Harun Yahya

Sohbetler (11 Şubat 2015; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar ile sohbetler programımız başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, sizler de hoş geldiniz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Uzun zamandır PKK mensuplarına yönelik bir tutuklama haberi yoktu. Ancak bugün Diyarbakır’da düzenlenen operasyonda PKK’nın gençlik yapılanması (YDG-H) üyesi oldukları iddiasıyla iki kişi tutuklandı. Yapılan açıklamada; “güvenlik kuvvetlerince yapılan başarılı operasyon ve titiz çalışmalar neticesinde terör örgütü ele başının yakalanmasının yıl dönümü olan 15 Şubat öncesinde iyide düzenlenmesi planlanan sansasyonel eylemin önüne geçilmiştir” ifadesine yer verildi.

ADNAN OKTAR: Tamam. Demek ki çok kolay olurmuş. Gayet basit bir şey. Sokakta bunları böyle çimkirtmenin bir âlemi yok. Millet hop oturup hop kalkıyor, aylardan beri, yıllardan beri baya sıkıldı millet. Özellikle Kürt kardeşlerimiz gururuna çok düşkün onlar. Gelip bu çakallar haraç istiyor, pislik yapıyorlar, tehdit ediyorlar. Çocuklarını alıp dağa götürüyorlar.  Müthiş bir bela, akıl almaz bir bela. Tam bir lağım adamlar. Şimdi mesela akşam evde oturuyor adam Kürt kardeşlerimiz, Allah’ı hamd ederek besmeleyle yemeğe başlıyorlar. Küt kapıyı tekmeleyen bir ayı güruhu. Domuz yani böyle bitli domuzlar. Ne istiyorsunuz? İşte “biz PKK’lıyız” içeriye doluşuyor silahlarla. Evin çocuğuna bakıyor “bu müsaitmiş” diyor. “Bunu götürüyoruz biz” diyor “Hüsmen ağa” diyor. Adam “yapmayın etmeyin” diyor yalvarıyor, “o zaman, askerlik bedelini vereceksin” diyor. Kırk milyar. “Kırk bin lira var mı?” diyor ‘Yok’ diyor. “O zaman çocuğu götürüyoruz biz” diyor. Evdeki yiyecekleri alıyor, gelinin odasına giriyor, oraları çiğniyorlar pis postallarıyla, ayakkabılarıyla. Domuz gibi herifler. Defolup gidiyorlar ama müthiş bir tahribat ve müthiş bir pislik meydana getiriyorlar. Çocuğu alıp götürüyorlar. Adamların yiyeceklerini, paralarını alıp götürüyorlar. Bu Kürt kardeşlerimizin çok ağrına giden bir durum. Onlar dindar, çok efendi, tertemiz insanlar. Bu pisliklerle bunları muhatap etmenin bir âlemi yok. Bu kardeşlerimizi muhatap etmeyelim. Gayet kolay, işte tutuklanmış bu kadar kolay. Al içeri sok, bu kadar basit.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Ağrı’da 2008 yılında çıkan çatışmada şehit olan Jandarma Binbaşı Süleyman Can’ı şehit eden, düzenlediği mayınlı saldırı sonucu yedi askerin yaralanması eylemine katılan, birçok yol kapatma talimatı veren PKK’lı, Şanlıurfa’da tedavi gördüğü esnada güvenlik güçlerince yakalandı.

ADNAN OKTAR: İstendiğinde çok rahat yakalanır. Gayet kolay bir şey. Bunu bu kadar uzatmanın âlemi yok. Bunlar güzel hayırlı haberler. Devam, devam biz başlangıç olarak görüyoruz bunu, devam.

Evet, Fikret Bey.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Kılıçdaroğlu, asıl paralel yapının cemaat değil PKK olduğunu belirten bir açıklama yaptı; “Asıl paralel yapı doğuda var. PKK’nın vergi dairleri var. Kaymakam Habur sınır kapısından dışarı çıkamıyor. Bunu nerede yaşıyoruz? 2015’in Türkiye’sinde yaşıyoruz” dedi. “Ayrıca HDP çözüm konusunda samimi değil. Demirtaş hükümetle ne konuştuğunu çıkıp anlatmalı” çağrısını yaptı.

ADNAN OKTAR: Demirtaş’ın konuşacağı bir şey yok ki zaten onu pek kaile almazlar. Yani onun bir gücü yok, PKK’nın gücü var. Ama diğer anlattıkları konu doğru yani asıl paralel yapı, PKK’dır. Devlet içinde devlet olmuş adamlar ve işkâl etmiş Güneydoğu’yu. Yani fiili işgal var, silahlı mafya işgali var. Hakikaten vergi koçanları var, halktan vergi alıyorlar, asker daireleri var. Gençleri zorla kendi güya sahte asker olarak dağa kaldırıp götürüyorlar. Mahkemeleri var, savcıları var, hâkimleri var. Hatta parlamento kurmak istiyorlar. Yani o yüzden paralel yapı denilen olay, alenen oluşmuş durumda. Başka paralel yapılarda olabilir, o ayrı mesele. Ama asıl azgın silahlı organize paralel yapı, PKK’dır.

AYLİN KOCAMAN: Siz Adnan Bey, Sayın Kılıçdaroğlu’ndan da rica etmiştiniz, PKK’ya karşı kükremesini.

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle.

AYLİN KOCAMAN: Siz Sayın Kılıçdaroğlu’ndan da rica etmiştiniz, PKK karşı tavır koymasını.

ADNAN OKTAR: Evet, daha dur. Daha Kılıçdaroğlu yeni kılıcı çekiyor, ilim kılıcını. Bundan sonra, inşaAllah.

Bak Batmanda da kardeşlerimiz “çok zor durumdayız” diyor, Müslüman kardeşlerimiz yazmışlar, “kitap okumayı bile gizli gizli yapabiliyoruz” diyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakanımız Sayın Davutoğlu, dini azınlık liderlerine yaptığı konuşma da; “herkes kendi mahallesinden çıksın ve yanındaki mahalleyle kucaklaşsın, birbirine selam versin” dedi. Ve şöyle söyledi “her dinde selam barıştır. İster şalom deyin, ister selam deyin. Ortadoğu’da bu barış yok diye İstanbul sokaklarında olmayacak demek değildir. Bizim sokaklarımızda olacak, çünkü bizim kültürümüzde dışlama yok” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel, hakiki başbakan olunca, konuşmaları da hakiki oluyor, güzel oluyor. Birinci sınıf çok kaliteli bir başbakan. Sayın Ahmet Davutoğlu’nun ismi de güzel, kendi de sevimli. Davutoğlu ne güzel. Tevrat’ta Davutoğlu diye geçiyor. Tabii ki, o bir nevi Mehdi’dir ve orada da bir nevi işaret var.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhalefetin başkanlık sistemine karşı çıkmasının sebebini, iki partili sistemi istememelerine bağladı; “Başkanlık sistemi gelirse, iki güçlü parti olacak, biri sağdan, biri soldan, bundan korkuyorlar” dedi. MHP’den Oktay Vural ise bu sözlere cevaben; “iki partili yapı önermek, Erdoğan’ın ülkücüleri parlamento dışında bırakmak istemesinden kaynaklanıyor. Çünkü çözüm sürecinde MHP hükümete sorun çıkaran tek parti. Erdoğan, MHP’nin bu siyasetini yok etmek istiyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Milliyetçi Hareket Partisi çok hayati bir partidir tabii ki. Türkiye’nin çimentosu olan bir partidir. Cumhuriyetin son yıllarında, özellikle bu günümüze yakın yıllarında gittikçe artan bir tempoda kalitesi artmış, gücü artmış, etkenliği artmış bir parti, bölünmeye karşıda hakikaten çelik bir duvardır. Milletimizin bir güvencesidir. Türk askeri, Türk polisi, ülkücüler, Milliyetçi Hareket Partisi, Büyük Birlik Partisi, bunların hepsi çelikten bir duvardır. Ve Türk milletinin yağız baharı. İki partili sistem kabul etmiyoruz, olmaz. Yani Milliyetçi Hareket Partisi mutlaka mecliste bulunacak. Cumhuriyet Halk Partisi tabii sol parti olarak bulunuyor o ayrı mesele ama burada hakikaten ekarte olacağı izlenimi veren parti, Milliyetçi Hareket Partisi gibi görünüyor. Böyle bir şeyi kabul etmeyiz.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz biliyorsunuzdur zaten Adnan Bey inşaAllah, zaten bu durumda AKP’yle HDP’nin mecliste kalması gibi bir şey söz konusu oluyor. Çünkü yerelde eğer valiler seçilecek olursa, orada seçilen parti HDP olması ihtimali çok fazla var. O zaman en çok seçilen parti Doğu’da HDP olursa, diğeri de AKP olacak. HDP ile AKP’nin mecliste kalma ihtimali var diye söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Allah muhafaza, olmaz. Yani öyle bir şeyi kabul etmeyiz, mevcut parlamenter sistem gayet güzel. Hatta Büyük Birlik Partisi de meclise girmesi gerekir, Saadet Partisi’nin de girmesi gerekir, o zaman renkli sıcak bir Türkiye olur. İki partiyle biz ne yapacağız, amacımız ne? Neyi kurtarıyoruz yani? Federasyonlar olmuş Türkiye paramparça olmuş, biz neyi kurtarmış oluyoruz o zaman? Kurtarılan bir şey yok, batan bir sistem olmuş oluyor. Asla ve kesinlikle kabul etmeyiz başkanlık sistemini.

CEYLAN ÖZBUDAK: Daha sonra o ifadeyi değiştiren fakat ilk başta “temsilciler meclisinin de olmayacağını” söylemişlerdi. Öyle bir durumda yani hem senato, hem temsilciler meclisi olmayacaksa, diğer partilerden hiçbir aday hiçbir aşamada bulunmayacak gibi duruyor o zaman.

ADNAN OKTAR: Yok, sistem baştan bozuk zaten. Yani teknik açıdan bozuk, hiç bir şekilde olmaz. Doğrudan bölünmeye kapı açacak, Türkiye’yi garip bir ruha sokacak, garip bir yapıya sokacak, içinden çıkamayacağımız bir sistem. Asla olmaz. Yani Türkiye boğulur böyle bir sistemde. Ne alakası var? Milliyetçi Hareket Partisi canlı cıvıl cıvıl ortada olacak. Saadet Partisi de olacak, hepsi olacak. Yani pırıl pırıl bir yapı olacak. Öbür türlü Türkiye’nin alenen ve açıkça bölüneceği görülüyor. Federasyon sistemi hemen devreye girecektir. Ben ne yapayım o zaman başkanlık sistemini ne yapayım? Yani neyi kurtarıyoruz ayrıca? Eğer Türkiye’yi kurtarmak istiyorsak, önce şu Darwinizm’den yakasını kurtarması lazım. Darwinist materyalist bataklıktan kurtulmamız gerekiyor. Başkanlık sistemiyle Türkiye’yi hangi badireden çıkaracaklar? Nereden kurtaracaklar? Eğer Darwinizmi materyalizmi yok edeceklerse, bölünmeyi yok edeceklerse, Türkiye’nin üniter yapısını sağlama alacaklarsa, İttihad-ı İslam’ın oluşacağını bütün sisteme açacaklarsa, Darwinist materyalist sistem bütün dünyadan kazınacaksa, Türkiye öncülüğünde o zaman tamam. Ama tam aksi olacağı anlaşılıyor tam aksi. Böyle bir şeye niye müsaade edelim? Ve neden isteyelim? Bela nereden baksan karşımızda görünüyor, böyle bir durumda. Öyle bir şeyi kabul etmeyiz. Oktay Vural güzel, arada sırada konuşmalar yapıyor ama biraz daha bir ruh katarak, daha çok sevgi katarak, imanı daha ön plana alarak konuşma yapması lazım.

Mesela Sayın Bahçeli konuşuyor, yer yerinden oynuyor, baya etkileyici güzel konuşuyor. Oktay Vural’da bütün ömrünü Milliyetçi Hareket Partisi davasına adamış muhterem bir insan. Ama tek düze bir stil olmaz. Sevgiyi katsın, merhameti katsın, coşkuyu katsın, İttihad-ı İslam ruhunu, Türk İslam Birliği ruhunu ön plana getirerek konuşmalar yapsın. Konuşmaların içerisinde bu bir zenginlik meydana getirecektir. Türkiye’nin büyümesinde bahset, Türk tarihinden örnekler ver. Canlı cıvıl, cıvıl bir üslup olsun. Gerekirse ayet ile konuş. Bak Tayyip Hocam konuşuyor ayet ile. Açık, açık hatta Arapçası ile söylüyor. Ayet ile konuş. Mesela Darwinizme, materyalizme yönelik bir konuşma yapsa Sayın Oktay Vural, muhteşem olur, yer yerinden oynar. Kale gibi yanında oluruz. Sevgiden bahsetsin, Türk İslam Birliği’nden bahsetsin, heyecan katsın konuşmalarına. Klasik siyaset ile yazık yani o ayırdığı vakit, kendisine sunulan imkân bir anlamda zayi olmuş olur. Bir kardeş olarak tavsiye ediyorum. Yani bütün Müslümanlara sahip çıkan, Bütün Ortadoğu’ya sahip çıkan, bütün Türklük âlemine sahip çıkan, sevecen bir üslup içerisinde davasını anlatırsa, güzel bir netice alırız.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hürriyet Gazetesi “Sayın Erdoğan’ın açıklamalarının Fidan’ın moralini bozduğu” yönünde bir haber yaptı. Ancak Sayın Davutoğlu, “Sayın Erdoğan’ın Fidan siteminin fazla güven ve sevgiden kaynaklandığını” söyledi. ‘Bundan sonra ne olacağı’ sorusuna da bir yetkili “ok yaydan çıktı artık, MİT’e dönemeyeceği kesin. Sayın Cumhurbaşkanının da Fidan’ın siyasette başarısız olacağına dair bir görüşü yok. Haliyle bu duygusal ortam kısa sürede sona erecek ve Sayın Başbakan ve Fidan Cumhurbaşkanı’nın tam desteğini alacaktır.”

ADNAN OKTAR: Fidan’ı kimse tanımıyor. Türkiye tanımaz bilmezler. MİT müsteşarı olarak biliniyor. MİT ’tende halk genellikle ürker. Yani MİT deyince, korku duyar insanlar. Büyük bir bölümü öyledir, yani epey bir bölümü öyledir. Yani kapalı bir kurum olarak bilinir. Hâlbuki Türkiye’nin en şerefli, en güzel hizmet eden kurumlarından bir tanesi MİT mensubu olmakta çok şerefli, değeri bir görevdir. Ama bunu bilmeyen çok fazla insan var. Onun için Hakan Fidan’ın önce bir kendini tanıtması gerekir. Yani ben Hakan Fidan diye ortaya çıkıp, İslam’a bağlılığını, Kuran’a bağlılığını, İttihad-ı İslam’a olan sevgisini, sevecenliğini, hepsini anlatması lazım. Kendini mutlaka tanıtması lazım. Yani sevecenliğini İslam’a, Kuran’a yakınlığını, Allah’tan korkusunu özellikle İttihad-ı İslam konusundaki kararlılığını. Türk İslam Birliği konusundaki düşüncelerini sevecen bir üslup ile anlatması lazım.

Abdullah Öcalan, iki meclisli sistemi savunuyor. İki meclisli sistem; başkanlık sistemi ve federasyon. “Amerikan modeli” diyor. Bu alenen bölünme demektir. Üniter bir yapı bir anda Federasyon’a dönüşecek ve başkanlık sistemi olacak. Asla olmaz. Tayyip Hocam yanlış bilgilendirilmiş. İki partili bir sistem. Milliyetçi Hareket Partisi; vatanı, milleti, bayrağı titizlik ile koruyan bir denge partisi. Hakikaten birçok karanlık cereyan ve hareket, MHP’den çok çekinir. Milliyetçi Hareket Parti’si ne diyecek diye hop oturup, hop kalkar. Çünkü büyük bir kitlenin de desteğini alan bir parti. Genç, dinamik bir kadrosu var. MHP gençliği çok dinamik, hareketli, şuurlu bir gençliktir. Dolayısıyla MHP’nin meclisten çıkarılması demek, çok vahim bir olay demektir. Milliyetçi Hareket Partisi sürekli mecliste olacak. İttihad-ı İslam olduğunda görevde olacak, Türk İslam Birliği kurulduğunda görevde olacak. Milliyetçi Hareket Partisi mantığı, kıyamete kadar geçerlidir. Yani vatan, millet, bayrak, devlet sevgisi demektir, millet sevgisi demektir Milliyetçi Hareket Partisi ve titizlik demektir. Gaflete ve delalete karşı uyanıklık demektir. Vatan, millet menfaatini çok titiz koruyup, kollama demektir. Kılı kırk yarma demektir. Dolayısıyla böyle başarılı bir hareketi meclisten ekarte etmek, hiç olacak iş değil. Bu kadar büyük bir çoğunluğun desteklediği bir partinin meclisten çekilmesi, hiç kabul edilecek bir şey değil. Onun için Tayyip Hocam orada yanlış düşünüyor. İki partili sistem diye bir şey olmaz. Muhtemelen CHP, AK Parti olur diye düşünüyordur. CHP’de hiç bir zaman iktidar olamayacağına göre, sürekli Ak Parti iktidarda olur diye düşünüyor. Bu o kadar sağlıklı bir sistem değil. Muhalefet ne kadar güçlüyse, o kadar güzel gelişme oluyor. Mesela eğer MHP’nin, bizlerin, vatandaşın kararlı tavrı olmasa, başkanlık sistemi çok daha erken gelirdi. Çok daha erken federasyon olurdu. Abdullah Öcalan sırıtarak dışarıda geziyordu şu an. Katiller de sokakta geziyordu. AK Parti’nin buna tek başına gücü yeteceğini ben zannetmiyorum. Yani millet desteğiyle Ak Parti buna karşı direnebildi. Tayyip Hocam’ın biz yanında olduğumuz için direnebildi. “Tek vatan, tek bayrak, tek millet” diyor ama Tayyip Hoca, tek başına bunu dese, kimse onu dinlemezdi. Arkasında bizler olduğumuz için, güçlü bir yapı olduğu için bu söz geçerli olmuş oldu. Dolayısıyla Milliyetçi Hareket Partisi’nin de buradaki kararlılığı çok hayatidir. Amerika’yı da titretiyor bu, Rusya’yı da titretiyor, dostu düşmanı herkesi titretiyor. Milliyetçi Hareket Partisi, çok büyük bir güçtür, aktif bir güçtür. Sessiz sakin ama ilmi sillesi, akılcı sillesi çok güçlü olduğu açıkça hissedilen bir partidir. Her dönemde bu, böyle olmuştur.

Öcalan, kendince yapıyı oturtturmuş, “Amerikan modeli olacak diyor, federasyon olacak, konu bitecek” diyor. Zaten gittikçe de süslemeye başlamış. Federasyonun adı gittikçe “konfederal” falan, yani akla hayale gelmeyen adlar takmaya başlamış. Sen özetle bölünme istemiyor musun? Ve hapisten çıkmak istiyorsun, katillerin de çıkmasını istiyorsun, lafı ne uzatıyorsun? Hapisten çıkma diye bir konu yok. Katillerinde hapisten çımasına müsaade etmeyiz. Federasyonda istemiyoruz. Başkanlık sistemi de istemiyoruz. Olmaz, hiçbir şekilde olmaz.

Cemil Aydın, yirmi dördüncü dereceden MHP Ankara ikinci bölge milletvekili adayı, emekli jandarma kurmay Albay Cemil Aydın; “Sayın Adnan Oktar, şu an sizi izliyorum. MHP ile ilgili tespitlerinize katılıyorum. Bu ortamda yiğitçe ve açık desteğinizden dolayı müteşekkirim.” Ben akılcı konuşuyorum. Yani ben MHP’li değilim. AK Parti’li de değilim. Ama doğrusunu konuşuyorum. Bak tir tir titriyor, Türkiye’yi bölmek için çiftelenen tipler, MHP adı geçti mi bak diyor ki, “MHP ne der acaba” diyorlar. Elinin körü tabii ki tepeleyecek seni ilimle, irfanla, akılla, fikirle. Ne diyecek? Ne diyeceğini biliyorsun, gayet iyi biliyorsun. Sana bir siyaset şamarı vuracaktır. Sana bir ilim şamarı vuracaktır ve oturacaksın aşağıya. Tabii ki müsaade etmeyecektir.

Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, yarın akşam saat 20:00’da Herkes İçin Adalet programı var A9 TV’de. Aylin Atmaca’nın konuğu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Üniversitesi öğretim üyesi Anayasa profesörü Hasan Tunç olacak kısmetse. Kendisi başkanlık sistemi ve Türkiye’ye verebileceği zararları detaylı olarak anlatacak.

ADNAN OKTAR: Başkanlık sistemi ve Türkiye’ye verebileceği zararları detaylı olarak hocamız anlatıyor. Çok iyi bilen akıllı kültürlü bir insan. Hazırlanacak kitaplarda, eserlerde de alıntı yapılabilecek mükemmel bir kaynak.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Davutoğlu; “paralel yapının yurt dışındaki lobileri harekete geçirildiğini” belirterek şunları söyledi. “24 Nisan yaklaşıyor. Ermeni lobisi, Yahudi lobisi, Rum lobisi hareket halinde. Şimdi paralel lobisi çıktı. Biz ne Yahudi lobisine, ne Ermeni lobisine, ne Rum lobisine boyun eğdik. Bundan sonrada eğmeyeceğiz. Onlara mesaj yollayan paralel yapıya sesleniyorum, bu millete bu vatana yaptığınız ihanet dolayısıyla zelil olacaksınız.”

ADNAN OKTAR: Ahmet Davutoğlu Hocam yaman, kimseye yamuk yaptırmaz. İşte dava adamı diyorsun, dava adamı. “Kimseden de korkmuyorum, hiçbir lobiden, hiçbir kimseden korkmuyorum” diyor.

Vakit geç oldu. Gidelim yarın devam edelim, kısmetse.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler programımız bu akşam sona erdi, yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü