Harun Yahya

Sohbetler (21 Ocak 2015; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programı başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: IŞİD iki Japon’u rehin almıştı. Bu kişileri öldürmekle tehdit eden örgüt Japonya’ya yetmiş iki saat içinde iki yüz milyon dolar fidye vermesi, aksi takdirde askerleri infaz edeceğine dair çağrı yaptı. Japon rehinelerle birlikte görüntü veren örgüt elemanı, “hilafet devletine sekiz bin kilometre uzakta olmanıza rağmen koalisyona katılarak kadınlarımızı çocuklarımızı öldürdünüz, evlerimizi yıktınız. Japon halkına yetmiş iki saat içinde fidyeleri ödemesi için hükümete baskı yapmalarını öneriyoruz. Yoksa vatandaşlarınızın kafasını keseceğiz” dedi. Japonya Başbakanı geçtiğimiz günlerde IŞİD ile mücadele eden ülkelere iki yüz milyon dolar insani yardım göndereceğini açıklamıştı.

ADNAN OKTAR: Onlar da iki yüz milyon dolar istiyor.

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Versin Japon hükümeti, öbür türlü katil olurlar, cinayet işlemiş olurlar. Parayı verip onları kurtarmak rahatça mümkün. Bunu hiç denemediler ve hiç yapmadılar. Ver kurtulsun, sonra yine paranı alırsın. Adamları orada görevlendiriyorsun, başlarını belaya sokuyorsun, Japon istihbaratının hatası o, Japon gizli servisinin. Sonra da paraya kıyamıyorsun ama Müslümanlar’ı katletmek için paraya kıyıyorsun. İki yüz de veriyorsun, dört yüz de veriyorsun. Versin işte iki yüz milyon neyse konu bitsin, sonra yine parasını alır. O garibanları orada korku içinde yaşatmanın bir alemi yok. Egoistlikleri orada da tutuyor, bencillikleri. Mesela Japon Başbakanı’nın oğlu olsa o anında tık parayı ödemişlerdi. Yani konu hiç bu safhaya dahi gelmezdi. Ama ucuz geliyor şimdi o adamlar. Hem devlet adına oraya gönderiyorlar, bak devlet görevlisi olarak görevlendiriyorlar istihbarat görevlisi olarak, beş paralık canlarının kıymeti yok. Onlar da onu bilse hiç gitmezler. Yani kendi devletlerinin onları köpek yerine dahi koymadığını bilseler gitmezler. Bundan da haberleri yok. Mesela Japon Başbakanı kendisi olsa on dakikaya parayı öderler. On dakika sürmez, anında “paranız hazır efendim” derler. Böyle egoist, bencil bir sistem var ve zulüm sistemi var. Japonya parayı ödemesi için herkes bir şey yazsın, bir şeyler söyleyelim. İnsan hayatı daha önemli, para değil. İnsan hayatı önemlidir. Paranı alırsın yine bir şekilde ama adamın canını bir daha geri iade edemezsin. Umurlarında bile değil.

Japonya ahlaksız mı, ahlaklı mı gösterecek bize, Japon hükümeti. Eğer ahlaksızsa ödemez, ahlaklıysa öder. Çünkü bak, giden can bir daha geri gelmez ama parayı telafi etmek mümkün, geri almak mümkün. Adilik yapmasınlar parayı ödesinler. Müslüman katletmek için bak gözden bir anda çıkarıyor, iki yüz milyon da veriyor, iki yüz milyar da veriyor hiç paranın kıymeti olmuyor, anında. Ama bak iki canı kurtarmak olduğunda beş kuruş vermek istemiyor. Bu bir ahlaksızlıktır. Uzayacak bir şey yok, hemen ödesinler. Sen bir terör örgütüne, şiddetin uygulandığı bir yere, insanları asan-kesen bir yere kendi elemanlarını gönderiyorsun. Adam da saf saf gitmiş Kobani’de kuş gibi konuşuyor. Yirmi iki metre ileride senin, IŞİD militanları, salak oraya gidilir mi? Belli ki seni yakalayıp tavuk gibi de boğazlayacaklar. Bir de adamlar öldürmeye gidiyorlar yani Müslümanlar’ı öldürmeye gidiyor Japonlar. Senin ne haddine ve efendim, ne bir başka şeyine? Oradaki zavallı halini düşünmeden gitmiş orada Müslüman öldürmeye gidiyor, ikisi birden. Hem istihbarat sağlamaya hem adam öldürmeye gidiyorlar. Müslümanlar’ı şehit edecekler orada veyahut öldürecekler. Ama yakalanınca da Japon hükümeti bunlara köpek kadar da kıymet vermiyor. Bakın dikkat edin; Müslüman öldürmek için adam kesenin ağzını açıyor, “istediğiniz kadar para” diyor. Kendi vatandaşı ölecek umurunda bile değil adamın. Japonya’nın bu ahlak çöküntüsünü onlara hatırlatmak lazım. Oranın terör örgütüyle dolu olduğunu biliyorsun. PKK’sı var, IŞİD’i var, hepsi var. Şiddetin uygulanacağını da biliyorsun niye gönderirsin adamları oraya?

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: A Haber’deki bir programda AK Parti’ye yakınlığıyla bilinen gazetecilerden Melih Altınok ve Cem Küçük, Öcalan’ı öven yorumlar yapınca büyük tepki topladılar. Melih Altınok konuşmasında, “Hatip Dicle sağduyu sahibi bir adam, Öcalan’a yakın biri. Allah’tan da öyle. Bunu diyeceğimiz günler de geldi. Ama Öcalan iyi ki bu süreç içinde muhatap. Süreci en net gören o. Cizre olaylarına yaklaşıp ‘burada bir provokasyon var’ diyen, ‘sakin olun’ diyen, ‘çözüm sürecini engelleyecek bir şey oluşturacak’ diye de uyarı yapan da Öcalan’dır” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Bu kadar saf olması inanılır gibi değil. Öcalan, iyi polis-kötü polis oyununda iyi polisi oynuyor. Bütün bu olaylar onun kontrolünde ve bilinçli yapılıyor. Yani partinin yaptığı, PKK’nın yaptığı çok ilkel siyasi manevralar. Bunu yemiş olması inanılır gibi değil. İnsan bu kadar saf olamaz. Bunu yemesi çok sathi düşündüğünü gösteriyor. Ben bunu daha önce de söyledim; PKK kendince kurnaz manevralar yapıyor. Önce saldırttırıyor, Abdullah Öcalan durdurtturuyor. Önce saldırttırıyor, Abdullah Öcalan durdurtturuyor, sandalcı kavgası gibi. Yani kurtaran adam imajını vermek için yapılıyor bu. Bir kere burada Abdullah Öcalan’ı bırakma kafası var. Sen Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması için zemin hazırlamış ve propaganda yapmış oluyorsun. Yüz binlerce insanın katledilmesine fetva veren ve teşvik eden, azmettiren bir adamı sen salıverirsen ve diğer katilleri de salıvermeye hükümeti mecbur edersen, ki öyle olmuş olacak. Tabii onu bırakırsan hepsini bırakman gerekiyor. O zaman cinayet serbest olmuş oluyor Türkiye’de. Asker-polis şehit etmek serbest hale gelmiş oluyor. O zaman Türkiye mahvolur. Senin bu oyunu yememen lazım.

Devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndaki Bakanlar Kurulu toplantısından sonra hükümet yanlısı tüm gazeteler başkanlık sistemini destekleyen manşetlerle çıktılar. Bazı başlıklar vardı görebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: “Saray Kabinesi,” “Başkan’ın Kabinesi,” “Başkanlık Dönemi,” “İlk Başkanlık,” “Başkanlık Sistemine İlk Adım.”

ADNAN OKTAR: Kim bu gazeteler?

BÜLENT SEZGİN: Sabah ve Yeni Şafak Gazetesi’nde “Başkanlık İçin İlk Adım” olarak çıktı. Akşam Gazetesi “Başkanlık Dönemi” olarak çıktı. Güneş ve Milliyet Gazeteleri “Başkan’ın Kabinesi, Star’sa “İlk Başkanlık” manşetleriyle çıktı.

ADNAN OKTAR: Millete sorsana sen öyle niyeti var mı milletin? Türkiye’nin yüzde biri bile istemez başkanlık sistemini. Siz “hadi bakalım” dendi mi ortaya çıkıyorsunuz. Millete sordunuz mu? Bir anket yap sor, dışarı çıkın mikrofonu uzatın. Dersiniz; “Amerika’daki başkanlık sistemi, federasyonlu falan feşmekan yapacağız, ne diyorsunuz” diye bir sorun bakayım halka. Halk yani ilk yapacağı tepki hayırdır, öyle diyeyim.

BÜLENT SEZGİN: Bazı köşe yazarları da bu duruma bakarak “başkanlık sistemine geçiş kesin gibi gözüküyor” yorumunda bulundular.

ADNAN OKTAR: Halka sormadan sen “kesin” olur mu? “Biz geçtik oldu” öyle şey olur mu? Sen halka sor. Halkın asla kabul etmeyeceği bir sistem. Çıksınlar sokağa sorsunlar. Federasyon, başkanlık sistemi bunlar hep iç içe olan şeyler. Başkanlık sistemini isteyen Abdullah Öcalan’dır. Ve dünyanın her tarafında çökmüş bir sistem bu. “Biz istedik oldu” olmaz. Parlamenter sistem gayet güzel, tıkır tıkır da işliyor. Yani biraz daha böyle özgür bakmaları lazım. “Hadi bakalım” deyince koro halinde bağırmakla olmaz. Daha kafalarını çalıştırarak, risklerine bakarak değerlendirmeleri lazım. Bir başlık görüyorlar coşuyorlar, olur mu öyle şey? Bu teknik bir konu, bunu teknik olarak değerlendirmeleri lazım. Amerika’daki başkanlık sistemi çöktü. Bütün Türki devletlerdeki başkanlık sistemleri hep diktatörlükler var. Ortadoğu ülkelerinde hepsinde hep darbeler oldu ve mahvoldu başkanlar, hepsini katlettiler. Ve bayağı tehlikeli bir sistem. Ama parlamenter sistemde böyle bir tehlike olmuyor. Yerel yönetimler güçleniyor başkanlık sisteminde. Valilere geniş yetki veriyorlar. Zaten verdiler şu an valilere geniş yetki. Valiler şu an başbakan gibi yeni çıkan kanunla. Sen federasyonu ilan ettin mi bitti işte. Valileri de halk seçecek. Güneydoğu’ya da girilemiyor, mafya sistemi oraya hakim olmuş, Güneydoğu gitti demektir. Halka bunu güzelce, akıllıca anlatmaları lazım. Teknik bir konu bu. Sen valilere şu an geniş yetki verdin mi, vermedin mi? Valileri de halk seçeceğine göre başkanlık sisteminde, Güneydoğu’ya da girilemediğine göre, hiçbir parti giremediğine göre, korku imparatorluğu kurulduğuna göre, mafya oraya hakim olduğuna göre BDP’li valiler seçilecek demektir. Valiye de sen başbakan yetkisi verdiğine göre Güneydoğu gitti demektir o zaman işte. Kontrolünden tamamen çıkacak.

Mesela anket yapılmış, Türk toplumunun yüzde sekseni en iyi yönetim biçiminin parlamenter sistem olduğunu söylüyor, halkın yüzde sekseni. İç güvenlik yasası çıkarılıyor, iç güvenlik yasasında -şu an hazırlıyorlar çıkacak zaten- valiler aynı başbakan gibi. Jandarmaya hakim, polise hakim hepsine hakim. Ucu bucağı yok yetkilerinin. Güneydoğu’ya şu an girilemiyor, hiç kimse giremiyor. Hiçbir parti giremiyor, AK Parti de dahil olmak üzere bir çok yere. O zaman BDP ezip geçecek belli, valiler de BDP’li vali olacak, valileri seçecek, gitti işte bitti, bu kadar basit. Yöntem, plan çok basit. Ondan sonra Abdullah Öcalan’ın bırakılması devreye girecek. Ona da başlık atarlar muhtemelen. Biraz iradelerini kullansınlar, biraz vicdanlarını kullansınlar. Bak, milletvekilleri nasıl yapıyor? Vicdanını kullanıyor. “Yok arkadaş ben orada suçlu gördüm” diyebilirsin. “Ben başkanlık sistemine karşıyım” de, diyebilirsin. “Savunuyorum” da de ama samimi kanaatin olsun. “Düğmeye basıldı hadi bakalım hep beraber ortaya çıkalım” olmaz. Samimi kanaatinse söyle.

“Vali kendi bölgesinde eğitim, adalet ve güvenlik sisteminde anayasayla çelişmeyen değişiklikler yapabiliyor. Referandum yapma yetkisi bulunan valiler federatif yapı da oluşturabiliyor.” Referanduma da gidebiliyor. Mesela bütün iller birleşip Güneydoğu’da, “hadi bakalım referanduma gidiyoruz” da diyebilir. PKK’nın silahlarının gölgesinde yapılacak bir referandumu düşün, gitti işte Türkiye o kadar basit, bitti yani. Bir yerden çektin mi hemen oraya sürüklenmenin alemi yok, vicdanlarını, akıllarını kullanacaklar. Burada bir anormal durum var. “Hadi bakalım” dedin miydi hep beraber. Olur mu öyle şey? Biraz düşün, biraz araştır.

Güney Afrika, Orta Asya gibi ülkelerde başkanlık uygulanan ülkelerin hemen tamamında despot rejimler gelişti. Her yerde Tiranlıklar, deccallar oluştu. Suriye’de gördünüz, Irak’ta gördünüz, Türki devletlerde de hep mafya hakimiyeti var. Amerika zaten yıkılmak üzere, mahvoldu Amerika başkanlık sistemiyle. Biraz kafayı çalıştırmak, daha makul düşünmek gerekiyor.

Allah korumuş bunları maşaAllah küfürden, delaletten, deccaliyetten. Ben şaşıyorum deccalın bu çocuklara zarar verememesine. Mesela genç kızlarda da görüyorum, küfür ve deccaliyet zarar verememiş tertemiz kalmış. Hayretler içinde kalıyorum. O kadar şiddetli bir sistem var ki, acayip biçiyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, İslam İşbirliği Teşkilatı Üyesi Ülkeler Parlamento Birliği’ndeki konuşmasında, defalarca Müslümanlar’ı birlik olmaya davet etti. Şuara Suresi’nin 38. ayetinde; “Onlar işlerini aralarında istişareyle yaparlar” şeklinde bir emir olduğunu hatırlattı. Dünyanın her yerinde Müslüman kanı akıtıldığını, bunun önüne ancak Müslümanlar’ın birlik olmasıyla geçilebileceğini anlattı.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, İslam İşbirliği Teşkilatı Üyesi Ülkeler Parlamento Birliği’ndeki konuşmasında, defalarca Müslümanlar’ı birlik olmaya davet etti. Şuara Suresi’nin 38. ayetinde; “Onlar işlerini aralarında istişareyle yaparlar” şeklinde bir emir olduğunu hatırlattı. Dünyanın her yerinde Müslüman kanı akıtıldığını, bunun önüne ancak Müslümanlar’ın birlik olmasıyla geçilebileceğini anlattı.

ADNAN OKTAR: İşte “Tayyip Hoca’yı niye destekliyorsun?” diyorlar. Kardeşim ben bu yüzden destekliyorum. Beni yol, köprü bilmem ne bunlar hikaye yani beni hiç ilgilendirmez. İttihad-ı İslam’ı savunuyor mu, savunmuyor mu ben ona bakarım. İster becerikli olsun, ister becerikli olmasın. Bunu söylüyor, dillendiriyor olması önemlidir. Başarıyor, başaramıyor önemli değil. O yolda ilerliyor mu, gayret ediyor mu ben ona bakarım. Tayyip Hoca’yı desteklememin nedeni bu. Mesela birçok noktada da çatışıyoruz fikren, karşıyım ama bu hayati bir noktadır. İttihad-ı İslam’ı bir insan savunuyorsa o benim müttefikimdir, kardeşimdir. Kılına, tüyüne de dokundurtmam. Ben ona bakarım, benim ölçüm budur. İttihad-ı İslam’ı candan defalarca bir insan savunuyorsa, ayet vererek de savunuyorsa konu bitmiştir. Ne derse desinler ben ondan sonrası hikayedir. Suç da işlemiş olabilir, hata da işlemiş olabilir, varsa tövbe eder, Allah’a karşı ahirette hesabını verir. O onu Müslümanlıktan çıkarmaz. Mümin ve muttakidir. O anlamda zaten Müslüman bulamayız ki, öyle kusursuz, günahsız Müslüman peygamberlerde olur o. Peygamberlerde bile zelle oluyor. Olacak iş değil. Onun için öyle saf, kusursuz Müslüman olmaz.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Erdoğan’ın konuşmasının devamı var Adnan Bey. “Öyle sorunlar vardır ki herkes susar sadece Kuran konuşur. Aramızdaki bütün mezhepsel ve fikirsel farklılıkları bir kenara itip birlik olmak zorundayız. Şii ya da Sünni Allah bize ahirette bunun hesabını mutlaka sorar. Eğer birlik olursak geçmişteki parlak medeniyeti yeniden inşa edebiliriz. Toplanıp toplanıp dağılmamızın bir yararı yok. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in dediği gibi, ‘bir elin parmakları’ gibi kenetlenip bir karar almamız gerekir” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Şimdi ben buna bakarım. Bu insan bunu dedi mi, demedi mi? Ben bunu ölümüne savunurum, ben bu insanı ölümüne savunurum. Beni hiç ilgilendirmez, yok şöyle oluyor, yok böyle oluyor. Bağıra bağıra muhalefet ederim ama ölümüne de savunurum. Benim için bu çok hayati. Ben böyle Başbakan, böyle Cumhurbaşkanı görmedim. Bizim çocukluğumuz, elli altı doğumluyum ben, daha dün gibi, bütün bizim başbakanlar, cumhurbaşkanları hep lakayttılar yani o yönde. Hiç ilgilendirmiyordu, efendim işte bilmem ilkelerimiz, bilmem ne falan hiç İslam’ın ana konularına İttihad-ı İslam konularına hiçbir şekilde girmezler, ağızlarına almazlar ve tehlikeli olarak görürlerdi. Bu insan cesaretle bunu savunuyor mu, savunmuyor mu? Ben ona bakarım. Bunu savunuyorsa bitti olay. Bir de İslam âleminin gafletini çok iyi vurguluyor. Bak “toplanıp toplanıp dağılıyorsunuz” gece gündüz anlattığımız o; pilav yiyorsunuz, hoşaf yiyip dağılıyor uyuyor bir de adamlar. Onun için aklınızı başınıza alın uyanın diyor. Gayet güzel söylüyor.

 “Müslümanlar birlik olmazsa ezilmeye devam edecek” diye konuşmuş çok güzel. Hürriyet İngilizce gazetesi hemen haber yapmış. “Cumhurbaşkanı batıya karşı İslam Birliği’ne çağırdı Müslümanlar’ı.” Yedi ceddine rahmet olsun. Helal olsun, ağzından nur akmış. Kayıtsız şartsız desteklerim.

“Öyle meseleler var ki herkes susar sadece ve sadece Kuran-ı Kerim konuşur, öyle sorunlar vardır ki herkes susar sadece ve sadece Hz. Peygamber (s.a.v.)’in bugüne kadar ulaşmış sahih hadisleri konuşur” çok güzel. Yani Kuran’la mutabık olan hadisler. Çok şahane olmuş tebrik ediyorum. Yedi ceddine rahmet olsun, mükemmel mükemmel mükemmel mükemmel. Orada uyuyan tiplere de çok şahane olmuş. Bak laf olsun diye konuşanlara müthiş bir tokat. Kardeşim günlerden beri ne diyorum? “Çile adamı” diyorum “acı çekmiş içimizden bir insan” diyorum bizim davamızın acısını yaşamış bir insan çocukluğundan beri. İşte bizim anlattığımız olay bu; Davutoğlu da öyle. Bak öksüz yetim o, çok acı çekmiş bir insan. Istırapla büyümüş İslam’ın acılarını çok iyi bilen bir insan.

Tayyip Bey’i ölümüne, ölümüne korurum. Ölümüne, ölümü göze alır korurum. Kılına dokundurtmayız. Herkes koruyup kollasın kardeşim. Tabii ki koruyup kollayacağız kendi insanımız. Oturup biz deccaliyete onu ezdirtmeyiz. Küfre onu ezdirtmeyiz, ezdirirsek harama girmiş oluruz. Allah diyor; “Bir mümine bir yerde saldırıldığında hep birlik olup, o tehlikeyi, o fitneyi ortadan kaldırırlar” diyor biz oturup seyretmeyiz. Zamanında seyredenler olmuş olabilir geçti o devir. Biz seyretmeyiz böyle bir şey olmaz. Tabii ki Tayyip Hocam’ın sadık bendeleri olacak, olmaması çok ürkütücü olur.

Mesela gizli kahramanlardandı da, şimdi açık kahraman oldu. Mesela İç İşleri Bakanı dehşet delikanlı. Mesela o hakikaten Tayyip Hoca’nın sadık bendelerinden, güzel. Mesela en vahim durumda kendini tehlikeye attı, belanın içine daldı Malkoçoğlu gibi. Eğer o öyle tedbir almasa Allahualem konu bitmişti benim kanaatim, öyle gibi görünüyor. Nezaketini de bozmuyor mesela bak konuşmalarında diyor ki; “haşa dilim varmıyor söylemeye” diyor “Başbakan’ı almaya falan yönelik bir şeyler var gibi görünüyor, aman aman çok dikkatli olun” diyor. Bak “dilim varmıyor söylemeye” diyor. Güzel.

AYLİN KOCAMAN: Herkes saklanıyordu o dönemde.

ADNAN OKTAR: Tabii ki.

Akdoğan tabii ki daima sadakatini korusun Tayyip Hocamız’a. Sadakatini koruduğu müddetçe zaten severiz. Yalnız bırakırsa sevmeyiz. Zamanında yalnız bırakanları da sevemiyorum.

Alkol çok tehlikeli bir şey. Nasıl yapıyorlar, nasıl cesaret ediyorlar? Ben hayret ediyorum. Bir kere kardeşim içer içmez tansiyonu fırlatır. Allah esirgesin beyin kanaması falan da olur insan. Süper tehlikeli. Dinlemez. Bir anda vücut kontrolden çıkıyor. Tansiyonun beyinde bir elektronik hassas sistemi var. Yani elektronik bir sistemle bu kontrol ediliyor tansiyon. Beyindeki o elektronik sistemi bozuyor. Bir anda kontrolden çıkar tansiyon. Allah esirgesin boğar insanı. Karaciğer neye uğradığını şaşırıyor. Beyin neye uğradığını şaşırıyor.  Zehir gönderiyorsun vücudun içine. “Of” diyor “amma açıldım ya” diyor.   Kardeşim zehirlendin, klasik zehirlenme. Görüntüyü çift görüyorsun bu neden olur? Zehirlenmeden olur. Bakır zehirlenmesinde de aynısı oluyor. Başka metal zehirlenmelerinde de aynısı oluyor; çift görüntü, denge bozukluğu, aklın gitmesi, hafızanın bozulması. Zehirlenme. Bunların neyiyle eğleniyorsun?

Evet dinliyorum.

BÜLEN SEZGİN: Adnan Bey Cumhurbaşkanımız Şura Suresi 38. Ayeti okuduktan sonra şu yorumu yapmıştı. Kuran-ı Kerim’de Şura Suresi 38. Ayet Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlar işlerini aralarında istişare ile yaparlar.” Denildiğini aktaran Erdoğan “meclis kavramı işleri istişare ile birbirine danışarak yapma anlayışı Hz. Peygamber (s.a.v.)’den bugüne kadar bizim iş yapma metodumuz olmuştur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni 23 Nisan 1920’de böyle bir anlayışla teşekkül ettiğini ve açıldığını vurgulamak isterim. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kürsünün arkasındaki duvarda işte bu ayet Şura Suresi 38. Ayeti yazılı duruyordu” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’daki ilme irfana bak sen. MaşaAllah dikkati çok açık. Gayet güzel. Bu konuşma olmuş. Mükemmel, çok güzel. İstişare ile, mecliste adamları bırakacaksın istediği gibi düşünecek . Benim fikrim gri diyecek. Birisi diyecek benimki siyah, benimki beyaz. Çoğunluk hangisi? Beyaz. Bitti. Böyle olur. Yoksa herkes gri, herkes siyah, herkes beyaz. Gitti vatan bayrak hiçbir şey kalmaz o zaman. Faşizm geldi demektir. Tiranlık, deccallık geldi demektir. Çok tehlikeli. Tayyip Hocam istişarenin bak önemine dikkat çekmiş. İstişare demek demokrasi demektir. Demokrasi demek hür düşünce demektir. Herkesin fikrini istediği gibi söylemesi, hür vicdanıyla kendi vicdani kanaatini söylemesi anlamına geliyor. Öbür türlü amigoluk sistemi.  Olmaz. Bugün oraya amigoluk yapan yarın Abdullah Öcalan’a amigoluk yapmaya kalkar. Bu işler sakat. Serbest delikanlı vicdana sahip olacak, yiğit vicdanlı olacak. Olmaz öbür türlü.

Ne diyor Yehuda Glick? “Oktar Bey’in duası desteği benim için çok önemli. Kendisi çok özel bir insan. Allah onun yaptıklarının farkında. Oktar Bey’in dünya çapında çok daha fazla takip edeni olmasını istiyorum. Bu hem İslam dünyası için, hem tüm inanlar için çok önemli. Oktar Bey gibi liderlere çok ihtiyaç var. İslam dünyası onun gibi bir liderin liderliği için zorlamalı.” Yani benim başa geçmemi mi istiyor? Hz. Mehdi (a.s) değil mi? Hüsnüzan ediyor. Halife-i ruhi zemin. Biz olsak olsak Hz. Mehdi (a.s)’ın ayakkabıcısı oluruz. Hizmetçisi oluruz, ayakkabısının tozunu alırız. Kapıcısı oluruz başka bir şey olmaz. Ama Allah razı olsun hüsnüzan ediyor demek ki. “Bu insanlar İslam adının kötü bir şekilde anılmasına sebep oluyorlar. Bütün röportajlarımda söylüyorum İslam bu değil, barışı isteyen çok fazla Müslüman var diye. Sizin isminizi ve çalışmanızı gördüğümde bana güç veriyor. Umudum onun çalışmalarını bütün dünyanın fark etmesi. Çünkü o çok çok özel müstesna biri. Özellikle IŞİD gibi ve diğer aşırı şiddet yanlısı grupların İslam adına yaptıkları görülürken. Allah ona çok fazla güç versin. Kendisi bir nimet. Lütfen Oktar Bey’i Kudüs’ten kucakladığımı ve benim için yaptığı dualar için çok teşekkür ettiğimi söyleyin” demiş. MaşaAllah. Allah onu kurtardı. Ben ölecek zannettim. Çünkü bayağı kurşun sıktılar. Allah korudu bir mucize olarak. Allah ömrüne bereket versin. Nurunu artırsın. Allah bundan sonra huzur, itminan içinde, inşirah içerisinde yaşamasını nasip etsin. İslam’ı dünyaya hakim etsin. Kudüs’te Hz. Süleyman (a.s)’ın mescidini yapmayı Cenab-ı Allah bizlere nasip etsin. Hz. Süleyman (a.s)’ın sarayını yapmayı nasip etsin. Hz. İbrahim (a.s)’ın menzilini yeniden onarıp güzelleştirmeyi Allah nasip etsin. Cenab-ı Allah bu güzel günleri bütün Müslümanlar’a hepimize göstersin. Vakit yakın.

“İyi yayınlar Hocam. Samimi olup olmadığımızı nasıl anlarız? Samimi olmamaktan korkuyorum” diyor. Mustafa Serdar. Vicdanın sana söyler. Baktın çıkarın yönünde karar alıyorsun. Vicdanlı hareket etmiyorsun demektir. Egoistçe karar alıyorsan vicdanının yönünde karar almamışsın demektir. Vicdan mesela bak başkanlık sistemi diyorlar şimdi ben vicdanımı kullanıyorum.  AK Parti’den muhalefet gelebilir, beni hiç ilgilendirmez. Adam yağcıdır muhalif hale gelir. Ben kendi vicdani kanaatimi söylüyorum. Çünkü büyük bir tehlike bu. Ama Tayyip Hoca bakıyorum coşkuyla İttihad-ı İslam’ı savunuyor. Ölümüne bende onu savunurum ölümüne. Hayatımı ortaya koyarım. Bu olay böyle.

AYLİN KOCAMAN: Sizin hayatınız böyle Adnan Bey hiç kimsenin dileklerine, isteklerine göre yönlenmedi sizin düşünceleriniz. Hep vicdanınıza yönelik.

ADNAN OKTAR: Tabii.

“Canımın içi Allah aşkıyla sevdiğim Hocam” diyor. “Astım rahatsızlığım var bugünlerde biraz daha şiddetlendi. Sizden sağlığım için dua istiyorum.”  Vücut direnci düştüğünde astım şiddetlenir. Neşeli olsunlar, neşeli böyle sevgi dolu olsunlar. Nefret astımı körükler.  Kanseri geliştirir. Kalbinde nefret bırakmasınlar. Öfke bırakmasınlar. Sevgi bedeni besler. Her yere Allah’ın tecellisi olarak bakıp sevgiyle yaklaşsınlar. Vücut direnci düştüğünden oluyor astım. Tek sebebi odur.

“Şu yavaş ve külüstür internet konusu hakkında bir şeyler diyebilir misiniz?” Düşük indirme ve gönderme hızları ve adil kullanım bizi süründürüyor Hocam” diyor. Zaten üstüne bir şey demeye gerek yok.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey sizin vesilenizle bir araya gelen kardeşlerimiz yine çeşitli faaliyetler gerçekleştirmişler.

ADNAN OKTAR: Göreyim.

KARTAL GÖKTAN: Adapazarı’ndan kardeşlerimiz 14 Ocak Çarşamba günü 600 adet A9 TV broşürü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Bursa’dan kardeşlerimiz 20 Ocak Pazartesi günü ev sohbetinde toplanmışlar.

ADNAN OKTAR: Hele hele aslanlara bak hele maşaAllah. Cenab-ı Allah katından onlara ikramda bulunmuş.

KARTAL GÖKTAN: Gebze’den bazı kardeşlerimiz pazartesi günü evde bir araya gelmişler. Çeşitli konularda sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Nur bunlar nur. MaşaAllah. Bak kimi başörtülü, kimi başı açık, gayet güzel maşaAllah. Evet.

KARTAL GÖKTAN: 20 Ocak’ta Ankara’daki Kurtuluş İlkokulu ve Metro çıkışında 30 adet Harun Yahya eseri dağıtılmış.

ADNAN OKTAR: Kurtuluş Lisesi bizim lisenin yanı, oralar evet. Biz az dolanmadık oralarda yani. Evet maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: İnegöl’den kardeşlerimiz Yenişehir’de iki bin adet a9 TV broşürü ve 15 adet sizin kitaplarınızdan dağıtmış.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İnegöl’ün İnegöl köftesi aklıma geliyor. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hafta sonu kardeşlerimiz Kayseri’de ev sohbetinde buluşmuşlar. İman hakikatleri anlatıp beraber dua etmişler.

ADNAN OKTAR: Oh maşaAllah ne güzel.

KARTAL GÖKTAN: Pazar günü de sizin eserlerinizden dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Pasta da güzelmiş kıyamayız da yani. MaşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Bursa’dan kardeşlerimiz 17 Ocak Cumartesi günü Bursa’nın Bademli semtinde yüz adet Harun Yahya kitabı dağıtmış.

ADNAN OKTAR: Bursa güzel bir ildir maşaAllah. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Gebze’deki kardeşlerimiz bir araya gelmişler, kitaplarınızdan okumuşlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah maşaAllah, orada bir ufaklık var iki tane onları bana bir yanaştır bakayım. Bak şekerliğe bak şekerliğe, ağabeyinin canı. Görüyor musun bak kaderinde o an Cenab-ı Allah katında belirli, üç bin yıl, dört bin yıl önce bu çocuğun geleceği belli. Bak bak ufaklığa bak şapka gibi saç da şahane. MaşaAllah evet.

KARTAL GÖKTAN: İzmir’in Karataş ve Konak sahilinde bin adet PKK tehlikesi broşüründen dağıtılmış.

ADNAN OKTAR: Güzel, İzmirliler zaten bu konuda çok uyanıktır. Delikanlıdırlar yani bütün Anadolu gibi.

KARTAL GÖKTAN: Son olarak Adapazarı’ndan kardeşlerimiz de cumartesi günü sekiz yüz adet a9 TV broşürü dağıtmışlar, sonrasında evde beraber yemek yiyip sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Canlarım benim, aslanlarım soğukta bak. Hay maşaAllah Allah ne güzel ikramda bulunmuş onlara. Cenab-ı Allah’ın katından geliyor ikram. MaşaAllah. Cennet tabaklarında yiyecekler bir dahaki sefer. Cennet yemeklerini.

Evet dinliyorum.

Başbakan Ahmet Davutoğlu yüce divan oylamasını değerlendirdi. “AK Parti içindeki farklı kanaatler aslında bu bizim yasal sürece saygı gösterdiğimizi ortaya koyan bir tutumdur. Hiçbir milletvekilimizi herhangi bir şekilde yönlendirme ve baskı olmamıştır. Olması gereken de budur. Eğer muhalefet blok olarak oy vermişse bu şu anlama gelir; ya bir grup kararı vardır ki bu yasal değildir, ya da bir baskı vardır ki bu da bu sürecin ruhuna, özüne aykırıdır.

ADNAN OKTAR: Mesela bu doğru. Orada da mesela adam inceliyor bakıyor. “Kardeşim” dersin “Bunda suç yok” diyebilirsin. Yahut “suç var” diyebilirsin. Ama blok şeklinde, bu bir acayip olmuş. Bir kişi olsun çıkabilirdi ama yine saygı duyuyoruz. Yani hakikaten kanaati olabilir. Bir şey diyemeyiz. Ama gönül isterdi ki bir muhalif kanaat de olabilirdi. Çünkü oradaki deliller ezici bir delil mi? Yani düşünmek lazım.

AYLİN KOCAMAN: Mahkeme o kadar güçlü bir delil olarak bulmadı daha önceden.

ADNAN OKTAR: Güçlü bulmadı. Tamam, ama yine saygı duyuyoruz. Ben illa böyledir diyemem. Mahkeme kararı oluyor mesela “oy birliğiyle karar verdiler” diyor. Bazen de “oy çokluğuyla karar verdiler” diyor. Oy birliğiyle karar vermiş olabilirler.  Ama AK Parti şerefli bir harekette bulundu. Şerefli bir tutum takındı. Tarihine şerefle geçti bu. Hainlik mainlik iddiaları çok çok ayıp. 

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey sosyal medyada paylaşılan bir fotoğraf vardı. “İman varsa imkan da vardır” diye paylaşılmış.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Aslan aslan aslan koçyiğit, maşaAllah. Canım benim bak sunta gibi bir şey sermiş, üstüne seccade bak buz gibi soğuk hava, belli orası en az eksi on derece falan vardır. Namazını kılıyor. Onlar can işte. Evliya kol geziyor maşaAllah. Çok güzel.

 Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İstanbul’daki yedi bombalı eylemin YDG-H üstlenmişti. Ancak KCK eylemlerinin kendi bilgileri talimatları doğrultusunda yapamadıklarını iddia ettiler. Hatta bu tip eylemleri kendilerinin değil polisin yaptığını ve Hakkari’de bizzat polis tarafından çeşitli yerlere bomba yerleştirildiğini öne sürdüler. Ayrıca çözüm taslağına destek verdiklerini, Cizre’deki hendeklerin ise Öcalan’ın isteğine uygun olarak adım adım kapatılması gerektiğini” belirtiyorlar.

ADNAN OKTAR: Peki son olarak korucu başı neydi o delikanlının ismi? Lezgin. Ne oldu o Lezgin? Bana oradan bir haber versinler. Bıraksınlar bıraksınlar sahtekarlığı. Bizi kendilerince çocuk yerine koyuyorlar. Ahlaksızlığı da bıraksınlar. Hepsini kendileri yapıyor. İt herifler bir de bunu çıkardılar, polis yapıyor bilmem ne falan diyerekten. Yüz binlerce askeri polisi polis mi şehit etti? Gece gündüz adam öldürme eğitimi yapıyorsunuz. O silahlarla siz dondurma mı karıştırıyorsunuz? Belli ki adam öldürmek için yapıyorsunuz. Ahlaksız herifler. Üstünde bombayla silahla bir adam niye gezer? Askeri, polisi son günlerde hep sırtından vurdular kahpece kalleşçe. Ne kadar arsız adamlar bunlar.

“Fuat Avni’nin yeni açtığı hesabında Tayyip Bey’in eski derin devlete yeniden kolunu kaptırdığını iddia ediyor. Delil olarak da Cizre’de gelişen olaylar baştan sona derin devletin işi olduğunu söylüyor”. Yok canım olur mu? Doğrudan PKK’nin işi çünkü PKK eylem yapmazsa kardeşim bak çok önemli bir şey söylüyorum, silinir, yok olur. Hangi terörist hareket olursa olsun eylem yapmadığında sıfıra gider, herkes bilir bunu. Onun için mecburen sürekli eylem yapması gerekir, sürekli eylem, sürekli eylem. PKK’nin prensibi budur. Tayyip Hoca derin devlete kolunu kaptırmaz. Derin devletin öyle kol kapacak hali kalmadı, kolu, budu koptu derin devletin. Öyle bir derin devlet yok. Sustalı maymuna döndü derin devlet, acayip garibanlaştı.

Kardeşim hükümet yanlış bir şey yapmadı, atanan kişiler delikanlı aleminden adamlar, onun için hoplamaya başladılar. Yani usulüyle, nizamıyla PKK’yı hizaya getirecek adamlar görev alıyorlar. PKK çırpınmasın, kıpraşmasın gereken yapılacak inşaAllah. İtliğe müsaade etmeyiz. Nerede, hangi lağım deliğine girdilerse hepsinden çıkaracağız. İtlik bitti. PKK’nin sonu geldi. IŞİD zaten diğerlerinin hepsini temizledi, yurt dışında olanların tamamını temizledi. Köpek gibi korkuyorlar zaten, öbürleri de dağlara sığındılar, evlere sığındılar, onları sığındıkları yerden, her yerden çıkaracağız.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz Adnan Bey yazılarınızda yurt dışında yayınlanan bir samimiyetsizliği gündeme getirmiştiniz. IŞİD’den daha fazla kişi PKK şu ana kadar şehit ettiği halde PKK’ya karşı dünya birleşmiyor IŞİD’e karşı birleşiyor diye.

ADNAN OKTAR: Tabii, IŞİD’in öldürdüğü insanların sayısı 24 bin. PKK 300 bine yakın insanı şehit etti. Avrupa muhatap dahi olmuyor, Avrupa’nın kafası böyle. Bak on kişi öldü diye dünyayı ayağa kaldırdılar. On milyon Müslüman şehit edildi adamların umurunda değil. Toplam on iki milyon Müslüman şehit edildi son zamanlarda.

 RTÜK’e şikayetler de bakın hep nasıl şikayetler? Bak diyor ki, PKK’yı desteklediğimden tut akla hayale gelmedik laflar yani.

CEYLAN ÖZBUDAK: Herhalde bir tek Türkiye değil dünyada kimse inanmaz.

ADNAN OKTAR: PKK’ya karşıyım diye cinnet geçirmişler, kendilerince bir şeyler yapmaya çalışıyorlar bazı tipler.

Bu PKK’ya para gönderen Avrupa devletleri hep, bunlara dava açılması lazım uluslararası mahkemelerde, silah gönderenlere dava açılması lazım çünkü terör örgütünü destekleyen bir devlet var. Onlar da terörist olmuş oluyorlar. Bu konuyu hukuki yönden araştıralım, dava açılmasını sağlayalım.

CEYLAN ÖZBUDAK: En son bir Alman hanım milletvekili PKK pankartı açmıştı ona dava açıldı Almanya’da.

ADNAN OKTAR: Silah gönderiyorlar PKK’ya, maddi yardımda bulunuyorlar. Bunları tespit ettirip hepsine teröristlere destek olmaktan dava açılması lazım uluslararası mahkemelerde.

Tamam, kısa bir ara verelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: PKK tehlikesiyle ilgili videomuzdan sonra programımız devam edecek.

“Adnan Oktar’la Sohbetler” programı bu akşam sona erdi yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü