Harun Yahya

Sohbetler (12 Ocak 2015; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler programımız başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, PKK’nın geçen ay katliam girişiminde bulunduğu Cizre yine karıştı. Terör örgütü üyeleri, Hüda Par’lıların ev ve işyerlerine saldırdı. PKK’lı 10-15 kişilik bir grubun Cizre elektrik dağıtım şirketini bastığı ve kasada bulunan silahları alıp kaçtığı, ardından da Hüda Par üyesi kişilerin işyerlerini yaktıkları ve bazı Hüda Par’lıların evlerine de molotof attıkları belirtildi.

ADNAN OKTAR: Hüda Par’lı kardeşlerimiz zaten onlar cesurlar, onlar öyle şeyden yılmazlar, oradaki diğer Müslümanlar da öyle. Bunların derdi tasası orada Müslüman bırakmamak, imanlı insan bırakmamak, her yeri PKK’lılarla doldurmak. Ama PKK’lı değil de PKK’ya teslim olmuş, korkudan teslim olmuş adamlarla doldurmak. Çünkü orada hiç kimse severek isteyerek kimse PKK’lı olmaz. Bu çakallara aman vermesinler.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Askeri istihbarat raporlarına göre; “PKK Yüksekova’da 5 bin, Cizre’de 7000 ve Şemdinli’de bin silah dağıttı. Diğer 14 ilde de atılan silah miktarının 10 bin olduğu” söyleniyor.

ADNAN OKTAR: Bütün bu silahları toplasınlar. Girsinler hepsi evlerdedir, ilgili yerlerdedir. Müslüman kardeşlerimize son derece saygılı sevgi dolu davranarak, PKK’ya ait evlerde de yine hukuka kanuna uygun olarak davranarak bütün silahları toplasınlar. Gayet kolay bu, bunu bu kadar uzatmanın bir alemi yok.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Diyanet İşleri Başkanlığı; “Risale-i Nur Külliyatı’nın basılması konusunda 6 yayınevine yetki verdiğini” açıkladı. Ayrıca “bugünden itibaren risalelerin basımı konusunda talepte bulunanlarla ilgili gerekli incelemeler yapıldıktan sonra bu kişilere yetki verileceği” söylendi. “Bir ay içinde yeni basımların raflarda yerini alacağı” belirtildi. Ancak Yeni Asya’ya izin verilmemiş. Yeni Asya ‘hukuki olarak hakkını aramaya devam edeceğini’ açıkladı.

ADNAN OKTAR: Yeni Asya herhalde Risale-i Nur’suz kalmaz, gereğini yapar diye düşünüyorum.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Filistin Devlet Başkanı Abbas, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda resmi törenle karşılandı. Törende Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın merdivenlerinde Abbas’ı karşılamak üzere daha önce kurulmuş 16 Türk Devleti’ni temsilen, 16 farklı Türk askeri yer aldı. Fotoğraflar da var.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Şahane olmuş, iyi güzel olmuş. Tayyip Hocam güzel konsept yapmış, sağlam delikanlı olduğunu göstermiş, güzel olmuş. Tayyip Hocam’ı tebrik ediyorum, yakışmış. Buna benzer konseptleri yine bekliyoruz, doğru yolda. Tayip Hocam konuları biliyor, maşaAllah. Neyin güzel olduğunu, neyin yakıştığını. Olmuş. Özellikle bu konsept dehşet, şahane, güzel iyi olmuş. Yaklaştır bakayım tek tek. Acayiplerine giden ne oldu acaba? Niye, kıyafetlerini giymişler gayet güzel işte, ne var bunda?

BÜLENT SEZGİN: Evet, çok şık olmuş.

ADNAN OKTAR: Tabii, mesela Uygurları temsil ediyor, eski Türk Devletleri’nin geleneklerini gösteriyor.

GÖKALP BARLAN: Türklere, Türkistan’a karşı olanlar olabilir mi? Türkiyeliye bölücülük yapmak isteyenler olabilir mi?

ADNAN OKTAR: Yok yok, Tayyip Hocam tamam doğru olmuş, bir şey yok onda. Bu eski geleneksel Türk kıyafetleri, bunda şaşıracak ne var? O zaman folklor gösterileri falan oluyor, onlara da bir şeyler söylemeleri lazım, olur mu öyle şey? Folklor kıyafetleri neyse, bu da o. Gayet güzel olmuş, Tayyip Hocam hiç füturunu bozmasın, doğru olmuş bir şey yok. Nasıl sağlam delikanlı olduğunu da göstermiş Tayyip Hocam. Bölünme isteyen adam böyle yapar mı? Delikanlılığın kitabını yazmış. Delikanlılığın imzasını atmış. Olay bitmiş.

CİHAT GÜNDOĞDU: Sizin de bildiğiniz gibi, Cumhurbaşkanlığı armasındaki yıldızlar, bu eski Türk Cumhuriyetlerini temsil ediyor zaten.

ADNAN OKTAR: Tamam. Büyük Hun İmparatorluğu, Batı Hun İmparatorluğu, Avrupa Hun İmparatorluğu, Ak Hun İmparatorluğu, Göktürk İmparatorluğu, Avar İmparatorluğu, Hazar İmparatorluğu, Uygur Devleti, Karahanlılar, Gazneliler, Büyük Selçuklu İmparatorluğu, Harzemşahlar, Altınordu Devleti, Büyük Timur İmparatorluğu, Babür İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu. Alkış gerekir. Tüylerim diken diken oldu, maşaAllah. Tayyip Hocam doğru yolda, rahat devam,  güzel. Helal olsun Tayyip Hocam’a. Görürseniz tebrik edin bizzat. Çok sağlan iş güzel. Tayyip Hocam’a laf yok, Tayyip Hocam tamam, maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Cizre’deki olaylarda 18 yaşındaki bir geç silahla sırtından vurularak yaralanmış.

ADNAN OKTAR: PKK’ya yataklık yapan kişiler olabilir ama korktuğu için silahlanan insanlar olabilir, çekindiği için o ayrı. Mesela oradaki elektrik dağıtım merkezindeki silahları almışlar, o silahları hemen ellerinden almaları lazım. Bir de o silahları nasıl veriyorlar ben onu anlamadım. Delikanlı adam silah verir mi? Var mı böyle bir olay?

Bu nasıl oluyor ben anlamıyorum? Oraya girip almıyor mu silahı? Adam yok mu acaba orada?

GÖKALP BARLAN: Oluyor aslında ama belki teslim olmuşlardır. Sadece güvenlik varken.

ADNAN OKTAR: Bir kişi varken herhalde gücü yetmemiş olabilir, evet.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Yalçın Akdoğan’a, Başbakanımız Ahmet Davutoğlu ve Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan arasındaki fark soruldu. Akdoğan soruya şöyle cevap verdi: “Başbakanımız tam bir atom karınca, çok yetenekli, çok zeki, çok yetkin, çok çalışkan.”

ADNAN OKTAR: Mükemmel açıklamış, Akdoğan’ı tebrik ediyorum. Yani bu, olayı tam anlatan bir olay. Atom karınca diyor ya tam doğru. Evet.

BÜLENT SEZGİN: “Zihin olarak ve felsefe olarak, medeniyet tasavvuru olarak zengin bir yapısı var. Hem de çok dürüst bir insan” dedi. “Ancak karizmatik liderlik başka bir şeydir. Bu siyasi hareketin lideri Tayyip Erdoğan, Başbakanımız da Davutoğlu’dur. Ama siyasi hareketin kurucu lideri ve asıl liderinin Tayyip Erdoğan olduğunu düşünüyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: Tabii, onu orada unutmak, vefasızlık yapmak yazık günah ayıp da yani. Vefasızlık olur, kenara itmek olmaz. Hakikaten çok büyük emeği geçti, yolu açtı, belalar üstüne yağmur gibi yağdı, enkazın altında kaldı, enkazın altından kalktı yine yoluna devam etti. Şimdi bunu unutursak, bu olmaz. Doğru güzel tarif etmiş, derli toplu güzel tarif etmiş. Yalçın Akdoğan, kafası çalışan yaman birisi. İrticalen bunu söylediyse mükemmel söylemiş, baya güzel konuşmuş. İrticalen de değilse yine mükemmel, çok güzel.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fransa’daki saldırıların Müslümanlara mal edilmesini kınayan şöyle bir açılma yaptı: “Olayın failleri bellidir, failler Fransız vatandaşlarıdır. Bu Fransız vatandaşları böyle bir katliamı işlerken, faturanın kesildiği yer Müslümanlardır. Çok manidardır. Kaldı ki, bu kişiler 16 aydır cezaevinde yatıyor, 16 ay sonra çıkıyorlar. Oradaki İstihbarat bu kişileri takip etmez mi? Olayın bir de bu boyutu var” dedi.

ADNAN OKTAR: Yok, bu bela durmaz, ben söyledim. “2015’te bela Avrupa’yı saracak” dedim, “her yerde büyük felaketler olacak” dedim. Bunlar daha kıvılcımları. Çok büyük rezalet çıkacak, çok büyük olaylar çıkacak, oluk oluk kan akacak. Hz. Mehdi (a.s) çıkıncaya kadar, bu böyle. İnanmayan bir süre sonra diz çökecek, bas bas bağıracak ‘Mehdi’ diye. Allah İslam’ı hakim edecek. Adam zannediyor ki, burası böyle eğlence yeri gibi, eğlenirsin, işine gücüne bakarsın, öyle bir şey yok. Allah burada böyle titiz bir güzellik yaratmış.

Fikret Bey siz bir şey söyleyin, biz de ona göre bir açıklama yapalım.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimizin faaliyetlerinden okuyabilirim.

ADNAN OKTAR: Buyurun dinliyorum, hadi bakayım.

KARTAL GÖKTAN: İstanbul'dan bazı kardeşlerimiz evde toplanmışlar. Kitaplarınızdan okuyup sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Bak o evde anneanne var ya, işte evin süsü o. O çocuk var ya, o da melek hükmünde işte. O ev tatlı bir ev, bereket gelir o eve. Ev böyle olacak işte ev dediğin. Ne güzel, sofra da çok güzel. Bir evde bir anneanne varsa, bir babaanne varsa, o evin tadı gelmiştir. Küçük çocuk olduğunda, melek hükmünde o da.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Geçen haftalarda kardeşlerimiz Şanlıurfa'da yaklaşık iki yüz elli kitap dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Urfa delikanlı yatağı, maşaAllah çok iyi olmuş.

KARTAL GÖKTAN: Pazar günü Osmaniye'de çok sayıda A9 broşürü dağıtımı olmuş.

ADNAN OKTAR: Delikanlı aleminin merkezlerindendir Osmaniye.

KARTAL GÖKTAN: Dün Manisa merkezde, 63 adet Harun Yahya eseri halka hediye edilmiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Bugün Yenibosna'da kardeşlerimiz bin adet A9 TV broşürü dağıtmış. Çarşamba günü de toplanıp sohbet etmişler. Makalelerinizden okumuşlar.

ADNAN OKTAR: Şu güzelliğe bak, şu güzelliğe, maşaAllah. Allah ne güzel nimetler sunuyor onlara. Anneannenin güzelliğine bak sen.

Anneanneleri evlerde tutmak lazım. Bakımevlerine göndermek falan uğursuzluk getirir. Aman ha, berekettir. Aynı şartları evinde oluşturursun. Evin bir odasını ayırırsın, o eve rahmet iner. Orada çekilen çile ve zorluk yağmur gibi sevap getirir, yağmur gibi. Allah diyor ya ayette. Şeytandan Allah'a sığınırım; "Rabbin, O'ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne babaya iyilikle davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: "Öf" bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle." (İsra Suresi, 23) Ne demek biliyor musun? Zor şartlar olacak diyor Cenab-ı Allah. Çok zor şartlar olacak, "öf" demeyeceksiniz diyor Allah. Bu ahlaksızlıktır diyor, terbiyesizliktir diyor. "Öf" dediğinde, onu mahvedersin sen. O ister mi o hale gelmeyi. Sen de o hale geleceksin. Sana kim öf diyecek o zaman? Olur mu öyle şey. Nerenin öfü? Hamd edeceksin, elhamdülillah diyeceksin. Her zorlukta sevap alırsın. Yaşlı bir insana bakmak acayip sevap getirir. On yıl namaz kılsa, o kadar sevap almayabilir belki. Onu bilmiyor. Allah, öf diyeceklerini bildiği için. Onun için sakın öf demeyin diyor. Yaşlıya bakmak tabii ki zordur ama sevabı çok fazla. Sevabı fazla olsun diye, Allah onu o zor hale getiriyor. O sevap kaçırılmaz. Bakım evine gönderelim. Eee sonra? Sevap? Sevap gitti. Günah olur hatta. Olur mu ya? Bütün ömrünü vermiş sana. Dokuz ay on gün karnında taşımış. Çocuğun çilesi bilinir değil mi nasıl olduğu? O kadar çile çekmiş çocukken sen. O da çocuk haline gelmiş işte. Aynı çocuk haline gelmiş. Sen de o çileyi çekeceksin. O sevabı kazanacaksın. O nasıl sevap kazanacak, sen de sevap kazanacaksın. Onun için Cenab-ı Allah o ehemmiyetli bir konu ayrı bir ayetle belirtiyor. Öf demeyeceksiniz diyor Cenab-ı Allah. Olmaz öyle şey. Bakımevine göndermek, öyle şey olmaz. Allah vermesin, Allah vermesin sureti katiyete. Olsa bile, öyle bir durum olsa bile bir aile mesela sahibi yoktur, kimsesi yoktur, bir aile sahip çıkacak, o sevaptan mahrum kalmamaya çalışacak. Özellikle gençler, müthiş sevap kazandırır. Genişçe evin var hükümet gibi koskocaman, koy bir odasına, imkanın var malın mülkün de var, bakıcı da tut, her gün sor annecim nasılsın? Sağlığın, sıhhatin yerinde mi? Onlar sevinçten ağlar. Bayağı mutlu olur, ne kadar güzel ya. Onu niye üzüyorsun, olur mu? Kahrından ölür orada o, olur mu öyle şey. Çok büyük ızdırap. Onu modern hayatın bir gereği gibi görüyor. Modern hayatın gereği falan değil o. Çok ürkütücü bir şey o. Allah muhafaza yani. Kadını sen buraya teslim edip, çıkıp gidiyorsun. Bırakıp geliyorsun. Şu ürkütücülüğe bak. Nasıl yatacaksın akşam, sen oradasın o orada. Yazık günah değil mi? İstediği kadar bakım olsun bilmem ne olsun. Onun sevgiye, şefkate ihtiyacı var. Bakımı ne yapsın o. Ona en büyük darbeyi indirmiş olursun. Çöker o Allah vermesin bir haftada ölüyorlar. Bazen götürüyorlar haftasına ölüyor yani. Olmaz öyle şey, kahrından ölüyor.

"Hocam ne güzel müzik, ne güzel ortam harika" diyor bir hanım kardeşimiz. "Vurucu ve düşündürücü kelimeleriniz, bizce tarihe geçmeli" diyor.

Fransa dine dönecek, İslam'a dönecek. Başka türlü felaketlerin önü arkası gelmez. Bunlar numune ve deneme olaylar. Fransa'da binlerce hücre var şu an hazır. Kan dökmeye hazır, binlerce. Hiç ummadıkları insanlar, bu olayın içindeler. Ancak sevgiyle, merhametle, ilimle, irfanla olur. Başka türlü olmaz.

CEYLAN ÖZBUDAK: Zaten hemen üstüne Almanya'da da çok benzer olay oldu Adnan Bey, siz biliyorsunuzdur, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bunlar deneme olaylar. Asıl olaylar önümüzdeki günlerde başlayacak, çok büyük olaylar olacak. Allah muhafaza. İmam Hz. Mehdi (a.s) ile rahatlıyor, bitiyor. Ne kadar? Elli, altmış sene falan bir şey. Elli nedir, beş tane on sene. Göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Sonra bitiyor, o kadar. Sonra bozulma, dünya tarihinde görülmemiş bir küfür gelişiyor ama dünya tarihinde görülmemiş bir ahlaksızlık. Sonrada müthiş bir infilak, çarpma. Şeytandan Allaha sığınırım Cenab-ı Allah diyor ki; “Onu diyor başka bir çarpma izler.” İkinci bir çarpma spin atıyor Allahualem, dünyaya bir büyük göktaşı vuruyor ama yıldız büyüklüğünde çok çok büyük. Vurup deliyor dünyayı, yeniden çekim alanına girdiği için bir daha vuruyor, darmadağın oluyor dünya. Ayetteki açıklanış şeklide tam.

Hüda Par’lı kardeşlerimiz, yiğit delikanlıdır. Bu alçaklardan çekinip oradan kaçan, korkaktır. En fazla şehit olursun, delikanlının şanındandır. Bu alçaklara oraları dar edeceğiz, Allah’ın izniyle. Orada açıklama yaptıysa, gidişat güzel demektir. Bak, silah miktarını ve dağılmanın miktarını ordu istihbarat açıklıyor. Genelkurmay istihbaratın ne kadar titiz olduğunu da görüyoruz. Nerelere ne kadar silah tecil edilmiş hepsini biliyorlar. Demek ki, eliyle koymuş gibide toplama gücüne sahipler. Aslanlara hadi dediğinde, olay biter, maşaAllah.

Fikret Bey dinliyorum.

FİKRET GÖKTAN: Birkaç faaliyet haberimiz daha var, onları okuyayım uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum, evet.

FİKRET GÖKTAN: Kayseri’den kardeşlerimiz, öğrendikleri iman hakikatlerini birbirlerine anlatıp sohbet etmişler, sizin kitaplarınızdan okumuşlar.   

ADNAN OKTAR: Şu evdeki nura bak. Anneannenin güzelliğine bak. Anneanneyi getir bana göreyim bakim. Yanaştır anneanneyi. Hay aslan onlar, aslan aslan aslan. Nur onlar nur. Evin bereketi. O evde yaşamak ne güzel bir mutluluk bir insan için, maşaAllah. Evde dede, nene bulunduğunda, şahane. Çocuk nurdur, çocuklara ters davranmak, bağırmak, çağırmak çok büyük vicdansızlık, terbiyesizlik. Nihayet bir şeyi istiyor, illa yok şımarmasın diye almıyor. Al niye şımarsın yani. Saygılı davranırsan, çocuğu adam yerine koyarsan, gayet aklı başında olur. Ama çocukla dalga geçersen, deliye muamele ediyor gibi konuşursan, çocuğun ağrına gidiyor, çocukta ona göre muamele etmeye başlıyor bu sefer. Oda garip bir tavır koyuyor. Sen ona yetişkin bir insana davrandığın gibi saygılı, nezaketli davranırsan, o da çok güzel, nezaketli, saygılı davranır. Dolayısıyla istediği bir şeyi de almak lazım. Nedir nihayette ufak tefek bir şey istiyor mesela yoldan, almayız falan bas bas bağırttırıyorlar çocuğu. Al ne kaybedersin? Mesela balon, o aklı gider balona. Yani değer mi onun için vazgeçmeye? Yani pahalı bir şeyde değil. Veyahut ney en çok bayıldıkları? Kozhelvaya bayılıyorlar, pamuk şeker falan. Ne tatlı oluyorlar, maşaAllah. Çocukken zevkleri çok ilginç oluyor. Baya da haklı oldukları kanaatinde oluyorlar.

Evet, dinliyorum.

FİKRET GÖKTAN: İki kardeşimiz, Bağlarbaşı Ermeni Kilisesi’ni ziyaret edip, yetkililerle Allah’a inananların birlik, sevgi ve kardeşlik içerisinde olmaları gerektiği konusunda sohbet etmişler. 

ADNAN OKTAR: Çok iyi olmuş.

FİKRET GÖKTAN: Pazar günü bir kardeşimiz Adapazarı civarında A9 TV broşürü dağıtımı yapmış. Şanlıurfalı kardeşlerimiz, sizin kitaplarınızdan 100 adet dağıtmışlar. Ve Balıkesir’deki kardeşlerimizde faaliyet değerlendirme toplantısı yapmışlar, sohbet etmişler sonrada yemek yemişler, maşallah.

ADNAN OKTAR: Ne güzel, ne güzel. Evet, maşallah.

FİKRET GÖKTAN: Adnan Bey, birde duyurumuz vardı. 13 Ocak Salı akşamı saat 20:00’da Hayata Dair programı var A9 TV’de. Konuk, Doğu Türkistan Vakfı eski Başkanı Uygur Haber ve Araştırma Merkezi genel yayın yönetmeni ve yazı işleri müdürü Hamit Göktürk. Hamit Bey’le Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin sorunları konuşuldu. Hamit Bey size Doğu Türkistan bayrağı ve Türk bayrağı hediye etmişti. Kendisi size “Doğu Türkistan için yaptığınız tüm çalışmalarınızdan dolayı minnettar olduklarını” belirtti. Ayrıca “Uygurlu kardeşlerimizi bir tek ciddi anlamda sizin düşündüğünüzü ve bu konuda sadece sizin çabalarınızın olduğunu” belirtti.

ADNAN OKTAR: Estağfurullah, biz ona müteşekkiriz, biz ona teşekkür ediyoruz, Allah razı olsun. Uygurlu kardeşlerimiz için geceli gündüzlü bütün ömrünü vakfederek hizmet ediyor. Mübarek, muhterem asil bir insan. Allah ömrünü uzun etsin. Allah ona hayır, bereket versin, her yerini nur kılsın, maşaAllah. Türkistan, bir kanayan yara. Çin, o konuda bir olgunluk gösteremedi, Bir nezaket gösteremedi, hep eski gaddar tavrı. Bırak özgür olsunlar, sana daha sadık olurlar, daha güzel olur, daha sevgi göstertirler. Gururunu kırarsan, zıtlık olur. Bırak rahat etsen. Kaç zamandan beri canlarını yaktın verdiğin sözü tutmadın. Ben sizi özgür bırakacağım dedin, hiçbir şeyinize karışmayacağım dedin. Sonra tuzağa düşürdün, gittin üzerlerine çöktün, gırtlaklarına çöktün, yakalarını bırakmıyorsun. Özgür bırak, yani sana gelip saldıracak halleri yok. Yine aynı dostluğun, en mükemmel hale gelir. Onlar halden anlamayan, nezaketten anlamayan insanlar değil. Ama yakasını bırakacaksın, uğraşmayı bırakacaksın, despotluğu bırakacaksın. Bırak istedikleri gibi ibadetlerini yapsınlar, örfünü, ananesini, geleneğini istediği gibi yaşasın.

Dinliyorum Fikret.

FİKRET GÖKTAN: Adnan Bey, bugün Başbakanımıza şöyle bir soru soruldu; “Sizin ülkenizden geçerek gelen Teröristler saldırı yapıyor, sınırlarınızı kapatacak mısınız” dediler yabancı gazeteler. Sayın Davutoğlu nezaketli ama çok hamiyetli cevap verdi; “ölümden kaçıp gelenler için o kapılar açık, kapımızı kapamayız. Avrupa’dan çıkıp gelen yabancı uyruklu savaşçılar için, Avrupa’da tedbir almalı. Türkiye’nin tek suçu Suriye’yle sınır olması mı?” dedi.

ADNAN OKTAR: Binlerce kilometre sınırımız var. Burası kontrol edilecek bir yer mi? Gelsin kendileri kontrol etsin o zaman edebiliyorsa. Öbür taraftan dolansın gelsinler. Olacak iş değil o. Laf mı o yani? Ama yine usulen bir cevap vermek gerekir tabii.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Charlie Dergisi yeni sayısını hazırlamaya başladı. Ve dergi çalışanları “yeni sayıda da ‘Hz. Muhammed’ adı altında bazı karikatürler yayınlayacaklarını” söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Yani çocuk gibi işi inada bindirdiler, çok ayıp yapıyorlar, artık bu yani çirkin, çok itici oluyorlar artık. Yani direkt çocuk gibi inatlaşmak ve ayıp bu yani bir kere asil olsunlar. Bu sıradanlığa gerek yok. Direkt cıvıklık bu hareketler. Birde Peygamberimiz (s.a.v)’in resmi değil, Peygamberimiz (s.a.v) son derece yakışıklı. Siyah gözlü, boylu boslu aslan gibi geniş omuzlu, beyaz çehreli, elleri iri, omuz başları iri, ince belli Peygamberimiz (s.a.v), boylu boslu aslan gibi delikanlı. Sizin tarif ettiğiniz, gösterdiğiniz şey ne? Herhalde bir yakınınızın resmini çiziyorsunuz. Veyahut kendi kendinizin resmini çiziyorsunuz, aynaya bakıp. Aynada ne görüyorsan, onu çiziyorsun. O zaman altına aynada gördüklerim de, o zaman tamam. Biz altındaki yazıyı öyle değiştiririz. Aynada gördükleri deriz, olur biter. Çok ayıp, çok çirkin. Sevgiyle, şefkatle yaklaşsınlar. Tamam, bu densizlikten başka değil, yani bu aymazlık, münasebetsizlik.

Evet.

Kısa bir ara vereyim, sonra yine devam edelim, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler programımız bu akşam sona erdi. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü