Harun Yahya

Sohbetler (18 Ocak 2015; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler programımız başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Savunma Bakanımızdan ben istirhama ediyorum, ben şu gıcır gıcır silahları bir göreyim. Ceketimizi satacağız, fakat bu silahları alacağız. Göster.

Saniyede 50 mermi. Köşeden ateş ediyor görüyor musun, çok mükemmel bir teknoloji. Dürbüne bakmaya gerek kalmıyor müthiş bir silah. Bu tarz modern silahlarla Mehmetçiği donatalım. O demode silahlar hemen toplansın.

Bak, Cenab-ı Allah diyor ki, Enfal Suresi 60. ayette, şeytandan Allah’a sığınırım; “Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve araçlar hazırlayın. Bununla Allah’ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip, Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutup caydırırsınız.” Demek ki, amaç caydırmak. Silahın caydırıcı gücünü kullanalım. Sen karşılarına demode G3’le çıkarsan, adam senden korkmaz tabii ki. Paslı silahlarla çıkarsan, korkmaz.

Bak diyor ki Enfal Suresi 57. ayette; “Arkadan gelecek olanları caydır.”

Tövbe Suresi 123. ayet; “Sizde bir güç ve caydırıcılık görsünler.” Bu gücü görürse adam, cayar. PKK’nın bu kadar şımarmasının nedeni; asker yok ortada, polis yok, silahlar hurda. Adamlar mesela 150 kişiyle Mardin’de artistlik yapıyor. En fazla 150 kişidir bu çakallar. Her yerde eridiler zaten. IŞİD bunları her gün biçiyor, tuttuğu yerde biçiyor. Sınır dışına çıktıklarında doğranıyorlar. Bazı yerlere sığındılar, şimdi onları oradan da çıkaracaklar, orada da boğacaklar. Bunları bir şey yapacak bir gücü kalmadı.

BÜLENT SEZGİN: Türkiye dışında hiçbir ülkeye böyle tehditte bulunamıyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Mesela Kehf Suresi 95. ayet; “Zülkarneyn” devrin Mehdi’si, “madem öyle bana insani güçle yardım edin de sisinle onlar arasında sapasağlam bir engel kılayım. Bana demir kütleleri getirin.” Silah sanayinin en önemli maddesi. İşte bu demirden olan silahlarla caydıracağız.

Sebe Suresi 11. ayette Cenab-ı Allah; “Geniş zırhlar yap, onları düzenli biçime sok ve hepiniz Salih ameller yapın.” Zırhlı araçlar, Kuran’ı emri.

“Hafif ve ağır silahlarla kuşanın” diyor Allah. Tövbe Suresi 41. ayet. “Hafif ve ağır silahlarla. Bak orada hafif silahlar da var ağır silahlar da var rampalı. Mesela roketler 5000 metre menzil, 10 bin metre menzilli roketler olması lazım havadan. Ve yüz binlerce roket olması lazım. Mesela onun farkına varsa PKK iş bitti. Senin yüz bin roketin olsa 5000 metre menzilli belli ki orası cehenneme dönecek. Adam sana nasıl kabadayılık yapsın? Oturduğun yerde cehenneme çevireceğini bilir.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Dün akşam yine Cizre’de Hüda Par’lılara yönelik bir saldırı olmuş. Uzun namlulu silahlarla yapılan saldırı 2 saat boyunca sürmüş. Hasip Kaplan; “bölgedeki gerginliğe Jitem türü bir yapılanmanın paralel versiyonu sebep oluyor” şeklinde bir iddia ortaya attı.

ADNAN OKTAR: Hadi oradan, çevirip evirip olayı paralel dikey bilmem ne falan, ne alaka? Direk PKK’nın eylemleri. Jitem mitem. Jitem mi kaldı, darmaduman oldu her taraf, öyle bir şey yok. Direkt PKK’nın şımarıklığı. Çünkü PKK eylem yapmazsa, kaybolacağını düşünüyor, bu it-kopuğa sürekli eylem yaptırıp, adından bahsettiriyor. Bütün televizyon kanallarında her gün gece-gündüz PKK’dan bahsediliyor. Eğer hiç bahsedilmezse bu örgüt yok olur. Yani örgütün devam edebilmesi için örgütün sürekli eyleme ihtiyacı var. Komünist zihniyette, terörist zihniyette bu felsefi bir kanundur. Sürekli eylem, kesintisiz eylem aynı bu ifadeyle, Marksist ideolojinin en önemli taktiklerinden birisidir. Eylem, çünkü halk arasında panik ve ajitasyona sebep oluyor. Ve sürekli onlardan bahsedilmiş oluyor. Halkın dilinde sürekli ‘PKK, PKK, PKK’ insanların bilinçaltına işliyor bu. Öbür türlü kendilerinden bahsettiremezler. Hiçbir eylem yoksa, PKK unutulur gider, hiç kimse de muhatap olmaz. Ama sürekli eylem varsa, PKK sürekli kendince tırmanmış oluyor, güç kazanmış oluyor, buna ihtiyaçları olduğu için yapıyorlar. Dolayısıyla bunu da ufak çaylaklara yaptırıyorlar, onlar da ucuza maloluyor. Mesela küçük el yapımı bir bomba patlatıyor, o hemen haber ajanslarında duyuruluyor. Veyahut bir yerde 10-15 kişi yol kesiyorlar, yol kesip onu da haber veriyorlar basına, basın da resimlerini çekiyor, o da bir eylem olmuş oluyor, dolayısıyla örgütü canlı tutmaya çalışıyorlar. Hiçbir şekilde PKK’nın eylemi kesilmez. Jitemi olayın içine karıştırmalarına gerek yok, samimiyetsizliği bıraksınlar. Hiçbir eylem yoksa, o örgüt var mıdır? Bitmiştir. PKK’dan iki ay bahsedilmese, bitti PKK yok, buhar oldu demektir. İki ay hiç haber çıkmadığını düşün, yok bitti. Onun için mecburlar yani sürekli eylem yapmaya. Jitem niye PKK’nın propagandasını yapsın? Ne alaka?

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, televizyonlarda da sürekli PKK ve hükümetin dışında bir takım güçlerin olaylara sebebiyet verdiği yönünde konuşmalar yapılıyor.

ADNAN OKTAR: İşte uyanıklık yapıyorlar, bunu da bazıları yiyor. “Sen de yedin” tarzında, biz de onlara bunu söyleyelim. Bak, PKK eylem yapmazsa yok olur. Dolayısıyla PKK yok oluğunda, BDP de yok olur. BDP’nin yok olmaması için, PKK’nın yok olmaması için, sürekli eylem gerekir. İkinci bir yol yok. Bu felsefi, psikolojik bir gerçek olarak anlatılır zaten derslerde. Yani Marksizm’in eğitim kamplarında bu geceli gündüzlü anlatılır. “Küçük de olsa mutlaka eylem yapın” derler. Mesela çöp konteynırına ufak çaplı patlayıcı atıyor, oraya hemen polis geliyor, bomba uzmanları geliyor. Ufak bir çanta koyuyor, bir mağazanın önüne çanta koyup gidiyor, üstüne mesela ‘PKK’ yazıyor, müthiş bir eylem oluyor bu. Basın büyük bir heyecanla olay yerine geliyor, polisler büyük bir heyecanla olay yerine geliyor, radyolarda, televizyonlarda yayınlanıyor, al sana PKK eylemi. Baya ucuza maloluyor bunlar. Hiç bahsedilmezse örgüt diye bir şey kalır mı? BDP de tarihe geçer, kaybolur gider.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda 16 Türk Devleti’ni temsilen asker bulundurulması Cengiz Çandar ve Selahaddin Demirtaş gibi isimleri çok rahatsız etti. Demirtaş, o askerler arasında kadın olmamasını eleştirdi. Ayrıca, “16 Türk Devleti teorisi yanlıştır ve yalandır. Böyle bir gerçeklik yoktur” dedi. Cengiz Çandar da “16 Türk Devleti bir masaldır, bayrakları da uydurmadır. Üstelik 8’i İslamiyet öncesi Şaman Türklerine aittir. Erdoğan bunları kendine referans alarak, ırkçı-milliyetçi anlayışa göz kırpıyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Şimdi burada bir tek mantıklı olan Demirtaş’ın hanımlara olan saygısı, o kadar, onun dışında mantıklı olan bir şey yok. 16 Türk Devleti bir tarihi gerçek. Bundan bu kadar huylanmanın bir alemi yok. Abdullah Öcalan, ta Medlerden, Perslerden bahsediyor, Sümerlerden bahsediyor bir şey olmuyor da, Türkiye geçmiş uygarlıklardan bahsetmesi, geçmiş Türk Devletleri’nden bahsetmesi anormal bir şey değil. Nihayet tarihi folklorik bir gösteri.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İngiltere Başbakanı David Cameron medyanın hakaret edici yayınlar çıkarma hakkı olduğunu savundu; “Hukuk kuralları içinde hareket ettiği sürece, özgür bir toplumda bazılarının dinine hakaret etme hakkı da vardır. Ben Hristiyan’ım, eğer biri Hz. İsa hakkında hakaretamiz şeyler söylerse, bunu ben saldırı olarak görebilirim. Ancak özgür bir toplumda hukuk kuralları içerisinde hareket ettiği sürece bazıları için hakaret bile olsa dilediği malzemeyi yayınlama özgürlüğü vardır” dedi.

ADNAN OKTAR: Ahlaki bir davranış mı, değil. İnsanları huzursuz etmek, rahatsız etmek eğlendirici bir şey mi? Bir insana sen küfredeceksin, adamın asabını bozacaksın, ‘ben özgürüm, işte eğleniyoruz’ diyeceksin, olmaz böyle şey.

CEYLAN ÖZBUDAK: Hükümete yakın yayın organlarının hiçbiri normalde göstermiyor Adnan Bey. Kendisine yakın yayınlar ve televizyonlar hiçbir şekilde ne karikatürleri, bu olayın öncesinde de göstermiyordu, şu anda da göstermiyor.

ADNAN OKTAR: Çok samimiyetsiz izahlar bunlar, çok rahatsız edici izahlar. Mühim olan toplumun huzuru, neşesi ve güvenidir. Sen toplumun huzurunu kaçırırsan, neşesini kaçırırsan, onları kızdırırsan bunun özgürlükle ne alakası var? Felsefi bir şey değil ki bu, hakaret ediyorsun ve kendince densizlik yapıyorsun. Hakaret de değil aslında kendine hakaret ediyor. Çünkü kendi resmini yapmış adam ama Hz. Muhammed (s.a.v)’in ismini altına koyman yakışmaz. De mesela, ‘aynaya baktım kendi resmimi yaptım’ desin, tamam bir şey dediğimiz yok.

AYLİN KOCAMAN: Siz daha önce bunun için, “hukuka da gerek yok, insan vicdanıyla bilir” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. İnsanları rahatsız eden şey bir nezakettir. İnsanlar her yerde bunu bilir.

Londra’da arkadaşlarımız neler yapmışlar ben bir göreyim bakalım, nasıl İngiltere yıkılmış. İngiltere’yi nasıl sallamışız bir göreyim bakayım.

KARTAL GÖKTAN: Londra’da çift katlı otobüslerde ‘Karanlık Tehlike Bağnazlık’ kitabınızın ilanı yayınlandı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Faaliyet dediğin böyle yapılır. Olayın kitabını yazıyoruz, maşaAllah. Daha dur, daha dur. Ama bunu Mardin’de yapamıyoruz, Urfa’da yapamıyoruz, Siirt’te yapamıyoruz, buna bir çözüm bulması lazım hükümetin. Böyle seçim de olmaz. Önce Güneydoğu’yu bir kurtaralım, vatan toprağı olarak orada bir özgür olalım. Şu an birçok Kürt kardeşimiz orada esir konumunda, PKK işgali var. Bir avuç it-kopuk; bir şehirde en fazla mesela 150-200 tane çıkar, koskoca şehri esir alıyor, böyle rezalet görülmemiş. Osmanlı tarihinde de yok, cumhuriyet tarihinde de yok böyle rezalet. Bunu temizlesin hükümet. Ne gerekiyorsa yapalım, ne gerekiyorsa.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ağrı polisinin bir videosu vardı Adnan Bey, gösterebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: İstediğimiz bu işte, bu kadar basit. En az otuz bin kişi yürüteceksin, "Vatan sana canım feda" inim inim inleyecek, ne PKK kalır ne in, cin kalır, ne köpek kalır, ne çakal kalır, ne mafya kalır. Bayağı kolay bu, bu kadar başka bir şey yapmayacaklar. Özellikle de modern silahlarla donatılırsa, adam bakar der ki, aslan gibi ordumuz var, otuz bin kişi. PKK iki yüz üç yüz kişi falan çıkar burada der. Silahlar son derece gelişmiş, gücü son derece gelişmiş. Biz ordumuza devletimize güveniyoruz der, adamın içi rahat eder.

Bu neşesizliği bir risk olduğunu onu bir rapor olarak yazalım. Kalite düşüklüğü var onu bir hazırlayalım. Hükümet bunu çok rahat yapabilir. Ama hepsinin üstünde şu PKK'ya gövde gösteri yapsın devlet. Bunda tereddüt edecek bir şey yok. PKK diye bir şey kalmadı, bunları doğradı attı IŞİD. Sürekli gönderiyor Türkiye'ye, doğranıp, doğranıp geri gönderiyor. Ambulanslar sürekli PKK'lı ölüsü taşıyor.

AYLİN KOCAMAN: Yine saldırılara başlamış IŞİD, Kobani'de.

ADNAN OKTAR: Tabii, Allah IŞİD'i bir bela olarak gönderdi PKK'ya. Semavi bir afat, semavi bir bela. Ad ve Semud Kavimlerine gelen bela gibi bir bela olarak gönderdi. Bu bela, esecek onların üstünde. İmam Hz. Mehdi (a.s) çıkana kadar.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: İki yıl önce uyarmıştınız Adnan bey, Türk askeri gibi şefkatli olmazlar demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Dağlarda taşlarda sizi toplarlar doğrarlar dedim. Suruç Devlet Hastanesi, tamamen Kobani'den gelen PKK'lılara tahsis edilmiş durumda. Morg, ağzına kadar PKK'lı dolu, Suruç Devlet Hastanesi’nde. Büyük bölümü, ölmeyenlerde yaralı haldeler, yani ölmek üzereler.

BÜLENT SEZGİN: Bir fotoğraf gösterebilir miyim Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Göster, rica ederim.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafta kainat güzellik yarışmasından Lübnan'ı temsil eden Saly Greig, düşman devlet İsrail'in temsilcisi Doron Matalon'la aynı karede poz verdiği için ülkesinde tepki çekti.

ADNAN OKTAR: Ne var arkadaşlar, kardeşler. Çok mantıksız. Genç kız onlar birbirlerini sever. İsrailli de olur. Niye düşman ülke olsun? İsrail'in ne suçu var? İsrail'de suç işleyen insanların suçu vardır. İsrail'in bir suçu olmaz.

Tamam hadi gidelim, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler programımız bu akşam sona erdi. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü