Harun Yahya

Sohbetler (27 Şubat 2015; 00:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey, hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Anayasa Mahkemesi, terör örgütüne üye olma suçundan mahkum olan ve hapis cezası Yargıtay tarafından onanan HDP Milletvekili Sebahat Tuncel’in hakkaniyete uygun ve makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Yüksek mahkeme ihlalin ve sonuçların ortadan kaldırılması bakımında yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmetti.

ADNAN OKTAR: Tamam, iyi adaletli tavır sergilenmesi hoş. Ama bir kadının hapsedilmesi bana hep rahatsızlık verir. Kadının hapiste ne işi var? Kadınlara ev hapsi vermek lazım bence. Allah vermesin cinayet de falan olabilir. Onlarda da özel hapishane olması lazım ayrı, tamamen ayrı olması lazım. Onun dışında, kadın hamile çocuğuyla hapse sokuyorlar. Böyle değil de ev hapsi olması şeklinde olmasını daha uygun buluyorum. Çocuk var, çocuğun hapiste ne işi var? Ama cinayette mutlaka hapis, hiç açıklaması yok.

Tayyip Hocam iyi insandır, Tayyip Hoca’yı sıkıyorlar. Bizdendir Tayyip Hoca, halktan bir insandır. Ne diye rahatsız oluyorlar Tayyip Hoca’dan? Baskıcı falan mı diyorlar? Nerede baskı yaptı mesela örnek var mı? Yani insanlara öyle gelen ne yaptı?

GÖKALP BARLAN: Kız-erkek çocukları ayırmak istemişti üniversitelerde, aynı evde kalmalarını. Kadın erkek aynı yerde kalamaz. Dövme konusu vardı. Sürekli gündeme getiriyorlar.

KARTAL GÖKTAN: Üç çocuk doğurma konusunda tavsiyeleri vardı.

ADNAN OKTAR: Ama onu Türkiye güçlü olsun diye istiyor. Yani büyük devlet, büyük millet olalım diye istiyor, onda bir şey yok.

EMRE ACAR: Kız-erkek aynı evde kalıyor diye şey yapmıştı. Gençle arasında baya bir tepki görmüştü.

KARAL GÖKTAN: Sigara içme, dövme konularında da müdahalede bulunması tepki toplamıştı.

ADNAN OKTAR: Bir kadının hapis yatması iyi bir şey değil, ben hoşlanmıyorum öyle şeylerden. Ev, evde hapis yatırmak lazım, kendi uygun bulacağı bir ev. Bir tek cinayette hapis olması lazım. Benim görüşüm.

“Tayyip Hocam’ın hoşlanmadığım yönleri; baskıcılık, tek adam olmak istemesi, istişareye açık olmaması, kendisine karşı olan kişi ve gruplara gereğini yapması.”

Ama şimdi muhafazakar görünmezse, gelenekçi Ortodoks bir görünüm vermezse, bizim halkın epey bir bölümü gelenekçi Ortodoks, ona oy vermezler. Arada sırada bir gelenekçi ışık verdiğinde, işte kız-erkek evde ayrı olsun dediğinde, bayılırlar böyle, yıkılır ortalık kahvehaneler falan alkıştan yıkılıyor. Mesela bir gencin dövmesine “sil onu” falan dediğinde, düşünemiyorum ben. Anadolu’da çok etki yapar o tip şeyler, birçok kişide. Tayyip Hocam onu dediğinde müthiş oy almış oluyor. Yoksa onlardan hoşlandığını ben zannetmiyorum, o tip şeylerden. Gidip şarkıcı hanımlara sarılıyor, beraber şarkı söylüyor. Tayyip Hocam bizdendir, rahattır da. Böyle özgür olduğunu hissettirse, modern kişiliğini gösterse, oy vermezler. Böyle muhafazakar olduğunda oy verirler. Tutucu, muhafazakar, gelenekçi bir görünüm verdiğinde, görünüm vermek için yapıyor demiyorum da, içinden geliyordur herhalde. Yok, pek hazzettiğini de zannetmiyorum Tayyip Hoca’nın.

“Tek adam.” Ortalık karışmasın diye istiyordur. Ama şu an iyi. Mesela kız-erkek konusunda bir gazeteciye, “senin kızın klasın öyle evde o zaman” demişti. Acayip bir alkış tufanı kopmuştu Tayyip Hocam’a o zaman. Muhafazakardır bizim milletimizin epey bir bölümü.

Son zamanlarda Tayip Bey Merkez Bankası’na karışıyormuş. Her karıştığında dolay yükseliyormuş. Şu an hemen her konuşması Merkez Bankası başkanını haşlıyor gibi bir görüntü oluyormuş, öyle diyelim.

EMRE ACAR: “Merkez Bankası bağımsızsa, ben de bağımsızım, konuşurum” diyor.

ADNAN OKTAR: Ama iyi niyetli değil mi Tayyip Hocam burada, delikanlılık yapıyor ne yapsın? Millete acıyor. Milletin faizle beli bükülmesin istiyor. Halktan birisi işte, dürüst samimi konuşuyor. Klasik Karadenizli bir kardeşimizi düşün, tam tipik Karadenizli, efe, delikanlı, halkın lehine olsun istiyor. Dünyadaki o korkunç sistemin farkına varmış, gıcık oluyor benim gördüğüm. Böyle çok başbakan, bakan da istemiyor herhalde benim anladığım kadarıyla, “ben diyeyim konu bitsin” diyor. Pek öyle olmaz. Başkan da olsa, öyle dediği o kadar geçerli olmaz. Dünyadaki sistem baya acımasız.

BÜLENT SEZGİN: Muhalefet de o yönde eleştiriyor. “Başbakan dururken siz niye konuşuyorsunuz” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Kız-erkek aynı evde kalması. Ne demek bu, neyi kast etmişler?

ERDEM ERTÜZÜN: Yurt değil, öğrenci evleri. Üniversitedeki öğrenci evleri.

EMRE ACAR: Öğrenciler kirada kalırken kız-erkek bir evde olmalarına müdahale edilmesi gerektiğini söylemişti.

ADNAN OKTAR: Şimdi bana kalsa, hakikaten ben de karşı olurum. Baya modern benim bakış açım, çok modern bakış açım, benim de içime sinmez işin doğrusu. Kız çocuğu aynı evde yabancı adamlarla kabul eder misiniz siz? Hiç kimse kabul etmez onu. Rahatsızlık verir o, yani onda bir şey yok. Yurt ayrı, yurt geniş bir yer, orada kız-erkek kalabilir, okul da olabilir kız-erkek karışık da ama ev çok özel bir yer. Adamlarla aynı odada kalacak, kızla erkek aynı odada yatacak, olacak iş mi şu? Benim yetkim olsa, ben kabul etmem. Eden oluyorsa, o ayrı mesele.

Merkez Bankası bağımsız, hükümetten bağımsız ama Dünya Merkez Bankası’na bağlı. Bir acayiplik var tabii. Üç çocuk olayında da bir şey yok. Büyük Türkiye isteyebilir. Sürekli yaşlı nüfus artıyor, genç nüfus yok oluyor, bu bir tehlike değil mi? Her yer cıva gibi genç dolsun, her yer yaşlı batarız, Türkiye batar böyle şerde. Yaşlı ne demek? Hiçbir iş yapmayacak demektir. Genç de yok ne olacağız? Batacağız demektir. Batmasın Türkiye diye tedbir alıyor, onda bir şey yok. Ama böyle akılcı makul açıklama getirmesi gerekiyor Tayyip Hoca’nın. Direkt söyleyip geçiyor herhalde o, anlayan anlasın gibisinden. O risk oluyor olabilir.

GÖKALP BARLAN: Avrupa da bu tehlikeyi anladığı için normalde üç çocuk yapılması konusunda konuşuyor, Avrupa’da gündeme gelmişti.

ADNAN OKTAR: Tayyip Bey’in bir de “dünya beşten büyüktür” kampanyası varmış. Birleşmiş Milletler’in sadece beş ülkenin kararıyla yürümesine gıcık oluyormuş Tayyip Hocam. Haklı, yani dünyada korkunç bir sistem var, bir mafya sistemi var. Onun farkında Tayyip Hocam. Ben bunları yamulturum diyor özetle. Allahualem, tek başına yamultamaz, milletle birlikte hareket etmesi lazım. Milletin bütününü kazanması gerekiyor. Yarı yarıya da olmaz, yüzde 50’yle de olmaz. Milletin bütününü kazanması gerekiyor. Diyecek ki, “ey milletim, ben sizin hepinizin görüşlerine saygı duyuyorum, benim sabit bir şeyim yok. Tamam ben muhafazakarım ama modern insanları da seviyorum, dinsizi, imansızı hepinize sevgi duyuyorum, şefkat duyuyorum, hep birlikte olalım. Bakın dünyada böyle bir mafya sistemi var bizi batıracak bu adamlar, birlikte bir şey yapalım milletçe” demesi lazım. Mesela bak, “PKK, Türkiye’yi bölmek istiyorlar, dayatmaları var, bana yardım edin” demesi lazım. “Ben tek başına çıkar bunları işte bir manevi tokatta oturturum” derse, ona müsaade etmezler, gücü yetmez. Milletin bütününün desteğini istemesi lazım. Bu yarı yarıya destekle de yapamaz. Yani yüzde 50 yetmez. En az yüzde 90 destek olması lazım, en az. Ben hallederim demesin yani, milletle yapabilir. Milleti yanına alsın. Milleti yanına alsın, hatta Rusya’yı da yanına alsın Putin’i. Çin pek yanaşmaz, Çin oynak ama Putin delikanlı, o olabilir. İran da kaypak, ne yaptıkları belli değil. Halbuki Şii - Sünni ayrımının üstüne gitmesi lazım İran’ın, “hepimiz kardeşiz” demesi lazım. İran politikasını tam bir anlayalım nedir zorları. Alında onlar dürüstler İran, onlar da kabadayıdır. Bu dünyadaki pis sistemi gören insanlar onlar. Putin de görüyordur. Mesela İran, Türkiye, Rusya birlikte hareket etseler, baya güzel netice alabilirler. Milletin desteğinin tamamını alarak ama. Yoksa Tayyip Hoca’nın fark ettiği sistem doğru. Bir kere dünyada bir fakirlik lobisi var. Dünyayı fakir tutuyorlar özel bir politikayla. Ama bütün dünya fakir tutuluyor, özel bir sistem var, yani 100 yıldan beri, 150 yıldan beri hiç şaşamadan işleyen bir sistem. Osmanlı döneminde bir tek yoktu, Osmanlı’ya diş geçiremiyorlardı. Böyle bir garip sistem. İran’ın kalleş olmaması lazım, dürüst olması lazım. Kalleşlik çok kötü bir şey.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bugün Tayyip Erdoğan; “seçimler sonrasında yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve başkanlık sisteminin gelmesi gerektiğini” söyledi.

ADNAN OKTAR: Aman aman aman, Tayyip Hocam aman aman canım ciğerim sakın ha, asla kabul etmeyiz. Bak, her şeye evet ama böyle bir şey olmaz. Çıksın sokağa Tayyip Hocam, birilerini göndersin, sorsun. Halkın neredeyse tamamı karşı başkanlık sistemine. Ben kime sorduysam, herkes karşı. İsteyen de deneyebilir. Çıkın, sokağa sorun. Başkanlık sistemi, eşittir bölünme. Aman ha. Yerel yönetimin güçlenmesi ne demek? Yerel yönetim, hükümet olmuş oluyor. Federasyon olmuş oluyor. Sakın ha. Olmaz. Ama fikir olarak tabii bunu savunabilir. Yani saygı duyarız ama kabul etmeyiz. Kardeşim bak, kimler demedi bunu? Demirel dedi, kabul etmedik. Başbuğ söyledi, sonra tehlikesini gördü vaz geçti. Rahmetli şehidimiz söyledi, o bu anlamda söylemedi, yerel yönetimler anlamında söylemedi. Yani hem başbakanla hem cumhurbaşkanlığı bir kişide olsun ama yerel yönetim asla. Yerel yönetimlerin güçlenmesi, federasyon asla, hiçbir şekilde kabul etmedi. Eğer Tayyip Hocam da bu fikirde kararlı olursa, Allah vermesin bunu AK Parti politik olarak kabul ederse, millet bunu ciddi bir uygulama olarak görürse AK Parti kalmaz, söyleyeyim.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Erdoğan; “Başkanlık sistemine geçildiğinde, valilerin daha farklı bir konuma geleceklerini ve geniş yetkiye sahip olacaklarını bu şekilde mümkün olabileceğini’’ söylemiş.

ADNAN OKTAR: O daha da vahim. Çünkü valileri merkezden seçmeyecekler. Halk seçecek. Güneydoğu’da PKK’nın silahların altında seçim yapılıyor. Bir valiyi göstertecek adam PKK’lı valiyi “hadi” diyecek “seç.” Halk mecbur kalıyor seçmeye. Epey bir bölümü korkuyor PKK’dan yani çok çok büyük bölüm, kitle korkuyor. Haklı da korkmakta kendine göre. Çünkü silah var adamın elinde, öldürüyor, asıyor, kesiyor. Dolayısıyla bu olmaz. Hiçbir şekilde olmaz. Olmadığını da görür Tayyip Hocam. Halk kabul etmez.

BÜLENT SEZGİN: Başkanlık sistemini her ülkede farklı olduğunu belirtiyor Cumhurbaşkanımız. Ve “bir arı mahareti ile çiçeklerden nasibimizi alalım, balımızı yapalım. Kendi gelenek ve göreneklerimizle çerçevelenmiş başkanlık sistemimiz” diyor.

ADNAN OKTAR: Ama söyledi işte “Meksika modeli” diyor. Meksika Birleşik Devletleri, Meksika’nın adı o. Birleşik devletlerden oluşuyor. Paramparça Meksika, bir mafya devleti. Her federasyon, her federe devlet yani devlet adı federe ama devlet. Mafyanın hâkimiyetinde. Tam anlamıyla dehşet ve kan denizi şu an Meksika. Tam anlamıyla bir diktatörlük. Sakın ha. Tayyip Hocam, aklı başında bir insan. Bunları gördüğü halde böyle bir şey demesin.

Mesela Tayyip Hocam bugün Arjantin’i de örnek vermiş. Arjantin de 23 eyaletten oluşuyor, 23 ayrı devlet Arjantin. Belanın, dehşetin kaynadığı bir ülke Arjantin. 

BÜLENT SEZGİN: Küba da diyor aynı olayı.

ADNAN OKTAR: Küba. Ya Tayyip Hocam Allah aşkına yapmasın vazgeçsin bu sevdadan. Olmaz. Millet bunu kabul etmez. Yani diyor amma yanlış. Olacak iş değil yani.

MERVE TEZEL: Adnan Bay, Arjantin’de 36 devlet başkanın 34 tanesi yıkılarak baştan alındı.

ADNAN OKTAR: Çok riskli bir şey Başkanlık sistemi. Ecevit’in durumunu biliyorsunuz değil mi? Yalın ayak yürüyordu, bakanlar kuruluna ayakkabısını unutup geliyordu. Şimdi onun Başkan olduğunu düşün, hadi hayırlı uğurlu olsun. Hoptaralelli havası demiş, yandı pilav tavası. Kurtul kurtulabilirsen. Ne yapacağız? Diyor ki mesela “yemek yedin mi?” diyorlar, “sandalyeye oturmadım” diyor. “Sandalye demiyoruz” diyorlar “yemek” diyor, başka bir şey söylüyor. Başbakandı. O Başkan olacak işte. Ondan sonra ne yapacağız? Tayyip Hocam yanlış söylüyor yanlış. Yani böyle birisi iktidara geldiğinde, millet olarak perişan oluruz. Olacak iş değil.

Kız çocuklarını Allah çok güzel yaratıyor, hayrettir bu kadar şeker olmaları. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Erkek çocuklarını sevin” diyor ‘Ya Resulullah kız çocuklarını niye sevmiyoruz?’ diyorlar, “onları zaten Allah çok sevimli yaratır, insanlar onları zaten doğal olarak sever” diyor. “Erkek çocuklarını sevin” diyor. Onlar zaten şeker oluyor, zaten herkes seviyor.

Mesela 28 Şubat döneminde paşamız ne dedi? “28 Şubat, bin yıl sürecek” dedi. Başbakan ve cumhurbaşkanının ortak görüşü olarak bak. Başbakan ve cumhurbaşkanının ortak görüşü olarak ne dedi? “Bu sistem” dedi “28 Şubat bin yıl sürecek” dedi. Başkan olduğunu düşünelim bunların, of bittik. Yani hiçbir kurtarımımız olmaz, daha yeni taze örnek bu. Tayyip Hocam ne yapıyor? Etmesin çatmasın elini öpüyorum yani yapmasın bunu. Çıktı paşalar dediler, “bu bin yıl sürecek bunu unutun” dediler, “bu konu bitmiştir” dediler. Cumhurbaşkanı, başbakan destekledi bunu. “Konu bitti” dediler, “imam hatipleri hepsini kapatacaksınız” dediler, kimsenin de gıkı çıkmadı. Al sana başkan işte! Ne diyelim adama ondan sonra? Tayyip Hocam emekli olursun, bilmem ne olur Allah geçinden versin vefat edersin, biz bunlarla baş edemeyiz, yapma etme. Nasıl baş edelim? Bin yıl sürecek diyor adam, kurtarabilir miyiz bir daha? Bittik yani.

“Adnan Oktar Hocam, Erdoğan’ın istediği başkanlığı çok sert eleştirdi.” Sert değil, bilimsel akılcı eleştiriyorum. Başkanlık sistemi olan her ülke mafyanın elinde. Asla olmaz. Darbe, başkanlık sistemi olan her ülkede var. Derin dünya devletinin oyunu, nedir derin dünya devletinin oyunu? Yani başkanlık sistemiyle derin dünya devletinin bağlantısı yanlış kurmuş. Ama derin dünya devletinin kolay yöneteceği bir sistem oluyor, başkanlık sistemleri. Mesela Meksika Arjantin mahvoldu bu ülkeler. İki tarafta da insan hayatı garantide değil. Arjantin’de mafya hakimiyeti. Meksika’da her yer mafyanın kontrolünde her yer.

Fikret, anlat bir şeyler dinleyelim.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Bursa’da rahmetli Erbakan Hocamız’ı anma toplantısına gelen Sayın Ahmedinejad, kendisi için ayrılan protokol odasında arkadaşlarımızı kabul etti. Kendisine sizin hediyeniz olan tespih hediye edildi. Beraberinde imzalı Yaratılış Atlası ve Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s) Gelecek eserleriniz kısaca açıklanarak takdim edildi. Teşekkür etti çok, kendisini sevdiğimizi ifade etmiş arkadaşlarımız o da “kalpler karşılıklı” diyerek, elini kalbinden dize doğru götürerek “bende sizi seviyorum” demiş.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğraflar var.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

KARTAL GÖKTAN: Görüşme bittikten sonra protokol salonundan çıkarken arkadaşlarımızı gördüğünde tekrar gülerek ellerini sıkmış arkadaşlarımızın. Görevliler ısrarla fotoğrafa izin vermemişler. Arkadaşlarımız tek bir kare telefonla alabilmişler.

ADNAN OKTAR: Kim yanındakiler? Ahmedinejad’ı göster. Ne mahsuru var fotoğrafın? Garip bir şey yani, mantığı da yok. Fotoğraftan niye çekiniyor, ben anlamıyorum. Zaten o fotoğraf çekilmeye geliyor, bir açıklaması yok.

Bir daha anlat bu haberi.

KARTAL GÖKTAN: Bursa’da rahmetli Erbakan Hocamız’ı anma toplantısına gelen Sayın Ahmedinejad kendisi için ayrılan protokol odasında arkadaşlarımızı kabul etti. Kendisine sizin hediyeniz olan tesbih takdim edildi ve beraberinde imzalı Yaratılış Atlası ve Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s) gelecek eserleriniz kısaca açıklanarak takdim edildi. Çok teşekkür etti. Biz kendisini sevdiğimizi ifade ettik. O da “kalpler karşılıklı” diyerek, elini kalbinden bize doğru götürerek “bende sizi seviyorum” dedi. Arkadaşlarımızın elini sıktı. Görüşme bittikten sonra protokol salonundan çıkarken arkadaşlarımızı gördüğünde tekrar gülerek ellerini sıkmış. Bu şekilde bir görüşme olmuş.

ADNAN OKTAR: Yanındaki kişiyi simasını tanıyorum. Ahmedinejad çok efendi. Erbakan Hocamız’ın damadı. Bana gelmişlerdi beraber, Mehmet Altıner, tanıyorum, evet.

İyi yapmışlar Ahmedinejad’ı getirmekle. Yani diğer liderlerle öyle bir muhabbet ortamı yapılsa iyi olur.

Haset insanlara, Hasidin iza hased diyoruz biz onlara. Ne kadar haset insanlar var. Adın ne? “Haset.” Soyadın ne? “Kıskanç.”

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hrant Dink soruşturması kapsamında mahkemeye sevk edilen eski İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek tutuklandı. 

ADNAN OKTAR: Ramazan Hoca’yı tutukladılar. Tamam, varsa suçu ortaya çıkar, yoksa da beraat eder, göğsünü gere gere aslan gibi gezer. Tutuklanma demek, suçlu anlamına gelmez. Biz de defalarca tutuklandık, her seferinde beraat ettik, evelAllah. Ramazan Akyürek, inşaAllah yüreği gibi olur.

Sibel Orhan; “O kadar uykum vardı ki, yatağa gidemedim oynamaktan” diyor, “Hocam mükemmel, maşaAllah. Hocamıza helal olsun” diyor.

Başka bir hanım kardeşimiz; “canlarımız seviyoruz sizi çok” diyor. “Canım Hocam” diyor, “işte böyle Allah Allah deriz.”

“Sayın Hocam, biz ‘Tanrı Türk’ü korusun’ dediğimizde bize Şamanist diyorlar.” Halt etmiş onlar. Ne alakası var? Türk’ü korusun; Laz, Çerkez, Kürt herkesi korusun anlamındadır. Türk kavramı, geniş bir kavram.

“Şu an sizi canlı yayında izliyorum. Sizi çok seviyorum. Almanya’nın Stuttgart kentinden selamlar” Cihan Demir.

Dengir Mir Mehmet Fırat HDP’den aday oldu. “AK Parti’den istifa etmesine Erdoğan’ın ana dilde eğitim istememesi olduğunu” anlattı. “Erdoğan’a bir saat bu konuyu anlattığını ama Erdoğan’ın ‘bu kadar Doğu’yu Güneydoğu’yu gezdim, dil konusunda böyle bir taleple karşılamadım’ dediğini” söyledi. Doğru söylüyor Tayyip Hocam. Bütün gençler cayır cayır Türkçe biliyorlar. Ne alakası var? Bir de Türkçe çok zengin, her yere hakim, internette, şurada, burada, eğitim dili, tıp dili, hukuk dili. Kürtçe folklorik olabilir, o da olur yani.

“Kadir Çelik o zaman ‘tavanda kapı var sayın seyirciler’ diyerek, Osmanlı kapılarının detaylarını gösteriyordu.”

Millet yatsın, çok geç vakit oldu. Yatsınlar, uykusuz kalırlar. 

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler programımız bu akşam sona eriyor. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü