Harun Yahya

Sohbetler (1 Şubat 2015; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler programımız başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Başbakan Ahmet Davutoğlu Afyonkarahisar’da parti il kongresinde konuştu. Konuşmasına: “Gazi Mustafa Kemal ve İstiklal Savaşı Şehitleri’ne Afyon hapislerinden yazdıklarıyla ışık yayan Bediüzzaman Hazretleri’ne selam olsun” diyerek başladı.

ADNAN OKTAR: Bak ne güzel. Hem Atatürkçü, hem Bediüzzamancı, oldu. İşte CHP’nin yapacağı da bu olması lazım. Bunu Atatürk’le Bediüzzaman’ı birleştiremezlerse iş biter, hiçbir şey yapamazlar. Bak bu ısrarla üstünde durduğumuz bir konu. Çünkü Atatürk olmadan, Bediüzzaman’ın yapabileceği pek bir şey yoktu. Bediüzzaman olmadan da, öbür sistem çalışmazdı Türkiye’de, yani imani yönü gelişmezdi. Çünkü Atatürk’ün yapabileceği bir şey değildi o. O dini geliştirdi, dinin hakikatini, Atatürk de yobazlığı temizledi. Bediüzzaman yobazlığı nasıl temizlesin? Baya zor iş, uğraşacak gibi değildi. Sakalını kesebildi Bediüzzaman, o kadarına gücü yetti. Baş olmaz yobaz takımıyla. Ona da çok itiraz ettiler zaten. Atatürk’le ikisi, mükemmel bir temizlik yaptılar. Ve Türkiye’nin şu anki güzelliği bu iki değerli şahsa amadedir, onlarındır. Bir Atatürk, iki Bediüzzaman. Birbirine zıt gibi görünmeleri, o ledüni bir ilimdir. Ona herkesin kafası yatmaz. O, onun usulüdür, yani birbirine zıt gibi görünmesi.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hüseyin Yayman; “Başkanlık Türkiye’yi böler mi?” başlıklı bir yazı yazmış. Başkanlık sisteminin hiçbir tehlikesi olmadığını savunmuş. Şöyle diyor: “Başkanlık sisteminin uygulandığı ülkelerde bölünme olmadı ama parlamenter sistemle yönetilen pek çok ülke bölündü. Almanya’da parlamenter sitem var, ancak Almanya bir federal hükümet, yani federal rejime geçeceğiz diye bir koşul yok. Parlamenter sitemdeki başbakanın yetkileri, başkanlık modelindeki başkandan daha fazladır. Teorik olarak parlamenter sistem diktatör çıkarmaya daha yatkındır.”

ADNAN OKTAR: Yayman kimdi? Bu aklı başında bir delikanlı, dürüst bir insan. Parlamenter sistemde diktatör mü çıkar diyor?

BÜLENT SEZGİN: Bir de “bölünme daha kolay” diyor.

ADNAN OKTAR: Delil versin. Biz delil veriyoruz. Uzun uzun sayıyoruz bir tane, iki tane, on tane değil. Delil vermeden olmaz. Tamam dediğine inanlarım ama delil versin.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bugün Maçka’daki evinin bulunduğu sokakta karanlık bir suikast sonucu vefat eden gazeteci Abdi İpekçi’nin bugün 36. ölüm yıldönümü. Allah’tan rahmet diliyoruz kendisine

ADNAN OKTAR: Abdi İpekçi, evet evinin önünde şehit edilmişti. Yazar, kimseye zararı olmayan kendi halinde bir insan. Çekip vurmuşlardı. Biz de Allah’tan rahmet, ailesine de sabrı cemil Allah’tan niyaz ediyoruz.

Hüseyin Yayman demokrat biriymiş normalde ama çözüm süreci ve genel af konusunda çok yanlış fikirleri varmış, oradan çökmüş. Karıştıracak bir üslup içinde benim gördüğüm. Bak örnek vermeden anlatıyor. Parlamenter sistemde bozukluklar var diyorsan, delil vermen lazım. Ama biz anlattığımızda, sana şakır şakır sayıyoruz. Bütün Asya ülkeleri hep deccalların tiranların elinde. Ortadoğu ülkeleri hep deccalların tiranların eline geçti ve feci şekilde öldürüldüler.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın davetine Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan ikinci kez ret yanıtı verdi. Sarkisyan, davetle ilgili “dar görüşlü boş ve alaycı bir hamle” değerlendirmesi yaptı.

ADNAN OKTAR: Neden söylüyor biliyor musun? Daha önce çok güzel bir gerişim olmuştu, Davutoğlu Beyefendi’nin girişimiyle, o dışişleri bakanıydı o zamanlar, Türkiye’ye davet ettik, onlar ateşi söndürdüler falan, bir arkadaşlık hamlesi falan, burada bir maç yapıldı, ağza alınmayacak hakaretler ettiler adama. Bunu engelleyemediler. Müthiş bir Ermeni aleyhtarlığı oldu. Şimdi adam düşünüyordur, ‘gelsem şimdi küfrederler.’ Hakikaten hakaret ederler adama birçok kişi. Maç tarzı bir şey yapsa yine küfrederler. Ermenistan-Türkiye birleşmesi konusunda da bir adım atılamayacağı kanaatinde. Çünkü Azerbaycan’ı Türkiye bu konuda ikna edemiyor. Halbuki çok kolay, Azerbaycan bizim ağzımızın içine bakıyor. ‘Gelin önce sizin bağınızı açalım, pasaportu vizeyi kaldırıyoruz’ deseler, arkasından şak Ermenistan’ın pasaportunu vizesini kaldırırsın, konu biter. Ve tek yanlı dostluk göstermek lazım. Diyorlar ki; “önce biz görüşürüz ama Ermenistan işgal ettiği yerlerden çıkacak.” Böyle dostluk olur mu? Böyle şartlı olur mu? Baştan tıkıyorsun olayı. Ortada bir dostluk dahi yok. Adama hayli bir dostluk sunacaksın, fakat topraklarını işgal ettiği yerlerden çıkarıyorsun adamı. Şartlı olmaz. Sen onu yok hükmünde göreceksin. Önce dost olacaksın, senin gösterdiğin sıcak sevgiden o zaten gereğini yapar. Ne yapsın o toprakları, oraları? Kimse yok orada zaten bomboş. “Biz mütevazi insanız” diyeceksin, “kardeşiz, dostuz, bir dost seni çağırıyor ve bu toprak sorununu da biz gündem etmiyoruz.” Azerbaycan’a da bunu söyleyebilirler. Azerbaycan her atağında kurşunlanıp geri dönüyor. Gücünün yetmeyeceği belli. Rusya’yla savaşmış olacaksın, niye bunları yaparsın? Gidip dostlukla sevgiyle yaklaşsana. Benim o zamanki sözlerimi tutmuşlardı, hakikaten bir muhabbet ortamı oldu. Ama daha üç adım gidemediler, düştüler. Çünkü kökte hukukta bir sevgi, dostluk ve kardeşlik oturması lazım. Bunu oturtmadan Darwinist-materyalist yapıyla olayın içine girersen, ilerleyemezsin. Nitekim ilerleyemediler. Tevazu ister insanlar, mazlumluk ister, sevgi ister, şefkat ister. Türkiye, anne sevgisi gibi bir sevgiyle yaklaşması lazım. Biz sevgiyle hallederiz. Yapacakları sevgi, şefkat, merhamet, akıl, ilim, irfan. Biz bir küçük ülkeyiz, Türkiye, kendimizi idare diyoruz ama sevgi doluyuz. Anadolulu insanlar güzel olur. Tayyip Hocam’ın özelliği de odur, sevgi dolu. Mesela bak, başbakana bakıyoruz çok sevgi dolu, çocuklara sarılıyor. Yüzüne bakıyoruz çocuk yüzlü, sevgi dolu. Bizim özelliğimiz bu. Mesela geldi Suriye’den binlerce insan, herkesi bağrımıza bastık. Sevgi doluyuz merhametliyiz, özelliğimiz bu.

Haydar Aliyev Alevidir, delikanlıdır o, maşallah. Aydın, aklı başında bir insan. Onun eşi de öyle. Benim kitapları okurlar, beni de çok severler, bu bilinmeyen bir gerçektir, acayip severler yani, inşaAllah. Modernliğini çok takdir ediyorum Hayda Baba’nın. Yani oğlu babası hepsi mükemmeldir.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, az önce bir patlama olmuş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçiş güzergahında 10-15 dakika kadar önce. Geçiş güzergahında bulunan bir evin bahçesinde artarda iki patlama meydana geldi. Patlama Çankaya Caddesi’nin bahçesinde bir binada gerçekleşti. Olay yeri inceleme ekipleri alüminyum folyo ve çeşitli patlayıcı maddeler buldu. İkisinin patlamış halde birinse patlamaya hazır halde olduğu tespit edildi. Patlamayla ilgili soruşturma devam ediyor.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam delikanlıdır. Beşer beşer gelsinler isterse kimse hiçbir şey yapamaz. EvelAllah, kılına tüyüne dokunamazlar. Maytap patlatıyor bilmeme ne patlatıyor. Onlar kendini patlatırlar. Tayyip Hoca’ya hiçbir şey yapamazlar. Onlar hikayeden olaylar. Gıcıklık olsun yaptıkları, artistlik yapıyorlar. Orada burada maytap patlatır bilmem ne patlatır. Biz de seni kale alacağız, diyeceğiz ki; vay be falan. Nasıl delikanlı bir millet olduğumuzu bunlara anlatmanın vakti geliyor, kanunla hukukla, inşaAllah. Akıllarını başlarına alacaklar, gıcıklık istemiyoruz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bir gazeteye röportaj veren Etyen Mahçupyan şöyle konuştu: “Türkiye siyasetini belirleyecek dört temel aktör var; asker, PKK, cemaat ve AK Parti’nin kendisi. Parlamentodaki muhalefet pasif, AK Parti diğer üç aktörün hiç birisiyle gerçek anlamda koalisyon kuramıyor. AK Parti yalnız bir parti, topluma dayanarak ilerlemek zorunda.”

ADNAN OKTAR: Doğru. Allah’a dayanarak ilerlemek zorunda. Topluma değil, Allah’a. Allah’a dayandığı için Allah başarı veriyor. Sürekli Allah’ı andığı için Allah başarı veriyor. Hangi parti Allah’ı çok anarsa, o parti kazanır. Bu kadar.

BÜLENT SEZGİN: Allah; “kendi dinine yardım edene yardım edicidir” diyor.

ADNAN OKTAR: Bir kere Müslümanlara tepeden bakma devri bitti. Hiçbir şey yapamazlar. Tayyip Hoca’nın şu yaptığı çok büyük bir şey. Bu genç kızlar falan, başı kapalı kızları acayip eziyorlardı. Orada burada laf atmalar. İnsan çok vicdan azabı çekiyordu. O gitti, derin devlet belası gitti. Ordudan ikide bir acayip acayip sesler çıkardı bazılarından, onlar bitti. Ekonomi iyi gidiyor. Allah’tan dinden Başbakan, Cumhurbaşkanı bol bol bahsedince, halk da güzel örnek olarak etkileniyor, iyi oluyor. Ama tabii Darwinizm-materyalizm baştayken çok zor. Önce Darwinizmin Türkiye’den kazınması gerekiyor. Bu büyük bir felaket. Bu, Allah’ın çok zoruna gider. Dünya tarihinde Allah’a karşı böyle bir cüret hiç gösterilmedi, böyle bir deccallik hiç yapılmadı. Darwinizm direk deccalliktir. Allah’ı inkar eden sistem deccalliktir. Bir çoğu bunun farkında değil. Ahir zamanda çıkacak olan deccal, Darwinizmdir. Dünya tarihinde Allah’ı böyle kapsamlı inkar eden ve hiçbir cereyan olmamıştır. Ve bu kadar uyan insan olmamış. Dünya şu an 8 milyar, 7,5 milyarı neredeyse Allah’sız Kitapsız. Hep Darwinist-materyalist. Dünya tarihinde olmamış böyle bir şey. Bu kadar kalabalık sayıda insanın, Allah’ı inkar ettiği görülmemiş. Bunu bir de bilimsel görünüm adı altında ve bu kadar iman ederek, inanarak Allah’ı inkar ettikleri hiç görülmemiş. Eskiden putlara inanan falan oluyordu, ufak tefek küçük topluluklar şeklinde oluyor. Böyle kapsamlı, bu kadar azgınca ve bu kadar dehşet saçan bir Allah’sız cereyan hiç olmamış. Yani bütün dünya tarihindeki toplam bir araya gelse, yine bu kadar etmiyor. Bütün deccal hareketlerini bir araya getirse firavun’lar, nemrut’lar hepsini bir araya getirseler, binde biri etmiyor şu andaki deccaliyet cereyanı. Onun için Mehdiyet çok hayati bir konudur.

Tayyip Hocam’a geçeceği yere bomba, taciz etmek, rahatsız etmek için konan bir bomba.

Kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Başkanlık sisteminin tehlikeleriyle ilgili videolarımızdan sonra programımız devam edecek.

VTR-Başkanlık Sistemi Türkiye için Tehlikelidir.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum sizi.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bugün Ankara’da Millet Partisi kurultayına sizi temsilen katıldı arkadaşlarımız. Millet Partisi Genel Başkanı Sayın Aykut Edibali’ye sizin selam ve başarı dileklerinizi ilettiler. Kendisi de size selam ve sevgilerini iletmemizi istedi.

ADNAN OKTAR: Aykut Edibali’nin partisi çok eski. Epeyden beri faaliyet yapıyor, Aykut Hoca. Hadi bakalım hayırlısı. Biz de ona selam söylüyoruz, Aleykum Selam. Aykut Edibali eskilerdendir. Birçok kişinin de hocasıdır. Yeniden milli mücadele ekibi. O ünlü şahıslar var ya işte Cemil Çiçekler, şunlar, bunlar falan hepsinin hocası konumundadır.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Diyarbakır Valisi Hüseyin Aksoy, bir düğün salonunda düzenlenen yemekte 100 korucumuzla bir araya geldi. Ve konuşmasında iç işleri bakanı Efkan Ala’nın korucularına selamını ileterek başladı. Aksoy; “Korucular ülkenin birliği bölünmez bütünlüğü için polis asker ve jandarmayla omuz omuza görev yaptığını aktararak, korucuların sorunlarını çözmek için her türlü gayreti göstereceklerini” söyledi.

ADNAN OKTAR: Bak günlerden beri uyardık, tak neticeyi aldık, bayağı güzel. Uzun süreden beri, koruculara yönelik bir üslup geliştirdik ama şu an güzel bir netice. Bir an önce atılım yapıp, neticelendirsinler. Somut sonuçlar bekliyoruz, somut neticeler bekliyoruz.

BÜLENT SEZGİN: Korucuların Diyarbakır Valisiyle toplantısında, Köy Korucuları ve Şehit Aileleri Konfederasyonu Başkanı Ziya Sözer şunları söyledi; “Aramızda Kürtler, Çerkezler, Araplar olabilir. Ama üst kimlik olarak hepimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin birer vatandaşı olmaktan ve aynı kutlu bayrak altında yaşamaktan gururluyuz. Kemik ve ilik gibiyiz. Biz birbirimizden ayrıldığımız zaman can veririz. Bu birliğimiz, bütünlüğümüz sonuna kadar devam edecektir.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, şahane konuşmuş. İyi olmuş, güzel olmuş.

CEYLAN ÖZBUDAK: Sizin sahip çıkmanızda çok güzel, moral olmuştur onlara.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kardeşim hayatını ortaya koyuyor. Korucu demek, hayatını ortaya koyan adam demektir. PKK’nın bir numaralı hedefi oluyor. Allah için, vatan için, bayrak için, millet için. Bir avuç maaş için, az bir maaş için yapılacak bir şey değil bu. Aşkla yapılacak bir şey. İnsan hayatını ortaya koyar mı öbür türlü? Dava ruhu olmazsa adama milyarlar versen yine öyle bir şeyin içine girmez.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Etyen Mahçupyan “Başbakan Davutoğlu’nun başkanlık sistemi için illa olması gerektiği yönünde bir düşüncesi olmadığını, bu konudaki kararların verilebilmesi için, geniş bir istişare yapılması gerektiği ve her iki sistemle de devam etmenin mümkün olabileceğini düşündüğünü” belirtti.

ADNAN OKTAR: Bir kere mükemmel Başbakan Sayın Davutoğlu. Yani birinci sınıf başbakan. O neyi yapamıyor da, onun yerine böyle bir başkan gerekiyor, ben onu anlayamadım? Veyahut Tayyip Hoca neyi yapamıyor da, böyle bir sisteme ihtiyaç oluyor? Öyle bir şeyde Sayın Davutoğlu, bütün özelliklerini kaybetmiş olacak, bütün gücünü kaybetmiş olacak. Yani o başbakanlıktan çekilmiş olacak. Bunun sebebi ne? Buna niye gerek oluyor yani? İstişare sözü doğru, çünkü danıştıklarında gerçek ortaya çıkar. 3-5 kişinin lafıyla olmaz. Bunu Amerikan Derin Devleti istiyor, Abdullah Öcalan istiyor. Belirli tipler istiyor bunu. Hangi ülkeye geldiyse başkanlık sistemi felaket getirmiş. Hiçbir yere zenginlik, mutluluk, bereket getirmemiş. Nereye gittiyse ya çökertmiş, ya mafyanın eline geçmiş, ya başkanlarını asmış kesmişler, ya ihtilal olmuş. Uğurlu bir sistem değil. 

CEYLAN ÖZBUDAK: Sayın Demirel’i örnek veriyorlar, “o da istiyordu” diye. Ama o; “Ben daha önce istemiştim fakat daha sonra uygun olmadığını gördüm” diye söylüyor.

ADNAN OKTAR: İşte o kısmı anlatmıyorlar. İşine gelen kısmı anlatıyorlar. Olmaz öyle.

AYLİN KOCAMAN: Adnan Bey, 16 Avrupa Birliği ülkesi var. Bunlardan sadece Kıbrıs Rum Kesimi başkanlık sistemi, bir de Fransa yarı başkanlık sistemine sahip. Diğerlerin tamamı parlamenter sistem ve dünyanın en ileri demokrasileri orada.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Benim gördüğüm Sayın Davutoğlu karşı, üslubundan anlaşılıyor, haklı da yani. Birinci sınıf başbakan ortadayken, bayağı başarılıyken, onu yok hükmüne getirecek durum, kabul edilecek durum değil. Yasama ve yargı gücü, güçlü kuvvetler ayrılığına dayalı bir denetim mekanizması olmuyor böyle bir sistemde. Böyle bir şey olur mu? Böyle bir şey olmaz. Devlet, tek kişinin emrinde olacak o zaman. Böyle bir şey olmaz. Tayyip Hoca’dan sonra mazaAllah neuzubillah, bir deccalin eline geçtiğini düşün, mahvoluruz.  Bir daha hiçbir şekilde kurtulamayız. Kimse bir şey diyemez. Evinden dışarı çıkamaz. Böyle bir şeye kimse soyunmasın.  Kimse de hazırlık yapmasın. Bela başımızın üstünde dönüyor. Büyük bir tehlike bu. Böyle bir şeyi kabul edemeyiz. Demokrasi parlamenter sistem, sevgi, saygı, hürmet, şefkat böyle bir sistem bize yarar. 

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Şırnak’ın Cizre ilçesinde, Abdullah Öcalan’a özgürlük mitingi düzenlendi. Katılımın yüksek olduğu görülen mitingde, PYD Eş Başkanı Asya Abdullah ve HDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız birer konuşma yaptı.

ADNAN OKTAR: Şimdi diyorlar ki; “mitinge gidiyoruz Nazmi Ağa” diyor, “ne diyorsun?” diyor. “Ağabey hemen geliyoruz, biz çoluk çocuk hazırız” diyor. “Osman Ağa biz mitinge gidiyoruz” diyor. “Biz zaten hazırdık, hemen çıkıyorduk, çocuklar önden gittiler zaten” diyor. Silah korkusuyla böyle bir olay gerçekleşiyor. Adamı Abdullah Öcalan’ın bırakılması onu niye ilgilendirsin? Başının belaya gireceğini bilir. Her Kürt kardeşimiz bilir bunu. Abdullah Öcalan’ın bırakılması demek, Türkiye’nin mahvolması demektir. Bunu herkes bilir. Hiçbir aklı başında Kürt bunu istemez. Belli ki tehdit sonucu. Yoksa adamı ne ilgilendirir adamın hapisten çıkması? Ne menfaati var adamın? Niçin böyle bir şeyi istesin? Belli ki bela çıkacak. Baş belası olacak o olay. 

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey, PYD lideri Salih Müslim’in Amerika’ya gitmek için vize başvurusunu reddetti Amerika. Normalde çok destek çıkıyordu ilk başta, fakat siz PYD ile PKK’nın aynı olduğunu anlatan çok fazla mektup gönderdiniz, özellikle bu Neoconlar’ın başlarına. Şu an çok etkili oldu. Silah vermeye gidecek kadar destekliyorken, şu an artık vize bile vermiyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

CEYLAN ÖZBUDAK:  Tek kişi çok etkili oldunuz, elhamdülillah. Bir tek siz anlattınız.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mektuplarla aydınlattık adamları. Adamlar bunların ne mal olduğunu anladılar, hiçbir şekilde yanaşmıyorlar artık. Eskiden silah verelim diye ortaya çıkıyorlardı, şimdi vize vermiyorlar.

“Doğum gününüz kutlu olsun Hocam” diyor, Halit kardeşimiz. Allah tekrarını versin, nice nice.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: HDP’li Demir Çelik; “barajı geçeceklerini ve 70 milletvekili çıkaracaklarını” belirterek, “ama olur da barajı geçemezsek seçimin meşruiyeti kalmaz. Bu durumda ülkenin erken seçime gitmesi gerekir. Bu noktada seçeneksiz, alternatifsiz de değiliz. Gideriz halklarımızın verdiği oylara rağmen seçilmeyişimizin fiili faaliyetini o zaman demokratik toplum kongresinde yürütürüz. Bu kongre zaten Kürdistan’ın yasama faaliyetini yürütüyor. Mecliste yapamadıklarımızı burada yaparız. Sokak siyaseti yürüttüğümüzde çok daha etkili oluruz.”

ADNAN OKTAR: Bak erken seçimi ben söyledim, daha önce bunlarda hiç böyle iddia yoktu, hiç böyle fikir de yoktu, düşünce de yoktu. Ben söyleyince bu sefer erken seçime sığındılar. Erken seçim istediklerinden de değil. Bunların hiç işine gelmez erken seçim. Normalde de uygulanmaz erken seçim. Yani sırf ben dedim diye böyle bir şirinlik olsun diye yapıyorlar. 70 milletvekilini doğrudan AK Parti’ye vermek istiyorlar ve AK Parti’yi köşeye sıkıştırıp, Tayyip Hoca’yı kıpırdayamaz hale getirmek istiyorlar Avrupa’ya karşı, Amerika’ya karşı. Olay bu. Her yaptıkları garip harekete karşı, demokrasi içerisinde bir çözüm buluruz.

“Bu akşam ki ev sohbetimiz aşkımız, Allah aşkıyla sevdiğimiz nurumuz bir tanemiz senin doğum gününü kutladık” diyor. MaşaAllah, ne güzeller, ne güzel hanımlar, ne efendi beyler.

“Onu çok sevdiğimi iletin lütfen. Doğum gününü söyleyin, iyi ki doğmuş, iyi ki Rabbim lütfetmiş.”

“Şu an İzmir ve Manisa’da topluluklar olarak sizi izliyoruz Hocam” diyor, “doğum gününüzü kutluyoruz.” Allah’ım herhalde bu işin önü sonu gelmeyecek.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: IŞİD, alıkoyduğu ikinci Japon rehine Kenji Goto’nun öldürüldüğünü açıklamıştı. Bu açıklamanın üzerine Japonya Başbakanı Shinzo Abe şöyle bir açıklama yaptı; “Bu barbarca yapılan adi terör saldırısına karşı çok güçlü bir öfke hissediyorum. Kesinlikle kabul edilmeyecek.”

ADNAN OKTAR: Barbarca, egoistçe tavra kim ne demeli? Paraya kıyamadı. Egoistlik, bencillik her yerini sarmış, para için adamı öldürtürdün. Ha kiralık katil olmuşsun, ha bunu yapmışsın. Adama parasını versen, kurtulacak adam. Sonra yine paranı alırsın. Ama adamı alamıyorsun. Oturmuş barbar diyor. Barbarlığın alasını sen yapıyorsun. Adamın vicdansızlığına bak. Müslümanlarla mücadele edilsin, Müslümanlar öldürülsün diye, milyarlarca lira para veriyorsun. Adamlar için istenen fidyeyi ver, adamları bıraksınlar. Sonrada yine paranı alırsın.

CEYLAN ÖZBUDAK: Japonlar yine Adnan Bey, aynı bu şekilde çok fazla protesto ettiler. Başbakan’ın normalde kurtaracak imkanı varken, kurtarmamayı seçtiğini söylediler hep.

ADNAN OKTAR: Tabii ki, utanmadan ortaya çıkmış barbardan falan bahsediyor. Barbarın alası sensin.

AYLİN KOCAMAN: Bir de kötü bahaneleri var Adnan Bey, terörizm güçlenir deyip duruyorlar sürekli.

ADNAN OKTAR: Olur mu öyle şey? Sen parayı verirsin, sonra da alırsın. Önce bir adamı kurtar, sonra paranı kurtarırsın. Değil mi? Şimdi adamı kurtarıyorsun, can kurtuldu. Geriye adamın yerine paran kaldı. Paran kalıyor değil mi? Paranı öldürmesinden korkuyorsun adamın. Öldürürse öldürsün paranı. Ama kurtarabilirsin de paranı. Parayı kesemez ki adam, doğrayamaz. Ama adamı kesip doğruyor. Adamı kurtaracağına, parayı kurtarmaya çalıştılar. Bak parayı kurtardılar, adamları öldürttüler. Sonra barbarlıktan bahsediyor. Sen parayı kurtardın be adam, adamları öldürttün. Ve bunun sebebi de sensin.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Nusaybin’de YDG-H üyeleri, ellerinde kalaşnikof ve av tüfeğiyle dört mahallede devriye gezerek fuhuş yapanları ölümle tehdit etti.

ADNAN OKTAR: Fuhşu zaten kendileri yapıyorlar, tehdit ettikleri de kendileri. Güya halka şirin görünecekler. Yani bu işlerle uğraşıyor, bunlar falan dedirtecekler. Sen fuhşu yapanı nereden biliyorsun, işin içinde olmasan? Kapalı evin içinde fuhuş yapanı nereden biliyorsun? Demek ki işin içindesin. Adın gibi eminsin.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Araştırma şirketlerinin yaptığı anketlere göre, “yüzde 10 seçim barajını geçmesi mümkün görünmeyen Saadet Partisi, Haziran ayında yapılacak olan genel seçimlerde bağımsızlar hareketiyle seçimlere gireceği” belirtiliyor.

ADNAN OKTAR: Olur, baya güzel olur.

“İzmir ve Manisa’dan topluca izliyoruz şuan” diyorlar. Yok mu sizlerde bu resimlerden? Bakıyım. MaşaAllah aslanlara.

Mehmet; “Tamam Adnan Bey, başkanlığı istemediğini anladık. Ancak biraz ne getirir, ne götürür rahat rahat tartışalım.” İşte tartışıyoruz, konuşuyoruz zaten. Tartışmak için senin bir fikir öne sürmen lazım, benim de ona cevap vermem lazım. Bir şey demiyorsun ki. Sadece başkanlık, başkanlık. Başka bir şey dediğin yok.

“Kendine güveniyorsun. Parti kurup meydanlara insene” diyor. Ne kadar meraklılar parti kurmaya. Kaç tane parti dediler?

AYLİN KOCAMAN: 31 tane.

ADNAN OKTAR: 31 tane parti varmış zaten. Biz 32 olacağız o zaman. Parti iyi. Tayyip Hocam’ın sistem oluşturması, bizler için yeterli. AK Parti gayet güzel hizmet ediyor işte. Mevcut sistemde bir tıkanıklık olsa, aklım alır. Davutoğlu Hocam, almış başını gidiyor, baya güzel. Eksik olan ne var da parti kuruyorsun? Nerede bir tıkanma var? Gayet güzel işte.

Ozan Amed “Sen Türk halkının temsili sözcüsü müsün, nereden biliyorsun halkın başkanlık sistemini isteyip istemediğini?” Biyozan Kürdiş. Bak, Biyozan Kürdiş; Halklar falan filan. Abdullah Öcalan’ın kopyası bir üslup.

Saat kaç?

KARTAL GÖKTAN: 03:45

ADNAN OKTAR: 03:45. Ümmet-i Muhammed yatsın, yarın devam edelim, inşaAllah, kısmetse.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler programımız bu akşam sona erdi. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü