Harun Yahya

Sohbetler (24 Ocak 2015; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler programımız başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: IŞİD, rehin tuttuğu 2 Japon’dan birini infaz etti. Diğerini Ürdün’de tutuklu bulunan kadın intihar bombacısı Sacide El-Rişavi’yle takas etmeyi önerdi.

ADNAN OKTAR: Japonya’nın densizliği. Halbuki parayı verse, parayı geri almak mümkün, bir şekilde geri alırsın. Ama adamın canı bir daha alınmaz. Allah onların egoistliklerini, ahlaksızlıklarını gösteriyor. Belli ki o sistem öyle çalışıyor. Adamlar artık Kuran’a tam tabi olmadıkları için, uydurma rivayetlerle hareket ettikleri için böyle acı ve dehşeti uygulamaya devam edeceklerini hadislerden anlıyoruz. Hz. Mehdi (a.s) çıkıncaya kadar bunlar bu şiddeti uygulayacaklar belli. Ver bir şey olmaz, buhar olmuyor geri alırsın, bir şekilde alınır.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: 2015 seçimlerinde yüzde 10 barajını aşmak isteyen HDP, doğu-batı taktiği geliştirdi. 2015 genel seçimlerinde seçim barajını aşmak için HDP, doğudaki güçlü isimlerini batıdan aday gösterecek. Demirtaş İstanbul 1. bölge, Pervin Buldan 3. bölgeden birinci sıra aday olacak. İkna olursa Kadir İnanır gibi ünlüler ise, doğudan aday gösterilecekler. Prof. Mithat Sancar’ın da Mardin adaylığı kesin.

ADNAN OKTAR: Yalnız onlar parti olarak katılırlarsa, bunların hepsinin göstermelik olduğu belli. Tamamı göstermelik. Amaçlarının AK Parti’ye oy transferi olduğunu sağır sultan bile duydu, herkes biliyor, bütün dünya biliyor şu an. Çocukça bir manevra var. Bizim de zekamızla güya alay etmeye kalkacaklarmış gibi görünüyor. Bunları bıraksınlar. AK Parti’ye oyları hediye edip, 400 küsur milletvekili verdirtip ‘hadi anayasayı değiştirin’ diye AK Parti’yi sıkıştırmayı düşünüyorlar, konu bu. Olmazsa da diyecekler, işte “oylarımızı gasp ettiler, bunlar oy hırsızı” diyecekler, bilmem ne falan artık kim bilir neler diyecekler. Hep prestij kazanacaklar, hem girseler de güçleri yok bunların. Meclise girseler bile güçleri yok. Hadi 70 milletvekili diyelim, hiçbir şey yapamaz 70 milletvekili, boş yani. Dolayısıyla bir taşla on beş kuş. Hem propaganda yapacak, hem AK Parti’yi köşeye sıkıştıracaklar, hem Abdullah Öcalan’ın bırakılması için baskı yapacaklar, hem asker-polisin katillerin bırakılması için baskı yapacaklar, federasyon için baskı yapacaklar. Bin bir türlü manevra ve hepsi de boş, bak söyleyeyim. Ne federasyon olur, ne katiller bırakılır, ne de bu yaptıkları manevralardan bir şey çıkar, boş yere uğraşıyorlar. ‘Başkanlık sistemini getiririz, işler biter’ kafasındalar, öyle bir şey olmaz. Kürt halkı da, Kürt kardeşlerimiz de adamların imanına inancına bakarlar. Ünlü olması falan önemli değil. Ama PKK silahını dayarsa-ki, dayıyor Güneydoğu’da, ağaları çağırıyor, aşiretlerin liderlerini çağırıyor, “BDP’ye oy vereceksiniz” diyor. Bu tehdit altında tabii ki BDP kazanır. Ama silah tehdidi kalktığında, BDP’nin alacağı oy sayısı sıfır virgül sıfırlı olur. Hiçbir şekilde oy alamaz. Ama silah tehdidi tabii muazzam bir avantaj sağlıyor. BDP istese de istemese de, arkasında PKK desteği var. Dolayısıyla bu destek sayesinde oyları çantada keklik gibi oluyor. Bu oyunu hükümetin durdurması lazım. Ama faraza kazansalar bile, bu bir suni kazanmadır. Adalet er geç yerini bulur. Mutlaka bir gün silahların gölgesi kalkacaktır, BDP de diğer eski partiler gibi tarihin içerisinde yerini alacaktır ve kaybolacaktır. Suni bir partidir BDP, zorlama bir partidir, silah gölgesinde gelişen bir partidir. Silah gölgesi kalktığında, BDP de kalkar. Yalnız PKK’yı kazımada da, usta olmak lazım. Acemi adamlara PKK’yı kazıtmaya kalkarsanız, ellerine yüzlerine bulaştırırlar, bak bunun altını çizerek söylüyorum ve ehemmiyetle söylüyorum. Adama dersin ki “PKK’yı kazı.” Adam acemidir, gereksiz zayiat da verdirir, olay da çıkartır, iş çıkartır. Ama akılcı iyi planlanırsa, bir gece üstüne çökersin tak sabahına hepsini teslim alır çıkarırsın. İnce plan ve çok akılcı hareket edilmesi lazım. Ama  bunun dışında, işte biz şunu yaparız bunu yaparız, karmakarışık falan böyle olmaz. Çok iyi bir istihbarat, çok gelişmiş silahlar, çok yüksek sayıda asker ve polis kullanılması ehemmiyetli. Ki hiçbir şekilde can kaybı olmasın, zayiat olmasın. Askere de kaliteli silahlar dağıtılsın, mevcut silahlar olmaz. O 800 metre menzilli yeni silah yapmışlar o da olmaz. Avrupa’daki silahlar 2000-2500 metre menzilli. Hadi 1500 metre menzilli olsun. Adamlar dürbünlü karabina silahları takıyorlar omuzlarına, askeri 1500 metreden, 2000 metreden vuruyorlar, şehit ediyorlar. Bizim askerlerin silahı en gelişmişi bile 800 metre. Zaten normalde 600 metre falan. Daha eskileri hiç gitmiyor, 200-300 metre falan ancak gidiyor. Böyle olmaz. Askeri modern silahlarla silahlandırsınlar. Özellikle özel harekatçılar. Kapatılan özel harekat okullarının hepsi açılsın. Bakın, kapatılan özel harekat okullarının hepsi açılsın. Çok iyi yeniden özel harekatçı yetiştirilsin, gelişmiş özel harekatçılar yetiştirilsin. Baya yetenekli hocalar var, keskin nişancılarımız yetiştirilsin, bunlar caydırıcı olur. Gelişmiş silahlardan kasıt da caydırmaktır, silahın kullanılması değil. Silahın yüzü soğuktur, etki gücü vardır. Mesela Amerika, “işgal ederim, şunu yaparım, bunu yaparım” dedi mi konu bitiyor. Neden? Adamlardaki asker gücü ve silah gücü caydırıcı oluyor. Mesela İran da silah gücüyle caydırıyor. PKK’yı nasıl caydırdı, nasıl diz çöktürdü, nasıl hizaya getirdi açık. Onun için Türk ordusuna da kaliteli silahlar verilirse bu caydırıcı olur. Yoksa biz silahın kullanılmasını hiçbir şekilde istemeyiz. Ayete göre Allah; “Caydırır” diyor, “bildiğiniz bilmediğiniz düşmanlarınızı caydırır” diyor.

Silahlar zaman gelecek tamamen eritilecektir. Silah diye bir şey kalmayacak dünyada. Silah tamamen lüzumsuz bir şey. Ama şu an mecburuz, başka türlü bir yol yok. İran çünkü asker gücüyle, silah gücüyle, her yere diz çöktürüyor. Bak civar ülkeleri de hizaya getiriyor, kendi kafasına göre. Nizam veriyor, şekil veriyor. Türkiye’nin de çok kaliteli gelişmiş her türlü hem rokete, hem silaha sahip olması gerekiyor. Ama tekrar söylüyorum kullanılması için demiyorum, caydırması için istiyorum. Kullanılmasını hiçbir şekilde istemeyiz. Mesela asker değil mi, silahla gezer, nedir bu, caydırıcıdır. Asker belki hayatında hiçbir kere bile çatışmaya girmez ama caydırıcı gücü kullanır.

Reha Yeprem’in eşi Özlem Yeprem; “Programı arkadaşlarıma izletiyorum. Kıymetli Hocamın duasını ve selamını rica ediyorum. Onu da çok seviyoruz.” Ben de onu çok seviyorum. O dünyalar tatlısıdır, Özlem Yeprem. Çok güzel hizmetler yapıyor, maşaAllah. İslam’a Kuran’a çok faydalı bir insan. Allah ona uzun ömür, hidayet,  sağlık sıhhat versin, sevinç versin. Reha da baya yoğun, gayretli bir delikanlı, maşaAllah. O da vicdanı çok temiz, güzel ahlaklı bir delikanlı, maşaAllah.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Diyarbakır’da Hüda Par öncülüğünde diğer tüm Müslüman grupların da katılımıyla, Peygamberimiz (s.a.v)’e Sevgi Mitingi yapıldı. 100 binden fazla kişinin katıldığı miting yaklaşık 2 saat sürdü. Kendilerine “Peygamber Sevdalıları” adını veren bir grup da Charlie Hebdo’nun İslam’a yönelik saldırısını protesto etti. Mitingde HüdaPar Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu Diyarbakır ve çevre illerdeki din alimleri de vardı. Mitingde konuşan Molla Osman Teyfur; “Şahsımıza, namusumuza dil uzatırsanız, bunu Allah için affedebiliriz. Ama Allah Resulü’ne yapacağınız saldırıları, hakaretleri asla kabul etmeyiz. Kimsenin fikir ve düşünce özgürlüğü adı altında İslami değerlere hakaret etmeye, bunu fikir özgürlüğü olarak sunmaya hakkı yok” dedi.

ADNAN OKTAR: Peygambere, bütün peygamberlere, büyüklerine insan söz edilmesini istemez. Hakikaten kendine de bir şey söyleseler, o kadar ehemmiyet vermez ama sevdikleri için çok rencide olurlar, üzülürler. İnsanları üzmek, rencide etmek çok vicdansızca bir hareket, çok kötü bir hareket.

 Var mı mitingin resmi, göreyim.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Ayrıca Molla Osman Teyfur, İslam Birliği çağrısı da yaptı. İfadeleri okuyabilirim, uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bak o PKK’yı baya korkutur. 100 bin olur mu, an az 1 milyon insan vardır.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Molla Osman Teyfur, İslam Birliği çağrısı yaptı; “O zalimler, o kafirler yakında kimin terörist olduğunu ve terörizmin kendi elleriyle İslam dünyasına ithal edildiğini görecekler. Onu sevmek, onu korumaya çalışmak imanımızın bir gereğidir. Onun için muhakkak ‘Müslüman’ım ve müminim’ diyenler onun önderliğinde toplanmalı. Eğer millet olarak ihtilafları bir tarafa bırakmazsak, Kuran ve sünnet etrafında kardeş olmazsak, Allah Resulü ve değerlerini koruyamayız.”

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor tabii. Helal olsun Diyarbakır’ın aslanlarına,  Diyarbakır’ın şanlı yiğitlerine. Tekrar tekrar tebrik ediyorum. PKK’yı kudurtan çok esaslı bir şamar indirmişler. Zaman zaman da böyle legal mitingler de çok büyük fayda var. Yedi cedlerine rahmet olsun baya güzel olmuş. İmanlı millet, Kürt kardeşlerimiz çok imanlıdır. Türk milleti çok imanlıdır. Türk milletinin fertleri olarak Kürt kardeşlerimiz can onlar can, aslan. Diyarbakır demek delikanlı yatağı demek, koç yiğit demek. Helal olsun, çok güzel olmuş.

“PKK lanetullah” yani Allah’ın laneti PKK’nın üstüne demişler, güzel demişler. Yani isterseler, bizim dediğimiz gibi de diyebilirler; pislik-kahpe-kalleş PKK diyebilirler. Ama tabii şiddet üslubundan kaçınmak lazım. Diyarbakırlıları tekrar tebrik ediyorum, aslanları. Bütün sokaklar caddeler dolmuş. PKK mahvolmuştur. İşte bu kadar. Her yerde yapsınlar böyle legal mitingleri.

Pis herifler, PKK’lılar çok aşağılık herifler. Güneydoğu halkı çok dindardır, çok temiz ve çok efendi insanlar. Yıllardan beri kene gibi yakalarına yapıştı PKK, baş belası oldular.

Dinliyoruz.

BÜLENT SEZGİN: PKK lideri Öcalan’ın özgürlüğü için başlatılan kampanya çerçevesinde, Iğdır’da imza toplandı. Kampanya çalışmasının sürdüğü açıklandı. Iğdır’da BDP ile HDP yöneticileriyle Iğdır belediyesi Eş Başkanı Şazi Önder’in de bulunduğu grup, PKK lideri Öcalan’ın özgürlüğü için el ele bağlı mahallelerse dolaşarak imza topluyor. Bu şekilde Doğu Beyazıt’da 70 bin imza toplandı. Çalışma sırasında Iğdır’da 30 Ocak Cuma günü yapılacak ‘Öcalan’a özgürlük mitingine katılım çağrısı da yapıldı.

ADNAN OKTAR: Öcalan’a özgürlük dedikleri şey; bütün asker-polis katillerinin ve Öcalan’ın bırakılması. Bu ne demek? Asker-polis katillerinin yaptıkları tasdik edilmiş oluyor. Bu anlama gelir. Ve serbest anlamına gelir. “Askeri polisi istediğiniz gibi öldürebilirsiniz, şehit edebilirsiniz, cezası yok.” İstediği gibi çeker vurur, sırtından da vurur, uzaktan da vurur. Zaten diyor onlar, “biz suç işlemedik ki af olsun” diyorlar, “sadece salıverme olacak” diyor o kadar. “Af sözünü durmak istemiyoruz” diyorlar. “Af olması için, suç olması lazım. Suç değil ki yaptığımız” diyorlar. Kahramanlık olarak görüyorlar onu, asker-polis şehit etmeyi. Kahpeliklerini de kahramanlık olarak görüyorlar. Sırttan vurmak, kahpelik yapmak, dürbünlü tüfekle uzaktan ensesinden vurmak adamlar bir yiğitlik olarak görüyorlar. Şimdi de imza toplayacaklarmış, af için uğraşacaklar. Böyle bir şey olmaz. Bak, Abdullah Öcalan da özgürlük diyor zaten af demiyor. Yani, “suç yok ki af olsun” diyor, “özgürlük, özgür olacak” diyor. İmzalarla bir yere varamazlar. Olur mu öyle? Birisi gidecek asker-polis şehit edecek, gidip imza toplayacak, “hadi bırakın” mı diyecek? Burası kanun hukuk devleti. Cinayet işlediysen, asker şehit ettiysen, karşılığı normalde idamdı. Biz idamı kaldırdık, yerine müebbet hapis koyduk. Şu ana kadar çoktan asılmıştı hepsi zaten, bir kişi kalmamıştı. Biz asmadık, müebbet hapis verdik. Bunun dışında bir yol olmaz. Boş yere uğraşmasınlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Siz, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu’nun sağlıklarının çok iyi korunmasını söylemiştiniz. Bugün Sayın Erdoğan’ın doktoru, Tayyip Bey için aldıkları ağlık tedbirlerini de anlattı; “Cumhurbaşkanımız için yurt içerisinde ve yurt dışı için ayrıca senaryolarımız vardır. Gideceğimiz her yerde acil durumlarda başvuracağımız hastaneler önceden araştırılır. Buralara gerekirse malzeme ve uzman götürülür. Mesela Afrika’ya gidiyoruz. Burada olacağımız yerlerde gerekirse acil olarak başvuracağımız hastaneler belirleniyor. Varsa eksiklerini tespit edeceğiz. Kan ihtiyaçları falan önceden düşünülüyor. Cumhurbaşkanımızın yanında sürekli olarak ya ben bulunuyorum ya da Prof. Dr. Serkan Topaloğlu oluyor.”

ADNAN OKTAR: Bir kişiyle olmaz, tek doktor olur mu? Ona da bir şey olabilir. En az 2-3 doktor olması lazım. Parasını biz vereceğiz, maaşını biz vereceğiz, olur mu öyle şey? Sayın başbakan’ın yanında da, Cumhurbaşkanı’nın yanında da öyle bir heyet halinde olması lazım, uzman doktor. Yiyecek içecek hepsi yanlarında götürülmesi lazım. Orada gösterilen ihtimamı tamam takdir ediyoruz da, yiyeceğinin hazır götürülmesi lazım, orada ikram edilmesi lazım. Bu zor bir şey değil. Mesela hava soğuksa dışarı çıkartmanın bir alemi yok, buz gibi soğukta. Eksi 10 derece soğukta sokağa çıkartmanın bir alemi yok. Doktorlar orada müdahale edecekler yahut uykusuz, yorgun, bu insanlar taştan demirden değil insan. Özen gösterilmesi lazım. Sesi kısılmıştı, daha hala mitinge devam ettiriyorlar. Doktorunuz yok mu? Müdahale edin. Mesela bir bakan çıksın konuşsun. MazaAllah bütün sesini tamamen kaybedebilir.

BÜLENT SEZGİN: “Öyle bir ihtimal de var” diyorlardı.

ADNAN OKTAR: Tabii ne gerek var? Çık gürül gürül konuş. O da senin yanında dursun. Tasdik etsin. Bir selam verir iner. Hep seyretme yanlısı birçok kişi. Böyle olmaz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Çözüm süreciyle birlikte dağlarda silah sesleri duyulmuyor ama toplumsal olaylarda ve günlük yaşamda Kürt gençlerin öfkesi görülüyor. El Cezire Türk’e konuşan Sırrı Süreyya Önder’e göre öfkenin nedeni devletin şiddeti. Önder; “bu öfkenin çözüm süreciyle ilerlemesiyle bilim, sanat gibi alanlara kayacağını” söylerken Profesör Doktor Özer ise “süreç olumluya doğru giderse öfke diner” dedi.

ADNAN OKTAR: Bakın, bir şey söylediğinde ne olduğunu bilmek lazım. Bunun ne anlamı olduğu belli değil. Çöz çözebilirsen. Diyoruz ki soruyoruz Genelkurmaya; “sen biliyor musun?” “Ben bilmiyorum” diyor. İçişleri Bakanı; “ben de bilmiyorum” diyor. Sürekli “çözüm süreci” diyorlar. Kimse bilmiyor ne anlama geldiğini. Yani çözüm olduğunda, süreç ilerlediğinde, nasıl ilerler bu, ilerlemenin sonucunda elimize geçecek olan nedir, belli değil. Sadece arada sırada diyorlar ki “katiller bırakılsın. Af değil, bırakılsın. Federasyon ilan edilsin. Başkanlık sistemi olsun. Konu bitsin.” “Süreç bu mu?” diyorsun, “anla artık işte” diyor. “Onu söyleyemeyiz” diyor. “Bu gizli” diyor. “Sürecin ne olduğunu söyleyemeyiz. Ben de söyleyemem, sen de söyleyemezsin. Soramazsın da” diyor, “sor ama cevabını da alamazsın” diyor. Süreçten kasıt, Türkiye’nin Güneydoğu bölgesinin PKK’ya verilmesi. Benim anladığım bu. Katillerin bırakılması, federasyon ilan edilmesi, başkanlık sisteminin açıklanması, anayasanın değişmesi. Çok özür dilerim, buna müsaade etmeyiz. Yani bizim oylarımızla olacağı için, bize sorulacağı için, biz müsaade etmeyiz. Başkanlık sistemini istemiyoruz Türk milleti olarak. Federasyon asla. Katillerin affı, hakarettir zaten, bize bunun teklif edilmesi. O zaman nedir? Zorunuz nedir? “Barış istemiyor musunuz?” diyor. Sen dalga mı geçiyorsun? Barışı kim istemez? Böyle laf olur mu? Çölde kalmış adama “buzlu limonata ister misin?” gibi bir şey. Tabii ki herkes ister. Ama bu dedikleriniz olmaz. Adam “zorla Türkiye’nin Güneydoğu bölgesini almak istiyorum” diyorsa, onun bir usulü, yolu vardır, gelsin, bir denesin bakalım. Ama alacağı cevaptan biz sorumlu olmayız. Yani bize iş çıkarmasınlar. Otursun oturdukları yerde. Biz 700 bin kişilik askeri gücümüzle, 300 bin kişilik polis gücümüzle oturup seyretmeyiz. Ne yapacağımız da belli. Akılsızlık yapmasınlar. Bu sefer kaçacak delik de bulamazlar. Çünkü bu sefer kaçtıklarında kafa kesenlerin hanesine gelmiş olacaklar, kaçacakları yer.  Ya Türk ordusuna teslim olacaklar, hapse girecekler, ya kendilerini teslim edecekler IŞİD’e. Başka bir yolu yok. Cıvıklık istemiyoruz. İmza falan, imzayla çorba kaynatmaya kalkıyorsun sen. İmzayla hiçbir yere varamazsın. İstersen resim çiz. Tablo yap. Ne yapıyorsan yap. İmzayla netice alamazsın. Asla müsaade etmeyiz. 30 kere söylemenin bir alemi yok. Akla bak. Musul’da klor deposunda tankerler dolum yapılırken peşmergenin attığı füze sebebiyle patlama olmuş ve klorun etrafa yayılma sebebiyle binden fazla insan ölmüş. Peşmerge taraftarları “bin IŞİD’li öldü” diyorlar ama Allahualem çok sayıda sivil ölmüş. Tabii yani oraya IŞİD’ler doluşmaz. Orada çoluk, çocuk, kadınlar vardır. Ne işi var IŞİD’in orada. Durur mu orada? Çok büyük bir yanlışlık yapmışlar, çok büyük bir hata yapmışlar, büyük bir günaha girmişler.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ümit Özdağ, köşesinde bir jandarma subayının yolladığı mektubu yayınladı. Bazı bölümler şöyle; “birilerinin öve öve bitiremediği çözüm süreci iki kesime çok büyük zararlar verdi. 1: Koruculara devlet yanlısı bölge halkına. 2: Güvenlik güçleri, ancak daha çok askeri personel ve ailelerine. Koruculara neler yapıldığı, nasıl tek tek şehit edildikleri ve devletin süreç hatırına hiçbir şey yapmaması basına hep yansıdı. Devlet yanlısı halkın durumu daha da vahim durumdadır. Ne can ne de namus ehliyetleri kaldı. Devletin yanında olmaktan bin pişman durumdalar. Allah terörle mücadelenin sivil ve yöreden ayağını oluşturan bu iki gruba yardım etsin.”

ADNAN OKTAR: Ümit Özdağ.

KARTAL GÖKTAN: Ümit Özdağ, jandarma subayının yayınladığı mektubu yayınlamış. Mektuptan bir bölüm bu.

ADNAN OKTAR: Çok vahim bir şeydir, korucuların yalnız bırakılması. Hükümete bu yakışmaz. Bir kere korucularla ilgili ani karar alsın devlet, iki misline çıkarsın korucu sayısını. Silah kaliteleri artırılsın. Kendilerini rahat koruyabilecek hale gelsinler. Ve şehre indiklerinde de silahları yanlarında olsun. Yani şehre iniyor adam silah yok, “yürü gidiyoruz” diyor. Alıp PKK götürüyor. 3 korucu şu an kayıp, PKK tarafından kaçırıldı. Bu artık zulüm bu. 3 korucu şu an PKK’nın elinde. Ya şehit ettiler, ya işkence ediyorlar. Şimdi mesela bir vali diyelim, valinin çocuğunu PKK kaçırsa, anında bulurlar. Yeri göğü birbirine katarlar. Bunlar çok değerli insanlar. Korucu başları, bunlar bütün ömrünü devlete, millete vatana, bayrağa hizmet için geçirmiş. Ölümü göze almış insanlar. Vefa borcu olarak, bizim dağı taşı didik didik arayıp onları bulmamız lazım.

“Selamun Aleykum Hocam. PKK lanetullah ise IŞİD nedir peki?” diyor. IŞİD Müslüman bir topluluk, Allah’tan korkan, Allah’a inan bir topluluk ama yanlış yönde. Kuran’a uymayı bilmiyor. Dolayısıyla zulüm meydana gelir o zaman, kan meydana gelir, dehşet meydana gelir. Onlar bundan kurtulabilir mi? Kurtulamaz. Kim kurtarır. Hz Mehdi (a.s) kurtarır. Kim söylüyor bunu? Peygamber (s.a.v.) söylüyor. Ben söylemiyorum. “İmam Mehdi gelir, bu kan durur” diyor. Adamları tepeden tırnağa darp etmiş. Kıyafetlerini her şeyini.

Görüşümüz büyük olaylar, büyük kayıplar olmaması. Kardeşim, şimdi büyük olaylar, büyük kayıplardan korkarsan, Türkiye’yi mahvedersin. Öyle bir şey olmaz. 70-80 tane çapulcu, it kopuk var orada, ahlaksız adam var. Veyahut askeri getirirsin, 70 bin askeri dizersin Mardin’e, Mardin halkı onları yüreğine basar. Oraya asker verin, en az yüzde 20’si, 30’u zaten Kürt oluyor. Aslan onlar, can yeri göğü inletin. Her yeri asker, polis sarsın. Karakolları da kurun. Ama asker durup durup vatandaşa sarılsın, bağrına bassın. Beraber yemek yesinler. Lokantalarda asker, polisle beraber yemek yesinler, mesela bunu serbest hale getirin. Asker hediye dağıtsın, çocuklara bir şeyler alsın, çikolata dağıtsın asker. Halkla iç içe olsunlar. PKK bak, bir kere dezavantaj. Bunlar kanunsuz adam oldukları için bunlar saklanmak durumunda. Saklanan bir adamdan sen ne korkuyorsun? Saklanıyor adam artık. Ve kahpelikle iş yapabiliyor. Ve her hareketinde polis avantajlı. Yani polisin her hareketi kanuna uygun oluyor, bunun her hareketi kanuna uygun olmamış oluyor. Polis anında yakalama yetkisine sahip ama bunun yakalama yetkisi yok. Eskiden devlet hiç çekinmezdi hükümet. Öyle bir şeyde direkt ümüklerine çökerdi. Yeni mi çıktı bu moda? “Büyük olay.” Ne büyük olay çıkacak? Sen vatandaşa destek olursan, vatandaş bunları zaten tükürüğüyle boğar. Vatandaş kendisine sahip çıkılmasını istiyor. Görmüyor musunuz Diyarbakır’ı inlettiler Müslümanlar. İmanlı millet. Kürtler imanlıdır. Çok değerli insanlar. Devlet sahip çıktığında, PKK’yı onlar kül gibi savurur. Öyle bir şey olmaz. Devlet destek versin, sırf tekbirle yerle bir ederler. Sırf “Allah-u Ekber” diyerek yıkarlar. Polis gereğini yapsın, asker gereğini yapsın, bir şey olmaz. İslam’da çekinme diye bir şey yok kardeşim. Gücümüz yerinde olmasa anlaşma cihetine giderdik. Hakikaten güç yerinde değilse, o zaman anlaşma yapılıyor hakikaten. Ama kahredici güce sahibiz şuan buna ihtiyaç yok kardeşim. 100 bin kişilik ordu, 300 bin polis 1 milyon kişilik hazır gücün var. ve istediğin an 5 milyon asker çıkaracak güce sahipsin. Seferberlik yapıldığında, anında çakı gibi 5 milyon asker çıkartırsın anında, bir haftada. Seferberlik ilan ediliyor, herkes birliğine gelsin diyorlar, çakı gibi asker, 5 milyon asker. 500 tane itle mi baş edemeyeceğiz kardeşim, etmeyin çatmayın. Millet tükürüğüyle boğar onları. Ahlaksız, it kopuk takımı, lağım takımı bunlar.

BÜLENT SEZGİN: Allah şöyle buyuruyor şeytandan Allah’a sığınırım; “Kendilerine bir saldırı olduğunda, birlik olup mücadele edenlerdir.” İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii ki.

Dersim Pertek’te bir gurup maskeli gösterici belediye başkanı makam odası, AK Parti ilçe binası ve 3 birahaneyi ateşe vererek yakmış. Ak Parti Belediye Başkanının makam odası. Şimdi bunu gören adam, AK Parti’ye oy verir mi? Adamı belediye başkanı seçsek yakacaklar, yıkacaklar, dövecekler, sövecekler. Biz en iyisi BDP’ye oy verelim derler. Çünkü mümkün değil adam görev yapamaz diye düşünür. Oraya gelip bu rezaleti çıkaranı gidip yakalarsan, adalete teslim edersen, kulağından tutup hapse atarsan, adamın cesareti olmaz. Devlete daha çok güvenir o zaman. Hukukun üstünlüğünü, adaletin üstünlüğünü göstermek lazım. Böyle acz içindeymiş gibi bir görüntü, korkuyormuş gibi bir görüntü, aman aman daha fazla. Daha ne yapsın adam? Vatan toprağını elinden alıyor göz göre göre. Vatan toprağı azizdir, gerekirse 3 milyon, 5 milyon şehit veririz, böyle bir şey yok. Hesaplaşmak gerekirse hesaplaşırız dağlardan hepsini indiririz. Köpek sürüsü gibi indiririz, kulaklarından tutar indiririz. 48 saatimizi almaz. Ama özel harekâtçı yetiştiren okulların açılması gerekiyor. Birçok okul kapatılmış, bunlar açılsın. Mesela Musul’da yaralanan, ölen çocukların resimleri gösteriliyor, 1000 kişinin üstünde ölmüş dünya medyası ilgilenmiyor şu an. Bak 10 kişi öldü, yeri göğü birbirine kattılar. 1000 kişi üstünde çoluk çocuk şehit oldu Musul’da, daha hala da kıvranıyorlar. Aslında binlerce yaralı var, umurlarında bile değil. Çok büyük bir felaket. Orada şehit olanların içerisinde, 5 tane bile IŞİD elemanı çıkmaz. IŞİD devriye geziyor orada. Hiç bir zaman topluluk bir arada bulunmuyorlar. Strateji olarak hiçbir zaman için bunu kabul etmiyorlar, bir arada bulunmayı.

İnternet işini Sayın Ahmet Davutoğlu Hocam bir halletse, yani tarihe geçer. Bedava internet, sonsuz internet. İstediğiniz gibi istediğiniz yere girin bedava diyeceksin gençlere, şahane. Dünya üniversitesi mükemmel olur. Ama yok adil kullanım hakkı, kota falan olmaz. O zaman zorlanma şiddetli olur.

Fikret, sen bir şeyler söyle.

KARTAL GÖKTAN: Amerika Dışişleri Bakanı Kery, İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenen dünya ekonomik formunda yaptığı konuşmada; “Müslümanlara işlemediği suçlar yüzünden suçlamak en büyük hata olurdu” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzelde gerçekten babama açıkça söylüyorum, Mehdiyet olmadan bu gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı, gelenekçi Ortodoks Şii anlayışı dünyayı mahveder, söyleyeyim. Çok acı çekecekler en sonunda anlayacaklar Hz. Mehdi (a.s)’la bu bela biter başka türlü bitmez. Yazdığım kitaplarda da anlatıyorum, yazılarımızda her yerde anlatıyoruz, dediklerim doğru. “Ne yapalım ne yapalım nasıl çözüm bulalım, eğitimle olur” diyor. Kardeşim tamam eğitimle olur. Hadi başla, “bilmiyorum” diyor bilenlere sor. Ayette “bilenlerle bilmeyenler bir olur mu” diyor şeytandan Allah’a sığınırım, “bilenlerden sorunuz” diyor. Sen ona yanaşmazsan, bela devam eder.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Cumhurbaşkanımızın Afrika’da çocuklarla fotoğrafları vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. MaşaAllah baya güzel olmuş. Acayip şeker bir şey maşaAllah. Tama çikolata, çikolata paketi gibi baya güzel. Tayyip Hocam da hakkını vermiş, maşaAllah.

Delikanlımıza çok yazık ediyorlar, bu kadar işkence yazık günah. Sonra çok pişman olacaklar, çok üzülecekler. Bir insana bu kadar eziyet edilmez. Bu kadar emeğini sonucu bu olmaması gerekiyordu. Bu kadar hizmetin sonucu bu olmaz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yıldırım’ın sözlerinin son derece önemli olduğunu belirten Ali Bulaç’ta; “İHH’dan Bülent Bey hükümeti destekleyen bir kuruluş sadece teorik olarak değil. Suriye, Mısır ve bölgede yardım yapıyorlar. Yaşanan tecrübede var bu açıdan baktığımızda bana son derece anlamlı geldi. Umuyorum hükümet bundan doğru bir sonuç çıkartır da politikasını değiştirir. Bu politikanın sonu olmadığı apaçık ortaya çıktı. 200 bine yakın ölü var. 7 milyondan fazla insan ülkesini terk etti. Fuhuş, organ mafyasının eline düştüler. Suriye yok oldu İsrail’e karşı en önemli direnç noktası kırıldı” diye yazdı.

ADNAN OKTAR: İsrail’e karşı direnç. Kafayı bunlar İsrail’e takmış. İsrail ne alaka Suriye ile ne işi var? Adamlar başının derdinde, onlara saldırı yapılmasa, baya mutu oluyorlar. Dünyanın en mutlu insanı onlar oluyor, kendi inançlarına göre. Dolayısıyla yani bir muhalefet ruhu, sanki bir düşmanlık varmış gibi bir üslup, bütün bölgeyi huzursuz eder. O tip bir üsluptan kaçınmak lazım. Dostluk, sevgi üslubuyla konuşmak lazım. Suriye’yi kurtarmak istiyorsan, İsrail ile de dost olacaksın, Suriye ile de dost olacaksın, hepsiyle dost olacaksın, hepsiyle kardeş olacaksın.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PKK lideri Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü için imza toplamak üzere Bingöl’de kurulan stanta polis müdahale etti, beş BDP’liyi gözaltına aldı.

ADNAN OKTAR: Suç muymuş imza toplamak?

BÜLENT SEZGİN: Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü için olduğundan dolayı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi özgürlük, böyle bir şey olmaz ama imza toplamak suç mu bilmiyorum. İzinsiz bir çalışma yaptılarsa, tabii ki polis müdahale eder. Savcının talimatıyla hareket etmişlerdir, ihbar olmuştur. Kanuna hukuka uygun olması lazım.

Fikret Bey dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kral Abdullah’ın ölümünün ardından yerine 79 yaşındaki veliaht Prens Salman Bin Abdülaziz geçti. Washington Post “Salman’ın bunama” Ekonomist ise “alzheimer nedeniyle sıkıntı çektiğini” yazdı.

ADNAN OKTAR: Oradaki gelenek biraz acayip hep yaşlanmış, perişan olmuş insanları başa getiriyorlar, onlar da kısa süre sonra ölüyor. Bir de çok fazla yiyip içiyorlar. Özel böyle aşçılar getirtiyorlar, işte bıldırcınlar, şunlar bunlar, kaymaklar, yağlar kolesterolleri yükseliyor, kalpten yahut beyin tıkanmasından, beyin damarlarının veya kalp damarlarının tıkanmasından vefat ediyorlar. Bir yol gösteren olması gerekiyor. Yazılı olarak mı söyleyelim, sözlü olarak mı söyleyelim nasıl yapalım da, bir çözüm bulalım.

Kral Abdullah İstanbul’a her geldiğinde ünlü bir baklavacıdan 3 ton baklava alıyormuş. 3 ton baklava ne yapar insanı, sonra da bunlar oluyor işte.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Erdoğan, Avrupa Birliği’ni eleştiren bir konuşma yaptı ve şunları söyledi: “Biz Avrupa’yı test ediyoruz. Avrupa, acaba halkı Müslüman olan bir ülkeyi arasına alabilecek mi? İslamofobiye karşı mısınız, karşı değil misiniz? Ancak Türkiye kapınıza gelip dilenecek bir ülke değil. Avrupa Birliğine eğer kabul ederlerse girer, kabul etmedikleri takdirde kendi yolunu kendisi çizer.”

ADNAN OKTAR: Avrupa Birliğine gireceğiz, Mehdiyet devrinde. O zaman bağnazlık kalkacak, müziğe insanlar haram gözüyle bakmayacak, dekolte hanımlara saygılı olacaklar. Heykel, resim, müzik bunlar bir güzelliktir. Buna karşı olan büyük bir kitle oluşturursan, Avrupa seni almak istemez. Dekolte, başı açık hanımlara öfke duyarsan, Avrupa seni almak istemez. Namaz kılmayanı öldürürsen, zekat vermeyeni öldürmeye kalkarsan veyahut öldürülmesi gerekir diye anlatırsan, Avrupa Birliği seni almaz. Ama Mehdiyet ruhuyla, Kuran ahlakıyla yaklaşırsan, Avrupa seninle yan yana olmaktan sevinç duyar, iftihar eder.

Evet, Fikret kardeşim.   

KARTAL GÖKTAN: Afganistan ve Irak’taki düzenli birliklerini çeken Amerika, 120’den fazla ülkede ordu içinde ordu denilen özel güçlerle gizli operasyonlar yapıyor. Pentagon bünyesindeki özel harekat komutanlığına bağlı askerlerin konumlandıkları ülkelerde özel harp, psikolojik harekat, askeri eğitim ve hatta düşman liderlerine suikast yetkisi bulunuyor.

ADNAN OKTAR: Böyle zulüm, acımasızlık, despotluk, kan kokan yöntemlerle bir şey elde edilmez. Amerika bir türlü şu gerçeği kabul etmiyor; iman, sevgi, Allah korkusu, akıl, kültür, sanat bununla hakimiyet olur. Sürekli dehşet, tokat, adam öldürme, asma, kesme, bombalama. Amerika fakir oldu bunun sonucunda ve mahvoldu, köşeye sıkıştı. Böyle yöntem olmaz.

IŞİD peşmergenin yaptığı Musul saldırısının ardından bir açıklama yapmış; “Seküler Kürt peşmergelerine karşı ve onların liderlerine Allah’ın izni ile çok ağır bir karşılık vereceğimize dair ant içiyoruz.” Şu düşmanlığa ne gerek var, şu olaylara ne gerek var? Hâlbuki peşmergeye söyledim bak “IŞİD’e ilişmeyin” dedim “siz kendi bölgenizde ayrılın, size dokunmaz onlar” dedim. Gittiler adamlara zorla bulaştılar, şimdi iş çıktı, boş yere kan akacak, boş yere iş çıkacak. Barzani’ye de haber gönderdim, böyle bir şeye yanaşmayın diye. Şunun anlamı ne, mantığı ne? Bak boş yere kan aktı ve bundan sonra boş yere kan akacak. Yazık günah.

AYLİN KOCAMAN: “Amerika’nın zorladığını” söylüyorlar, peşmergenin dahil olması için.

ADNAN OKTAR: Amerika’nın nesine, Amerika’nın umurunda bile değil. Büyük bir tehlike altında olduğunu söylemeleri lazımdı Amerika’ya. Bizi böyle işlere sokmayın demeleri lazım. Çok fazla çocuk şehit oldu. Ölen ve yaralılar sürekli artıyor. Binin çok çok üstünde. Amerika hep böyle zulüm, kan dökme üstüne kurulu akılsızca bir sistemin peşinde.

Klor tankerinin koordinatlarını Amerika vermiş “hadi vurun” demiş, onlar da vurmuşlar. Sizi oyuna getiriyor Amerika. Amerika’nın nesine lazım? Bunlar ne derse yapıyorlar. Bu kadar korkmaya ne gerek var “kardeşim yanlışsınız, doğrusu budur” demeleri lazım. Ben ısrarla söyledim bak, IŞİD’le her hangi bir çatışmaya girmeyin dedim. Uyardım ben “kendi halinizde rahat yaşayın size ilişmez onlar” dedim. Sen gidiyorsun adamın kalbinden vuruyorsun, çoluğunu çocuğunu orada şehit ediyorsun, al başına belayı şimdi.

Başka bir hanım kardeşimiz; “Allah aşkıyla sevdiğim Hocam sen var ya sen şahane bir insansın” diyor. “Seni seviyorum” diyor.

“Saygıdeğer kıymetli hocaların hocası her akşam çok beğenerek izliyorum.”

Ama bunlara göre her gün yas tutulması gerekiyor, bak burada yeni bir yas gerekçesi daha koymuşlar, yeniden yas tutulacak. Kardeşim sizin gece gündüz bütün ömrünüz yasla geçiyor. Allah diyor ki ayette şeytandan Allah’a sığınırım; “Onlar çok ağlasınlar, az gülsünler” diyor. Gece gündüz ağlamak istiyorsunuz, gece gündüz yas istiyorsunuz. Allah’tan neşe isteyin, güzellik isteyin. Bu nedir bu. Sürekli ağlamak, üzülecek, vah vah vah, tüh tüh tüh diyecek. Zaten sana şeytan onu yaptırmak istiyor, içine kapatmak, hasta yapmak istiyor seni. İçine kapalı, ağlayan, inleyen, üzülen, mahvolan bir toplum meydana getirmek için bunu yapıyor şeytan. Şeytanın ayağını kıracaksın. Sevgiyle neşeyle karşılık vereceksin. İmanla hareket edeceksin.

AYLİN KOCAMAN: Adnan Bey, siz bu konuyla ilgili hep söylüyorsunuz, o zaman Allah’ın kaderine baş kaldırmak anlamına gelir bu.

ADNAN OKTAR: Onlar öyle düşünmüyor. Allah bir şey yarattığında, Allah’ın yanlış yaptığı kanaatinde oluyorlar. -Haşa- Allah’a akıl vermek istiyorlar. Yani “doğrusu buydu, Sen -haşa- yanlış biliyorsun” diyor Allah’a “biz doğrusunu biliyoruz” diyorlar. Onları yaratan Allah değil mi? Kader de değil mi o? Sana mı soracak Allah? Seni yaratırken sana sordu mu? Senin de canını alacak, başkasının da canını alır, bir hikmetle yapar onu.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Süddeutsche Zeitung Gazetesi’nin haberine göre dünya genelinde Nobel ödüllü 17 nükleer bilimci Bulletin of the Atomic Scientists Dergisi’ne yaptığı uyarıya göre “kıyamet yakın” deniyor.

ADNAN OKTAR: Ne anlamda yakın?

BÜLENT SEZGİN: Onunla ilgili bir açıklama şu anda yok.

ADNAN OKTAR: Açıklayacak ki, biz de ona göre bir şey söyleyeceğiz. Eğer bilgileri varsa, görürüz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Dünya Mucitleri Derneği Genel Başkanı Samsunlu Mustafa Yiğit, sınırlara konuşlandırılabilecek solar enerjili tam bağımsız robot silah geliştirdi. Güneş enerjisiyle çalışan, ısıyı, hareketi algılayan sensörleri, uyarıcı sistemleri ve 180 derece dönebilme imkanına sahip olan robot silah demene uygulamasında karşıdan gelen hedeflere ilk olarak uyarılarda bulundu. Uyarılara aldırmayan düşmana ise ateş ederek etkisiz hale getirdi.

ADNAN OKTAR: O işler sakat, bozulur hiç alakasız adamlara kurşun sıkar, hatta onu kumanda edenlere saldırır, yani robotun şakası olmaz. Robotla bu iş olmaz, akıllı insanla olacak.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ak Parti, 7 Haziran’daki seçim için çalışmalarını başlattı. Milletvekili adayları arasında adı geçen en önemli isim MİT Müsteşarı Hakan Fidan. Fidan’ın aday olabilmesi için 15 gün içinde istifa etmesi gerekiyor. Kulislerde siyasete girerek seçilmesi durumunda Fidan’ın dışişleri bakanı olabileceği konuşuluyor. Danışmanlardan bazılarının da meclise gideceği, eski Milli Eğitim Bakanı Nimet Baş’ın da Cumhurbaşkanlığı Sarayının ilk kadın danışmanı olabileceği dile getiriliyor.

ADNAN OKTAR: Hadi bakalım hayırlısı. Ama silahların gölgesinde Güneydoğu’da seçim olmaz, onu da söyleyeyim. Tehdit ve şiddetin hakim olduğu bir yerde neyin ne olacağı belli oluyor, onun halledilmesi lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: El Ezher Baş Müftüsü Ahmet el Tayyip, 2014’ün son haftasında İran ve Irak’taki Şii dini otoritelere yaptığı çağrıda, Sünni şahsiyetlere ve Sünni kutsallarına hakareti kesin bir dille yasaklayan fetvaların yayınlanmasını istedi. Bu talep Mısır’daki İran Menfaatleri bürosunun yeni yöneticisi Mahmut Mahmutyan’ın ziyareti sırasında dile getirildi. Tayyip Müslüman alimlere şu çağrıyı yaptı: “Sünni-Şii çekişmelerinden kaçının, bunlar İslam alemini bölüyor, iki mezhep arasında uzlaşı ve diyaloğu engelliyor.”

ADNAN OKTAR: Uzlaşı ve diyalog. Sanki iki din varmış gibi. Zaten Müslümansınız kardeşim etmeyin çatmayın. Onların yapacağı iş değil bu. Yani bu hiçbir şekilde Hz. Mehdi (a.s)’ın dışında halledilecek bir konu değildir. Yıllardan beri böyle konuşurlar ama namaz kılmaya geldiğinde, ikisi iki ayrı olarak, iki grup olarak namaz kılıyorlar. Veyahut birlikte namaz kılsalar bile namazlarını iade ediyorlar. Çünkü küfür içinde olduklarına inandıkları için, birbirlerinin namazına güvenmiyorlar. Birçoğu böyle. İçlerinde bazı iyi olanlar var ama bu vahamet, bu bozukluk Hz. Mehdi (a.s) zuhur edinceye kadar devam edeceği aşikar görülüyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Görüşmeleri önümüzdeki hafta başlayacak torba yasaya internet sitesi yasakları da eklendi. Can ve mal güvenliğinin korunması, milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması gibi durumlarda, söz konusu içeriğin teknik olarak engellenememesi veya ilgili içeriğe erişimin engellenmesi yoluyla ihlalin önlenemediği durumlarda internet sitesinin tümü kapatılabilecek.

ADNAN OKTAR: O ilgili sitenin.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ünlü bir Türk gıda markası, sağlığa vesile olması amacıyla tüm ürünlerinde yenileme yaptı. Ürün formülasyonları revize edilerek donmuş yağ, şeker ve tuz miktarları da azaltıldı. Bazı örnekler vardı. Unlu mamüller, içecek, süt ürünleri ve sakız ile şekerleme ürünlerinde 14 bin 23 ton şeker ürünlerden çıkartıldı ve formülasyon çalışması yapılan gazlı içeceklerden yıllık 5 bin 150 ton şeker azaltıldı. Toplam 19 bin ton şeker ürünlerden çıkarılmış oldu.

ADNAN OKTAR: Çok hayati o. Türk gençliğinin sıhhatli sağlıklı olması için, Türk insanının sıhhatli sağlıklı olması için, özel önlemler alınması hayati. Bir kere beslenmenin mükemmel hale getirilmesi, zararlı yiyeceklerin uzak tutulması ve spor. Güçlü kuvvetli bir Türk gençliği olması lazım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İngiliz ve Amerikan ortak yapımı ebola aşısı Liberya’ya gönderildi. 200 gönüllü üzerinde denenmiş. Deneme aşıların kabul edilebilir bir güvenlikte olduğu söyleniyor.

ADNAN OKTAR: Hadi hayırlısı.

Müslümanlar çok akıllı, uyanık olacaklar. Birbirlerine zarar vermeleri, çok çok büyük akılsızlık. Mesela gidiyorsun klor tankerini vuruyorsun. Peşmergenin işi mi bu? Ne üstünüze vazife kardeşim. Otuz kere söyledim, bak siz Sünni’siniz, Nakşibendi’siniz oturun oturduğunuz yerde, IŞİD’in sizinle bir işi olmaz dedim. Var gücünle bulaşıyorsun kadeşim, var gücünle olay çıkartmaya çalışıyorsun. Sen binlerce kişiyi orada öldürürsen, adam da senden intikam almaya kalkar. Yazık günah değil mi. Bir kere IŞİD, baş edilecek bir sistem olsa ben  ben başında söylerdim, IŞİD’le baş edemezler. Çünkü hadislerde belirtilmiş bir hareket bu. Peygamber (s.a.v) “yenemeyecekler” diyorsa, yenemezler. Tarihin perspektifine, Kuran’ın ve hadisin çizgisinde akılcı bakıp tarihin akışını akılcı değerlendirmek lazım ve tarihe ve kadere karşı savaştan kaçınmak lazım. Yenebileceğiniz bir güç olsa söylerdim. Ama ne diyor Peygamber (s.a.v); “bu güç çıktığında, Suriye’yi ve Irak’ı hepsini alır” diyor “Hz. Mehdi (a.s) devrinde çıkacak” diyor, “her yeri alır İsrail sınırına dayanır” diyor. Türkiye sınırlarına kadar geleceği de belirtiliyor. ”Önlerinde kimse duramaz” diyor. “Horasan taraflarına gelirler, ellerinde siyah bayraklar olur La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah yazar” diyor.  “Çok süratli hareket ederler, siyah kıyafetler giyerler, sakalları uzundur” diyor “saçları da uzundur. Çok kan dökerler, baş keserler” diyor. “Bu ta evlatlarımdan Muhammed Mehdi çıkıncaya kadar, zuhur edinceye devam eder” diyor, “Muhammed Mehdi çıktığında, ona bağlanırlar” diyor “biat ederler ve o saatten itibaren artık damla kan akmaz” diyor. Bak peygamber (s.a.v)’in damla kan akmaz müjdesinin sebebi IŞİD ve bütün o benzer faaliyetlerin tamamının durduğunun alameti olarak söylüyor. Bak “damla kan akmaz, insanların burnu dahi kanamaz, uyuyan kişi de uyandırılmaz” diyor. Bomba, silah sesi kalmıyor. Silah falan her şey ortadan kalkacak. “Ve Mehdi (a.s)’a bağlanırlar” diyor. Ama şu an durduramazsın. Oturup böyle bir maceraya girmenin alemi ne?

Mesela Türkiye için de söyledim “sakın IŞİD’e dokunmayın” dedim “siz IŞİD’e dokunmayın o size dokunmaz” dedim. Hakikaten de dokunmuyor, işine gücüne bakıyorlar. Yanlış yoldalar mı? Tabii ki, o zaman Hz. Mehdi (a.s) çıkmaz o zaman, yanlış yolda olmasalar. Tabii ki yanlış yoldalar. Yanlış hareket ediyorlar. Şuurunda mı, değil mi, Allah bilir. Allahualem şuurunda değiller. Kaderlerinde var. Hz. Mehdi (a.s) çıkıncaya kadar bu hatalarında devam edecekler, bu yanlışlıklarında devam edecekler. Kan akıtacaklar, kelle kesecekler, şu olacak bu olacak. Hz. Mehdi (a.s) çıktıktan sonra, artık peygamberimiz (s.a.v) diyor “kan akmaz, zulüm yeryüzünden kalkar, barış ve kardeşlik gelir, kimseye artık ilişilmez” diyor. Bu devire doğru gidiyoruz.

Evet, dinliyorum.

 KARTAL GÖKTAN: Twitter da Kuran-ı Kerim’e ayakla basılan –Kuran’ı tenzih ederiz- bir fotoğraf paylaşan Gülbeyaz Atik’in 4 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.

ADNAN OKTAR: Vicdansızlık yapıyorlar, Müslümanları üzünce, onları rencide edince, onların canını yakınca eline ne geçiyor senin. Biraz sevgi insanı olun. Nefret insanı olmanın alemi ne? Ne kazanacaksın? Neden bunları yaparlar ben anlamıyorum. Sevgiyle yaklaşsana, muhabbetle yaklaşsana mübarek.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İran dışişleri bakanı Muhammet Cevat Zarif, İran’a yönelik yeni yaptırımları gündeme getiren Amerika’yı “Amerikan kongresi bu tasarıyı onaylarsa, İran parlamentosu da bunu cevapsız bırakmaz. Yeni yaptırımların onaylanması nükleer müzakereleri de başarısızlığa sürükler” sözleriyle uyardı.

ADNAN OKTAR: Amerika neyin peşinde. İran atom bombasını çoktan yaptı. Zaten bulundukları sistem içerisinde de çok fazla atom bombası var. Rusya’nın var, Çin’in var, hepsinin var atom bombası. Neyin çırpınışı içinde Amerika, ben anlayabilmiş değilim. Laf olsun torba dolsun.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bursa’da yirmi gün önce doğum yapan şımarık adlı köpek yavrularını emzirirken iddiaya göre 59 yaşındaki K.M. tarafından çok havlıyor gerekçesiyle av tüfeğiyle vuruldu. Vücuduna onlarca saçma isabet eden şımarık, ormanlık alana kaçtı. Sahipleri tarafından saatlerce yapılan aramalara rağmen bulunamayan köpek, sabah yavrularını emzirmek için geldiğinde tedavisini yaptırmak için Uludağ Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’ne götürüldü. Köpeğe bahçelerinde bakan Ahmet ve Sevim Aydınlı çifti 3 yavruyu da vurmak isteyen K.M.’yi bahçe dışına çıkarıp durumu polise bildirdi. Olay yerine gelen ekipler tarafından gözaltına alınan K.M. “köpeği çok havladığı için vurduğunu” söyledi.

ADNAN OKTAR: Böyle tipleri kamuoyuna tanıtsınlar, bunların şakası olmaz, başka şeyler de yapabilir bunlar, baya tehlikeli insanlar. Söylememelerine, tanıtmamalarına hayret ediyorum. Köpeği saçmayla vurmaya kalkan adam, insana ne yapmaz böyle bir insan. Tanıtsınlar resmiyle, bilinsin bunlar, gerekli kanun maddelerine göre teczi edilsinler.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Kemal Kılıçdaroğlu Melih Gökçek’le ilgili konuşmasından dolayı 6 bin lira tazminat ödemeye mahkum edilmiş.

ADNAN OKTAR: Mahkum. Niye, severek verir.

KARTAL GÖKTAN: Melik Gökçek’te Ankaralılara “kaymaklı kadayıf yedireceğim o parayla” demiş.

ADNAN OKTAR: Kaymaklı kadayıf. Kolesterolü çıkar insanların. Ağır yiyecekler, daha hafif yiyecekler, daha iyi olur.

O zaman bugün böyle, bitirelim yarın devam edelim. 

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler Programı bu akşam sona erdi, yarın tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü