Harun Yahya

Sohbetler (29 Ocak 2015; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımız başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Efendim hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, sanatçıları Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda ağırladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan da bulundu kabulde. Hülya Koçyiğit, Zerrin Özer, Esra Erol, Demet Akalın ve eşi Okan Kurt, Hakan Peker, Metin Özülkü, Arzu Öztoprak Peker, Burak Kut, Muazzez Ersoy, Murat Başoğlu, Hande Bermek Başoğlu ve Özlem Zengin yer aldı kabulde.

ADNAN OKTAR: İyi olmuş, çok çok iyi olmuş. Ama o diğer çekinen sanatçılar var onları da çağırsın. Desin; “Ben sevecen bir insanım, sizin Cumhurbaşkanınızım, siz seçtiniz, kardeşiz, dostuz yani çekinmeniz için bir neden yok. Ben bağnaz birisi değilim. Öyle El-Kaide şu bu falan bana olmadık laf ediyor. Bizim zihniyetimiz taban tabana zıt. Dolayısıyla siz gazetelerde orada burada yazılıp çizilenden etkilenip tedirgin olmanıza gerek yok. Gelin bizzat benimle görüşün. Ben gördüğünüz gibi bir insanım, bana her yönden güvenebilirsiniz. Bir durum olduğunda gelin, Cumhurbaşkanlığı Sarayı hazır külliye. Gelin burada kitap okuyun, sohbet edin konuşun, bir durum varsa gelip bana anlatın, bizzat yüz yüze de gelip anlatabilirsiniz. Öyle tedirgin olunacak bir şey yok, rahat olun” derse çok iyi olur diğer sanatçılara da. İsim isim davetiye göndersin çağırsınlar. Adam, “çekiniyorum” diyor. Yalan söyleyecek hali yok çekiniyordur hakikaten. Bilmediğinden insan çekinebilir. Böyle konuşursa rahatlarlar, inşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, dün de Cumhurbaşkanımız yasama, yürütme ve yargı organlarının başkanlarıyla öğle yemeğinde bir araya geldi.

ADNAN OKTAR: O da çok iyi oldu. Daha halim, böyle iyi Tayyip Hoca. Başkanlık olayına, bunlara girmesin. Yeniden gerilim meydana gelir. Çok tatsız bir gelişme meydana gelebilir. Böyle güzel. Bayağı sakin herkes, sevgi duyuyor, saygı duyuyor, hayatı da sakin. Türkiye de gelişiyor bir şey olduğu yok.

KARTAL GÖKTAN: Haşim Kılıç da şöyle bir açıklama yaptı Adnan Bey, emekliliğinin ardından siyasete atılmayacağını belirtti ve “gerginlikler hiç yansımadı herhalde yemeğe” sözleri üzerine; “devlet yönetiminde gerginlik olmaz, tabii ki herkes düşüncelerini söyler. Ama bir yere gelindiği zaman geldiğiniz noktadan itibaren artık şahıslar değil devletin geleceği, hizmeti,  kamu hizmeti önemlidir” dedi.

ADNAN OKTAR: Haşim Baba aklı başında bir insandır, makul bir insan. Her halinden belli oluyor makul birisi olduğu. Devlet terbiyesi almış, saygın, nezaketli asil bir insan. Ondan acayip bir şey çıkmaz.

BÜLENT SEZGİN: Toplantıdan bir fotoğraf da vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet göreyim. Şahane, gayet güzel. Şimdi Tayyip Hocam mobilya alsa bayağı olay çıkartırlar. Aslında biraz da böyle tablolar mobilyalar falan olması lazım. Sade bir görüntüsü var. En azından bu yemek salonu falan, oranın biraz şöyle ihtişamlı olması lazım. Biraz Beyaz Saray’a benzemiş, orası da öyle. Ben eskiden müthiş bir yer zannediyordum, basık, tavanı da basık daracık bir yer. Millet iç içe oturuyor falan. Şöyle ferah güzel bir yer yapsanıza. Bu nedir böyle?

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Alim ve mütefekkir Mahmut Ustaosmanoğlu Hoca Efendi’nin kardeşi İsmail Ustaosmanoğlu dün akşam saatlerinde vefat etti. Kendilerine Allah’tan rahmet diliyoruz. Kalanlara da baş sağlığı diliyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, haberimiz bile yok kardeşi olduğundan. Hiç bilinmiyor böyle insanlar hiç, vefat edince haberimiz oluyor. Allah Şeyhimiz’e uzun ömür versin. Uzun yaşayacak Şeyhimiz. “Mehdi (a.s)’yi göreceğim ben” diyor Mahmut Hocamız, görecek inşaAllah. Aslan o aslan. Bayağı terbiyeli, güzel insan. Şu Cübbeli de musallat olmasa Şeyhimiz’e bayağı konforu yerine gelecek. Cingir cingir sesiyle gidip musallat oluyor, gidip kulağının dibinde bağıra bağıra.

TARKAN YAVAŞ: Sizi de çok seviyor maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şeyhimiz sever, güzel huyludur. Kalben kalben, maşaAllah.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan bu akşam bir televizyon kanalında yaptığı açıklamada başkanlık sistemi hakkında yorumda bulundu: “Dünyada bugün G-20 ülkeleri içerisinde on tanesi başkanlık sistemiyle yönetiliyor. Artık bir gerçeği görmemiz lazım. Acaba çok daha seri, çok daha kolay nasıl muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkarız sorusunu sormamız lazım. Biz bunun peşindeyiz. Çok başlı yapı bizim ayağımıza pranga vuruyor.”

ADNAN OKTAR: Olması muhtemel bir şey olarak söylüyor. Nerede tıkanma var? Evet.

KARTAL GÖKTAN: “Üçlü kararname olduğunda atama yapmak çok zor oluyor” diye söylemiş. “Abdullah Bey, Ahmet Bey’le olan durumumuz farklı ama bu sistem içerisinde atamalarda sorun yaşanıyor” diye söylemiş.

ADNAN OKTAR: Atamalarda sorun. Kanun çıkarsınlar halletsinler. İş mi şu? Tayyip Hocam Allah aşkına çok zeki, yaman delikanlısın sen, bunun içinden hiç çıkamayacaksın? Torba yasalar diyorsunuz bilmem ne, kanun çıkarın meseleyi halledin. Ne var yani?

“Ben atıyorum onları görevden alıyorlar” diye Tayyip Hocam. Tamam ben bunları bir inceleyeyim bakayım neyi kast ettiğine. Ama her şeye bir çözüm bulunur. Bayağı elastiki davrandı. Mesela bak darbe teşebbüsü diye adamlar ortaya çıktı, tak bütün polisleri aldı gönderdi. Bütün yargıyı değiştirdi, Yargıtay’daki bütün sistemi değiştirdi. İstediğinde oluyor demek ki, şakır şakır. Devlet emrinde. Cumhurbaşkanı değil mi o? Ee. Başbakan da zaten sağlam delikanlı maşaAllah, bayağı hoş insan. Çok ufak tefek şeyler bu söylediği sözler. Bunlar da rahatça halledilir. Kanun çıkarılır halledilir. Başkanlık sistemi; bak ondan sonra başımız belaya girer. Tayyip Hoca Allah’tan korkan halim, selim, iyi bir insan tamam da, sonra deccal kılıklı birisi gelecek olursa nasıl baş edeceğiz biz adamla? Astığı astık, kestiği kesik olacak adamın. “Şunu atadım” diyecek, “bunu aldım, şu bitti” hiçbir yönden müdahale edemeyeceğiz, hiçbir yönden. Geldi mi gitmek bilmez öyle bir tip. Tabii, mesela bir komünist kafalı birinin geldiğini düşün, al başına belayı.

“Sistemde yanlışlar var ama bunlar reformla düzelebilir” diyormuş mesela hocalar profesörler falan.

Bu sanatçılara çok baskı yapıyorlar, Tayyip Hoca’ya giden. Ama bu da çok ayıp, alenen ahlaksızlık. Sana ne gidiyorsa gider, adamın sen hürriyetine ne karışıyorsun? İstediğiyle görüşür, istediği gibi fikrini beyan eder. Ağza alınmadık sözler ediyorlar sanatçılara. “Niye görüştün, niye gittin?” falan. Ama sanatçılar da delikanlı çıksınlar. “Görüşürüm ulan sana ne?” desin, “sen kimsin?” desin, değil mi? Herhalde güçleri yetmiyor ona da anladığım kadarıyla.

Bak mesela, AKP’li gazetecilere soruyoruz; “sonra gelen kişi azgın psikopat çıkarsa ne yapacağız?” diyoruz. “Halk seçimiyse saygı göstermek zorundayız” diyorlarmış. Al başına belayı. Halkı kandırabilir adam. Güneydoğu’da nasıl silah zoruyla, dehşet yoluyla yapıyor? Aynısını yapabilirler ne yapacağız o zaman? Olur mu öyle şey? Parlamenter sistemde çok rahat değiştirmek mümkün oluyor.

Ben bir Burhan Hoca’yla konuşayım bu konuyu. Çok sevimli bir şey o, muhabbetine de doyum olmuyor, çok muhabbetçi. O şahane insan, Tayyip Hoca onu Adalet Bakanı yapsın. Bayağı kıymetli bir değer o, Türkiye’nin önemli bir değeri. O kadar samimi Anadolu insanı nerede? Çok zor. Bağıra bağıra kahvehanede konuşur gibi çok rahat konuşuyor. Öyle olması lazım. Mesela hiç havaya da girmiyor, özel bir dil falan da kullanmıyor tam Anadolu insanı. Bütün candanlığı samimiyetiyle Anadolu’nun o temiz ruhunu çok güzel yansıtıyor.

OKTAR BABUNA: Herkes tarafından da sevilen birisi.

ADNAN OKTAR: Evet.

Rabbimiz’in tecellisi, Rabbimiz orada bak çiçeklerle tecelli ediyor. Bir heykel görüntüsüne tecelli eder. Bir eşyada tecelli eder, her yere tecelli eder. İnsan olarak tecelli eder, ses olarak tecelli eder. Bütün tecelliler Allah’a aittir.

BEYZA BAYRAKTAR: Siz de Allah’ın en güzel tecellilerinden birisiniz, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarımızdan sonra programımız devam edecek.

VTR: Başkanlık Sistemi Türkiye İçin Tehlikelidir

BÜLENT SEZGİN: Evet yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: HDP Eş Genel Başkanı Yüksekdağ, Başkanlık sistemi tezini “Kral Abdullah’ın meclisini oluşturma hayali” sözleriyle eleştirerek “seçimde meclise daha büyük çoğunlukla geleceklerini ve buna izin vermeyeceklerini” söyledi.

ADNAN OKTAR: Ne dedi, ne dedi? Bir daha de bakayım.

BÜLENT SEZGİN: HDP Eş Genel Başkanı Yüksekdağ, Başkanlık sistemi tezini “Kral Abdullah’ın meclisini oluşturma hayali” sözleriyle eleştirerek, “seçimde meclise daha büyük…”

ADNAN OKTAR: Kral Abdullah’tan kastı Suriye? Evet.

BÜLENT SEZGİN: Evet. “Kral Abdullah’ın meclisini oluşturma hayali” sözleriyle eleştirerek “seçimde meclise daha büyük çoğunlukla geleceklerini ve buna izin vermeyeceklerini” söyledi.

ADNAN OKTAR: Meclise büyük çoğunlukla gelecekler. En büyük amaçları AK Parti’nin Başkanlık sistemine geçmesi, Tayyip Hoca’nın başkan olması, dolayısıyla anayasayı değiştirecek çoğunluğa sahip olmaları için de, kendi yaptıkları taktiğin bir an önce hayata geçmesi.  Ne diyorlar? “Biz Parti olarak gireceğiz.” Kardeşim yüzde altı buçuk, yüzde yedi falan oyun var en fazla, belli ki kaybedeceksin. Senin amacın ne? O yüzde yedi oyu AK Parti’ye vermek istiyorsun. Sonra da AK Parti’ye yükleneceksin. Diyeceksin ki işte “Başkanlık sistemine geçtik anayasal çoğunluğu sana verdik. Sen de Abdullah Öcalan’ı ve diğer bütün katilleri bırak. Asker, polis katillerini bırak federasyona geç, mis gibi yaşayalım” diyecek. Amaçları bu. Lafı nasıl değiştiriyorlar? Kardeşim senin planın ne? Meclisteki kendi milletvekillerini, kendi kazanabileceğin milletvekillerinin tamamını AK Parti’ye vermek istiyorsun. Doğru mu, yanlış mı? Doğru. Abdullah Öcalan’ın istediği bir şeyi sen nasıl istemiyorsun? Abdullah Öcalan’ın en çok üstünde durduğu şey başkanlık sistemi zaten. Tayyip Hoca diyor “sen başkan olacaksın katilleri affedeceksin, federasyonu ilan edeceksin, konu da bitecek” diyor. Bu kadar açık. BDP’nin şu an en büyük amacı AK Parti’yi ezici şekilde iktidara getirmek. Atmış, yetmiş milletvekili vermeyi düşünüyorlar. Konu bu. Yani parti olarak seçime girmenin ikinci bir anlamı hiçbir şekilde yok. Paket olarak, hediye olarak “sen” diyorlar “arkadaş dört yüz küsur milletvekiliyle meclise gireceksin. Ve bizim taleplerimizi yerine getireceksin” diyorlar. “Yapmazsan biz kendi meclisimizi oluştururuz” diyor. O da olayın hikaye kısmı. Yani “sabırla bekleyeceğiz” diyorlar özetle. Her yönden çok kötü bu. AK Parti açısından da çok kötü, kendileri açısından çok çok daha kötü. Ben bu konuyu onlara söyledikten sonra bunları yakalayınca diyorlar “biz başkanlık sistemine karşıyız.” Abdullah Öcalan’ın ısrarla üstünde durduğu sisteme sen nasıl karşı oluyorsun sen? Bunun imkânı var mı?  Değil mi? Serok Apo dediğin adam sana bunu dediyse sen bunu yaparsın. Konuyu ne uzatıyorsun yani? Ve yapıyorsun. Yapacak planı da ayarlamışsın. Niye lafı değiştiriyorsun? Şimdi Güneydoğu halkının dikkatini dağıtmak için “Biz başkanlık sistemine karşıyız” diyor. En büyük amacın başkanlık sistemi. Ve tek kurtuluş olarak görüyorsun. Abdullah Öcalan defalarca söyledi başkanlık sistemini. Amerika’nın dayatması, Amerika da aynı şeyi söylüyor. Başkanlık sistemi olacak, federasyon olacak. “Başkanlık sistemi olamaz” dediler. “Nasıl olacak yeterli milletvekili sayısı yok?” “O zaman biz verelim” diyor BDP. “Yeter ki Serok Apo’nun dediği olsun, Abdullah Öcalan’ın dediği olsun” diyorlar. Tek bir tane model var. Başkanlık sistemi federasyon bu kadar. Başkanlık sistemi olup da federasyon olmaması mümkün değil. Başkanlık sisteminin geldiği her ülkede bölünme oldu zaten. Amerika da şu an bölünmek istiyor. Fransa da şu an bölünmek istiyor. Bana bıraksınlar bunu. “Biz Tayyip Bey’in başkanlığını destekleriz” diyor Abdullah Öcalan. Ne demek destekleriz, nasıl destekleyecek? Alkışlayarak değil. “Milletvekiliyle destekleyeceğiz” diyor. Milletvekiliyle. “Atmış yetmiş milletvekili vereceğiz, anayasal çoğunluk kazanacak ve başkan olacak” diyor bu kadar açık. Bir tane model var. Amerika’nın söylediği bir tane model var. Abdullah Öcalan’ın dediği de aynı, Tayyip Hoca’nın dediği de aynı Amerikan modeli. Uzatmaya gerek yok. Amerika modeli ve federasyon. İstemeseler de mesela Tayyip Hoca istemese de başka bir sistem olmaz. Başkanlık sistemi olduğunda. Kardeşim suyun içine ayağını bastın mı şap diye ses çıkarır yani başka bir şey olmaz. Başkanlık sistemine girdi miydi başka bir şey olmaz yani. Sistemin özelliği budur yani.

Bak diyor ki Abdullah Öcalan açıklıyor “yalnız” diyor şimdi bak Abdullah Öcalan “başkanlık Amerika Birleşik Devletleri’ndeki gibi olmalı” diyor. Yani Amerika’nın dediği gibi olmalı diyor. Açık konuşuyor adam. Ne diyor? “Devlet meclisi gibi bir senato, ikincisi bir de halk meclisi bunun adı demokratik meclis de olabilir” diyor. Yani federasyona dayalı başkanlık sistemi. Bunun dışında bir model zaten Türkiye’ye teklif edilmedi. Başından beri söylenen budur. Bizi kimse oyalamaya da kalkmasın, amaç da alenen budur. Bizi alıştıra alıştıra bu sisteme geçireceklerini zannedenler de çok büyük hata yaparlar. Çocuk ikna eder gibi bizi ikna etmeye çalışıyorlar. Yani beni ikna etmeye çalışıyorlar. Edemez. Adam Abdullah Öcalan ne diyor? Bak “Amerikan Birleşik Devletleri’ndeki gibi olacak” diyor başkanlık sistemi. Amerika ne diyor? “Bizim modelimiz yapacaksınız” diyor. Yani nasıl? Federasyon. Devletçikler, çeşitli devletlerden oluşan bir Türkiye. Bu, Türkiye’nin mahvolması demektir. AK Parti’nin mahvolması demektir. Bütün Ortadoğu’nun mahvolması demektir. Böyle bir sistemde kimse kimseyi kurtaramaz. Dolayısıyla Amerika’nın, Avrupa’nın, her yerin mahvolması demektir. Sakın böyle bir belanın içine girmesinler. Yani kıyametin kopması demektir. Gece gündüz söylüyorum. Kardeşim federasyon olduğunda zaten konu bitmiş oluyor. Yani şehitler boş yere çatışmaya girmiş oluyorlar. Boş yere şehit olmuş oluyorlar. Polis aylardan beri, yıllardan beri boş yere bu alçaklarla çatışmaya girmiş oluyor. Federasyon demek, isteyerek ve bilerek Güneydoğu’yu teslim etmek demektir. Çünkü yeni kararnamede valilere de acayip yetki veriliyor. Valiyi halk kendi seçiyor. PKK’nın gölgesinde şimdi belediye başkanını nasıl seçiyor adam? PKK diyor ki “şunu seçeceksin” adam onu seçiyor. Şimdi vali belki Cemil Bayık’ı getirecekler. Diyecekler ki “İşte vali bu, seç bunu.” Sıkıysa seçmesin. Al başına belayı ondan sonra. Asker, polis, jandarma valiye bağlı. İstediği gibi müdahale edebiliyor. Zaten diyorlar “PKK’ya biz karşıyız diyor adam yani “öyle bir şey yok.”Gelecekler, şehre gelecekler Diyarbakır, Mardin’e silahlarını bırakacaklar biz onlara devletin silahını vereceğiz” diyor. “Daha gelişmiş otomatik silahlar vereceğiz. Maaşlı hale getireceğiz. Onlar devletin polisin askeri olacak” diyor. Yani “dağlarda öyle gezmeyecekler” diyor. “Bu yasak, bizim karşı olduğumuz olay bu” diyor yani. “Silahlarını gömeceğiz” diyor “o hurda silahları.” Sonra? “En gelişmiş otomatik silahlarla onları donatacağız” diyor. “Türkiye’den de ayrılmayacağız çünkü Türkiye bize vergi verecek” diyor. “Türkiye gelirinin yarısını bize verecek” diyor. “Biz yeni kurulmuş bir federasyon olduğumuz için paraya ihtiyacımız olacak” diyor. Ordu kuracak, polis, iç işleri bakanlığı, dış işleri bakanlığı paraya ihtiyaç var. “Türkiye de bütçesinin yarısını bize verecek” diyor. “Ayrılmayacağız. Bayrağınızı asabilirsiniz zaten” diyor. “Eğer isterseniz” diyor “canınız istiyorsa Türk bayrağı da getirin asın Mardin’e, Diyarbakır’a” yani “istediğiniz yere asabilirsiniz” diyor. Yani “birkaç tane, öyle üç-dört tane canınız istiyorsa yapabilirsiniz” diyor. “Ama takır takır parayı vereceksiniz” diyor. Ne zamana kadar? “Biz belimizi doğrultana kadar.” Yani “Biz hazırız deyinceye kadar buna devam edeceksiniz” diyor. “Sonra biz orada halkı toplayacağız. PKK’nın silahları halkın suratına doğrultulmuş olarak bir referandum yapmak istiyoruz diyeceğiz” diyor. “Halka soracağız bağımsız bir devlet olmak istiyor musunuz? İstemiyorsunuz?” Adam, namlunun ağzında ne der bir insan? “Hatta açık oylama yapacağız” diyor. “Gidip atacak gözümüzün önünde” diyor. “Gizlenecek bir şey bunda” diyor. Ee? “Sonra aldık Güneydoğu’yu, hadi geçmiş olsun diyeceğiz” diyor. Kardeşim bak, sen böyle bir şeyi yapmaya kalkarsan buna benzer,inan kıyamet kopar. Ne silahın kalır, ne tahtan kalır, ne ağacın kalır, ne böcek kalır yerde. Ne bitki kalır, hiçbir şey kalmaz, kıyamet kopar. Bütün dünya tepsi gibi olur ben sana söyleyeyim.

Deli demiş akıllıyı görünce değneğini saklar demiş. Akıllarını başlarına alsınlar. Böyle bir çılgınlığı asla yaptırmayız. Öcalan açık net konuşuyor adam “Amerikan modeli federasyon istiyorum, başkanlık sistemi” diyor. “Ve Tayyip Bey’i de ben destekleyeceğim bu konuda” diyor. Destekleyeceğim demek yani sırtından iteceğim anlamında değil. “Milletvekili vereceğim” diyor. Olay bu. Ve çok pratik bir yol bulmuşlar. Diyorlar ki “ne yapacaksın, nasıl yapacaksın? En kolay yol nedir?” diyor. “Parti olarak seçime gireceğiz” diyor. “Var mı bunda acayip bir şey” diyor. Mesela halka sorsa Güneydoğu’da? Çok normal karşılar adam. Parti olarak seçime girmek istiyor adam. Bunda acayip bir şey yok. Halbuki burada amaç, bütün milletvekillerini AK Parti’ye vermek. Ve dolayısıyla Amerika ve Avrupa’nın AK Parti’yi ablukaya almasını sağlamak. Diyecek ki Amerika ve Avrupa, “sen neye ihtiyacın vardı?” “Milletvekiline.” “Şu an var mı milletvekilin?” “Var.” “Başkanlık sistemini istemiyor musun sen?” diyecek. “İstiyorsun. Yap şu an” diyecek. “Başkanı da seç. Federasyonları ilan et.” Federasyonları da ilan edince de yani “şimdi bu dağdaki adamlardan sen rahatsız değil miydin?” diyecek. “Bunlar insin işte, şehre gelsinler” diyecek. İnmesi için nasıl inecek? Kanunlara göre inemiyor. “O zaman af ilan et” diyecek. Yani cinayet serbest olmuş oluyor. Katillik serbest olmuş oluyor. Zaten onlar “af kelimesini sakın kullanmayın” diyorlar. “Aflık bir şey yok” diyorlar. Yani “Biz istediğimiz gibi adam öldürürüz. İstediğimiz gibi cinayet işleriz o bizim doğal hakkımız” diyor. “Silahlı militanız biz” diyor. “Bizim görevimiz zaten adam öldürmek. Bu nasıl suç oluyor?” diyor. “Suç olur mu? Bu bir onur, şeref” diyor. Zaten gazeteciler falan ağızları açık gidiyorlar katillere, Kobani’ye gidiyorlar katillere yalakalık yapıyorlar. Bazı gazeteciler. Böyle fincanlar ellerinde titriyor zangır zangır onlarla beyefendi falan diye konuşuyorlar. Onların sırtlarında silahlarla onlara böyle tepeden bakarak, adam yerine koymayarak,  bu korkaklarla hasbihal ediyorlar. Çaktırmadan Türk milletini kandırıp işi bitirmek istiyorlar. PKK’nın amacı bu. Özetle bu. Ve zekamızla alay ediyorlar. Benim gördüğüm. Kendi kafalarına göre. Buna asla müsaade etmeyiz. Bunu unutacaklar.

Güneydoğu’da hemen her seçimde PKK’lılar sandık başında bekliyorlar. Her sandık başında PKK’lı oluyor. Acayip pervasızlar. Zaten seçim öncesinde söylüyorlar. “Arkadaş” diyorlar “kime oy vereceğinizi önceden bir açıkça dürüstçe söyleyin. Hüseyin ağa sen kime?”  “BDP’ye” diyor. Sen? BDP’ye. Sen? BDP’ye. Muhtar sen kime? BDP’ye.” Bir de kucaklaşıyor sırtında silahla. Kucaklaşıyor çay kahve içip gidiyor. Adam sıkıysa aksini yapsın. Bir de şüphelendiklerini de sorguluyorlar. “Sen kime oy verdin? Bir söyle bakayım” diyor. Adam korkuyor “AK Parti’ye oy verdim ben” diyor. “Hainlik yapacak adama benzemiyorsun ama sen, Hüseyin Ağa bunu nasıl yaptın sen bize? Gel şöyle tarlaya bir gidelim orada demokratik konuşma yapalım seninle” diyor. Orada yeni yetme it kopuk takımı savcıları var bunların. Hakimleri de var. Mahkeme kuruyorlar. Suçu sabit diyor hakim. Böyle ilkokul mezunu it kopuk takımı birisi, katil. Savcı iddianameyi okuyor kendince sözlü. Hakim de diyor “katledilmesi gerekiyor” diyor. “İnfazı gerekiyor” diyor. Takır takır otomatik silahla oradaki o insanı şehit ediyorlar. Adamın elinde iki bin metre menzilli tam otomatik silahlar var. Her tarafı el bombasıyla dolu, öbür insanın üstünde bir mintan, bir de adamın şalvarı var altında. Adam nasıl kabadayılık yapsın ona? Önce tüfeğin dipçiğiyle dövüyorlar.  Öldüresiye dövüyor, ondan sonra otomatik silahla tarayıp öldürüyorlar. Ona kabadayılık yapması için aynı silahın onda da olması lazım. O zaman zaten oraya gelemez o. Bunun için de koruculuk sisteminin geliştirilmesi gerekiyor. Dindar böyle arif, aklı başında güzel insanlar korucu olarak görev alsın. Otomatik silahlarla donatılsınlar. Ve eğitilsinler. Vatan, millet, devlet sevgisiyle eğitilsinler. Korucuyu kendi haline bırakmak da olmaz. Bazen hakikaten mesela kahırlanıyorlar ben konuşuyorum. “Hocam ben korucu olmayı da bırakacağım” diyor. “Dağa çıkacağım bu PKK’lılarla çatışacağım” diyor. Mesela öfkelenmiş, “koruculuktan vazgeçeceğim” diyor. Şimdi makul böyle devlet terbiyesiyle bakışı da göstermek gerekiyor bazılarına. Mesela asker bu eğitimi alıyor. Ama korucunun da bu eğitimi alması için özel eğitilmesi lazım. Polis mesela ve özel harekatçı. Özel harekatçı çok az. Köylere jandarma gönderiyorlar iki-üç tane jandarma. Jandarmayla ne olur iki-üç jandarmayla. Yanına beş tane özel harekatçı ver. Bak bakayım gelebiliyorlar mı? Jandarma daha, mesela Manisa’nın köyünden gelmiş delikanlı çocuk. Jandarma yazılıyor iki-üç ay eğitim alıyor. Jandarma olarak köye gidiyor. Tecrübesi yok, bilgisi yok. İt kopuk bunlar altı-yedi sene, sekiz sene dağlarda eğitim almış adamlar. Gerilla eğitimi almışlar. Bu çocuklar bunlara karşı bir eğitimli değiller. Ama özel harekatçılar eğitimli. Özel harekatçı olduğunu duydu mu zaten hiç gitmez köye. Adını duydu mu gitmez. Özel harekatçı ve korucu sayısının azaltılmasını ben anlayamıyorum. En çekindikleri konu kardeşim. Korucu, Kürt kardeşlerimizden oluşuyor. Özel harekatçı da tecrübeli, yaman savaşçılar. Özetle özel harekatçıların kapatılan okulları yeniden açılsın. En az kırk bin-elli bin özel harekatçı yetiştirelim. Çok değerli hocalar var. Özel harekatçı yetiştiren. Kısa sürede yetiştirirler. Devlet için çok güzel bir güvence bu. Tecrübesiz insan olmaz. Köyde iki-üç tane özel harekatçı oluyor. “Köyde özel harekatçı varmış” diyorlar PKK gitmiyor. Gitmesi demek mutlaka telef olacak demektir. Felç oluyorlar onları gördüler mi. Özel harekatçıya da Allah özel bir kabiliyet, yetenek veriyor. Kulaklarından tutup enselerine çöküyorlar. Ördek gibi hepsini yakalıyorlar. Canlı canlı. Kulaklarından tutup getiriyorlar. Buna ağırlık verilmesi gerekiyor. Ben anlayamıyorum özel harekatı. Eğitilir zamanla, bir kere bir kabadayılık yaptı özel harekatçı birkaç kişi oradan huylandılar. Konuşabilir mi üç-beş kişinin sözüyle niye etkileniyorsunuz? İşte “Ankara’ya yürürüz” falan dediler. Kızmış söylemiş olabilir. Kabadayılık yapmış olabilir. Önemli değil ki. Sen “saygısızlığı bırak” dersin, “nezaketli konuş” dersin biter. Birçok insan bunu söyleyebilir. Devlet memuru, da halktan isyan ediyor işte “kendimi yakacağım” diyor bilmem ne. Cinnet halinde oluyor. Abuk sabuk konuşabiliyor. Ciddiye almak doğru olmaz bunu.

Mesela Cemil Bayık’la gidip röportaj yapıyor adamın en az yüz-yüz elli tane icraatı var. Bombalamış yakmış, yıkmış yani böyle. Acayip hürmet ediyorlar. Abdullah Öcalan’la eskiden röportaj yaparlardı el pençe divan. “Başkanım başkanım.” Başkanın kadar tepene taş düşsün. Yahut düşmesin diyeyim Allah sana hidayet versin. Akla bak.

Mesela bak Abdullah Öcalan, “Bakana konuşup söyleyin. Gerekirse elli yasa çıkaracaklar bilmem PKK yasadan yararlanıp meşrulaşırmış. Evet. Tabii ki öyle olacak” diyormuş. “Öcalan BDP heyetine söylediği bu sözler hükümetin açılım sürecinin özelliklerinin niteledi.” Tabii Abdullah Öcalan kendi kafasına göre bir şeyler söyleyebilir ama hükümet tabii ki onun dediğini yapmakla mükellef değil ama başkanlık sistemine doğru gidiyorsa adamın dediği oluyor demektir Abdullah Öcalan’ın. Eğer süreçten kasıt da buysa bu çok çok vahim. Bu çok çok vahim.

Tayyip Hocamız’a da bizden tam destek. Ama başkanlık sistemi asla. Her ne pahasına olursa olsun eğer Abdullah Öcalan kabadayılık yapıyorsa bizim de ona verecek cevabımız var. Kabadayılık yapıyor diye çekinenler varsa vicdanlarına çok yazık, kişiliklerine yazık, delikanlılıklarına çok yazık. Bizim askerimiz, polisimiz aslan gibi delikanlıca karşı koydular. Birdenbire bir korkaklık mı çöktü bazı insanların üstüne. Bütün tarihimiz bizim böyledir, hep delikanlılık ve kabadayılık üstünedir. Üç-beş tane çapulcu, sekiz-on tane çaylaktan eğer çekiniyorlarsa yazıklar olsun derim başka bir şey demem. Tuttun mu kulağından çökertirsin kardeşim. Al tut kulağından indir aşağıya. Mesela Kandil’de de adam oradan daha hala ötüyor baykuş gibi. Git al gel Hoca’nın dediği doğru maşaAllah Osman Paşa’nın dediği. “Gidip alıp geleceğiz” diyor “bu kadar basit” diyor. Doğru söylüyor abartmıyor.

AYLİN KOCAMAN: Bayağı da kâle alınıyor onun söyledikleri.

ADNAN OKTAR: Tabii kardeşim adamlar kaçacak delikleri de yok bunların. Bir yere kaçtılar mı zaten IŞİD’in eline düşerler. Gidersin Kandil’e toplar adamları getirirsin bu kadar açık. Cemselere doldurursun, cemselerini alıp getirirsin hepsi kelepçeli. Ayrıca katliamdan da kurtarmış oluruz bunları. Sonra bunları eğitime almak lazım. Cezaevlerinde eğitime alacaksın, doğrusunu anlatacaksın. Kafaları pişmiş gece gündüz Abdullah Öcalan’ın fikirleriyle, PKK propagandasıyla, komünist propagandayla kafaları uyuşmuş adamların. Bu uyuşukluğu açmak gerekiyor.

Rize’den Emin Yüksek diyor ki; “HDP’nin seçimlere bağımsız değil de doğrudan girmesinin bir nedeni de HDP’nin barajı geçip otuz beş olan milletvekili sayısını yetmişe çıkarmak olduğu söylenmekte. HDP’nin zaten yüzde sekiz oy oranı var. Eğer seçime doğrudan girerlerse doğuda oy oranı düşük olan CHP’nin ve cemaatin HDP’ye oy vereceği ve bu şekilde HDP’nin yüzde on seçim barajını aşacağı söylenmekte. Eğer bu gerçekleşirse AK Parti’nin milletvekili sayısı düşer hatta hükümet kurmakta bile zorlanır. Nitekim Nazlı Ilıcak “oyum HDP’nin” diyor bence burada çok büyük bir oyun var” diyor. Rize’den Emin Yüksek. Kardeşim cemaat gidip HDP’ye oy vermez. CHP de oy vermez. Meydana gelecek olay çok açık yüzde sekiz oy olduğu gibi AK Parti’ye geçecek. Milleti bu şekilde de oyalamak, bu da bir taktik. Bir oyun var diyor ya işte oyun o. Cemaat gidip BDP’ye oy verir mi? Olacak gibi mi? CHP taban tabana zıt HDP’yle, BDP’yle ne alaka oy versin? Onun için parti kararı alınması gerekir. O zaman CHP silinir zaten. CHP milli bir parti olacak iş değil. Cemaat de asla böyle bir şeye yanaşmaz dolayısıyla bu yüzde sekiz oy olduğu gibi AK Parti’ye geçecek. Yani yetmiş milletvekili AK Parti’ye geçecek. Anayasal çoğunluk elde edilecek. Başkanlık sistemini ilan edecekler kendi kafalarına göre. Bütün katillere af çıkacak, salıverecekler katilleri yani cinayet serbest hale geliyor. Federasyon ilan edilecek sonra kıyamet kopacak. Kıyamet vakti geldi o zaman anlamı bu olur. Biz kıyametin 1545’te kopacağını söylüyoruz. Adam kıyameti öne almış olur o zaman. Ne Türkiye kalır, ne Amerika hiçbir yer kalmaz öyle bir şeyde ben söyleyeyim.

Tahirhan Özmen: “Adnan Hocam, sizi her gün seyrediyoruz. Kobani ne oldu?” Kobani yerle bir oldu. Bir enkaz yığını Allah onu bir ibret vesilesi olarak orada tutacak. Zaten müze yapacağız diyormuş PKK. Allah müze yapıyor, Allah. Allah diyor zaten müze haline getirdim ayette diyor  “müze hale getirdim gidip görün ne hale geldiklerini” diyor. Küfrün sonucunun ne olduğunu Allah gösteriyor. Oradaki Müslüman halkı da Cenab-ı Allah, Mümin kardeşlerimizi de iki yüz bin kişiyi aldık getirdik. Hazreti İbrahim (a.s)’ın evlatlarını alır getirir gibi. Hazreti Lut (a.s)’ın ailesini, annesini yahut işte bizzat kendini alıp getirir gibi getirdik. Ve günahkarların, zalimlerin üstüne kıyamet koptu orada. Ad ve Semud kavmine gelen büyük felaket. Gökten felaket yağdı, yerden felaket yağdı. Allah diyor “güçlü kullarımızı onların üstüne salarız” diyor “onları helak eder” diyor. Allah güçlü kullarını üstlerine saldı. Bak Müslüman demiyor Allah “güçlü kullarımı” diyor “üzerlerine salarım” diyor “ve onları helak eder” diyor. Allah helak etti işte. Allah’ın gücünü gördüler. Çünkü IŞİD Müslüman olmakla birlikte mümin, Müslüman olmakla birlikte yanlış yolda. Çünkü şiddet kullanıyor İslam’da şiddet yok. Ama “güçlü kullarımı üstüne salarım” diyor Allah. Bak onları kullanmış bu sefer de Cenab-ı Allah. Bazen hiç alakasız zalimleri mesela Amerika’yı kullandı Allah. Koalisyon güçlerini gökten, havadan felaket yağdırdı. “Güçlü kullarımı musallat ederim” diyor “kendi kalelerini kendi elleriyle yıkarlar” diyor Allah. Kendi elleriyle kendi kalelerini yıktırdı Allah ayet açık. Allah helak etti.

“Bu geceki Haber Türk TV’de anketçilerin verilerini dinleseydin bu şekilde konuşmazdın” diyor “HDP hakkında” Alaattin Tulum. Ne diyor?

AYLİN KOCAMAN: Bir kısmı onun üzerine çıkarmış. Hepsi birbirini tutmuyor tabii.

BEYZA BAYRAKTAR: MHP’den daha yüksek görünüyor HDP.

ADNAN OKTAR: Bu gece de yeni bir atak yapmışlar, yakaladım ya kurtulmaya çalışıyorlar. Şimdi bunlar yakında oyu yüzde yirmi bir falan diye de açıklayabilirler. Kardeşim bak BDP’nin, HDP mi, BDP mi neyse bu teşkilatın yüzde yedi toplam oyu var. Yüzde yedi buçuğa da çıkabilir, altına da düşebilir yani ortalama yüzde yedi. Herkes biliyor, kendileri de çok eminler. Abdullah Öcalan diyor ki bak “başkanlık sistemi için ben Tayyip Erdoğan’ı desteklerim, AK Parti’yi desteklerim” diyor. Kardeşim destek demek sırtından itmek değil. Destek demek milletvekili vermek demektir “destekleyeceğim” diyor bak “destekleyeceğim” diyor. “Başkanlık sistemini ben Türkiye’de istiyorum, bu konuda AK Parti’yi destekleyeceğim” diyor Abdullah Öcalan. İşte yöntem bu, şimdi yeni bir teknikle anketçiler bilmem ne falan diye yeni bir olay meydana getirmişler. Kurtulmak için ne yapıyor görüyor musun? Bu sefer de anketçilere sığınmışlar. Anketle konketle falan kurtulacak gibi değiller. Abdullah Öcalan’ın bak ifadesi çok açık. “Ben AK Parti’yi destekleyeceğim” diyor “başkanlık sistemi için” bu kadar. Bunu da milletvekiliyle destekleyeceğim anlamında söylüyor. Seçim sabahı bakacaksın dört yüz küsur milletvekiliyle AK Parti gelmiş. Bütün Güneydoğu’da her yerin bütün milletvekillerini alır, olay bu. Sonra da faturayı isteyecekler hadi diyecekler “biz sana milletvekilini verdik bak Abdullah Öcalan sözünü tuttu şimdi söz senin” diyecekler.

Kızıl Elma rumuzlu birisi yazmış. “Bir taraftan “Tayyip Hocam ne yaparsa iyi yapar” diyorsun. Öbür taraftan karşısın.” Şimdi Tayyip Hoca dünya çapında abluka altında olan bir kardeşimiz. Yiğit bir Müslüman, ben oturup dünya deccallarına onu ezdirmem. Ben oyunu görüyorum, tehdit edildiğini de görüyorum. Eşek olsa anlar bunu, anlaşılmayacak neresi var bunun? Amerika alenen bastırıyor. Avrupa da bastırıyor. Tek başına nasıl baş etsin onlarla? Abdullah Öcalan sırtını onlara dayamış, dünya deccallarına dayamış göbeğini kaşıyarak oradan açıklamalarda bulunuyor. Tek başına bırakırsan nasıl baş etsin? Tabii ki destekleyeceğim. Vicdanı temiz bir insan, aklı başında bir insan ama bela üstünde çok. Nasıl baş etsin? Bir hanımı var, bir çocukları var bu insanı ben ne yapayım yalnız mı bırakayım yani? Dürüstlüğüne ben kefilim gençliğinden itibaren tanıyorum biliyorum. Ne yapalım? Dünya deccallarıyla baş başa mı bırakayım? Tabii ki destekleyeceğiz, yardımcı olacağız. Kolay iş mi bu? “Sen git hallet” diyorlar. Var ya ayette şeytandan Allah’a sığınırım “Sen ve Rabbin gidin savaşın” diyor. Dünya deccallarıyla tek başına nasıl baş etsin? Dayatma var görülüyor. Gece gündüz dayatma var, tabii ki destekleyeceğim. Adamlar zamanında kumpaslar hazırlamışlar bir şeyler hazırlamışlar falan. Bin bir türlü bela başında yani. Tayyip Hoca ezilirse Türkiye’de demokrasi memokrasi hiçbir şey kalmaz ben size söyleyeyim. Seçime meçime hiç gerek yok ondan sonra. Eğer onun ezilmesine göz yumarsak, bunu kabul edersek demokrasiden kimse bahsetmesin ondan sonra. Göz göre göre eğer onu götürebiliyorlarsa herkesi götürürler söyleyeyim. Ben de diyorum ki “sıkıysa yapın bir şey de göreyim.” Kanunla, hukukla öyle bir şeye müsaade etmem, bu kadar. Yok, Tayyip Hoca yalnızmış sen öyle zannet. Madem yalnız o zaman dediklerini yapsana. Demek ki sıkıyor, demek ki bir şeyler var destekleyen, o dediğin doğru işte iyi teşhis etmişsin. Ona müsaade etmeyiz. Dünya deccallarının kafasını ezeriz, o da rahat hareket eder, bu kadar. Önüne gelen başkanlık sistemi diyor nasıl baş etsin onlarla Tayyip Hoca?

“Hocam, gece gündüz seni dinlemek istiyoruz başka bir şey istemiyoruz. Senin konuşmaların, şarkıların, müziklerin, dansların her şeyden daha güzel bizim için canım Hucam” diyor maşaAllah. Hucam diyorsa Güneydoğu’dandır.

“IŞİD yanlış yolda. İslam’da şiddet yok, şiddet kullanmaktan vazgeçmesi için Kuran’a tam uymaları gerekir” Barış Can Bal, Uyur ve Yazar isimler şahane. “Peki Hocam bir gidip konuşun tek parça dönebilecek misiniz?” diyor. Hoppala. Ayakkabıları orada mı bırakacağız? Tabii ki geri geleceğiz. IŞİD bana saygılıdır. Ben onlara ağzıma gelen her şeyi söylüyorum ama “Hocamız’a laf, söz yok” diyorlar bayağı saygılılar. Her hâlükârda onlar Müslüman ama yanlış yoldalar, şiddet kullanıyorlar Kuran’a o yönüyle uymuyorlar. Mesela bak Türkiye’de iştahlananlar vardı operasyon yapalım diye “kanunla hukukla kolunuzu, bacağınızı kırarım” dedim. “Müslüman’a el kalkmaz” dedim. “Asla müsaade etmeyiz” dedim. Fetva aradılar hocalardan bazı tipler. “Sıkıysa çıksın” dedim “öyle bir hoca fetva verecek.” Deccal olması lazım, başka türlü fetva olmaz. Veremedi kimse fetva, veremezler de. Yani katil fetvası istediler müsaade etmedik. İlimle irfanla. Yoksa bayağı iştahlıydılar bazı tipler gıkını çıkaramadılar.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yeni yayınlanan bir makaleniz var Adnan Bey. Londra’dan yayın yapan Filistin kökenli önemli haber sitelerinden Middle East Monitor’da Suriyeli mültecilerin durumunu ele aldığınız “Türkiye Suriyeliler’in yeni evi oldu” başlıklı makaleniz yayınlandı.

ADNAN OKTAR: Güzel, başka.

KARTAL GÖKTAN: Şimdilik bu var.

ADNAN OKTAR: Olmaz, en az on yer.

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberlerimiz var bir de.

ADNAN OKTAR: Onları göreyim.

KARTAL GÖKTAN: 27 Ocak tarihinde Ankara Dikimevi Metro çıkışında otuz adet Harun Yahya eseri dağıtmış kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: İki Nolu Askeri Cebeci Askeri Dikimevi, evet.

KARTAL GÖKTAN: Sonra bir kafede oturup sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Güzel.

KARTAL GÖKTAN: Karadeniz Ereğli’de kitaplık kutusuna sizin kitaplarınızdan bırakmışlar. Kayseri’de kardeşlerimiz ev sohbetinde buluşup iman hakikatleri anlatmışlar. Beraber dua etmişler.

ADNAN OKTAR: Kayseri çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: İzmir Çankaya’da bin adet PKK tehlikesi broşüründen dağıtılmış.

ADNAN OKTAR: Aferin çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: Alanya’da kardeşlerimiz evde buluşup sohbet etmişler. Gebze’den kardeşlerimiz de yine 23 Ocak’ta biraraya gelmişler.

ADNAN OKTAR: Aferin aferin hepsi nur. MaşaAllah çok güzel, bayağı güzel.

Aşık olmak için peygamber ahlakı gibi ahlak gerekir. Çok Allah’a bağlanmak, Allah için yaşamak gerekir, dünyadan geçmek gerekir. Egoist, bencil olan adam aşık olur mu? Pisliği zaten üstüne sürmüş oluyor, batırmış oluyor kendini. Egoist, bencilse bitti yapacağı hiçbir şey yok. Seven, Allah için ölümü göze almış olacak ve ölümü isteyecek Allah için. Allah’a kurban olacak, boynunu koyacak. Bunların canı tatlı, en ufak çıkarlarıyla çatışmasını istemiyor, tüyüne zarar gelsin istemiyor “önce kendim” diyor. Önce sevdiğin olacak. Olur mu öyle şey? Yani hiçbir şeyini vermek istemiyor, hiçbir şeyini ona sunmak istemiyor. Hep kendini kurtarmanın peşinde. Derinlik alabilmesi için Allah’ı derin sevmesi lazım. Allah’ı derin sevemeyen tecelliyi nasıl sevecek?

Şimdi kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarımızdan sonra programımız devam edecek.

Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet, Fikret Bey dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey Belçika’da yayınlanan RTL İnfo isimli internet sitesi bazı lise öğrencileriyle yaptığı röportajı “Bu öğrenciler evrime inanmıyor. Bizim atalarımız hayvanlar olamaz” başlığıyla haber yaptı. Röportaj yapılan iki öğrenci “Kutsal kitaplar tüm insanların atasının Hazreti Adem (a.s) olduğunu” söylüyor ifadesini kullandı. Ayrıca haber, sizden de bahsediyor. Brüksel’de birçok posta kutusuna sizin Evrim Aldatmacası kitabınız ve CD’lerinizin bırakıldığından bahsedilmiş. Evrimin bir aldatmaca olduğunu anlatan birçok eseriniz olduğunu Avrupa ve Amerika’ya art arda çok yüksek sayıda, (masif kelimesi kullanılmış, kitlevi, çok fazla anlamında) eserinizin dağıtıldığı söylenmiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah ne güzel, göreyim. Şahane olmuş. Sen bu haberi bir daha, baştan bir daha oku bakayım yüksek sesle. “Le Turc Harun Yahya” süper.

KARTAL GÖKTAN: Belçika’da yayınlanan RTL İnfo isimli internet sitesi bazı lise öğrencileriyle yaptığı röportajı “Bu öğrenciler evrime inanmıyor. Bizim atalarımız hayvanlar olamaz” başlığıyla haber yaptı. Röportaj yapılan iki öğrenci “Kutsal kitaplar tüm insanların atasının Hazreti Adem (a.s) olduğunu” söylüyor ifadesini kullandı. Ayrıca haber, sizden de bahsediyor. Brüksel’de birçok posta kutusuna sizin Evrim Aldatmacası kitabınız ve CD’lerinizin bırakıldığından bahsedilmiş. Evrimin bir aldatmaca olduğunu anlatan birçok eseriniz olduğunu Avrupa ve Amerika’ya art arda çok yüksek sayıda, (burada masif kelimesi kullanılmış, kitlevi, çok fazla anlamına geliyor) eserlerinizin dağıtıldığı söylenmiş. Ayrıca haberde şu bilgi de var. 2005 yılında yapılan bir araştırmaya göre Université libre de Bruxelles’de felsefe profesörü Lorris Perbal, Müslüman gençlerin yüzde sekseninin bu teoriye kuşkuyla yaklaştıklarını ve teoriye itibar etmediklerini söylüyor.

ADNAN OKTAR: Kuşku değil hiç inanmazlar. Ne yüzde sekseni? Yüzde 99,99’u. Öbürü de konuyu anlayamadığı için, düşünmediği için bilmiyordur. Anlaşılmayacak gibi değil ki. Bunun delili nedir? Fosil. Fosile baktığında altı yüz milyon fosil -ki şu an 700 milyonu da aştı- yaratılışı ispat ediyor. Bunun üstüne artık iddia olur mu? Bu önemli bir haber, bunu tekrar tekrar yayınlayalım. Biraz ilgili şahıslarda tansiyon oynamasına sebep olabilir.

Fikret bir şeyler söyle bakalım.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Yunanistan’daki radikal sol Syriza’nın seçim zaferini kutlayan HDP Eş Genel Başkanı Yüksekdağ, “Syriza’nın zaferi hepimizin zaferi. Ortak geleceği demektir. Yunan halkının kaydettiği başarıyı kendi başarımız olarak görüyoruz. Bu başarıyı kendi sevincimiz olarak yükselteceğiz” şeklinde konuştu.

ADNAN OKTAR: Bak ben ona garanti veriyorum. Çok yakın bir zamanda tepe taklak gider o adam. Yani Yunanistan zaten batmış. Şimdi iyice uğursuzluğun içine girecekler. Sol Yunanistan’da başarılı olacak. Sol zaten kavruk sistem demektir. Yani sistemi boğan bir sistem demektir. O kavrukluk içerisinde Yunanistan’ı mahvedecek bir bela gelmiş. Ve tepetakla da yakın zamanda gider. Bak, görürsünüz. Böyle bir sistem ne Avrupa’da, ne dünyada gitmez. Sol öldü dünyada. Sol demek kavruk sistem demektir. Yani hareket etmeyen, mevcut sistemi de durduran, dumura uğratan sistem demektir. Dolayısıyla dediğimin doğru olduğunu yakında görürler. Mesela bak, Syriza Başkanı Çipras, ilk açıklamasını yapmış. Bunun üzerine ilk olan olay ne biliyor musunuz? Yunan borsası çökmüş. Dedim ya, acayip uğursuz bir sistem gelmiş. Her şey batacak bak, göreceksiniz. Her şey, bankalar da batar, her şey batar. Akıl almaz faizler yükselir. Kısa sürede devlet tamamen iflas eder.

AYLİN KOCAMAN: Adnan Bey sizin her zaman söylediğiniz bir şey var. Maneviyata önem vermeyince sadece maddi tedbirler almakta çözüm buluyorlar. Bu da ilk başta hep maddi tedbirlerin üzerinde durmuş. Halbuki dediğiniz gibi.

ADNAN OKTAR: Evet. Allah’a inanmıyor, dine inanmıyor. Çok iyi netice alacağını zannediyor. Bak görecek, kendini batıracak.

Böyle ara verdiğimizde bir kısım kardeşlerimiz devam etmeyeceğiz zannediyor, bir kısmı devam edeceğimizi zannediyor. Ümit içerisinde olacaklar.

Syriza Lideri Çipras, Türkiye’yle tam bağlantı istiyormuş. “Üç Türk milletvekili çıkardı.” Türkiye’yle tam bağlantı onu kurtarmaz ki. Yani şu an Yunanistan komaya girmiş. Yani zaten ölüme yaklaşmıştı. Çipras’la koma hali olmuş oldu. Bak, ilk icraatında borsa çöktü. Daha “selam” der demez. Bak, yarın kim bilir ne olacak? Bir hafta içinde ekonomik kriz akıl almaz boyuta ulaşır Yunanistan’da. Mahvedecek Yunanistan’ı. Öyle artistik merdivenlerden şarkıcı gibi fırlamalar, böyle pop sanatçısı gibi gösteri yapmalarla olmuyor. Sadece artistik yönü çok güçlü. Yani şov yönü çok güçlü. Yani pop sanatçıları gibi gösteri yapıyor. Başka bir şey yaptığı yok. Ne ekonomiden anlıyor, ne siyasetten anlıyor, ne şundan, ne bundan anlıyor. Nasıl bir felaketin içine düştüklerini Yunanistan yakın zamanda anlayacak. Yani büyük bir belanın içine düştü Yunanistan. Türkiye’yle bağlantılarıyla da hiçbir şey çıkmaz. Türkiye zaten onunla bağlantıya geçmez. Batacak gemiye Türkiye elini uzatmaz. Batıyor yani. Gemiyi parçalamış adam.

Abdullah Öcalan diyormuş ki; “Mitolojik tanrıları düşünselerdi İmralı kayalarına bağlanmak kadar ağır bir cezayı akıl edemezlerdi. İmralı tarihte devletin üst yetkililerine verilen cezaların infaz edilebilir adı olmakla ünlüdür. İklimi hem çok nemli, hem de çok serttir. Fizik olarak insanın bünyesini çökertmeye de yatkındır” diyor. Tamam. Yani eğer soğuk falan, fırtınalı falan bir yönü varsa o düşünülebilir. Tedbir de alınabilir ona. Yani bir tek kendisi için değil. Etrafındaki insanlar için de zararlı bir konumu olabilir buranın. O zaman mitolojik tanrılardan bahsetmesine gerek yok. Akılcı olarak söylesin.

Tamam peki, bugünlük bu kadar olsun. Gerçi yine sayısı arttı izleyenlerin ama bugün bu kadar olsun yarın devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler programımız bu akşam sona erdi. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü