Harun Yahya

Sohbetler (13 Ocak 2015; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programı başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Evet, herkes hoş geldi, ben de hoş buldum.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mardin’in Nusaybin İlçesi’nde yolu kapatıp mobese kameralarını kıran PKK’nın gençlik yapılanması polise ses bombası, Molotof ve havai fişek attı. Şarapnel parçalarının isabet ettiği bir baş komiser, bir polis olmak üzere iki güvenlik görevlisi yaralandı. Toma ateş aldı ve yandı. Olay hastane yakınlarında meydana geldiği için binanın bahçesinde bulunan hamile kadın ve çocuklar da gazdan etkilendi. Ama suçluların yakalandığına dair herhangi bir bilgi haberlerde yer almadı.

ADNAN OKTAR: Ben bu konuyu anlayamadım. Bu it-kopuğu dağıtmak on beş dakikayı almaz. Hepsi de yakalanır istense. Bilmiyorum bir bildikleri var herhalde. Ama hiç boşa şımarmasınlar, topunu birden 48 saatte toplarız. Hiç itlik yapmasınlar, silah milah hiçbir şey bırakmayız, hepsini alırız. Çakallık yapmasınlar, o çaylak akılsız kafalarıyla kendilerince bir şeyler yapacaklarını zannediyorlar. Öyle bir şey olmaz. “Alana yayılıyoruz” falan, öyle bir konu da olmaz. Kene toplar gibi hepsini toplarız cımbızla, inşaAllah. Var ya Kırım Kongo Kanamalı, onlar kene nereye saklansalar toplarız. Çakallık yapmalarına gerek yok. Bu nedir, bir devlet görevlisiyle görüşebilsek de bu nedir hikmeti desek? Bir anlasak bu işi. Bunları şımartmanın hikmetini ben anlayabilmiş değilim. Ne gerek var?

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PKK’nın yol kesip kimlik kontrolü yaptığı ve hakimiyeti tamamen ele geçirdiği iddia edilen Cizre’den Kobani’ye bugüne kadar iki bin teröristin gittiği öğrenildi. İstihbarat raporları Cizre’nin terörist ihraç eden yerleşim yeri haline geldiğini yazıyor.

ADNAN OKTAR: Kobani’ye niye gidecek? Sınırdan oradan fıyıyorlar ödlek herifler. Acayip korkuyorlar, IŞİD onların kabusu, hiçbir şekilde IŞİD’le çatışmaya girmezler, akıl almaz korkuyorlar. IŞİD istese onları on-on iki saatte hepsini kazır. Herhalde onların silaha mı ihtiyacı oluyor, ben anlayamadım. Ya binaları tamamen yıktırmak istiyorlar. Çünkü orayı harabeye çevirttirdiler Amerikalılar’a. ‘Biz buradayız’ dediler, Amerika da geldi orayı yerle bir etti. Zaten onların istediği de oydu, binaların yıkılmasıydı. O onlara çok pahalıya mal olurdu IŞİD’e, acayip zorlanırlardı o binaları yıkmak için. Amerika bedava onlara uşaklık yapmış oldu. Geldi bütün binaları yerle bir etti. Şimdi oraları IŞİD istediği gibi kullanıyor. Kobani diye bir yer kalmadı, orada zaten sivil halk yok, tamamen boş. Sadece it-çakal böyle PKK’nın lümpenleri, itleri falan oralarda kendilerince tur atıyorlar. Zaman zaman Türkiye’ye kaçıp, zaman zaman oraya gelerek. Türkiye olmasa zaten oraya hiç gitmezler. Geri kaçma imkanları olduğu için onu yapıyorlar.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İlçede asayişin sağlanamadığına dikkat çekilen raporda gündüzleri PKK’nın varlığından dolayı sokağa çıkılamadığı, gece de kontrolün PKK’da olduğu vurgulanıp, PKK ilçeyi kurtarılmış bölge olarak nitelendiriyor deniyor raporda.

ADNAN OKTAR: O zaman asker oraya girsin, polis girsin. Artık beklenecek bir durum yok. Eğer bu doğruysa Sayın İçişleri Bakanımız’ın istihbaratı vardır, sabah operasyon başlasın. Sabah şafakla beraber bismillah oraya hem komando, efendim, hem bordo bereliler gerekirse, gerekirse özel harekat girsin artık. Bu fitne ortadan kalksın.

Müdahaleden çekinmemeleri lazım. Bölgeye oraya polisi götürüp koyacak. Polisi koyduğunda zaten adam öyle bir şey yapamaz, polis konmadığından oluyor. Polis gitsin kafalarını gözünü yarsın demiyoruz ki, oraya askeri götürüp koydun mu hiçbir şey yapamaz adam. Asker yok, asker yerine silahlı PKK var, o zaman adam kudurur tabii ki. Ayaklanırmış; ayaklanırsa ayağını kırarsın kanunla, hukukla. Böyle bir korkak politika olmaz. Böyle bir korkak düşünce olmaz. O zaman bütün Türkiye’yi teslim edersin sen o kafayla, olur mu? Değil mi? ‘Ne olur, ne olmaz.’ O zaman tamamını ver Türkiye’nin bu kafayla, olur mu öyle şey? O zaman bütün Avrupa, dünya batar. Bir avuç teröristten korkarsa insan, değil mi? Adam, mesela bir çok terör örgütü var, korkmuş olsa bırakır, oralara adamlar hakim olurlar. Öyle şey olmaz. O hangi kaymakamsa, hangi valiyse görevinden alınması lazım. Böyle şey olmaz. Korkak adamın orada işi yok, ürkek adamın işi yok. ‘Şöyle olursa, böyle olursa, bilmem ne olursa,’ bu kafayla zaten Türkiye’yi tamamen teslim etmek gerekir. Adam zaten Türkiye’nin tamamını istiyor. Böyle garip, böyle ürkek, böyle korkak bir ruh olmaz. Yapamayacaksa kenara çekilsin. Yedi yüz bin kişilik Türk askeri, ordusu baş edemiyorsa zaten konu bitmiş demektir. ‘Korkunun ecele faydası yok’ derler. Sen yedi yüz kişiden, yedi yüz bin kişilik orduya sahip olduğun halde korkuyorsan yazıklar olsun sana. Üç yüz bin polisin var buna rağmen yine korkuyorsan yazıklar olsun sana. Bu kadar korkaklık, ödleklik olmaz ki. Herhangi bir şahsın ismini vermiyorum, kimse o ilgili şahıs. Valiyse vali, kaymakamsa kaymakam, müdürse müdür, kimse kim. Böyle rezalet olmaz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: PKK’nın şehir merkezlerinde polis olarak kullandığı YDG-H elemanlarının eğitimi için akademi açmaya karar verdiği ortaya çıktı. Örgüt sözde akademisini Bitlis’e inşa etmek için çalışmalara başlamış. Eğitmenleri Kandil’den gelecekmiş. Yemekhanesi ve yatakhanesi bulunan beş katlı, bin kişinin barınabileceği şekilde planlanmış. Arka taraftaki ormanlık alanda da silah eğitimi yapılacakmış. Ancak bu istihbaratın da Ankara’da sümen altı edilip görmezden gelindiği iddia ediliyor.

ADNAN OKTAR: Oradaki vatandaşlar da bize bilgi göndersinler. İnternetten, Facebook’tan falan gönderebilirler. Veyahut oraya gidip bizzat görüp bakmak lazım. Bu neyin nesidir bu?

Güneydoğu’da olayları bizzat gören vatandaşlarımız davetlimiz olarak buraya gelsinler, biz burada ağırlayalım hem de olayları bize anlatsınlar. Eğer oralarda öyle korkak ödlek adamlar varsa rezalet, inanılır gibi değil. Karşında senin üç tane teröriste gücün yetmiyorsa, onlardan tırsıp korkuyorsan acze düşmüşsün demektir, mağlup olmuş, mahvolmuşsun demektir. O zaman vatanı da teslim eder öyle bir kafa, bayağı tehlikeli. Şu şahıs, bu şahıs falan demiyorum. Genel zihniyet olarak çok tehlikeli bir şey bu. Böyle bir kafa olmaz. ‘Aman aman kurcalamayalım, adamlar sinirlenir’ falan mantığı. ‘Süreç devam ediyor’ diyorlar. Ben bu olayı anlayamadım. Süreç devam ediyor, adam orada akademi kurmaya kalkıyor, yol kesiyor, bomba patlatıyor, olay çıkartıyor, biz mi yanlış görüyoruz, gelen haberler mi yanlış ben tam anlayamadım.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Davutoğlu Türkiye’nin Suriye politikasıyla ilgili şöyle bir açıklama yaptı: “Biz kendisi de yetim olan ulu bir Peygamber’in yolcularıyız, onun izindeyiz. Allah şahit olsun ki biz yetimlere, öksüzlere sahip çıktık, çıkmaya da devam edeceğiz. Allah şahit olsun ki bu millette bu vicdan, bu devlette bu kudret varken herhangi bir yetim kapımıza geldiğinde onu kendi evladımızdan ayırmayacağız. Çünkü biliyoruz ki ahirette Ulu Peygamber’in yanında bu yetimlere sahip çıktığımız için yer bulacağız.”

ADNAN OKTAR: Evet güzel, güzel konuşmuş. Dindarlığı mükemmel, üslubu mükemmel.

Bu güneydoğu’da olayı neyin nesi? Bize oradan bir gelsin kardeşlerimiz de anlatsın. Yahut birilerini oraya gönderelim baksın, bu neyin nesi? Yahut hükümet yetkililerinden, devlet yetkililerinden bu konuda bize bilgi verebilecek birisi varsa ondan kapsamlı bilgi alalım. Çünkü seçimler oldu, denilenler doğru çıkıyor. Van Belediye Başkanı adayı sokakta yürüyemedi. Bu durumda demek ki PKK hakimiyeti var. Hiçbir parti başkanı gidemiyor Güneydoğu’ya. Sayın Bahçeli gitti Tunceli’de vilayet binasının önünde konuştu. Üç kilometre falan il merkezine uzak bir yerde. Ne alaka? Göğsünü gere gere Tunceli’nin ortasından geçmesi lazım. Asker de olacak, polis de olacak. Bir avuç komünistten korkarsa ilgililer çok dehşet verici bir şey olur o. 12 Eylül’de de öyle artistlik yapıyorlardı, “her yeri kapladık, komünizmi Türkiye’ye getirdik” falan diyorlardı, “höt” deyince bunlar yatağın altına girdiler. Sırf “höt” demek yeterli oldu, kanı iliği çekildi hepsinin, darmaduman oldular. Her yer gitti diyorlardı, üniversiteler şuralar buralar falan diye, acayip zavallılaştılar. PKK da öyle, 12 Eylül’de sabahına bir tane PKK’lı kalmamıştı. Anarşi-terör de kalmadı, hiçbir şey kalmadı. Öyle yol kesme bilmem ne falan hiçbir şey kalmadı. Bir anda sütliman oldu ortalık. Niye kaşınıyor bunlar ben bunu anlamadım.

GÖKALP BARLAN: Siz sormuştunuz, “Sürecin sonunda neyle karşılaşacağız?” demiştiniz.  “Nasıl bir Türkiye olacak?” diye sormuştunuz.

ADNAN OKTAR: O zaman geniş çapta bir öğrenelim. Herkesten, devlet memurlarından falan da öğrenelim. Milletvekillerine falan da soruyoruz “gitti Güneydoğu” diyorlar. Ben abartıyorlar falan zannediyorum. Yetkililere bakıyoruz öyle bir şey söylemiyor, “öyle bir şey yok” diyorlar.

Eğer korkuya dayalı Güneydoğu’yu vermek istiyorlarsa bazı kişiler o zaman bütün vatanı verirler. Namusunu da verir, haysiyetini de verir, şerefini de verir, her şeyini verir öyle bir adam korkuyorsa eğer. Bizim bütün tarihimiz böyle delikanlılık üstüne kuruludur. 12 Eylül sabahı PKK neredeydi? Buhar oldu. Ne yol kesme, ne silah, tek bir kere bile silah patlamadı Güneydoğu’da. Buhar oldu PKK, anında kaçtılar, hiç kimse kalmadı. Asayiş berkemal, caddelerde istediğin gibi geziyorsun, istediğin gibi konuşuyorsun, asker istediği gibi geziyordu.

OKTAR BABUNA: Her gün yirmi kişi öldürülüyordu o güne kadar.

ADNAN OKTAR: Anında bitti sabahına.

SERKAN AK: Ve hiç kuvvet kullanmadılar.

ADNAN OKTAR: Hiç kuvvet kullanmadılar evet. Hiç çatışma falan olmadı, her yeri teslim eti komünistler.

SERKAN AK: Siz “Otuz bin asker girse bir şehre orası hemen sütliman olur” dediniz.

ADNAN OKTAR: Evet.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Selahaddin Demirtaş bu akşam bir TV programında başkanlık sistemi olsun diye AK Parti’yle anlaştıklarının doğru olmadığını, seçimi kazansalar da, kaybetseler de AK Parti’nin önerdiği başkanlık modeline tamamen karşı olduklarını söyledi. AK Parti’nin tek adamcılığı savunan bir başkanlık modeli önerdiğini, kendilerinin ise yerel yönetimlerin güçlü olduğu başkanlık modeli istediklerini ifade etti.

ADNAN OKTAR: İkisi de aynı şey etme çatma, olur mu? Başkanlık sistemi varsa zaten yerel yönetimler güçlü oluyor, federasyon oluyor. Şimdi bak, ona yakışmıyor. Tek adamlık sistemi varsa, başkanlık sistemi varsa federasyon vardır zaten ve dediği sistem vardır. Diyecek ki; “ben AK Parti’yle, AK Parti’nin ezici şekilde iktidara gelmesi, Anayasa’yı değiştirecek şekilde iktidara gelmesi için doğudaki bütün milletvekillerini AK Parti’ye geçirecek şekilde bir anlaşma yapmadık” diyecek. Yani, “seçimlere parti olarak girip, seçimi kazanamayacağımızı bildiğimiz halde, parti olarak kazanamayacağımızı bildiğimiz halde, barajı geçemeyeceğimizi bildiğimiz halde kasten ve bilerek seçimlere girmiyoruz, böyle bir şey yok, eğer yapıyorsak, böyle bir oyun oynadıysak, böyle bir dalavere varsa dünyanın en aşağılık, en şerefsiz, en namussuz adamıyım” diyecek bu kadar. Senin yüzde yedi oyun var, belli ki kazanamayacaksın. Ve böyle bir riske hiçbir parti girmez. Çünkü öbür türlü zaten rahat rahat giriyor milletvekili olarak. Bağımsız milletvekili olarak rahat rahat giriyorsun. Ama öbür türlü AK Parti ezici olarak iktidara gelecektir. Kendine ait olmayan, gasp edildiğini iddia ettiğiniz oylarla iktidara gelecektir. Sonra AK Parti’yi köşeye sıkıştıracağınızı zannediyorsunuz. Diyeceksiniz ki, “bak her şey tamam. İhtiyacın olan oy miktarı bol bol sende. İstediğin kadar milletvekilini de sana verdik. Biz parti olarak girmedik. Sen çaka çaka meclise milletvekilini soktun. Şimdi dediklerimizi yap” diyecekler. Ve Tayyip Hoca’yı köşeye sıkıştıracaklar. Hem Avrupa, hem Amerika’nın desteğinde. “Çünkü biz ne diyorsak yaptık. Şimdi sıra onda” diyecekler. Federasyonu ilan etmiyor. Başkanlık sistemine geçmiyor diyemeyiz. Çünkü geçmek istiyor Tayyip Hoca. Ki asla ben bir kardeşi olarak kabul etmiyorum. Çünkü bu Abdullah Öcalan’ın ve Amerika’nın fikri. Bunda helak olur Tayyip Hocam. Sakın ha. Ona büyük bir tuzak hazırlıyorlar. Türkiye’ye büyük bir tuzak hazırlıyorlar. Cumhurbaşkanı olarak şu an şanlı, şerefli gayet güzel yaşıyor. Huzurlu da yaşar. Ama başkanlık sistemi felaket getirir. Felaket ve helaket getirir. Allah esirgesin. Bayağı tehlikeli. Büyük bir oyun var. Böyle bir oyuna gelmesin Tayyip Hocam. BDP’nin hediye ettiği milletvekillerini de kabul etmesin. BDP milletvekili vermek istiyor ekstradan. Bütün milletvekillerini vermeyi düşünüyor AK Parti’ye. Ondan sonra da saydıracak. Şunu istiyoruz, bunu istiyoruz, bunu istiyoruz. Zaten AK Parti o zaman helal oyla iktidara gelmemiş oluyor. Oyunla iktidara gelmiş olur. Yani siyasi bir manevrayla, siyasi bu oyunla iktidara gelmiş olur. Helal olmaz onun iktidarı o zaman. Tayyip Hocam, böyle bir şeyi asla kabul etmesin. Biz ona helal oy vereceğiz söz. İstediği kadar oy veririz. Ezer geçer. Haram oya talip olmasın. Kabul etmesin. Talip olmaz zaten de. Ama ona verirlerse bunu kabul etmesin. Mesela baktı ki, ezdi geçti. Bütün BDP oylarını aldı. Hemen seçim sabahı erken seçim istesin. Seçim sistemini değiştirip onların oyunu onlara geri versin. BDP’nin oylarını onlara geri versin. Kendisi böyle bir şeye asla tevessül etmesin. Çok büyük bir tehlike olur bu. Yani Türkiye’yi felakete sürükleyecek bir olay olur. BDP oyu BDP milletvekilleri girsin. Saadet oyu Saadet milletvekili girsin. AK Parti’nin buna ihtiyacı yok. Millet onu destekler. Tayyip Hocam’ın hiç böyle bir şeye ihtiyacı yok. Cumhurbaşkanı olarak da gayet güzel görevine devam eder. Bir kere daha seçeriz cumhurbaşkanı. Gayet de güzel gider. Yani Başbakan da şahane insan. Sürekli iktidarda tutarız. Bunu dert edinmesin. Ama başbakanlık sistemine geldiğinde, girdiğinde, kabul ettiğinde felaket ve helaket kapıda. Bir bildiğim var ki söylüyorum. Sakın ha. Türkiye mahvolur. Ortadoğu mahvolur. Başkanlık sistemi olan her ülke mahvoldu Ortadoğu’da.

Tayyip Hoca’nın başını belaya sokmak için bir oyun bu. Avrupa’nın, Amerika’nın tezgahladığı bir oyun. Sakın ha. Tayyip Hocam başkanlık sistemini asla kabul etmesin. Ağzına dahi almasın bu sözü. Hiçbir şekilde müsaade etmeyeceğiz bölünmeye. Federasyon falan da yok. Yok, müsaade etmiyoruz. Ne katilleri bırakacağız. Yedi sülaleniz bir araya gelse müsaade etmeyiz. Asla katillerin bırakılması değil. Onlar ömür boyu müebbet o hapiste duracak. Normalde asılacaklardı. İpten aldık biz bunları, ipten. İp duruyordu. İpten aldık. Daha duruyor hala teşkilat yani. Aman dedik asmayın. Ama müebbet hapiste kalacaklar dedik. O şekilde anlaştık. Yoksa şu an Abdullah Öcalan, falan kimse yoktu şu an.  PKK’lı falan hiç kimse yoktu. Hepsi asılmıştı. Normal karşılığı tenkildir. Asılmadır. Yani Türkiye Cumhuriyeti’ni Anayasa’sını, Anayasa’yla kurulmuş Büyük Millet Meclisi’ni tağyir, tebdil, ilgaya, cebren tam teşebbüs yani direkt idamdır tam karşılığı. Ve hep bütün suçları işlemiş durumdalar tamamını. Cinayet, şu, bu hepsi var.   Net tenkil karşılığı. Ama bak bizim vicdanımız kabul etmedi. Dedik ki, “Biz asma istemiyoruz.” “Ne yapalım?” “O zaman müebbet” dedik. O şekilde anlaştık. Bu anlaşmaya uyacaksınız. Katilin bırakılması diye bir konu olmaz. O zaman yaşamanın anlamı yok. Cinayet serbestse, katillik serbestse hayatın anlamı kalmaz. Siz bize hayatı haram etmeye kalkarsanız, biz de dünyayı size haram ederiz. Dünya kalmaz o zaman. Kıyamet kopar. Bak Avrupa, Amerika demiyorum. Dünya kalmaz. Dümdüz tepsiye döner dünya. Müsaade etmeyiz. Onun için hiç artistlik yapmaya gerek yok.  Oyun oynamaya da gerek yok. Hiçbir zaman için öyle amacınıza ulaşamayacaksınız. Bunu unutun. Yani istediğiniz kadar hoplayın. İsterseniz sırtınızı tavana vurun, yapıştırın. Müsaade etmeyiz. Sıkıysa yapmaya kalkın. “Biz alan hakimiyeti” bilmem ne kulağınızdan tutarız böyle kör porsuğu ininden çıkarır gibi tek tek çıkarırız. Hiç çakallık yapmaya da kalmayın. Her nerede olursanız olun yakanıza yapışırız. Yani bunu yapacak güce binlerce kere muktediriz. Binlerce kere. Bir kere, iki kere değil.

Millet seni korur Tayyip Hocam. Gönlün rahat olsun. Senin kılına, tüyüne dokundurtmayız. O bizim işimiz, sen onu bize bırak. Biz millet olarak seni koruruz. Allah ömrünü uzun etsin. Ömür boyu bize emanetsin yani. Kılına, tüyüne kimse dokunamaz. Çoluğun, çocuğun, sen de öyle. Emanetsin bize yani. Başbakan da çok efendi. Hakikaten tam atom karınca. Çok şeker bir şey.

Çocuklar diyor ki, “Hocam, siz görseniz onun yanaklarını sıkarsınız, acayip seversiniz” diyorlar. Çilli falan acayip sevimli bir şeymiş. Dünya tatlısı, bayağı güzel insan yani. Onun kıymetini iyi bilmek lazım. İşte gayet güzel gidişat. Gayet hoş. İktidarda tutacak da biziz sizi. O zaman ne tedirgin oluyorsunuz? BDP oyunu istemiyoruz. Aman aman aman. Onların olsun. Konserve yapsınlar. Ne yapıyorlarsa yapsınlar. Aman ha. AK Parti’nin öyle bir şeye hiç ihtiyacı yok. Sureti katiyede. 

Bir de bize PKK’nın kabadayılık yapmasına şaşırıyorum. Diyor ki, PKK “biz gerekirse ölürüz veyahut öldürürüz. Biz korkusuzuz” diyor adamlar. Sen bizim hakkımızda o zaman bir bilgiye sahip değilsin. Yani bizi tanımak istiyorsun o zaman. Ama tanıdığında yapacağın hiçbir şey kalmaz.   Bin pişman olursun tanıdığına. Yani “bir tanımak istiyorum sizi” diyor. “Anlamak istiyorum” diyor. Bak bir kere tanırsın, daha da geri dönüşü olmaz. Dağ, taş, kovuklarda falan köpek ölüsü gibi tek tek çıkartırız hepinizi. Kulağınızdan tutarak, sürükleyerek. İtlik yapmayacaksınız. Neye mal olursa olsun bunu yaparız. Hangi Müslüman şehitlikten çekinir? Gerekirse al kanlara boğuluruz. Yaparız bunu. Yani devlet emreder askere alırız. Oluk gibi kan akar gerekirse. Yani biz kendi kanımızın akmasından rahatsız olmayız. Şehit olmaktan rahatsız olmayız. Öyle bir sorunumuz yok. Bunlar zannediyor ki biz hayata çok meraklıyız. Yaşamak kararındayız. Yani mutlaka yaşamak. Öyle bir derdimiz yok. Sen belanı ararsan sana gereğini yaparız biz. Öyle bir konu olmaz. Kanunla, hukukla gereğini yaparız. Kana da gerek yok. Zaten kan da akıtamazsın. Öyle de bir şey yapamazsın. Böyle uyuz köpek gibi her bulunduğun delikten kulağından tutar çıkartırız. Çakallık yapmayacaksın. Bu vatan bizim. Bir avuç dinsiz, imansız komüniste burayı teslim etmeyiz. Oradaki vatandaşlarımız, Kürt kardeşlerimiz adeta cehenneme düşmüş gibi oldular. Bu pislik heriflerin yüzünden. Nefes aldırmıyor bu çakallar. Defolun gidin. Kürt kardeşlerimiz bir kafasını dinlesin. Yıllardan beri baş belası oldunuz. Haysiyetsiz herifler. Şimdi kahpe ve kalleş adam çok riskli bir adamdır. Mert değil bunlar, delikanlı değil, kahpeler. Hep sırttan vuran takım ama öyle bir durum olur ki sen kaçacak delik ararsın. Kaçtığın delikten de seni sürükleyerek çıkartırız.  Akılsızlık yapma. Kardeşim yedi yüz bin kişilik askere sahibiz, üç yüz bin polisimiz var. Jandarmamız var, hepsi var elimizde. Bir de ihtiyatlar askere alınmış olsa yani ferah beş milyon asker çıkartırız. Siz beş bin kişilik it kopuk takımı, bize artistlik yapıyorsunuz, beş milyon kişiye. Ne olacağınız belli. İran bunlara hiç taviz vermedi.  Hep aşağıladı, hep ezdi, hep dümdüz etti. İran’a karşı acayip saygılılar. İt gibi ayaklarının altını yalıyorlar. Ne diyorlarsa kabul ediyorlar. Bayağı korkuyorlar İran’dan. Türkiye’de biz bu kabadayılığı istemiyoruz. Mesela İran’a git İran’da her yerde göğsünü gere gere namaz kılarsın. İslam’ı tebliğ edersin, kimse sana karışamaz. Kürt kardeşlerimizin yoğun olduğu bölgelerde, istediğin gibi. PKK tehlikesi sıfır İran’da şu an. Hiç yok. Göğüslerini gere gere herkes geziyor. Ama Türkiye’de tam bir bela ile geldi adamlar. Yani bu devlet politikasını ben anlamıyorum, neyi amaçlıyorlar? Neyi bekliyor ben anlayamadım. Yani bilmediğimiz olağanüstü bir devlet sırrı mı var? Bu ne olabilir? Otuz seneden beri bu nedir yani? Bunun bir an önce hallolması lazım. Durup durup tehdit ediyorlar, diyor “konuşmaları yayınlarız.” Yayınlarsan yayınla. Velev ki sana söz verilmiş olsa bile, mesela deseler ki “hakikaten federasyon ilan edeceğiz, Abdullah Öcalan’ı da bırakacağız, şudur budur falan.” Size oyun oynadık, aldattık aptal adamlar, PKK’ya diyorum. Ne haliniz varsa görün, elinizden geleni ardınıza koymayın, pislik herifler. Öyle düşünün Allah Allah. Durup durup “bunu böyle dediniz, yayınlarız” yayınla. Demiş de olabilir, desinler. Oyun oynamışlar size, işte iyi yapmışlar. Yani bir hükümetin veya herhangi bir liderin Güneydoğu’yu PKK’ya vermesi mümkün değildir. Onun için milletten izin almaları lazım, Türk milletinden. Yani bizim tapulu malımız oralar Türk milletinin tapulu malı. Onun bir tane şartı var, yani onu otuz kere söyledik. Bak seksen milyonun tamamını şehit ederlerse Türkiye’nin tamamı onların olsun. Bir bölümünü ne yapacak? Tamamı onların olsun. Ama bak tek şartımız var, seksen milyonu şehit edecek. Onu yapabilir mi? Onu bir denesin isterse. Ama bir kere dener onu söyleyeyim. Yani ikinci kere deneyemez.

“Hocam ben askerliğimi Yüksekova’da yaptım” yani önemli bir yerde yapmış, önemli bir bölümde. Yani bilgi akışının olduğu önemli bir yerde. “PKK muhtarlık seçimlerinde kendi adaylarını sokup, diğer adayları tehdit ettiler. Arabası yakıldı muhtar adayının, hiçbir şey yapamadılar. İnsansız hava araçlarından dağlarda görüntüleri alınıyor. Süreç diye hiçbir şey yapılmıyor. Eski evraklara baktığımda daha önce gördükleri yerlerde tepelerine bomba atılıyormuş.” Ona gerek yok bomba atmaya. Bomba atılsın, silah kullanılsın falan demiyorum. Bunların hepsi toplanır. Tehdit bunları bitirir, yani tehdit yeterlidir. Diyorum mesela bak Mardin’de otuz bin kişilik askeri yeri göğü inleterek bir kere yürütsen, her şey vatan için diye bir kere yürütsen Mardin nur gibi tertemiz olur. İstediğin gibi git kahvede otur ondan sonra. Bu kadar açık. Ama öyle G3 falan değil, yani çok gelişmiş otomatik silah verecekler askere. Bu eski silahları toplasın bir kere devlet. Daha hala askerlere bakıyorum eski silahlar. Yirmi mermi alıyor, on mermi alıyor. Öyle silah olur mu? Tam otomatik silah verecek. Yani iki bin metre iki bin beş yüz metre menzilli, bastı mı yağmur gibi yağdıracak. Öyle silah olur. Bir kere bu güç gösterisi konuyu kökten halleder. Yani 12 Eylül’de devlet tek bir kere bile silah sıkmadı. “Biz geldik” dedi devlet “neredesiniz?” dedi, “Lübnan’dayız” diyorlar.

CEYLAN ÖZBUDAK: Yıllarca da gelmediler.

ADNAN OKTAR: Evet. Hani kabadayıydınız? Hani kabadayıydınız? Terliğini bırakıp kaçtın yani. Sırf  asker ya başka yok, bak polis de devreye girmedi. Sırf asker yetti yani. Eğitimsizdi bizim askerler, canlar o kadar yani o dönemde. Sabah “hayırlı uğurlu olsun” dediler. Rahim Allah, Kerim  Allah, ey şanlı ordu, ey şanlı asker. Baktım o darbe sağ darbe. Tamam dedik maşaAllah. Eğer Ruhi Su’dan falan bir şeyler olsaydı o olay sakattı Allah vermesin. Sol darbe bekleniyordu, sağ darbe geldi. Daima hep sağdan gelmiştir darbe.

“Burnumuzun dibinde Türkiye sınırları içinde insanlar acemi birliği gibi askerliğe aldılar, eğittiler. Hatta şeker bayramında, bayram sabahı Dağlıca Karakolu’na tepeden doçkalarla ateş açtılar.” Mesela doçka çok büyük bir silah, onu götürmek getirmek bayağı bir sorun. Kardeşim sen oraya gittiğinde adam onu bırakır kaçar, onu nasıl oraya getirttiriyorsun? Çekinecek ne var? Bir kere askerlere verilen silahlar çok kalitesiz. Bilmiyorum silah göstermek şey mi, televizyonda yüksek kaliteli silahları göstersek?

BÜLENT SEZGİN: Genelde pek uygun olmuyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Ateş edilmediği sürece oluyor diye biliyorum, ateşlenmediği sürece.

ADNAN OKTAR: Yani Türk ordusuna tavsiye edeceğiz silah.

KARTAL GÖKTAN: Evet gösterebiliyoruz o şekilde.

ADNAN OKTAR: Ben onu hazırlatayım, çok şahane silahlar var. Asker onunla teçhiz edilse PKK yani kanı iliği çekilir. Öyle bir silaha onların kavuşması mümkün değil. Mesela dakikada ne kadar mermi atıyordu, bir silah vardı?

EBRU ALTAN:  Altı bin mermi.

ADNAN OKTAR: Dakikada altı bin mermi atıyor. Yani ne yapsın PKK böyle bir silahın karşısında? Bak bir dakikada altı bin mermi, bir dakikanın içerisinde. Bu tarz silahlar verilmesi lazım askere. O zaman dağ taş cehenneme döner. Ama askere sen piyade tüfeğiyle ooo tak bir tane atıyor, tak bir tane daha atıyor adam otomatik silahla karşısına geçiyor. Olur mu öyle şey? Müthiş bir silah üstünlüğü olması gerekiyor. O gıcır gıcır silahları ben göreceğim. O silahların resimlerini hazırlayın da ben göstereyim. Yani tam otomatik silahlar var.

“Yüksekova’da hemen hemen her gün polisle PKK’lılar çatışıyordu. Benim bulunduğum dönemde beş kişi teslim oldu. Onların sorgulama…” Evet yani bu işlerin içindeymiş bu kardeşimiz, istihbaratta görevli. “Kalekollar yapılıyor tepelerde” kardeşim dağlarda bir kere kalekol yapsınlar, şehre indiklerinde biz onları köpek tepeler gibi tepeleriz.  Dağ sorundur. Dağlara kalekol yapsınlar. Şehirde zannettikleri gibi olmaz. Yani böyle uyuz köpek gibi kulaklarından tutar teker teker çıkartırız. Silah kalitesi önemlidir. Yani çok kaliteli silah verilsin askere. Bakıyorum çok hantal silahlar, onlarla ne yapılır kardeşim? Zaten bu PKK hıyarlarının elinde silahlar paslı maslı ama çok uzun menzilli falan. Yani otomatik silah gücü daha gelişmiş silahlar. Benim canlarım mesela çatışmaya giriyor. Mermi menzili mesela sekiz yüz metre, o iki bin metreden vuruyor. Olur mu böyle şey? Parasıyla değil mi kardeşim? Bana tesis falan yapılmasın, askere silah alınsın.

En büyük anormallik PKK’yı kendini kabadayı görmesi Türk milletini korkak görüyor. Yani ölümden çekindiğimiz, bir olaydan çekindiğimiz, kanımızın akmasından çekindiğimiz yahut şehit olmaktan çekindiğimiz böyle bir imaj oluşmuş bunlarda bir şekilde. Yahut gücümüzün yetmeyeceği yahut sayımızın yetmeyeceği gibi bir imaj oluşmuş. Bir hayret verecek özgüven, bir cesaret gelmiş bunlara. Bunu anlayamıyorum ben. Ensenize iki tokat konduğunda İran’da köpeğe döndünüz. Yalvarıyorsunuz ayaklarına kapanıp eşek herifler.  “İran bizi yok eder, buhar yapar” diyor “aman İran’la çatışmayalım” diyor. Kardeşim İran’ın eli kolu varsa bizim on misli elimiz kolumuz var. İran’ın silahı varsa bizim yüz misli silahımız var, aptallığı bırakın. Bizim merhametimize, şefkatimize güvenip diyorsunuz ki, “bunlar bize hiçbir şey yapmaz.”  Sen itlik yaparsan onun bir sınırı var. Sınırı taşarsan seni uyuz köpek gibi saklandığın yerden kulağından sürükleyerek çıkartırız, aptallığı bırakacaksın. Kanunla, hukukla dünyayı sana dar ederiz.

Bu imaja nereden vardı bu adamlar? Ama çok çekingen. Mesela yazarlar falan böyle bazıları yağcı, yalaka bir üslup kulandılar. Korkak, tırsık bir üslup kullandılar. Bunlar da böyle bir coştu anladığım kadarıyla. Bizim milletin Allah’a bir can borcu var kardeşim. Millet burnundan soluyor zaten belanızı aramayın, aklınızı başınıza alın. Kodu mu otuz takla atarsınız, deliliği bırakın.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, bazı silah modelleri vardı uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Bakayım, mesela en azından böyle silahlar olması lazım, başka?

BÜLENT SEZGİN: Dakikada sekiz yüz mermi atıyor.

ADNAN OKTAR: Çok iyi. Bak mesela duvara saklanıp ateş edebiliyor bununla. Kendisinin ortaya çıkmasına gerek yok, bayağı güven verici. Askerlerimiz yeni model silahlarla donansınlar. Mesela bak bunlar çok kaliteli, gelişmiş silahlar. Mehmetçiğe böyle kaliteli silahlar versinler. O rampalı silahlar da öyle daha gelişmiş, daha büyük rampalı otomatik silahlar, o dakikada mesela altı bin mermi atanlar mebzul miktarda mesela her mangaya o silahtan bir tane verilmesi lazım. Öyle olur. Öbür türlü hantal silahlarla falan çocuklar ne yapsın?

Evet, dinliyorum Fikret.

KARTAL GÖKTAN: Makaleleriniz hakkında bilgi vereceğim Adnan Bey, uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Tamam.

KARTAL GÖKTAN: National Yemen Gazetesi ve internet sitesinde İslam alemindeki karmaşaya ve dağılmışlığa dikkat çektiğiniz ve çözümün gerçek İslam’a sarılmakla geleceğini belirttiğiniz “Müslümanlara ne oldu?” başlıklı yazınız yayınlandı.

ADNAN OKTAR: National Yemen’de?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

KARTAL GÖKTAN: News Rescue haber sitesinde CIA’in işkenceyle ilgili raporunda yazanları ele aldığınız makaleniz yer aldı. Amerika merkezli Takwa Dergisi’nde çıkan iki yazınızın başlıkları şöyle; “Dünyadaki imtihanlar bela değil hediyedir” ve dünyanın geçiciliğini hatırlattığınız “Bir avuç toprak” maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: On İslam internet sitesinde derin düşünmenin önemi ve insanlara getirdiği faydaları ele aldığınız makaleniz çıktı. Terörün İslam’da yeri olmadığını belirttiğiniz Arapça makaleniz İngiltere’de basılan El Kudüs, El Arabia isimli Arapça gazetede yayınlandı. Hindistan’da yayınlanan Caravan Daily isimli haber sitesinde çıkan iki yazınız var.  “Barış ve Tesanüte çağrı, Papanın Türkiye ziyareti” ve “2015 yılında bizleri neler bekliyor?” Son olarak Pakistan’daki Nai Baat isimli Urduca basılan gazetede de “Avrupa’daki ırkçılığın suçlusu kim?” başlıklı yazınız yer aldı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah kendimiz buradayız ama ilmimiz, bilgimiz her yerde. İlmin sahibi kim? Allah. Bizleri vesile ediyor maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhuriyet Gazetesi yarın Charlie Hebdo Dergisi’ne destek olmak için dergide sözde Peygamberimiz (s.a.v.)’le ilgili yayınlanan karikatürleri ek olarak basacak. Bu durum çeşitli provokasyonlara sebep olabileceği için Cumhuriyet Gazetesi’nin böyle bir şey yapmaması gerektiği ifade edildi.

ADNAN OKTAR: Bir kere o resim Peygamberimiz (s.a.v.)’e ait değil. O çizeri, karşısına ayna koymuş adam dikkatlice kendisine bakıp çiziyor konu bu. Nereden Peygamber (s.a.v.)’e  ait oluyor, ben onu nereden çıkartıyorlar onu da anlamıyorum. Bir insan aynaya bakarak kendi resmini çizerse o onun fotoğrafı gibidir. O ona ait resimdir. Kendini çok iyi, kapsamlı çizmiş detaylara da girmiş; olabilir. Peygamberimiz (s.a.v.)’le alakası yok. Peygamberimiz (s.a.v.) süper yakışıklı boy, pos, omuzlar. Siyah kaşlı, hilal kaşlı, çekme burunlu, hafif böyle doğan çekme burunlu küçük. İrice ağzı var, dişleri bembeyaz. “Leman ederdi” diyor “leman pırıl pırıl parlardı” diyor uzaktan bakanlar. Bembeyaz dişleri süt beyaz. Elleri pençe gibi iri, omuzlar pehlivan omuzu gibi. O devrin en ünlü pehlivanı geliyor diyor ki; “Beni yen” diyor ama ağır sıklet pehlivan öyle herhangi bir pehlivan değil “Ben iman edeceğim” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) de aldığı gibi yere vuruyor sırtının üstüne “Boş bulundum ben, yanlışlıkla oldu” diyor. “Tamam, o zaman bir daha yapalım” bir daha alıp yere vuruyor. Konuşacak laf kalmıyor tabii. Çok acı kuvveti vardı Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Savaşlara bizzat giriyordu akıl almaz derecede güçlüydü maşaAllah. “Kırk cennet genci kuvvetindeydi” diyor hadislerde ne anlıyorsan anla artık oradan olayın büyüklüğünü anlayacaksın. MaşaAllah Dedem acayip yakışıklıydı. Bakan hanımlar helali olabilecek hanımlar âşık oluyorlardı hep evlenmek istiyorlardı Peygamberimiz (s.a.v.)’le. Baktı ki olacak gibi değil olaylar. Cenab-ı Allah durdurdu dedi ki; “Artık sana nikâhlı hanım almak yok” Allah için demiyorum tabii Allah affetsin. “Ama kendini hibe eden olursa” diyor Cenab-ı Allah “o olur” diyor ayette. “Cariye olarak aldıkların onlar da ayrı elinin altındakiler, onlar olur” diyor “ama onun dışında yapma” diyor. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.)’e getiriyor o da “ aldım gitti” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in evlenmesi öyle oluyor. Sahabeler diyor ki; “Çok güzel bir hanım var Ya Resulullah, ne diyorsunuz?” diyorlar bakıyor Resulullah (s.a.v.) biraz konuşuyor “Aldım gitti” diyor bu kadar.

BÜLENT SEZGİN: Güç, kudret.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Dedem aslan aslan maşaAllah. Hasetlerinden münafıklar çatladı. Onunla ilgili çok fazla ayet var. Kuduruyorlardı hasetlerinden adamlar kavrulmuş. Efendim, kurumuş dut gibi kavrulmuş tipler o zamanın münafıkları. Resulullah (s.a.v.) ehli kudretti maşaAllah. Allah kudretini cennette sonsuza kadar devam ettirsin. MaşaAllah. En ziyade haset öyle konularda oluyor işte. Hasetlerinden deliye döndüler. Münafıkların o hükümleri, onunla ilgili şeyleri sonra başka bir gün açıklayayım, anlatayım.  Tek haset ettikleri konu neydi biliyor musunuz Peygamber (s.a.v.)’in? Yakışıklılığı ve gücü? Sadece buna haset ediyorlardı.

BEYZA BAYRAKTAR: Bütün kadınlar aşık.

ADNAN OKTAR: Bütün hanımlar aşık oluyorlar, her gören aşık oluyordu. Efendim, evlatlığının hanımı da öyle, bakıyor aşık oluyor. Allah diyor ki; “Ben biliyorum” diyor Allah. “Sen de biliyorsun” diyor, “niye saklıyorsun?” diyor ayetle. “Allah’ın bildiğini niye saklıyorsun? Rahat ol” diyor. “Alacaksın” diyor Cenab-ı Allah “nikâhlayacaksın” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) sonuna kadar direniyor diyor ki; “Aman aman boşama, aman aman evli kalın.”  Cenab-ı Allah vahiy indiriyor  “Allah senin kalbini biliyor” diyor. “onun da kalbini biliyor” diyor, “evleneceksin” diyor Cenab-ı Allah.

Münafıklar kudurmuştu bu konularla ilgili. Ayetlerde bu konular uzun uzun anlatılır. Yobaz takımı da ağzına dahi almak istemez bu ayetleri, hiç konuşmak istemezler. Kanları, ilikleri çekiliyor bu ayetleri okuyunca. Bu Peygamberimiz (s.a.v.)’in dayanılmaz yakışıklılığıyla ilgili ayetlerdir. Bazı yobaz takımı utanç duyuyor bundan, biz iftihar ediyoruz dedemizle helal olsun. Milyonlarca misli helal olsun benim dedeme. Anneme de tebriklerimi sunuyorum, böyle yakışıklı dedeme aşık olduğu için maşaAllah.  Haklı; aklına aşık oluyor, imanına aşık oluyor, heybetine aşık oluyor, güzelliğine aşık oluyor her yönden haklı. Zeyd’e diyor; “aman aman boşanma sürekli her seferinde. Cenab-ı Allah vahiy indirince artık bir şey yapacak durum kalmıyor. Birçok yobaz bu konudan çok çekinir. Hiç açmak istemiyorlar Allah’ın hikmeti. Hatta ünlü bir yobaz var öyle meşhur yobaz diyor ki; “Biz” diyor “eğer” diyor Hristiyanlığı eleştirirsek onlar da bu ayetleri söylerler bize” diyor. Bak ahmağa bak, ayetten utanıyor ahmağı görüyor musun? İftihar ettiğimiz ayetleri o başka türlü değerlendiriyor. Bunların içi kurumuş tipler.

Mesela bak son bir saat içinde Güneydoğu’da yaşanan olaylar, son bir saat. “Nusaybin’de çıkan PKK gösterisine müdahale eden güvenlik güçlerinden bir baş komiser ve bir polis memuru olmak üzere iki kişi yaralandı. Nusaybin’de PKK’nın gençlik yapılanması YDG-H’li teröristler, yolu trafiğe kapatıp mobese kameralarını kırdı.” Bak anlat anlat anlat bitmiyor. Bir tane, iki tane değil yani. Anlatsak bayağı vakit alacak.  YDG-H; onun açılımını da yarın söyleyeceğim. Ne anlama geldiğini acele etmesinler. Bak YDG-H bunun açılımını şimdi hazırlansınlar PKK’lılar yarın faş edeceğim, açıklayacağım ne anlama geldiğini. Halk bilmiyor çünkü ne anlama geldiğini. Bilmeyen kalmayacak yarın. Bu sırrı açıklıyorum yarın. ‘Sır açıklanıyor’ diye de hazırlık yapalım, yazalım inşaAllah. YDG-H.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sınır bölgelerinde inşa edilen ve kalekol adı verilen yüksek güvenlikli karakollardan, dördünün tek kadın müteahhidi Deniz Tural Hanımefendi iş dünyasını bölgeye yatırım yapmaya davet etti. Kürt kökenli olduğu ve kalekol inşa ettiği için,  terör örgütü tarafından hain olarak nitelendiğini ve birçok kez tehdit edildiğini ancak buna rağmen yaptığı işten vazgeçmediğini ifade etti. 

ADNAN OKTAR: Delikanlının hasıymış.

KARTAL KÖKTAN: Şöyle de bir açıklaması olmuş Adnan Bey. “Vatanın her karışı bizim bazıları bölgeye gitmek istemiyor ama ben kadın olarak orada dört kalekol yaptım. Sen yapmazsan, ben yapmazsam kim oraya yatırım yapacak?”

ADNAN OKTAR: Efeme bak, delikanlının hasıymış yedi ceddine rahmet olsun. Var mı resmi?

KARTAL GÖKTAN: Var.

ADNAN OKTAR: Bakayım. MaşaAllah maşaAllah maşaAllah dünyalar güzeliymiş de Allah ömrünü uzun etsin, Sağlık, sıhhat versin, Allah her yerini nur kılsın maşaAllah aslanıma, aferin.  MaşaAllah çok güzel.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Hatice’nin sevgisi benim rızkımdır.” Yani “ben onunla ihya olurum.” Bak “rızkımdır. Yiyecek içecek gibi, hava, su gibi onun sevgisine ihtiyacım var” diyor. Yani “onu sevmekten bu kadar mesut oluyorum” diyor.

Tamam, bugün bu kadar yeter, yarın devam edelim inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler programı bu akşam sona erdi. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.  

Masaüstü Görünümü