Harun Yahya

Sohbetler (27 Ocak 2015; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar'la Sohbetler programımız başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bugün Holokost adı verilen Yahudi soykırımının yetmişinci seneyi devriyesi. Darwinist-materyalist zihniyetin bir sonucu olarak 1940 ve 1945 yılları arasında Auschwitz kampında bir milyon yüz bin kişi aç bırakılarak ya da gaz kullanılarak öldürüldü. Vefat edenlerin çoğunluğu Yahudi kardeşimizdi. Kampta esir tutulanlardan yüz otuzu çocuk, yedi bin kişi 1945'te Sovyet askerleri tarafından kurtarıldı.

ADNAN OKTAR: Hayret, ben böyle bir kepazeliğe milyonlarca insan nasıl baktı seyretti, ben buna şaşıyorum. Hitler'in kulağından biri tutup çökertemedi mi? "Sen sapık mısın?" değil mi? İki tane ağzına çarp uzaklaştır adamı. Elin delisini musallat ediyorsun, milyonlarca insanı mahvettiriyorsun, Almanlar’ı da mahvediyor hepsi seyrediyor. Bir kişi bu, tut kulağından çökert aşağı. Dersiniz, "Sapık bu, buna nasıl uyuyorsunuz? Aklınızı başınıza alın" dersiniz. Bir kişi cesur adam çıkmamış hayret edilecek şey. Seyrediyorlar. Böyle kitle psikolojisiyle. Adamın deli olduğu her halinden belli, bağırıyor adam, "ben deliyim" diye bağırıyor yani.

GÖKALP BARLAN: Adnan Bey, bugün Sayın Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan, şöyle bir açıklama oldu sizin söylediğiniz gibi: "Gazi ailelerine, gazilere ve şehit ailelerine asla zarar verecek bir adımı, onları rencide edecek hiç bir adımı atmayız" diye açıklama yaptı.

ADNAN OKTAR: EvvelAllah evvelAllah, Tayyip Hocam delikanlının hasıdır. Asla ve asla öyle bir şeye yanaşmaz, her zaman da söylüyoruz gece, gündüz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEGİN: Sayın Erdoğan bugün, ülkenin bölünmesine asla izin vermeyeceğini vurgulayan şöyle bir konuşma yaptı: "Çözüm süreci; bir pazarlık süreci, bir al-ver süreci değildir. Çözüm süreci taviz vermek asla değildir. Hele hele şehitlerimizin hatırasını incitecek, gazilerimizin vicdanını yaralayacak hiç bir girişime, adıma asla fırsat tanımayız. Bizim birliğe ihtiyacımız var, beraberliğe ihtiyacımız var. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı çatısı altında bizler tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet diyerek yolumuza devam etmemiz lazım."

ADNAN OKTAR: Bir alkış Tayyip Hocam'a. Teşhis doğru muymuş Tayyip Hocam'la ilgili? Doğruymuş. Delikanlı mıymış? Delikanlıymış. İşte bu kadar. Kürtler bizim başımızın tacı, onlar bizim canımız, onlar bizim annelerimiz, kardeşlerimiz. Asla onlara zalimlerin yaklaşmasına müsaade etmeyiz. Ne derin devletin, ne PKK'nın, ne itin kopuğun. Huzur güzellik içinde yaşayacaklar, baş tacı olacaklar.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanımız’ın konuşmasından bölüm vardı.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam'a helal olsun. Tayyip Hocam'a bundan sonra kimse bir şey demesin, yasaklıyorum. Tayyip Hocam'a bundan sonra laf yok, şahane konuşmuş. Bir daha söyle.

BÜLENT SEZGİN: Videosu vardı gösterebilir miyiz konuşmasından?

ADNAN OKTAR: Göreyim.

VTR: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Konuşmasından Bir Bölüm

ADNAN OKTAR: Bir alkış Tayyip Hocam'a. İşte o kadar. Helal Tayyip Hocam'a helal. Tayyip Hocam'a bundan sonra laf yok yasak, bir tek ben eleştireceğim Tayyip Hocam'ı, inşaAllah.

Cem Küçük akıllı delikanlı ama onunla sürekli bağlantıda olalım.

Biraz önce de İdris Bal vardı. AK Parti'den ayrıldı değil mi İdris Bal? Bayağı kafalı delikanlı o maşaAllah. Profesörmüş o ben bilmiyordum. Yurt dışında mastır yapmış, İngiltere, Amerika falan bayağı bir şeyler okumuş, raporları varmış. Bir parti kurmuş herhalde Demokratik Gelişim Partisi. O partinin yöneticileri de geldiler, onlar da çok efendi insanlar. Bayağı nurlu bir insan İdris Hoca, çok efendi. Tayyip Hoca onu niye bıraktı? Bence çok iyi değerlendirmesi gerekirdi onu. Çok dürüst delikanlı bir kere, çok dışa dönük, samimi, dürüst olduğu yüzünden hemen anlaşılıyor, ondan hiç kimseye zarar gelmez. Kalleşlik yapmaz, oyun da oynamaz yani iyi birisi. Neyse artık partisini kurmuş. Demokratik Gelişim Partisi, evet. Tayyip Hocam'ın yerinde olsam ben onu bırakmazdım. Ne yapıp yapıp partide tutması lazımdı. Ona bir bakanlık vermesi gerekirdi. Uluslararası siyaset mi, o konuda profesör herhalde?

KARTAL GÖKTAN: Evet. Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden doktorasını almış.

ADNAN OKTAR: Uluslararası ilişkiler, bak tam yeri. Bir de çok mütevazi, çok mazlum birisi, çok efendi, maşaAllah. İdris Bal, ismi de iyi peygamber ismi. Ama nasıl olacak bu küçük küçük partiler? İdris Naim Şahin Hoca da, o da İdris, o da bir parti kurdu herhalde, kurmadı mı?

YASEMIN AYŞE KIRIŞ: En son bir girişimi vardı ama bilmiyorum son durumunu.

ADNAN OKTAR: Ama kazanmaz o partiler. Neden kuruyorlar acaba ki? Niçin kuruyorlar acaba? Daha siyasi kıvraklık elde etmek için olabilir. Yani çünkü partilerin muazzam yetkileri oluyor, değil mi? Öbür türlü dernek falan olarak olsa riskli olur ama parti olarak daha eli rahat oluyor, o yönden düşünmüş olabilirler. Merkez Partisi kurmuş İdris Naim Hoca da. O da çok yaman. Yok, böyle küçük küçük partiler ortak girseler de bununla kazanamaz, olmaz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Siz, Başbakan Davutoğlu'nun "Kobani'ye  selam ediyorum" sözlerinin yanlış anlaşılabileceğini ve açıklamak gerektiğini belirtmiştiniz. Sayın Davutoğlu bugün bu sözlere açıklık getirdi.

ADNAN OKTAR: Aslan aslan. Dün rica ettim açıkla diye açıklamış. Evet.

KARTAL GÖKTAN: "Ben orada Kobani'den gelen kardeşlerimize selam ettim. Mazlumlara ve masumlara."

ADNAN OKTAR: Benim sözümün aynısı. Ben dedim değil mi? "Oradan gelen bizim halkımıza, benim milletime, benim Kürt kardeşlerime selam etti" dedim, aynısını söylemiş. Yedi ceddine rahmet olsun. O anda heyecanlanıp irticalen bir şey söylüyor, "vay sen bunu nasıl söylersin?" Onu anormal bir anlamda söyle mi? PKK'ya selam olsun der mi, olacak iş mi şu? Ama hemen şerhte fayda var. Allah razı olsun, iyi olmuş hemen şerh etmiş. ricamızı anında Hocamız yerine getiriyor. Çok efendi bir insan, nurlu. Çilliymiş. "Hocam, siz görseniz yanaklarından sıkarak seversiniz onu" diyorlar. Bayağı şeker bir şey maşaAllah.

Bir kahramanlık değildir İsrail'e kafa tutmak. İsrail'in varsa zalimi kimse onlara kafa tutmak lazım. Ama o ayırt edilemiyor ki, direkt İsrail'e muhalefet zannediyor. Mesela Türkiye'de bugün araştırmalar yapılıyor, halkın yüzde sekseni İsrail'e karşı. Al buyur, işte bu politikanın neticesi. Daha önce yüzde yirmiydi muhalefet, şimdi yüzde seksene çıkmış. Oldu mu şimdi bu? Buna ne gerek var? Bunlar uğursuzluk getirir, bereketsizlik getirir. Mazlum bir millete sen öfke duyarsan Allah felaket getirir. Kimseye biz öfke duymayalım millet olarak, kimseden nefret etmeyelim, herkesi sevelim. Zalimlere tavır alalım. Mazlumlara niye tavır alıyoruz? İsrail'de ufacık küçük küçük çocuklar var, bayağı lüle lüle saçları köfte gibi. Masum dindar Hristiyanlar var, Museviler var. Biz onlara niye tavır alalım? Yüzde seksen çok yüksek bir oran, bu çok ürkütücü. Bu uğursuzluk getirir bu, bak uğursuzluk getirir. Türkiye'nin üstünden bir felaket geçti. Türkiye'de bir güzellik, ışık olduğu için Türkiye'ye bela dokunmadı. Türkiye'de bir ışık, bir güzellik olmasaydı Türkiye'yi bela vuracaktı. Hz. İbrahim (a.s) kıssasındaki gibi. Hz. Lut (a.s) kavmine felaket gelince orada detay veriyorlar Peygamber. Ama ne diyor melekler; "biz biliyoruz zaten" diyorlar. "Biz vuracağımız yeri biliriz, siz sadece çıkın. Sen ve eşin buradan çıkın. Kime ne yapacağımızı biliriz." Işığın, güzelliğin olduğu bir yere Allah vurmuyor. Yoksa Türkiye'nin başı büyük belaya girecekti.

BÜLENT SEZGİN: Allah ayette buyuruyor; "Sen içlerinde olduğun sürece biz o kavme azap edecek değiliz" diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Böyle balıklama dalmak çok tehlikelidir. Sevgide Allah bereket getirir. Biz hiçbir ülkeye, hiçbir kavme nefret ve öfke duymayalım. Bunu kaldıralım, bu uğursuzluk getirir. Bak, belanın gelmiyor olması Türkiye'deki bir ışık, bir nur olmasındandır. Bela Türkiye'yi vururdu, hallaç pamuğuna çevirirdi Allah esirgesin.

Ama otursun o insanlar orada, İsrail’de. Bir süs, güzellik, bir renk. Gittiğimizde mesela adam lüleli saçlı insanlar, kippalı insanlar bağıra bağıra Tevrat okuyorlar. Ne kadar güzel tarih canlanıyor. Üç bin-beş bin yılık tarih canlanıyor, Hz. İbrahim (a.s)’ın makamı. Bir süs, Allah onu bir güzellik olarak yaratmış. Adamları niye söküp atıyorsun oradan? Dursun onlar orada. Hristiyanlar mesela çanlar çalıyor, bilmem Hristiyan kiliseleri var, buram buram tarih kokuyor, değil mi? İki bin yıllık bir geçmiş, iki bin yıllık bir sadakat Hz. İsa (a.s)'a, elleme adamları yaşasın. Sen de git camide namaz kıl, ne güzel mis gibi gül koksun camiler. Olay çıkartmaya gerek yok. Ucu-bucağı yok arazinin. Arazi isteyin size arazi verelim size. Ürdün'ün toprakları bomboş. Ürdün, zaten çalmadan oynuyor Kral böyle. "Biraz toprak ver" desen o uçar. Ama Şeyhimiz’i sevdiği için seviyorum. Şeyhimiz’in mürididir Ürdün Kralı. Bütün prensler de Şeyhimiz’e bağlıdır, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ne.

Bak bir çikolata var. Tayyip Hocam'a bir çikolata göndermişler. İnsan bunu hart diye yer, bu nedir böyle? Direkt çikolata. Ağabeyi yesin onu çikolata niyetine. Tipin şekerliğine bak sen, ne zevkli olur buna sarılmak. Bunların cildi, bilmiyorum hiç gördünüz mü siz, acayip yumuşak, hafif nemli ve çok şeker oluyor. Allah vermesin çok tehlikeli, insan ısırabilir onu hakikaten. Cinnet geçirip ısırabilir onun için uzak durmak lazım. Ben bir kere terminalde görmüştüm, iki tane zenci küçük çocuk. Gözler kocaman, bembeyaz beyazı, siyahı simsiyah. Kuzu şeyi gibi kıvır kıvır saçları var ama parlak böyle. Kriz tuttu beni annesinden babasından rica ettim, "sevebilir miyim şunları?" dedim. Bütün millet durdu böyle dala dala sevdim ikisini de. Acayip şekerler.

Yok, bu küçük partilerden bir şey çıkmaz. Bunu niye yaptılar ben anlamıyorum. Ama muhtemelen herhalde Tayyip Hoca'ya bir muhalefet olursa şak diye devreye girecek ama Tayyip Hoca'nın muhalefet yapılacak bir yönü yok. Bayağı samimi gayret ediyor daha ne yapsın? İnsanlara böyle ters gelecek bir yönünü ben göremiyorum. "Ben Güneydoğu'yu vermem" diyor, "federasyon da kabul etmem, katilleri de bırakmam." Daha ne desin?

İdris Bal, bizim PKK konulu konferanslarımızın üç tanesine konuşmacı olarak gelmiş. Bak delikanlıyı görüyor musun? “Biz” diyor Tayyip Hocam bak; "Türk, Kürt, Çerkez, Laz, Boşnak, Arnavut, Zaza biz ayrı olabilir miyiz? Biz hepimiz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı değil miyiz?" Aslan. "Öyleyse bu dargınlık, bu kırgınlık, bu kin, nefret ne? Buna karşı mücadelede tüm muhtarlarımız olarak sizler işte buna karşı mücadeleyi tüm muhtarlarımız olarak sizzler vereceksiniz." Ama muhtarın silahı olması lazım. Muhtarlara da otomatik silah versinler Güneydoğu'da. Değil mi? Çok zor iş. Silahsız, herifler iki bin metre menzilli otomatik silahlarla kapıya geliyorlar. Korucularda, muhtarda silah olursa nasıl gelsin adam? Hesap eder "aman aman" der.

İsrail hakkında olumlu düşünenler sadece yüzde ikiymiş. Ürkütücü bu. Sevgiyle yaklaş kardeşim, muhabbetle yaklaş. Dünyaya bir renk, bir süs. Masonlar da öyle mesela, onlar da bir süs. Allah rengarenk yaratıyor dünyayı. Dünyayı siz gri mi yapmak istiyorsunuz? Allah öyle istemiş. "Hristiyan olsun" diyor Allah, "ben istesem hepinizi tek ümmet yapardım" diyor Allah ayette. "Ben istedim böyle olmanızı" diyor, "ayrı ayrı ümmetler olmanızı ben istedim" diyor. "İstesem hepinizi tek ümmet yapardım" diyor Allah zaten. Sen diyorsun ki,"Sen niye tek ümmet olmadın? Ben bunların hepsini yok edeceğim" diyorsun, "Sizden nefret ediyorum" diyorsun. Olmaz.

Kısa bir ara verelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Evet kısa videolarımızdan sonra programımız devam edecek.

Adnan Oktar'la Sohbetler programımız bu akşam sona erdi.Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü