Harun Yahya

Sohbetler (3 Şubat 2015; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler programımız başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Biz bu PKK denen olayı, çok kısa sürede ortadan kaldıracak güce sahibiz. Teker teker dağlardan hepsini armut gibi toplarız, nezaketiyle. Şımarmalarına da gerek yok.

“Eskiden sadece Sinan Oğan çıkıyormuş. Bugün CNN Türk’de Osmaniye Milletvekili Hüseyin Türkoğlu programa katılmış üslubu çok olgun, sakin hem de bölünme tehlikesine çok kararlı ve cesurmuş” helal olsun.

Kardeşim her MHP Milletvekili, şu an altın kıymetinde, çok önemliler.  Her biri vatanın ayrı bir yerinde kükreyecekler. Yani adamlar şımardı, adamlar coştu, adamlar yolu açık görüyor. Yani artık bizi bıktırıp bezdirdiklerine inanıyorlar. Biz hâlbuki gerildikçe gerildik. Yani tahmin ettikleri gibi değil.

BÜLENT SEZGİN: Hüseyin Türkoğlu’nun fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Delikanlı âleminin aslanı. Helal olsun, adı da güzel kendi de aslan, maşaAllah. Eskiden bıyıkları şöyle aşağı doğru bırakırlardı. Bıraksınlar şöyle bir aslan gibi, Yavuz Sultan Selim gibi. Yahut nasıl diyelim? Esaslı gösterişli bıyıklar bıraksınlar.

Türkiye’yi başıboş zannetmeleri inanılır gibi değil. Dalga geçer gibi konuşuyor adamlar. Ama hakikaten ölü toprağı serpilmiş gibi bir kısım insanlar, hipnozda gibiler. Bakıyor ağzı açık bakıyor. Küfrediyor adam sana küfrediyor duymuyor musun? Farkında değil, haberin yok?

Şehit ailelerini gazi ailelerini bir sakinliğe mi çektiler, anlayamadım ben. Ama herhalde onları da bir yönlendireni yok, anladığım kadarıyla.  Onların da yeri, göğü yıkması lazım değil mi? Birinci dereceden mağdurlar, yeri göğü yıkmaları lazım tabii. Nezaketiyle konuşarak üsluplarıyla, toplantılarıyla falan. Eskiden konuşuyorlardı ama yani böyle bilgili, görgülü, kültürlü bu işi çok iyi bilen tecrübeli, biraz da devlet terbiyesi almış insanların öncülüğünde böyle bir çalışma daha güzel olur diye düşünüyorum. Halktan birisi mesela bir şehit ailesi, babası işte “yıkarım, asarım, keserim” diyor şimdi babalık haysiyetiyle heyecanlanmış,  o dava şevkiyle coşkuyla konuşuyor ama o, etkili olmaz o. Yani onu bilemez. Mesela ben korucularla da görüşüyorum bazen, onlar da işte “şöyle yaparız, böyle yaparız.” Kardeşim bu hükümet açısından da tehlikeli olur, devlet terbiyesine de uygun değil. Bir aralar bağıra, çağıra falan bir şeyler oluyordu, biliyorsunuz. Böyle değil, yani bu akılcı kendine emin bir konuşma üslubuyla olur. Sahip çıkılmıyor bir de tabii böyle şeyler biraz riskli oluyor. Bazen aralarında cahil insanlar da oluyor, coşuyor kontrol etmek bazen zor oluyor. Bu konuda bilmiyorum nasıl bir çizgileri var ama şehit ailelerini de daha ortaya çıkartmak lazım, sahip çıkarak. Onların dernekleri var herhalde. Tek mi dernekleri var?

TARKAN YAVAŞ: Galiba tek bir çatı altında hepsi toplanıyor.

ADNAN OKTAR: Hiç sesleri çıkmıyor onların, hiç. Bak küfrediliyor onlara, Türk milletine hakaret ediliyor, hepimize hakaret ediliyor ama birinci dereceden mağdur onlar, onların sesi çok güçlü çıkması lazım. Kanuni yönden de haklı onlar ayrıca. Çünkü bir katilin övülmesi, suçtur. Bir anarşistin, teröristin övülmesi suçtur. Yani bunu bu hale nasıl getirdiler, bunu da anlamadım ben. Bir anarşistin teröristin, katilin, kan dökenin övülmesi nasıl oluyor ben anlayamadım.  

Bir kere MHP Milletvekilleri, şu ülkücü bıyığı bıraksınlar bir kere. Eskiden ülkücüler Mamak’ta ben görürdüm topraklıkta, İncesu’da da öyle, böyle uzun boylu aslan gibi delikanlılar olurdu, bıyıkta kulaklarının altına falan gelirdi böyle. Görünüşleri baya heybetli olurdu. Ellerinde tespihle orada bir aşağı bir yukarı gezerdiler. Ecdat bir şey biliyor olmasa, bunu yapmaz. Ta Orta Asya’dan beri bir gelenek bu. Eskiden tabii ülkücü gençler mimlenmiş oluyorlardı öyle bir şeyde ama şu an çok fazla ülkücü genç var. Yani bir protesto açısından, mesela öyle bir bıyık bırakmış olsalar yer, gök; PKK’yı protesto etmek için böyle bir şey yapılmış olsa Türkiye çapında, muhteşem bir görünüm olur. PKK’yı titretir bu. MHP milletvekillerinin tamamı artık bu görevi üstlensin. Kaç milletvekili var MHP’nin? Neyse öğreniriz.

Büyük Birlik Partisi de; Destici yıksın ortalığı kardeşim. Onunda pek sesi çıkmıyor. Televizyonlar mı yayınlamıyorlar nedir? Biz yayınlarız onlar yayınlamıyorlarsa Allah Allah. Her yere duyururuz, ne demek. Adamlar alenen istiyor Güneydoğu’yu yani olayın açıklaması kalmadı. Çözüm sürecinden kasıt; Güneydoğu’nun teslim edilmesi, katilin bırakılması ve bütün katillerin bırakılması olduğu anlaşılıyor artık. Ama Tayyip Hoca’da bütün gücüyle bağırıyor “ben “ diyor, “bu şekilde onları ne bırakırım, ne Türkiye’yi böldürürüm” o zaman bir şey var bir fevkaladelik var. Tayyip Hoca’nın etrafını sardılar. Ona tam destek olalım. Kürt milleti her yerde kükresin. Herkes bağırsın, kanuna hukuka uygun olarak.

MHP’nin elli iki milletvekili varmış. Elli iki değil en az yüz elli iki olması lazım, en az. Bağımsız milletvekilleri var mı başka partilerden? MHP biraz daha kucaklayıcı olsa, çok geniş kitle partisi haline gelebilir MHP. O zaman Tayyip Hoca’nın eli acayip güçlenir. AK Parti’nin eli acayip güçlenir. Yalnız zannediyorlar AK Parti’ye acayip yükleniyorlar benim gördüğüm Amerika, Avrupa falan. Yani topyekûn karşı olduğumuzu göstermemiz lazım millet olarak. MHP’nin elli iki milletvekilinin de boynuna borç, hepsi konuşması lazım. Her yerde kükresinler. Bak Bahçeli kükremiş, helal olsun. Dün dedim “kükresin” diye, bugün kükremiş. Allah razı olsun. Ama tabii biz hepsine katılıyoruz diyemiyoruz. Ama özüne katılıyorum fikirlerinin, anlattıklarının.

Büyük Birlik Partisi bir kere ortalığı inletsin, kendi siteleri var, sürekli açıklama yayınlasınlar. Bir acayip. Bayağı sıkı delikanlılar, hep kabadayı delikanlılar yani yakışmıyor, olmuyor. En azından niye sesleri çıkmıyor, onu bir öğrenelim. Yarın bir sorun. Ne imkân varsa sağlayalım kardeşim. Şimdi bak bu Abdullah Öcalan’ı övüyorlar. Şimdi bu mahkûm diye buna ben bir şey demiyordum.  Ben bu mahkum diye ama şimdi olayın ayarı gitti. Bundan sonra diyeceğim. Mahkum adama ben bir şey demem ama ısrarla övdükleri için ısrarla konuşacağız. Çünkü ben müebbet almış adama ben bir şey demem kim olursa olsun. Ama burada artık vatan, millet mevzubahis, din, iman, bayrak mevzubahis. Adamlar gece gündüz propagandasını yapıyorlar. O propagandayı yaptıklarına yapacaklarına bin kere pişman edeceğim, kanun hukuk ölçüleri içerisinde. İnşaAllah.

Çeşit çeşit insanlar oluyor, kimi yalaka, kimi paragöz, kimi üçkağıtçı, kimi Allah’a teslim olmuş imtihan dünyası. Çok acayip maşaAllah. Dünyada imtihan muntazam devam ediyor.

“Hocam ilk kez oy kullanacağım HEPAR’a vereceğim. Hocam HEPAR’dan bahseder misiniz?” Levent Yıldırım. HEPAR en büyük parti. Osman Paşa bizim aslanımız. Osman Paşa’nın üstüne yok. Şimdi başka türlü rahatlamaz. Anlaşıldı olay. Nezaketiyle HEPAR’ı desteklememi istiyor ama artık olay bambaşka bir çizgiye gelmiş baksana. Osman Paşa’yı şimdi iktidara gelmesi zaten çok güç de şöyle olabilir, hükümet onu o konuda görevlendirebilir. Tam yetkiyle görevlendirebilir. “Güneydoğu’da bu PKK’yı kazı ne yapıyorsan yap” demesi lazım. “Ne tür bir kanuna ihtiyacın var, neye ihtiyacın var, nasıl bir malzemeye ihtiyacın var, ne kadar askere? Yap hazırlığını, hazır olduğunda söyle üç-beş günde bitir bu operasyonu” diyebilirler, bu olur. Ama öbür türlü zor. Ama milletvekili olarak girerse, bağımsız bir yerden taraftarları bunu elde edebilirler. Ama çok yoğun onu destekleyenlerin olduğu bir yer olması lazım. En az bir kırk bin oy gerekir değil mi? Yeter mi kırk bin oy?

ERDEM ERTÜZÜN: Altmış bin.

ADNAN OKTAR: Altmış bin oy mu? Ama nasıl yapacak altmış bin oy çok zor. Altmış bin oy nerede, hangi ilde çıkacak? İller bölgelere ayrılıyor, o bölgede altmış bin olması lazım. Doğru mu? Tamam. Sen bütün il bazında zannediyorsun, öyle bir şey olmaz. O bölgede olması gerekiyor. Ben öyle biliyorum.

İdris Naim Şahin’de çok yaman, efedir o. O da PKK’yı kazıyordu, düdük gibi öttürüyordu onları, mahvolmuşlardı. Hepsini topladı, işi bitirecekti o. Birden görevden aldılar. Komünizme de karşı. “Adnan Hocamız” diyormuş “çok güzel mücadele veriyor, Darwinizme, materyalizme karşı. Hakikaten kökeninde bu şekilde mücadele verilmesi gerekiyor” diyormuş “PKK’ya karşı.” “Doğru yapıyor” diyormuş İdris Naim Hoca. İmam hatip mezunu biliyorsunuz.

“HEPAR seçimlerde çok fazla destek alıyor ve güçleniyor ama nedense hiçbir kanalda bir kere bile söylemiyorlar.” Mete Gök.

Güç, HEPAR biraz. Oturmuş partiler var, mesela MHP zaten oturmuş yani o varken, öyle bir şey biraz zor. Ama hükümet çok şevkli oluğu için, Osman Paşa kararlı olduğu için, tecrübeli olduğu için, azimli olduğu için onu görevlendirebilir, yani o mümkün. Mesela bir hazırlık yapar üç-beş ay, birden bitirebilir olayı.

“Sayın Hocam” diyor “bugün 26 yaşında Ürdünlü bir adam demir kafese konuldu ve diri diri yakıldı” diyor. Doğru mu?

KARTAL GÖKTAN: Evet, öyle bir haber var. Yani fotoğraflar yayınlandı gerçek olup olmadığı konusunda.

ADNAN OKTAR: Önce bir gerçek olup olmadığına bir bakalım. Ama gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında bunlara kaynak bulabilirler.

KARTAL GÖKTAN: Ürdün’de bir karşı açıklama yaptı Adnan Bey, bu fotoğraflar üzerine. Bu fotoğrafları yayınlanan Ürdünlü pilot Muaz el-Kesasibe. O fotoğraflar üzerine Ürdün de bir karşı açıklama yaptı; “Hapishanelerindeki üst düzey IŞİD mensuplarının ve mahkumların tümünün idam edileceğini” açıkladı.

ADNAN OKTAR: O zaman, Ürdün’ü yerle bir ederler, Allahualem. Kral başına belayı satın aldı. Allahualem, onu da linç ederler, ben söyleyeyim. Böyle bir yola girmemesi lazım. IŞİD’le anlaşma cihetine gitmesi lazım, barış anlaşması cihetine gitmesi lazım. Bu durumda suikast ile onu batırırlar.

Emrullah İşler; “İslam düşmanları şunu unutmasınlar. Allah şöyle diyor” diyor “onlar istemse da Allah nurunu tamamlayacak ve İslam batıda da kabul görecektir.” Emrullah Hoca, aslan o aslan. Çok yaman delikanlı o, bayağı güzel. Yeni twit atmış, hepsi de mükemmel. Dava adamı olduğu için, şevkli tabii. “Bana ne” demiyor.

Hz. Mehdi (a.s) çıkıncaya kadar, bu acı ıstırap devam eder. Yakar, keser, biçer, uçurur. Hz. Mehdi (a.s)’ın önemini göstermek için Cenab-ı Allah bunları meydana getiriyor. Onu yakan nihayetinde Allah. Azrail gelmeden onun canını kimse alamaz. İlla ki, İmam Mehdi (a.s)’ı insanlar tanıyacak. Tanıyıncaya kadar bu vahşet devam eder.

Ortaokulda müthiş tahribat yaşıyor çocuklar. Ortaokuldan kurtulan, lisede hiç yakayı kurtaramıyor. Kız çocukları için de öyle lisede. Hepsi için demiyorum da, acayip fırlama birçoğu, cinler böyle. Birbirlerini çok tahrip ediyorlar. Üniversitede zaten Allah muhafaza. Ben akademiye gelmiştim, Felli’nin filmleri gibiydi. Tabii iyi insanlar da vardı ama çok çok orijinal bir ortamdı, Allah muhafaza. Orada bir insanın kişiliğini, dinini muhafaza etmesi hatta aklını muhafaza etmesi o kadar kolay bir şey değil. Birçok ünlü orada Allah’a çok şükür hidayet buldular, akademide.

Dünya böyle imtihan bir yer ama imtihanı ehemmiyetsiz görmek çok büyük hata olur. Bu lezzet, bu tat bir daha cennette yok. Bu cihat yani ceht zevki, fedakarlık, yiğitlik, delikanlılık, kabadayılık, vefa bunlar yok cennette. Çünkü mecburen vefalısın nasıl vefalı olmayacaksın. Dünya bu güzelliklerin yeri. Çirkinliği de çoktur dünyanın, güzelliği de çok fazladır. Tam hakkını vermek lazım.

Cihat, cehd kökenlidir. Cehd; gayret etmek. Mukaddere  ayrıdır. Katletmekten gelir, mukaddere. İslam da o yanlış anlaşılıyor. Cihat denince, asıp kesmek anlaşılıyor. Cihat gayret etmek, ceht etmek. Azimli olmak, çalışkan olmak anlamındadır. Katele, mukatele ayrıdır. O katele; kat etmek.

Ürdün kralı aklını başına alsın. IŞİD’e karşı böyle sertlikle karşılık verirse, onu benim kanaatim feci şekilde katlederler.

OKTAR BABUNA: Daha birkaç gün önce söylemiştiniz Hocam “IŞİD, Ürdün’e girebilir” diye.

ADNAN OKTAR: Ona ulaşmaları çok kolay olur, zannettiği gibi olmaz. Ürdün’de çok fazla adamları var. Ta burnunun dibinde çok fazla adamları var. Bak ben onu uyarıyorum, aklını başına alsın. Ne gerek var kardeşim? Antlaşma cihetine git, barış cihetine git, kenara çekil. Ama işte kaderi öyle demek ki.

Bana bir bindallı saçmak için bindallının fotoğrafını göndermişler. “Altın işlemeli” diyor. “Aile yadigarıdır, ilgilenirseniz fiyatta anlaşabiliriz.” Üç aşağı beş yukarı olur. Siz bir şey söyleyin bakalım da önden bir adını koyun bakalım. Şöyle bir de kol sallıyor adamın kolu çıkıyor bazen öyle. Ama eski parçalar çok şahane oluyor. Bir şey getirmiştelerdi bana ipek. Üstünde kostantinopel yazıyordu. 1800 bilmem kaç, tarihte vardı üstünde, orijinal o haliyle kalmış. Şahane bir şey. Düşün ta 1860’da falan kalmış bir parça. İnsanın tabii çok hoşuna gidiyor. Bir ara ben meraklıydım bu tip şeylere Osmanlı biliyorsunuz, evleri falan öyle isterdim. Arkadaşlara hep tavsiye ederdim.

Ulus Kadir “işsizim ve üniversite mezunuyum. Canlı yayına sizi izliyorum.” Evet, yani işsizse bizde tabi iş bulacağımıza göre, bindallıyı satın alacağımıza göre, bilgisayarı olmayanlara onlara onu alacağımıza göre!

Hakikaten sevgileri güzel bana bakış çok güzelde, onun zamanı var daha. Mal böyle akacak. Zenginlik akacak. Bu dedikleri olacak ama şu an değil.

Hanımıyla kavga etmiş. “Zeynep’le kavga ettik, barışmıyor” diyor. Eşeklik ettiğini söylüyor. “Canlı yayında, özür dileğimi söyler misiniz ona” diyor. İşte o zaman o dediğini yapmayacaksın. Alışmış derler uzman olandan beterdir derler. Sakın bir daha kızcağızı öyle rencide etme.

Emrullah Hoca’ya helal olsun. MHP milletvekillerinin gece gündüz hepsinin kükremesi istirham ediyoruz, topluca şart. Bu güneydoğu sorunu halloluncaya kadar kükresinler.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Dünya çapında büyük bir cemaati olduğunu söyleyen İsrailli Haham Nir Ben Artzi, IŞİD hakkında şöyle bir açıklama yaptı; “Tanrı bize IŞİD’i, El-Kaide’yi ve Hamas’ı ve daha birçok kardeşi gönderdi. Tanrı bunları göndererek, dünyaya Yahudilere kutsal toprak olan İsrail’le dokunmalarına dahil uyarı verdi. IŞİD ve diğer terör örgütleri Avrupa’yı ve Amerika’yı bütün dünyayı ağlatacaktır, İsrail hariç, çünkü Tanrı kutsal toprakları koruyor” dedi. Tüm Musevileri İsrail’le geri dönmeye çağırdı.

ADNAN OKTAR: IŞİD’e, İsrail’i dokunmamaları söyleyen benim. Yoksa İsrail’le girmeyi istiyordu onlar. Düşünüyorlardı ve söylüyorlardı yani gireceğiz. O ifadelerini gösterteyim. Yerle bir edeceğiz diyorlardı. Kudüs’se gireceğiz her yeri dağıtacağız diyorlardı. Ben hadiste bunun olmayacağını söyledim. “İstanbul’a da gireceğiz” diyorlardı Türkiye’ye. Türkiye giremezsiniz dedim, hadisle açıkladım. İsrail’le de giremezsiniz dedim, hadisle açıkladım. Sonra vazgeçtiler. Yani bu o zamanki internet yazışmalarında görülebilir, twitlerde görülebilir. Yani vesile oldum. Türkiye’ye girmek için arıyorlar. Biz değil mi? Bütün kutsal emanetler Topkapı da gidip alacağız dediler.

BÜLENT SEZGİN: “Bayrağı dikeceğiz” dediler İstanbul’da.

ADNAN OKTAR: “Bayrağı dikeceğiz” dediler. Ben orada Hz. Mehdi (a.s) var dedim, olmaz dedim. Allah anılarak İstanbul manen alınacak dedim. Onu doğru buldular. İsrail’de giremezler, çünkü İsrail o devirde Hristiyanlar olacak, Hz. Mehdi (a.s) devrinde, Museviler ve Müslümanlar olacak. Orayı kurtaracak olan yine Moşiyah - Hz. Mehdi (a.s)’dır. Ama IŞİD, o bölgenin tamamını alacak, bu doğru. O haham onu bilmiş. Şimdi bu haham, bu görüşünü bildirdiğinde işte derin dünya devleti de bu perspektifte olaya bakıyor. Zaten derin dünya devletinin bu kaderi çözen olaylara bakan ekibi de genellikle de hahamlardan oluşuyor çoğu. Yani yaşlı hahamlardan oluşuyor. Onlardan birisi bu şahıs. Şu an dünya yine Moşiyah - Hz. Mehdi (a.s)’ın etkisinde. Yani o yönlendirmede Moşiyah - Hz. Mehdi (a.s), gücünü ve etkisini göstertiyor. Bunu zamanla insanlar daha net ve daha açık görecekler. Şu an biz bilmiyoruz kim olduğunun Hz. Mehdi (a.s)’ın. Ben bilmiyorum ama kendimi Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesi olarak görüyorum, sizlerde öyle görüyorsunuz.

O zaman kısa bir ara verelim de ümmeti Muhammed yerleşsin, sonra devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarımızla programımıza devam ediyoruz. Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah.

VTR- Başkanlık Sistemi Türkiye İçin Tehlikelidir.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Fikret Bey buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, yarın akşam yani Çarşamba akşamı saat 20:00’da Yaşam ve Sağlık programı var A9 TV de. Konuk Profesör Doktor Cem Kalaycı. Profesör Doktor Cem Kalaycı gastronomi uzmanı kendisine sizin kitaplarınızdan hediye ettik çok memnun oldu.

ADNAN OKTAR: Doktorumuzu yakından göstertelim. MaşaAllah, Allah ömrüne bereket versin. Doktorlar kıymetli insanlar. Her yerde koruyup kollanmaları lazım. Bazı hanzolar gidip saldırmaya kalkıyor, terbiyesizlik yapıyorlar. Doktor her yerde hürmet görecek. Cankurtaran insanlar, her yerde nezaket, her yerde saygı. Evet dinliyorum.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey, Avrupa Birliği IŞİD ideoloji ile mücadele etmek için bir firma tutmuş, halk ile ilişkiler firması. Kendileri şu anda bir ideoloji üretemedikleri için onlardan istiyorlar.

ADNAN OKTAR: Onlarda onları dolandırır Allahualem. Dolandırırdan kastımız, çünkü hiçbir şey yapamazlar. Yapıyor gibi görünecekler, bir şey yapamazlar. Dolayısıyla Mehdyet’in çözümünü yapacak bir konuyu bilmem bir şirkete kapitalist kafaya yaptırmaya kalkarlarsa, burunları otuz kere kakılır. Her seferinde aynı acıyı yaşarlar. Böyle hafife alan münasebetsiz bir üslup olmaz. Şu kapitalist kafaya bak. Bir şey oluyor “hemen bir şirkete yaptırırız.” Nerede görülmüş böyle bir şey? Şu akla bak.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz internette sevgi dilinin tamamen ortadan kalktığını söylüyordunuz zaten Adnan Bey, bunun ne kadar tehlikeli olduğunu. Şimdi internette IŞİD’in propagandasına karşılık olacak bir propaganda istiyorlar ama yapamıyorlar. Halbuki sevgi gösterseler candan, o yeterli olacak ama yapamıyorlar.

ADNAN OKTAR: İşte Allah şimdi süründürüyor, bunlar kafalarını taşlara vuracaklar, bir o taşa vuracak, bir o taşa vuracak, sonunda doğru yolu bulacak. Bir ayağı tökezleyecek, bir suratı bir yere çarpacak, bir de bakacak ki bir alan, bir yol doğru. Allah bunları zorla hiza ediyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: Ama bu fikirle olduğunu da sizden öğrendiler.

ADNAN OKTAR: Tabii, sevgiyle, ilimle, irfanla, akılla. Materyalizme, Darwinizme tavır alarak, Kuran mucizeleriyle. Kuran’ın gerçeğiyle, Kuran’a ilave yapmayarak, Kuran’dan çıkartma yapmayarak.

Komünist Kürdistan Tehlikesi kitabının dağıtılmasından rahatsız olmuşlar Urfa’da. Bak, gerekçeye bak: “Çözüm sürecinin sancılı ilerlediği bir dönemde” diyor “Komünist Kürdistan Tehlikesi adlı kitabın dağıtılması şaşırttı” diyor. Şaşırmışsın belli, daha da çok şaşırtacağız seni. Akla bak sen. Memleket elden gidiyor, oturmuş bana “çözüm sürecinin sancılı” diyor. Sancıyı meydana getiren PKK zaten. Sancıyı; kitaplar, ilim, irfan ortadan kaldırır. Sen susup seyrediyorsun, sancı geçecek diye. O sancı seni yerlerde debelendirir, daha da şiddetlenir sancı. Sancının çözümü ilim irfandır, akıl fikirdir, kitaptır, yazıdır. Konuşarak, Kuran mucizeleri, iman hakikatleriyle, Darwinizmi hallaç pamuğu gibi atarak, ilimle irfanla. Böyle netice alınır. “Sus da sus. Aman ellemeyin, sancı başladı” diyor. O sancı seni öldürür, Allah esirgesin, Türkiye’yi mahveder. O sancıya işte ilaç bu kitaplar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün torunu ve eşi Emine Erdoğan Hanımefendiyle birlikte, Başbakan Davutoğlu’nun evine sürpriz bir ziyaret yaptı ve yemeğe kaldı. Sayın Erdoğan eve torununu kucağında taşıyarak girdi. Fotoğraflar vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Tayyip Hocam’da hiç diktatör tipi var mı? Tayyip Hocam mazlumdur. Ama ondan sonra gelecek bir kişi tehlikeli olabilir. Bunu düşünmesi lazım Tayyip Hocam’ın. Yani öyle bir sistemi adam öyle bir kullanır ki, deccalin en gelişmişi haline gelir. Biz millet olarak mazlum milletimiz, adamla biz nasıl uğraşalım? Bütün devletin imkanlarını eline geçirmiş olacak, başımıza bela olur. Bir de ekibi olduğunu düşün. Kim uğraşacak onunla? Bunca belanın içinde bir de onunla mı uğraşacağız?

AYLİN KOCAMAN: Siz söylemiştiniz Adnan Bey, “çok makul gibi görünür ilk başta, sonra çok anormal biri çıkar, bir şey de yapılamaz.”

ADNAN OKTAR: Tabii, nitekim öyle oluyor adamlar mesela güveniyoruz, adamı başa getiriyoruz, iş başına bir yere tayin ettiriyoruz, adam bambaşka birisi çıkıyor. Hayretler içinde kalıyoruz.

CEYLAN ÖZBUDAK: Amerika’da da Bush baya bir kandırdı insanları. Gençleri on sekiz yaşında askere aldı binlerce genci, kendimizi savunacağız diye, ondan sonra birçoğu, binlercesi öldü savaşlarda.

ADNAN OKTAR: Tabii, Amerika hiç anlamadı. Gemilere doldurdu çocukları getirdi, beklediler günlerce. Acayip kırdırdı çocukları, mahvetti, delirtti çocukları. Hep intihar ediyorlar. Ruh hastası yaptı çocukları.

AYLİN KOCAMAN: Düzelemediler hala o dönemden beri.

ADNAN OKTAR: Tabii. Adam gece gündüz şarap içiyor “Allah bana bunu emretti” diyor, şunu yapıyor “Allah bana bunu emretti” bunu yapıyor. Alkollüyken adam kim bilir neler görüyor yani. Bütün dünyayı mahvetti. Her yerde de yenildi sonra. Afganistan’da da yenildi, Irak’ta da yenildi her yerden çekildi. Boş yere o kadar insanın kanına girdi. Hem Müslümanları katletti, dört milyon Müslüman’ı şehit etti, yüz binlerce, on binlerce insan sakat kaldı milyonlarca insan, sonra da ferahlamış bir şekilde geri çekildi. Amerikalı askerleri mahvetti Amerika. Ruh hastası oldu çocuklar, gece gündüz intihar ediyorlar, hemen hemen her gün intihar var.

CEYLAN ÖZBUDAK: Günde on iki tane ortalama.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bak bu büyük bir felaket. Bak günde on iki kişi, asker, Amerika askeri kendini öldürüyor, intihar ediyorlar.

AYLİN KOCAMAN: Genelkurmay başkanının açıklaması var: “Amerikan ordusunun başına gelen en büyük felaket intiharlardır” diye.

ADNAN OKTAR: Çocukları ruh hastası yaptılar. Cinayete niye sürüklüyorsun çocukları? Türk ordusunda da çocuklar, askerler, köylerden geliyor çocuklar, bakımsız bir kısmı böyle güçsüz oluyorlar. Onları asker olarak alıyorlar. Bir kere Türk gençliği pehlivan yapılı yetiştirilmesi lazım, ta çocukluğundan. Yedi yaşından başlayacak, o milli bir politika olması lazım. Güçlü kuvvetli olmaları lazım. Kondisyonu yüksek, adale gücü de çok yüksek olması lazım. Atatürk’ün bu konuda sözleri çok açıktır, akılcı bir yöntem. Peygamberimiz (s.a.v) pehlivandı, Hz. Ali (r.a) pehlivandı, Hz. Hamza (r.a) pehlivandı. Kuvvetli olması lazım Türk gençliğinin. Bakıyorum çok çelimsiz, böyle dar omuzlu, naif çocuklar, yani rüzgar esse uçacak. Genç kızları da öyle yapıyorlar, bakımsız falan. Yapılı aslan gibi olmaları lazım. Bunu devlet politikası haline getirmeleri lazım.

Amerikan askerlerinin intihar edenler savaşta ölenlerden çok çok fazla. Çok büyük bir felakete bu. Sevgisizliğin, acımasızlığın Amerika’yı ne hale getirdiğini görüyoruz. Bir türlü sevgiye akılları yatmadı, merhamete, şefkate, akla, ilime. Darwinist, materyalist eğitim yapıyorsun, işte sonucu böyle olur. Sevgisizsin, sonucu böyle olur işte.

CEYLAN ÖZBUDAK: Sizin daha önce bu konu hakkında bir anlatımınız vardı Adnan Bey, benim çok dikkatimi çekmişti, “böyle teknolojik silahların arkasında Amerikan askerlerinin bedenini koruyup getiriyorlar ülkelerine ama ruhu öldüğü için, orada onları katil yapıyorlar, zaten kendilerini öldürüyorlar daha sonra” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Gencecik çocuk, on sekiz-on dokuz yaşındaki çocuk, sen gece gündüz ona adam öldürtürsen, kulağını kestirirsen, kafasını kestirirsen, onun akli dengesi yerinde kalır mı? Cinnet geçiriyor çocuklar, deliriyorlar. En sonunda kendini öldürüyor işte. Böyle bir manyaklık Amerika’yı nasıl sardı, ben anlamıyorum. Acıyın insanlara, şefkatle, merhametle yaklaşın. Dostluk, muhabbet çok güzel, kardeşlik çok güzel. Zengin olursunuz, bereketli olursunuz, güzel olursunuz, nereden çıkarttınız bu belayı? Ama işte illaki Hz. Hızır (a.s) devrede. Hz. Hızır (a.s) öyle diyecek, ben böyle diyeceğim. Hz. Hızır (a.s)’ın görevi o, bizim görevimiz bu. Söyleyeceğiz, konuşacağız. Ne yaparsak yapalım, yaparlar. İnşaAllah, bu belanın bu derdin neticesinde, Hz. Mehdi (a.s) zuhur edecek ve bu dertler sevince, güzelliğe, berekete, iyiliğe dönüşecek. Kan kalmayacak, acı kalmayacak, ızdırap da kalmayacak. PKK, şu, bu, bunların hepsini, tarih kitaplarında okuyacaksınız.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, kardeşlerimiz eserleriniz vesilesiyle güzel tebliğ faaliyetleri gerçekleştirmeye devam ediyorlar. 17-25 Ocak tarihleri arasında Bursa’daki bir alışveriş merkezinde fosil sergisi düzenlendi.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah. Evladı Fatihan’ın en yoğun olduğu yerlerden birisi Bursa.

KARTAL GÖKTAN: Halkın da ilgisi çok fazla.

ADNAN OKTAR: Şu şekerlere bak sen, şu tatlılığa. Şu yakışıklılığa bak sen. Nasıl güzeller maşaAllah. İşte kaderde, maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Kırk kadar kardeşimiz Hollanda’da bir araya gelip sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Cenab-ı Allah ne güzel yemekler vermiş onlara. Aslan onlar aslan, Allah ömürlerini uzun etsin, maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: 1 Şubat’ta kardeşlerimiz Düzce’de yüz yirmi adet ücretsiz Harun Yahya kitabı, elli adet belgesel film ve beş yüz adet A9 TV broşürü dağıtıp, sonrasında sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: İhya etmişler, maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Pazar günü Osmaniye’de sizin Komünist Kürdistan Tehlikesi kitabınızdan dağıtılmış.

ADNAN OKTAR: Delikanlı aleminin kalelerindendir Osmaniye.

KARTAL GÖKTAN: Dün Mersin Çarşısı’nda ve caddelerinde beş yüz adet Komünist Kürdistan Tehlikesi kitabı dağıtımı olmuş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Mersin’e sıkıysa girebilsinler bundan sonra.

KARTAL GÖKTAN: İzmir Konak Meydan’da bin adet PKK Tehlikesi broşüründen dağıtılmış.

ADNAN OKTAR: Şu İzmir’in güzelliğine bak, şu İzmir’in hanımlarının güzelliğine bak. Aslan onlar, maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Bursa’dan kardeşlerimiz 31 Ocak Cumartesi günü evde toplanmışlar, sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah ne güzel, ne güzel. Nur onlar, nur.

KARTAL GÖKTAN: Balıkesir’den kardeşlerimiz de evde bir araya gelmişler, onlar da yemek yiyip sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Allah afiyet şeker etsin onlara yediklerin, içtiklerini maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: 1 Şubat Pazar günü Kastamonu’da apartmanlara bin adet broşür dağıtımı olmuş. Hafta içi ve Pazar akşamı beraber yemek yemiş kardeşlerimiz, kitaplarınızdan bölümler okumuşlar, sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Allah şifa etsin. Ne güzel ikramlarda bulunuyor Cenab-ı Allah onlara. Cennet meyvesi gibi bak, maşaAllah.

Şamil Tayyar; “Başkanlık modeli Türkiye’nin kurtuluş reçetesidir.” Yok. Türkiye’nin kurtuluş reçetesi, Kuran’a tam uymaktır, Darwinizmin materyalizmin sonunu getirmektir. Devlet ne yapacak, hükümet; Darwinizmi ortadan kaldıracak ilimle, irfanla. Allah’a meydan okuyan bir sistem Darwinizm. Önce onu ortadan kaldıracak. Bir bereket gelecek, bir uğur gelecek. Şu an uğursuzluk sardı, dünyayı uğursuzluk sardı. Darwinizmin olduğu yerde uğur olmaz, bereket olmaz. Allah’a meydan okuyan bir sistem. Allah’ı kabul etmeyen bir sistem, peygamberleri yalanlayan bir sistem. “Hz. Muhammed (s.a.v) doğru söylemedi” diyor Darwin. Darwinizm bunu anlatıyor. “Hz. İbrahim (a.s) doğru söylemedi, Hz. Musa (a.s) doğru söylemedi” diyor. “Ben doğru söylüyorum” diyor, Darwin. Böyle bir ortamda bereket, uğur olmaz. Uğursuzluk, bereketsizlik her yeri sarar. Başkanlık sistemi de, istersen süper başkanlık sistemi getir, bela felaket ortadan kalkmaz. Türkiye şu an belanın içine girmiş vaziyette. PKK belası etrafı sarmış vaziyette. Bu bir bela bu, Allah’tan bir bela. Bunun sebebi Darwinizmdir. Önce bunun ortadan kalkması lazım. Siyasetle olmaz bu işler. İlimle irfanla olur, imanla olur.

AYLİN KOCAMAN: Siz Adnan Bey, bundan önce bunun ne kadar büyük bir bela olduğunu anlatmıştınız ve “belayı sarar dünyanın üzerine” demiştiniz, “Darwinizme sarıldıkça.”

ADNAN OKTAR: Bak Amerika’yı mahvetti, Rusya’yı mahvetti, Türkiye’de bak nefes aldırmıyor millete. Bela katlamalı artar. Önce bu beladan kurtulacağız. Darwinizm, Allah’a meydan okuyan bir sistem. Böyle bir sistemin olduğu yerde uğur bereket olmaz. Kuran’ı açsın baksınlar, Allah diyor: “Gökler parçalanacak neredeyse bu sözden dolayı” diyor. Böyle Allah’a meydan okuma dünya tarihinde yok.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, 2 Şubat’ta İstanbul’dan bir görüntü vardı.

ADNAN OKTAR: Göreyim.

BÜLENT SEZGİN: Şimşekler bütün İstanbul’u aydınlatıyorken.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kutlama. Gökler kutluyor demek ki, ne güzel. Hayrı, bereketi, iyiliği, güzelliği. Doğum günüme de rast gelmesi ayrı bir güzellik, o da çok güzel.

“Bank Asya’ya devlet el koymaya çalışıyor, bir yorumunuz var mı?” Olmadı mı Bank Asya?

AYLİN KOCAMAN: TMSF’ye veriliyormuş yüzde altmış üç.

ADNAN OKTAR: Yüzde altmış üçü TMSF’ye. Yani durumunu düzeltmeye mi çalışıyorlar? Battı mı, yan mı yattı ne oldu?

AYLİN KOCAMAN: Batıyor galiba.

ADNAN OKTAR: Kanunsuz bir şey olmaz Türkiye’de vardır bir, onun açıklaması vardır. Kanunla, hukukla her şey yerine oturur, düzelir.

Yok, Abdullah Öcalan’ın çıkması, öyle bir şey mümkün değil. Türkiye’nin bölünmesi, bu mümkün değil. Bunu unutacaklar.

“Aksaray’la ilgili düşünceleriniz nedir? Astronomik paralar harcandı, mahkemeye maliyet kalemleri kişiler zarar görebilir gerekçesiyle, Toki tarafından bildirilmedi” diyor. Doğru mu böyle bir şey var mı?

KARTAL GÖKTAN: Duymadık biz.

ADNAN OKTAR: Bir hayır bir şey yaptıklarında musallat olmak. İllaki bir hata olur, bir eksik olur. Hata yapanı hemen hapse atacağız bilmem ne. Böyle bir devlet yönetimi olur mu? Hükümet yönetimi olur mu? Sen koskoca cumhurbaşkanı sarayı yaptırmışsın, tabii ki burada eksiklikleri hataları olur. Hesap hatası olur bilmem ne olur? Hemen tutup hapse atalım adamları. O zaman kimse bir şey yapamaz ki, varsa hata düzeltilir. Hemen alalım hapse atalım, alalım hapse atalım. Türkiye’de adam kalmaz o zaman. Biraz sevgiyle yaklaşsınlar.

Fikret Bey, sizi dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Devlet Bahçeli bugünkü konuşmasında, Etyen Mahçupyan için “Ehl-i Salip” kelimesini kullandı. Ehl-i Salip; Kudüs’ün Müslümanların elinden alınması için Avrupalı devletlerle işbirliği yapıp, Müslümanlara saldıran Hristiyanlara deniliyor.

ADNAN OKTAR: Bahçeli kükrüyor kükrüyor. Kükrerken eksiği olabilir, yanlışı olabilir o ayrı mesele ama kükrediği gerçek. Allah razı olsun. Dün dedim “kükresin” dedim, hatta ortalığı yıksın kükremeyle. Diğer MHP Milletvekilleri de hepsinin tek tek demecini istiyoruz, tek tek ve sık sık. MHP’li olmak kolay iş değildir. Birde Milletvekili sayısının artırılması lazım. Bu sayı az. Mecliste daha büyük bir çoğunlukla temsil edilmesi lazım MHP’nin.

Yüksel Ekşın: “Hocam, maşaAllah bu gecede program harika gidiyor.”

“Merhaba Hocam, ben Kerkük’ten bir Türkmen olarak sizleri severek izliyorum, düşüncelerinize katılıyorum.” Helal olsun, bütün Kerküklü kardeşlerimize selam.

“Çocukların yapılı olması bile bilimsellikle alakalı. Doğru dürüst yemek yedirmezsen, patatesle ekmekle sportif çocuk yetişmez.” Doğru diyor. “Ancak hamur mayasıyla, nişastayla obezleşmiş yambur yumbur çocuklar yetişir. Bir memleket bilimsel esaslardan uzaklaştıkça, aklını kullanan insanlarla birlikte zayıf düşer, sonrası malum. Çocuklar et yiyebilse, ancak o zaman kası yapılı dev gibi olur.” Ette yiyecek tabii ki proteinde alacak, kalsiyum, magnezyumda alacak, vitamin alacak mesela D Vitamini. Hepsine dikkat etmesi lazım, bunlar bir bütün. Demir alması lazım ve spor yapacak. Birde kas kuvvetini artıracak şekilde kondisyonu artıracak şekilde spor yapacak, pehlivan yapılı gençler olması lazım. Kızların çoğu çelimsiz bakıyorum küçük küçük, ufak ufak kızlar, acayip çelimsizler. Delikanlılara bakıyorum, onlar da çelimsiz rüzgâr esse savrulacaklar. Şu kuvvetli rüzgâr var ya, hakikaten savurur rüzgâr yani. Ne kuvvetleri var, ne güçleri var. Şimdi bunlar askere gidiyorlar, dağa çıkıyor üç bin metreye, hiçbir şey yapamaz. Çok kuvvetli yetiştirilmesi lazım Türk gençliğinin. Kızlarda öyle, erkeklerde öyle, yapılı olacaklar. Kızlara “zayıflayın zayıflayın” diyorlar, bir acayip bir şey oluyorlar. Zayıflama hastalığına tutuldu çocuklar. İşte geniş omuzlu kız istiyorlar, dar kalçalı. Kadına benzemesi lazım, olur mu öyle şey? Sapkın bazı modacılar bu işleri çıkarttı. Gençleri efemine bir görünüme soktular, delikanlıların bir kısmını. Kızları da erkekleştiriyorlar, tam ahir zaman alameti. Olur mu? Hepsi fıtratına uygun olacak. Erkek erkeğe benzeyecek, kadın kadına benzeyecek. Kadın dediğin kum saati gibi olacak. Sıhhatli olacak, gürbüz olacak. Şunu yeme, bunu yeme yok işte zayıfla falan. Birbirlerini de çok batırıyor genç kızlar. Aslan gibi çok gösterişli bir genç kıza Geçenlerde bir kız arkadaşım var akıl almaz güzel çok çok güzel, beğenmiyormuş kız arkadaşları. Dedim “haset ediyorlardır onlar.” Erkek gibi onlar, daracık kalçası var, geniş omuzlu, kendine benzetmeye çalıyor. Kadın kadına benzer belli ki kıskanıyor seni, ne kâle alıyorsun? Türk gençliğinin özel olarak güçlü, yapılı yetiştirilmesi şart. Özel bir devlet politikası olarak bunun yapılması lazım. Patateste yiyecek, patatesten bir şey olmaz. Ette yiyecek, makarna da yesin hepsini yesin ama spor yapsın. Sırf etle olmaz zehirlenir sırf et. Sebzede yiyecek.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Nabi Avcı, cemaatin yurt dışındaki okullarıyla ilgili yeni bir açıklama yaptı; “Yurt dışındaki okulların kurulmasına Türkiye destek sağladı. Bunların büyük bir bölümü milletin okullarıdır. Bunlar değişik adlar altında milletten toplanan paralarla yapılmış yani milletin emeğine dayanan yapılanmalardır. Kimsenin babasının malı değildir. Her ülkedeki okullar için farklı çözüm üretmeye başlıyoruz. Bunlar vakıf statüsünde olacak, adı Marif Vakfı olacak” dedi.

ADNAN OKTAR: Doğru. Olur, eğer güzel yönetebilirlerse. Aynı görevi verebilirse çok çok daha güzel.

AYLİN KOCAMAN: Yüzde otuz, kırk civarında kamudan gelecekmiş maliyetler onun dışında.

ADNAN OKTAR: Güzel, olsun. Mühim olan okulların devam etmesi. Biz oraya gittiğimizde, Türkçe bilen insanlara karşılaşırsak, orada bir seccade bulabilirsek, namaz kılınan bir yer bulabilirsek, helal kesilmiş et bulabilirsek ne güzel, ne şahane, çok güzel, Afrika’da şurada burada falan.

Zimbabwe’ye gidiyor adam uçaktan bir iniyor kimseyi tanımaz, bilmez etmez. Bakıyorsun Türk bayrağı dalgalanıyor. Bir gidiyorsun, Osmanlı bir ortam falan şahane olur.

Kız çocuğuna mesela babasıysa babası hediye alması lazım. Çok hoşuna gider. Küçücük bir şey bile onları açar, hayatına renk katar. O tutup cimriliği tutuyor. Kız çocuğuna cimrilik olmaz. Kendine cimri ol ama kız çocuğuna cimrilik olmaz.  Mesela maaş veriyorlar, iki saat onun hesabını yapıyorlar. Kız çocuğu üç tane kız çocuğu gelmiş çalışıyor. Yüksek yap hesabını. Kız çocuğu için ne kadar zor bir şey, geliyor gidiyor. O bide güzellik, senin için bir konfor. Senin iş yerinde bir bereket, nurdur onun orada bulunması. Dışarıda falanda öyle bazen nezaketsizler oluyor, onları nezakete davet eden bir üslup içinde olmak lazım, tabii olay çıkarmadan.

Raporsuz deliden bana bir yazı gelmiş; “AKP’yi destekliyorsun, Abdullah Öcalan’ı yerden yere vuruyorsun, bu bir çelişki değil mi?” diyor “PKK, AKP sayesinde şaha kalkmadı mı?” diyor. Şaha ne kalkacak, her yer şah olsa ne olur kodumu oturttururuz, kanunla hukukla. Üç beş tane zibidi, çakal dağlarda köpek gibi saklanıyor eşek herifler. İt gibide titriyorlar korkudan. Kuyrukları baya sıkıştı. Efe bunları yerden yere çalıyordu da, yine elinden aldılar. Bunların şahlık halleri yok.

“Sizde biliyorsunuz ki, bölünmenin karşısında sadece MHP duruyor. Hal böyleyken bu AKP sevgisi de ne oluyor?” Muammer Ali Özdemir. Ama AKP dindar insanlara çok muhteşem bir sahip çıkışa çıktı. Halende devam ediyor gürül gürül ayetler okudular, gürül gürül Allah’tan bahsettiler. İttihad-ı İslam’ı bağıra bağıra söylüyorlar. Türk İslam Birliği’ni bağıra bağıra söylüyorlar. Gerçi MHP’de söylüyor ama. Nur talebelerini topluyorlar, beraber yemek yiyorlar. MHP’de bunu yapsın, biz alnından öperiz. Israrla söylediğim bu zaten. Bizde isteriz MHP’nin iktidar olmasını ama Müslümanları bağrına bir bassın, cemaatleri bir bağrına bassın, bunu görelim. Böyle olmaz, bu şekilde olmaz. Niye küçük kalıyor? Bir sebebi var işte. Büyük olması için yolu gösteriyorum. Dar planda kalırsa olmaz.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Siz CHP’ye de aynı şekilde yöntem gösteriyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Tabii CHP öyle. Eski Nur talebelerinden çok az kalan var. Ne olur, ne kaybeder. Mesela Sayın Devlet Bahçeli bir yemek versin, çağırsın Nakşibendileri ayrı çağırsın, Kadirileri ayrı çağırsın, milleti bağrına bassın. Onların fikrine, ona uymasına gerek yok, sevgi gösterecek sadece.

AYLİN KOCAMAN: Sevgi politikasını siz önermiştiniz.

ADNAN OKTAR: Sevgi çok önemli bir şey. Tayyip Hocam AKP denmesini istemiyor değil mi?

CEYLAN ÖZBUDAK: Evet, istemiyor.

ADNAN OKTAR: Ne diyeceğiz?

CEYLAN ÖZBUDAK: AK Parti.

ADNAN OKTAR: AKP niye dedirtmiyor?

AYLİN KOCAMAN: AK olduğu için. Özellikle AK sözünden.

ADNAN OKTAR: Aklık, beyazlık peşinde. Tayyip Hocam’ı zaten eleştiriyoruz, birde böyle üzmeyelim. AK Parti, AK Parti, AKP değil. Tayyip Hocam eleştiriden alınmaz. Samimiyetsizlikten alınıyor, ondan rahatsız oluyor.

Özcan Esen’de MHP’yi savunuyor. Güzelde AK parti bir kere eski Türkiye vardı, eski Türkiye’yi kapattı. Mesela MHP eski Türkiye’ye tavır alsın, bu çok hayati bu. Millete tepeden bakan bir zihniyet vardı. Ona tavır alsın, bunu söylesin. Ama MHP’nin delikanlılığı güzeldir. Biz durduk yere desteklemiyoruz. Bölünmeye karşı tavrı güzel, büyük Türkiye ruhu çok güzel. Ama eksik yönleri de bunlar, bunların tamamlanması lazım. O zaman milletin ne zoru var, gidip MHP’ye verir oyunu. Bunlar hayati noktalar.

Mesela bak sen yazılar yazmışsın, sevgisiz üslubun. Millet sana yardımcı olmaz o zaman. Sevgi olacak üslubunda, muhabbet olacak. AK Parti’nin mesela gençliği yoktu, daha yeni yeni yetişiyor. MHP’nin gençliği eskidir. Gerçek ülkücüler çok efendiydi, eskiden bizim zamanımızda. Tertemiz giyinirler takım elbiseyle falan. Genel kültürleri süper olur, çok nezaketli. Tartışma ortamlarına girerler. Mesela bak MHP’li o delikanlı Sinan Oğan, o tarzdır MHP’li ülkücü gençler. O tipik bir ülkücü o. Efendiliğiyle, nezaketiyle, kendine güveniyle tipik ülkücü. Öyle olursan, bütün millet seni destekler. Ama sevgiyi ön plana alacaksın. Millete tepeden bakma zihniyetinden nefret ettiğini vurgulayacaksın. Millete tepeden bakmaya karşı tavır olduğu için destekliyorum. Ama başkanlık sistemi falan bunlar tehlikeli işler, bak burada tavır alıyorum. Asla kabul etmem ve hiçbir şekilde kabul etmem. Tayyip Hoca’yı da uyarıyorum, bölünmeye karşı diğer konulara karşı uyarıyorum. Ben her uyardığımda da o da çıkıyor “kesinlikle bölünmeye karşıyım” diyor, “tek vatan, tek bayrak, tek millet, aksini yapan namerttir” diyor. Ben ona güvenirim, Müslüman sözü veriyor, ne diyeyim. Yalan mı söylüyorsun diyeyim? Müslüman sözü veriyor, güveneceğiz tabi ki.

BÜLENT SEZGİN: Saray konusunda da uyarmıştınız, onu da dikkate aldılar.

ADNAN OKTAR: Dedim “Bak sarayı kullanma, saraya taşınma” taşınmaya hazırlanıyordu. Haftasına taşınacaktı “taşınma, milletin olsun” dedim. “Milletin olsun, taşınmıyorum” dedi, delikanlılık yaptı. Gayet güzel.

CEYLAN ÖZBUDAK: Ondan sonra çok sakinleşti ortalık o konuda zaten.

ADNAN OKTAR: Tabii Cumhurbaşkanı olarak da hakkı Cumhurbaşkanının. Ben ona dedim ki “Başbakan ol, icrada aklın kalır senin” dedim, sözümü dinlemedi. Sakalda bıraktım ama sözümü dinlemedi. “Bak icrada aklın kalır senin” dedim, “Başbakan ol Cumhurbaşkanlığı sen rahat edemezsin” dedim. Aklı kaldı bak onun için bu sefer başkanlıkla ortaya çıkıyor. Olmaz o zaman tehlikeye sokarsın milleti. Senden sonra kim geleceğini biz ne bilelim. Uçuk birisi gelir al başına belayı. Gitmez bir daha asla kurtulamazsın.

Ülkücüler tabii eskiden sokakta biraz sert üsluplu. Ama o zaman şartlar çok kötüydü. Sokak Komünistlerin kontrolündeydi, onlarda işte artık canını ortaya koydu. Devletin polisi pek ilgilenmiyordu. Her yer işgal altındaydı, ülkücüler canlarını siper ettiler. Canlarım benim beş bin ülkücü şehit oldu ama vatanı da çiğnetmediler. Unuttu gitti gençler, hiç haberleri bile yok. Beş bin delikanlı şehit oldu, beş bin. Şakır şakır her gün vuruyorlardı, hiç korkmuyordu onlarda, maşaAllah. Palabıyık, aslanlar gibi şehit oldular. Ama vatan da kurtuldu. Mesela çok efendiler, sokaktan tamamen çekildiler, sessizler. Ama o coşkuyu yeniden ortaya koysunlar. Yani coşku demek, sokağa inip olay çıkartmak değildir. O coşku ve heyecanı o sesi getirsinler. Kapalı salon toplantıları olsun. Bölücülüğe karşı tavırlarını açık açık koysunlar. Ülkü ocakları rahatça gençleri toplasın, yine marş söylesinler dinleyelim. Canhıraş “Bağbuğ” diye bağırıyorlardı, yıkılıyordu ortalık. Bir daha “Bağbuş” bir daha “Türkeş” sonra topluca “Bağbuğ Türkeş” diyorlardı, çok canlı dinamik bir gençlik vardı. Yine öyle olması lazım. Gençleri tamam çekelim de, iyice çekelim anlamında demedik yani. Sokaktan çekelim dedik, sokaktan tamam. Artık yani bir heyecan bir hareketlilik olması lazım. Bu sokağa çıkıp olay çıkartmaları anlamına gelmez. Ama Allah muhafaza, bir vaziyet durumunda, Türkiye’nin bölünmesi mevzu bahis olursa, bu can bize haram olsun. Hepimiz şehit oluruz. Asla ve asla kabul etmeyiz. Beş milyon, on milyon şehit hiç gözümüzde değil yani. Yarım metre bile toprak vermeyiz, bunu unutacaklar. Böyle şey olmaz.

Polis akademisi öğretim üyesi Doç. Mehmet Arıçan, twit atmış; “Adnan Oktar Hocam, hak ve hakikatleri dile getirdiğiniz için Allah razı olsun.” Allah senden de razı olsun, sana Allah daha güzel makamlar nasip etsin. Daha hoş, daha güzel hizmetler nasip etsin.

Fikret sen bir şey anlatacak mısın?

KARTAL GÖKTAN: Anlatabilirim. Cumhurbaşkanı Erdoğan; “Mali Cumhurbaşkanı İbrahim Keita’nın, Paralel yapı konusunda kendisine teminat verdiğini” belirtti ve şunları söyledi; “Mali bu örgütün en çok yerleştiği ülkelerden bir tanesi, kendileri bu konuda “Türkiye hükümetine aykırı düşenlere biz ülkemizde fırsat tanımayacaklarını” söylediler dedi.” Bu sözlerini Mali hükümetinin ülkesindeki Türk okullarını kapatma kararı alacağa belirtiliyor. 

ADNAN OKTAR: Hayır okulu kapatıyor. Niye kapatıyor canım Türkiye devralsın, kapatılma olur mu? Kapatılma felaket, olur mu öyle şey?

CEYLAN ÖZBUDAK: Kastettiği, o herhalde.

ADNAN OKTAR: Türkiye’de zaten kimse ona bir şey demez ki, devlet devam ettiriyorsa ne güzel. Ne kadar hoş, vakıfla devam ettirse. Kapatma diye bir olay olmaz.

Kilo almamak için et yesinler. Et istedikleri kadar yesinler.  Sebze mesela domates, biber, patlıcan istedikleri kadar ondan da yesin zayıflamak istiyorsa. Şeker yemeyecek, o kadar basit. Ekmekte yemeyecek. Bunlar acil şeyler değil ki, acil olan et ve sebzedir. Vücudu dinç tutan, sağlıklı tutan, hastalıklara karşı dirençli tutan bunlardır. Bunu ye kardeşim. Ne mecburiyetin var yani ekmek yemeye, şeker yemeye ne mecburiyetin var, yeme. Vücudu ayakta tutacak kadar ye, o kadar. Ama rejim yapanlar biraz daha uykuya ağırlık verebilirler, çünkü o kadar dinç olmaz vücutları, soğuğa çok dikkat etsin, bir de kışın bu işler olmaz. Ne zaman olur? Haziran, Temmuz, Ağustos kilo istediğin kadar ver bu aylarda. Ondan sonra bir daha ki ayı beklesinler. Sıcak olması lazım kilo vermek için, grip olmaması için. Ama et yersen zaten grip olmazsın, et, sebze yersen. Et, sebze yemeleri lazım.

Gamze; “Bizlerinde sohbetlerinize, canlı yayına katılmamız mümkün müdür?”  Canlı yayına gelebilir genç kızlar, genç delikanlılar. Bize yazsınlar, resimlerini göndersinler, bir kim olduklarını anlayalım. Mesela diyor ki; “Gamze” ama kim olduğunu bilmiyorum, olmaz. Resmini, nerede okur ne yapar göndersin, iftihar ederiz. Zaten geliyorlar kardeşlerimiz.

Hadi bitirelim, yarın devam ederiz, inşaAllah. 

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler Programımız burada sona erdi yarın akşam tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü