Harun Yahya

Sohbetler (25 Ocak 2015; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımız başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz. Neler anlattınız siz?

ERDEM ERTÜZÜN: Dünya hayatının geçiciliğinden bahsettik Hocam.

OKTAR BABUNA: Müslümanlar’ın bölünmüşlüğü, mezhepler arası ihtilaflar.

ERDEM ERTÜZÜN: Cahil alimlerden bahsettik ahir zamanda çıkacak olan Peygamberimiz (s.a.v.)’in bildirdiği.

OKTAR BABUNA: Kuran’la, Kuran’a dönüşle çözüm olacağı, İttihad-ı İslam.

ADNAN OKTAR: Evet. Unutulan hadisler var Mehdiyet’le ilgili, çok hayati ama az anlattığımız, onları ön plana getirin. Daha önce ara ara konuşuldu ama onlar ön planda değil. Onlarla ilgili program da hazırlayalım.

Dünyanın sonunun geldiği anlaşılıyor, çok yaşlı dünya. Binlerce sene hizmet vermiş, artık iki büklüm olmuş. Piri fani artık dünya, dede olmuş. Her yer çölleşti bilmem ne falan, artık belini kaldıramıyor. İklim bozuldu, her şey bozuldu. Yıkılıp yeniden yapılanması gerektiği anlaşılıyor. Tamamen yıkılıp tazesinin olması gerektiği anlaşılıyor. Bu sefer imtihan olmayacağı için negatif ortadan kalkıyor, sadece pozitif. Yani gece-gündüz, mesela gece kalkıyor gündüz kalıyor. Negatif kalkıyor pozitif kalıyor. Kötü gidiyor iyi kalıyor. Her şeyin olumlu olanı kalıyor. Çünkü olumsuzu da Allah yarattığı için. Ama bak olumsuzu çift olarak büyük bir özenle yaratmış Allah. Allah’ın özene ihtiyacı yoktur ama her şeyin çifti var, karşıtı var. İyi insan varsa kötü insan var, doğru varsa yalan var. Mesela cennette sadece doğru var, yalan yok. Mesela sevgi var, kin var, “kini kaldırıyoruz” diyor Allah ayette. Kini kalbinde tutacak gücü olmuyor. Yan beden gücünde kim muhafaza edilemiyor, yani yapamaz. Mesela insanların eşleri oluyor, sadece sevdiğinden zevk alıyor, sadece ona tutkun. Halbuki öbürleri de insan, onların kalbine Allah haram kılmış onlara sevgiyi. Yani tutkuyu, seviyor da tutkuyu, sadece helaline tutku duyabiliyor. Yok, öyle bir gücü yok. Kalpler Allah’ın elinde ya, onun bir tezahürü.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Başbakan Ahmet Davutoğlu Diyarbakır’da partililere Kürtçe seslendi. Davutoğlu; “Vakit bulursam güzel Kürtçemizi güzel Türkçemiz kadar öğrenmek istiyorum” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Ahmet Davutoğlu birinci sınıf Başbakan. Bence cumhuriyet tarihinin en iyi başbakanı, samimi kanaatim. Çünkü çocuksu masumluğu da var, çocuksu masumluğu mesela hiçbir başbakanda ben bunu görmedim. Mazlumluk had safhada, dava hırsı en yüksek derecede. Bayağı şevkli, ahlakı çok güzel. Böyle karanlık işlere yaklaşmaya hiç niyeti yok. Mesela ona karanlık bir şey yaptıramazsın. Legal gibi görünse de yapmaz, kötü bir şey asla yapmaz. Vicdani kanaati gelmeyen bir şeyi yapmaz. Onu biliyorlar mesela bilinen bir şey o. Dünyadan bir isteği de yok, maşaAllah.

 Tayyip Hoca da belalı günlerin insanı oldu, çilenin insanı oldu. Bu belalı dönemleri geçmek kolay değildi. O inatçılığı Erbakan Hocam’dan öğrendi. Erbakan Hocam’ın, insanların dudakları uçukluyordu inatçılığından. Akıl almaz inatçıydı. Bu insan herhalde burada bir şey olur diyorsun, yok devam.

Cennette bunun kat kat daha güzeli olacaksınız. Dünya bedenini gösterseler adam kaçar. Bakmaz bile Allahualem göz ucuyla bile bakmaz. Allahualem utanır hiç bakmaz.

BÜLENT SEZGİN: Güzellikte dünyadakilerle kıyas yapıyoruz.

ADNAN OKTAR: Hiç hiç hiç. Dünya bedenine bu ne falan diyorsun, göz ucuyla, bir daha hiç bakmaz. Akıl almaz farklı. Burada özel olarak çok abartılı acz verilmiştir, çok abartılı. Allah diyor; “İnsan zayıf yaratıldı.” Bizim kapıda köpek var hayvan betonun üstünde yatıyor gece-gündüz, çakı gibi. Eksi beş derece, dört derece oluyor daha da iyi geliyor ona. Acayip keskin bakıyor, zımba gibi. Hiç umurunda bile değil. Gerçi bir yatağı daha var içeride de ama genellikle betonun üstünde duruyor orada.

Davutoğlu güzel insan, ona çok sahip çıkmak lazım. Seyretmek çok ayıp olur, vicdansızlık olur. Her konuda yardımcı olmak lazım. Tayyip Hoca’yı da öyle, ezmeye kalkarlarsa cansiperane korumak lazım. Çok acı çekti çünkü, belalı günlerin adamıydı. Belanın içine daldı adeta. Tabii ki belanın içine dalarsan ezerler adamı. Ezildi ama yıkılmadı, maşaAllah. Başkası olsa Allahualem yerle bir olurdu. Birçok insan yerle bir olurdu, helal olsun aferin, maşaAllah.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Başbakanımız Diyarbakır’da yaptığı konuşmada birkaç defa izleyicilerden ellerindeki Türk bayraklarını görmek istediğini söyleyip salonda Türk bayraklarını dalgalandırdı. “Selahaddin Eyyübi Ordusunda olduğu gibi, Kürt, Türk, Zaza yiğitler yine yan yana olacaklar. İnşaAllah bu ebedi kardeşlik daim kılınacak” dedi. Ve Türk bayrağı için; “bu al bayrak artık mazlumların al bayrağıdır. Nereye giderseniz gidin bu ay yıldız tevhidi, İslam Birliği’ni temsil eder. O yüzden bugün Filistin’de, Pakistan’da bu bayrak var” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel konuşmuş. Yani ırk bayrağı değil İslam bayrağı, güzel ahlakın bayrağı, dürüst insanların bayrağı, merhametli insanların bayrağı. Yani genetik ırk bayrağı değil. Barışın, koruyuculuğun, yiğitliğin, şefkatin bayrağı. Onu demek istiyor, gayet güzel olmuş. Hikmetli güzel konuşuyor, maşaAllah. Ama seyretmek, demin söylediğim konu çok önemli, hiç olmaz. Şak şak şak alkışlıyor, demir mi o insan, çelik mi? Alkışla tamam da destek ol, bir gayret et, bir şey yap seyretmeyle olmaz. Ağzı açık seyrediyor.

Cennette sadece güven var, dünyada güven kaldırılmıştır. Her an herkese her şey olabilir. Sokağa çıkıyor araba çarpar diye korkuyor yahut bir psikopat çıkar bir şey yapar diye çekiniyor, değil mi? Mesela hiç ummadığın yerden bela çıkabiliyor. Onun için bayağı titiz dikkatli davranıyor herkes. Evinde de yok, kapı kilitleniyor, alarm sistemleri kuruluyor falan. Çünkü güven yok ama cennette güven var. Zaten girenlere önce bir “Selam” deniyor. “Esenlikle girin” diyorlar bak, en önemli konunun üstünde duruyor. “Silm, burada barış var kavga yok, güvenlik var, esenlik var, esenlikle girin.” Orada ilk sunulan nimet güvenlik. “Burada güvenlik içindesiniz” deniyor. Esenlik, yani korku yok, hüzün yok rahat edin. Cennette de iman vardır. İman sürekli sonsuza kadar var müminde. Mesela “esenlik içindesiniz” diyor, imanı varsa inanır.

Başbakanımız’ın bir konu kendisine aktarıldığında ikna olmazsa asla yapmayı kabul etmiyormuş. Bu yüzden bir konuyu çok uzun süre tüm yönleriyle anlatıyorlarmış. Vicdanı iyice kabul etmezse kabul etmiyormuş. Allah’tan korktuğu için. Böyle bir insana karanlık bir teklifle gelmesi bir insanın imkansız. Asla kabul etmez. Yani esrarengiz bir başbakan asla olmaz Sayın Davutoğlu.

Tayyip Hocam acıların adamıdır acıların, çilenin adamıdır. Bütün ömrü çileyle geçti. Tayyip Hoca’yı ezmeye kalkmasalar o şahane hizmet ederdi. Çok canını yaktılar. O da çocuk gibi kalbi, öyle bir şeyi yok. Gidiyor çocuklara sarılıyor, simit alıyor falan, çocuk bahçesine de gider o çocuklara gider sarılır falan, öyle bir şeyi var.

Evet dinliyorum Fikret Bey.

KARTAL GÖKTAN: Başbakan Davutoğlu çözüm sürecinin milli bir proje olarak başladığını ve bu şekilde de tamamlanacağını söyledi. Çözüm sürecinde bazı kesimlerin kara bir dönem başlatmak istediğini, Hakan Fidan’ı hesaba çekmeye çalıştıklarını ifade eden Davutoğlu, Türkiye’ye yürüyerek gelen herkese kapılarının açık olduğunu da söyledi.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

KARTAL GÖKTAN: Başbakan Davutoğlu çözüm sürecinin milli bir proje olarak başladığını ve bu şekilde de tamamlanacağını söyledi. Çözüm sürecinde bazı kesimlerin kara bir dönem başlatmak istediğini, Hakan Fidan’ı hesaba çekmeye çalıştıklarını ifade eden Davutoğlu, Türkiye’ye yürüyerek gelen herkese kapılarının açık olduğunu da söyledi.

ADNAN OKTAR: Hakan Baba’ya kimse yamuk yapamaz. Hakan Baba yaman. Bayağı gayret etti, bazı yerlerde Allah muvaffak etti, bazı yerlerde muvaffak olmadı ama Allah için çok gayret ettiğini gördük. Geceli gündüzlü var gücüyle gayret etti. Telaş etmesin, Osmanlı da ilk akınını yapıyor durduruyorlar. İkinci akınını yapıyor durduruyorlar. Üçüncü akında küt düşüyordu. İstanbul da öyle alındı. Hemen birinci akında netice alamadım diye o ümitsiz olmasın. O, Osmanlı geleneğidir. Şimdi ikinci akına başladı, üçüncü akında Allah’ın izniyle düşürecek. Devam devam, aslanlarıyla devam, inşaAllah. Fatih Sultan Mehmet diyor ya, bir türlü düşüremiyor İstanbul’u diyor hocası Ak Şemseddin’e, “olmayacak mı yoksa?” diyor. “hadislerde Mehdi (a.s) düşürecek deniyor” diyor İstanbul’u, “ben çekilsem mi acaba?” diyor. Ak Şemseddin, “sakın, devam edeceksin” diyor. “O zaman ne zaman olacak efendim? Bayağı uğraştık olmuyor” diyor. Ak Şemseddin istihareye yatıyor. İstihareye yattı derken; uykuyla uyanıklık arasında bir hal vardır, yekaza hali. Aynı şu uyanıklık şeklinde oluyor ama uyku halinde, aynı bu dirilikte. Hz. Hızır (a.s) “Selamun Aleyküm” diyor geliyor. Hz. Hızır (a.s)’a soruyor, “ne zaman olacak?” diyor. “Şu gün, şu saat düşecek İstanbul” diyor. Fatih Sultan Mehmet’e müjdeyi verince Fatih Sultan Mehmet’in tüyleri diken diken oluyor. Yeniçeri kendini kaybediyor. Bir bastırıyorlar, “Ya Allah Bismillah” tak İstanbul fethediliyor. Şaşmaz, kaderdeki gün saat belli. Şimdi aynı olaylar oluyor. Bu ikinci akın, üçüncüde düşürecek Allah’ın izniyle, inşaAllah. Ama üçüncü akın da Hz. Mehdi (a.s) olacak onu söyleyeyim. Hz. Mehdi (a.s)’sız bir şey yapamaz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yeniçağ Yazarı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Güneydoğu’da görev yapan bir jandarma subayının mektubunu köşesine taşıdı. Çözüm süreci uğruna ses çıkarılmayan PKK için; “Bu şehir teröristlerin sözüm ona asayiş uygulamalarını yaparken bir yandan da askerin, askeri personelin ailelerinin evlerini tespit ediyorlar. Kapılarına işaret koyuyorlar. Sivil ve silahsız masum vatan evlatlarını sokak ortasında şehit ediyorlar. Şehir içinde yol kontrol noktalarında arama yaptıkları bayanların subay, astsubay eşi olup olmadıklarını sorguluyorlar. Çocuk okul servislerinin ve çocukların okudukları okulların keşfini yapıyorlar. Son durum itibarıyla hangi askeri personelin eşi hangi kurumda çalışıyor ve hangi arabayla gelip gidiyor plakalarını tespit etmiş durumdalar” dedi.

ADNAN OKTAR: Tamam da MİT onun on mislini tespit ediyor yalnız onu söyleyeyim. “Onların bir planı varsa, onların bir mekri varsa Allah’ın da bir mekri var. Allah’ın mekri daha çetindir” diyor Cenab-ı Allah. Onlar bir tuzak kuruyorsa Allah da bir tuzak kuruyor. Allah’ın tuzağı daha çetin, inşaAllah.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Başbakanımız Kürtçe için şunları söyledi: “Onlarca yıl Kürtçe konuştukları için ceza alanlar oldu. Biz bu yasağı kaldırdık” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama o çok acayip hakikaten. Bayağı ürkütücü bir şey. “Hop hemşerim sen Kürtçe mi konuşuyorsun yoksa?” diyor. İnanılır gibi değil. İngilizce konuşuyor, Fransızca konuşuyor serbest, Lazca, Çerkezce konuşuyor hiçbir şey yok. Kürtçe konuşuyor adam, “gel bakalım çök aşağı” diyorlar. İnanılır gibi değil. Çok acayip dönemlerden geçtik. Allah korudu milleti. Bu çılgınlık tek kelime ile. “Sen nasıl Kürtçe konuşursun?” ne demek? Adamın babası, atası Kürtçe konuşmuş, o da sadece Kürtçe biliyor ne yapsın yani? Büyük bir çılgınlık bu Allah vermesin. Kürt kardeşlerimizi çok ezdiler ben onu biliyorum. Ama şu an müthiş bir saygı ve müthiş bir sevgi var. Vicdan azabı çekiyor zaten onlara acı verenler de şu an. O devir faşizmin en azgın, en karanlık devirleri idi. Faşizmin acımasızlığından Sünni Müslümanlar en ziyade bizar olanlardan bir topluluktu. Aleviler’i feci şekilde eziyorlardı. Komünistleri zaten mahvediyorlardı. Ama fikir bazında olan komünistler. Mesela şiir yazıyor bitiyor, şarkı söylüyor bitiyor. Kardeşim sana ne? Şiir yazsın, senin işin ne şiiriyle? Mesela Nazım Hikmet,  dünya çapında çok kaliteli bir yazar, çok kaliteli bir şair. Bir de çok sevgi dolu bir insan, çok ruhu rikkatli bir insan. Nezih bir insan, kibar, her şeyi klas. Ne istiyorsun? Şiir yüzünden hapsedilir mi bir insan, fikri yüzünden? Rusya’ya gitmek mecburiyetinde kaldı. Yani bu çok büyük bir zulüm bu. Mezarı falan yurtdışında inanılır gibi değil. İnanılır gibi değil. Çok korkunç yıllar, o yıllar. Dehşet verici. Mesela Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan onlar asıldı çocuklar. Aslan gibi delikanlı kardeşim. Tamam, suç işlemişse ayrı yani komünist, dinsiz olabilir, o tartışılır. Bu fikir. Hayır, suç da işlemiş olabilir. Ama niye asıyorsun? Ver müebbeti hapset. Müebbet hapis ver. Niye asıyorsun? Meclis de öyle onayladı. Benim kanım, iliğim çekildi nasıl yapıyorlar? Ben milletvekili olsam milletvekilliğinden istifade ederim. O imzayı insan nasıl atar? Ben inanamıyorum yani. O hakimlerden biri ile karşılaşmıştım. “Ben asılmasına karar veren hakimlerden birisiyim Deniz Gezmiş’in” dedi. İliklerime kadar dondum böyle onu söyleyince. Kasıldım. Bana çok ürkütücü geldi, acayip ürkütücü geldi. Meclise gidiyor tak imzayı basıp gönderiyorlar. “As” diyor. Adam öldürecekler, adam. İnsan öldürecekler sen buna nasıl imza atıyorsun? İnanılır gibi değil. Hakikaten milletvekili olsam ben istifa eder giderim. Dağda yaşarım ben atmam imzayı ona yani. Dağda çobanlık yaparım yine yapmam onu yani. Adam öldürmeye imza atılır mı? Deniz Gezmiş, çocuk saatlerce, kaç dakika mı ne, ipte kaldı asıldı kaldı. Boyu da uzunmuş, yere değiyormuş ayağı, can çekişti. Böyle şeye imza atılır mı kardeşim? Ne zorun? Ver müebbeti yatsın. Bu kadar kolay. Şimdi idam kalktı o çok iyi oldu. Bana çok ürküntü verici geliyor, sabahın köründe bir de üç buçukta falan kaldırıyor, gecenin üç buçuğunda. Elbise giydiriyorlar beyaz. Kolunu arkadan kelepçelemeler “hadi yürü gidiyoruz.” Nereye? “Asmaya.” Ne kadar korkunç bir şey bu. Bir hata yapmış olabilir insan bu, bırak asma. Hapis yatsın, tövbe etsin, namaz kılsın. Bütün ömrü boyunca tövbe etsin.

12 Eylül’de yaşları on sekizden küçük olanlar vardı. Mahkeme kararı ile yaşını büyütüp astılar çocukları. Zoruna ne oluyor birader? Zoruna ne oluyor? Bırak dursun. Bırak affet. Affetmiyorsan müebbet hapis ver, konu kapansın. “Ben” dersin “arkadaş idam cezası vermiyorum, müebbet veriyorum” dersin bu kadar. İnsan bir gerekçe bulamaz mı müebbet için? Hayır kanunda asma maddesi olsa dahi sen hukuk adamısın, yetkin de var. Bir gerekçe bul. Gayet kolay.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Anadolu Köy Korucuları ve Şehit Aileleri Konfederasyonu Başkanı Ziya Sözen “Biz Ankara’da tavrımızı koyduktan sonra yine sonuç alamazsak hakkımızı helal etmeyeceğiz. Bütün arkadaşlarımıza ileride “silahlarınızı valiliğe teslim edin” deriz ve kendi başımızın çaresine bakarız” açıklamasında bulundu.

ADNAN OKTAR: Yok yok devlete küsülmez. Öyle yapmasınlar. Ben başka konuşmalarında da bunu gördüm. Çok sabırlı olacaklar. Tamam, protesto etsinler ben destekleyeceğim, yardımcı da olacağım, ısrarla söyleriz. Sayın Davutoğlu çok asil, çok efendi bir insan. Yani onların ricalarını kırmaz ve zaten zaruret olduğunu da biliyordur o. Beklediği bir yer vardır. Düşündüğü bir şeyler vardır onunla ilgilidir. Hükümete küsülürse yani bu hiç hiç iyi olmaz. Çünkü başka arkadaşlarda da bunu gördüm. Artık çocuksu bir reaksiyon tarzında, işte “silahımı da bırakırım, şunu da bırakırım.” Kardeşim vatan, millet, bayrak meselesi, bu küsme işini bir kere herkes unutacak. Küsme işi olmaz. Devlete küsülmez, hükümete küsülmez. Böyle şey olmaz. Çok vahim bu. Bir kere özel harekatçının ana vasfı devlete, millete, bayrağa, Allah’a, Kitap’a ölümüne sadakattir. Devlet tamir edilir kardeşim hatalar olabilir, yanlışlar tamir edilebilir, hükümeti de eleştirirsin, ben mesela hükümetin yanlış bir tavrını görüyorum bağırıyorum yani hepsini söylüyorum. Gözümü kırpmadan hepsini eleştiriyorum ben. En ufak bir kıpırtı göreyim hemen tak açıklıyorum. Ama hükümeti tedirgin edersen zaten başları belada, sen de yeni bir bela mı çıkaracaksın? Bin bir türlü hükümetin başı beladayken sen de oradan bağırırsan olmaz. Korucu kardeşlerimizin varlığı zaten hayati. Koruculara kimse ilişmez yani öyle bir şey olmaz. Sayılarının artırılması gerekiyor. Yavaş yavaş da olsa tedrici olarak sayıları artırılsın korucuların. Polis kadrosuna alınsınlar. Rahat yaşasınlar yani bu Güneydoğu’yu zenginleştirir, bu güzel olur. Yani bir para akışında fayda var. Oraya para gitsin. O kardeşlerimiz mesela çocuğuna ayakkabı alsın, ceket alsın yani hayat canlansın. Bu devlet için de hayır. Devleti de zengin eder bu. Yani sanayi de hareketlenir. Bir piyasa hareketi de olur, eğer maddi açıdan bakıyorlarsa. Manevi açıdan bakıyorsa -ki ben manevi açıdan bakıyorum- çok büyük sevap. Mesela o üç korucunun bulunması bu devletin boynuna borç. Adamlar böyle bir kabadayılık, meydan okumada bulundularsa devlet gücünü gösterip gücünü onlara tasdik ettirmesi gerekir. İşte “Yok ayaklanırsa?” Beş on tane it kopuk ayaklanmasından ne olacak? Tut kulağından çökert. Dert mi yani bu? Yedi yüz bin askerle sen nasıl bunu halledemezsin? Üç yüz bin polisinle, bir milyon kişi, seferberlik halinde beş milyon asker hazır. Çakı gibi yani. Bir avuç it, kopukla mı baş edemeyeceksin? Bu kadar uzatmanın alemi ne? Ama devlet tabii hep Osmanlı'dan itibaren hep tedirgin olmuştur her zaman. İç ayaklanmalar, şunlar bunlar. Birisi ortaya çıkıyor hurra peşine takılıyorlar. Mesela korucular. Sabredin, hep beraber uyaralım. Başbakan’a gidelim, birlikte konuşalım. Gelsin korucular buraya. Ben davet ediyorum, getireceğiz. Hakkınızı koruruz. Ama silahları bırakıp “başımızın çaresine bakacağız” dersen bir acayip bir şey olur bu. Bu arkadaşlar konuşmadan önce gelip bir danışsınlar, bu canlarımız. Bak “bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” diyor Allah. “Bilenlerden sorunuz” diyor. Allah, “İstişare edin” diyor. Aşka gelip, birden demeç verilmez. Otuz kere bir tart. Sen binlerce kişi adına konuşacaksın. Sakin ol, aç bir Kuran'ı kalbine bir ferahlık gelsin. Kuran'ı bir oku, Kuran’ı oku, Kuran'dan sana bir Allah'tan ilham gelsin. Bir işaret gelsin onunla konuş. Gayzla, öfkeyle konuşulmaz. O zaman acayip bir şey olur. Sen kendi kendini feshetmeden bahsediyorsun. Mevcudu daha kötü hale getireceksin, olmaz. Ahmet Davutoğlu hocam, çok mübarek, muhterem bir insan. Korucular hakkında ne diyor? Bir açıklama yapsın. Ben ellerinden öpüyorum, çok saygı duyduğum bir hocamız. Korucuları kuvvetlendirelim, güçlendirelim. Çoluğuna çocuğuna onlar bir şey aldıklarında köy canlanır güzel olur. Devlet fakir olmaz bununla. Zenginleşiriz, daha güzel olur. Bereket olur. Helali hoş olsun. Bir nimet, güzellik. Ayaklarında lastik ayakkabıyla geziyor o çocuklar. Güzel olur. Bir akış olur yani. Bir güzellik olur. Kaliteli silahlar da verilsin. Ama hükümetin sadakatinden mi çekiniyorlar? Bilmiyorum ki neden tedirgin oluyorlar? Onu bir sormak lazım. Sayın Ahmet Davutoğlu bir açıklama yapsın. Korucuları kuvvetlendirelim, güçlendirelim. Onların konumunu sağlam hale getirelim. Sayılarını da arttıralım. Bayağı fedakarlar. O Türkmen korucuları gösterdi geçenlerde çocuklar. Atların üstünde. PKK dehşete kapılır onlardan. Yani acayip bir durum. Bayağı da heybetli duruyorlar. Mesela bunlar da sitem ediyorlar. “O zaman biz gidelim, memleketimize dönüyoruz” falan. Ne oluyor ben anlayamadım. Başbakan çok mübarek, muhterem, müberra bir insan. Bir kere o Türkmen kardeşlerimiz memleketine dönmesin. Sayılarını bilakis arttıralım. Para yetmiyorsa kaynak bulalım. Bilmiyorum ki nedir sorun? Değil mi? Desin mesela Başbakan “para bulamıyoruz” desin. Ben para bulacağım. Sıkıldım ben biraz bu konudan, bunaldım. Üç kişi, üç mübarek kardeşimiz şu an PKK'nın elinde esirmiş. Şehit mi oldular bilmiyoruz da. Dağı,taşı hallaç pamuğu gibi atalım, bulalım onları. Devletin şerefidir bu. Neyi bekliyorlar ben anlayamadım ki. Bekle de bekle, bekle de bekle. “Süreç devam ediyor” diyorlar. Gözü kapalı bir trende gidiyormuşuz gibi. Trenin de perdeleri kapalı. "Gidiyor" diyorlar tren. Nereye gittiğimizi de bilmiyoruz. Benim gördüğüm Güneydoğu’da esaslı bir PKK işgali var. Sokağa çıkamayacak hale gelmiş millet. Kitap dağıtamıyoruz kardeşim. PTT'ye ültimatom vermiş PKK. “İflahınızı keseriz” diyorlar. Yani bir kitap dağıtın. Adamlar tir tir titriyor. “Biz dağıtamayız” diyorlar. Biz her yerde kitap dağıtıyoruz. Adana'da her yerde dağıtıyoruz, Kayseri'de. Orada dağıtamıyoruz. İşgal var işte. Ahmet Davutoğlu Hocam’la bir yerde konuşsunlar da. Bu açıklansın beni hakikaten afakan bastı. Allah rızası için bu konuyu bir açıklığa kavuştursun. Bak korucuların peş peşe böyle sitem haberleri geliyor. Bir neşeli güzel bir haber sunsun. Yahut bir çözüm, bir şey yapsın. Sessizlik güzel değil. Ya evet desin, ya hayır desin. Bir şey desin yani. Değil mi? Durumu bir anlayalım yani.

Kırgız korucular işte Türkmen onlar işte, Kırgızlar. Türk onlar. PKK dehşete kapılır onlardan. Gördün mü sen tiplerini? Göstersene. Allahualem sokağa çıkamazlar. Onlardan yüz tane falan olsa Mardin'de kapıdan dışarı çıkamazlar. Şu Dombra'da var ya tam böyle mükemmel tipler. Kabus olur onlar. Hakikaten yani. Bir de onlar çok acayip yaman delikanlı oluyor. Müthiş bir cesaret, müthiş bir kabadayılıkları oluyor. Öyle anlatılır gibi değil, maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Bir fotoğraf vardı gösterebilir miyiz Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Göstersene. Vaziyeti görüyor musun atların gidişini falan. Yakından bir göstersene yüzlerini. Görüyor musun atlarla falan gidişatı? Atlar yarış atı gibi gidiyor. Bunlar bir dalsa dağa düşünemiyorum neler olur.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz, evet.

ADNAN OKTAR: Göster bakayım. Bak ilk baştaki delikanlıyı göster. Bak görüyor musun? Tam yağız, Orta Asya'dan gelmiş gibiler. Bak görüyor musun? Şimdi PKK'lı gördü mü ne yapar? Eli ayağı boşalır. Dizlerinde derman kalmaz. IŞİD zaten onların kabusu oldu.

Başbakan'ın bugünkü konuşma videosu sende mi Bülent?

BÜLENT SEZGİN: Evet, Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Göster göreyim. Ne temiz insan, çok efendi insan. Candanlığı görüyor musun? Acayip sevimli diyor çocuklar yakından. "Hocam" diyor çocuklar "siz görseniz yakından yanaklarını sıkarsınız" diyorlar. "Felaket sevimli" diyorlar.

Tamam kısa bir ara verelim, devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: PKK tehlikesiyle ilgili videomuzdan sonra programımız devam edecek.

Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Bir korucu şehit etmişler öyle mi? Bu alçaklar.

BÜLENT SEZGİN: Evet Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: O nedir? Onun haberini okusana.

BÜLENT SEZGİN: Terör örgütü PKK'nın infaz listesinde olan eski korucu Nazım Ölmez, evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonrası hayatını kaybetti. 2013 yılında güvenlik güçlerince Nazım Ölmez'e yönelik suikast yapılacağı bilgisi alındığı belirtildi. Emniyet birimleri tarafından PKK'nın şehir yapılanmalarınca takip edilen Nazım Ölmez'in infaz edileceği bilgisi olmasına rağmen eski korucunun korunamadığı kaydedildi.

ADNAN OKTAR: Ama şimdi bu artık çığırını aşmış bir durum. Başbakan yarın bir açıklama yapsın. Yani çok çok vahim. Gerçekten çok çok vahim. Ve çok acı bir olay bu. Bayağı rahatsız edici. Bu hükümeti çok yıpratır. Allah rızası için yarın bir açıklama yapsınlar. Ve korucuların durumunu netleştiren, onların gücünü arttıran, devlet tarafından korunup, kollandıklarını gösteren bir üslup olsun. Abdullah Öcalan diyor ki "koruculuğu kaldırın, o adamların kafasını da ezin" diyor. Yani özetle. Şimdi Abdullah Öcalan'ın dediğinin tam tersinin yapılması lazım. Bu vatan evlatlarına tam anlamıyla sahip çıkmamız lazım. Çok korkunç bir olay bu. Telafisi mümkün olmayan bir ruh hali meydana getirebilir. Yakışık almayan bir durum oluşmuş. Korucumuzun resmi var mı?

BÜLENT SEZGİN: Resmi yoktu Adnan bey.

ADNAN OKTAR: Bulsunlar, gelsin.

BÜLENT SEZGİN: Aramışlardı yayınlanmamış resmi.

ADNAN OKTAR: Güneydoğu’dan kardeşlerimiz göndersinler.

BÜLENT SEZGİN: Tamam.

ADNAN OKTAR: Korucu kardeşlerimiz göndersinler, vardır resmi.

Bir de korucu başlarını da buraya davet edelim. Gelsinler konuşalım. Müthiş bir felaket bu, büyük bir bela. Adamların bu psikopatlığını anlamazdan gelmenin bir alemi yok. Korucuyu vuruyor, askeri şehit ediyor. Diğer korucuları da şehit etmiş olma ihtimalleri var. Neyini seyrediyoruz bunun ben anlamıyorum ki. Adam Güneydoğu’yu işgal etmiş giremiyoruz, konuşamıyoruz. Bizim anlayamadığımız ne var burada ben anlayamadım. Diyorlar ki işte zayiat olur. Vatan toprağını almış adam. Ve bizim canlarımızı, kardeşlerimizi. Kürt kardeşlerimizi teker teker vurup şehit ediyor bunlar. Neyini seyrediyoruz bunun? Nedir bu yani? Adamakıllı bir operasyon yapılsın. Adamakıllı. İyi bilen ustalarını getirsinler. Kazıyıp atalım, bu bela bitsin. Abdullah Öcalan şunu dedi, bunu dedi. Adamın ne dediği önemli değil. Deyip demediği de belli değil ayrıca. Habire oradan şunu dedi, bunu dedi. Mahkum adam yaşlanmış kendi halinde birisi. Şimdi onunla ilgili de mahkum olduğu için, hiçbir mahkum hakkında ağır konuşmuyorum genellikle. Ama rahatsız edici bir çizgiye vardı bu olay.

Bir de yeni bir moda çıktı. PKK orayı burayı yakıyor. "Derin devlet yaptı ya" diyorlar. Allah Allah. Yakalanıyor, PKK'lı adam. Bu kadar arsızlık, bu kadar kahpelik ve bu kadar kalleşlik. İnanılır gibi değil. İyice azıtmış vaziyetteler. Yarın Başbakan mutlaka bir açıklama yapsın. Korucularla ilgili, bizi doyuracak. Böyle bütün milleti doyuracak, kalbimizi rahatlatacak. Sarih, fasih, güzel bir açıklama yapsın. Öbür türlü insanlar o konuşmalara inanmazlar. Mesela bak bugün Diyarbakır konuşması çok güzel . Ama ne diyor; "Selahattin Eyyubi'nin evlatları." Selahattin Eyyubi'nin evlatlarını katlediyorlar kardeşim. Şehit ediyorlar. Selahattin Eyyubi'nin evlatları kalmayacak elimizde, adamlar teker teker vuruyor. Onun yerine eşkıya akışı var. PKK'nın akışı var. Buna çözüm bulunsun. Onlar da içerliyor bazen. Ağır laflar ediyorlar, öyle olmaz. Yarın Başbakanımız esaslı güzel bir konuşma yapsın. Konuyu bitirsin.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Devlet, huzur evi modelinin Türk gelenek ve göreneklerine uygun olmadığı görüşünde. Yeni modelde yaşlının kendi evinde. Hayatını sürdürmesi amaçlanıyor. Müsteşar yardımcısı Gazi Alataş, konaklama sorununu Ankara'dan değil, yerelden çözmenin daha doğru olduğunu söylüyor. Bakanlık belediyeleri maddi olarak destekleyecek.

ADNAN OKTAR: Demek ki konuşmamız etkili olmuş. Daha yeni konuştum bu konuda. Birebir benim dediklerimi uygulamaya geçirmişler. Bu güzel.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: 6-7 Ekim ayaklanmasının ardından İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü müfettişleri bölgeye giderek incelemelerde bulundu. Birçok şehirde devletin sosyal destek yardımlarının tamamının bölgede terör örgütüne gittiği saptandı. Hazırlanan rapor İçişleri Bakanı Efkan Ala ile Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan'a teslim edildi.

ADNAN OKTAR: İşte artık bir yiğitlik yapsınlar. Şu korucu kardeşlerimizin kanı yerde kalmasın. Şehitlerimizin kanı yerde kalmasın. Askerimizin, polisimizin kanı yerde kalmasın. Yüreğimize bir esenlik, ferahlık gelsin. Yani sıkıldık, beni hafakan bastı. Ben bunaldım yani.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Şanlıurfa'da Kobani'den gelen Kürt kardeşlerimiz için otuz beş bin kişilik kamp kuruldu. Kampta bin yüz altmış dört kişi de kardeşlerimize hizmet etmek için görev yapacak. PKK sempatizanları Kobani'den gelenleri kendi çadır kamplarına zorla götürüp kötü şartlarda yaşamalarına sebep oluyorlardı. Devlet kamp kurup sivil halkı onların elinden kurtarmış oluyor bu şekilde.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafları gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Bu PKK'nın sonu demek işte. Kürt kardeşlerimizin gerçek sahibi Türk milleti olduğunu Allah onlara gösteriyor. Evet göster. Hay maşaAllah, jilet gibi jilet. Gayet güzel, ellerine sağlık.

CEYLAN ÖZBUDAK: Hem Birleşmiş Milletler’den, hem de başka devletlerden çok fazla övgü aldı bu kamp Adnan Bey. Çok rahat ettireceği düşünülüyor mülteci kardeşlerimizi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, hepsinin üstünde sevgi, merhamet, dostluk.

Korucuyu böyle kahpece şehit etmeleri, illet oldum. Bak korucu ailelerinin, diğer arkadaşlarının güçlendirilmesi konumunda böyle bir şey olmaz. Mesela bir yerde bir korucu oluyor. Akrabalar, tanıdıklar onlar da korucu olsun. Bir tek korucu mesela oluyor. O da işte emekliyse silahı bilmiyorum alınıyor herhalde. Şimdi bu olmadı ki. Korucunun emekliliği diye bir konu olmaz. Seksen yaşına gelse bile silahı durması lazım. Ama Allah vermesin. Mesela ağır bunama olur. Bilmem ne falan o zaman alırsın silahı. Böyle olmaz. "Selahattin Eyyubi’nin evlatları" vuruyorlar onları. Zulüm ediyorlar. Biz Selahattin Eyyubi'nin evlatlarına sahip çıkalım. Maaş verelim. Devlet kaynak bulamıyorsa. Eskiden bekçiler vardı. Halk verirdi paralarını. Bekçi baba dolaşırdı, halktan para toplardı. Kahverengi giyerdi onlar. Polisten çok daha etkili olurdu. Mahallede bir tane bekçi olurdu. Bütün hepsini, asayişini o hallederdi. Esnafla samimi olurdu onlar. Herkesle samimi olurdu. Bekçi baba diye çağırırlardı. Para da topluyordu konu bitiyordu. Biz verelim o zaman paralarını. Ama bir şekilde devlet bunu açıklığa kavuştursun. Çıtı çıkmıyor hükümetin. Olmaz, bak Selahattin Eyyubi'nin evlatlarından bahsettiğine göre. Sayın Başbakan yarın onun aslan evlatları olan bu korucu kardeşlerimizden de bahsetsin. Yarın esaslı bir açıklama bekliyoruz. Lütfen istirham ediyoruz.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, valiliğin bu konuyla ilgili açıklaması var. "Sürdürülen çalışmalarda maktülün Nazım Ölmez'in değişik suçlardan adli kaydının olduğu, olayın siyasi yönünün bulunmadığı değerlendirilmekte olup, bahse konu silahlı saldırı olayı çok yönlü olarak araştırılmaktadır. Kamuoyuna duyurulur" deniyor. Ama PKK'nın infaz listesinde olduğu biliniyordu bilgisi de geçiyor.

ADNAN OKTAR: Suç ne işlemiş? Bir söyleyin kamuoyuna, söyleyin bir şey yok yani. Banka mı soydu gasp mı yaptı, nedir suç? Yani bir açıklama. Mesela üç korucu kaçırıldı. Bunlar soyguncu muydu kaçırılanlar yani, neydi? Bu adamlar hep böyle suçluları mı kaçırıyorlar? Üç korucudan haber alınmıyor. Daha önce infaz ettikleri ne? Allah rızası için artık buna bir çözüm bulsunlar. Hakikaten sıkıldık yani. Her halükarda bu şahsın, Nazım Ölmez denen kişinin konumu bize açıklansın. Bu kadar açık.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Londra'da ki çift katlı otobüslerde Harun Yahya "Karanlık Tehlike Bağnazlık" kitabınızın ilanı yayınlanmıştı. İlanlar Londra merkezinde ve Batı Londra'da görülebildi. Halen devam ediyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: İlanda yazılanları okuyabilir miyim uygun görürseniz?

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: “Bağnazlık Karanlık Tehlike. Bu kitapta İslam adına işlenen terörün gerçek çözümü anlatılıyor. Nefretin ve düşmanlığın yerine sevginin, barışın ve demokrasinin yerleştirilmesi gerektiği ve bunun gerçek İslam’ın anlatılmasıyla mümkün olabileceği açıklanıyor.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Gayet güzel. Devam.

BÜLENT SEZGİN: Video da vardı uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Bakayım. MaşaAllah, süper. Düşmanlara iç acısı, dostlara kalp ferahlığı.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: 17-25 Aralık davasının savcısı Celal Kara, Cumhuriyet Gazetesi’e iddianameyi anlattı. Ve “bir numara Erdoğan’dı” dedi. “Bakanlar yüce divana gitse peşinden Bilal Erdoğan da giderdi” açıklamasını yaptı.

ADNAN OKTAR: Niye gidiyor Bilal Erdoğan?

KARTAL GÖKTAN: Önlenemez bir süreç olarak devam ederdi diye.

ADNAN OKTAR: Zincirleme, o anlamda evet.

AYLİN KOCAMAN: Sayın Erdoğan’a kadar varırdı.

ADNAN OKTAR: O anlamda evet. Kardeşim hukuk neyse, doğrusu neyse o olsun. Her zaman bizim istediğimiz odur ama oyun istemiyoruz, tuzak istemiyoruz. Ama hukuk da sonuna kadar işlesin. Fakat seçimle iş başına gelmiş bir hükümeti mekirle, hileyle, oyunla düşürttürmeye müsaade etmeyiz. Ama hukuku da sonuna kadar destekliyoruz. Hukuk gereğini yapsın, suçlu varsa yakasına yapışsın.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Demir, darbe girişimi dediği 17 Aralık’ı gerçekleştirenlerin Recep Tayyip Erdoğan’ı seçimle indiremedikleri için iki planı olduğunu açıkladı. “Ya öldüreceklerdi, ya da darbeyle düşüreceklerdi.”

ADNAN OKTAR: Öldürmeye kalkarlarsa kollarını bacaklarını kırarız. Kanunla hukukla, böyle aman aman aman dedirttiririz. Öyle bir şey olmaz. Hileyle, mekirle, oyunla öyle hükümetin gitmesine müsaade etmeyiz. Hukukla ne yapıyorsa yapsınlar sonuna kadar yanlarındayız, hukuk gereğini görsün ama hileyle, mekirle hükümet düşürme dönemi bitti, onu unutacaklar. O üçüncü dünya ülkelerinde, gariban ülkelerde oluyor bazı yerlerde. Türkiye’de ona müsaade etmeyiz. Sağlam bir demokrasi olacak, seçimle gelen seçimle gidecek. Onun dışında müsaade etmeyiz. Onu unutsunlar onu.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Almanya Berlin’de hayvanat bahçesinde misafir bulunan on beş günlük Amur kaplanının resimleri var.

ADNAN OKTAR: Bakayım. İyi ki yanımda değil bu. O kulaklar giderdi bir kere onu ısırırdım. Bak şaşkolozluğa bak yani saftiriklik hat safhada. Şu garibanlığı, tatlılığı bir de bıyıklar falan tam.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Görüşmeleri gelecek hafta başlayacak olan torba yasaya Diyarbakır’daki borç nedeniyle kesilen elektrikler sonrası artan gerilimi önlemek için elektrik dağıtım şirketlerinin kayıp kaçak oranlarına esneklik tanınması da eklendi.

ADNAN OKTAR: Fakir fukara ödeyemiyorsa gitsinler kardeşim, baksınlar durumuna. Orada adam ayağında lastik ayakkabı var parmağı dışarıda geziyor elektrik borcunu öde nasıl dersin? Biz ödeyelim onların elektrik borcunu öyle şey olmaz. Ödeyemiyor belli, artık ayakkabı burnu dışarı çıkmış yani ayakları dışarıda geziyor bu soğukta. Bakar bakmaz anlaşılır. Oraya gidip elektriği kontrol kalemiyle kapatmak zulüm olur bu soğukta. Bırak elektriği, suyunu ödeyebiliyorsa öder anlarsın, ödeyemiyorsa ödeyemiyordur yoksa yoktur, yoktan yonga kopmaz.

Fikret sen ne anlatacaksın bana?

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Van Erçiş’de bulunan Ulupamir Köyü’ne PKK’lı terörist tarafından göç etmeleri için baskı yapıldığı belirtiliyor. Ulupamir Köyü’nde 3850 Kırgız Türkü yaşıyor. Halihazırda on dokuz atlı korucu Erciş civarında görev yapıyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bilakis Kırgız kardeşlerimizin sayısını daha artıralım Kırgızistan’dan gelsinler, onlar ne diyorsa tersini yapalım. Mesela 19 ise 219’a çıkaralım sayılarını. Bir de görünüm müthiş. Onlara böyle yağız kısraklar da, yağız atlar böyle, tozu dumana katacaklar. Şöyle bir gösteri yaptıklarında PKK mağaralardan kuduz köpek gibi tir tir titreyerek bakacak. Bazı kişilerin gözünde PKK böyle heyula gibi acayip korkuyorlar. İran bunları köpek yerine koymuyor. IŞİD zaten fellik fellik arıyor “neredesiniz lan?” diyor bunlardan çıt yok. İt gibi korkuyorlar, Türkiye’de bazı yöneticiler de PKK’yı duyunca eli ayağı boşanıyor adamın, tir tir titriyor. Ben şaşırıyorum yani. Kimsenin kâle almadığı adamları adamlar önemli görüyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey son zamanlarda bir politika vardı, IŞİD Kobani’de hep geri çekildi diye duyuruyorlardı. Bir açıklama yapıldı. IŞİD’in Kobani’de aldığı yerlerden sadece yüzde birinden çıktığı şu an için ortaya çıktı.

ADNAN OKTAR: Yani bak yüzde bir.

CEYLAN ÖZBUDAK: Obama açıklama yapmıştı işte “çok başarılı olduk IŞİD’e karşı” diye.

ADNAN OKTAR: Ah Obama ah. Ah garibim ah. Elinde beyzbol sopası çayırlarda geziyor. Tek başına kaldı. Olmadı bu durum.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakanımız’ın konuşmasından bir bölüm daha vardı Adnan Bey uygun görürseniz videolu olarak gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum. Gayet güzel. Coşkusu da güzel, sevgisi de güzel, nezaketi de, güzel her şeyi güzel. Ama bu korucu kardeşlerimizin konumu çok önemli. Bir de özel harekat. Özel harekatın kapatılan okulları yeniden açılsın. Özel harekatçılara en iyi silahlar verilsin, barut kalitesi artırılsın rica ediyoruz. Keskin nişancı sayısı artırılsın.

“Şehit aileleri genel affa karşı” böyle bir etiket mi var?

DAMLA PAMİR: Evet böyle bir etiket başlatmışlar.

ADNAN OKTAR: Bu cümleyle.

DAMLA PAMİR: Evet.

ADNAN OKTAR:  Ama Türk milletinin tamamı karşı geneli affa, o yanlış olmuş “genel affa hayır” şeklinde yapsınlar. Şehit aileleri karşı; öbür aileler taraftar mı? Çok acayip bir şey olur o. “Genel affa hayır” zaten asker, polis katillerini affetmek, asker şehit etmeyi serbest hale getirmek, teşvik etmek en büyük ahlaksızlık, en büyük karaktersizlik, en büyük cibilliyetsizliktir daha haysiyetsiz birisi olamaz yani böyle bir şey isteyen insandan daha haysiyetsiz birisi olamaz. Dünyanın en ahlaksız adamıdır onu yapan. Hiç kimse bunu istemez. O yüzden “genel affa hayır” yeterli bu. Bütün Türk milleti olarak söylüyoruz. O şekilde yapalım “Genel affa hayır.” Şehit aileleri de bizi desteklesinler, bu etiketi. Çünkü çok acayip anlamı onun. Yani “şehit aileleri karşı ama öbür taraf kabul ediyor” öyle bir şey yok. Ama şu anlamda olabilir “şehit aileleri affa karşı” diye. İslam fıkhına göre yetki onlarda. Yani o “ben affetmiyorum” deyip de bir ahmak çıkar da “ben affediyorum” derse onun yüzüne bütün Türkiye tükürür. Öyle bir şey kimse yapamaz. Öyle bir yetki kimsede yok. Başbakan şiddetle karşı. Tayyip Hocam en başından beri karşı. Ancak bir firavun, deccal çıkması lazım ki, kendi de katil olan bir firavun diyecek ki: “Şehit olmalarında ne mahsur var?” -haşa- “Katillere af da değil, iltifat etmek gerekir demesi gerekir” eğer deccalsa. Ve o zaman bırakır tabii, affeder. Türkiye’de de deccal olamayacağına göre çünkü bunu yapan ancak deccal olur, başka kimse diyemez bunu. Şehitlerimizin kemiklerini sızlatacak şekilde diyecek ki “asker şehit etmek, polis şehit etmek serbesttir, dolayısıyla af da değil de bırakıyoruz yahut affediyoruz” diyorsa o tam klasik deccaldır, kastedilen deccal çıkmıştır. Bunu kimse diyemez. Ama şehit aileleri özel bir vurgu olduğu için olabilir o. Çünkü İslam fıkhına göre yetki onlarda olduğu için çünkü affetme şeyi onlara ait. Hangi şehit ailesi kabul eder onu? Yani oğlunun katiline eline sağlık diyecek -haşa-. Böyle bir deli çıkmaz bizde, böyle bir insan çıkmaz. Şehit aileleri hepsi asil insanlar. Dolayısıyla şehit aileleri affa karşı olur o tamam, bu desteklenir. Ama ayrıca sonra yeniden “genel affa hayır” da denebilir ama bu önemli, şehit aileleri. Çünkü cinayet var, asker şehit etme var onların özel bir tarafı, o yüzden o etiketi destekleyelim. “Şehit aileleri affa karşı” güzel. Çünkü orada asker ve polis katillerinin affedilmemesi iddiası var, güzel.

Şehitlerimiz bizim aslan gibi yirmi yaşında civanlar böyle aslan gibiler. Kahpece yüz binlerce aslanımızı PKK şehit etti, sırttan vurarak. Bu kahpelere, bu alçaklara, bu rezillere af getirmeye kalkan bilin ki deccaldır. Yani ahir zamanın deccalıdır, başka bir şey değildir. Böyle bir teklifi tahayyül dahi etmesinler. Tahayyül dahi, çok büyük ahlaksızlık olur. Askeri, polisi kahpece şehit edecek ve sen bunu suç görmeyeceksin ve helal olsun diyeceksin. Bu ancak firavunun yahut deccalın hareketidir. Bilin ki ahir zamanın deccalı çıktı demektir böyle birisi çıkarsa. Hükümet şiddetle karşı. Başbakan şiddetle karşı. Tayyip Hocam şiddetle karşı. Böyle bir deccal gelirse onu Türkiye’ye sokmayız, böyle bir şey olmaz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey Nazım Ölmez’in, korucumuzun fotoğrafı vardı istemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Bu yüzü dönük olan delikanlı mı?

BÜLENT SEZGİN: Evet Allahualem. Sosyal medyada ve yerel haberlerde yayınlanan fotoğrafı bu. Ölüm tarihi de 17 Ocak olarak belirtilmiş. Bugün değil.

ADNAN OKTAR: 17 Ocak. Bu konular bir netleşsin. Olayın ne olduğunu bir iyice anlayalım.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey; Cumhurbaşkanı, Başbakan, AK Parti kurmayları hatta bankacılık sektörünün duayenleri faiz indirimde cimri davranmakla suçladığı Merkez Bankası Başkanını Ali Babacan destekledi.

ADNAN OKTAR: Neden?

KARTAL GÖKTAN: Son dönemdeki politikaları ve ihracat reeskont kredilerinin kapsamının genişletildiğini duyurmasını da değerlendiren Babacan, bunların hepsinin Türkiye için gerekli ve isabetli adımlar olduğunu ve desteklediklerini ifade etti.

AYLİN KOCAMAN: Kendisi göreve getirmiş kendi bakanlığı döneminde o yüzden genelde destek veriyor Merkez Bankası Başkanına.

ADNAN OKTAR: Yani teknik açıdan bu gereklimiymiş yani?

BEYZA BAYRAKTAR: Kısa vadede yararlı olabilir ama uzun vadede yararlı bir şey değil.

AYLİN KOCAMAN: Genel olarak evet faizin düşmesi gerekiyor.

ADNAN OKTAR:  Kardeşim bu Merkez Bankası olayı ben bunu yeni öğrendim. Allah Allah. Amerika’daymış bunun başı, sahipleri de belli değilmiş. Bütün dünyayı dolandıran bir sistem var. Kimler içinde kimler dışında belli değil, adamların ne olduğu belli değil. Fakiri fukarayı ezen, fakirin fukaranın kanını emen gizli bir sistem kurmuşlar. Amerika’ya da onun genel merkezini kurmuşlar, kimsenin de haberi yok bundan cayır cayır sistem işliyor. Tayyip Hoca iyi bilir bu işleri. Faizi düşür diyorsa doğrudur o.

AYLİN KOCAMAN: Zaten onun döneminde çok ciddi şekilde düştü Merkez Bankası faizleri o yüzden de Türkiye’de ciddi bir kalkınma oldu o yüzden şu anda da zaten düşmesini istiyor.

ADNAN OKTAR: Bir acayiplik var. FED Amerikan Merkez Bankası. Tüm dünya piyasalarını etkiliyormuş. Allah Allah, ne garip yöntemler var. Gezi olaylarından hemen sonra adamların ilk icraatı faizi yükseltmek olmuş. Mesela bu çok karanlık bir olay, çok çok karanlık. 17 Aralık’tan sonra faiz yükselmiş. Tayyip Hocam kızmakta haklı. Kimin cebinden çıkıyor? Fakirin fukaranın cebinden çıkacak. Tayyip Hocam bu konuda sağlam, delikanlıca bir politika izliyor. Başından beri bayağı akılcı gidiyor. Babacan bilmez, Tayyip Hocam bilir bu işi.

Yok canım fikir versin tabii konuşsun Tayyip Hoca rahat olsun o konuda. Bayağı samimi. Siz bilmezsiniz ben bilirim demek ne demek? Tayyip Hoca yıllardan beri bu işlerin içinde bayağı iyi bilir. Faizi neredeyse sıfırlamıştı. Gayet güzel gidiyordu. Dış borç falan da bırakmamıştı.

Aslanlara bak aslanlara maşaAllah Van Başkale Karakolu’nda bahçede namaz kılıyor askerler.

HEPAR gençliğinin Osman Pamukoğlu partisinin notunu ekran başında okunmasını bekliyorlarmış. HEPAR’ın nerede açıklaması var? Evet. “HEPAR gençleri olarak kardeşlerimiz Çin zulmünden gelen Kayseri’deki sığınmacı Müslüman Uygur Türkleri’ne giyecek ve gıda yardımında bulunduk. Ve aynı zamanda yine bugün Peygamberimiz (s.a.v.)’e hakaret eden Cumhuriyet Gazetesi’ni de protesto ettik. Bugün sizden ricam HEPAR gençlerini farklı göstermek isteyen kimselere inanmamanız ve Hocamız’a destek olduğumuzu bildirmeniz. HEPAR gençlik hem dinine, hem vatanına sahip çıkan bir gençliktir.” Aslan onlar aslan. HEPAR gençliğine bir alkış. “Bu arada Çin zulmünden kaçan ülkemize sığınan Müslüman Uygur Türk kardeşlerimize HEPAR olarak yardımlarımız devam edecek.” Allah razı olsun maşaAllah elhamdüllilah. Helal olsun Allah sayınızı artırsın. Allah şevkinizi artırsın. Osman Baba’ya da selamlar ediyoruz. Selamlarımızı iletin, hürmetlerimizi iletin.

“Güneydoğu’da görev yapan kırk altı bin koruyucumuz adına Başbakan’dan randevu talep ettik. Ama kabul etmediler” diyor. Ben bir şehit çocuğu olarak asla affı kabul etmem. Affı kabul eden zaten Deccal ve abanisidir. Deccaldır yani şehitlerimizi, askerlerimizi, canlarımızı bizden alan kahpeleri bir adam çıkıp diyorsa ki “sizin yaptığınız suç değil” -haşa- “elinize sağlık” anlamında konuşuyorsa o azılı bir deccaldır. Artık deccal zuhur etmiştir. İnsan olarak zuhur etmiştir. O bir iblistir, müsaade etmeyiz.

Korucu kardeşimiz ben ismini vermiyorum. Vefat eden Nazım Ölmez de koruyucuymuş. Ölmedi şehit olmuş demek ki. Yoo ismini de veririz. Ayhan Kahraman, aslan o. Kendisi de kahraman. Babasını PKK şehit etmiş. Van Geçici Köy Koruyucuları ve Şehit Aileleri Dernek Başkanı’ymış. Ayrıca koruculardan oluşan bir taburun korucu başı. Bu aslanımız “ben” diyor “affı asla kabul etmem. Affı kabul eden deccaldır” diyor. Yani şehit edilmiş askerlerimizin, şehit edilmiş polislerimizin kanı yerde kalmaz diyor özetle. Eğer askeri, polisi şehit edeni sen kahraman ilan edip -haşa- eline sağlık diyorsan sen kahpesin, sen alçaksın, sen şerefsizsin demektir. Ve insan değilsin sen, deccal ve iblisin demektir. Hükümet asla kabul etmiyor. Başbakan asla kabul etmiyor, Cumhurbaşkanı asla kabul etmiyor. Sıkıysa öyle biri bir çıksın görelim bakalım, nasıl bir deccalmış bir görelim. Kanunla hukukla gereğini yaparız.

Evet, Nazım Ölmez’in resmi doğruymuş. Göster Nazım Ölmez’i. Koruyucuymuş o delikanlımız. Yaklaştır. Evet, bu aslanımızı şehit etmişler korucu kardeşimiz. Allah için, vatan için, bayrak için mücadele eden insan, bunu PKK kahpece şehit etmiş.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey kardeşlerimiz faaliyet haberleri şu şekilde. 24 Ocak tarihinde Erdemli Kaymakamlığı’nın şehrin muhtelif yerlerindeki kitap okuma kutularına yetmiş adet Harun Yahya kitabı bırakmış kardeşlerimiz. Ayrıca sahilde gezip yürüyüş yapanlara ve kafelere sizin kitaplarınızdan hediye etmişler. Dün Ankara’da kardeşlerimiz Çankaya Yıldız’da yedi yüz elli adet A9 ve Yaşayan Fosiller broşürleri dağıtmışlar. Sivas’ta dün esnafa kitap ve dergi dağıtımı olmuş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah, maşaAllah hepsi güzel.

KARTAL GÖKTAN: Geçtiğimiz günlerde Osmaniye’de çok sayıda A9 broşürü dağıtımı olmuş.

ADNAN OKTAR: Bak bak sen güzellere bak sen maşaAllah aferin.

KARTAL GÖKTAN: Önceki akşam Kayseri’de kardeşlerimiz. Yeni bir filmin yapımcısını ve oyuncularını misafir etmişler. Ve katılımcılara çok sayıda kitabınızı hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: Çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: 21 Ocak günü İnegöl’deki kardeşlerimiz evde buluşup sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: İnegöl’ün aslanları.

KARTAL GÖKTAN: Dün Bandırma sahili Cumhuriyet Caddesi’nde çok sayıda Harun Yahya kitabı dağıtılmış.

ADNAN OKTAR: Helal olsun güzel.

KARTAL GÖKTAN: Bugün bir kardeşimiz Adapazarı Serdivan Belediyesi Yazlık Mahallesi’nde A9 TV broşürleri dağıtmış. Haberler bu şekilde. Bir de Sinop’taki kardeşlerimizin faaliyeti var.

ADNAN OKTAR: Karadeniz’in aslanları.

KARTAL GÖKTAN: Onlar da çay bahçelerinde oturanlara ve parkta yürüyenlere yüz beş adet kitabınızdan hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: Aferin aferin benim güzellerime. Aferin benim canlarıma. MaşaAllah aferin. Allah onlara uzun ömür versin.

Şimdi kısa bir ara verelim sonra dört de, dört bucağa kadar, beşe kadar muhabbetimize devam edeceğiz.

KARTAL GÖKTAN: Aradan önce yazılarınızı da okuyalım mı Adnan Bey makalelerinizi?

ADNAN OKTAR: Yani gerekir.

KARTAL GÖKTAN: Arab News Gazetesi’nde “Başkanlık sistemi Türkiye için bir tehdittir” başlıklı yazınız çıktı.

ADNAN OKTAR: Doğru.

KARTAL GÖKTAN: Dubai’de yayın yapan Arabian Gazette’de Fransa’daki son olayları ele aldığınız ve  Avrupa’daki radikal ve ırkçı hareketlere karşı önlem alınmasının gerekliliğini vurguladığınız makaleniz yer aldı. İsrail’in birkaç dilde yayın yapan haber sitelerinden JSS News’de de Yahudi soykırımını anma gününde Fransızca olarak çıkan makalenizin başlığı şöyle “Müslümanlar Nazizm’in vahşetini hatırda tutmalıdır.”

ADNAN OKTAR: Evet güzel. Hakikaten çok zulmetmişler. Ben bu derece kepazeliğe acayip acıdım. Adam ne psikopatmış Hitler. Var ya bizim filmimiz. Allah Allah ne zulüm? Yazık ya, ne yapacaklarını şaşırmışlar. Adam bir türlü hızını alamıyor manyağa bak sen. Yakalarına altı köşeli yıldız kazıtıyor, onunla şey yapmıyor dükkanlarına işaret koyduruyor. Onunla rahatlamıyor ayrı bir şehirde hepsini topluyor. Bu sefer yemek vermiyor, yiyecek vermiyor. Daha da olmuyor gaz odalarına doldurup o insanları katlediyor. Bu akıl almaz acımasızlık.

BEYZA BAYRAKTAR: Sadece Almanya değil tüm dünyadan silinmeleri gerektiğini söylüyor.

ADNAN OKTAR: Manyaklığın yani en azgını, ben böyle psikopatlık görmedim. Çoluk çocuk, kadınlar yazık çırılçıplak hepsini soymuşlar. Üç yaşında çocuklar, kadınlar ne olacaklarını da bilmiyorlar. Yazık. Nasıl zalim, nasıl psikopatmış bu adam? Diğer ülkeler de bu manyağa nasıl müsaade ediyorlar ben buna da şaşıyorum. Diğer subayların ahmaklığına bak. Ulan hayvan herif yanında tut kolundan lan manyak dersin delisin sen dersin defol git dersin. Köpek gibi teslim olmuşlar adama. Allah Allah ne korkuyorsun? Allah’tan kork.  Mahvediyor bütün milleti görmüyor musun? Lan oğlum dersin sen manyaksın tamam mı dersin bu kadar basit. Defol git dersin. Tut kolundan sürükleyerek götür. İt gibi karşılarında hazır ola geçiyorlar. Lan ne korkuyorsun? Allah’tan kork. Bu kadar niye zulüm ettiriyorsun insanlara? Herkesi mahvetmiş. Acayip korkakmış onlar da. Ya nihayet bir kişi bu kardeşim. Ne istiyorsun lan dersin. Al altına çökert. Bük kolunu al götür adamı. Bu kadar basit. Alın bunu hapse atın bu deli dersin. Yani acayip saygı duymuşlar. Adam da yapmadığını bırakmamış. Her türlü psikopatlığı yapmış. Azılı manyak, her yerinden belli deli olduğu yani. Mussolini de öyle süper manyak gözlerinden belli oluyor deli olduğu. Ulan ne zorunuz manyakları topladınız başınıza getiriyorsunuz?

BEYZA BAYRAKTAR: Hitler’in asker arkadaşlarının ifadesi vardı zırdeli olduğuna dair.

ADNAN OKTAR: Süper manyak, öyle az buz değil yani. Subayların korkmasına şaşıyorum. Sen delikanlı adamsın ne korkuyorsun?  Sen alenen delisin belli dersin, defol git dersin, bu kadar basit.

AYLİN KOCAMAN: Şu an Musevi yaşlı dini liderlerin ve yazarların hepsinin ailesi mutlaka bu toplama kamplarında ölmüş.

ADNAN OKTAR: Kardeşim akıl almaz zulüm etmişler. Öyle az buz değil. Kimse de bilmiyor yani bu zulmü. Çok az insan biliyor. Hani uydurma falan değil. Nerenin uydurması? Binlerce fotoğraf var, binlerce belge var. Mahvetmişler yani.

CEYLAN ÖZBUDAK: Altı milyon kişi hayatını kaybetmiş.

ADNAN OKTAR: Kardeşim görülmemiş bir zulüm yani.

Tamam şimdi kısa bir ara verelim sazlı sözlü, hem sazlıca hem sözlüce demiş. Evet dinleyelim.

BÜLENT SEZGİN: Bir sevimli gösterip ondan sonra ara verelim mi?

ADNAN OKTAR: Olur olur. Ağabeyi yesin onu o patiyi. Ben ısıracağım o patiyi. O ayaklar falan hepsini ısıracağım ben onun maşaAllah. Hadi bakalım.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarımızdan sonra programımız devam edecek.

Adnan Oktar Sohbetler programı bu akşam sona erdi. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü