Harun Yahya

Sohbetler (13 Şubat 2015; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


KARTAL GÖKTAN: İyi geceler sevgili seyirciler Adnan Oktar’la Sohbetler programımızın yayınına başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Herkes de hoş buldu, bende hoş geldim hoş buldum.

Aleviler candır can. Anadolu’nun süsü onlar. Anadolu’yu güzelleştiren nefis varlıklar. Hep Alevi özdeyişleri, Alevi türküleri çok şahane parçalar. Alevi aşkı, Alevi sevgisi çok çok güzeldir maşaAllah.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Suruç’ta polis kontrol noktasında bir bomba infilak etti. Bir polis, üç kişi yaralandı. Çevik kuvvetten olan polisimizin kurtulmasında üzerindeki çelik yelek vesile oldu. Bomba çöp konteynerine konulmuş ve uzaktan kumandayla patlatılmış. Ancak henüz faili bulunamadı.

ADNAN OKTAR: İşte kahpelik, pislik, kalleşlik. PKK; pislik, kahpe kalleş. Uzaktan kumanda, kalleşlik. Beş kulak eğer varsa bir delikanlılığın gel bütün milletin gözünün önünde gel yap da bir görelim bakalım ne oluyor? Uzaktan işte dürbünlü tüfekle sırttan vurmalar. Bir de gelenekçi Ortodoks bazı sahtekar bağnaz takımı bunlardan it gibi korkuyor. Ben buna hayret ediyorum. Allah belalarını her yönde vermiş, bu yönde de vermiş. Yani Allah bunlara muazzam korkaklık vermiş köpek gibi tir tir titriyorlar. “PKK ne der? Abdullah Öcalan ne der? Bize kızar mı acaba PKK?” Yani karaktersizliğin en yüksek boyutuna çıkmış vaziyetteler. Haysiyetsizliğin, namussuzluğun, alçaklığın en yüksek boyutuna çıktılar. Kardeşim köpek bile bu kadar korkak olmaz. Bu kadar alçaklık nasıl oluyor ben anlayamıyorum. Tir tir titriyor, PKK dedin mi adamın eli ayağı birbirine karışıyor. Ne var bir avuç it kopuk takımı? Kodun mu oturtturursun. Tut kulağından götür hakimin karşısına, tutukla al hapse koy. Bu kadar basit. Zangır zangır titriyor bir de milleti de korkutmaya çalışıyor. “PKK diyor duymuyor musun?” diyor. Biliyoruz elinin körü aklını başına al. Aklın gitmiş. Serseri aklın gitmiş. Allah’tan kork korkacaksan. Korkacağın bir şey yok. Bir avuç it kopuk takımı. Daha önce 12 Eylül döneminde üç yüz bin-dört yüz bin komünist vardı. Her yeri işgal etmişlerdi. Her şehri. Ordu sabahleyin “Çok özür dileriz. Bir durum mu var?” dediler. Hiçbiri ortada yok. Alayı, kardeşim on iki saatin içerisinde adamlar buhar oldu. Ne PKK’lı kaldı, ne bilmem ne kaldı. Türk ordusundan it gibi korkuyor bunlar. Köpek gibi korkuyorlar yani.  Polis ayrı, jandarma ayrı, bak daha onları dahil etmedim. Borda bereleri dahil etmedim. Özel harekatı dahil etmedim. Ülkücülerden de it gibi korkar bunlar ayrıca onu da söyleyeyim.  Bet beniz bembeyaz oluyor. Acayip korkarlar ülkücülerden. Eskiden öyleydi. Benim bir yakınım vardı da, siyasal da okuyordu. “Ülkücüler geliyor” demişler. Topluluğa konuşmuşlar, “kulaklarına kadar bembeyaz oldular” böyle diyor. “Deli gibi kaçıyorlar” diyor. “Deliler gibi kaçıyorlar” diyor. Gelebilir ülkücü ne yapacak sana? Takım elbiseyle gelip oturacak. Bu kadar dehşete kapılacak ne var yani? İt gibi korkarlardı ülkücülerden o zamanlar da. Akıl almaz korkarlardı. Tek başına yetiyorlardı. Tabii ülkücüler hiçbir zaman için şiddet yanlısı bir ruh içine girmezler. Şu anda da hiç böyle bir şeye yanaşmazlar, yanaşmıyorlar.

Sayın Devlet Bahçeli bayağı akılcı, oturaklı bir ülkücülük ruhu verdi o gençlere, bayağı halim selimler. O devirde kendilerini savunuyorlardı tabii. Vurmaya kalkıyor günde on-on beş tane ülkücü şehit ediliyordu. Onlar da nefsi müdafaa yapıyorlardı, kendini koruyorlardı. Ama akıl almaz bir korku vardı bütün Türkiye çapında duvarlarda yazılan yazı hep öyleydi. Onlara o aslanlara o zaman faşist derlerdi. “Polis, faşist, idare, işbirliğine son” kafamız şişmişti bundan. Böyle her yerde bunu söylerlerdi. Polise yardımcı oluyorlardı o devirde. Bilgi veriyorlardı. İdare de genellikle ülkücülerin kontrolündeydi. Dolayısıyla her yer kilitlenmişti komünistler zarıl zarıl ağlıyorlardı. Sloganlarına bakın hep ülkücülerdir dertleri o devirde. Başka hiçbir dertleri yoktu bakın, hiçbir dertleri, sadece ülkücülerdi dertleri. Bak üç yüz, dört yüz bin komünist vardı bak düşün. Bir avuç ülkücü, bir avuç. Bütün Türkiye’de dengeyi sağlamışlardı. Şu anda da Türkiye’nin güvencesidir ülkücü gençlik. Mesela pislik yapmaya kalkan, ahlaksızlık yapmaya kalkan hep düşünür “ülkücüler ne der?” der. Bilirsiniz duymuştursunuz, önce bir oraya gider olay. Acaba ülkücüler ne diyecek? Ne diyeceğini çok iyi bilirsin. Ne diyeceğini çok iyi bildikleri için de çok usturuplu adım atarlar öyle tipler. Ülkücüler o zaman “silah olmasın, çatışma olmasın, tartışalım” diyorlardı “konuşalım, fikirle halledelim.” Ülkücüler bayağı donanımlı gençlerdir. Onlar o zamanlar yurtlarda işte başka yerlerde, evlerde hep toplantı yapar, sohbet eder. Bilimle, ilimle kendilerini geliştirirlerdi. Genel kültüre çok önem verirlerdi. Bir ülkücü için tartışmada başarılı olamamak çok büyük bir suçtu o zamanlar. O yüzden her ülkücü çok donanımlı olurdu. Akıl almaz kültürlü olurlardı, herkes bilir. Onlarla tartışamazdı kimse. Bir komünistle karşı karşıya geldiklerinde mutlaka fikren yenerdiler. Hepsi ortaokul mezunu, ilkokul mezunu fark etmez böyle bayağı donanımlıydılar.

Amerika’da üç Müslüman şehit edildi. İşte “niye protesto etmiyorsunuz, niye bağırmıyorsunuz? Bir şeyler söyleyin.” Kardeşim Allah aşkına aklınızı başınıza alın. Her gün Suriye’de yüzlerce çocuk, yüzlerce kadın kesintisiz her gün şehit ediliyor. Bunun rutin olması inanılır gibi değil, bunu normal karşılıyor. “Amerika’da üç Müslüman” diyor. Kardeşim tamam Amerika’da üç Müslüman. Suriye’de her gün en az yüz, iki yüz, üç yüz Müslüman şehit ediliyor. Irak’ta da aynı şekilde, Afganistan’da da aynı şekilde her yerde oluk gibi kan akıyor. Müslüman kanı küfür için ucuz. Kardeşim üç yüz, üç olmuş oluyor. O üç yüz kişi senin için niye önemli olmuyor? Hepsi önemli. O üç kişi de önemli, o üç yüz kişi de önemli. Ama o üç yüz kişi günlük fiks hale gelmiş. Gayet normal görüyor adamlar. “O ayrı” diyor “ama bu konu için yer yerinden oynaması lazım” diyor. Hepsi için yer yerinden oynaması lazım. Sen uyuyorsun, herkesi de uyutuyorsun o yüzden de yer yerinden oynamıyor.

AYLİN KOCAMAN: Irak’ta Adnan Bey hemen her hafta bir intihar saldırısı oluyor. Artık normal haberlere bile geçmiyor o intihar saldırıları.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

AYLİN KOCAMAN: Irak’ta her hafta nerdeyse intihar saldırıları oluyor. Bayağı bir kişi ölüyor. Haberlere bile geçmiyor artık normal sıradan bir konuymuş gibi.

ADNAN OKTAR: Bölgeye göre, mesela Amerika’da Müslüman ölürse önemli görüyorlar. Irak’ta ölürse önemli olmuyor, Suriye’de önemli olmuyor. Afganistan’da önemli olmuyor bu nasıl bir kafa? Her yerde Müslüman’ın canı kıymetli, her yerde. Siz de uyuyorsunuz, uyuyan hocalara da uyuyorsunuz. Onlara tabi oluyorsunuz. İttihad-ı İslam istemiyorsunuz. Felaket diz boyu oluyor o zaman. 

Mehmet Kayıhan “Adnan Hoca’ya bak ya, silah bırakma yaklaştıkça MHP’lileri uyarmaları da devam ediyor” diyor. Silah bırakma diye bir şey yok nereden çıkartıyor bunlar bunu?  Üç yıldan beri her gün söylüyorum. Silah bırakma diye bir şey olmaz. MHP tabii ki Türkiye’nin güvencesidir. Büyük Birlik Partisi Türkiye’nin güvencesidir. CHP gençliği Türkiye’nin güvencesidir. AK Parti gençliği Türkiye’nin güvencesidir. Ama hakikaten Ülkücülerden ciddi olarak çekiniyor, pislik yapmak isteyenler. Hatta Amerika’ya da, Avrupa’ya da önce onu bildiriyorlar diyorlar ki, “biz yaparız ama Ülkücüler ne der?” Ne diyeceğini çok iyi biliyorsun.

Silah bırakma diye Müslümanlar’ı oyalıyorlar, dindar Türk milletini oyalıyorlar. Ve PKK’nın bölgeye alan oluşturmasına, alan hakimiyetine kapı açıyorlar. Böyle bir şey yok. MHP bilakis bu ataklarına devam ettikçe, kültür ataklarına, bilgi ataklarına devam ettikçe Amerika’da da, başka yerlerde de bir açmaz meydana geliyor. Yani mesela CHP gençliği de, AK Parti gençliği de ataklarına devam ettikçe, onlar gittikçe köşeye sıkışıyorlar. Fakat PKK silah bırakma yerine silahlanmaya ağırlık verdi bu aralar. Daha fazla silah yığıyor, daha fazla silahlanıyor. Hem dağa silah taşıyorlar, hem şehre silah taşıyorlar. Hem yer altına silah gömüyorlar. “Bomba, mühimmat sürekli hazır” diyorlar. Bu süreçten onlar istifade ediyor şu an. Yani bir silah yığınağı için bunu uygun bir fırsat olarak buldular konu bu.

Dinliyorum.

ENDER DABAN: Adnan Bey sizin de söylediğiniz gibi “PKK silah bırakacak” iddialarının konuşulduğu bu günlerde, PKK’nın yeni 235 tane uçaksavar aldığı ortaya çıktı.

ADNAN OKTAR: 235 tane uçaksavar. Silah bırakma eylemi devam ediyor demek ki. İşte bak bu arada süreç süreç diye Türk milletini durdurup, tedbir almalarını engelleyip PKK’nın silahlanması sağlanıyor. Tanksavar mayınlar alıyorlar. Rus malı ağır makine tüfeklere alıyorlar. Roketler alıyorlar. Habire silah yığınağı yapıyorlar. Tabii sonunda da Türk ordusu hepsine el koyacak. Bu enayiler de kaçacak delik arayacaklar. 

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Davutoğlu Sivaslılar’a yaptığı konuşmada milli birlik şuurunun en yoğun yaşandığı yerlerden birinin Sivas olduğunu söyledi. “Bu topraklar bizim kızıl kanımızla sulanmamışsa, bu topraklar vatan değildir. Biz bu vatana al kanımızla mührümüzü vurmuşuz. Vatanın birliği ve beraberliği söz konusu ise ‘yapamayacağım şey yok’ der Sivaslılar. Allah birliğimize zarar vermek isteyenlere fırsat vermesin. Allah birliğimizi daim kılsın” dedi. 

ADNAN OKTAR: İşte bunun aynısını Mardin’de, Siirt’te de söylerse Sayın Davutoğlu değil mi? Şanlıurfa’da ve özellikle Güneydoğu şehirlerinde o zaman çok nefis olur. Bayağı güzel olur. Ama Sivas’ta ayrı, Mardin’de ayrı konuşma durumunda kalırsa bu çok acı olur. Her yerde Türk ordusunun, Türk askerinin, Türk milletinin gücünü, çelik pençesini hissettirmesi gerekir. Çok iyi niyetli muhterem bir insan. Birinci sınıf Başbakan. Türk milletine, Türk devletine güvenen bir insan. Daha cesur, daha rahat açıklamalar bekliyoruz.

KARTAL GÖKTAN: Aşık Veysel’den de bazı dizeler okudu Sayın Davutoğlu.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: “Allah birdir peygamber hak. Rabbin alemi mutlak. Senlik benlik nedir? Bırak. Söyleyeyim geldi sırası. Kürt’ü, Türkü’yle Çerkez’i, hep Adem’in oğlu, kızı. Beraberce şehit gazi. Yanlış var, ne neresi?  Yezid nedir, ne Kızılbaş? Değil miyiz hep bir gardaş? Bizi yakar bizim ateş.”

ADNAN OKTAR: Çok güzel de işte şiirle olmaz, bilimsel çalışmayla olur. PKK’ya karşı mücadele şiirlerle, menkıbelerle, masallarla, türkülerle olsa biz de çok memnun olurduk, çok sevinirdik. Ama PKK’ya karşı bu etkili olmaz. Bir kere Darwinist, materyalist eğitimin durdurulması lazım. Anti-komünist eğitim verilmesi gerekiyor. Bu yapılmadıktan sonra şiirlerle hiçbir şekilde netice alamazlar. Ne Necip Fazıl’ın şiirleriyle, ne bir başka ozanımızın türküleriyle netice almak mümkün değil. PKK’ya etki etmez onlar. PKK’nın anlayacağı şey bilimsel dildir. Anti-Darwinist, anti-materyalist, anti-Stalinist, anti-komünist bilimsel açıklamalar. Bunun için de TRT’nin imkanlarının, devletin imkanlarının kullanılması lazım. Bunun dışında olmaz. Duygusal şiirler, kahramanlık şiirleri keşke etkili olsa. Ama olmaz. PKK’yı sadece bunlar güldürür. Ve adım adım gelişiyor, adım adım silahlanıyorlar adamlar. “Süreç devam ediyor, sakın kıpırdamayın” diyorlar. “Sakın hareket etmeyin, en ufak bir müdahalede bulunmayın süreç devam ediyor, çok iyi olacak” diyorlar. Tam otomatik silahlar, cemselerle,  kamyonlarla taşınıyor. Suriye’den ayrı dolduruyorlar, Irak’tan ayrı dolduruyorlar, Rusya’dan ayrı alıyorlar. Cayır cayır silahlanıyor adamlar. Buna karşı anti-Darwinist eğitim son derece kolay. Çıkacaklar özellikle TRT Şeş’de Darwinizm’in, materyalizmin geçersizliği anlatılacak. Paleontolojik delilleri biz verelim devlet yayınlasın, açıklasın. Darwinizm’le ilgili biz, neler anlatabilirler, bunları hazırlayalım TRT kendisi anlatsın. Ve tamamen bilimsel, kimsenin itiraz edemeyeceği şekilde hazırlarız. Darwinizm’i de anlatırız, Darwinizm’in geçersizliğini de anlatırız. Darwinizm anlatılmasın demiyoruz biz. Daha kapsamlı anlatılsın ama cevabı da tam anlamıyla verilsin.

Bu arada atı alan Üsküdar’ı geçmiş oluyor. PKK sürekli alan hakimiyeti geliştiriyor. Silahlanmada son yılların en son noktasına ulaştı PKK. Sürekli silah yeniliyor. Tam otomatik silahlar, uzun namlulu silahlar. Mermi kalitesini artırıyor. Bizde de özel harekat okulları kapatılıyor, polis kolejleri kapatılıyor, karakolların yapımı durduruluyor, asker varsa asker geri çekiliyor. Bu bir süreç değil ki. Bu PKK’nın iyice azıp kudurması için, gelişmesi için onlara gereken zemin hazırlanmış oluyor. Konu bu. Çok büyük hata yapılıyor iyi niyetle yapıyor hükümet ama çok büyük hata yapıldığını düşünüyorum. Böyle bir yöntem olmaz. Derhal karşı atağa geçilip bütün o silahların toparlanması, PKK’nın da etkisiz hale getirilmesi lazım. PKK’ya diz çöktürülmesi lazım. Nerenin silahtan vazgeçmesi, silah bırakması? Bak inanmışlar da, birçok insan inanıyor buna. “Silah bırakmak üzereler” diyor “Nisan ayında bırakacaklar.” Nisan ayında adamlar ayaklanmaya hazırlanıyor. Nerenin silah bırakması? Üç yıl önce söyledim “silah bırakma, mümkün değil bırakmazlar” dedim “sizi yanlış yönlendiriyorlar” dedim. Dediğimin doğru olduğunu gördünüz.

AYLİN KOCAMAN: O zaman da söylüyorlardı “bıraktılar, ha bırakacaklar” falan diye. Siz “olmaz” dediniz ısrarla.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam da “gömecekler” dedi “gömsünler” dedi. Adam silahı gömer mi? Şöyle oluyor yani yığınak yapıyor, silahın yığınağı anlamında gömüyor. Kullanmak üzere gömüyor. Kendi silahının yetersizliğini düşünüyor yeni silahlar alıyor onları yeniden gömüyor. Kendi bildikleri yerlere anında çıkartmak üzere. Dağ taş silahla doldu şu an Güneydoğu. İt gibi de korkuyor gelenekçi bazı Ortodoks kendine Müslüman’ım diyen ödlekler. Kendileri korktuğu gibi milleti de korkutmaya çalışıyorlar. “PKK aman öcü, çok tehlikeli, geliyor” diyorlar. “PKK geliyor heyula gibi gösteriyorlar. “Korkun, sinin, sesinizi çıkarmayın, yoksa sizi bunlar kıtır kıtır keser” diyorlar.  Yani “Güneydoğu gidiyorsa gitsin, karışmayın, bak çoluğunuzu çocuğunuzu kesecekler.” Çocuğun mühendis olamayacak, kızın evlenemeyecek başını belaya sokma” diyor. Adamlar adım adım ilerliyor bu şekilde.  Burada yanlış bir politika uygulanıyor, yanlış bir üslup kullanılıyor. Hükümetin iyi niyeti ortada olmakla beraber, yanlış hatalı politikayı da uyarmak bizim görevimiz.

Evet dinliyorum.

ENDER DABAN: Selahattin Demirtaş Bingöl’de konuşma yaptığı salonda PKK ve KCK paçavralarıyla karşılandı. Yaptığı konuşmada iç güvenlik paketini eleştirdi ve şunları söyledi; “İç güvenlik paketi müzakere sürecinin önünde ciddi bir engel oluşturuyor.  Pazarlık konusu yapmıyoruz ama barış ve müzakere sürecini dinamitleyecek kadar önemli ve tehlikeli bir konu. Eğer polise bu yetki verilirse gözünü bile kırpmadan çıkartır silahı, adamın alnının ortasından vurur. Gençlerimizi sokaklarda patır patır öldürecekler” diye söyledi.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

ENDER DABAN: Selahattin Demirtaş Bingöl’de konuşma yaptığı salonda PKK ve KCK paçavralarıyla karşılandı.

ADNAN OKTAR: PKK paçavraları, yani güya kendilerine göre bayrak olarak gördükleri, boyayıp işte allı güllü, evet paçavra olarak bile kullanılmaz onlar. Paçavranın bile bir haysiyeti vardır.  Evet.

ENDER DABAN: İç güvenlik paketini eleştirdi Selahattin Demirtaş ve şunları söyledi; “İç güvenlik paketi müzakere sürecinin önünde ciddi bir bariyer, pazarlık konusu yapmıyoruz ama barış ve müzakere sürecini dinamitleyecek kadar tehlikelidir. Eğer polise bu yetki verilirse gözünü bile kırpmadan çıkartır silahını adamın alnının ortasından vurur. Gençlerimizi sokaklarda patır patır öldürecekler” diye söyledi.

ADNAN OKTAR: Polis mi öldürecek diyor?

ENDER DABAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Öldürecekse şu anda da öldürür.  Şu anda da çatışmaya girer yani. Şu anda askeri, polisi vuruyor bunlar. Şu andaki mevzuata göre çatışmaya girebilir polis istese. Adam hendek kazıyor, polise direniyor. Yani mevcut kanuna göre bu engellenmiş değil ki. Polisin yüzüne silah sıkıyor adam suratına, polis nefsi savunmada bulunabilir şu an. Ama yapmıyor. Yani Selahattin Hoca belki iyi niyetle bir şeyler söylüyor ama böyle patır patır adam vuran polis, öyle bir polis yok. Öyle bir yapı da yok. Bizim polisimiz vicdanlıdır, aklı başındadır. Kılı kırk yarar.  Durduk yere milletin çoluğuna çocuğuna kurşun yağdıracak kadar anormal bir bakış açısı içerisinde hiçbir zaman olmadı, olmaz da yani. Şu an yapmıyorsa, o zaman da yapmaz.  Niye yapsın yani? Bayağı titiz davranıyorlar.

Televizyonda vardı bir polis gaz sıkmak istiyor, ama vazgeçiyor herhalde sıkmak istemiyor.  Öbür arkadaşı ensesinden tutmuş zorla “sık lan sık” diyor. Ama yani ikisinin görüntüsü de çok sevimli. İnsan acıyor yani. Onun yaşadığı dehşet, öbürü de agoniye girmiş yazık yani Allahualem sarhoş gibi olmuş. Panikten paralize olmuş artık sinirleri, o hiçbir şey yapmak istemiyor. Öbür arkadaşı da hafiften sırtına vuruyor arkadaşına “sıksana lan” falan diye. Öbürünün gayreti çok sevimli o. Niye öyle bir şey yapıyor acaba? O da Allahualem panik olmuş, o da çocuk Allahualem bence tecrübesizler. Efendim?

AYLİN KOCAMAN: Çok küçükler.

ADNAN OKTAR: Tecrübesizler. O da çok genç, tecrübesiz. O panikle ne yapacağını şaşırdı herhalde.  Nasıl?

GÜLGÜN GÖKTAN: Kalabalığı durduramayacağını düşünüyor herhalde.

ADNAN OKTAR: Evet. Hayır, ensesine ben ilk defa görüyorum böyle bir şey. Yazık, o da ne yapacağını şaşırmış durumda. Yani böyle tam iptal olmuş vaziyette. İyi ki ona sıkmadı yani.  Canım dehşet anı yaşıyor o çocuklar daha dünkü delikanlılar, on dokuz-yirmi yaşında gençler. Belki de ilk defa böyle bir toplumsal olayla karşılaşıyor. Panik olmuştur yani tecrübesiz çocuklar.  Yani o düzelir onlar. Ama böyle durumlara karşı tabii önceden hazırlanmakta fayda var.

AYLİN KOCAMAN: Adnan Bey zaten bildiğiniz bir şey bu iç güvenlik paketinde polisin zaten o tip durumda gözaltına alma yetkisi var, bu şekilde hani sıkıp öldürme değil de.

ADNAN OKTAR: Nasıl?

AYLİN KOCAMAN: İç güvenlik paketine göre polisin zaten böyle bir durumda gözaltına alma yetkisi var. Yani maskeli veya Molotof’u gördüğü zaman.

ADNAN OKTAR: Tuttuğunuzun suratına sıkın diye bir kanun maddesi yok. Olur mu öyle şey? 

İnşaAllah Selahattin siyasi bir taktik yapmıyordur.

AYLİN KOCAMAN: Evet o da var yani.

ADNAN OKTAR: Yani çok daha berbat bir mantığın yani söylemek dahi istemediğim berbat bir mantığın gereği olarak inşaAllah çirkin bir siyaset yapmıyordur. Kendi üzerinde de maske yok polisin. Allahualem boş bulunmuşlar orada, bir panik yaşamışlar konu bu. Ama çocuğun garibim saf kalbi böyle, insan acıyor. Arkadaşı geriye ileriye itiyor onu, ne yapacağını şaşırmış vaziyette. Ensesinden tutarak çeviriyorlar.  Çok mazlum bir şey o da.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İran eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın annesi vefat etti. Ahmedinejad cenaze töreninde annesi için kazılı mezarın içine girip, bir süre orada yatınca sosyal medyada bu konu gündem oldu. İslamiyet’te böyle bir âdetin olmadığını belirtilerek çoğu kişiden eleştiri topladı. Fotoğraf da vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Niye canım? Ölümü tefekkür etmek için, dünyanın faniliğini tefekkür etmek için, gayet makul bir şey anormal olan bir hareket değil. Yani o bir tefekkür. Masonlukta da vardır mesela karanlık hücrede kalır adam tefekkür eder. O da bir mezar tefekkürü içerisinde olmuş. Anormal olan bir tavır yok. Dua etmiş. Allah’a kendini daha yakın hissetmek için yaptığı ibadet amaçlı bir tavır. Daha önce olmamış; fark etmez ki hep birbirinin aynı şey olacak diye bir şey yok. Mühim olan orada onun ufkunun açılması, tefekkür gücünün artması, ölümü kendine yakın hissetmesi. Bu onun derinleşmesini sağlayacak makul bir tavır. Bağnazlara hesap vermek mecburiyetinde de değil ayrıca.

Evet dinliyorum.

ENDER DABAN: HDP’li Sebahat Tuncel çözüm sürecinin sağlıklı ilerlemesi için sadece silah bırakma üzerine odaklanılmaması gerektiğini, öncelikle Öcalan’ın serbest bırakılması ve doğrudan örgüt ile ilişki kurmasının sağlanması gerektiğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Direktmen dalga geçen bir üslup içindeler. Yani buna inananlar varsa ben şaşıyorum buna. Adamlar alenen dalga geçiyorlar. “Abdullah Öcalan’ı bırakın” yani şu an zaten PKK süratle silahlanıyor. “Silah bırakma sürecindeyiz” diyor, tam aksi yapılıyor. Abdullah Öcalan yani “biz” diyorlar “kan akmasını istemiyoruz, PKK’lı kanı akmasın. Doğrudan şu Güneydoğu’yu bize verin iş bitsin.” PKK’nın dediği bu. Abdullah Öcalan’ı da bırakın oranın cumhurbaşkanı olsun. Mesele ilk aşama da hallolsun. Yani konu bu. Bir kısım yobaz takımı da it gibi korktukları için PKK’dan ne deseler kabul edecek hale gelmişler. Yani namusunu istese namusunu verecek. Haysiyetini istese haysiyetini verecek. Yani çoluğunu çocuğunu istese, karısını istese karısını teslim edecek. Bu kadar karaktersiz hale geldiler. Bu kadar haysiyetsiz hale geldi bir kısım yobaz takımı. İt gibi titriyorlar PKK’dan yani görülmüş şey değil. Bir de hayali bir PKK var ortada adam da yok. Öyle birisi de yok adamlar yurt dışına kaçmış kimi Irak’ta yaşıyor, kimi Suriye’de yaşıyor, kimi dağlarda yaşıyor. Bir avuç it, kopuk takımı var. Adam ta buralarda it gibi korkuyor. Zangır, zangır titriyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: Büyük bir kısmını IŞİD zaten ortadan kaldırdı.

ADNAN OKTAR: IŞİD bunları nerde bulursa zaten tavuk gibi doğruyor.

Evet Fikret Bey.

KARTAL GÖKTAN: Eylül 2012 tarihinde Belçika’nı başkenti Brüksel’de startı verilen ve dünya çapında yürütülen Öcalan’a özgürlük kampanyası kapsamında 10 milyon 328.623 imza toplanıldığı açıklandı. İmzalar basın açıklamasını ardından Avrupa Konseyi’ne teslim edilecek.

ADNAN OKTAR: On milyon.

KARTAL GÖKTAN: 328.623.

ADNAN OKTAR: Biz de onlara yüz milyon imza toplayalım. On milyon imza ile olmaz. Katil hiçbir şekil de bırakılmaz. Öyle olsa hukuk diye bir şey kalmaz. O zaman gider katiller adam öldürür, insanları kurşuna dizerler. Adam der ki “yirmi milyon imza topladım hadi bırakın.” Öyle hukuk anlayışı olmaz. Katilse yatacak bu kadar. Normalde idamdı karşılığı, biz asmadık onun yerine müebbet hapis verdik. Yatacaklar yani. On milyon, yirmi milyon hiçbir şeyi değiştirmez. Nerde görülmüş böyle bir şey? O zaman yurt dışından gelecek adam burada bir Müslüman’ı şehit edecek, sonra gidecek oradan buradan imza toplayacak on milyon, on beş milyon imza zaten o imzaların yüzde doksanı sahtedir. Elektronik imza evet. Öbür yüzde onu da zorla yaptırılanlar. Yani silah zoru ile yaptırılanlar oluyor. PKK’nın yaptıkları bu tarz oluyor. Nisan’da serbest bırakılacak diye bir haber geldiyse yanlış bir haber gelmiş. Ben de diyorum ki hiçbir şekilde bırakılmayacak. Benim haber daha sağlam. Hiçbir PKK’lı bırakılmayacak. Böyle bir şey yok. Müebbet, vefat edinceye kadar orada, öyle bir şey yok.

PKK Kandil’den açıklama yapıyor, “silah bırakmayacağız” diyor. “Bırakmamız da mümkün değil” diyor. “Ama koşullarımızı yerine getirirseniz Türkiye’ye silah doğrultmayız” diyor Türkler’e. Ney? Abdullah Öcalan’ın bırakılması. Ney? “Federasyon ve başkanlık sistemi; bunu yaparsanız sorun yok” diyor. Bak başkanlık sistemi için de tehdit ediyor PKK. “Bunu yapmazsanız silahlı kalkışma olur” diyor. “Başkanlık sistemi ve federasyon.  Bunu yapmazsanız biz silah ile ayaklanacağız ona göre” diyor. Gelenekçi Ortodoks bir kısım Müslümanlar da iliklerine kadar kasılıyorlar korkudan tir tir titriyorlar. “Ya şunların dediklerini yapalım da bizi bıraksınlar benim kız evlenecek “diyor. “Oğlan da yurt dışında okuyor” diyor.” Şimdi onlara dünyayı dar eder bunlar” diyor. “Ben de tam emekli oldum, balık tutacağım, işime gücüme bakacağım, yazlıkta eğleneceğim, keyfim kaçar” diyor. “Verelim, kurtulalım ne istiyorlarsa yapalım” diyor. Bu bir karaktersizlik, bir alçaklık, ahlaksızlıktır ama en yüksek derecede bir ahlaksızlıktır. Böyle alçak, korkak, pislik, kahpelere müsaade etmeyeceğiz. İsterse bir denesinler. Onları Türk polisinin kurtaracağını zannediyor. İlk başta Türk polisi onların ensesine çökecek söyleyeyim. Kanunla, hukukla ilk enselerine çökecek olan Türk polisidir. Türk polisine o konuda hiç güvenmesinler. Ahlaksızlığa, alçaklığa, pisliğe, karaktersizliğe, kahpeliğe Türk polisi asla müsaade etmez. Tırıl tırıl sürükleyerek evinden alır götürür kulağından tutarak, kanunla, hukukla. Kimse delilik yapmaya kalkmasın. Boş yere hazırlık yapıyorlar “Türk polisi bizi korur” diye. Korumaz seni. Türk polisi senin babanın hizmetçisi mi? Senin ahlaksızlığına göz yumacak bir bekçi zannediyorsun öyle mi? İlk senin kafanı ezecek olan Türk polisi, aklına koy bunu. Kanunla hukukla. Tutup başından böyle bastırarak seni arabaya bindirir. Aklını başına alacaksın.

Şimdi bazı yazarlar hep bir ağızdan “Öcalan silahları bırakın dedi ama Kandil direniyor” diyor. Sandalcı kavgası gibi, çok ayıp bu. Olacak iş mi şu? PKK asla silah bırakmaz, Öcalan da asla silahların bırakılmasını istemez, asla. Onların tek güvencesi silah zaten. Silah sayesinde Güneydoğu’da bu gücü elde ettiler. Silah sayesinde kendilerine muhatap ediyorlar hükümeti. Silah sayesinde Abdullah Öcalan’ın resimleri, posterleri falan serbest oldu. Durduk yere olmadı bu. Silahlarının verdiği etkiyle oldu bunlar. Adam bunu görüp de silahı bırakmaz. “Kandil savaşmak istiyor ama Öcalan barış istiyor” muhabbeti yapıyorlarmış. Bu kadar mı bilginiz eksik, bu kadar mı ufkunuz dar sizin? Kandil, Öcalan bunların hepsi bir bütün. Aklınızı başınıza alın. Ve bu kadar kafalanan bir ruh hali içinde olduğunuza da inanmıyorum. Kafalanmış takılıyorsunuz. Kafalanacağınıza da inanmıyorum. Korkudan ne yapacağınızı şaşırmış vaziyettesiniz. Şu ürkekliği bırakın.

Dinliyorum.

ENDER DABAN: Adnan Bey, bugün Mersin’de üniversiteli genç bir kıza, Özgecan Aslan isimli genç bir bayana önce tecavüze uğramış, sonra bıçaklanmış, sonra da yakılarak öldürülmüş.

ADNAN OKTAR: Katiller de elini kolunu sallayarak geziyor yani.

ENDER DABAN: Zanlıların ikisi yakalanmış.

ADNAN OKTAR: Yakalanmış. İşte Darwinist eğitim, sevgisiz eğitim, merhametsiz eğitim. Allah rahmet etsin şehideye. Annesine, babasına Allah sabrı cemil nasip etsin. Şimdi bak, bu PKK’lı alçakları “affedin” diyen ahmaklar var. Katilleri bırakmaya kararlı bazı kahpeler var. Şimdi bunu da bırakmaya kalkarlar, bu katilleri de. Kafa bu, mantık bu. Bak, genç kızın ırzına geçiyorlar, öldürüyorlar, şehit ediyorlar, yakıyorlar. Sonra beklenti ne? “Affedelim” diyorlar “katilleri affedelim.” Katilleri affetmeye kalkan dünyanın en aşağılık, en kahpe, en şerefsiz, en namussuz adamıdır. Daha bunun üstüne bir karaktersizlik düşünemiyorum. Bir genç kız, masum; it-kopuk takımı, çakallar gözü dönüyor. Sevgisiz, merhametsiz alçaklar ve bu nur gibi insanı şehit ediyorlar ve en feci şekilde de cesedine de işkence yapıyorlar, eziyet ediyorlar, tahkir etmeye çalışıyorlar. Bu alçaklığı yapan bu alçak heriflere en ağır şekilde mahkemenin cezalandıracağını umuyorum. Bunlara ve PKK’lı alçaklara asla af yok, asla. Aftan bahseden de, bunların affedilmesini isteyen de bunlardan daha alçaktır. Hem askeri, polisi şehit edenlere, hem böyle masum nur gibi, melek gibi bir varlığı hunharca, acımasızca şehit edenleri affedecekler öyle mi? Ve bunu bize teklif edecekler “ne diyorsunuz?” diye. Bu bize hakarettir. Ve bu bir ahlaksızlıktır bunları affetmeye kalkmak.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimizden gelen yeni faaliyet haberleri şunlar Adnan Bey. Mersin’den kardeşlerimiz 10 Şubat akşamı evde toplanmışlar, sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah ne güzel.

KARTAL GÖKTAN: 1 Şubat Pazar günü kardeşlerimiz Kastamonu’da apartmanlara bin adet broşür dağıtımı yapmışlar. Hafta içi ve Pazar akşamı da bir araya gelerek yemek yiyip sizin kitaplarınızdan okumuşlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, o ne güzel sofra, ne güzel insanlar. Aferin.

KARTAL GÖKTAN: Kayseri’nin Bünyan ilçesinde partilere, savcılığa ve halka sizin yüz adet kitabınız hediye edilmiş. Gebze’den kardeşlerimiz 6 Şubat tarihinde evde toplanmışlar, sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Evin nuraniyeti hemen hissediliyor.

KARTAL GÖKTAN: 7 Şubat tarihinde Adapazarı’nda bin adet A9 broşürü dağıtılmış.

ADNAN OKTAR: Aferin canlarıma maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Balıkesir’de kardeşlerimiz biraraya gelmişler. Beraber belgesellerden izleyip kitaplarınızdan okumuşlar, sohbet etmişler, yemek yemişler.

ADNAN OKTAR: Aferin. Afiyet şeker olsun.

KARTAL GÖKTAN: 12 Şubat’ta Ankara Tunalı Hilmi Caddesi ve Kuğulu Park çevresinde yedi yüz adet A9 broşürü dağıtılmış.

ADNAN OKTAR: Tunalı Hilmi. Çok giderdim Ankara’dayken.

KARTAL GÖKTAN: Ve Rize Merkez’de de yine kitaplarınızdan ve dergilerden dağıtılmış maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Çok güzel olmuş, çok hayır olmuş.

Tayyip Hoca’nın yanında doktor götürmesi son derece makul. İşte “hasta da ondan doktor götürüyor.” Hasta olmasa götürmeyecek mi? Zaten mecburi gereken bir şey bu. Hangi cumhurbaşkanı olsa yanında doktoru gider.

AYLİN KOCAMAN: Obama’nın falan da var.

ADNAN OKTAR: Obama’nın da, Putin’in de hepsinin yanında doktorları gidiyor. Bunlar hasta olduğu için mi gidiyor?

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Hatta birkaç doktor demiştiniz tedbiren.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Çok münasebetsiz izahlar. Sümeyye de kızı, tabii ki yanında götürecek. Tecrübe edinsin, siyasi bilgisi olsun, görgüsü olsun diye götürür. Baba olarak bir şefkat, bir muhabbet olarak bunu düşünür. Evladını yanında görmek istemesinden doğal ne olabilir değil mi? Evladıyla bir yere girmek daha çok hoşuna gidecektir. Daha mutlu olacaktır. Şaşılacak bir şey yok onda.

Seçimlerin bir kere mutlaka iptal edilmesi lazım. Bu şartlarda seçim olmaz. PKK orada alan hakimiyeti sağlamış, her yere silah gömmüş, halkı tehdit etmiş, halkı yıldırmış. Ee “hadi bakalım seçime.” Halkın başka seçim hakkı yok ki şu an, alnına silah dayanmış. Orada vereceği oy geçerli olmaz. Önce halkın güvenliği sağlanacak ondan sonra seçim.

Bugünlük bu kadar yeter yarın devam edelim.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Oktar’la Sohbetler programımızın bu geceki yayınının sonuna geldik. Yarın kısmetse yeniden görüşmek üzere hepinize iyi geceler.

Masaüstü Görünümü