Harun Yahya

Sohbetler (2 Ocak 2015; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler programımız başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey bildiğiniz gibi bu gün Mevlit Kandili. Tüm izleyicilerimizin kandilini kutluyoruz.

ADNAN OKTAR: Allah tekrarına erdirsin. Peygamberimiz (s.a.v)’in doğumu bizim için düğündür, bayramdır. Dünyaya nur saçtı, ışık saçtı. Allah, Ondan razı olsun. Biz O’ndan razı olduk, o da inşaAllah ahirette bizlerden razı olur. Hepsinin üstünde tabii Cenab-ı Allah’ın rızası, inşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey izin verirseniz Mevlid Kandili’yle ilgili biraz bilgi vermek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mevlid Kandili İslam peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v)’in doğum gecesi ve aynı zamanda hicri Rebiü’l-Evvel ayının 12. Gecesi. Mevlid; doğum zamanı anlamına geliyor. Sünniler Rebiü’l-Evvel ayının on birini on ikincisine bağlayan geceyi, Şiiler on yedi ve on yediye dönen geceyi mevlit günü ve gecesi olarak adlandırıyorlar. Bu iki tarihler arasındaki haftayı da vahdet haftası ilan etmişler. Türkiye’de Osmanlı Devleti Padişahı 2. Selimden itibaren bu kutlama gün ve gecelerinde, minarelerde kandil yakılmasıyla birlikte kandil adını almıştır.

ADNAN OKTAR: İşte nasıl Hristiyanlar Noel’de Hz. İsa (a.s)’ın doğum gününü kutluyorlarsa, o da bizim peygamberimiz- Hz. Muhammed (s.a.v) de bizim peygamberimiz, o günü de kutlarız. O da bir güzellik, o da bir güzellik. Burada şaşırılacak bir şey yok. “O Hıristiyanların peygamberi.” Senin de peygamberin cahilliği bırak. Hz. Musa (a.s) da senin peygamberin, Hz. İbrahim (a.s) da senin peygamberin. “Onlar Yahudi peygamberi” diyor. “O Hıristiyan peygamberi” diyor. Senin peygamberin, onlar İslam peygamberi. Müslüman onlar. Bu kadarcık bilgiye bile sahip değiller, birçok insan.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Ahmet Davutoğlu, Dolmabahçe ofisinde Gayri Müslim azınlık cemaatlerin temsilcileri ile bir araya geldiği yemekte yaptığı konuşmada; “Müslümanların Mevlid Kandili’ni tebrik ederken, geçen hafta Katolik cemaatin Noel bayramı ile Musevi cemaatin Hanuko Bayramı’nın kutlandığını hatırlattı ve gelecek hafta da Ortodoks Cemaati’nin Noel bayramının idrak edileceğini” söyledi.

ADNAN OKTAR: Gayet güzel, hepsine saygı duymak lazım. Canavar gibi Noel Baba gösterileri falan, saldırganlık, bunlar Müslüman’a yakışmaz.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğraf da vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Evet, baya güzel olmuş, bina da hoş bir bina, tarzı hoş.

BÜLENT SEZGİN: Ayrıca Başbakan Davutoğlu; “aslında bu iki haftalık dini günden dahi İbrahim-i geleneğin nasıl yan yana, bir arada ve şehirlerde, kasabalarda, köylerde olmanın ötesinde komşu gelenekler olarak da bu toprakların her yerinde kök saldığının güzel bir işareti” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Bu bir gerçek ama Türkiye’de bir Musevi karşıtlığı var. Yüzde 80 Türkiye’de Musevi karşıtlığı var. Hıristiyan karşıtlığını da bilmiyoruz, o da en az o kadardır. Önce Türkiye’deki bu Musevi karşıtlığının ortadan kaldırılması lazım. Museviler aleyhine beyanların ortadan kaldırılması lazım. Akıl almaz bir nefret var birçok insanda ve nefret de körükleniyor. “Kahrolsun İsrail” diye bas bas bağırıyor adamlar. Önce bunların ortadan kaldırılması lazım. Yani bu Musevi karşıtlığı, Musevi nefreti gittikçe yayılıyor Türkiye’de. Avrupa’da zaten hakim. İslam ülkelerinde rezalet tarzında. Yani kafatasları yığmışlar, işte hepsinin alnına Davut yıldızını koymuşlar. Yani “sonunuz bu olacak” gibi. Kahredici bir nefret yaygın. Önce bunu ortadan kaldıracak bir devlet politikası, bir hükümet politikası uygulanması lazım. Hristiyanlara nefretin ortadan kaldırılması, Musevilere nefretin ortadan kaldırılması ve sevecenlikle, şefkatle yaklaşma ruhunun ortaya konması. Bu gerekirse ayetlerle de açıklanabilir. Mesela; Tayyip Hocam da açıklayabilir, Başbakan da ayetle açıklayabilir. Bu Hristiyanlara ve Musevi nefretine karşı, Hıristiyanlara ve Musevilere karşı olan öfkeye karşı, Kuran ayetleriyle çok güzel, konuyu huzurata kavuşturabilirler. Ve bu kamuoyunda da çok olumlu etki yapar. Yani yüzde 80 karşıtlık ne demek? Yüzde yüz demek neredeyse. Çok vahim bir şey bu. Önce o konunun hallolması lazım. Özellikle hükümet yetkililerinin akılcı, Kuran’a dayalı, hadise dayalı izahlarıyla Hristiyan ve Musevilere karşı nefret ortadan kaldırılabilir. Peygamberimiz (s.a.v)’in uygulamalarından gayet güzel örnekler verilebilir. Hristiyanlarla şefkatli, dostane bir bağ kurulabileceğini, Hristiyan hanımlarla evlenilebileceği, yemeklerine gidileceği, onları yemeklere davet edebileceğimiz, ticaret yapabileceğimiz, yani arkadaşça, kardeşçe yaşayabileceğimiz, aynı şekilde Museviler için de,onlarla da bu şekilde arkadaşça, kardeşçe bir ilişki içinde olabileceğimiz, Musevilerden hanım alabileceğimiz, evlenebileceğimiz, onları yar ve sevgili edebileceğimiz, sırdaş edebileceğimiz, çünkü eşi değil mi sırdaşı olmuyor mu? Beraber yemek yiyorsun, onun yemeğine gidiyorsun, yüzde 80 ne demek kardeşim? Yüzde 80 karşıtlık var Türkiye’de Musevilere, Hristiyanlara da aynı şekilde. Bu çok vahim bir şey. Böyle şey olur mu? Yani bu karşıtlık ne demek? Nefret demektir bu. Öfke demek, karşıtlık ne demek yani? O senin kardeşin, birlikte beraber yaşıyorsun. Yüzyıllarca beraber yaşamışsın, evlenmişsin, dost olmuşsun, ticaret yapmışsın. İstanbul’da Museviler vardı, Rumlar vardı, biz iç içe yaşıyorduk onlarla, kardeşçe, Ermeniler vardı, sonra çıktı bu olaylar kardeşim. Yani bir Musevi nefreti hiç yoktu Osmanlı Dönemi’nde. Bir Hristiyan nefreti yoktu, aynı mahallelerde yaşıyordu herkes. Sonra çıktı bu olaylar.

OKTAR BABUNA: Bu söylediklerinizi anlattığınız, ‘Gelin Birlik Olalım’ kitabında Hocam 3 sene önce meclis başkanıydı o zaman, Reuven Rivlin’e vermiştik. Şimdi İsrail cumhurbaşkanı oldu. Oradaki aynı ifadeleri kullanarak; “biz, 3 İbrahim-i dinin mensupları olarak gelin birleşelim” dedi. Kitabın başlığı da o şekildeydi, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ama gelin birleşelim demekle, birleşmezler. Onu Moşiyah-Hz. Mehdi (a.s) derse birleşirler. Rivlin’in demesiyle olmaz.

Mesela Peygamberimiz (s.a.v)’in çok güzel hadisleri var. Bir de sağlam İslam kaynakları. Necran Hristiyanları Peygamberimiz (s.a.v)’i ziyarete gittiklerinde, Peygamberimiz (s.a.v)  onlara abasını sermiş ve oturmalarını söylemiş.

Mesela Peygamberimiz (s.a.v), Hristiyan olan İbn Harris b. Ka'b ve kavmine yazdırdığı anlaşma metninde: "Şarkta ve Garpta yaşayan tüm Hıristiyanların dinleri, kiliseleri, canları, ırzları ve malları Allah'ın, Peygamber'in ve tüm müminlerin himayesindedir” diyor, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v). Hristiyan olan İbn Harris b. Ka'b ve kavmine yazdırdığı anlaşma metninde – yazılı bu- "Şarkta ve Garpta yaşayan tüm Hristiyanların” yani bütün dünyadaki Hristiyanların. “Dinleri, kiliseleri, canları, ırzları ve malları Allah'ın, Peygamber'in ve tüm müminlerin himayesindedir” (İbn Hişam, Ebu Muhammed Abdulmelik, (v.218/834), es-Siretü'n-Nebeviyye, Daru't-Turasi'l-Arabiyye, Beyrut, 1396/1971, IV/241-242; Hamidullah, el-Vesaik, s.154-155, No.96-97; Doğu Batı kaynaklarında birlikte yaşama, s.95) Aynı şekilde Museviler için de geçerli bu, aynı hüküm.

Mesela Türkiye’deki bazı Museviler boyunlarına haç takarak dolaşıyormuş, Musevi oldukları anlaşılmasın diye. Yazık, günah değil mi bu? Ki onların dininde bu bir suçtur, şirktir. Bak korkudan bu hale geliyorlar. Yazık, günah değil mi? Sürekli İsrail’den soruyorlar, “orada hakikaten gezilebiliyor mu? Oraya gelebiliyor muyuz? Can güvenliğimiz olur mu?” Davet ediyoruz; “Bizi öldürürler” diyor. Bir şey olmaz, gelin diyoruz. Çok ürkütücü bu durum.

Peygamberimiz (s.a.v), Mekkeli Müslümanlara Habeşistan’a hicretini tavsiye ediyor. Diyor ki; İsterseniz ve elinizden gelirse, Habeşistan’a iltica edin. Bak, “Hristiyanların yanına gidin” diyor. Dinsizlerin, imansızların yanına gidin demiyor. “Zira orada hüküm süren Kral’ın topraklarında kimseye zulüm edilmez. Orası doğru ve emin bir yerdir.” Hristiyanların olduğu yer için söylüyor bunu Peygamber (s.a.v). Bak, “doğru ve emin bir yerdir. Allah asan edinceye kadar (kolaylık verinceye kadar) orada kalın.” Ve uzun süre de kaldılar orada, Hristiyanların yanında. Dost, ahbap olarak. Peki burada ne oluyor? Bir acayiplik var.

Mesela Peygamberimiz (s.a.v) zamanında, bir Musevi cenazesi geçiyor, ayağa kalkıyor. Bak, saygı gösteriyor. Cenazesine bile saygı gösteriyor. Değil dirisine, ölüsüne bile saygı gösteriyor. Burada nefret var. Yüzde 80 öfke ne demek, yüzde 80 karşıtlık?

Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki; "Kim zimmî (İslam ülkesindeki gayrimüslim) olan birisine eziyet ederse, ben onun hasmı olurum" diyor. Sen sözle eziyet ediyorsun. Karşıt tabi kimi karşıt oluyor, kimi hasman-i oluyor, kimi nefretinden kaynaklanıyor, kimi cahilliğinden kaynaklanıyor. Ama karşıt olmak çok anormal bir şey. Şefkat duyulur. Öyle şey olur mu? Misafir geldiğinde Filistinli, Hamas lideri, yer gök inliyordu, “kahrolsun İsrail” diye. Böyle şey olur mu? ‘İsrail’ bir kere peygamber ismi. “Kahrolsun İsrail” denmez. Kuran’da Hz. Yakup (a.s)’ın ismi olarak; “İsrail” diyor. Kuran’da geçiyor İsrail. Sen ne diyorsun? “Kahrolsun İsrail” diyorsun, haşa. İsrail devletinin, İsrail hükümeti desen, belki gıcık oluyordur hükümete, insan bir derece onu normal karşılayabilir. Hükümet üyelerine, onlara. Ama kahrolsun lafı zaten çirkin bir laf. Karşıyım de, yanlış yoldalar de, eleştir. Kahrolsun ne kelime yani?

Mesela; Hayber’in fethinde tomarlarla, çok fazla Tevrat rolesi ele geçirildi. Müslümanlar bunları saygıyla muhafaza ettiler ve hepsini Musevilere iade ettiler. Yobazların eline geçse, yakarlardı hepsini.

Medine anlaşmasında diyor ki mesela; “Ben-i af Musevileri inanlarla birlikte bir ulus, bir kavim oluşturdular. Musevilerin dini kendilerine, Müslümanların dini kendilerinedir.” Hiç müdahale yok. O din onlara ait. Müslümanların dini Müslümanlara aittir. Ayete göre söylüyor tabii Peygamberimiz (s.a.v).

Şeytan’dan Allah’a sığınırım. Maide Suresi, 5; “(Kendilerine) Kitap verilenlerin” yani Musevi ve Hıristiyanların “yemeği size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldir.”  “Karşılıklı yemek yiyin” diyor, beraber. Nerede yemek yenir? Evde. Evine çağırıyorsun, oturuyor, beraber yemek yiyorsun. 

“Mü'minlerden özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce (kendilerine) kitap verilenlerden” yani Musevi ve Hristiyanlardan “özgür ve iffetli kadınlar da, namuslu, fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak -onlara ücretlerini (mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size (helal kılındı.)”  “Onlarla da nikâhlanabilirsiniz” diyor Allah. Bağnaz ne yapıyor? “Taşın arkasına sığınacak, taş bize haber verecek, biz de öldüreceğiz” diyor. Allah evlenin diyor, evlenebilirsiniz diyor, o da öldürmeye kalkıyor. Bunları bilmiyor ki birçok insan.

Onun için Sayın Davutoğlu, çok muhterem, müberra bir insan, mükerrem bir insan. Yani bu güzelliği eğer deruhte ederse, tarihe geçer. Bu Hıristiyan, Musevi nefretini ortadan kaldıracak yoğun, güzel bir çalışma yapabilir.

Şimdi bizim A9’daki açıklamalarımızda mesela kökünden hallolamıyor. Ama Başbakan bunu söyledi mi bütün basın ajanslarında falan her yerde yayınlanıyor. Bütün yabancı gazetelerde yayınlanıyor. Çok büyük etkisi olur.

Evet, biz de sizi dinliyoruz.

KARTAL GÖKTAN: CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Mevlit kandili mesajında; “Mevlit kandili dolayısıyla bir kez daha hatırlayalım ki, zulüm, baskı, hiddet, şiddet, nefret, ayrımcılık, haksızlık, yolsuzluk, rüşvet, yalan, iftira gibi ahlak dışılıklardan taban tabana zıt olan, aksine barış, dostluk, kardeşlik, eşitlik, hakça paylaşım, doğruluk, dürüstlük gibi üstün ahlakı temsil eden sevgili Peygamberimiz (s.a.v)’i sözde değil, özde anlama zarureti vardır. İnsanlığı ayakta tutan, insanı mükemmel kılan ve yücelten kuşkusuz ki ahlaki değerlerimizdir” dedi.

ADNAN OKTAR: Çok güzel konuşmuş. Ama herhalde biraz AK Parti’ye gönderme yapıyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakanımız cemaat, liderleriyle yaptığı toplantıda restorasyon ya da eskilerin iadesi haricinde Türkiye tarihinde ilk kez yeni bir kilisenin inşa edilmesi kararı alındığı belirtildi. Buna göre Süryani cemaati tarafından yeşil yurtta kilise yapılacak. Devlette kilisenin arazisini tahsis edecek.

ADNAN OKTAR: Normali budur. İsteyen sinagog yapsın, isteyen kilise yapsın, isteyen cami yapsın. Yani sinagog nefreti yok Kuran’da, kilise nefreti yok. Bilakis Müslümanların kiliseleri ve havraları korumasını söylüyor Cenab-ı Allah. Adam yakmaya kalkıyor, yıkmaya kalkıyor. Olmaz öyle şey.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, meclise gönderilen yeni güvenlik paketiyle suç kovuşturmasında valilere önemli yetkiler veriliyor. Bu yetkilerden bazıları şöyle; “Vali lüzumlu halinde kolluk amir ve memurlarına suçun aydınlatılması ve faillerin bulunması için gereken acele tedbirlerin alınması hususunda doğrudan emirler verebilir. Kolluk bu emirleri mevzuatta belirlenen usule uygun olarak yerine getirir. Valiye gerekli görüldüğü hallerde kamu kurum ve kuruluşlarının yanı sıra belediyelerin de tüm araç ve gereçlerini kullanma gerekirse kolluk kuvvetleri yardımıyla alma yetkisi de tanınıyor. Ayrıca vali bu kurumların personeline de görev verebilecek.

ADNAN OKTAR: İşte doğrusunu şu an yapmışlar. Yakışırı budur. Doğru olmuş. İsabet, tam isabet.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, sizin yaptığınız uyarılar yerine geliyor, inşaAllah. Doğu ve Güneydoğu için özel harekatçıların görevlendirilmesini söylemiştiniz. Bölgedeki 110 ilçenin emniyet müdürü değiştirilmeye başlandı. Kobani eylemleri ve son olarak Cizye’deki olaylardan sonra içişleri bakanlığı kapsamlı bir soruşturma başlattı. Ve iki ayrı liste hazırlandığı belirlendi. Efkan Ala ve emniyet genel müdürü Celalettin Lekesiz’in bizzat yürüttüğü çalışmada “sürecin sağlıklı yürümesi provokasyonların önlenmesi ve aynı şekilde devlet zafiyetinin giderilmesi için elli kişilik bir liste hazırlandığı, Cizye’den sonra da atmış kişilik bir liste oluşturulduğunu ve yeni ilçe emniyet müdürlüğünün gönderilmesi kararlaştırıldı. Listede istihbarat terör geçmişine sahip özel harekat ve çelik kuvvet şubelerinde çalışmış polis müdürlerine yer verildiği” belirtildi.

ADNAN OKTAR: Evet, özellikle özel harekat. Özel harekata çok iyi destek verilmesi lazım. Sayılarını da kısa sürede 40 bine çıkarılmasında fayda var. Yani PKK hakkından özel harekat gelir. Acemi Mehmetçiklere bunlarla karşı karşıya getirmek son derece hatalı bir şey. Canlarım benim Çorumdan geliyor, Yozgat’tan geliyor. Ana kuzusu bunlar tarlada tapanda çalışan çocuklar. Birkaç ay eğitim alıyorlar, ellerine silah veriliyor. Bu çakallar beş yıl, altı yıl, yedi yıl dağlarda eğitim yapıyorlar. Çocuklar hiç eğitimsiz. Araziyi de tanımıyorlar. Ama özel harekat öyle değil. Onlar çok yaman. Yani zaten PKK bilir, onların yamanlığını. O yüzden özel harekatçı gördüklerinde, ürkmüş köpek gibi kaçarlar. Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Beştepe’de ilk kez yapılan MGK toplantısında, Atatürk fotoğrafı olmaması ile ilgili eleştiriler gelmişti. Konu ile ilgili yapılan açıklamada “tefrişat çalışmalarına devam ettiği, sadece toplantının yapıldığı salonda değil, sarayın bazı başka bölümlerinde fotoğrafın bulunmadığına” dikkat çekildi. Ve “özel bir anlam yüklenmemesi gerektiği” ifade edildi.

ADNAN OKTAR: Yani doğru. İyi niyet olduktan sonra mesele yok.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Siz valinin çok geç olana kadar bilgisi olmamasını da eleştirmiştiniz Adnan Bey. PKK gençlik yapılanması YDG-H üyelerinin aktif olduğu ilçelerdeki emniyet müdürlerine de bakanlık tarafından mercek altına alındı. Bölgeden vali jandarma komutanlığı il emniyet müdürlüğü hatta bazı ilçe emniyet müdürlerinin Ankara’da çağrıldığı, yapılan görüşmede eksiklikler tespit edildi.

ADNAN OKTAR: Bir kere devlet zafiyeti gösterilmesi, devleti zaaf içinde gibi göstermek, çok vahim bir harekettir. Yani devletin vasfı güçlü olmasıdır, kararlı olmasıdır, vatandaşa güven vermesidir. Ama alenen bir zafiyet varmış gibi gösteriliyor. Yani rahatça adamlar hizaya sokulacakken, bu yapılmıyor. Bunu İran birkaç kelimeyle, üç beş cümleyle elde ediyor. Türkiye’nin ne eksiği var, ben anlamadım. Niye bu gücü göstermiyor, anlayamadım. İran’dan bunlar tir tir titriyor. İran’da PKK faaliyeti tahayyül dahi edilemiyor. Burada gel masaya oturacağız diyor adam. Kabadayılık yapıyor. “Ayaklanmaya gideceğiz, şu dediklerimiz yapın bu dediklerimizi yapın. Görüşme tutanaklarını açıklarız. İşte şöyle olur böyle olur.” Her Allah’ın günü bunlar kabadayılık yapıyor, her gün tehdit. Yani bunlara nasıl göz yumulur ben hayretler içinde izliyorum. İran bunları iki tokatla dizinin üstüne oturtturdu. İt gibi korkuyorlar İran’dan. Adam diyor “aman ha aman ne PJAK bırakır, ne PKK bırakır, hepsini kazır bunlar” diyor, İran için. “Sakın kızdırmayalım İran’ı” diyor. Bunu niçin Türkiye için söylemiyor bu adamlar İran için söylüyor? Aynısı Türkiye için söylesin. Her türlü imkanımız var. Bu çakallara bu kadar kabadayılık yaptırmanın, bu kadar şımartmanın bu kadar tepemize çıkartmanın alemi ne ben anlayamadım. Devlet kodumu oturtur, bu kadar basit. Bu itleri böyle gece gündüz havlamanın alemi ne? Bir acayiplik var benim anlayamadığım ama hükümet herhalde gereğini yapacak gibi görünüyor, bu kanunlar çıkması işte değişmeler, şunlar bunlar bu ayarlamalar bu düzenlemeler, bir hazırlık aşaması gibi görünüyor. Allah güç kuvvet versin, gereğini yapsınlar. Biz sıkıldık bunların tehditlerinden. Biz kardeşim kabadayı milletiz, delikanlı milletiz. Bize böyle şeyler gitmez. Delikanlıya bu yapılmaz. Delikanlı bunu kendine asla uygun görmez. Bir değil iki değil, hadi desek ağzından kaçtı. Her Allah’ın günü tehdit, bu nedir? Osmanlı tarihinde de yok Türk tarihinde de yok böyle bir olay. Adamlar bir kere tehdit ediyorlar, tehdit ettiğine edeceğine etmişliğine bin kere pişman ediyor devlet. Devlete meydan okumak ne demek? Her gün meydan okuyor adamlar. Bu kadar azdırmanın, şımartmanın alemi nedir, ben anlayamadım. Ama gördüğüm kadarıyla bir zaaf içinde olan memurlar varsa, onlara karşı bir tedbir alınıyor. Tabii burada devletin bir suçu yok. Devlet ayrıdır. Ben hükümetle devleti zaman zaman aynı gibi değerlendiriyorum, hükümet kastettiğimiz hükümet. Hükümetin içinde de belirli memurlar bizim kastettiğimiz belirli işiler. Yoksa hükümet baya güzel, başarılı işler yapıyor, vazifesinin başında. Ama kardeşim şimdi benim yetkim yok, senin yetkin var. Sen kollu kuvvetsin ve kolluğu başındasın. Ne diyorsun la sen dersin, adam tir tir titrer. Nasıl çadır kurar? Nasıl karakol kurar? Bu ne lan böyle dersin, kodumu tokadı oturtursun. Yani hukukun müdahalesini kastediyorum. Konu biter. İt-çakal gece gündüz kabadayılık yapıyor. Orada burada çaylakları çıkarıyorlar, yol kesiyor, kimlik soruyor. Sen kime soruyorsun bunu? Kürt kardeşlerim çok onuruna düşkün, asil insanlardır. Her gün Kürt kardeşlerimize kabadayılık yapılması ne demek? Ve bu kadar onurlarına düşkün insanlara bunun yapılması ne demek? Türk milletinin tamamına yapılan bir kabadayılık var. Bak bu çakallara bu konuda dikkat çektikten sonra itlik yapmamaya başladılar, kabadayılık yapmıyorlar. Köpek herifler olayın nereye varacağını sezdiler, ayar oldular pislik herifler. İşte bunlara bu dilden konuşmak lazım.

BÜLENT SEZGİN: Siz dedikten sonra tanklarla gidilmişti bölgeye.

ADNAN OKTAR: Evet, Allah razı olsun. Dedim hendeklerden geçmek dert mi? Tank götürün geçin tankla dedim, hemen ertesi gün tank gönderdiler, Allah razı olsun. Davutoğlu Hocam’ı bir görsem elini öpeceğim maşaAllah, yaman o. Çocuklar diyor ki “Hocam, siz acayip seversiniz inanılır gibi değil acayip sevimli” diyorlar “fotoğraftaki gibi değil” diyorlar “rahatsız edecek derecede sevimli” diyorlar. Çocuk tatlılığı varmış “acayip sevimli” diyorlar. İşte masumluktan kaynaklanıyor o dürüst, efendi, güzel ahlaklı, o yüzüne yansıyor. Ta çocukluğundan itibaren böyle temiz yetişmiş. Ailesi de temiz, kendi de temiz, nur gibi insan. Ama iyi destek olmak lazım. Oturup söyletmek olmaz. Adam ay çekirdeği ağzında, çekirdek çatırdatarak olayları seyrediyor, olmaz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Urfa’da Hüda Par üyesi 5 kişinin evleri, muhtemelen PKK’lılar tarafından üzerine kahrolsun IŞİD, Kürdistan gibi yazılar yazılarak işaretlendi. Hüda Par Şanlıurfa il başkanı Lokman Yalçın, ikinci bir Cizre olayının yaşanmasından endişe ettiklerinden dair bir açıklama yaptı.

ADNAN OKTAR: Böyle bir densizlik yapmaya kalkarlarsa, devlet kollarını kırsın, kanunla hukukla. Adamların nerde olduğu belli, ne yaptıkları belli. Milli istihbarat teşkilatı daha çok eleman kullanması gerekiyor. Hoca daha iyi bilir ama biz yine de bir kardeş olarak, hatırlatmakta fayda görüyoruz. Orada kum gibi MİT’in elemanı kaynaması lazım. Her yerde, nereye sağa sola dönsek MİT elemanı olması lazım. Ve çok sayıda özel harekâtçı, konu o şekilde hallolur. Ama şimdi MİT’e de bir şey diyemiyorum mükemmel bir yapılanması var. Şu son olayda akıl almaz başarılıydılar. Hayret ettik, maşaAllah. Hüda Par, bölgedeki tüm cemaatleri koruyorlarmış, camileri onlar koruyorlarmış. Dindar Müslümanlar bir yere gitmek istediklerinde, onların korumasında gidip geliyorlarmış. Onu devlet yapsın kardeşim böyle bir durum varsa. Camilerin her yerin güvenliğini devlet sağlasın, asker, polis sağlasın, özel harekâtçılar sağlasın. Orada çok güçlü bir polis yapılanması gerekir. Müslümanlarda polise, devlete yardımcı olabilir tabii.

KARTAL GÖKTAN: Hüda Par ile ilgili bir yazı Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan yazdı; “PKK için tek çözümün Müslümanların tek ümmet olması gerektiğini” belirtti ve şunları yazdı; “Bu ülkeyi bölünmenin ve kardeş kavgasının eşiğine sürüklenmekten kurtaracak tek şey, etnik bilinç değil medeniyet fikrini yeşertecek ümmet bilincidir. Özelde Hüda Par’lılar da ve bölgedeki tüm İslami cemaatlerde güçlü bir ümmet bilinci var. Ayrıca bölgede Hüda Par’ın emniyet sübapı görevi gördüğünü söyledi. Bölge halkı Hüda Par’ın cemaat ayırt etmeksizin tüm Müslüman halkı PKK’dan koruduğunu, evlerini bile onların muhafaza ettiğini, korucularını güvenli yerlere götürdüklerini ve kolladıklarını anlatıyorlarmış.”

ADNAN OKTAR: Evet ama işte devlet orada gücünü göstersin, hükümet gereken tedbiri alsın bunlara gerek kalmasın. Vatandaş kendi kendini korumasın, bu çok vahim bir şey. Bu kolluğun görevidir, kolluk kuvvetleri bunu yapacak. Ama bu çakalların kabadayılık yapmasının durması manidar. Demek ki, bunlara hoşt demek faydalı oluyormuş. Her ürüdüklerinde hoşt diyeceğiz. Rezil rüsva edip aşağılandıklarında ferahlıyorlar. Bak şu an itlik, kabadayılık yapamıyorlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, hükümetin tüm cemaatlere karşı tavır alacağı iddialarına karşı Cumhurbaşkanımız ve başbakanımızın verdiği cevapların kısa bir videosu vardı, uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

VTR

ADNAN OKTAR: Tamam, daha ne desinler. Bu konuşmaya rağmen daha hala böyle diyorlarsa, kimse buna inanmaz. Tayyip Hocam bak nasıl vurguluyor “alçakça” diyor, böyle çok sıkı vurguluyor. Tayyip Hocam delikanlıdır, lafından da dönmez, sözünden de dönmez. Buna kanaat getiren makul bir insandır. Kanaat getirmiyorsa, vesveselidir ne diyeyim yani. Tayyip Hocam dürüst, dürüst delikanlı. Tayyip Hocam’da bir anormal yön göremezsiniz. Mesela burada bir müdahalesi var ama son olaylarda, can havliyle kendini koruyor, hükümeti koruyor, devleti koruyor. Ne yapsın, gelin yıkın mı desin, devirin mi desin? Makul olan buydu, kendini korumasıydı. Kendini korumaması zaten hıyanet olur, çok anormal bir şey olur. Çünkü millet kendini koruyacak, ayakta duracak diye ona o görevi veriyor. Ufacık bir şeyde devrilirse, yıkılırsa büyükte olsa hiçbir şeyden yıkılmaması lazım. Demokrasiyle gelen, demokrasiyle gider. Seçimle gelen seçimle gider, onun dışında olay olmaz. O yüzden Tayyip Hoca’nın o zamanki tedirginliği makuldü, ona kimse bir şey diyemez.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz “yoksa başka hiç kimse bir daha Başbakan olmakta istemez” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Zaten seçim sistemine falan gerek yok ki, öyle bir şey varsa. Seçime de gerek yok, demokrasiye de gerek yok. Bir hükümet geldiğinde de 3-5 kasetle, 3-5 lafla hemen anında götürülebiliyorsa, tehditle götürülebiliyorsa, zaten demokrasi yoktur, bitmiş. Sivil toplum kuruluşları tehdit altındadır, hükümette tehdit altındadır, halkta tehdit altındadır. Öyle bir toplumda yaşanmaz. Dolayısıyla Tayyip Hoca’nın çıkışlarını böyle anormal karşılamak olmaz. Bir derin devlet yapılanması hissettiyse, ona kanunla hukukla müdahale eder. Kanun hukuk dese ki “bir yapılanma yok” yoksa yoktur. Ama kuşkulanacak bir durum oldu, makul şüphe oluştu. Herkeste oldu makul bir şüphe. Tetkik edilip araştırılması gerekir, kimsenin canını yakmadan. Konu bu. Onun dışında garip olan bir şey yok.

Hep üst perdeden, alışmışlar Osmanlı döneminden de alışmışlar, kadınlara hep üst perdeden. İşte çocuğa bakar, dövülür, sövülür, yemek yapar, adamın çamaşırlarını falan yıkar. Sokağa çıkamaz, gülemez, arabaya binemez, çocuk doğurur, yemek yeniyorsa kapıda bekler, sofraya oturamaz. Ben görürdüm çocukluğumda yemek verirlerdi, erkekler önce yiyordu yemekleri, arta kalanları kadınlar yiyorlardı. Bakın birçok yerde böyledir. Önce erkekler yerler, onlardan arta kalanı çocuklar ve kadınlar yerler. Ben çocukluğumda çok gördüm. Erkekler alenen birinci sınıf insan olarak görülüyor, kadınlar ikinci sınıf insan olarak görülüyor birçok yerde. Bu yetkiyi bunlar nasıl almışlar, ben anlamıyorum. Kadınlarda mazlum varlıklar bunlar da ses çıkarmamışlar, kuzu gibi onlar da baş eğiyorlar, bir şey demiyorlar. Bunlar uzandıkça uzanmış, ferahlandıkça ferahlanmış. Kadınlardan üstün olduklarına samimi inanmış bunlar.

Tayyip Hocam açıkça söylemiş, ifadesi net; “Biz” diyor “cemaatlere karşı değiliz.” Buna inanmıyorsan, o zaman hiçbir sözüne inanmazsın. Olur mu öyle şey? Tayyip Hocam bizzat kendisi Nakşibendi, nasıl cemaatlere karşı? Başbakan Nakşibendi, daha önceki cumhurbaşkanı Nakşibendi, Turgut Özal Nakşibendi’ydi. Demirel Nurcu’ydu. Bakanlar büyük bölümü nurcu, Süleyman’cı. Süleymancı bir-iki tane bakan var, çoğu Nakşibendi birçoğu da Kadiri. Mümkün değil, böyle bir şey olacak gibi değil. Güneydoğu Anadolu hep, ehli tarik’tir tamamı. Ehli tarik olmayan parmakla sayılır. Böyle bir şey teknik olarak mümkün değil zaten.

Evet, dinliyorum

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey yarın akşam yani Cumartesi akşamı saat sekizde “Yaşamdan Portreler” programı var A9 TV’de. Aylin Atmaca’nın konuğu Devlet Tiyatroları Edebi Kurul Başkanı, tiyatronun duayenlerinden oyuncu, yazar ve şair Sayın Semih sergen.

ADNAN OKTAR: Semih Sergen ünlüdür. Sakal da yakışmış Semih Hoca’ya, maşaAllah. Çocukluğumuzda hep onların televizyondaki programlarını seyrederdik, Semih Sergen’in. Radyoda da programları olurdu.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey fotoğraf gösterebilir miyim? Alaska ağaç kurbağası.

ADNAN OKTAR: Bu ne tip böyle.

BÜLENT SEZGİN:  Özelliği kışın tamamen donuyor, kalbi duruyor, ilkbaharda tekrar canlanıyor.

ADNAN OKTAR: Kışın donuyor yani buz oluyor.

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Kalbi de donuyor buz oluyor, evet.

BÜLENT SEZGİN: İlkbaharda tekrar canlanıyor.

BÜLENT SEZGİN: Kalbi atmaya başlıyor.

ADNAN OKTAR: Yeniden kalbi atmaya başlıyor. Çok büyük mucize bu. Allah gücünü gösteriyor Cenab-ı Allah. Donan normalde ölüyor zaten ama bak adama hiçbir şey olmuyor. Yazın buzlar çözülüyor, adam hoplayarak bağırarak, vıraklayarak ortada gezinmeye başlıyor. Kışın yine donuyor. Ne şeker varlık. Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, başbakanlığı sırasında çalışma ofisine böcek tabir edilen dinleme cihazı konulmasıyla ilgili davada sanıklardan eski Başbakanlık Koruma Dairesi Başkanı Mehmet Yüksel ifade verdi; “2008’de Başbakanlık koruma müdürlüğüne atandığını, o dönemde başbakanlık koruma müdürlüğünün ilkel şartlarda çalıştığını ve araç gerecinin yetersin olduğunu” ifade etti.

ADNAN OKTAR: Böcek tespiti alet edevatla oluyor. Ama gözle de tespit edilebilir, çünkü orada zaten fazla bir eşya olmuyor ki. O eşyaların herhangi birinde olmuş oluyor. Zaten büyük bir ihtimalle de böyle bir şey olacağı için yani yüzde yüz diye düşünmeleri lazım. Her gün arama yapmaları lazım. MİT tespit edebiliyor. Ama alet edevatla tespit edilebilir o, o kadar zor olduğunu zannetmiyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ayrıca Adnan Bey, bu böcek davasına bakan Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakanlığın da davaya müdahil olarak katılmasına karar verdi.

ADNAN OKTAR: Müdahil olup olmaması o kadar dert değil. Davadan bir şey çıkar mı ona bakmak lazım. Bir kere suç işleyen cürmü meşhut halinde yakalanması lazım. Bunlar faili meçhul olaylar, bunlardan pek bir şey çıkar mı, bilmiyorum. Müdahil olsa olmasa ne fark eder, bilmiyorum.

Şimdi yine kısa bir ara verelim, devam edeceğiz kısmetse.

BÜLENT SEZGİN: PKK tehlikesi ile ilgili videomuzdan sonra programımız devam edecek.

Adnan Oktar ile Sohbetler programımız bu akşam sona erdi, yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü