şahsen tanıdığım o kadar samimi, masum insanın emeği, helal parası, katkısı var ki” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam böyle işlere girmez. O biraz çok dikkat çekecek bir şey olur. Muhalefet olsun ayrıca isteyen istediği gibi konuşsun. Tayyip Hoca’ya gençler sahip çıksın, gençler. Başbakan’a da gençler sahip çıksın, o çok efendi bir insan. Kendilerini yalnız hissetmemeleri çok önemli. Ama bir muhalefet olarak güçlü muhalefetin olması gerekiyor. Özellikle CHP’nin. Ondan sonra Milliyetçi Hareket Partisi’nin pek sesi çıkmıyor bu aralar. Ben mi duymuyorum? Neden o öyle bilmiyorum. Sayın Devlet Bahçeli bir kükresin yine maşaAllah. Kaç yaşında Sayın Devlet Bahçeli? Ama kurt bakışlı maşaAllah. Başbuğ da öyleydi.

KARTAL GÖKTAN: 66 yaşında.

ADNAN OKTAR: Daha genç ya dur bismillah. 66 daha ne? Biraz yorucu bir tempoda da çalışıyor olabilir. Sayın Devlet Bahçeli biraz daha dinlendirici bir tempoda olması gerekir. Bir de etrafındaki gençler Sayın Bahçeli’ye böyle hem sevgiyle, hem dostlukla destek vermeleri gerekir. Hep stresli bir hayat, hep gerilim, hep bağırtı onu yorar, yıpratır. Yani saygıyla, hürmetle, sevgiyle Sayın Devlet Bahçeli’nin moral gücünü yüksek tutmak lazım. Zaten yüksek ama daha iyi olur.

Güneydoğu’ya şu an girmek mümkün değil birçok bölgeye. Ne kitap götürebiliyoruz, ne tebliğ yapabiliyoruz hiçbir şey yapamıyoruz. Çünkü silahlı adamlar. Bizim silahımız yok. Adamlardaki silahların toplanması lazım. Onların silahlarını bırakmasını bekliyor hükümet. Sen gidip alsana elinden silahını. Burada vatandaş mesela beline silah takıyor polis çevirme yapıyor, alıyorlar belinden silahı. Sen de çık dağa adamın elindeki silahı al elinden. Hükümet derken, hükümetin ilgili memuru kimse ona söylüyorum. Vali ise vali, kaymakam ise kaymakam. Bu işi uzatmaya gerek yok. Adamların yeri belli, mekanı belli, devletin gücü belli. İran nasıl yapıyor bu işi? Gayet kolay yapıyor. Gidiyor adamların üstüne çöküyor silahını da elinden alıyor, adamlara diz de çöktürüyor, el de öptürüyor. Hatta kadın kıyafeti giydirip oynatıyor adamları. Yani Türkiye’nin gücü İran’ın yüz misli. Türkiye gücünü göstersin. Burada bir acayiplik var. Bak bas bas bağırıyorum yani. Burada bir acayiplik var.

Bugünkü program bu kadar yeter, yarın devam ederiz inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la sohbetler programımız bu akşam sona erdi. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü