Harun Yahya

Sohbetler (22 Ocak 2015; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.        

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yarın ziyaret edeceği Somali Mogadişu'da Türk heyetinin kaldığı otelin karşısında bomba yüklü bir araçta bir intihar saldırısı düzenlendi. Türk heyetini hedef alan saldırıda 3 Somalili hayatını kaybetti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ziyaretini iptal ettirmediği, yarın Somali'de olacağı öğrenildi.

ADNAN OKTAR: Yine yaparlar. Çok tehlikeli bir ziyaret bu. Çok güçlü güvenlik tedbiri alınsın. Yani o arkadaşlara bırakılması, olmaz. Türk heyetinin gereken tedbiri alması lazım. Onlar gariban, onlar kendilerini dahi koruyamıyor ve çok ağır zayiat veriyorlar. Yine öyle Allah vermesin, Tayyip Hocam'ın konvoyuna arabayla falan dalarlar, çok büyük zayiat olabilir, Allah vermesin. Hem Milli İstihbarat Teşkilatı orada bir ön çalışma yapmasında fayda var, yapmıştır diye düşünüyorum ama yine de bu olayların olması istihbaratın biraz zayıflığını gösteriyor o bölgede. Çünkü güçlü bir istihbarat orada kolay değil. Orada MİT elemanı sağlamak çok güç zencilerin içerisinde, baya güç. Hemen tanınır, çok çok güç. Türk polisi ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın tedbir alması gerekiyor ama çok önceden alınması gerekiyordu. Biraz riskli görünüyor.

KARTAL GÖKTAN: Başbakan Davutoğlu, "riskler olur ama Türkiye'nin kararlı tutumu değişmez" dedi.

ADNAN OKTAR: EvelAllah, doğru da sebebe sarılmak lazım, inşaAllah. Klasik provokasyon da olabilir, artistlik olsun diye de yapmış olabilirler. Ama daha vahim olaylar da gelişebilir. Şimdi söylemesem, benim vicdanım rahat etmez. Tayyip Hoca'yı özellikle çok iyi koruyacak zırhlı arabalarla takviye edilmiş bir sistem gerekiyor, zırhlı arabalarla, zırhlı araçlarla. Türk askeri de önlem alsın. Bilmiyorum orada ne kadar Türk askeri var da, ne yapacaklarını bilemeyiz ama ben içim rahat olması için önden söyleyeyim. Hem özel harekat polisleri, hem Türk askeri, hem Milli İstihbarat Teşkilatı bir ön çalışma yapsın. 'Biz yiğidiz, biz kahramanız, bize bomba işlemez' mantığı olmaz. Bu baya tehlikeli olabilir. Çünkü adamlar deli. Tedbir de alınmadıysa riskli olabilir. Gözü kapalı olmaz. Ben bunları söylemezsem, vicdanım rahat etmez. Çok esaslı tedbir alsınlar.

 Davutoğlu Hocam, Dışişleri Bakanıyken Somali'ye gitmiş, haber gelmiş 'seni vuracağız' diye, o da haberi gönderen grubun üyelerinin evine gitmiş konuşmaya. Tam atom karınca, çok delikanlı aferin.

“Kuran'a göre bu yaptığınız uygun değil" diye bir saat adamlarla konuşmuş. Ayetlerle adamları ikna etmiş, "Müslümanlara saldırı yaparsanız sorumluluğu büyük olur" diye. Onlar da kabul etmişler, ‘doğru’ demişler.

 Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Akşam Gazetesi Yazarı Gülay Göktürk, bugünkü köşesinde başkanlık sistemini ele almış; “Hükümeti destekleyen medyanın kabine toplantısıyla birlikte başkanlık sistemine ilk adımlar atıldığı yönünde haberler yaptığını, artık yeni bir döneme girildiğini ve başkanlık sistemine geçişin geri dönülmez bir süreç olarak başladığını ima ettiğini” yazmış.

ADNAN OKTAR: “Geri dönülmez bir süreç.” Bir kere böyle bir şeyin olması için, anayasanın değişmesi lazım ve Türk milletinin bunu kabul etmesi gerekiyor. Türk milletinin kabul etmediği bir şeyi sen dayatma olarak yapmaya kalkarsan, asıl geri dönülmez olay bu olur. Halk bir dahaki sefere seni sıfıra götürür. Türk milleti o kadar zannettikleri gibi değil. Bir şey olmayacak diyorsa, olmaz. Sen onlara bunu zorla kabul ettiremezsin. Türk milletinin yüzde 80'i hiç bir şekilde başkanlık sistemi olmaz diyor. Çok net temiz, kabul etmiyoruz diyorlar. Yüzde 20 de eh, yani kerhen kabul ediyorlar, onların da şartları var. Şöyle olursa, böyle olursa, federasyona imkan verilmezse bilmem ne falan şartlı. Hiç bir şekilde kabul etmiyorlar.

KARTAL GÖKTAN: Gülay Göktürk de yazısında son anketlerde "başkanlık sistemine hayır" diyenlerin oranının yüzde 60'lara kadar yükseldiğini ifade etmiş.

ADNAN OKTAR: 60 değil, yüzde 80. Şimdi mesela diyorlar ki; "Güneydoğu'da süreç gayet güzel gidiyor" diyorlar. PKK sürekli korucu kaçırıyor, halktan para topluyor, haraç topluyor, askerleri vuruyor, polisi vuruyor, "süreç devam ediyor, sakın ses çıkartmayın" diyorlar. Mesela Seyithan Orhan, Geçinli Köyü Hakkari, bu korucu, PKK tarafından kaçırıldı, daha hala bırakılmadı. Yaşayıp yaşamadığını da bilmiyoruz. Lezgin Sak, Şırnak Uludere Yanık Köyü. Bu da korucu başı, bu da kaçırıldı, halen sağ mı ölü mü bilmiyoruz. Sıtkı Yazar, Elazığ, korucu, bu da kaçırıldı, halen sağ mı ölü mü bilmiyoruz. "Aman aman ellemeyin, süreç mükemmel gidiyor" diyorlar. İşgal devam ediyor şu an, işgal. Hatta dediler ki; biz, biri bizi gözetliyor evine çevirdik Güneydoğu'yu, havadan da kontrol ediyoruz, her şeyi biliyoruz" diyorlar. O zaman işte bu korucuları kurtarın, değil mi?

“ Seyithan Orhan, Lezgin Sak, Sıtkı Yazar.” Ey yetkililer bak duyun, bunlar çoluğu çocuğu olan insanlar. Kendi evladınız kaçırılsa, harekete geçerdiniz. Kendi babanız, kendi kardeşiniz kaçırılsa, harekete geçilecek olaylar olurdu. Ama bak bu insanları aramıyorsunuz. “Seyithan Orhan, Lezgin Sak, Sıtkı Yazar.” Şu an PKK'nın elinde bu insanlar. Bak çoluğu çocuğu perişan durumda bu insanların. Oradaki valinin oğlu olsa, böyle mi olurdu? Derhal bulurlardı. Valinin bizzat kendini kaçırsalardı böyle mi olurdu? Derhal bulurlardı. Bu insanlara değer verin, çok önemli insanlar, çok kaliteli üstün insanlar. Bizim vatandaşlarımız bize ait insanlarımız. Burada gereken yapılsın.

 Bakın, sadece 2014'ün ilk 6 ay içinde PKK'nın eylemleri; "2014'ün ikinci ayında yaşanan ve 40 kişinin ölümüne sebep olan eylemler buna dahil değil. Teröristler tarafından askere karşı 10 saldırı gerçekleştirildi. 28 taciz atışı yapılmış silahlı. 5 kez mayın ve el yapımı patlayıcıyla imha hareketi yapılmış. 13 yerde sabotaj, kundaklama, yol kesme olayı gerçekleştirilmiş. 6 kez banka ve iş yeri yağmaları yapılmış. 18 adam kaçıma olayı yaşanmış. 1 astsubay, 1 uzman çavuş şehit edilmiş. 3 astsubay, 22 uzman erbaş, 5 er yaralandı. 3 uzman er kaçırıldı. 1 polis şehit dildi. 2 korucu kaçırıldı. 399 kanunsuz gösteri yapıldı. 40 kepenk kapattırma eylemi gerçekleştirildi. Yine toplumsal olaylarla birlikte eylem sayısı 1190'a ulaştı. Çözüm sürecinin başlangıcından bu yana ise 18 yaşından küçük 2500'e yakın kişi kaçırılırken" bakın 250 kişi kaçırılıyor, "bunlardan yüzde 70'inin 15 yaşından küçük, diğerlerinin ise 15-18 yaş arasında çocuklar olduğu anlaşıldı" diyor. 250 kişiyi kaçırdı PKK, çözüm sürecinin başlangıcından bu yana, 2500. Böyle çözüm süreci olur mu? Alay eder gibi.

 "Kadir Has Üniversitesi'nin yaptığı bilimsel ankete göre Türk halkının yüzde 79.3'ü yani yüzde 80'i en iyi yönetim biçimi olarak parlamenter sitemi görüyor. Geri kalan sadece yüzde 12'si başkanlık istemine tamam demiş." Onlar da şartlı. Bak yüzde 12. Türk milleti uyanık, aklı başında. Adamlar ite kaka gazete başlıklarıyla, 'başkanlık sistemini oluşturduk, pırıl pırıl konu bitti' havasındalar. Böyle bir şey olmaz.

"Halkın yüzde 80'i Abdullah Öcalan'ın cezasının ev hapsine dönüştürülmesini onaylamıyor." Ancak işte bir kısım insanlar onaylıyorlar. Yani Güneydoğu'daki bazı kişiler, onlar da silahın gölgesinde. Mesela adam Mardin'de anket yapıyor diyor ki; "Abdullah Öcalan'ın cezasının ev hapsine dönüşmesine ne diyorsunuz" kahvede. Adam korkudan hepsi, "evet tabii ki" diyorlar. "Ev hapsi olsun" diyorlar. Aslında o yüzde 20'lik kısmı da geçerli değil. Çünkü yapılan ankette, dehşet ve şiddet ortamı var. Adamın evine gidip soruyorlar "ne diyorsun" Mardin'de. "Abdullah Öcalan bırakılsın mı, bırakılmasın mı?" Adam aksini nasıl söylesin? Kafasına sıkarlar. Anında haber uçacak diye çekindikleri için, kabul ediyor. Ama normal sorulduğunda, silah tehdidi yoksa, hemen yüzde 80 red, "hiç bir şekilde istemiyoruz" diyorlar.

Kanallar nihayet hizaya gelmeye başladılar. Bak, Haber Türk'te de Amerika'daki başkanlık sisteminin çöktüğü anlatılıyor. Suret-i katiye de anlatmaya niyetleri yoktu, şu an bülbül gibi şakıyorlar. Biz gerçekleri açıklayınca halktan gizlemenin artık bir mantığı kalmıyor, bağıra bağıra anlatıyorlar. Baya da açılacaklar daha.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Ülkenin bölünme sebebinin federasyon olduğunu da konuştular.

ADNAN OKTAR: Güzel.

“Yiğit, aslan ve dünyanın en akıllı, en dürüst, en samimi canım Hocam” diyor. İnsan sevdiğine der. “Ziyade-i hüsn-ü zan eskiden beri vardır” diyor Bediüzzaman, “ilişilmez” diyor. Seviyorsa, der. “Hiç kimse de senin gibi doğruları söylemiyor. Yazarçizerler oturup bir yere güllük gülistanlık gibi havadalar. Zamanın alimleri samimiyetten çok uzak.” Yani bir kısmı için diyor tabii, hepsi için demiyor. “Ama biz Güneydoğu’daki Müslümanlar kimin dürüst kimin samimi olduğunu, Hocam, senden öğrendik. Allah, sizin faaliyetlerinizi tez bir zamanda buralara yönlendirsin” diyor, inşaAllah. Delikanlı, aslan. Güneydoğu’dan Siirt’ten yazıyor bu kardeşimiz. MaşaAllah. Şimdi bak, geç saatlere kadar şöyle yapacaksın. İşten geldin saat 7’de. Kafayı vurup yatacaksın. Kaçta kalkıyorsun. 1’de. 1’de kalkıyorsun, 3’e kadar seyrediyorsun. 3’e, 3 buçuğa kadar seyrediyorsun, sonra yine kafayı vurup yatıyorsun. Sistem bu. Geceler güzeldir. Gece neşesi güzeldir. Peygamberimiz (s.a.v.)’e Cenab-ı Allah ne diyor; “Gece kalk” diyor, “gecenin bir bölümünde biraz eksilt veya fazlalaştır. Gece neşesi başkadır” diyor Cenab-ı Allah. “Anlayış daha güçlüdür” diyor. (Müzzemmil Suresi, 2-6) Bazı tipler de “müzik varsa eğlence varsa, Allah’tan niye bahsediyorsunuz?” Akla bak. Kardeşim, İslam her yere hakimdir. Eğlencede de Allah’tan bahsedeceksin, düğünde de, mesela köy düğünleri olurdu, “ya Gaffar, ya Settar, ya Allah” diye gelin indirilirdi davul zurnayla. Allah’ın adı anılırdı, ayetler okunurdu, Ayetel kürsi’yle. Ama davul zurnada olurdu. Dolayısıyla eğlence olayında da Allah’tan bahsedilmez diye bir şey yok. O yüzden dinsizliği revaç bulduracak şekilde yaymaya çalışan bir mantığın eseri bu. Çünkü insanlar müziğe meraklı, eğlenceye de meraklı. “Müzik, eğlence olunca hiç Allah’tan bahsetmeyin. Sus” filan diyorlar. Dinsizlik işte bunun sonucu.

BEYZA BAYRAKTAR: Müzikle dansta Allah çok güzel his yaşatıyor, şükrediyoruz Allah’a o hissi verdiği için. Elhamdülillah.

ADNAN OKTAR: Tabii ki kardeşim.

Kardeşim gizli PKK’lılar vardı, bunlar yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı özetle. Müsaade etmeyiz, boş yere çırpınıyorlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İran’ın dini lideri Ayetullah Hamaney, batılı gençlere hitaben bir mektup yayınladı. Mektupta gençlere İslam’a karşı yürütülen kampanyaların perde arkasını araştırmalarını önerdi. Ve “İslam hakkında Kuran-ı Kerim ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hayatını tanıyarak bilgi sahibi olun. Kendilerinin yetiştirip eğittiği teröristleri, İslam’ın izin vermeyin” ifadelerini kulandı.

ADNAN OKTAR: Bunu İran söylüyor. Gece gündüz adam asıyorlar linçlerle filan. Her suçun cezası, idam. Sağa dön, idam. Sola dön, idam. Şii olmayanlara bakış açılarını bir anlatsın. Koyu bir mezhep taassubu var. “Bilmem kaç metrelik kuyunun içinde Mehdi var çıkacak” diye, Müslümanlarla adeta alay ediyorlar. Kuyunun başında bekliyorlar atı da getirip, “Mehdi çık” diye bağırıyorlar. Kuyudan çıkıp Hz. Mehdi (a.s) atın üstüne binecekmiş. Bin küsur seneden beri bekliyorlar, alay eder gibi. Müslümanların yani mehdilik inancını ortadan kaldıracak ne varsa yapıyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Kuyunun fotoğrafı da vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Bu kuyunun içindeymiş Hz. Mehdi (a.s). Bak, dibi batak. “Bunun içinde duruyor” diyorlar. At getiriyorlar oraya her gün “çıkacak Mehdi” diyorlar. Bir kısmı da “Mehdi çıkmayacak” diyor. Mehdiyet’e karşı her koldan bir mücadele var. Bir kısmı alay ederek durdurmaya çalışıyor, bir kısmı hurafelerle durdurmaya çalışıyor, bir kısmı birkaç yüz yıl daha ileriye atarak durdurmaya çalışıyor, bir kısmı “hiç gelmeyecek” diyor. Bu yüzyılda Mehdiyet’e karşı hareketler, İslam tarihinde hiç görülmeyen oranda yüksek. Yani İslam tarihindeki Mehdiyet’e karşı hareketler, eskiden bir ise, şu an milyon. Yani milyon misli daha arttı. Eskiden tek tük Hz. Mehdi (a.s)’a karşı çıkan olurdu. Çok çok nadir İslam aleminde, bir kişi, iki kişi. Şu an diyanet işleri başkanları, ilahiyat fakülteleri. Her yer ayaklanmış vaziyette. Bir kısmı alay ediyor, bir kısmı “kuyunun dibinde” diyor. Bir kısmı “şuradan gelecek. Buradan gelecek.” Sürekli dikkat dağıtmanın peşinde. İran’da “kaynaklarından İslam’ı öğrenin” diyor, Peygamber (s.a.v.)’in hayatını. Kaynağına bakıldığında Şii kaynaklarında Peygamber (s.a.v.)’e laf söyleyen öldürülüyor. Namaz kılmayan öldürülüyor. Zekat vermeyen öldürülüyor. Hacca gitmeyen öldürülüyor. Dininden çıkan öldürülüyor. İslam’ı önce kabul etmiş adam, sonra çıkmış. İran’da kaç kişi bu yüzden öldürüldü. Adamın inancına saygı duyulmuyor. Adam “ben Hristiyan oldum” diyor. Hemen asıyorlar. “Ey gençler İslam’ın kaynaklarını öğrenin” diyor. Kaynak, işte sizde. Ver o kaynakları, millet öğrensin. O kaynaklarda işte asmak kesmek çok detaylı anlatılıyor. Kendi kaynaklarından onlara gönderelim yazılı olarak. Böyle bir samimiyetsizlik olmaz. Şii, Sünni bir araya geliyorlar, diyorlar ki “İslam aleminin birliği için toplantı yapalım” diyorlar. Birbirlerini kafir gördükleri için ayrı ayrı namaz kılıyorlar. “İslam aleminin birliği için toplantı yaptık, hadi hayırlı olsun” diyorlar. Zerdeli, pilav yiyip dağılıyorlar. Müslümanları oyalıyorlar böyle.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Mehmet Salim Ensarioğlu, Cizre olayları İsrail’den şunları söyledi; “Ben, Ergenekon’dan net olarak şüpheleniyorum. Melih Küçük yıllarca orada kaldı. Bence Ergenekon’un döküntüleri halen devletin içinde var.”

ADNAN OKTAR: Siz yüzbinlerce askeri, polisi PKK’nın şehit ettiğini biliyorsunuz. Kesintisiz eylem yapıyor PKK. Çünkü PKK eylemini keserse, PKK diye bir şey kalmaz. O yüzden sürekli eyleme ihtiyacı var. Korucular kaçıyor, derin devlet mi kaçırıyor bu korucuları? Öyle bir olay yok. Derin devletin ta kendisi zaten PKK. Hükümetin içine kadar uzanmaya çalışıyor. Parlamentonun içine uzanmaya çalışıyor. Devletin birçok tesisinde MİT’in içine girmeye çalışıyor. Her yere girmeye çalışıyor PKK. Dolayısıyla bir derin devlet yapılanması olarak, zaten PKK devletin içine oturmuş vaziyette. Devletin içinden sökülüp atılması gerekiyor. Mahallelerden sökülüp atılması gerekiyor. Derin devletin diğer adı PKK’dır.  Bu yapılanma çok eski bir yapılanma ve Güneydoğu’da komünist, Stalinist bir devlet kurmak için oluşturulmuş Marksist, Leninist devletin içine sızmış, devletin dışında da olan, içinde de olan bir yapılanma. Bakarsan, mesela hükümete de etki etmek istediklerini görüyoruz. Bakanlara etki etmek istediklerini görüyoruz. Akıl almaz yerlere sızdıklarını görüyoruz. MİT’in içine sızmaya çalıştıklarını görüyoruz. Her yere sızmaya çalışıyorlar ve her yerde faaliyet yapmaya çalışıyorlar. Ne demek istediğimi herkes anlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağababa, IŞİD’den kaçarak Türkiye’ye sığınan Irak’lı Türkmen ailelerle birlikte mecliste basın toplantısı düzenledi. Ağababa “Türkmenlerin Türkiye’deki durumu Kerkük’ten farklı değil” dedi. “Bugün Ankara’da IŞİD zulmünden kaçıp ülkemize sığınan 6 bine yakın Türkmen bulunuyor. Yaklaşık 900 aile. Ailelerin hepsi çok çocuklu. Bir ailenin 4-5 tane çocuğu bulunuyor. Çocuklar okula gidemiyor, hastalar hastaneye gidemiyorlar. Çocukların çoğunun ayaklarında bu kış gününde ayakkabı yok” dedi.

ADNAN OKTAR: Yapılacak şey, fakire fukaraya yardım etmek. Bu da çeşitli yardım kuruluşlarının da etkisiyle olabilir, başka türlü de olabilir. Kızılay da yapabilir, herkes yapabilir. Yani zor bir şey değil bu, pahalı mal olacak bir şey de değil. Pahalı da olsa zaten önemli, değerli bir şey.

AYLİN KOCAMAN: Ak Parti mülteciler için bir kampanya başlattı Adnan Bey, 46 tır falan gitti Güneydoğu’ya, bayağı bir şey gönderdiler yardım malzemesi olarak.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: İHH’nın da aynı şekilde devam eden ve yeni başlayan birçok kampanyası var, biliyorsunuz zaten inşaAllah.

ADNAN OKTAR: 1980 yılında Afganistan’a göç etmek zorunda kalan, Van’a yerleşen Kırgız Türkleriyle ilgili bir haber var. Var mı sizde bu? Ver bu haberi. Onu oku. Sonrada resimlerini göster.

KARTAL GÖKTAN: 1980’li yıllarda Afganistan’dan göç etmek zorunda kalan ve Van’a yerleşen Kırgız Türkleri, böl­ge­de­ki PKK te­rö­rü­ne kar­şı 30 denedir en ön saflarda koruculuk yaparak mücadele ediyor. Ancak at sırtında bölgenin emniyetini sağlayan Kırgız Türkleri, geçin sıkıntıları sebebiyle bölgeyi terk etmeye başladı. Kırgız Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Kenan Aytaç; “30 senedir PKK ile mü­ca­de­le­de ön saf­lar­da yer al­dık. Tür­ki­ye­’yi va­ta­nı­mız bil­dik, va­ta­nı­mız için ka­nı­mı­zı verdik, ver­me­ye de de­vam ede­ce­ği­z” de­di. Üzerlerinde ciddi bir psikolojik baskı olmasının yanı sıra geçim sıkıntısına da dikkat çeken Aytaç, “hayvancılık yapılması için yaylacılık olması şart. Tarım ile uğraşmak için ise toprak ve ciddi bilgi gerekmektedir. Fakat bizde ikisi de yok. Etrafımızdan ciddi bir psikolojik baskı da var.  Bu nedenlerle köyümüzde halkın büyük bölümü büyük illere ve Kırgızistan’a taşınmaya başlamıştır” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Mesela bu çok vahim bir gelişme.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafı gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Görelim. Bak aslanlara maşaAllah Kırgız Türklerinden, PKK’ya karşı mücadele yapan korucular. “Koruculuk sistemi daha geliştirilsen, daha güçlendirilsin” dedikçe, bu konunun tam aksi uygulanıyor. Ve “sürece de dokunmayın” deniyor. Bu nasıl bir süreçtir? Bir avuç Kırgız Türk’ü var orada. Bunlara maaş verilse, korucu olarak istihdam edilse, sayıları artırılsa, onların geçim konusu hallolmuş olur. Hayvan da verilebilir, toprak da verilebilir, zenginleşseler PKK’ya karşı çok güçlü bir yapılanma oluşur. Geriye dönmeleri zaten çok vahim. Hükümetin bu konuda çok güçlü tedbir alması lazım. Yani süreç süreç süreç! Nereden baksak batıyor olay yani. Yani Kırgız Türkleri göçüyor, “süreç devam ediyor” diyorlar. Koruculuk sistemi göçüyor, “süreç devam ediyor.” PKK bölgeye yerleşiyor “süreç devam ediyor” diyorlar. PKK bölgede eylem yapıyor, “bunu derin devlet yapıyor” diye bir de bu rezilliği çıkardılar. Tamamını PKK yapıyor. PKK’nın zaten kendisi derin devlet. Devletin içine yerleşmiş, devletin dışına da yerleşmiş, araziye yerleşmiş. Alan hakimiyeti sağlamaya çalışıyor. Yani devletin en tahmin edilmeyecek kurumlarına girmiş durumdalar. Yani meclise girmeye çalışıyor. Ne demek istediğimi anlıyorsunuzdur. Bir kısım bakanlara etki etmeye çalışıyorlar. Bundan ala derin devlet olur mu işte? Derin devletin ta kendisi.

AYLİN KOCAMAN: Güneydoğu’da Adnan Bey, PKK meralara izin vermiyormuş galiba, meralar olmayınca da çiftçilik ve hayvancılık durmuş durumdaymış, öyle de bir sorun var.

ADNAN OKTAR: Bak bu beyaz süreç olur mu? Meraya izin vermiyor, tebliğ yapmaya izin vermiyor, kitap dağıtmaya izin vermiyor, konuşmaya izin vermiyor, partilerin siyasi faaliyetine izin vermiyor “aman aman susun, süreç çok güzel gidiyor” diyor. Süreç yok, işgal devam ediyor işte. İşgal faaliyeti bu yani.

O kaçırılan korucular olayı çok önemli, bunu her gün gündeme getirelim, onların hepsi bırakılacak. PKK itliği bıraksın. Bu çakallar yeni bir yöntem geliştirdiler ‘Derin Devlet’ bir kısmı da bunu yutuyor, yiyorlar bunu yani. O zaman Türkiye’yi kasıp kavurur PKK. Hem eylem yapıp halkı dehşete düşürür, onu sağlayacak hem de bunu derin devletin üstüne yıkıp Türk devletini köşeye sıkıştıracak. Var mı böyle bir kurnazlık? Yok böyle bir şey, olmaz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Suudi Kralı Abdullah vefat etmiş. Prens duyurmuş 35 dakika önce.

ADNAN OKTAR: Allah rahmet etsin. Zaten hep yaşlı oluyor krallar, en fazla bir yıl iki yıl yaşıyorlar, sırada diğer yaşlı olan geliyor, öyle bir sistem kurmuşlar.

BÜLENT SEZGİN: Zatürre olmuştu, solunum güçlüğü bir tedavi görüyordu.

ADNAN OKTAR: Kardeşim çok yemek yiyorlar. Özel aşçılar getirttiriyorlar falan ıstakozlar, kuzu kızartmalar şunlar bunlar, yani hemen hepsinde kalp damar rahatsızlığı var, acayip kilolular, herhangi bir rahatsızlıkta da enfeksiyon kapıyorlar, ondan sonra kurtarmak mümkün olmuyor. Bir kere onların tığ gibi zayıf olması lazım. Saray doktorları falan ilgilenmiyor böyle şeylerle, bol bol yedirip içiriyorlar. O konuda onlara bir uyarı yapılması gerekiyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yemen’de İran yanlısı Husi’ler,  başkent Sana’da kontrolü ele geçirerek, Riyad destekli devlet Başkanı Hadi’yi ev hapsine aldı. Şu anda Husi’ler iki kent dışında ülkenin tamamını ele geçirmiş durumda.

ADNAN OKTAR: Yani ne işlerine yarayacak?   

AYLİN KOCAMAN: Genel olarak şunu istiyorlarmış Adnan Bey; yönetimde hak sahibi söz sahibi olmak istiyorlar. Normalde Kuzeybatı kısmı tamamen onların elinde, fakat pek sözlerinin dinlenmediğini düşünüyorlar. O bölgeleri ele geçirmişler geçen Eylül ayından beri ama dediklerini yaptıramamışlar.

ADNAN OKTAR: Tamam, yönetimde olsunlar o zaman, uzatacak bir şey yok.

KARTAL GÖKTAN: Altı federal ön gören yeni anayasa taslağını ülkeyi böleceği gerekçesiyle.

AYLİN KOCAMAN: O anayasa taslağını istemiyorlar, o konuda da devlet başkanını rehin aldıktan sonra anlaştılar galiba.

ADNAN OKTAR: Kardeşim kepazeliğe gerek yok ki, rezalet çıkartmaya da gerek yok. Nezaketiyle Müslümanca oturur anlaşırlar. Karmaşık olan bir şey yok.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Doç. Dr. Fatih Özbay Twitter’da bir fotoğraf paylaşmıştı. “Rusya Ortodoks alt kanadı Devlet Duması’nda ilk defa bugün bir Rusya Ortodoks Kilisesi patriği konuşma yaptı” diye.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. İşte bakın, Rusya dine çok önem veriyor, o da onların çok lehine bir durum.

BÜLENT SEZGİN: Fransa’da 7 Ocak’tan itibaren Müslümanlara ve ibadethanelere yönelik 116 saldırı kayda geçti. Bu da geçen yılın aynı dönemine oranla İslamofobik eylemlerde yüzde 110 artış olduğunu gösteriyor. Fransa’da çoğu Kuzey Afrika kökenli 4 milyonun üzerinde Müslümanın yaşadığı tahmin ediliyor.

ADNAN OKTAR: Bu belanın ön kıvılcımları, bütün Avrupa’da müthiş bir felaket dalgası yayılacak, Hz Mehdi (a.s)’ın çıkışından önce. Allah kendisini hatırlatacak insanlara. Sonrada bir huzur çağı başlıyor. Savaşların olmadığı, kavgaların olmadığı, silahların sustuğu bir huzur çağı.

AYLİN KOCAMAN: Siz hep anlatıyordunuz Adnan Bey, “Batılı ülkelerin Ortadoğu’da ve Afrika’da yaptıkları sonra onlara bir nefret sistemi olarak geri dönüyor” diye. Fransa’nın da Kuzey Afrika’da yaptıklarından sonra, böyle bir şey oluyor onlara karşı.

ADNAN OKTAR: Fransa, Kuzey Afrika’da akıl almaz bir kıyım, akıl almaz bir işkence, akıl almaz bir sadistlik uyguladı, her türlü ahlaksızlığı yaptı, mahvetti oradaki insanları, şu an o bela onlara yeniden dönüyor, olay bu.

Bundan sonra şöyle bir deneme de yapabiliriz, sabah namazından sonra bir saat iki saat sohbet yapma ihtimalimiz olabilir, onu deneyebiliriz. Bir de gece geç vakte kadar daha dört beşe kadar yapabiliriz program, bunları bir düşünelim. Bir de izleyiciler neyden hoşlanıyorlar onları bize yazsınlar, yani nasıl bir ortam istiyorlar nasıl bir şey istiyorlar, onun bir istatistik çalışmasını yapın.

Yeni nesil Doğu’da hep Darwinist materyalist ve Marksist eğitiliyormuş. Onun için yeni nesil genellikle BDP’ye oy veriyormuş, yaşlılar AK Parti'ye oy veriyorlarmış. Hükümet Darwinizme karşı nasıl mücadele yapabilir, onun yoluna bakalım. Yani anayasaya, kanunlara uygun olarak nasıl imkan sağlanabilir.

“Hocamız en iyisini bilir” Olmaz. Neyden hoşlandıklarını bize yazsınlar, yani nasıl bir ortamdan hoşlanıyorlar. Yani o zaman biz anlayamayız. Yani o iyi niyetle saygıyla söylüyorlar ama benim kendimce bildiğim şeyler var ama insanların ne düşündüğü ayrı oluyor, herkesin bir ayrı görüşü olabiliyor, bunda bir şey yok. Açık açık bir samimiyetle, bilinçaltlarını da vurgulayacak şekilde, bilinç üstü değil bilinçaltını da söyleyecek şekilde samimi olarak bana söylesinler.

“Hocam siz olun bu bize yeter, Hocamız en iyisini bilir, Hocamız aslan” diyor bir başkası, “böyle güzel” diyor. “Hocamızın takdiri.” Öyle olmaz, tamam takdir benim de inşaAllah, siz de fikrinizi söyleyeceksiniz.

Birde gecelerin bizim olması için bir stil oluşturalım. Çünkü gece alemi ayrıdır gece uyumayanlar, onlar bizim için çok önemli bir kitle. Bütün dikkatin üstümüzde olması gerekiyor ona göre bir şey yapalım.

Evet, şimdi dinliyorum.

BÜLENT  SEZGİN: Sizin dün üzerinde durduğunuz bir konu vardı Adnan Bey, ellerindeki iki Japon rehine için ikiyüz milyon dolar fidye isteyen IŞİD'in verdiği süre yarın sabah saat 7'de sona eriyor. Japonya başbakanı;"Rehinelerin kurtarılması için elimizden gelen her şeyi yapacağız." dedi

ADNAN OKTAR: Daha önce Müslümanların öldürülmesi için tık parayı vermişsin, bu sefer de o insanların kurtarılması için ver o parayı. Parayı bir şekilde kurtarabilirsin ama adamları kurtaramazsın.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz zaten biliyorsunuzdur Adnan Bey, dünyanın en zengin devletlerinden biridir bu devlet.

ADNAN OKTAR: Tabii zibil gibi paraları var. Parayı telafi etmek kolaydır yani bir şekilde telafi edersin sonunda ama can gitti mi gitti, yani o kadar.

“Tayyip Hocam demeyin, ne şeyh ne şıh. Ben onun peşinden niye gideyim?” diyor, Kübra Gazioğlu. Tayyip Hocam, ben şeyhim şıhım demiyor ki. Hocayım da demiyor ama imam hatip mezunu, imam, yani hoca. Ben ona hocam diyorum, hocadır Allah Allah. Gayet güzel Kuran okuyor tecvitli, fıkıh bilgisi de var Kuran bilgisi de var, alenen hoca yani açıklaması yok. Hocalık en büyük makamdır, en yüksek makamdır yani. Ben hoca değilim, ben öğrenciyim, İslam alimi hiç değilim, halktan herhangi bir insanım ben. Ama Tayyip Hoca, hocadır yani. Kardeşim diplomalı hoca onlar, birçoğu. İmam hatip mezunu demek, diplomalı hoca demektir.

Sinan Ateş, çok beğeniyormuş konuşmalarımızı.

Mustafa Kocaboğa; “cepheden çekim olsun Hocamıza” diyor.

Yağmur Kaya, Ali Fetvacı; “Böyle güzel samimi olunca daha güzel, Hocamız her nerde olursa olsun izleriz, Hocamız en doğrusunu bilir.” Estağfurullah. Ali Fetvacı, “her gece sonuna kadar buradayım.” Murat Türkücü; “Hocamız hep yan çekimden görüyoruz, cepheden ve alabildiğinizce yakın çekim yapın, tek başına bile bu izleme oranını arttırır, maşaAllah” diyor.

Güreş müsabakası  istiyorlar. Olabilir ama eski güreş müsabakalarını gösterebiliriz yani Celal Atik, Üzeyir Sille, Hüseyin Akbaş, Ali Rıza Alan, Mehmet Uzun, Gazanfer Bilge, Ahmet Şahin, Vehbi Akdağ. Mehmet Sarı, uzun yıllar şampiyon olmuştu. Vehbi Akdağ da olimpiyat ikincisi olmuştu.

“Fakirliğin insan yapımı bir şey olduğundan bahsediyor” diyor, “bunu anlatabilir misiniz?” Doğru bak bunu fark etmesi çok ilginç Nuri Genç'in. Tabii fakirlik özel oluşturulan bir sistem dünyada. Ama en en en arkasında Mikail (a.s) var, yani o işin içinde bir sır var. Tabii ki derin güçler kullanılıyor ama fakirlik özel oluşturulan bir durum, ama onu fark etmesine şaşırdım.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz 7 yıllık küresel ekonomik kriz için de demiştiniz, en arkasında Mikail (a.s) var diye.

ADNAN OKTAR: Vasyanur Çakır; "Bir kerede  Hocam Adnan Oktar Bey oynasa da bir efe görsek" diyor. Bir kereyle olmaz.

Yağmur; “Kuran tefsiri yapmanızı çok özledik canım Hocam, hep eski videoları izliyorum" diyor.

“Aralar kısa olsa iyi olur” diyor.

“Demesem olmazdı bayılarak izliyoruz, beğenerek izliyoruz” diyor.

Hayriye Selasiye; "Hocam, Darwin adam mıdır?" diyor. Adam da yanlış adam.

“Hocam seni çok ama çok seviyoruz. Sizi millet meclisinde bizim gönlümüzün etkileri olarak görmek istiyoruz." Eyvah, millet meclisinde o sandalyelerde oturacağız. Çok vaktimizi alır öyle bir şey, bir faydası da olmaz. Yani benim için, evet.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Sizin fikirleriniz Adnan Bey dünya çapında etkili oluyor, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii fikir önemli, kitaplar önemlidir.

"Bir karış toprak vermeyiz Hocam” diyor, “onca şehit verdik bu topraklarda" diyor.

“Neden hep açık bayanlar var?” diye soruyorlarmış. Tamam kapalı hanım kardeşlerimiz de var, onlardan da çağıralım da, içiniz rahatlasın bari.

Sinan Ateş; "Hocam severek izliyoruz" diyor. Allah razı olsun.

İbrahim İlkmat, Mustafa Koca; “Harika, muhteşem ötesi muhteşem” diyor.

Kardeşim uyumuyor mu bu millet bu saatte bütün millet ayakta nasıl oluyor?

GÜLGÜN GÖKTAN: Yurt dışında olanlar özellikle takip ediyorlar.

ADNAN OKTAR: Allah Allah.

Kardeşim bir kere müzik ruhun gıdasıdır. Burada yine sohbet ediyoruz, faydalı bilgiler veriyoruz onlarda aklın gıdasıdır. Ama müzikte ruhun gıdası. Güzel insanlarda ruhun gıdası, estetikte ruhun gıdasıdır. Burada ruh gıda almış oluyor. Bir nezaket ortamı oluyor, bir sevgi ortamı oluyor, bir hürmet ortamı oluyor, bir estetik ortamı olmuş oluyor. Ruh ayrı, ayrı feyizdar oluyor oradan feyz almış oluyor, bir suhulet, bir ferahlık, bir inşirah kalplere nakşolmuş oluyor, inşaAllah.

“Ortam harika Hocam, sadece yayının başlayış bitiş dakikasını tam bilmek isterim.” Olmaz, onu söylersek, o programın bazı güzel şeyleri var, o olmaz.

Azerbaycanlıymış, Allah Allah Azerbaycan’da bu saatte ayakta nasıl oluyor, maşaAllah.

“Gönüllü kardeşlerimiz neredeyse bütün olarak sizin kitap ve yazılarınızı alıp kendi makaleleri gibi farklı sitelerde yayınlıyorlar” diyor, “sizden alıntı yaptıklarını çoğunlukla yazmıyorlar. Bir şey söylememiz uygun olur mu?” Evet, normalde öyle olması lazım, çünkü öbür türlü okuyanlar, onların samimiyetsiz olduğunu düşünebilirler, garip karşılar “bunu ben yazdım” diyor aldatmış olur, yalan söylemiş olur. Halbuki Müslüman dürüst olur, “ben bu yazıyı şuradan aldım burada da yayınlıyorum” demesi lazım. Ama bu yazı bana ait derse, alıntı yaptığı da açık görüleceği için samimiyetsiz, çirkin bir görüntü oluşur, yakışık almaz.

“Allah aşkıyla sevdiğim Adnan Bey” diyor, “beyaz melek gibi gecemizi muhteşem yakışıklılığınızla aydınlatırken bizler nasıl uyuruz? Nurum, ışığım” diyor.

Bütün millet coşmuş, herkes ayakta uykusuz kalacaklar. Gitsinler abdest alsınlar hazırlansınlar. Bizde gidelim, inşaAllah. Bugün bu kadar olsun. Ama şunu anladım, geç vakitte izleme var. Ama hayret nasıl dengeliyorlar sonra uykularını.

GÜLGÜN GÖKTAN: Yurt dışında olanlar, onların saat farkından dolayı daha rahat takip edebiliyorlar.

CEYLAN ÖZBUDAK: Önceden uyuyup belki uyanıyor olabilirler.

ADNAN OKTAR: O olur. Tamamdır bu günkü denememiz iyi. Yarın bir daha bakacağız. Tamam, hadi bakalım şimdi gidelim. Yarın görüşürüz, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler programımız bu akşam sona erdi. Yarın tekrar kısmetse görüşmek üzere, hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü