Harun Yahya

Sohbetler (9 Ocak 2015; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bülent Arınç, Başbakan Davutoğlu’nun şiddetli öksürük ve solunum sıkıntısı çektiğini açıkladı.

ADNAN OKTAR: Daha yeni söyledim. Dedim ki; “yanında bir doktor refakati olsun, özel bir araba olsun” dedim, “bakmıyorsunuz, özen göstermiyorsunuz” dedim. Sokakta gezdiriyorlar. Buz gibi soğukta oradan oraya yürütüyorlar, oradan oraya yürütüyorlar önemsemiyorlar, her şey olur. Bir ay önce söyledim. Her yere koşturuyorlar, yiyecek yok, içecek yok. “Hadi beyefendi buyurun aşağı inin” diyor. Oradan oraya koşturuyor, oradan oraya koşturuyor, arkasında ekip. Tamam, Allah razı olsun yardımcı oluyorlar falan ama böyle olmaz. Orada bir doktor arabası bulunacak minibüs tarzında. Orada yiyecekler bulunacak, “efendim” diyecekler, “hava soğuk, eksi iki derece, üç derece, siz dışarıda yürümeyin, arabayla götürelim olay yerine.” Bu soğukta halka açık konuşma yapılmaz, eksi üç derecede. Olacak iş mi şu? Koskoca salonlar var, uçsuz bucaksız salonlar var devletin hepsi elinde, hükümetin elinde. Salon toplantısı yapsınlar. Şimdi onlar da ilgilenmezler. Bu çok acayip bir durum. Ben biliyorum yapacaklarını da onun için önceden söyledim.

BÜLENT SEZGİN: Hatta siz, “dinlenme saatinin geldiğini bile hatırlatırlar” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: “Beyefendi” diyecekler, “ yaklaşık on saatten beri çalışıyorsunuz, şu an dinlenmeniz gerekiyor” zınk durduracaklar, bu kadar basit, kolay. O neşeli, şevkli, heyecanlı, dava heyecanıyla işte, ‘Allah korur’ diyor. Tamam, Allah korur ama sebebe sarılacaksın, değil mi? Şimdi sen yirmi katlı gökdelenden aşağı atarsan kendini ‘Allah korur’ dersen bu olmaz. Eksi üç derecede sokakta koşturursan, dava heyecanı, dava şevki tamam güzel, biz de biliyoruz dava şevkini, heyecanını ama bu soğukta sokağa çıkılmaz. Geçen gün gördüm bayağı seviniyorlar, “yürüyerek gitti” diyor. Neyine seviniyorsun? Eksi üç derecede sokakta yürütmek marifet mi? Böyle sahipsizliktir gidiyor ben anlamıyorum bu nasıl bir iştir? Bunun bir yolunu bulalım, bu çok kızdırıcı ve sinirlendirici bir durum. “Oh Başbakanım mübarek, ne güzel çalışıyorsunuz, ne güzel konuşuyorsunuz” diyor. Taştan mı, demirden mi o insan? Sanki mecburmuş gibi, Başbakan hani her yere yetişecek, her şeyi yapacak. Normal senin gibi insan, sen sekiz saat bacaklarını uzatarak uyuyorsun, ‘yoruldum bittim’ diyorsun yanında gezenler, bazıları diyeyim, hepsi için demeyeyim de, ‘yorulduk bittik’ diyorlar doğru. O insan değil mi, o da yorulup biter. Gece bilmem mesela sekiz oluyor, “hadi efendim toplantı” bu sefer oraya. On ikide bilmem kim ziyarete geldi, oraya. Acilliği yok bıraksınlar, böyle bir şeye ihtiyaç yok. Normal bir çalışma düzeni olsun. Buna bir şekilde dahil olalım bu işe, ben daraldım bayağı rahatsız oldum. Yapmayacakları anlaşılıyor. Ankara’yla bir görüşsünler, buna ne şekilde bir müdahale edebiliriz, bunun yolu yordamı yok mu? En azından görevliler bize garanti versinler. Birkaç memur bu işle ilgilensin. Bak, solunum sıkıntısı çekiyor, hiç, Allah esirgesin hastanelik olsa bazı adamların umurunda değil. Sen yakından takip et de bana bilgi ver.

OKTAR BABUNA: Tamam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ben böyle umursuzluk görmedim, bu kadar ferahlık. Kılıçdaroğlu konuşuyor, adam ayakkabı atıyor, gümbür gümbür oradan korumalar koşuyor. Onun yanında dursana, çeker vururlar. Halka açık toplantıda, herkes görüyor, sen ta öbür başta duruyorsun. Çek sandalyeyi orada dur, sandalye de değil ayakta duracaksın. Şahin gibi etrafı gözetleyecek ve yüzde yüz böyle bir şey olacak diyebilecek. Bir de halkın arasında sivil polis olması lazım. Orası polis kaynayacak. Mesela halktan birisi gibi, efendim, mesela başörtülü bir hanım gibi kadın polis de olacak. Her yer polis kaynayacak. Mühim insanlar bunlar, koskoca CHP’nin başı, lideri. Yüz bin tane düşmanı vardır. Kafasına silah da sıkabilir, demir parça bir şey de atabilir. Ayakkabının içinde ne olduğunu da bilmiyoruz. Ayakkabının içine bir şey koyar atar, patlayıcı bir şey olur atar. Akıl almaz bir umursuzluk var ama anlatamıyorum, inanılmaz derecede müthiş bir ferahlık var. Adam otomatik silahla geliyor taramaya çalışıyor Allah koruyor hurda silah çıkıyor, bombayı atıyor bomba tutukluk yapıyor. Nasıl görmezsin? Adam elini kolunu sallayarak oraya kadar geliyor. Elinde silahla geliyor zaten. Acayip ferah oluyorlar. Çok acımasız bir sistem çalışıyor. Siyasette çok vefasız, egoist ve acayip bir sistem var, gören ürker aslında. Halk bilmiyor, birçok insan bilmiyor. İçine girseler görürler. Sen Müslüman ahlakıyla yaklaşacaksın, şefkatle yaklaşacaksın. Biri bir hata yapıyor, öldürünceye kadar vuruyorlar, öldürünceye, komaya sokuncaya kadar. Ne yapmış nihayetinde? Adam kesmemiş, gasp yapmamış. Ne yapmış? Mesela bir hata yapıyor, öldüresiye, linç edinceye kadar yakasını bırakmıyorlar. Suçun karşılığı kanunda belirlenmiştir, o kadardır, onun üstüne bir ceza olmaz. Onun üstüne ekstradan ceza veriyorlar, olmaz.

Ankara’da sıcaklık eksi on yediye kadar. Ankara bozkır, acayip soğuk Ankara. Ben orayı bilirim. Ankara’da çocukluğum hep orada geçti, oranın ayazı dehşettir, bıçak gibi keser. Seviniyorlar, “yürüyerek gitti” diyor. Neyine seviniyorsun onun? Eksi on derecede, eksi yedi derecede, on yedi derecede, hayır, yaşı da küçük değil. Kaç yaşında Davutoğlu?

KARTAL GÖKTAN: 55 yaşında.

ADNAN OKTAR: 55. Olmaz, bu soğukta olacak iş değil. Bayağı dürüst bir insan, elimize bir nimet geçmiş, güzel bir imkan geçmiş, Allah başımıza güzel bir Başbakan vermiş, insan onu bütün gücüyle korur kollar. Ne zorunuz? Seviniyor oradan oraya koştu diye “Çok çalışkan, akşam şuraya geldi” diyor. Başbakanlığın bir doktoru vardır, bir şeyi vardır, ona yetki versinler adam bu işle uğraşsın, ekip kurşun uğraşsın bu işle. Yapmayacaklarsa bize söylesinler, artık bu sıkıcı ve rahatsız edici. Tayyip Hoca’yı mesela gece-gündüz çalıştırdılar çalıştırdılar acayip yaşlandı. Bir de dua ediyorlar hastalık olsun diye o yetmiyor gibi, bu kadar hizmetin üstüne.

BÜLENT SEZGİN: Toplantıya çıkıyor, öksürdüğü gözüküyor, ondan sonra ertesi gün yine toplantıya çıkıyor.

ADNAN OKTAR: Sesi kısılıyor, sesi gitti hakır hakır yerlere yatarak gülüyorlar adamlar sesi kısıldı diye. Allah için konuşuyor, Allah için gülüyor, Allah için sohbet ediyor. Ne zoru, kim yapar öyle bir şeyi? Sesi tamamen gitmişti hatırlıyorsunuz, zorla konuşturuyorlar. “Efendim, biz konuşalım siz yanımızda durun” demeleri lazım.

Mesela ayakkabıyı atanı yakaladıktan sonra korumalar polisin gelmesini beklemişler. Orası çaka çaka polis dolacak kardeşim. Orada mesela garson polis olacak, oradaki memur, o polis olacak, polisle yer değiştirecek, sivil polis her yerde olacak. Kapıdaki simitçi mesela simit satan, sivil polis olacak. Bunun usulü budur. Paraya ihtiyaç varsa biz para vereceğiz Allah Allah, vergi isteyin verelim. Nedir yani bu? İktisat edecek başka konu bulamadınız mı? Bir ferahlık, burayı Londra falan takılıyorlar acayip. Bu Hollanda’da falan da tipler var, otobüsle gidip-geliyor adamlar. Bisikletle gidiyor gülüyor falan başbakan tebessüm ederek sokakta. Kafana tahta mahta vururlar, aklını başına al. Ferahlığa bak. Bir de kaybolmuş herhalde bir şeyler olmuş bu, Hollanda’da bir yerden bir yere giderken. Komedi filmi gibi inanılır gibi değil, ben gözlerime inanamıyorum. Şakır şakır adam vuruyorlar görüyorsunuz. Elini kolunu sallayarak gezilir mi sokakta? Çocuk yapmaz bunu inanılır gibi değil, mucize bunlar.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Fransız polisinin düzenlediği operasyonda öldürülen teröristler, kendilerini kuşatan polislerle telefonda konuşup, “teslim olmayacağız, şehit olmak istiyoruz, ölmeye hazırız” mesajı yollamışlar. Yapılan operasyonda iki kardeş öldürülürken dört rehine, üç de polis hayatını kaybetti.

ADNAN OKTAR: Bu teslim alınmadan önceki olayda mı oldu bunlar?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Orada yeniden mi çatışma oldu?

KARTAL GÖKTAN: Orada evet çatışma oldu, “biz teslim olmayacağız şehit olmak istiyoruz” demişler.

ADNAN OKTAR: Onun sonucunda, o çatışma sonucunda.

KARTAL GÖKTAN: Onun sonuncunda öldürüldüler.

ADNAN OKTAR: Sen haberi bir daha oku.

KARTAL GÖKTAN: Fransız polisinin düzenlediği operasyonda öldürülen teröristler, kendilerini kuşatan polislerle telefonda konuşup, “teslim olmayacağız, şehit olmak istiyoruz, ölmeye hazırız” mesajı yollamışlar. Yapılan operasyonda iki kardeş öldürülürken dört rehine, üç de polis hayatını kaybetti.

ADNAN OKTAR: İşte onu söylüyorum, orada bak üç polis, dört de rehine. Evet. “Mehdi (a.s)” diye bas bas bağıracaklar bak göreceksiniz. Kurtuluş başka hiçbir şekilde yok. Benim sözümü daha önce fantezi bir konu gibi görüyorlardı. Şimdi bu acı gerçekler geri sarmaya başlayınca onları Mehdiyet’in bir gerçek olduğunu anladılar.

“Yeni çıkarılan güvenlik kanunuyla valilerin yetkileri güçlendiriliyor.” Çok güzel. Bu AK Parti’nin bir başarısı, tebrik ediyoruz.

HDP Milletvekili Hasip Kaplan, “seçilmişin üstüne valiyi koyamazsınız. Valiyi büyük şehir belediye başkanının üstüne koyarsanız isyan ederiz.” Seçilmişin üstüne vali gelir. O milletin ortak sesi, milletin valisi, millet seçiyor o valiyi. Bütün Türkiye’nin valisi o. Onlar, yerel yönetimler güçlensin, burası devlet gibi olsun diyorlardı. Şimdi bak, devlet vasfını açıkça ortaya koyunca bayağı hopladılar. Yaptıkları doğru hükümetin. Tayyip Hocam da, Başbakan da doğru yapıyorlar.

Başbakan’ın sağlık durumunu sen bir araştırsana, bir Ankara’dan sordursana.

OKTAR BABUNA: Tamam Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Paris’in Vincennes Mahallesi’nde Musevi markete silahlı baskın düzenleyen ve bazı kişileri rehin alan saldırgan ve ona yardım eden bir kişi polis tarafından ölü ele geçirildi. Polis kaynakları, saldırı esnasında ve operasyon sonunda üç rehinenin öldüğünü, beş rehinenin yaralandığını, kadın ve çocukların aralarında bulunan birçok rehinenin serbest kaldığını bildirdi.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: Paris’in Vincennes Mahallesi’nde Musevi markete silahlı baskın düzenleyen ve bazı kişileri rehin alan saldırgan ve ona yardım eden bir kişi polis tarafından ölü ele geçirildi. Polis kaynakları, saldırı esnasında ve operasyon sonunda üç rehinenin öldüğünü, beş rehinenin yaralandığını, kadın ve çocukların aralarında bulunan birçok rehinenin serbest kaldığını bildirdi.

BEYZA BAYRAKTAR: Paris’te bugün bir tane, Fransa’da bir tane daha yine böyle bir olay oldu, bir baskın daha sonuçlanmamıştı, polis kuşattı.

ADNAN OKTAR: O kadar kaba yöntemler kullanıyorlar ki. Türkiye’de de olmuştu daha önce ben biliyorum, havaalanını basmıştı teröristler, polis girdi, otomatik silahla ortalığı taradı, birbirine girdi ortalık. Teröristler de öldü, oradaki insanlar da şehit oldu, karmakarışık bir şey. Bayıltıcı gaz ver içeriye, teknolojinin o kadar geliştiği bir ortamda bu kadar zor mu? Sok içeriye hortumu, ver basınçlı bayıltıcı gazı hepsi bayılsın, gayet kolay. Ellerinde tam otomatik silahlar, bayıltıcı gaz denen bir şey var gayet kolay. Mesela Rusya’da yapmışlardı, havalandırmadan bayıltıcı gaz verdiler konu bitti.

“Teröristlerin kosher markette rehine öldürmesinden sonra Fransız yetkililer, Museviler’den bu akşamki Şabat ibadetlerini iptal etmelerini istemiş.” Şu rezilliğe bak, şu ahlaksızlığa bak. Bu insanlar bir avuç insan Museviler orada, Şabat Tevrat’ta geçen bir hüküm, o ibadetlerini yerine getiriyorlar, adamların burnundan getiriyorlar. Fransa’yı onlara cehenneme çevirdiler. Şu kepazeliğe bak. Deccal nefes aldırmıyor, deccal nefes aldırmıyor. Bir avuç Musevi’den ne istiyorsunuz? Gariban mazlum insanlar, kendi hallerinde. Zaten çekingenler, bak orayı da onlara cehenneme çevirdiler.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey cumartesi akşamı saat 20:00'de Yaşamdan Portreler programı var A9 TV'de. Aylin Atmaca'nın konuğu Akşam Gazetesi Ankara Temsilcisi ve köşe yazarı Emin Pazarcı.

ADNAN OKTAR: Evet, Emin Pazarcı'yı tanıyorum. İyi güzel, dinleriz Emin Hoca’yı. Akşam Gazetesi’nde yazıyor. Evet. Aydınlarımız vatanın, milletin selameti için güzel sözler ediyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Evet, kısa videolarımızdan sonra programımız devam edecek.

Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Fransız saldırganlar öldürülmeden önce gazetecilerle yaptığı telefon konuşmasında "Beni Yemen El-Kaidesi gönderdi" diyor. Şimdi Yemen yerle bir edilecek demektir. Hazırlanmışlar, yani operasyonun gerekçesi oluşmuş oluyor. Kim gönderdi? Yemen gönderdi. Tamam. Şimdi Yemen'i işgal edecekler. Konu bu. Bak üç kişiyle Yemen işgali halledilmiş oluyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey Fransa'da geçtiğimiz Mart ayında yedi kişiyi öldürüp, altı kişiyi de yaraladıktan sonra Fransız özel kuvvetleri tarafından yaşadığı dairede saatler süren bir operasyonla öldürülen Muhammed Meral'in de Fransız istihbarat birimlerinin İslamcı hareketler içinde kullandığı bir köstebek olduğu ortaya çıkmıştı.

ADNAN OKTAR: Tabii Fransız istihbaratının çok fazla, yüzlerce elemanı var böyle. Hayret ya bu herifler için gidip canlarını veriyorlar. Fransız istihbaratı, inanılır gibi değil. Bu derece delirmesi insanın çok şaşırtıcı.

Damat anlat.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jen Psaki başkent Washington'da düzenlediği basın toplantısında Amerika'nın Hamas'ı donanımlı bir yabancı terör örgütü olarak gördüğünü, Mevlüt Çavuşoğlu'nun Hamas'ın siyasi büro şefi Meşal ile ilgili sözlerinin Washington'ı kaygılandırdığını ve bu kaygıyı Türk yetkililere ilettiklerini söyledi.

ADNAN OKTAR: Onları terörist mi görüyor Amerika?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Bir kere jandarmalar arasında bir genci götürüyorlardı. Bir vatandaş "Bak hanım bak anarşi gidiyor" dedi. Şahane bakış açıları var bazı kardeşlerimizin.

“AB güvenlik konseyi Hamas’ı terör örgütü olarak görmedi.” Bunlar da önüne geleni terör örgütü ilan ediyorlar, olmaz ki.

AYLİN KOCAMAN: “Bir yanlışlık olmuş onu kastetmedik” deyip geçenlerde bir şey yayınladılar.

ADNAN OKTAR: Biraz ayıp yapıyorlar.

Vakit bir hayli ilerlemiş. Biz ne yaptık? Bugün bitirelim yarın devam edelim, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Evet, Adnan Oktar ile Sohbetler programı bu akşam sona erdi. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü