Harun Yahya

Sohbetler (3 Ocak 2015; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Siz de hoş geldiniz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: PKK yöneticilerinden Murat Karayılan 2015’in Kürt halkının zafere yürüyüş yılı olacağını söyleyerek operasyonlarda öldürülen teröristleri şehit olarak tanımladı.

ADNAN OKTAR: O kendi inancına göre şehit ilan edebilir. Müslümanlığa göre şehit ayrıdır, dinsizliğe göre şehit ayrıdır. Dinsizse kendi dinsizliği içerisinde bir şehitlik anlayışı icat eder. Efendim, “bu şehit” der, “sonsuza kadar yok olup gitti” diyor. Ama Mehmetçik şehit olduğunda sonsuza kadar cennette oluyor. Ama onun dediği şehit sonsuza kadar kendi inancına göre yok olmuş vaziyette. Yani öyle bir şehitlik inancı var, şimdi oradaki aradaki farkı bir kere söylemesi lazım. İkincisi Kürt halkından hiç bahsetmesin. Kürt halkı dindardır, Allah’tan korkan temiz, ahlaklı, haysiyetli, şerefine, namusuna düşkün insanlar. Bunlar haysiyetsiz, şerefsiz, namussuz adamlar, ahlaksız adamlar, dinsiz, imansız, Allahsız, Kitapsız katil ordusu. Kürt halkına sen nasıl sahip çıkıyorsun? Nasıl ağzına alıyorsun o pis ağzına? Sen kimsin, Kürt kardeşlerimiz kim? Bir de gidip onlara kabadayılık yapıyorsunuz ahlaksız herifler. Onların onuruna, şerefine yönelik hareketler yapıyorsunuz. Eline oradan buradan bir silah geçiriyor başlıyor kabadayılığa. Halk da silahı yok, bunlarda var. Silah üstünlüğünden dolayı kabadayılık yapıyor. Kürt halkında silah olsa böyle çakallık yapamazlar. Yahut kendilerinde silah olmasa böyle çakallık yapamazlar. Onun için devleti oyalıyorlar, hükümeti; “silahı bıraktık, bırakıyoruz, bırakacağız” bilmem ne. Asla bırakmaz. Çünkü silah sayesinde böyle kabadayılık yapıyor güya kendi kafasına göre. Durup durup benim kardeşlerimin, Kürt kardeşlerimin ismini ağızlarına almasınlar, o pis ağızlarına.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hürriyet yazarı Fatih Çekirge yazısında, “Türkiye bölünmez bir bütündür” diye belirtmiş ancak HDP’nin gündeme getirdiği yerel özerklik önerisine Türkiye için bir yönetim modeli olarak baktığını ifade etmiş. Yerel özerklik modelinin tartışılıyor olmasının çok önemli olduğunu, bir daha silahın, kanın bu ülkeye hakim olmaması için bunu özgürce konuşmamız gerektiğini yazmış.

ADNAN OKTAR: Özerklik demek bölünme demektir. Adam özerkliği tarif ediyor; “polis bizden olacak” diyor, “güvenlik bizden olacak” diyor, “kendi valimiz, kendi kaymakamımız olacak” diyor, “özerk olacağız” diyor. Yani bölünmenin diğer adıdır o. İsmi kibarlaştırılmış bölünmedir. Özerklik, federasyon bunların hepsi aynı kelimedir, ‘bölünme’ hepsi aynı. Adamlar diyor ki bak; “PKK dağdan inecek, silahı bırakacak, orada güvenlik birimi olacak” diyor. Yani “daha gelişmiş silahla üniforma giyip göreve başlayacak” diyor. “Asker, jandarma bizden olacak” diyor, “PKK’lı olacak jandarma” diyor, “Polis de bizden olacak” diyor, “mahkemeler bizden olacak, özerk mahkemeler olacak” diyor, “özerk kaymakam olacak” diyor, özerk valilik” diyor. Ne uzatıyorsun, devlet kuracağız desene? Belediyeye bağlı hükümet oluşturmak istiyorlar, konu bu, belediye adı altında. Yani başbakanın ismi belediye başkanı olmuş oluyor. Beled; yani o bölge, beledi, beled. Kelime oyunlarıyla bize kendilerince bir teknik uyguluyorlar, anlayamayacağımızı düşünerek. Oyalama taktiği. Bu olmaz.

GÖKALP BARLAN: “Paralarımızı da Türkiye Cumhuriyeti verecek” diyorlar.

ADNAN OKTAR: İnanılmaz mantıksız. Kelimenin tam anlamıyla rezalet iddiaları. Diyor ki; “biz hem bölüneceğiz” diyor, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti de kazancının yarısını bize verecek” diyor. Onunla gidip silah alacaklar, başka şeyler yapacaklar. Yani müsaade edersek tabii, kendi kafalarına göre. Türk ordusunu hiç kâle almıyorlar. Türk polisini, Türk milletini kâle almıyorlar. Kendi kafalarını kâle alıyorlar. Türk ordusu bunlara cevap verirse tam cevap verir. Türk polisi cevap verirse tam verir. Türk milleti bir cevap verirse tam cevap verir. Şimdi bunu bekliyor benim kanaatim bunlar. Bu şımarıklığı bıraksınlar, densizliği de bıraksınlar. Bu münasebetsizlikleri duymak istemiyoruz.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Marksist Akademisyen Prof. Dr. Korkut Boratav, devletten yoksun bir halk olarak nitelendirdiği Kürtler için tek devlet geleceğinin tarihsel bir zorunluluk olmadığını belirterek, “gelecekte bir veya birkaç Kürt devleti görebiliriz” dedi.

ADNAN OKTAR: Yok kardeşim yok. Biz Müslümanlar’ın birleşmesi için uğraşıyoruz, onlar da bambaşka bir kafadalar. Onlar da baklava gibi ayırmanın peşinde. Birlikte bereket vardır. Mesela bak Avrupa Birliği birleşti ama aralarında bir iman bağı, bir sevgi bağı olmadığı için başarılı değiller. İslam alemi birleştiğinde aralarında sevgi bağı da olacağı için, sınırlar olmayacağı için, yani işte vize pasaport falan olmayacağı için ticaret de kolay olacaktır, dostluk da kolay olacaktır. Bürokrasinin ağırlaştırıcı, ağırlaştırıcılığından da öte durdurucu vasfı ortadan kalkmış olacak. Kıvrak, hareketli, canlı, gürül gürül akan bir hayat olacaktır. Sevgiye dayalı, cömertliğe dayalı, egoistlikten, bencillikten uzak. Ama Avrupa’da egoistlik, bencillik yaygın olduğu için şu an hayat ölüyor. Egoistliğin geldiği yerde hayat ölür. Egoistlik zehirdir. Kürar zehri gibi ağır zehirdir. Bir milimi bile insanı, toplumu öldürür. Egoistliğin toplumdan yok olması lazım. Resmi açıklama yapıyorlar, diyor ki; “Kendi devletimizin, milletimizin menfaatleri doğrultusunda…” Bitti. “Ona göre karar alacağız” diyor. Kardeşim “bütün Müslüman aleminin, bütün insanlığın menfaati doğrultusunda” desene. Sen “sadece benim milletimin” dersen adam da diyor ki, o da “benim milletimin” diyor. O zaman “hadi bölünelim” diyor. Olmaz. Egoistlik bölünmeyi getirir. O zaman adam malının üstüne çöker. Egoistliğin özelliği budur. Ama egoistlik yoksa cömertlik vardır. Cömertlik sınır kabul etmez. Sınır olmayacak ki sen cömertliğini rahat rahat uygulayasın. Sınır olmayacak ki dostluğunu rahat rahat gösterebilesin, sevgini rahat rahat gösterebilesin. Çünkü gidiyorsun mayın tarlasıyla karşılaşıyorsun. Gidip kardeşlerini seveceksin, yiyecek dağıtacaksın. Değil mi? Onlara yardımcı olmak istiyorsun, çok geniş bir alan mayın tarlası, basan havaya uçuyor. Orada nasıl sevgi göstereceksin sen? Mayın tarlasında domates yetiştireceksin, biber yetiştireceksin. Bir de bayağı bereketli oradaki topraklar. Ondan sonra oraya güzel fıskiyeli havuzlar yapacaksın, bağlık-bahçelik yapacaksın. Mayın tarlasında mayının ne işi var? Elma ağacı olacak orada, armut ağacı olacak, üzüm bağları olacak. Mayını sökeceksin üzüm ekeceksin, değil mi? Güzel masa kuracaksın, ondan sonra ne yapacaksın? Hangi parçayı dinleyeceğiz? Bir de orada alttan ırmak da akıtırız evvelAllah. Silah sesi mi güzel, bu mu güzel?

BÜLENT SEZGİN: Bu güzel.

ADNAN OKTAR: Bu güzel değil mi? İnsan feryatları duyacağımıza aşka gelmiş insanların feryadını duyalım. Silah sesini duyacağımıza davul-zurnanın veyahut klarnetin, kemanın sesini duyalım. Bu çok kolayken bunu çok zor gösteriyorlar. Şeytanın adamları birçok yere egemen olmuşlar. Şeytanın egemenliğini yıkacağız. Mehdiyet’in egemenliği gelecek. Allah’ın egemenliği, Rabbin egemenliği gelecek. “Egemen olan Rab böyle söylüyor” diyor Tevrat’ta. “Her şeye egemen olan Rab” diyor.

Evet, şimdi PKK ile ilgili film izleyelim devam ederiz.

BÜLENT SEZGİN: Videomuzdan sonra programımız devam edecek.

Evet, yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Batu Fati "Siz de olmasanız ne izleyeceğiz? Ben de evde oynayıp ritim tutuyorum" diyor, aferin.

Onur Yıldız; Atatürk’ü yanlış tanıyorsun sen. Atatürk’ün hayatını incelememişler. Mesela İstiklal Mahkemesi karar veriyor, oturuyor Atatürk’e yüklüyor. Sen git İstiklal Mahkemesi’nin başkanıyla uğraş. Oradaki mahkemenin elemanlarına söz söyle. Atatürk bayağı şefkatli, sevecen bir insan, hiç kimsenin asılmasını, kesilmesini istemez.

İzmir Karşıyaka, Blue Men Karşıyaka; “PKK’yı bu duruma getirenler hükümet ve Cumhurbaşkanı. Açılımı da PKK ile yapılıyor niye bunları tenkit etmiyorsunuz?” PKK’yı bu duruma getiren hükümet diyorsun. Hükümetler, Darwinist, materyalist eğitimle bu hale getirdiler. Ta Abdülhamit döneminden başlamış olay. Darwinist, materyalist eğitim, milli eğitime mecburi bir inanç olarak sokulmuş. Darwinist, materyalist yetiştirirsen adamın komünist olması makul, olur yani şaşılacak bir şey yok. Olmaması gerekir ama oluyor. Darwinist, materyalist eğitiyorsun çünkü. Açılımı, açılımdan kasıtları işte süreç müreç falan denilen şey PKK’nın azgınlığını bir süre durdurmak için hükümet bir şeyler yapıyor. Bir siyasi manevra yapıyor. Ama bence hiç bu heriflerle böyle uğraşmaya gerek yok. Direkt kulaklarından tutup hapse attın mı olur biter. Bunları kâle alıp bunlarla iki saat. İran böyle yapıyor. İran bunları kâle almıyor, silip süpürüyor. Diz çöktürüyor, aşağılıyor, adamlar topuk selamına geçiyorlar. Öldürmeye, asmaya, kesmeye gerek yok, sırf devlet tehditle bunları bayağı adam edebilir. Silah gücüyle, asker gücüyle, askeri göstererek, polisi göstererek, silah gücünü göstererek, manevra yaparak netice alabilir. İran bunlarla fazla uğraşmadı sadece silah gücünü gösterdi, asker gücünü gösterdi bunlar şak diz çöktüler.

Diyarbakır’dan yazıyorsun; “Hocam, eğer herkes sizin gibi cesur ve dürüst olsaydı biz Kürtler kardeşler olarak güven içinde yaşardık. Ama maalesef Türkiye’de sizin gibi dürüst ve cesur biri yok ki. Bu PKK denen itlerin aleyhine konuşsun da bunların gerçek yüzünü insanlara anlatsın. Ben sadece bu konuda sizce ne diyebilirim?”  Şimdi bir kere Türk ordusu emir bekliyor. Sapına kadar delikanlıdır hepsi ve cesurdur, yiğittir yani silahın sapı, süngünün sapı. Ama silah kullanmasını istemiyoruz biz. Caydırıcılığı kullanılsın. Özel harekât yerle bir eder istese, Türk polisi istese yerle bir eder. Ve hepsi de vatanseverdir, hepsi de kararlıdır.  Konuşamıyorlar ama televizyonları yok, radyoları yok o yüzden konuşamıyorlar. Ama mesela ülkücü gençlik bugün Türkiye’nin çimentosudur ve bayağı kararlı olarak bekliyorlar. Alperenler, Alperen ülkücüleri onlar da çok kararlı bir gençliktir. Türkiye’nin çimentosudur onlar da kararlı olarak bekliyorlar. Devlet bir emir verirse onlar da bir anda devletin emrine girerler. Dolayısıyla Türkiye’nin müthiş bir gücü var; asker gücü var, polis gücü var, jandarma gücü var, bordo berelileri var, özel harekâtçısı var, ülkücüler var, Alperen ülkücüler var. Dindar milletimizin bütünü var. Dolayısıyla hepsi kararlılar ama sessizlik yanlış anlaşılmasın. “Sessiz aslanın pençesi çok ağır olur” derler. Sessiz durmak kabul anlamına gelmez. O yüzden kardeşimizin gönlü rahat olsun. Bizim milletimiz hep sessiz sedasızdır ama kükredi mi de tam kükrer.

Evet, şimdi ne seyrediyoruz?

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarımız var Adnan Bey onlarla devam edebiliriz. Daha sonra programımız devam eder.

ADNAN OKTAR: Tamam.

BÜLENT SEZGİN: Programımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet, konular sizde.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Sedat Laçiner çözüm süreci denen şeyin gerçekçi olmadığını, sadece PKK’yı muhatap almanın büyük bir hata olduğunu yazdı ve şunları ifade etti; “PKK Marksist, Stalinist bir örgüt olarak Kürtler için laik hatta laikçi bir yaşam şeklini öngörmektedir. Dahası PKK’nın anlayışı ile Irak ve Suriye’de gözlemlediğimiz tepeden inmeci ve diktacı Baascılık arasında çok da fark yoktur. Örgüt bir taktik olarak kendi adamlarını yetiştirmeye çalışmakta ve geçmişten farklı olarak dindar Kürtler’i de kazanmaya çalışmaktadır.

ADNAN OKTAR: Mesela bu bir ahlaksızlık. Kardeşim sen dinsiz, imansız değil misin? Marksist’sin, Stalinist’sin niye ahlaksızlık yapıyorsun? Komünistsen komünist olduğunu söyle, yanına komünist olan adamları çağırırsın. Dindarlara karşı olduğun halde, nefret ettiğin halde, dine karşı olduğun halde ve dini hiçbir şekilde kabul etmediğin halde din adamlarını ve dini kullanıyorsun. Bu ahlaksızlığın daniskası. PKK’nın yaptığı bir rezillik de budur. Dine şiddetle karşı oldukları halde, Stalinist olduklari halde samimiyetsize, ahlaksızca dini kullanmaları.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, ünlü oyuncu Demet Evgar’ın bir videosu vardı uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Ama uyumu mükemmel yapıyorlar. Başka öbürlerini de göreyim başka varsa. Bunda da çok iyi olmuş çok oturmuş, başka. Acayip şekerler öyle tarif edilecek gibi değil, hepsi de güzel maşaAllah. Mimikleri de çok iyi olmuş. MaşaAllah bayağı güzel olmuş.

KARTAL GÖKTAN: Osmaniye’de Yörük çadırını ziyaret eden Başbakan Davutoğlu oradaki kardeşlerimizle birlikte çok güzel bir dua etti. “Allah, Yesevi’nin yolundan ayırmasın. Horasan’dan buraya gelen atalarımızın bu yüce davasını sürdürmeyi bize nasip eylesin. Yörük obalarının al bayrağını hep zirvelerde tutsun. Ne zaman ki Yörük obaları ayaktadır, bu devlet, bu millet ayaktadır. Allah hepimizi bu yolda daim eylesin. Dünyanın hiçbir yerinde Türkmen obalarına zillet göstermesin. Zillet gösterecek olanlara ders vermeyi bize nasip etsin. İşte duaların en güzeli” dedi.

ADNAN OKTAR: En güzellerinden biri. İyi güzel, onların gönlünü almış, güzel konuşmuş.

BÜLENT SEZGİN: Başbakanımız’ın ziyaretinde halay görüntüleri vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Olmuş olmuş güzel olmuş. Böyle Başbakan hakikaten yok yani. MaşaAllah. Çok sevimli, mübarek, muhterem bir insan, çok nurlu bir insan. Tayyip Hocam’dan Allah razı olsun böyle bir Başbakan’a vesile olduğu için.

“Hocam sizce Süleymancı, Nurcu gibi tarikatlar Müslümanlığı böler mi?” Yok canım ne alakası var?  Onların sayesinde İslam gelişti zaten. Nurcular olmasa din, iman giderdi AllahuAlem. Süleymancılar olmasa, Kuran kursları olmasa, Kuran unutulabilirdi. Yüzbinlerce hafız yetiştirdi Süleymancılar. Bayağı dine titizler.

Bak diyor ki bu delikanlı, Tuğrul Özen; “Ben ateistim” diyor “ama siz beni inanca yaklaştırıyorsunuz, imana yaklaştırıyorsunuz” diyor. Allah’a çok şükür ateistlerin ümidi olduk, umudu olduk maşaAllah.

“Hocam sizin gibi şu PKK’ya cevabını veren yok. Arslansınız maşaAllah, kükrediniz mi PKK sus pus. PKK; pislik, kahpe ve kalleşlerine gereken hak ettiği cevabı veren bir tek sizsiniz” diyor. Türkiye’nin genelini görememiş, evde oturmuş. Şehit aileleri, şehit babaları, polisler, askerler, milletimiz, Anadolu halkı. Mesela Osmaniye’ydi değil mi şu son?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Osmaniye alayı delikanlıdır. Yozgat, Çorum, Amasya, Diyarbakır, Mardin, Siirt hepsi karşıdır PKK’ya.

AYLİN KOCAMAN: Geçen gün gelen korucular başkanı mesela çok yürekli bir insan.

ADNAN OKTAR: Bak görüyor musun korucu başını “Tek başıma kalsam yine mücadele ederim” diyor “Benim kimseden korkum yok, bir tek Allah’tan korkarım” diyor. Delikanlının hası. Yine gelsinler. Koruculuk sisteminin güçlü olarak ayakta durması için sürekli hem dilekçe verelim, hem konuşalım.

Siz güzel şeyler anlatıyorsunuz, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey kardeşlerimizden aldığımız faaliyet haberleri şöyle: Otuz kadar kardeşimiz yeni yılda Belçika’da kardeşlerimizin evinde birliktelermiş.

ADNAN OKTAR: Belçika’da. MaşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Evet. Yemek yiyip sohbet etmişler. Bilgi yarışması yapmışlar. Müzik dinlemişler.

ADNAN OKTAR: Aferin.

KARTAL GÖKTAN: Minik kediler de onlarla birlikteymiş.

ADNAN OKTAR: Bunlar da minik kediler. Yanaştır bakayım. Ah severim ben onları. Onlar dünya tatlısı onlar, bal, şeker. Onlar melek hükmünde maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Şanlıurfa’da kardeşlerimiz sizin kitaplarınızdan 200 adet dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Tam yeri.

KARTAL GÖKTAN: 2 Ocak’ta Düzce Akçakoca’daki kardeşlerimiz toplanıp sizin kitaplarınızdan okuyup sohbet etmişler. Dün Sivas’ta esnafa sizin kitaplarınızdan hediye etmiş bir kardeşimiz. İzmir’den kardeşlerimiz Otogar’da PKK tehlikesi broşüründen 750 adet dağıtmışlar. Gebze’deki kardeşlerimiz bir araya gelerek sizin “Karanlık Tehlike Bağnazlık” kitabınızı okumuşlar.

ADNAN OKTAR: Aferin çok güzel olmuş.

KARTAL GÖKTAN: 31 Aralık’ta Fransa Burj’da çok sayıda kitap ve DVD dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: Bursa’dan kardeşlerimiz 29 Aralık’ta ev sohbetinde buluşmuşlar. Kayseri’den kardeşlerimiz dün akşam Mevlit Kandili hediyesi olarak 50 adet CD ve 50 adet kitap dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak bu soğukta Allah rızası için ortaya çıkıyorlar. Çoluk çocuk maşaAllah. Allah sevaplarını en fazla hale getirsin.

KARTAL GÖKTAN: Son olarak Mersin’den kardeşlerimiz de bugün Pozcu semtinde20 adet kitabınızdan dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Çok güzel maşaAllah.

Tuba; “Yakışıklı olduğunuz gibi çok da haklısınız Hocam” diyor. MaşaAllah.

Yavuz Gözüm. “Şu anda veya başka zamanda Hz. İsa (a.s), Hz. Mehdi (a.s)’ı izliyor mu, yoksa açığa çıkmasın diye izlemiyor mudur?” Bilmiyorum ki ne şartlarda? Onun durumu zor tabii. Çünkü Hz. İsa (a.s) olma iddiası var etrafındakilerin. Bir kere o iddia edenlerin de aklından şüphe ederler, o kişiyi de hiçbir şekilde kabul etmezler Hz. İsa (a.s) olduğunu. Çok riskli bir durum tabii.

“İyi niyetini sadece Türkçülük’te ve İslam’da görmek uygun olmayan bir şey” diyor. “Ama biz hepimiz insanız önce” diyor. Baron Kandemir. “Atatürk şefkatli, sevecen bir liderdir. Bazıları onu yanlış tanıyor ve yanlış tanıtıyorlar.” Sözüme karşılık bunu söylemiş. “İyi niyetini sadece Türkçülük’te ve İslam’da görmek” işte ondan hoşlanmamış. Türkçülük bir kere ben Türkçü değilim. Yani Türk milletini seviyorum. Türk dediğimizde aklımıza İslam gelir. Ben ırk anlamında almıyorum yani. Öyle bir ırk zaten saf ırk bulamazsın. Nerede öyle saf Türk ırkı?  Öyle bir şey olmaz. Olsa bile fark etmez Hz. Adem’ (a.s)’in evladı yine. “Ama biz hepimiz insanız önce” tabii ki insanız, insan olduğumuz konusunda şüphe yok. Darwinistler insan olmadığımızı söylüyorlar. Bizim iddiamız zaten insan olduğumuz yönünde. Ama kimi Müslüman’dır, kimi Hristiyan’dır, kimi Musevi’dir, kimi de dinsizdir, ateisttir hepsine saygı duyarız. Ama ehli kitapla, Hristiyanlar’la Allah yakın olmamızı söylüyor Allah. “Yemeklerini yiyin, onlar sizin yemeklerinizi yesin. Hanımlarla evlenebilirsiniz.” Ticaret yapmamız değil mi? Her şey serbest.

Adem Güzel14, “Adnan Hoca akademik Kürtçe’yle hesap açmış.” Tabii ama anlamıyorlar işte. Mesela Kürt gençler bizim yazdığımız yazıyı anlamıyorlar. Demek ki Güneydoğu’da bir Kürtçe eğitimi ihtiyacı yok. Akademik derken düz, normal Kürtçe yazıyorum Kürt vatandaş kardeşlerimiz okuyamıyorlar. Bana da yazamıyorlar Kürtçe’yle. Demek ki pratikte kullanılmayan bir dil. Ama çat pat konuşmak isteyen olursa konuşsun hoşuna gidiyorsa. Çerkezce konuşma hoşuma gidiyor. Lazca konuşma hoşuma gidiyor. Kürtçe de bir kardeşimiz konuşması hoşuma gider.

Dağ Delen, “Cizre’de evi yakılan ailelere bu yetmiyormuş gibi tecrit de başlamış. Ambargo uygulayarak teslimiyete zorlanıyorlar.” Sakın ha, devlet bu konuda çok titiz davransın. Kim öyle münasebetsizlik yapıyorsa gereken cevabı hukukla kanunla hükümetimiz versin. En ufak bir mağduriyet olmasın inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Doğu Türkistan Vakfı Eski Başkanı Uygurnet.org İmtiyaz Sahibi Genel Yayın Yönetmeni ve Yazı İşleri Müdürü Sayın Hamid Göktürk bugün hayata Dair programının çekimi yapıldı kendisiyle. Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin sorunları konuşuldu. Hamid Bey size bugüne kadar yaptığınız tüm çalışmalarınızdan dolayı çok minnettar olduklarını dile getirdi ve çok teşekkür etti. Uygurlu kardeşlerimizle gerçekten ilgilenen bir tek sizin olduğunuzu söyledi. Bir de size bayrak hediye olarak göndermişti. Bayraklar da buradaydı.

ADNAN OKTAR: Nerde? Göreyim bakayım. Gelsin.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafını da görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Hamid Hoca’yı görelim. Aslan o aslan. Allah ömrünü uzun etsin. Getir şöyle masaya koy bir göreyim. MaşaAllah. Efendim, zaman gelecek bu bayrak her yeri kaplayacak inşaAllah. Çinliler de mutlu olacak, Türkistanlı kardeşlerimiz de mutlu olacaklar. İnşaAllah ve bütün Türkler mutlu olacaklar.

BÜLENT SEZGİN: Bütün dünya mutlu olacak.

ADNAN OKTAR: Bütün dünya mutlu olacak.

Evet, şimdi ne yapıyoruz? Kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Evet kısa videolarımızdan sonra programımız devam edecek.

Adnan Oktar’la Sohbetler programımız bu akşam sona erdi. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü