Harun Yahya

Sohbetler (8 Şubat 2015; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler programımız başlıyor. Hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Ne güzel, hoş bulduk. Herkes hoş geldi.

Fikret-Bülent kardeşler, dinliyoruz.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Türk Sanat Müziği Sanatçısı Müzeyyen Senar’ın kızı Feraye Işın, annesinin bu sabah yaşamını yitirdiğini bildirdi. Feraye Hanım; “zatürree teşhisiyle Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde tedavi altında tutulan annesinin bugün sabah 07:30 sıralarında vefat ettiğini” kaydetti.

ADNAN OKTAR: Evet, zatürreede genellikle yaşlıysa vücudu, tedavisi çok zor oluyor. Süper enfeksiyon meydana geliyor, antibiyotik etki etmiyor, akciğer kilitleniyor o zaman. Şeyhimizde de oldu ya. Ona bir bilimsel çözüm bulamadılar, yani ölümlerin büyük bir bölümü o nedenden oluyor. Akciğer kaybından oluyor. Keşke öyle bir şey yapabilseler, akciğeri değiştirebilseler o anda, değil mi? Enfeksiyonlu akciğeri alıp yerine onun görevini görecek bir cihaz keşke olsa. Akciğerin görevini yapacak, mesela kalp falan oluyor ya suni. Veyahut kadavradan alınan akciğer nakledilse. Ama kaderinde tabii. Ben söyledim, biraz morale ihtiyacı olur böyle şeylerde insanın. Yani yaşama azmini kaybetmesi çok tehlikelidir. Mesela ölümü istediği anda onu tedavi etmek çok güç oluyor. Yani hırslı bir yaşama azmi olması lazım, onun için de sevgi olması lazım. Bünyesi o zaman daha güçlü oluyor.

AYLİN KOCAMAN: Şeyhimiz çok ağır döneminde siz sahiplendiniz, çok ciddi sevgi gösterdiniz, bakımını üstlendiniz. Çok uzun bir zaman tekrar yaşadı.

ADNAN OKTAR: Bir yıl daha yaşadı.

AYLİN KOCAMAN: Allah vesile etti, “daha uzun yaşarsın” dediniz hep ona. Çok moral oldu, çok neşeli oldu.

ADNAN OKTAR: Çok şeker şeyhimiz. Bir de evden ayrılmama kararı almış. Gece yarısı betonu kırdılar. “Benim oturduğum yer orası her zaman, en sevdiğim yer, oraya gömeceksiniz” dedi. Kedisi de üstünde yatıyor. Şeyhimiz dünyaların şekeri, dünyanın balı, cennet kuzusu Şeyhimiz, inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Star Gazetesi’nden Resul Tosun bugünkü yazısında, “çok partili demokratik sistemler içinde siyasi istikrarı garanti eden tek sistem başkanlık sistemidir” iddiasında bulunmuş. “Bana sorarsanız Türkiye başkanlık sistemine asıl Erdoğan’dan ve AK Parti’den sonraki dönemde muhtaçtır” diyor.

ADNAN OKTAR: Başkanlık sisteminin tek amacı, Türkiye’yi federasyonla yönetmektir, açık açık bu. En başından beri biz bunu biliyoruz. Anlamazdan geldim, inşaAllah öyle değildir dedik, nitekim olaylar biz ne kadar onu anlamazdan gelsek de, ne kadar ona inanmasak da o yönde gelişmeye başladı. Başkanlık sistemi eşittir federasyondur, Türkiye’yi bölecek bir sistemdir. Amerika’nın kafasıdır bu, Amerikan derin devletinin kafasıdır. Abdullah Öcalan’ın kafasıdır. Ve Abdullah Öcalan da açık açık söylüyor, “başkanlık sistemini istiyorum, Tayyip Bey’in başkan olmasını istiyorum, bunun için de gerekli desteği vereceğim” diyor. Nitekim BDP ne yapıyor; “biz seçimlere parti olarak gireceğiz.” Yüzde 7 oy alan bir parti ne diyor; “biz seçimlere parti olarak gireceğiz.” Yani bütün oyların tamamını AK Parti’ye vereceğiz diyor. Kimin talimatıyla, malum. Türkiye’yi bölmeye Amerika karar vermiş, ta zamanında verdi kararı. Büyük Ortadoğu Projesi demek, bütün Ortadoğu’nun paramparça yapılması. Küçük küçük devletlerden oluşması için yapılan bir proje. Şimdi insan Büyük Ortadoğu Projesi deyince, Büyük Osmanlı Projesi gibi falan bir şey zannediyor. Yani muazzam bir İslam topluluğu var zannediyor. İslam topluluğunu paramparça etmeye yönelik bir sistem bu. Ve ondan sonra da bir onun kafasını ezecekler, bir onun kafasını ezecekler darmadağın edecekler. Sistem bu. Büyük Ortadoğu Projesi’ni özellikle Türkiye’de uygulamak istiyorlar ama bir türlü de beceremiyorlar. Ve olmaz da, müsaade etmeyiz. Amerika’nın her dediğini yapacağız diye bir kanun yok.

BDP’nin yaklaşık 2,5 milyon oyu var, 2 milyon oy daha ihtiyacı var barajı geçmesi için. 2,5 milyon oya sen 2 milyonu nasıl ekleyeceksin? Olacak iş mi bu? Büyük bir tehlike altında Türkiye. Bağnazlar kudurmuş vaziyetteler. Bağnazlar da Türkiye’nin bölünmesini hiç önemli görmüyorlar. Kudurmuş gibi daha hala bağnazlığın peşindeler. Hala helalleri haram yapmak, haramları helal yapmak peşindeler. Onların da aklı gitti. Özetle buna müsaade etmeyiz. Türkiye’yi bölmeye kalkarlarsa, ilk buna karşılık verecek olan Türk polisidir, söyleyeyim. Türk polisi, polis olurken niye geliyor biliyor musun? Ölmeye geliyor. Vatan için, millet için, bayrak için, Allah için ölmeye karar veren mesleğin adıdır polislik. Asker niye asker olur? Allah için, vatan için, bayrak için ölmeye hazır olduğu için asker olur. Bu mesleğin özelliği bu. Silah var belinde, çatışmaya girer. Polis, vatanın satıldığını hissederse, satanlara dağı taşı dar eder, söyleyeyim. Kaçacak delik ararlar. Yani ‘keşke yapamasaydım’ derler. Kanunla hukukla mahveder bak söyleyeyim polis, en başta polis ve asker. Askere sorsan “niçin yaşıyorsun” “vatan millet bayrak için” der. Ölmeye azmetmiştir asker Allah için, vatan için, bayrak için ona hazırdır. Asker kimseyi dinlemez söyleyeyim. Vatanın satıldığını anlarsa kim yaptıysa, kimler yaptıysa, kaya kovuğuna kaçsa gider bulur, kanunla hukukla karşılığını verir. Türk milleti devletiyle beraber olur, yeri göğü birbirine katar, söyleyeyim. Biz böyle bir oyunu oynattırmayız. Kimse buna böyle sulanarak, sululuk yaparak yaklaşmasın. Tayyip Hoca gece-gündüz bağırıyor “tek bayrak, tek millet, tek bayrak, tek vatan, asla size böyle bir şeyi müsaade etmeyiz” diyor, yani Türkiye’nin vatanın bölünmesi konusunda karanlık güçlere. Aynı şekilde başbakan da aynı sözleri ifade ediyor. O zaman karşımıza kim çıkıyorsa kanunla hukukla tepeleriz söyleyeyim. Bizde bu olayları değerlendiren insanlar bunu çok iyi düşünecekler. ‘Acaba ne yaparlar’ falan demesinler. Yapacağımız tek şey bu insanları kaya kovuğunda da olsa bulup ortaya çıkartmaktır. Ve kanunla hukukla cezalandırmaktır. Akıllarını başlarına alsınlar.

Türk askeri şu an, Türk subayı sessiz, gerilmiş, yumruklarını sıkmış şekilde bekliyor. Vatanın satıldığını anlarsa Türk askeri bak söyleyeyim cinnet geçirir cinnet. Türk askeri delikanlının hasıdır. Yiğidin efenin hasıdır. Kimse bu alçaklar yerin altına girseler, domuz gibi yerin altına saklansalar çeke-sündüre çıkarır kanuna hukuka teslim ederler. Böyle bir alçaklığa kimse müsaade etmez. Böyle bir şerefsizliğe, böyle bir namussuzluğa kimse müsaade etmez. Türkiye’yi böldürmeyiz bunu unutacaklar. Hayatın anlamı kalmaz. Cinnet derken coşar, o anlamda diyorum, coşar yerinde duramaz. Ama biz fitne çıkmasın, kargaşa çıkmasın sesiz sakin bekliyoruz. Ama en ufak böyle bir dangalaklık görürsek anında kanunla hukukla tepeleriz söyleyeyim. Yapan, yaptığına yapmışlığına binlerce kere pişman olur. Çünkü bak yapamaz zaten, sadece girişimde bulunur. Bak girişimde bulunabilir ama yapamaz. Kolunu bacağını kanunla hukukla kırarız. Kimse böyle bir deliliğe tevessül etmesin. Kanun hukuk yakasına yapıştığında, dünya ona dar olur. Kimse bizi denemeye kalkmasın.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Mardin’in Dağgeçit İlçesi’ndeki Ilısu Barajı’nda çalışan ve PKK’nın mektupla, “5 Ocak 2015 tarihine kadar her kim o barajda çalışmayı bırakmazsa can kaybı için sorumlu değiliz” diyerek tehdit ettiği Kürşat Metin, evinde uğradığı silahlı bıçaklı saldırıda öldürüldü.

ADNAN OKTAR: Devlet neyi bekliyor, hükümet neyi bekliyor, ben anlamıyorum. Bu yeterli değil mi bunlar? Bunu yaptığına yapacağına pişman etsene, neyi bekliyorsunuz? Her gün neredeyse bir kardeşimizi ya şehit ediyorlar, ya dövüyorlar, ya sövüyorlar, ya bombalıyorlar. Bu çakallara bu ülkeyi dar etme vakti geldi. Bu konuyu bitirsin artık hükümet.

BÜLENT SEZGİN: Vefat eden Kürşat Metin’in ağabeyi Büyük Birlik Partisi Nevşehir Kozaklı İlçe Başkanı Feridun Metin; “ağabeyinin ve diğer çalışanların tehdit edildiğini, faillerin PKK’nın gençlik yapılanması YDG-H’lılar olduğunu söylüyor. Başbakan ve cumhurbaşkanına tehdit edildiklerini yazmışlar, “önlem alınmadı” diyor.

ADNAN OKTAR: Bu dehşet verici, çok müessif bir olay, esefle karşılıyoruz. Yiğidimize Allah’tan rahmet diliyoruz şehidimize. Ailesine de başsağlığı diliyoruz. Allah onlara uzun ömür versin. Onlar için bir şereftir. Bir şehit ailesi olmak bir insan için müthiş bir şey, müthiş bir nimet, üstünlük, güzellik. BBP zaten delikanlı aleminin efelerinin toplandığı bir yer. Bu, Türk milletine yapılmış bir saldırı. Bunun cevabının mutlaka verilmesi lazım. Ve acilen hiç bekletilmeden yaptığına yağacağına bin kere pişman edilmesi lazım yapanların. Hepsinin kolu-bacağı kanunla hukukla kırılsın. Nasıl yakalanmaz bunlar? Nasıl elini kolunu sallayarak gezer bu adamlar? 700 bin askerimiz var, 300 bin polisimiz var, özel harekatçımız var, bordo berelilerimiz var, neyi bekliyoruz? Neyi bekliyoruz, ben anlamıyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, cenazeyi almaya Nevşehir’den gelen Metin’in kardeşi Büyük Birlik Parti İlçe Başkanı Feridun Metin, “Sayın Selahattin Demirtaş duysun, ben Diyarbakır’dayım. Kendisinin de gücü yetiyorsa, Nevşehir Kozaklı’ya başsağlığına gelsin, Ankara’da oturmasın” dedi.

ADNAN OKTAR: Nevşehir Kozaklı’ya gitmiştim, silme ülkücüdür Nevşehir Kozaklı. Daha gittiğimde hemen ülkücüler karşılamıştı, maşaAllah.

Allah hepsine güç-kuvvet versin, güzellik versin, hayır versin. Şehidimizin kanı yerde kalmaz, fitil fitil burunlarından getirmezsek, gençliğimiz bize haram olsun, yiğitliğimiz bize haram olsun, bu hayat bize haram olsun. Kanunla hukukla mutlaka gereğini yapacağız, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Şehidimizin fotoğrafı da vardı uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Hay maşaAllah, aslanımı görüyor musun? Koçyiğit, tam Osmanlı, maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Tehdit mektubu da vardı. Bu şekilde yazı göndermişler.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Baksana imzalı mühürlü. Savcılık bunu gördüğü halde, hükümet bunu gördüğü halde nasıl tedbir almaz ben anlayamıyorum. Veyahut tedbir alsa bile nasıl başarısız oldu ben bunu anlayamıyorum.

Mektubu okuyabileceğimiz şekilde döküm olarak bana göndersinler şu an çıkış olarak, bakayım.

Büyük Birlik Partisi, koç yiğitlerden aslanlardan oluşan, milletin nahif, halis evlatlarından oluşan mübarek bir topluluktur. Sırf onun bu güzel yönünün hissettikleri için bu alçaklığı yapmışlar, şehidimize kıymışlar. O şehit olduysa binlerce şehit olacak genç de hazır bekliyor. PKK, bunu yaptığına yapacağına binlerce kere pişman olacak ben söyleyeyim, kaçacak delik arayacaklar. Kanunla hukukla yakalarına yapışacağız. Biraz daha beklesinler, görecekler.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Eski Amerika Büyükelçisi Ross Wilson’ın raporundaki ikinci madde şu şekilde: “IŞİD’e nihai çözüm Türkiye’nin demokratikleşmesi ve kalkınmasının yanı sıra PKK’nın lider kadrosu dışında kalan üyelerine bir af düzenlemesinin altında yatıyor.”

ADNAN OKTAR: Türkiye’nin demokratikleşmesi zaten ilgilendirmez. Çünkü demokratikleşme derdinde değilsin, Türkiye’yi bölme derdindesin. Kalkınması hiç işinize gelmez. Onlar araya eşantiyon olarak süs olarak konmuş kelimeler. Orada tek amaç, Türkiye’yi bölmek ve Türkiye’yi helak etmek başka bir şey yok. Sanki Türkiye’nin iyiliğine çalışıyorlarmış gibi bir üslup kullanmışlar, bu bir taktik, bir oyun.

“Kıymetli Hocam, alevler içinde perişan dünyanın üzerine yağan rahmet yağmuru gibisiniz” diyor. “Deccaliyetin büyüsüyle deliren ruhlara, iman ilacı olan şifa vesilesisiniz, inşaAllah” diyor, maşaAllah.

Çelebi; “Devletin üst düzey yetkililerin bildiklerini biz bilmiyoruz. Ülkeyi yönetmek kolay değil. Bir bildikleri vardır” diyor. Bak, eğer Türkiye abluka altına alınırsa, Türkiye ciddi bir tehdit altındaysa devletin veya hükümetin ilgili yetkililerinin bunu bizden gizlemelerine gerek yok. Derler ki; “Amerika tehdit ediyor, Avrupa tehdit ediyor, askeri müdahaleden bahsediyorlar.” O zaman seferberlik ilan ederiz, bütün halk silahlanır, “gelin buyurun bekliyoruz” deriz. Sıkıyorsa, gelsinler. Bu kadar kolay. Olabilir, tehdit ediyor olabilirler, PKK da tehdit ediyor olabilir, Amerika tehdit ediyordur, Avrupa tehdit edebilir. İşte atom bombasından falan bahsedebilirler. Biz de deriz ki; “Eğer yapmazsan bu dediklerini dünyanın en şerefsiz, en namussuz, en karaktersiz adamısın, bekliyorum gel” deriz. Bütün Türk milletine otomatik silah dağıtırsın, herkesi askere alırsın, devlet, hükümet açıklama yapar, seferberlik ilan edersin, “buyurun bekliyoruz” dersin. Gelebiliyorsa, gelsin göreyim bakalım. Daha ilk planda hemen 5 milyon asker çıkartırız, 5 milyon çakı gibi. Gözü kapalı 5 milyon asker çıkartırız. Amerika’nın kabadayılığına boyun eğmenin bir anlamı yok. Tehdit, ne yapabilirler tehditle ben anlamıyorum ki. Öldürürüz der, asarız der, keseriz der, başka ne diyebilir? Bizim bilmediğimiz bunun üstünde nasıl bir tehdit olabilir? Yakarız yıkarız diyebilir, tamam kendine güveniyorsa gelsin. Bir kere Amerikan halkı böyle bir alçaklığa müsaade etmez. Amerika öyle elini kolunu sallayarak itlik yapamaz, Amerikan derin devleti. Bir de ulaşılmayacak adamlar değil onlar. Amerikan derin devleti, Türkiye’nin elinin ulaşamayacağı adamlar değil. Öyle kabadayılık yapılacak gibi bir dünya yok. Onlar ne demek istediğimi anlıyorlardır. Yerin yedi kat altında olsa, nefesimiz enselerinde olur, aptallığı bıraksınlar. Bunlar elini kolunu sallayarak, New York’ta orada burada gezen adamlar. Türkiye’nin elinin kolunun altında gezen adamlar. Bir dangalaklık yaptıklarında, kanunla hukukla tepelerine bineriz. Aptallığı bıraksınlar. Saklanmakla da kurtulamazlar. Yani illaki buluruz. Bir insanın saklanması mümkün değildir. Bir ekibin saklanması da mümkün değildir.

Bakın, diyor ki bu tehdit mektubunda: “Hiç kimse devlete güvenip de” diyor “çalışmaya gitmesin. Çünkü devlet daha kendisini koruyamıyor. Nasıl olacak ki sizleri korusun?” diyor. Öyle bitiyor mektup. Bu söyletilir mi, şu söz? Ağzını yırtması lazım devletin, hükümetin. Devletten kastım, hükümet. Bak “kendini koruyamıyor” diyor“sizi nasıl korusun?” ve bu adam “bunu ispat ettim şu an” diyor. Bu söz söyletilir mi? Hükümet derhal gereğini yapsın. Bunların kanunla hukukla ağzını yırtsın. Bu mektubu onlara lokma lokma yedirtmek lazım, kanunla hukukla. Gereği yapılsın. “Bunu niçin yazdın? Neden yazdın?”Yedirtmekten kasıt bu. Burnundan fitil fitil getirsin, hepsini alsın hapse koysunlar. Şu meydan okumaya bak. Bak “hiç kimse” diyor “devlete güvenip çalışmaya gitmesin.” Çünkü “hükümet; devlet” diyor, “daha kendisini koruyamıyor. Nasıl olacak ki sizleri korusun?” Şu söz söyletilir mi? Hükümet buna derhal müdahale etsin. Bunu bana defalarca söyletmenin alemi yok.  Neyi bekliyorlar? Bir avuç it kopuk. Oradaki vatandaşları korumakta son derece kolay. “Korucu sayısını artırın” dedim. Korucu sayısı artsın. Tehdit edilen vatandaşlara da silah verilsin. Mesela bu çok müthiş bir tehdit. Bölgedeyse, hatta duruma göre otomatik silah da verilebilir. Tehdidin vahametine göre otomatik silah da verilmesi gerekir. Ona göre bir kanun düzenlemesi yapılsın. Ve polis koruması, özel harekatçı koruması verilmesi lazım. Adamlar bunu diyor ve bunu yapıyor. Bu hükümete meydan okuma. Devlete meydan okumadır bu. Bunu nasıl kabul ederiz? Derhal gereği yapılsın. Sadece Şırnak’ta otuz okul, elli kamu binası, üç yüz elli resmi araç, otuz yedi özel araç, kırk iki ev ve iş yeri, yüz yedi mobese kamerası tahrip edilmiş. On bir kişi hayatını kaybetmiş. Daha hala bekleniyor, ben anlamıyorum. Bu nasıl bir mantık, ben anlamıyorum ki. “Zayiat olur” diyor. Allah Allah, biz canımızı vermeye hazırız kardeşim, sen bizim canımızın ne derdine düşüyorsun. Biz “canımız tatlı, canımızı nasıl kurtaracağız?”dedik mi? Biz canımızı zaten Allah için vermek istiyoruz. Şehit olmak istiyoruz, öyle bir derdimiz bizim. Gerekirse bir milyon, iki milyon, üç milyon şehit de veririz. Ama bu sözleri, bu lafları ettirmeyiz kendimize. Bu çakallara bu lafları niye ettiriyorlar? Neyi bekliyorlar? “Dünya lideri olacağız, büyük ülke olacağız.” Bir avuç çakalı tepeleyemiyorsunuz. Kanun var, hukuk var, polis var, asker var, gayet kolay. İki gün sürmez bunların tepelenmesi. Allah muhafaza, korkuyor gibi bir görüntü verilirse, bu zaten içler acısı bir durum olur. En feci durum bu olur. Vatandaşı korumak amacı, kardeşim böyle bir iddiamız yok. Biz şehit olmak istiyoruz. Öyle bir iddiamız yok. Sen benim canımın derdine niye düşüyorsun? Öyle bir şey yok. Sen gereğini yap, asker, polis can atıyor. “Ekonomiye zarar” ekonomi istemiyoruz aç kalalım kardeşim. Bu pislikten kurtulalım. Böyle bir derdimiz yok bizim. Bu nasıl iştir?

BÜLENT SEZGİN: Korucularda aynı şeyi söylüyorlar, “bize izin versinler.”

ADNAN OKTAR: Korucular diyorlar “sırf tek başına biz yaparız” diyorlar, “izin versinler.” Özel harekatçılar “Kırk sekiz saatte bitiririz” diyorlar. Bordo bereliler zaten PKK’yı tir tir titretiyor. Bizim efe biliyorsunuz bunlara bir dalmıştı, sonra bordo berelileri de getirttirirdi, zangır zangır titremeye başladılar. Yalvardılar “operasyonu durdurun” diye. Kardeşim bunu devletin en üst noktasındaki insan söyledi, iş adamlarının yanında. “Kafalarını feci şekilde ezdiğimiz için yalvardılar” dedi. “Bizde durdurduk” dedi. “’Bir şey yapmayacağız aman diliyoruz’ gibi bir üslup kullandılar” dedi. “Bordo bereliler de devreye girince felç oldular” dedi. Ondan sonra İdris Naim Şahin efemiz görevden alındı. Adamlar ondan sonra kudurdu. İdris Naim Şahin zamanında köpek gibi titriyorlardı. Komünizmin aleyhinde birkaç cümle söyledi, adamlar acayip koro halinde bağırmaya başladılar. Doğru yolda gidiyordu o. Kardeşim bu kadar tehditte halk tabii ki HDP’ye, BDP’ye oy verir. Böyle bir dehşet ortamında adam bakıyor ki, hükümet kendini korumuyor. Emniyet kendini korumuyor, o zaman BDP’ye sığınmak durumunda kalıyor adam. Çünkü PKK, BDP’yi destekliyor. Bu durumda göz göre göre onlara teslim edilmiş oluyor orası. Allah rızası için, artık bir basiret, feraset kapısı açılsın. Aklın kapısı açılsın. Bir akıl durması var gibi görülüyor bazı yerlerde.

Fikret Bey dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Cezayir’de Feriyel Hanım, Tufan ve Sinan kardeşlerimizin çalışmasıyla Başkent Cezayir’in en önemli meydanında kurulmuş dev ekranda Yaratılış Atlası eserinin tanıtım filmi yayınlandı. Binlerce kişinin bulunduğu kalabalık meydanda Afrika Kupası maçlarının olduğu 25 Ocak tarihinden başlayarak, sekiz gün boyunca gece ve gündüz olmak üzere sürekli olarak yayınlanan tanıtım filminde, Darwinizm’in geçersizliği vurgulanıp, detaylı bilgi almaları için internet sitesi duyuruldu.

ADNAN OKTAR: Şahane, şahane. Mükemmel olmuş, süper uygulama olmuş.

KARTAL GÖKTAN: Bir de video var haberle ilgili.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Mükemmel.

“Hocam alem ayakta” diyor “hoş sohbetiniz de isabet olmuş, çok çok istifade ediyoruz” diyor.

“Sabah Gazetesi’nden size federasyon lehinde konuşmanız yönünde bir talep mi geldi? Tam olarak anlayamadık. Açıklayabilirseniz mümkünse merakımızı giderirseniz seviniriz? Sizin konuşmanıza tahammül edemeyenler mi var? Etki altına mı almaya çalışıyorlar? Saygılarımla.” Emre. Etki. Ben Kuran’dan etkilenirim. Onun dışında etkilendiğim bir şey yok benim. Benim anladığım o ama kibar bir üslupla. “İyi olmaz mı?” falan. Herhalde kendi aralarında bayağı bir gevşemişler bazı şahıslar, müsaade etmeyiz.

Öznur Doğru; “Sayın Hocam, hani milli silah üretimi projelerimiz vardı. Seri üretime neden geçmiyorlar, izin mi alamıyorlar?” Silah yapıyorlar da böyle askeri kariyer, tank gibi silahlar yapıyorlar. Bunlar çabuk ekarte edilebilecek silahlar. Mesela tanka bir tane tanksavar mermisi yeterli olabilir. Hatta bir molotofla bile etkisiz hale getirebilirler bir tankı. Bunlar biraz hantal silahlardır. Roket çok etkilidir. Türkiye’nin yüzbinlerce roketi olması lazım. Beş bin kilometre, on bin kilometre menzilli en az yahut iki bin, üç bin kilometre menzilli roketler olması lazım. Ve yer altında olması lazım. Yer altında açılan rampalardan sevk edilmesi gerekiyor karadan karaya. Bunun dışında silah olarak tam otomatik silahlar. Tüfek tarzındaki silahlarda da menzili uzun, barut kalitesi yüksek, ateş gücü yüksek silahlar olması lazım. Bunlar caydırıcılık açısından çok önemli olur. Yoksa biz silahın kullanılmasını hiçbir zaman için istemeyiz. Ama Kuran’da caydırıcı vasfına Kuran dikkat çekmiş.

“Ey Ebu Hüreyre” diyor Peygamberimiz (s.a.v), “Sen insanların çekindikleri zaman çekinmeyen” korkmayan, “insanlar ateşten emin olmak istediklerinde korku duymayan topluluğun yolu üzerinde bulun.” Delikanlı, kabadayı bir topluluktan bahsediyor Peygamberimiz (s.a.v).

Ebu Hüreyre (r.a) dedi ki: ‘Ya Resulullah, onların vasfını bana anlat ki, onları tanıyayım.’ Resulullah buyurdu ki: “Onlar benim ümmetimden, ahir zamanda gelecek bir topluluktur” bu zamanda, “ki; kıyamet gününde, tıpkı peygamberlerin haşrolunduğu gibi haşrolunacaklardır. İnsanlar, durumları gösterilip de onları gördükleri zaman, onların peygamberler olduklarını sanacaklar. Ta ki ben: ‘Ümmetimdir, ümmetimdir’ deyip de kendilerini tanıtıncaya kadar.” O kadar heybetli olacaklar ahirette diyor Peygamberimiz (s.a.v).

“Nihayet halk, onların peygamber olmadıklarını anlayacak, şimşek ve rüzgâr misali geçip gidecekler, nurlarından mahşer ehlinin gözleri kamaşacak” diyor. O kadar şaşıracaklar.

“Ya Resulullah ‘O halde bana onların yaptıklarına dair bir misal ver de, bende onlara katılayım.’” Buyurdu ki: “Ey Ebu Hüreyre, bu topluluk, zor ve güç bir yola girerek peygamberlerin derecesine kavuşurlar” diyor.“Her türlü zorluğa katlanırlar” diyor, “Allah’a çok itaatli olurlar” diyor, “ne mutlu onlara ne mutlu onlara” diyor. “Allah’ın onlarla benim aramı birleştirmesini ne kadar çok isterdim.” Bak Resulullah (s.a.v)’den hadis. “Allah yer ehline azap etmeye murat ettiğinde onlara nazar ederde, azabı derhal onlardan geri çevirir.” Yani onların vesilesiyle o ülkeye bela gelmeyecek diyor. Normalde bela gelecek bir yerken, o topluluk olduğu için, oraya belayı vermez, geri çevirir diyor. Bela geliyor, geri dönüyor onlar var diye.

“Onun için ey Ebu Hüreyre sen onların yolu üzerinde bulun. Onların yoluna karşı gelen, vereceği hesabın şiddetinden tir tir titreyecektir.” Yani onlara karşı gelenler, vereceği hesabın şiddetinden tir tir titreyecektir. O kadar önemli, o kadar hayati bir topluluk. Tabii ki bu, Hz. Mehdi (a.s) topluluğu.

Yok, Tayyip Hocam açık açık söylüyor, “tek vatan, tek millet, tek bayrak” diyor. Bir namus sözü olarak bunu söylüyor. Bu söze biz güveniyoruz.

Şimdi bu hadisi bir baştan sona okuyalım. Fikret’e verin, okusun.

KARTAL GÖKTAN: “Ey Ebu Hüreyre. Sen, insanların çekindikleri zaman çekinmeyen, insanlar ateşten emin olmak istediklerinde korku duymayan topluluğun yolu üzerinde bulun.”

Ebu Hüreyre (r.a) dedi ki:‘Ya Resulullah, onların vasfını bana anlat ki onları tanıyayım!’

Buyurdu ki:“Onlar benim ümmetimden, ahir zamanda gelecek bir topluluktur ki; kıyamet gününde, tıpkı peygamberlerin haşrolunduğu gibi haşrolunacaklardır. İnsanlar, durumları gösterilip de onları gördükleri zaman, onların peygamberler olduklarını sanacaklar. Ta ki ben: ‘Ümmetimdir, ümmetimdir’ deyip de kendilerini tanıtıncaya kadar. Nihayet halk onların peygamber olmadıklarını anlayacak. Şimşek ve rüzgar misali geçip gidecekler, nurlarından mahşer ehlinin gözleri kamaşacak.”

Dedim ki: ‘Ya Resulullah. O halde bana onların yaptıklarına dair bir misal ver de, ben de onlara katılayım!’Buyurdu ki: “Ey Ebu Hüreyre. Bu topluluk, zor ve güç bir yola girerek peygamberlerin derecesine kavuşurlar. Kendilerini doyurduktan sonra açlığı, giydirdikten sonra çıplaklığı, içirdikten sonra susuzluğu tercih ederler; Allah’ın katındakine ümitlerini bağlayıp bunları terk ederler. Hesabından korku duyarak helali dahi bırakırlar. Dünyaya sadece bedenleri ile ilgi gösterirler, onun herhangi bir şeyiyle iştigal de etmezler. Onların Rabb’lerine olan itaatleri karşısında, melekler ve peygamberler dahi hayrete düşer. Ne mutlu onlara, ne mutlu onlara. Allah’ın, onlarla benim aramı birleştirmesini ne kadar çok isterdim!”

Sonra Resulullah Aleyhisselam onlara duyduğu iştiyaktan dolayı ağladı ve daha sonra şöyle buyurdu:

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bak sevginin şiddetini görüyor musun?

KARTAL GÖKTAN: “Yer ehline azap etmeyi murad ettiğinde onlara nazar eder de, azabı derhal onlardan geri çevirir. Onun için ey Ebu Hüreyre, sen onların yolu üzerinde bulun. Onların yoluna karşı gelen, vereceği hesabın şiddetinden tir tir titreyecektir.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ara ara okuyalım.

Enfal Suresi, 60’da güç bulundurmanın, kuvvet bulundurmanın, küfrü caydıracağını söylüyor Cenab-ı Allah. Onun için bizde çok gelişmiş silahlarla, özellikle roket sanayini çok geliştirerek, küfrü caydıracağız. Mesela bin kilometre, iki bin kilometre, üç bin kilometre menzilli roketler. Dört bin, beş bin, altı bin, sayı sayı. Bu roketlerden kısa menzilli olanlardan dört yüz bin, beş yüz bin adet. Öbürlerinden mesela elli, yüz bin adet. Mesela çok uzun menzilli olanlarda üç-beş bin adet bulundurduğumuzda, bölgenin en güçlü devleti oluruz, askeri yönden. Tankla olmaz, topla olmaz. Havadan vurur bitirirler ama roketi vurmak mümkün değil. Hele bu kadar roketle baş etmek mümkün değil. Roketin caydırıcılığı dehşettir, müthiştir. Birde askere dağıtılan silahlar, en kaliteli silah olması lazım. En az bin beş yüz, iki bin metre menzilli, tam otomatik, çok seri atış kabiliyetine sahip, hafif, kolay kullanılabilen silahlar olması lazım. Makine Kimya Endüstrisi gerekeni yapsın. Seri üretime geçip, askerlerimizi bu silahlar donatsın.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kolombiya, Meksika ve Küba’yı kapsayan Latin Amerika turuna çıktı. Erdoğan yirmi yıldan sonra ülkeyi ziyaret eden ilk Türk lider olacak.

ADNAN OKTAR: Kolombiya, Meksika, Küba. Hadi bakalım hayırlısı. Tayyip Hocam’ın görmediği ülke kalmadı, maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Sağlık durumu el vermesi durumunda, Küba’nın efsanevi Devlet Başkanı Fidel Castro ile bir görüşme gerçekleştirecek.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam tarihi olayları sever. İyi olur. Castro Musevi asıllıdır, köken olarak.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bugün Sayın Yalçın Akdoğan’a şöyle bir soru yöneltildi: “Çözüm sürecine karşı olanlarda genel olarak Kürt devleti kurulması endişesi var. Türkiye’de çözüm süreci kontrol dışına çıkarsa bu olur mu? Sizin böyle bir endişeniz var mı?” Şöyle cevap verdi: “Birilerinin böyle ütopyaları olabilir. Böyle bir anlayışta olan varsa, siyasi alanda fikriyle mücadele edersiniz. Elinde silah varsa siz de silahla karşılık verirsiniz. Çözüm süreci zaten Türkiye bölünmesin diye yürütülen bir süreç.”

ADNAN OKTAR: Ama şu an bölünmüş durumda. Yani elle tutulur, bak aslanımızı şehit etti adamlar. “Arkadaş” diyor “burada, bu şantiyede çalışmayacaksın. Eğer çalışırsanız” diyor, “devlet sizi korumaz. Gelir sizi vururuz” diyor ve gelip adam vuruyor şakır şakır, çekip gidiyor. Sen de diyorsun ki “Süreç devam ediyor. Bölünmeye karşı bir titiz durum var. Bu konuda bize güvenin.” Tamam, kimse gidemiyor oraya, çalışamıyor, adım atamıyor. Allah’tan bahsedemiyorsun, dinden bahsedemiyorsun. Mardin’de, Siirt’te meydanda bir konuşma yapmak, herhangi bir yere gidip Allah ile din ile ilgili konuşma yapmak mümkün değil. Siyasi propaganda konuşması yapılamıyor. Müsaade etmiyor adamlar. Bu ne bu? Bunlardan haberi olmaması mümkün değil hoca efendinin.

KARTAL GÖKTAN: Açıklamasının devamı da vardı; “Bu süreci eleştirenler “oo Türkiye bölünecek” diyorlar. Arkadaş, sen zihninde Türkiye’yi bölmüşsün, Şırnak’a gitmiyorsun. Bu tiplerle biraz konuşsanız bunlar genelde “ver kurtul”  diyen insanlar olduklarını görürsünüz. Biz “ver kurtul” denilmesine karşıyız. Birilerinin örgütsel hayalleri olması bizi etkilemez. Biz milletimizin rahatsız olacağı hiçbir adım atmayız. Türkiye’nin vatan topraklarında ameliyata müsaade etmeyiz. Türkiye’nin birliğinin sigortasıyız.”

ADNAN OKTAR: Adam ameliyatı yapmış, Allah Allah. Mübarek bak, elinden öpüyorum, çok saygı duyduğum değerli bir ağabeyimiz ama adam ameliyatı yapmış, gidemiyorsun oraya. Kendisi de gidemez, çocuğu da gidemez şu an. Adam “buralar benim” diyor, “burada, şantiyede, şurada, burada işçi çalışmasını yasaklıyorum, karakol yapımını yasaklıyorum” diyor. Kimse gidemiyor. Karakol yapılamıyor. Her hangi bir çalışma yapamıyor işçiler, mühendisler gidemiyor. “Öğretmen gelmeyecek” diyor. Adamlar ne dediyse oluyor. Postaneye talimat vermişler “Harun Yahya kitaplarının dağıtımına müsaade etmeyeceksiniz” diyor. Türkiye’nin her yerinde dağıtılıyor orada dağıtılamıyor, yasak. Dağıtım şirketlerini de uyarmışlar “aman ha” demişler, adamlar dağıtım yapamıyor.

KARTAL GÖKTAN: Dünyanın her yerinde dağıtılıyor.

ADNAN OKTAR: Her yerde, Fransa’da serbest, Rusya’da serbest her yerde dağıtıyoruz. Her yerde cayır cayır dağıtılıyor ama Güneydoğu’da yasak. Bak, Küba’da da kitaplarımız dağıtılıyor, Küba’da. Komünist ülke. Çin’de dağıtıyoruz, Rusya’da dağıtıyoruz, İran’da dağıtıyoruz ama Güneydoğu’da dağıtamıyoruz, yasak! Hoca da diyor ki “orası bizim” diyor. Tapusu üstümüzde de, fiili durum öyle değil. Adam bizi oraya sokmuyor, Türk milletinden kimse oraya gidemiyor. AK Parti belediye başkanı gidemiyor. Van’da adam sokakta gezdirmiyorlar, sokakta yürümesine müsaade etmiyorlar. Bunlardan nasıl haberi olmaz? Fiilen elimizden almış durumda adamlar.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: AK Parti milletvekilleri havaalanında takım elbiselerini değiştirip, o şekilde şehre gittiklerini söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii, poşi bağlıyorlar yerel kıyafetler, o şekilde şehir merkezine gidebiliyorlar. MaazAllah onların biliyorsunuz yoklama yaptıkları noktalar oluyor, orada kimlik gösteriyor, bakıyor, kimlikten tanırsa “sen aşağı in” diyorlar, gözaltına alıyor adam dağa götürüyor, adam kayboluyor ondan sonra.

Bir daha oku hocanın ifadesini.

KARTAL GÖKTAN: “Çözüm sürecine karşı olanlar da genel olarak Kürt devleti kurulması endişesi var. Türkiye’de çözüm süreci kontrol dışına çıkarsa bu olur mu? Sizin böyle bir endişeniz var mı?” sorusuna Yalçın Akdoğan şöyle cevap verdi: “Birilerinin böyle ütopyaları olabilir. Böyle bir anlayışta olan varsa siyasi alanda fikriyle mücadele edersiniz. Elinde silah varsa siz de silahla karşılık verirsiniz. Çözüm süreci zaten Türkiye bölünmesin diye yürütülen bir süreç. Bu süreci eleştirenler “Türkiye bölünecek” diyorlar. Arkadaş, sen zihninde Türkiye’yi bölmüşsün, Şırnak’a gitmiyorsun. Bu tiplerle biraz konuşsanız bunlar genelde “ver kurtul” diyen insanlar olduğunu görürsünüz.”

ADNAN OKTAR: Allah Allah. Şırnak’a girmek mümkün mü? Beraber gidelim o zaman nasıl oluyor böyle bir şey? Şırnak’a gitmek mümkün değil ki. Sokakta gezemiyorsun. Bak, PTT tembihli şu an. Kitapçılar tembihli, hiçbir şekilde kitap dağıtılamıyor, okunamıyor. Toplantı yapılamıyor. Mesela Darwinizm’in geçersizliği ile ilgili bir fosil sergisi açman mümkün değil. PKK’dan izin alınması gerekiyor. Güvenlik görevlileri “biz sizi garanti edemeyiz” diyorlar “can güvenliğinizi garanti altına alamayız” diyorlar. İstersen deneyelim, hep beraber bakalım. Resmi yazı alalım o zaman. Güvenlik birimlerinden resmi yazı alalım. “Biz güvenliğinizi sağlayamayız” diyorlar. Daha nasıl söylesin adamlar? Adam orayı fiilen işgal ettiyse orası onların olmuş oluyor bir anlamda, onların kafasına göre. Gereğinin yapılması lazım.

Daha önce de tarihte işte şunları, burayı komünistler işgal etmişlerdi, polis bastı orayı dağıttı hepsini, vatandaş rahatça oraları kullanır hale geldi. Şu an işgal etmiş durumda, kurtarılmış bölge haline getirmiş Güneydoğu’yu. O zaman bunu belgelendirip daha detaylı anlatalım. Gidelim bakalım, gösterelim. Buna ispata gerek var mı ben anlamıyorum.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığı, 81 ili uyararak, PKK’nın eylemlerine karşı uyaran bir yazı gönderdi. Yazıda; “PKK’nın iç güvenlik paketi aleyhine kamuoyu oluşturabileceği, özerklik kapsamında bireysel ve kitlesel eylemler yapılabileceği, adamlarını koordine etmek için şehirlere inebilecekleri, bombalı eylemlerin yoğunlaşacağı, 2013 yılında PKK eylemlerine katılımın yirmi dört bin iken, bugün itibariyle altmış dört binin üzerinde katılım beklendiği” söylendi.

ADNAN OKTAR: İşte demek ki, gereğini yapacaklar. Bizim askerimiz, polisimiz yiğittir. Hükümetin de biz yiğit ve cesur olduğuna inanıyoruz ama bir bekledikleri vardır diye biz sustuk. Ama uyarmak da bizim görevimiz, susacak halimiz yok. Ne hükümet ürkektir, ne devlet acze düşer, ne hükümet acze düşer, gereğini yaparlar. Ama her zaman uyarı, vatandaşın boynunun borcu.

AYLİN KOCAMAN: Hüseyin Yayman Cizre’ye gittiğinde yazmıştı Adnan Bey, “oradaki halk genel olarak hükümete güveniyor ama biraz acele etmelerini istiyor” diye.

ADNAN OKTAR: Evet, Devlet çelik pençesini artık göstersin, hükümet.

BÜLENT SEZGİN: Dediğiniz gibi bu şekilde seçime gidilmesi pek mümkün değil.

ADNAN OKTAR: Tabii. Çünkü hükümeti, devleti bak adamlar mektuplarında acz içinde göstermeye çalışıyorlar. Devlet ve hükümeti hiçbir zaman için acze düşmez, düşmemiştir de. Ama cahil insanlar onu o şekilde anlayabilirler. Der ki işte “bak ben meydan okuyorum, devlet de seni koruyamıyor” diyor adam mektubunda. Bak “ben seni öldüreceğim ama devlet seni koruyamaz” diyor. Devleti, acz içinde gösteriyor kendi kafasına göre, öyle bir propaganda yapıyor. Buna karşı gereğinin yapılması lazım. Devlet, hiçbir zaman için cumhuriyet tarihinde de, Osmanlı tarihinde de hiçbir zaman acz içine düşmemiştir ve düşmez, gereğini yapar. Ama bu yönde propaganda yapanlara da kapıyı kapatmak lazım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın görevinden istifa ederek AK Parti’den milletvekili adayı olmasına ilişkin olarak “açık sözlüyüm ben, bunu da açık sözlü olarak değerlendirmek isterim. Ben adaylığına olumlu bakmıyorum bunu çok açık, net söyleyeyim. Bunu Sayın Başbakan’a da söyledim. Tabii bu karar Sayın Başbakanımızın kararıdır ona karışmam doğru olmaz” dedi.

ADNAN OKTAR: Milletvekili olmasını istemiyor mu Tayyip Hocam?

BEYZA BAYRAKTAR: İstemiyor, Başbakanımızın ısrarıyla kabul ettiğini söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Belki danışman olmasını istiyor olabilir. Milletvekili değil de danışman olmasını istiyor olabilirler. Hizmet hizmettir, o da olur. Milletvekili olması şart değil ki. Danışman çok hayatidir. Hakan Fidan olabilir, danışman olarak istifade edilebilir.

KARTAL GÖKTAN: Şöyle bir bilgi var Hakan Fidan için, “seçime kadar Başbakan Ahmet Davutoğlu ile birlikte mitinglere katılacağı ve seçim güvenliği danışmanlığı yapacağı” öğrenildi.

ADNAN OKTAR: Tamam olur o. Öyle olabilir, o şekilde olsun.

Mesela bak Nebe Suresi’nde 33’de diyor ki; “Biz kuvvet sahibi ve zorlu savaşçılarız.” Türkiye’nin de öyle zorlu savaşçıları ve kuvvet sahibi bir orduya da ihtiyacı var. Türk ordusu, bu vasıfları taşıyan bir ordu. Daha da güçlendirelim.

Mesela diyor ki yine İsra Suresi 5’te Cenab-ı Allah, “Oldukça zorlu olan kullarımızı üzerlerine gönderdik.” Türk ordusu, Türk polisi de oldukça zorlu kullardır. PKK’nın üzerine gideceklerdir ve diz çöktüreceklerdir. İnşaAllah.

Hac Suresi 40’ta da Allah; “insanların kimini kimiyle def etmesi olmasaydı” insanların yapacağı tahribattan bahsediyor, “manastırları, kiliseleri, havraları ve Allah’ın isminin anıldığı çokça anıldığı mescitler muhakkak yıkılır giderdi” diyor Cenab-ı Allah. PKK da mescitleri yıkmanın peşinde, havraları yıkmanın peşinde, Allah’ın anılmasını engellemenin peşinde.

Ama hocanın, Güneydoğu’nun işgal edildiğine habersiz gibi bir üslup kullanmasına ben şaşıyorum. Kendisi gidemiyor, biz gidemiyoruz, kimse İslam’dan, dinden bahsedemiyor. AK Parti gidip orada propaganda konuşması yapamıyor, bu daha ne olsun? Daha nasıl olsun yani? Bunu görmesi lazım Tayyip Hoca fikir verebilir, düşüncelerini aktarabilir ne var yani?

AYLİN KOCAMAN: “Ben zaten Başbakan’a karışamam” dedi. “Bu da benim fikrim” dedi.

ADNAN OKTAR: Çok güzel, çok güzel. Onu sık sık tekrarlasın ara ara. O onun imajını güçlendirir, milletin onu daha çok sevmesine sebep olur. Millet onu o zaman baş tacı eder. Yani kanuna, hukuka, Anayasa’ya titizliğini sürekli vurgulasın.

Bak “hiç kimse devlete güvenip de diyor çalışmaya gitmesin. Çünkü devlet daha kendisini koruyamıyor. Nasıl olacak ki bu insanları korusun?” Bu, devleti zaaf içinde göstermek, hükümeti zaaf içinde göstermek için PKK’nın yaptığı bir propaganda. Devlet hiçbir zaman için zaafa düşmez, hükümet de hiçbir zaman için zaafa düşmez. Vurdu mu oturtur devlet kanunla, hukukla. Ama bir bekledikleri yer var, PKK bu şımarıklık içerisinde yoluna devam ederken, sürekli suç dosyası artıyor. Yiyeceği tokadın hacmi de artmış oluyor. Belalarını arıyorlar. Ama hükümet elini biraz çabuk tutsun. Bu can kayıpları bizi çok rahatsız ediyor.

Mesela bak bu aslanımız, yiğidimiz, koçumuz tam Osmanlı delikanlı, tam aslan yani. Şehit edilmiş ve bu meydan okumadan sonra şehit edilmiş. Bu oradaki insanları ümitsizliğe düşürmek için yapılan bir propaganda. Bu propagandaya en sert cevabı devlet vermesi gerekir. Bak kebapçıda diyor, “sakın müdahale etmeyelim iş çıkar” diyor. Çünkü dükkânı önemli onun için.

BÜLENT SEZGİN: Orada olsa dükkânı.

ADNAN OKTAR: Tabii, o da rahatının peşinde. Hiçbir şeye karışılmayacak, hiçbir şeye, susulacak. Kardeşim vatan elden gidiyor, sen nereye susuyorsun? Adım adım adamlar ilerliyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Öcalan da sözde yetkilileri tehdit ediyor, “Nisan’da saldırı savaş çıkar.”

ADNAN OKTAR: Tabii, meydan okuyor. Bu meydan okumalara devlet en güzel şekilde cevap vermesi gerekir, en akılcı yöntemle. Caydırmak için silah gücü yeterlidir. Silahın kullanılmasına gerek yok. Askerin gösterilmesi, polisin gösterilmesi, silah gücü; bu yeterli olur. Mesela askere manevra yapılıyor, adamlar bütün yapıp edeceklerini vaz geçiyorlar. Mesela Kore’ye, Amerika, Kuzey Kore’ye operasyon düşünüyordu, askeri işgal düşünüyordu. Kuzey Kore orada denizde atom bombası patlattı, filmi de bütün dünyaya yayınladı. Amerika acayip tırstı. Gıkı çıkmıyor. Kore’yle ilgili hiçi bir konuşma yaptığını görüyor musunuz? Kore kökünden bitti. O ufak velet Koreli, kafayı da tıraş ettirmiş yanlardan, “eğer delikanlıysanız gelin, göreyim” diyor. Amerika’da tir tir titriyor, “gelemeyiz” diyorlar. Yüksek güçte bir atom bombası patlattı. Deniz hop havaya kalktı böyle. Amerika da bunu gördü. Amerika ondan sonra, bu Kore muhabbetini kesti. İran muhabbetini de beşte bire indirdi. Gece gündüz “İran, İran” diyordu. O zaman ona ses çıkaramıyorsa, buna da ses çıkaramıyor.

AYLİN KOCAMAN: Aslında Rusya’ya da, Rusya hemen tatbikat başlattı.

ADNAN OKTAR: Hayır onlara bir şey diyemeyince, o da hiç ses çıkaramıyor.

Evet, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Önceki gün Fransa Cumhurbaşkanı Holland ve Almanya Başbakanı Merkel’le yaptığı bir konuşmada şöyle bir konuşma yaptı; “Allah’a şükür savaş durumunda değiliz. Amerika’nın tek lider olduğu bir dünya düzeyini bize kabul ettirmeye çalışıyorlar. Biz buna razı olmayız ama biz kimseyle savaşmak istemiyoruz. Sadece iş birliği istiyoruz.  Rusya’da tek Allah’a inanan tüm farklı mezheplerden kardeşlerimiz diyorlar ki; ‘Allah’a yönelirsek, tüm vesveseler, sıkıntılar kaybolur. Allah kendisine yardım edenlere yardım eder. Allah’a dua edip kendimizde gayret ediyoruz.’ Hep birlikte ülkemiz için gayret edersek her şeyi başarabiliriz” dedi.      

ADNAN OKTAR: Şahane konuşmuş. Putin delikanlıdır dedim. Bak, maşaAllah bu Kuran’dan alıntı, Kuran ayeti. Putin, şahane delikanlıdır. Vardır eksikleri yanlışları ama Putin’le dostluk, arkadaşlık çok önemli. Onun aklı, vicdanı güzel görülüyor. Ahir zaman için çok fazla faydalı bir insan.

Neml Suresi 34’te, “Bir ordu” diyor, “bir ülkeye girdikleri zaman orasını bozguna uğratırlar ve halkından onur sahibi olanları hor ve aşağılık kılarlar; işte onlar, öyle yaparlar.” Hz. Süleyman (a.s) diyor ki; “Biz onlara öyle ordularla geliriz ki, onların karşı koymaları mümkün değil ve Biz onları oradan horlanmış, aşağılanmış ve küçük düşürülmüş olarak sürüp çıkarırız” diyor. Bu tehdit üzerine teslim oluyorlar. Tehdit çok önemlidir. Silah kullanmaya gerek yok. Silah gücü, ordu gücü, asker gücü onu göstereceksin, tehdit edeceksin, konu bitecek. Kore’nin yaptığı bu. İran’ın yaptığı bu. Türkiye’nin de bunu yapması gerekir. Tehdit edecek. Hz. Süleyman (a.s)’ın sadece tehditle hallettiğini söylüyor Cenab-ı Allah. Sırf tehditle. Bak, “sen onlara dön” diyor, “bu tehdidimi ilet.” “Biz de onlara öyle ordularla geliriz ki, onların karşı koymaları mümkün değil. Türk ordusunun da yapacağı bu. Hükümetin yapacağı da bu, yani tehdittir. O kan aksın, olay çıksın buna gerek yok. Güçlü silahların varsa güçlü ordun varsa, tehdit edersin konu biter. Kuran, buna işaret ediyor. “Bu şekilde yapın” diyor Allah. Tabii, hatta Siirt’te yetmiş bin kişi asker yürütürsün yer, gök inler. Halk ağlar sevinçten, yetmiş bin asker. “Her şey vatan için” diye postallarıyla böyle asfaltı titretecekler. Son model gelişmiş silahlar, tam otomatik silahlar da elinde halk görürse, PKK köpeklerine ne oluyor? Derler, “5- 10 tane köpekten mi korkacağız?” derler. Dağlarda çakal bunlar. Burada yerleşik ordu var. Adam onlara güvenir o zaman. Bu zor bir şey değil. Tehditle bitirecek devlet. Yani hükümetin yapacağı budur. Hz. Süleyman (a.s)’ın yaptığı yöntemle, tehdit ederek konuyu bitirecek. Silah kullanmasına gerek yok.

AYLİN KOCAMAN: Zaten Sebe Melikesi de daha önceden eğer güç sahibiyse böyle orduları yani bunu tarif ediyor, hemen arkasından Hz. Süleyman (a.s).

ADNAN OKTAR: Hz. Süleyman (a.s)’ın sözünü duyunca, titriyorlar-ki büyük bir ordu güçlü bir ordu Sebe ordusu. Yani Kuran’da güçlü bir ordu olduğunu belirtiyor Allah. Bak güçlü bir ordu Hz Süleyman (a.s)’ın ordusunun teknolojik gücü çok yüksekti, vuruş gücü çok yüksekti, tir tir titrediler. O tehditle o konu bitti.

AYLİN KOCAMAN: Kavim teslim oldu.

ADNAN OKTAR: Bütün hepsi birden teslim oluyor. PKK ödlek, İran’dan korktu. İran tehdit edince korktu. IŞİD tehdit ediyor, onlardan da korkuyorlar. Türkiye de tehdit etsin, bitirsin işini. Bu kadar kolay.

Hud Suresi 116’da Cenab-ı Allah diyor ki; ‘’Yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişileri bulunmalı değil miydi?” PKK’yı darmadağın edecek, inlerini tepelerine geçirecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi?  “Zulmedenler ise içinde bulundukları refahın peşine düştüler.” “Aman, aman bir şey olmasın. Aman malıma zar gelmesin. Aman çoluk çocuğa zarar gelmesin.” Allah bunu kabul etmiyor. Allah “gereğini yapın” diyor. Türk ordusu Türk polisi gereğini yapacaktır. Hükümet gereğini alası ile yerine getirecektir. PKK beklesin bu müjdemi. Hiçbir şehidimizin kanı yerde kalmayacak. Onlara garanti veriyorum. Bunların derdi devleti aciz göstermek. Ana konuları bu. Kendi kafalarına göre. Cenab-ı Allah “sabırlı olun” diyor, sabrediyoruz. Ama devletin sillesi çok güçlü olur akıllarını başlarına alacaklar.

Neler var Fikret böyle bize müjde olarak anlatacağın?

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey güzel bir müjde var. 1 Şubat - 8 Şubat tarihleri arsında Teknik Bilim Araştırma Vakfı tarafından İstanbul, Taksim Metro Sergi Salonunda sabah 10:00 ile akşam 22:00 saatleri arasında fosil sergisi düzenlendi.

ADNAN OKTAR: Bir alkış. İstanbul ‘un manen fethi.

KARTAL GÖKTAN:  Sergiye her gün 12 saat boyunca her kesimden çok sayıda insan ziyaret etti.

ADNAN OKTAR: Bak ciciklere bak sen tatlılıklara bak, pembe taçlar da nasıl yakışmış onlara.

KARTAL GÖKTAN: Resimler ve videolarımız var.

ADNAN OKTAR: Bak, yakışıklılara bak sen. MaşaAllah şahane olmuş. Erdem yıkmış ortalığı, aferin. Hey maşaAllah.

Nur yağıyor nur. İşte Antep’te bunu yapabiliyoruz ama Mardin’de mümkün olmuyor. Siirt’te mümkün olmuyor. Diyarbakır’da mümkün olmuyor. Güvenlik kuvvetleri, kollu kuvvet bunu sağlasın. Her milimi bizim. PKK alçaklarını artık oradan kovmanın vakti geldi.

BÜLENT SEZGİN: Bir de videomuz var, göstereyim mi Hocam?

ADNANOKTAR: Görelim. Aferin gür bir ses ile anlatmış. Aferin aslan bunlar aslan. Manevi fütuhat devam ediyor.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey sergide Bediüzzaman’ın hayatını anlatan filmde Bediüzzaman’ı canlandıran Mürşit Ağa Bağ da sergimizi ziyaret etti. Ziyaret esnasında çekilmiş bir resim var, onu da gösteririz.

ADNAN OKTAR: Göreyim. bu muhterem değil mi Bediüzzaman’ı canlandıran? Bayağı güzel, başarılı olmuş. Aferin delikanlımıza, maşaAllah. İsmini bir daha söyle.

KARTAL GÖKTAN: Mürşit Ağa Bağ.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok güzel.

Ümmet-i Muhammed ayakta ama uykusuz bırakmasak mı acaba milleti? Gidelim, millet uyusun.

BÜLENT SEZGİN: Kennedy’in bir sözü vardı. Uygun görürseniz kısaca onu okuyacağım. Amerika’nın şu anki politikasını özetleyen bir söz.

“Bize karşı ister iyi niyetli, ister kötü niyetli olsun, her ulus şunu bilsin; hayatta kalmak ve özgürlüğümüzün devamı için her türlü bedeli ödemeye, her türlü yükü taşımaya, her türlü zorluğa katlanmaya, her türlü dostu desteklemeye, her türlü düşmana karşı savaşmaya hazırız” demiş.

ADNAN OKTAR: Kennedy tabii kendi inancı içerisinde, dürüst insan olmaya gayret eden bir insandı.

Evet, şimdi bu gün bitirelim programı, yarın devam edelim, kısmetse.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler programımız bu akşam sona erdi. Yarın tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü