Harun Yahya

Sohbetler (16 Ocak 2015; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Herkes hoş geldi. Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Müzeyyen Senar Hanımefendi durumu ağırlaştığı için hastaneye kaldırılmıştı ama durumu hakkında bilgi verilmemişti. Sizin talebiniz üzerine bugün doktoru sağlık durumuna ilişkin açıklama yaptı. “Hipertansiyonu var, serebrovasküler sıkıntıları var, solunum sıkıntısı çekiyor. Ayrıca ciddi enfeksiyonu var. Hem akciğer hem de idrar yolları enfeksiyonu var. Doktorlarımız yakın takip içinde. Umut ediyorum ki bir hafta on gün içinde başladığımız antibiyotiklerin neticesini almaya başlarız. Dostları yakınları hepsi burada. Çocukları da yola çıkmış gelmek üzere, biz de yanındayız. Şu anda endişe edilecek bir şey olmadığını söyleyebilirim” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet bak, dediklerimizi teker teker sayıyor. Yakınlarının orada olması çok etkiler, manevi güç önemlidir. Zaten kültür yapmışlardır hastaya. Yani antibiyotik denemesi yapacak durumları yok. Hem biyogram, hem biyokültür yapılmıştır antibiyotik için ama yine de bir soralım. Kuşkucu olabiliyoruz, normal karşılasınlar. Biyogram ve biyokültür yapılmış. Biyogram yapılmıyor artık herhalde, biyokültür yapılıyor sadece. Bir baksınlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Dün gece Silopi’de PKK’yla polis arasında çatışma yaşandı. PKK yandaşları yol kapatıp gösteri yaptılar, polise Molotof ve taş attılar. Polisin müdahalesiyle ara sokaklara kaçtılar. Kaçan göstericileri polisler araçlarla kovaladı, ancak PKK’lılar yine izlerini kaybettirdiler. Yakalanan olmadı.

ADNAN OKTAR: Bu ne bunu ben anlamadım, burada amaç nedir? Yani nereye varacak bu olay, ben anlamadım. Halk, akıl almaz nefret ediyor. Ben Güneydoğu’ya arkadaş gönderdim. Halkın yüzde 70-80’i halkın, akıl alamaz nefret ediyor PKK’dan. Ama “korkudan bir şey diyemiyoruz” diyorlar. Haraca başlamışlar halkı, imzalı mühürlü koçanlarla geziyorlarmış, milletten vergi topluyorlarmış, para topluyorlarmış. Halk zaten fakir, bir de bu pislikler bela oldular, tam bir mikrop ordusu PKK. Süreç falan diyorlar, birde süreçten amaç nedir, söylemediler. Niye bir vakit geçmesi gerekiyor? Bu vakit bize ne kazandıracak. Bu vaktin sonunda elde edilecek nedir söylemiyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Bunu da tehdit olarak kullanıyorlar, “süreci açıklarız” diyorlar. Yani “şöyle yapmazsanız, böyle yapmazsanız süreci açıklarız” diyorlar.

ADNAN OKTAR: “Sürecin ne olduğunu açıklarız.” Çok acayip bir durum bu. Açıklarsan açıkla, açıklasan kaç yazar?

“Derin devlet provokasyonu mu?” Yok, derin devlet, derin devlet mi kaldı, Allah aşkına. Ergenekon darmadağın oldu. Paralel devlet dedikleri de derin devlet değil o. Paralelciler dedikleri sistem, kan akıtan, bombalama yapan bir sistem değil. Daha ziyade herhalde kadrolaşan bir sistem. Onda da şaşacak bir şey yok. Hangi cemaat olsa, kadrolaşır. Nakşibendiler de kadrolaşıyorlar, herkes kadrolaşır. Mesela ülkücüler aslandır, her yerde vardırlar. Emniyette, MİT’te falan her yerde ülkücüler birbirlerini tanırlar, daha bakar bakmaz selamdan bile anlarlar, kafa tokuşturmadan, tokalaşmadan her yerden anlarlar birbirlerini. Tipinden anlarlar, konuşmasından anlarlar, makul bu, bu kadar büyütecek bir olay yok ama hükümeti yıkmaya yönelik bir girişim ve hatta alternatifini göstermedikleri halde yapılması daha da vahim. Hükümeti yıkıyor, ekonominin çökmesini göze alıyor, PKK’nın kudurmasını göze alıyor, alternatif de göstermiyor, meydana gelecek felaket de onun umurunda olmuyor. Bunlar çok büyük rezalet. Hükümet hükümetin meraklısı değil çeker gider gerekirse. Hükümet mesela sağlam bir hükümet görmüş olsa Tayyip Hocam’ın derdi değil, Sayın Başbakan’ın da derdi değil. Hakikaten daha faydalı olacağına inansalar, buyun siz yapın der onlar, öyle bir dertleri yok. Ama öyle bir yapı yok. O zaman nereye yıkıyorsun? Nasıl olacak ondan sonra? “Bir bakalım.” Olur mu öyle bakalımla, tepetakla gidersin. O yüzden olay çıkıyor. Bak, hükümetin gitmesi önemli değil. Halk toplanır dersiniz; “istifa etseniz nasıl olur” falan, konuşur istişare eder hükümet, “hakikaten gidelim” diyebilirler. Bu bir darbe değildir, istişare sonucu gidebilir hükümet. Ama mükemmel bir hükümet vardır, daha iyi bir şey meydana gelmiştir, seve seve iftiharla kabul ederler. Mesela Tayyip Hocam dedi ki; “ben cumhurbaşkanı olayım, başbakanlığı sağlam birine verelim” dedi. İçi rahat olmasa, o başbakanlıktan ayrılmazdı bence. Tabii, sağlam birini bulmasa ayrılmazdı. Baktı Davutoğlu var, gönlü rahat ayrıldı. Bunun gibi bir şey. Sen sağlam bir adam göstereceksin, sağlam bir hükümet göstereceksin, halkın beğeneceği, eski Türkiye’yi istemeyen, eski dehşetin yaşandığı Türkiye’yi istemeyen bir hükümet göstereceksin. Eski sertliği istemeyen, millete efendi olmak isteyen zihniyeti istemeyen, millete tepeden bakmayan, sevgisiz, soğuk olmayan bir hükümet vardır, Türk-İslam Birliği’ni istiyordur, İttihad-ı İslam’ı istiyordur, bütün halk da benimsiyordur, gönlü rahattır tamam buyur. Hükümetin, böyle çılgınca bir hükümet merakı var zannediyor da olabilirler, bakanların falan. ‘Biz geldik yapıştık, bir daha bırakmayız’ öyle bir dertleri yok, ben söyleyeyim. Kimsenin öyle bir derdi olmaz. Bu, vatan-millet meselesi. Mesela Tayyip Hoca sürekli dedi ki; “ben her an bir sürpriz yapabilirim” dedi. “Başbakan olarak da kalabilirim, cumhurbaşkanlığından vazgeçebilirim” dedi. Çünkü arıyorlardı ‘acaba kimi yapsak, ne yapsak’ falan. Sonra baktılar Davutoğlu hakikaten atom karınca, çok sevimli, halis, iyi niyetli, dediler “sen ol.” Hakikaten de bak çok şevkli. Çocukluğundan beri güzel ahlaklı o insan. Tayyip Hoca’nın da içi rahat etti. Bak hır da yapmıyor. Bir ara beceremezse eğer ben de müdahale edeyim kafasındaydı. Milleti rahatlatmak için söyledi aslında onu o. Dedi ki, “ben cumhurbaşkanı olarak boş durmam, başbakan gibi görev yaparım” demesinin amacı oydu. Yani halkı yatıştırmak, yani halk ‘acaba Davutoğlu bu işi yapabilecek mi, bu tecrübeyi gösterebilecek mi’ diye düşünmesinler diye ince bir nezaket gösterip dedi ki; “ben her an müdahaleye hazırım, başbakan gibi görev yapmaya da hazırım, tecrübemi en azından konuştururum, cumhurbaşkanı olarak benim yetkim var, bakanlar kurulunun başına da geçerim istesem, rahat olun” dedi. Ama millet gördü ki, baya mükemmel başbakan var, tıkır tıkır işler gidiyor, Tayyip Hoca geri çekildi. Ne dedi; işte iki ayda bir ne olup bittiğini değerlendirelim, o kadar. Zaten gerekiyor, olmaması anormal olur onun. Zaten başbakan da takdir etti bu konuyu. Bu başbakanlığı değersiz kılan bir konu değil, toplantıya katılması. “12 yıllık tecrübesi var” diyor Tayyip Hoca için. Tecrübeden ziyade çilesi var onun, tecrübesi falan onlar kenarda kalsın, tecrübe olayı değil bunlar. Erbakan Hoca iyi yetiştirmiş, çok inatçı. Erbakan Hoca da çok inatçıydı rahmetli. O mükemmel bir özelliğiydi onun. İkincisi çile adamı, çok acı çekti yani Müslümanların acısını bilir. Zaten o acıdan dolayı öyle konuşuyor konuştuğunda. Yani acının feryadı o, acıdan meydana gelen feryat. Yine kendini tuttuğu hali o. Yeri göğü inletir normalde de bu kadar bağırabiliyor. Onun için Tayyip Hoca’ya hayır gözüyle bakmak lazım, iyi niyetli. Bak, “cumhurbaşkanlığı sarayını kullanma” dedim, “abdal ol” dedim, “post giy abdal ol, halk kullansın” dedik, “sen toplantı falan olduğunda çağırırsın herkesi, devletin şerefi” dedik, “o anlamda kullan ama yerleşme saraya” dedim. Hemen birkaç gün sonra açıklama yaptı, “ben saraya yerleşmeyi düşünmüyorum, halk kullansın” dedi. Bu bir asalettir, delikanlılık yaptı, helal olsun. Bütün konu da bitti.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanımız “yeni sarayının artık Cumhurbaşkanlığı Sarayı olarak değil, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi diye anılmasını” istemiş. İçindeki kütüphaneyle birlikte araştırma merkezi olacakmış.

ADNAN OKTAR: İşte bu insan dünyalık insan değil, anlatamıyor derdini. Bir hırkası bir paltosu, başka bir şey yok işte dünyada, “ben geldim gidiyorum, iki metrelik toprak benim için” diyor. O ne yapsın sarayı falan, öyle bir derdi yok. “Türkiye’nin şerefi” diyor. Hakikaten Çankaya çok eski ama akıl almaz eski, ayakta duramıyor, olacak gibi değil, çok makul.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Başbakan Davutoğlu’na Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu hafta Bakanlar Kurulu’na başkanlık etmesi konusunda bir soru yöneltildi. Sayın Davutoğlu şöyle cevap verdi: “Bu anayasaya uygun bir tutum ve ilk defa da olmuyor. Daha önce de defalarca yapılmış. Bu olay üzerinden beni tahrik etmeye çalışanlar var. Ben ve Sayın Erdoğan arasında ihtilaf çıkarmaya çalışıyorlar. Bu toplantı yapıldı diye ne başbakanın gücü azalır, ne başka bir şey olur. Bu konuda kimse küçük ayak oyunlarına kalkışmasın. Bu bir vefa, sadakat ve kardeşlik hukukudur.”

ADNAN OKTAR: İkisi de samimi Müslüman, sağlamlar her halinden belli. Bir de iyi yönleri, ikisi de işin doğrusu bağnaz cereyanlar içinde yetiştiler, başbakan Davutoğlu da bağnaz cereyanlar içinde yetiştiler. Ama bağnazlığa tavır aldılar, o yönleri çok mükemmel. Allah esirgesin, o çizgide kalabilirlerdi ama kalmadılar. Baya akılcı çizgileri. Tayyip Hoca da baya modern bir Müslüman da bu yobazların azgınlığından çekindiği için bu kadar tavır gösteriyor. Yoksa baya modern, yani Avrupai bir delikanlı. Ama hakikaten Müslüman dava adamı, çile adamı, hakikaten bu doğru. Millet vefalı, oradan olay iyi, yoksa Tayyip Hoca’yı destekleyen aydın o kadar yok. Bir özenti Kafası içinde aydınların baya bir kısmı, Amerika’ya şirin görünmek, Avrupa’ya şirin görünmek. Ne gerek var sen sadece doğru bildiğini anlat, kim nasıl görüyorsa görsün ne mecburiyetin var? Tabii asıl Allah’ın gücüdür hepsinin üstünde. Yok gazeteci, yok yazarmış, onlar hikayedir. Allah insanlara vahiy eder kalbine ilham eder, der ki; “falancayı destekleyin” insanlar onu destekler. Allah, “falancayı desteklemeyin” der kalbine ilham eder, insanlar desteklemez. Basın istediği kadar kabartsın, coştursun, kaynatsın, ne yapıyorsa yapsın, hiç bir etkisi olmaz.

“Hocam” diyorlar, “barut kalitesi bozuk” diyorlar Makine Kimya’nın. Nemli barut benim kanaatim, çok rahat nemleniyor. Ona bir çözüm bulmaları lazım, silahın caydırıcılığı o zaman azalır. Silah tutukluk yapar, bu da baya tehlikeli bir şey. Silah hiçbir şekilde tutukluk yapmaması lazım. Bir de silah kalitesinin çok artırılması lazım. Bütün özel harekatçılara, bordo bereliler olsun, asker olsun dünyanın en gelişmiş otomatik silahlarının verilmesi lazım. Bu PKK’yı titretir. Silahın kullanılması değil. Bak ayette diyor ki; “caydırır” diyor Allah. “Kuvvet hazırlayın, güç hazırlayın, onunla düşmanlarınızı caydırın” diyor Allah. İlla tepesine binmen gerekmez. Ayrıca polisin keskin nişancısı azmış, bu da iyi bir şey değil. Keskin nişancı eğitimi verilmesi lazım polislere. Tabii o da çeksin insanları alnında vursun değil, keskin nişancı çok caydırıcıdır. Mesela ateş adamın, kovboy filmlerinde oluyor ya şapkasından vuruyor adamı, adam ne demek istediğini anlıyor. Kanı iliği çekiliyor, kaçacak delik arıyor. Şakası olur mu? O kadar keskin vuruyorsa yahut sigarasından vuruyor mesela, o daha da vahim. O zaman adamın delilik yapacak gücü kalmıyor. Keskin nişancının üstün yönü budur. Çünkü adama hiçbir şekilde yanaşamayacağını anlarsa, adam şımarır. Ama sen adamı 1500 metreden şapkasını havalandırırsan ne olur, adam dehşete kapılır, kaçacak delik arar. Onun için keskin nişancı geliştirmek çok önemli. Özel harekatçıların sayısı az, özel harekatçıların sayısını artıralım.

Korucu başı yeniden bana bir daha gelsin. Birkaç korucu başıyla bana yine gelsin. Dünkü korucu başı ne oldu onun durumu, onu bana takip edin.

“PKK, Kuzey Irak toprakları içinde olan Şengal’de kanton ilan edilmesi gerektiğini açıklayınca Peşmerge Kuvvet Komutanları’ndan Kasım Şeşo, ‘hepimiz Kürt’üz, kardeşiz ancak PKK bizi rahat bırakmazsa, IŞİD’e karşı aldığımız tutumun aynısını onlara karşı da alırız. Hiçbir dayatma kabul etmeyiz’ dedi.” Helal olsun, demek ki delikanlıymış. Peşmerge’ye ben güvenirim. Çünkü bunlar Nakşibendi ağırlıklı insanlar. Barzani de öyle Nakşibendi’dir, bildiğim kadarıyla seyit. Barzani’ye ağırlık vermek lazım. Kültürel çalışmayı, o bölgede yoğunlaştırmak daha iyi olabilir, yani Darwinizme, materyalizme karşı. Çünkü onlar hakikaten dindarlar. PKK onları zehirlemeden, oraya önlem almakta fayda var. Yani Darwinizmin, Materyalizmin geçersizliğini anlatan kitaplar göndermek, iman hakikatleri, Kuran mucizeleri anlatmak iyi olur. Gerçi onlar bir geleneksel köklü bir iman hareketi olarak Nakşibendilikte kendilerini koruyorlar ama bilimsel yönden destek çok hayati. Çünkü onlar bilimsel yanaşırsa, onlar pek bir şey yapamayabilirler. Onun için Barzani’ye bir şekilde haber gönderip, orada geniş çaplı bir kitap dağıtımı yapmak iyi olabilir, inşaAllah.

Şehit Murat Akan Polis Merkezi’nde bulunduğu hükümet konağı binasını roket atarlı saldırı düzenlenmiş. Hep kahpelik, hep uzaktan ateş edip kaçmak. Hiç böyle göğüs göğse bir tavırları yok. Hep kalleşlik, işte etek giysin, kadın kıyafetinde kaçsın. Çok karaktersizler.

Şimdi kısa bir ara verelim, devam edeceğiz, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: PKK tehlikesiyle ilgili videomuzdan sonra programımız devam edecek.

VTR-Bölgede Demokratik Özerklik Değil, Bağımsız Komünist Kürdistan Kurulmak İsteniyor.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Güneydoğu’da kamu düzeninin sağlanması için hükümet bölgeye altmışaltı emniyet müdürü gönderdi. Bu müdürlerin terörle mücadele konusunda uzman oldukları öğrenildi. Eylem olmadan eylemi engellemek amaçlı görev yapacaklar. Geçici görevle görevlendirilmişler. Ne kadar bölgede kalacakları henüz belirli değil. 

ADNAN OKTAR: Bilmiyorum da bu ite kopuğa bu kadar gerek var mı anlamıyorum yüz vermeye? Ya ben tez canlıyım, yani hükümet çok sabırlı, ben anlamıyorum. Direkt tepelemek lazım bu çakalları.  Kardeşim millet yaka silkiyor bu köpeklerden, yani akıl almaz bir nefret var Güneydoğu’da. Çocuklardan üç beş kişiyi gönderdim oraya Diyarbakır, Mardin, Siirt’te bakın bir ortalığın durumuna diye, yani “inanılmaz nefret var” diyor “halk arasında.” Haraca  bağlanmışlar sürekli para, sürekli para. Onlar zor bela geçiniyor zaten. Çoluk çocuk görüyor mesela “Bu tam askerliğe elverişli bunu dağa alalım.” Çakal, oraya götürüyorsun dinsiz imansız yapmaya kalkıyorsun. Hayvan herif nur gibi insan onlar Müslüman evladı dağa götürüp mahvediyorlar çocukları, delirtiyorlar adeta.  Onun için yani bekletmeye gerek var mı ben bilmiyorum? Bunların doğal olarak ahlaksızlığı, pisliği anlaşılsın diye mi düşünüyorlar bilmiyorum ki?

Hadi dinleyelim, bir şeyler söyleyin.

BÜLENT SEZGİN: Ordumuzdaki silahların güçlendirilmesi konusu biliyorsunuz. Onlarla ilgili bir video vardı, güçlü silahlarla ilgili bazı örnekler.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Bak kovanların akışını görüyor musun alttan? Dakikada ne kadar mermi atıyor? Bak cehenneme çeviriyor geçtiği yeri. Askere bu tarz silah verilmesi lazım. Çok hantal verilen silahlar. O G3‘ler falan zaten kurşun gibi. Onu evirmeye çevirmeye pat patlıyor, bazen de patlamıyor barut nemli bilmem ne, öyle olay olmaz, silah bu tarz olacak. Dakikadaki mermi akış hızını göndersinler demin ki silahların. Adeta yağmur gibi mermi yağdırıyor.

BÜLENT SEZGİN: Dakikada 3 bin mermi.

 ADNAN OKTAR: Dakikada 3 bin mermi. Şimdi bak dakikada 3 bin mermi sıkan silah düşünün, askerin elinde kalede 3-4 tane var. Bu PKK köpekleri kafasını kaldırabilir mi? Yağmur gibi yağıyor yani. İki bin metre menzil bin beş yüz metre menzilli. Yani yağmur yağıyor gibi, kafasını bile kaldıramaz. 

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, yayınlanan yeni makaleniz şu şekilde. Rusya’nın dünyaca ünlü Gazetelerinden Pravda’da ‘2015 Yılı Suriye İçin Çözüm Getirecek mi?’ Başlıklı makaleniz yayınlandı. Arab News Gazetesi’nin İslam bölümünde çıkan yazınızın başlığı ‘Allah’ın Sonsuz Gücü ve Yüceliği.’ Endonezya’nın en önde gelen Gazetelerinden Jakarta Post’ta, Fransa da geçen hafta meydana gelen terör saldırılarını ele aldığınız, ‘Charlie Hebdo Saldırılarını Sadece Kınamak Neden Yeterli Değildir’ başlıklı makaleniz yayınlandı maşaAllah. 

ADNAN OKTAR: Şahane, şahane.

“Selam kardeşim Hocamıza Selamlar.” Aleykum Selam. “Hocamızın af konusunda mahkûm ve yakınlarına daha duyarlı, düşünceli olmasını dilediğimi iletin lütfen, inşaAllah. Hocamız affı desteklerse, biz mahkûm yakınları ve çocukları çok sevinecek, sefaletten ve rezaletten kurtaracağız.”

Kardeşim, bu hırsızlık bilmem ne bunlar bizi ilgilendirmez. Bunda af çıkarıyorlarsa, çıkarsınlar. Ama katile af olmaz. Katil asla. Asker, polis katili böyle olay olmaz. Bunu bana teklif etmek, bana küfretmek demektir, ağzını bozmak demektir. Asla ve kesinlikle. Ne demek bu. Asılacakken asmaktan vazgeçtik hapsettik, lütfettik. Bu af zaten, bunun üzerine daha af olmaz. Bak asacakken asmaktan vazgeçtik affettik ve hapsettik. Bir de bunu üzerine çikolatalı dondurma gönderelim bari. Olur mu öyle pislik? Katile asla ve kesinlikle affetmeyiz asla. Asker, polis katili asla. Kim teklif ederse küfretmiş demektir. Hakarettir Türk milletine. Ağzına dahi almayacaklar. Ama adam ne bileyim dondurma çalmış bilmem ne yapmış, affediliyorsa edilsin, o beni ilgilendirmez. Değil mi? Ne diyeyim işte çek ödememiş, senet ödememiş içeride adam, ona af çıkarıyorsa çıkarsın, o beni ilgilendirmez. Ama ağır yaralama da dâhil, ağır yaralama, sakatlama mesela askeri sakatlamış, buna af olmaz. Asker, polis katilleri, normal vatandaşında katilleri, asla affedilmez. Kardeşim ne demek ömür boyu cehennemdir karşılığı zaten? Ama anayasaya göre, eğer mesela hırsıza, dolandırıcıya veyahut vergisini ödememiş vatandaşa af çıkınca otomatik diğerlerine de af çıkıyor, o yüzden onlar ona tahammül edecek. Yani eğer o çıkarsa o çıkacaksa, diyecek ki delikanlı olacak “kardeşim 10 yolda olsa ben yatarım” diyecek. Mesela iki yıllık affı için kendinin “asker, polis katillerini de affetsinler” diyorsa, yani ben öyle bir insanı kabul edemem. Benim şahsi kanaatim. Öyle insan olur mu? Senin iki yıllık şeyin için, asker annelerinin, polis annelerinin çektiği acıyı biliyor mu bu adamlar? İki yıl, insan beş yılda olsa yatar, yine o lafı ettirmez. Öyle bir konu yok. Özetle, af diye bir konu yok bunu unutacaklar. Hiçbir şekilde bize bundan bahsetmesinler. Af, aynı zamanda zincirleme olarak Türkiye’nin bölünmesi demektir, paramparça olması demektir. Zaten PKK “ne affı” diyor? “Af diye bir şey yok. Suç olursa af olur” diyor. “Biz hak edeni, gerekeni yaptık” diyor. “Onun için” diyor “suç olmadığı için af da olmaz” diyor. Sadece bırakacaksınız o kadar diyor. Eğer bunu yüreğine yediriyorsa o mahkum olan kardeşimiz, ona yazıklar olsun. Yani kendi affı için bu adamları çıkartmayı göze alıyorsa, ona yazıklar olsun. Bana bir daha bu af konusunu kimse getirmesin. Öyle bir konu yok. Asla kabul etmeyiz. Asker, aslan gibi Malatya’dan gelmiş delikanlı otomatik silahla sırtından tarıyorlar, beyni dağılıyor ağzı yüzü her yeri darmadağın oluyor. Morga annesini götürüyorlar, ‘bu çocuk senin mi?’ diyorlar, annesi ‘evet benim’ diyor. Buna eğer yüreği yetiyorsa bir insanın eğer affedilmesine, ben o adama ne diyeyim. Bana bir daha böyle bir yazı gelmesin. Asla kabul etmeyiz.

“Kızım Cemre bu gün Kuran-ı Kerim’e geçme partisi vardı. Özellikle resimlerini Hocamıza yollamamı istedi” diyor. Bir göreyim. Baya şeker. Artık Kuran-ı Kerim okumaya başlamış, oda partiyle destekleniyor. Pastalar mastalar arkadaşları da köfte gibi. Süper şekerler. Bakayım benim güzelime, bir göreyim. Dünya tatlısı o, bal şeker. Arkadaşları da bal şeker. Aferin benim güzellerime, aferin benim ballarıma. Bunlar melek, melek hükmünde bunlar. Bak görüyor musun pastalı falan. Kuran’a geçmiş artık maşaAllah, aferin.

Kardeşim şimdi afta böyle bir tehlike var, yani sen hırsızı şunu bunu bırakırsan, anayasa mahkemesi devreye girer, hepsi bırakır. Daha öncede öyle yapmışlardı.

CEYLAN ÖZBUDAK: Rahşan Affı.

ADNAN OKTAR: Hakkımı helal etmiyorum Rahşan Hanım’a. Türk milleti de hakkını helal etmiyor. Milletin öfkesi ona çok büyük Rahşan Hanım’a. Mahvetti Türk milletini. Yapma etme dedik, laf söz dinlemedi, mahvettiler ortalığı. Bu tehlikeli bu konu. Yani hukuku olarak bir daha inceleyin ama böyle bir risk varsa hiçbir şekilde ağızlarına almasınlar. Ama mesela genç hanımı oluyor adamın, hapse giriyor. Yani kadında mağdur oluyor, tek başına gece kondu da falan çok zor oluyor. Bunlara özel devlet kanun çıkartsın, bu hanımlara maaş bağlansın, devlet koruması verilsin. Yani özel mağduriyet giderecek kanun çıkarabiliriz. Bu olur. Mesela çoluğu çocuğu perişan olmuş, onlara kanun çıkarılabilir. Maaş bağlansın çocuklarına. Yani ev yoksa ev temin edilsin. O adamın hatası yüzünden çoluk çocuğun cezalanması diye bir konu olmaz. Çoluk çocuk, asıl ceza alan zaten. O ceza çekmiyor ki. Hapiste yan gelip yatıyor. Kadın işte gençliğin hatası olarak yapıyor gidiyor evleniyor o tiplerle. Çoluğu çocuğu da oluyor, ayrılamıyor da falan. Ona bir kurtuluş yolu bulabiliriz. Yani düşünelim, kanun teklifi verilsin, böyle bu tarz olan mahkumlar, ağır ceza almayan mahkumların ailelerine yani ihtiyacı olan ailelere, gerekli yardımı devlet sağlasın. Helal olsun, yani yapılsın. Çocuk cezalandırılmaz kardeşim. Annesiyle beraber hapse sokuluyor, ben inanamıyorum buna. Hapiste çocuk. Bütün çocukluğu hapiste geçiyor. Bu nasıl mantık, olacak iş mi şu? Böyle bir şeyde annesi çıksın hapishanenin dışında, çocukla görüşebileceği bir yer yapılsın. Her hapishanede mesela bir bahçe gibi bir yer, çocuk parkı gibi bir yer, orada çocuk anneyle görüşsünler. Ama çocuk orada tutulmaz, facia. Bir kreş olabilir devlet kreş açsın, çocuklara baksınlar. Annesiyle de her gün görüştürsünler. Koysunlar minibüse dolmuşa, çocukları götürsünler görüşsün. Hepsine çözüm bulunabilir ama. Rahşan affında hapisten çıktı adamlar, genç öğretmen kızı hunharca gırtlağından kesip, annesinin gözü önünde boğazladılar kızı. Akıl almaz rezillikler çıkartılar. Ama asker polis, yani direkt küfretmektir bana, Türk milletine; asker polis katillerini affetmek. Yani akıl almaz bir rezalet, asla. Yani bize yapılacak büyük hakaret bu üstüne daha hakaret olmaz, böyle bir teklif olmaz. Ama mahkum ailelerini hakikaten koruyacak bir şey yapılsın. Genç kadın, tabii o çok kötü baya şey, yani tek başına bir kadının bir evde kalması çok acayip ürkütücü bir şey. Ona birçok çözüm buluna bilir. Ne bileyim devlet onlar için bir lojmanda ayarlayabilir, mahkum hanımlar için. Korumaları toptan sağlanabilir. Topluca lojmanda kalırlar, hepsinin koruması toptan sağlanır. Devlet yiyecekte verebilir, yiyecek sağlayabilir. Lojmanda kalırlar rahat ederler. Mesela bu sağlanabilir. Özellikle genç hanımlar. Yazık 19, 20 yaşında falan genç kız, insanın içi parçalanıyor, yazık. Adam içeride mesela üç yıl, baya tehlikeli kardeşim. Erkek için bile tehlikeli, kadın için herkes için tehlikeli, sokak güvenli değil. Tek kadınla süper tehlikeli bir şey. O konuyu düşünelim, konuşalım, araştıralım süratle ama af konusunu kimse bana getirmesin, olmaz böyle bir şey. Çünkü belli ki, anayasa mahkemesi onları da bırakacak. Ondan sonra bu Türkiye’de durulmaz. Vatan gitti demektir. Yani Türkiye gitti demektir. Yani bize kim vatanı cehenneme çevirirse, bilsin ki kıyamet kopacak demektir. Yani eğer bu vatanı bize yar etmezlerse, bizde onlara dünyayı yar etmeyiz. Bak dünyayı yar etmeyiz, kıyamet kopar. Daha önce de söyledim, bütün dünya çöl olur dümdüz. Bunu akıllarına koyacaklar. Adım başı şehit ananesi kardeşim. Canlarım benim altım yaşında yetmiş yaşında bir oğlu. Her gün ağlıyorlar. Gaziler var, ağzı burnu dağılmış bombadan. Burnu yok, bir gözü yok, çenesi gitmiş. Bu adamı affedeceksin! Dehşet verici bir şey ya. Bunun üstüne küfür düşünemiyorum. Bunu yapacak adamda, anasından doğmadı daha. Hiç kimse bunu düşünemez. Tayyip Hocam’ın da zaten hiç niyeti yok, başbakanında hiç niyeti yok, hükümetinde niyeti yok. Bunu yapacak adamda anasından doğmadı, ayrıca bunu da söyleyeyim yani. Ama mahkum ailelerine, mağdur olanlara, alabildiğine destek sağlayalım. Dilekçe verelim, Ankara’dan takipte edelim, süratle neticelensin. Lojman olabilir hemen hepsini toplasınlar. Lojmanda hanımlar kalsın, özellikle genç hanımlar. Yazık günah.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İçişleri Bakanımız Efkan Ala, ‘Cizre kontrolümüz altında mı?’ sorusuna sert yanıt verdi; “tabii ki kontrolümüz altında. Ne demek kontrolünüz altında mı? Orası vatanın bir parçası ama bazı sorunlar olabilir. Bu sorunları heyecanlanmadan ve provokasyonlara meydan vermeden çözüyoruz. Sorunları orada yaşayanlara en az, mümkünse hiç zara vermeden çözmeye çalışıyoruz” dedi.

ADNAN OKTAR: Efkan Baba’ya ben güveniyorum, delikanlılığına Müslümanlığına güveniyorum. Ama biraz tedirginiz biz. Daha da biraz güvence veren bu tip konuşmalar olursa, daha da rahat ederiz. Benim rahatsız olduğum, kardeşim ben kitap dağıtamıyorum Mardin’de. Bu nasıl oluyor? Bize ait bir vatan toprağı değil mi orası? Kitap satılamıyor dağıtılamıyor. Hiçbir kitapçıda satılamıyor. Adamlar tir tir titriyorlar. PTT, postayla diyoruz ki bu kitapları dağıtacaksınız, parasını veriyoruz. PTT zangır zangır titriyor, ‘biz asla yapamayız. Öldürürler bizi’ diyor. Dağıtım şirketi ‘bizi öldürürler, yapamayız’ diyor. Kardeşim bu ne anlama geliyor? Hayır sabrederim de, nereye kadar sabrederim. Belirli bir süresi varsa, sabrederim. Desinler ki mesela bana bir yıl sabret, iki yıl sabret. Ama öbür türlü bu vatan toprağı gitti demek, yani bu anlamı bu. Bunu da kabul etmeyiz. Bizim buna bir tahammülümüz olmaz. Ama bir bildikleri varsa bizi kısa bir süre bekleyin diyorlarsa bekleriz. Bunun dışında böyle bir şey olmaz. Kanunla hukukla ne gerekiyorsa yaparız.

Bugün Güneydoğu’da bir Kürt hukukçu kardeşimizle görüşmüşler, aynı zamanda Kürt bir gazeteci; “Adnan Hocamız’ın” diyor, “yaptığı şeyi kimse yapamaz. O yürek bizde yok” diyor. Estağfurullah, olmaz olur mu? Delikanlını hasıdır. “Çok olağanüstü yüreği var” diyor. Normal Müslüman yüreği var. Hepsinde onlarda da var.

Yalnız ben bu çözüm sürecine, yani herhangi bir yetkilinin açıklamasına güvenmem. Yani ne derse desinler, ben güvenmem. Ben olaya kuşkuyla bakıyorum. Çünkü Güneydoğu’da şu an, İslam anlatmak mümkün değil. Özgürce gezmek mümkün değil. Hiçbir siyasetçi Mardin’in ortasında konuşamıyor. Hiçbir politikacı Siirt’in ortasında konuşamıyor. Şu an elimizden gitmiş durumda. Ama bu çakalların, elimizden gitmesi şöyle, mafya mesela bir yerde bir binayı işgal ediyor, bina elden gitmiş oluyor. Ama polis gidiyor, sille tokat çıkarıyor, yerde sürükleyerek çıkartıyor, binayı geri alıyorsun. Şimdi öyle bir konum var, bu mafya işgali var Güneydoğu’da ama bunları kim sille tokat çıkartacak, onu merak ediyorum. Bunlar nezaketten anlamaz PKK’lılar. Anlayacakları, kulağından tutuk sürüklemek olur.

Şimdi dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Yalçın Akdoğan biraz önce bir televizyon kanalında şu açıklamalarda bulundu; “Kamu düzeni bölge halkından gelen bir talep ve bunu hayata geçirmek için şu an güvenlik paketinin meclisten geçmesi için uğraşıyoruz. PKK seçim öncesinde, halkın üzerinde daha çok baskı kurmak istiyor’’ dedi. Ayrıca şimdi artık savunma sanayilerinden vereceklerini anlattı. 

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok kaliteli bir silah üretsinler veyahut satın alsınlar. Bu gösterdiğim silahları mutlaka Mehmetçiğe dağıtsınlar. Özellikle özel harekât borda berelilere ve Mehmetçiğe.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey birde yeni silah geliştiren Aselsan’da geçen hafta bir mühendis şüpheli şekilde ölü bulunmuş. Bunu aktarmış.

ADNAN OKTAR: Evet, onun neden olduğu anlaşılamadı, bir anormallik var orada. O zaman, o insanların tek tek korunması gerekiyor. Devlet hepsine koruma versin.

CEYLAN ÖZBUDAK: Çok uzun olmayan bir zamanda yedinci mühendis Aselsan’da Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Çok acayip bir durum o. Başbuğun bir videosu var, önce Sayın Başbuğumuz Alpaslan Türkeş’in videosunu bir dinleyelim.

VTR-Alparslan Türkeş

ADNAN OKTAR: Bak, aslanı görüyor musun? Delikanlının hasını görüyor musun? Yiğitlik, işte böyle olur. “Gerekirse kanımızı diyor dökeriz” diyor. Yani şehitte oluruz ama asla bu vatanı PKK’ya bırakmayız diyor, maşaAllah. Kan dökeriz dedi ya, kendi kanımızı dökeriz, o anlamda. Canımızı veririz anlamında söylüyor tabi.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Silahları gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Evet, göreyim. Mesela bak Mehmetçiğe bu tarz, böyle kaliteli silahlar verilmesi lazım.

BÜLENT SEZGİN: Dakikada 750 mermi atan.

ADNAN OKTAR: Dakikada 750 mermi? İşte silah böyle olacak. Bu?

BÜLENT SEZGİN: Bu, menzili 2300 metre.

ADNAN OKTAR: 2300 metre bak, gayet güzel. 800 metre menzili olan silah verilir mi Mehmetçiğe. Nemli barut veriyorsun. Olmaz. Evet, öbür silahları göreyim. Bu?

BÜLENT SEZGİN: Dakikada 8 mermi atıyor. Merminin namlu açılış hızı saniyede 850 metre.

ADNAN OKTAR: Baya güzel, bak gelişmiş bir silah. Mesela bu da çok önemli Mehmetçik direkt karşısında terörist oluyor ama duvarı siper aldığında, ateş edemeyecek durumda oluyor ama namluyu oradan terörist gördüğünde dönmüş bir namluyu, kaçacak delik arar. Caydırma açısından kaliteli silah çok önemlidir. Kuran’da açık açık dikkat çekiliyor. ‘’Kuvvet bulundurun, caydırır düşmanlarınızı ‘’diyor Allah.  Evet.

BÜLENT SEZGİN: Bir silah daha vardı. Bu dakikada 1500 mermi atabiliyor, hafif makineli tüfek sınıfına giriyor.

ADNAN OKTAR: Gayet güzel.

BÜLENT SEZGİN: Evet, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Görecek küfür. Tuğyan ve delalet o silahı görecek. Gördüğünde caydırır. G 3, bunlar askerden toplasınlar G 3 silahları. Ve makine ekibi mühendis endüstrisinin barut teknolojisinde bir değişiklik yapılsın. Dünya standartlarına uygun barutu imal edilsin. Yani gerekirse yurtdışından mühendis getirsinler ama kendi mühendislerimizde yapar. Yahut oradaki teknolojide bozukluk var bir şey var. Siyahlarda en az baya bir olması lazım. Diğer o silahları göstert, daha seri ateş yapan.

Bak kovan atışına dikkat çekiyorum alttan. Dakikada 3000 mermi. Bak mesela mükemmel bir silah bu göster yine bu hafif ve çok caydırıcı bir daha göster. Çok Mehmetçik için bu çok uygun. Çok seri atış kabiliyeti var, menzili uzun. Yani isabet gücü çok yüksek. Adam bunu gördüğünde, kanı iliği çekilir. Ama elinde G 3 geldiğini gör, PKK’lılar kuduruyor. Çünkü tak tak tak tek tek, kardeşim ani bir durumda çocuk onunla mı uğraşacak? Pat bir tane patlıyor, bazen tutukluk yapıyor, pat birde adamların elinde otomatik silahlar var. En az bu ayarda onlardan çok çok daha üstün silah gücüne sahip olması lazım. Öncelikle şu otomatik hafif silahlar, Mehmetçik için süper. Mesela dağda kıstırıyorlar çocukları 20 kişi 20 tanesinde bu silahlar olsa müthiş etkili olur. Bak bir kere dağda o çocukları pusuya düşürmüşlerdi, canlarım benim orada çeşitli şeyler vardı işte yiyecekleri falan kalmış, düz ova ortam yani. Böyle silah olduğunda düşünün 20 asker birden atışa başlasa, ortalık cehenneme döner. Hiçbir şekilde yanaşamazlar. Adım dahi atamazlar. Uzaktan namluyu gördüğünde, zaten adam hiç yanaşmaz. Mesela şu kalekollarda o otomatik silahlar var ya dakikada ne kadar atıyordu?

BÜLENT SEZGİN: 3000 daha gelişmişleri varmış, 4000 atabiliyormuş dakikada.

ADNAN OKTAR: Dakikada 300 mermi, 4000 mermi. Adam oraya nasıl gelsin? Dakikada 4000. Kafasını kaldıramaz, başını kaldıramaz, adım dahi atamaz. Bazen nerede oldukları belli olmuyor. Bütün araziye yani gelişi güzel ateş edileceğini düşünseler bile kanı iliği çekilir, mutlaka rast gelir bu der, müthiş korkarlar. Onun için bu otomatik silahlardan mutlaka kalekollara en az 3’er 4’er tane alsınlar. Parası neyse verelim yahut imal etsinler. Zor bir teknoloji değil bu gayet kolay. Yani kendi mühendislerimizde yapabilirler. O otomatik hafif silahlar özellikle. Çocuk onunla mı uğraşacak? Bir daha gösterin. Özellikle o silah çok önemli hafif silah. O zaman askerin kendine güveni de çok rahat gelir. Öyle hantal bir silahla kolay mı? Alacak bilmem nişanlayacak bilmem ne yapacak, tak bir tane patlayacak, adamların umurunda bile olmayacak. Zaten heyecanlanıyor çocuklar orada çünkü ani baskın olunca heyecanlanıyor insan tabii ki bu. Ama otomatik silahta, hedef gözetmeye gerek yok. Gözü kapalı ateş etse, ortalık cehenneme döner ve hiçbir şekilde yanaşamazlar. Onu bildikleri içinde adım atamazlar. Silahın caydırıcılığını askerimizde mutlaka kullanalım. Dünyanın en iyi teknolojisini elde etmek, bizim için farzdır. Müslüman için dünyadaki en iyi silah teknolojisini elde etmek farzı ayındır, farzdır. Kuran’ın hükmü açık, Allah’ın hükmü açık. Bekletmeye de gerek yok. Ama ben damla kan aksın istemem. Silahın caydırıcılığını kullanalım. Mesela korkuluk koyuyor karga gelemiyor. Mesela köpekler içinde öyle yapılıyor, vahşi köpekler için falan korkuluk yapılıyor, gelemiyor. Silah korkuluktur, adam gördüğünde gelemez, konu bu. Yoksa silahın kullanılmasını biz asla istemeyiz, Allah vermesin. Kan akmasını istemeyiz. Ama bir kalekolda böyle modern silahlar olduğunu bildiğinde adam, deli olması lazım oraya gelmesi için. Çünkü dağı taşı cehenneme çeviriyor, nasıl gelsin? Mesela İran’ın elinde böyle silahlar var. İsrail’de var.

CEYLAN ÖZBUDAK: İsrail ordusu çok küçük olmasına rağmen, silahları güçlü olduğu için Ortadoğu’da hiç kimse bir şey yapamıyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Bizim hiçbir eksiğimiz yok. Paraysa para, imkânsa imkân, teknolojiyse teknoloji. Mühendislerimiz baya yamanlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hüseyin Yayman Cizre’ye gitmiş, gördüklerini şöyle anlatıyor; “Şehirdeki bütün mobese direkleri devrilmiş. Güvenlik kuvvetleri şehrin kontrolünü artık insansız hava araçlarıyla yapmaya çalışıyor. Neredeyse her akşam bir gerginlik oluyor. Şehrin göbeğindeki askeri kışla yakın zamanda boşaltılmış. Şehrin içinde bir tank taburu var. Cizre’de askerlerin resmi kıyafetle şehre inmesine izin verilmiyor. Esnaf neredeyse hemen her gün kepenkleri kapatıyor.” Bara Başkanı Nuşirevan Elçi; “olayların hızla kontrolden çıktığına ve devletin olayları kavrayamadığına dikkat çekiyor. Mahallerde devasa hendekler kazılı. Cizre nüfusunun üçte ikisinin yaşadığı bu mahallelere giriş çıkış, gençler tarafından kontrol edilen belli güzergâhtan sağlanıyor. Halkta müthiş bir içe kapanma var” demiş. Ayrıca Hüseyin Yayman “PKK’nın Cizre’yi kantına çevirme pratiği yaptığını, devletin ise şimdilik bekle gör pozisyonunda olduğunu” iddia etti.

ADNAN OKTAR: Bunu anlamak zor tabii. Yani ne anlama geliyor? Genel olan pislik herifler burada diye hepsini toplamaları lazım. Yani 48 saat sürmez bu. Ben anlayamadım yani neyi bekliyorlar. Bizim bir bilmediğimiz ne biliyorlar, ben bilmiyorum şuan.

AYLİN KOCAMAN: Şöyle söylemiş Adnan Bey; “Hendek yeniden kazınıp kürekle kazınmış küçük yerler zannediyordum” diyor, “iş makineleriyle açılmış koca çukurlar şeklinde yapmışlar” diyor. 

ADNAN OKTAR: Onlara onu avuçlarıyla geri kapattırırız. Öyle bir sorun olmazda, yani bu şımarıklığın, bu azgınlığın onlara ne getirdiğini ben anlayabilmiş değilim, birde nelerine güvenerek bu çakallığı yapıyorlar, bunu da anlayabilmiş değilim. Halkın nefreti bu alçaklara karşı katlamalı arttı. Orayı cehenneme çevirdiler, halkın bütün yaşam kalitesini, hayat kalitesini, sevinç kalitesini yok ettiler. Tam bir pislik ordusu, tam bir pislik güruhu, bir lağım yani Cizre’yi adeta bir lağım patladı, bu dinsiz, imansız, kahpe, alçak herifler orayı adeta cehenneme çevirmede kararlı görünüyorlar. Hükümetinde neyi beklediğini de anlamak zor. Yani bu nasıl bir sabırdır, bu nasıl bir gözlemdir, ben anlayabilmiş değilim.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, içişleri bakanlığı içinde mülkiye müfettişlerinin de bulunduğu bir inceleme heyetine olayları araştırmak üzere Cizre’ye gönderecekmiş.

ADNAN OKTAR: Ben çocukları da gönderdim, rezalet diyor çocuklar. Bakın ne olup bitiyor dedim, yani inanılır gibi değil diyor, yazılıda hazırlıyorlar. Yani tam bir rezalet diyorlar. Bu niçin buna müsaade ediliyor, ben anlayabilmiş değilim. Ve halk acayip bizar Kürt kardeşlerimiz, Kürt annelerimiz, Kürt çocuklar, çocukların yaşam sevincini yok ettiler, çocuklarda neşe kalmadı.  O Kürt genç kızlar sokağa çıkamıyorlar, bu pisliklerin yüzünden. Kürt delikanlılar, bunların tehdidinden dolayı bunlardanmış gibi görünüyorlar, ne yapacağını şaşırdı çocuklar. Tam bir rezalet yani.

AYLİN KOCAMAN: Hüseyin Yayman da yazmış; “Genel olarak halk devletten daha fazla garanti bekliyor kendileri için” diyor.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Cizre’de başından vurularak öldürülen 12 yaşındaki Nihat Kazanhan kardeşimiz, polis tarafından öldürüldüğü iddiası yayılmış ve bölge halkı bu şekilde kışkırtılmıştı. Küçük kardeşimiz hakkında otopsi raporu tamamlandı. Polis kurşunuyla değil, bir av tüfeğinden çıkan kurşun sonucu vefat ettiği anlaşıldı.

ADNAN OKTAR: PKK yapmıştır. Çünkü katil onlar, kan dökmeden duramaz. Anlamıyorum, bana bir yetki verilse yani orası cennete döner. Annelerimiz rahatça sokağa çıkar. Dedelerimiz bacak bacak üstüne atıp kahvehanede istediği gibi oturur sohbet eder. Yere kilim serer insanlar anneler falan öyledir orası yastık korlar sokakta gelip geçeni seyrederler falan. Tatlıdır oranın insanı. Kimse sokağa çıkamıyor, burayı cehenneme çevirttirmenin âlemine bu çakallara nasıl bu kadar imkân tanınıyor ve nereye kadar bekleyeceğiz ben anlamış, bilmiş, değilim. Gücü yok, imkânı yok, hiçbir şeyi yok bunların, bir avuç çakal bunlar. Halkta nefret ediyor, halkın hiçbir şekilde bunlara desteği yok. Lağımdan tiksinir gibide değil, lağımdan daha fazla tiksiniyorlar bu pisliklerden. Paldır küldür evlere girmek, milletten haraç almak, çocuğunu kolundan tutup, alıp sürükleyerek götürmeler yani korku filmi gibi, müthiş bir kepazelik.  Bu kahpeleri bu kadar şımartmanın âlemi ne? Talimat verilsin, konu biter. Bir kere en başta askerin silah kalitesi derhal değiştirilsin ve süratle. Bütün dünya ordularında otomatik çok kaliteli silahlar var. Biz niye G 3’e mecburuz, bunu anlayabilmiş değilim. Son derece demode bir silah, öyle silah olmaz. Göndersinler eritmeye, böyle silah olur mu? Barut kalitesi Avrupa ayarında olması lazım. Çok fazla yani yüzlerce, binlerce keskin nişancımızın olması lazım. Eğitimi zor değil ki bunun. Çok caydırıcıdır keskin nişancı, acayip korkutur. PKK’nın mesela zibil gibi keskin nişancısı var. Akşama kadar bu köpekler talim yapıyor dağda. Yüzlerce, binlerce keskin nişancısı var PKK’nın. Türk ordusunun, Türk polisinin niye olmasın? Ayrıca keskin nişancı yetiştiremiyorsa, o zaman ortalığı cehenneme çevirecek otomatik silahlar gerekir. Gösterdik, o zaman keskin nişancıya da gerek yok. Ama keskin nişancı da çok çok caydırıcı bir olay, çünkü koordinatı belli oluyor, acayip ürker adam.

Evet, dinliyorum.

Bak “Elazığ’da” diyor, “Diyarbakır’a kitap dağıtımına, Mardin’e gidemedik. ‘Sizi bu kitaplarla görürseler vururlar’ dediler” diyor. Kardeşim büyük bir bela bu nedir böyle, böyle şey olur mu? Bu vatan toprakları bizim olduğuna göre biz istediğimiz gibi vatanda gezmemiz lazım, istediğimiz gibi kitap da dağıtmamız lazım, konuşmamız da lazım. Bu şartlarda seçime de gidilmez orada, böyle seçim olmaz. PKK’nın ağır baskısı altında seçim olur mu? Oradaki oy geçerli olmaz ki. Tehdit altında olan oy nasıl geçerli olsun? Eğer bu şartlarda seçime giderlerse, orada seçime gitmenin bir alemi yok. Çünkü seçim geçersiz olur. Tehdit altında seçim olur mu? Mafyanın baskısı altında seçim olur mu? Bu geçerli olur mu? Namlular, insanların yüzüne çevrilmiş “hadi git oy kullan” diyorlar. Böyle şey olmaz, bunun mutlaka düzeltilmesi lazım. Tam güvenlik sağlansın. Vakit de az. Seçimi daha ileri tarihe alabilirler, ortalık bir yatıştırılsın, PKK kazınsın, PKK tehlikesi kalksın, Güneydoğu’da güvenlik sağlansın, İslam’dan, Kuran’dan rahat bahsedilir hale gelsin, siyasi partiler istediği gibi orada propaganda konuşması yapabilsin, o zaman seçim geçerli olur. BDP’nin dışında kimse propaganda konuşması yapamıyor. Bu nasıl seçim oluyor böyle? Böyle seçim olmaz. Bir avuç çakaldan da devlet çekinmeyeceğine göre, yani aksi durumda BDP ezer geçer. Çünkü başka bir seçenek yok ki. Halka başka bir seçenek sunulmuyor, halk ağır tehdit altında. Bunun böyle olmayacağı açık. Bunu hem dilekçe haline getirelim, hem konuşalım, hem anlatalım. Anlaşılmayacak gibi de değil. Tayyip Hocam böyle bir şeye asla müsaade etmez. Böyle seçim de olmaz. Bu seçim ertelensin. Önce orada güvenlik sağlansın, partiler istediği gibi konuşma yapacak hale gelsin, ondan sonra seçim olur, ondan sonra geçerli olur seçim. Bu şekilde seçim olmaz.

“Hepsinden sonra, bu kadar olaydan sonra ayakta kalabilmek hapishane, tımarhane, tehditlerden sonra bu faaliyetlere devam edebilmek müthiş bir şey” diyor. “Komünistler, eğer sizin biyografinizi okusa, iyi anlamda söylüyorum, sizi kendi liderleri ilan ederler” diyor, “idolleri olursunuz Hocam” diyor. Yani dava adamı anlamında diyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: 79’dan beri bir santim bile şaşmadınız, ne olursa osun.

 ADNAN OKTAR: EvelAllah.

CEYLAN ÖZBUDAK: Zaman çok kişiyi değiştirebiliyor, en azından biraz değiştirebiliyor, sizde asla öyle bir etkisi olmadı. Zamana direnebilmek çok üstün ahlak ve iman gerektiriyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. 79’da ne isek, şu anda da oyuz, evelAllah. Bizden sonra ne cemaatler dağıldı, ne tarikatlar dağıldı, ne dergiler dağıldı, ne siyasi partiler dağıldı, ne fikir odakları dağıldı hepsi darmaduman oldular. Ben fikrimde en ufak taviz vermeden emin bir şekilde yoluma devam ettim, elhamdülillah.

GÖKALP BARLAN: Dünyadaki herkes de bunu takdirle karşılıyor Hocam.

ADNAN OKTAR: Seçimleri erkene almak, çok çok büyük bir zulüm olur, yani BDP’ye Güneydoğu’yu teslim etmek olur. Önce seçim güvenliğinin sağlanması, propaganda özgürlüğünün sağlanması lazım. Propaganda özgürlüğü şu an sadece BDP’ye verilmiş durumda. Özgürlük sadece BDP’ye verilmiş durumda, böyle bir seçim olmayacağı belli. Ak Parti bunu kabul ederse, çok büyük bir hata yapar, çok galiz bir hata yapar. Ve o seçim de geçerli olmaz.

Mardin’den bazı arkadaşlarımız yazmış; “HDPKK çeteleri Nisan- Mayıs aylarında ayaklanıp iç savaş peşinde.” Kim takar bunları. Kürt halkı bunlardan nefret ediyor. Lağım patlaması olabilir, o patlayan yerden lağımı tamir etmek gerekecektir. “Yüksekova’da 5 bin, Şemdinli’de bin, Cizre’de 7 bin silah dağıtmış.” Yedi saat sürmez hepsini toplamak. “HDPKK çeteleri telsizli, tam donanımlı PKK’nın asayiş birlikleri devreye sokuldu, askeri üs bölge takibe alındı” diyor, “kolluk kuvvetlerinin geçiş noktaları mayınlandı” diyor, “il ve ilçedeki halk evleri PKK’nın karakolu işlevini de yürütüyor, vergi adı altında kimden ne kadar haraç alınacağına karar veriliyorlar” diyor. “PKK’nın Kandil’deki liderleri, yerel birimlere her aileden en az bir kişinin öz savunma adını verdikleri PKK’ya katılımları zorunlu kılıyormuş. Çocuğunu vermeyenler, önce ev ya da iş yeri yakılmakla tehdit ediliyormuş. İkinci aşama ise kaçırılıp, para cezası ödemeye mahkum ediliyormuş. Devlet karakoluna yakın yerlere paralel karakollar devreye sokuyorlarmış, PKK buraları aynı zamanda mahkeme olarak da kullanıyormuş. Genişdere ve Erikli Köyleri’ndeki karakol ve mahkemeler buna örnekmiş, Yüksekova’ya 7 kilometre ötede. İran’a açılan sınır kapısı Esendere’nin birinci sınır taburuna 3 kilometre uzaklıkta ise bir PKK karakolu bulunuyormuş. PKK karakolunun komutanlığını ise dağlıca nüfusuna kayıtlı R.K. isimli kişi yürütüyormuş.” Özetle bu şartlarda seçim olmaz Güneydoğu’da. Önce bu lağım patlağının giderilmesi lazım. Gayet kolay. Özel harekata izin verilsin, bu lağım patlağı tamir edilsin. Mardin’de Siirt’te millet göğsünü gere gere istediği gibi siyasi faaliyet, propaganda faaliyeti yapsın, demokrasinin bütün gerekleri oluşsun, ondan sonra seçim olur. PKK’nın tehdidi altında seçim olmaz. Bunu dilekçeyle Yüksek Seçim Kurulu’na da bildirelim, hükümete de bildirelim, böyle şey olmaz. Yani bile bile BDP’ye, Güneydoğu’yu teslim etmeye hiç niyetimiz yok.

Şimdi ne yapalım, bu günlük bu kadar yeter mi diyelim, yoksa devam mı edelim?

Şeker bir çocuk var.

BÜLENT SEZGİN: Mesaj göndermiş size; “Sevgili Hocam, ne kadar yakışıklı ve güzel bu akşam” diyor.

ADNAN OKTAR: Hayret bu kadar tatlı olması, maşaAllah. Allah “Ahsen-i takvim” diyor, “en güzel surette yarattım insanı” diyor.

Yeter bugün, yarın devam ederiz, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler programı bu akşam sona erdi, yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü