Harun Yahya

Sohbetler (13 Nisan 2015; 21:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler programımız başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Ne güzel, Hoca Efendi konuşacak, siz dinleyeceksiniz. Hoca denmiyordu değil mi? Demiyoruz. Ama hakikaten hocalık iddiam yok. Çünkü ben İmam Hatip öğrencisi değilim, eğitim almadım. Normal laik lisede okudum. Güzel Sanatlarda okudum, felsefede okudum. Benim öyle rahleyi tedrisim olmadı, din eğitimi veren bir yerde de eğitim almadım, bir okul falan öyle bir şey yok. Hoca’dan da ders almadım, dolayısıyla hocalık iddiamız yok.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Genelkurmay Başkanlığı bir açıklama yaptı: “Bölücü terör mensubu teröristlerle yapılan çatışmada yaralanan 4 personelimizin havadan tahliyesi esnasında bölgeye gelen vatandaşlarımızın yaralı personelimize yardımı takdire şayan bulunmuş, vatandaşlarımızın Türk askerine olan bağlılığının ve sevgisinin nedenli büyük olduğunu göstermiş, milletimizin birlik ve beraberliğinin güzel bir örneğini teşkil etmişlerdir.”

ADNAN OKTAR: Bu çok açık bir şey tabii, kendi askeri Mehmetçiği, kendi evladı tabii ki koruyacak. Bu PKK’lıların kafa dumura uğramış, ahmak. Bir çatışma olmuş kendi askeri yaralanmış, kendi Mehmetçiği yaralanmış, vatandaş tabii ki omuzlar, tabii ki bağrına basar, bunda şaşacak ne var? Bunu konu ediyor adam. Sanki PKK’lılar yardım etmiş gibi bir anlatı var. Kürt demek, nur demektir. Kürt demek, aslan demektir. Türkiye’nin büyük bölümü Kürt, benim kardeşlerimin büyük bölümü Kürt. Mükemmel insanlar Kürt kardeşlerimiz, tabii ki delikanlılık yapacak, tabii ki efelik yapacak, sahip çıkacak.

Evet, başka.

BÜLENT SEZGİN: Genelkurmay Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Tuğ General Ertuğrul Gazi Özkürkçü, “Ağrı’da yaralı personel askerlerin yanında yer alarak yardım eden canlı kalkan olarak tanımlanmasını Türk Silahlı Kuvvetleri olarak kabul etmediklerini” belirterek, “vatandaşlarımızın gösterdiği bu davranış her türlü takdirin üzerindedir. Bölgedeki vatandaşlarımızın teröre karşı olduklarını gösteren en güzel tepkidir.”

ADNAN OKTAR: Bu terbiyesiz heriflere ne cevap veriyorlar da, ordu bunları muhatap alıyor? Ahlaksız adamlar, PKK’lılar için söylüyorum, çakal bunlar. Vatandaş coşkuyla askere yardım ediyor, Mehmetçiğe yardım ediyor konu bu, o kadar. Bunu açıkladıktan sonra konuyu bitirmek lazım. PKK sürekli yalan söyler, komünist kafasında vardır bu. Komünist propaganda da yalan çok hayati bir konudur. Bir de çok pis yalan söylerler, çok berbat yani komünistlerinki en berbat yalanlardandır. Bak dikkat edin geri zekalı gibidirler. Bu terörist olanlar için söylüyorum. Ahlaksız herifler, bir kere biz teröristi helikopterle kurtardık orada, köpek herifler terbiyesizlik yapıyorsunuz. Bak yaralı teröristi helikopterle biz kurtardık, Türk ordusu kurtardı. Adilik yapıyorlar. Helikoptere uçaksavar ateşi açıyorlar, tabii bu durumda helikopter zorlandı, yara da aldı ama buna rağmen gazi oldukları halde, oradan hem askerimizi kurtardılar, hem yaralı teröristi kurtardılar. Pislik herifler baş belası bunlar, her gün bunlarla uğraşacağız yani her gün konuları var. Özetle Türkiye’yi böldürmeyiz, ne uzatıyorsunuz?

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, “terörist unsurlar yerleşim yerlerini terk etmelidir ve buralarda halkın iradesine ipotek koyacak şekilde faaliyetler yapmamalıdır. Bir tarafta baskıyla oy toplayacaksınız, öbür tarafta da farklı bir imaj üretmeye çalışacaksınız. Bu sürdürülebilir bir durum değil.”

ADNAN OKTAR: Ama şimdi ben yıllardan beri söylüyorum, “bak vatandaşı zorla bir partiye yönlendiriyor PKK” dedim, değil mi? “Böyle seçim olmaz” dedim, “seçimleri erteleyin” dedim. Böyle seçim olmaz, bir kere seçim güvenliği yok. Seçim güvenliği olmadığı yerde seçim nasıl olur? Sen alnına silahı dayayacaksın vatandaşın, sonra diyeceksin ki, “hangi partiye oy veriyorsun?” Sen zaten dayatmanı yapmışsın. Can havliyle insanlar kendini kurtarmak için gidip BDP’ye oyunu veriyor. PKK başka bir şeyi kabul etmiyor ki, vatandaşın yakasını bırakmıyor. Şimdi tek bir operasyon yapıldı, o bölge için biraz geçerli olabilir, o da biraz. Ama bütün bölgeye, alana oturmuş vaziyette PKK. Bu durumda orada seçim olmaz. PKK’nın tamamen kazınması ve PKK tehdidinin tamamen kalkması lazım. Diyorum, millet Diyarbakır’da, Mardin’de elini kolunu sallayarak vatandaş gezmesi lazım, hür düşünmesi lazım. Milliyetçi Hareket Partisi de, Saadet Partisi de her parti bağıra bağıra propagandasını yapması lazım. Yapamıyor. Öyle seçim olur mu? 15 saat çatışacak kadar askeri malzeme getirmiş PKK, 15 saat çatışacak. Şu ferahlığa bak, şu alan hakimiyetine bak. Çok büyük bir felaket bu. Bu pisliğin kazınması lazım, her yerden. PKK bölgeden kazınmadan, orada seçim olmaz. “Kitap dağıtalım” dedik, “hop hemşerim” falan dediler “nereye dağıtıyorsunuz?” Legal normal kitap, devletten izin alınmış piyasada satılan kitap. “Önce PKK’ya soracaksınız” diyor adam. “PTT ile dağıtalım” dedik, PTT’yi tehdit etmiş PKK, PTT “biz dağıtamayız korkuyoruz” dediler. Dağıtım şirketleri, “bizi de PKK tehdit ediyor” dediler. Bu ne bu? Böyle rezalet olur mu? Hiçbir parti propaganda yapamıyor, hiçbir yere giremiyor, olur mu öyle şey?

Uçaksavar ateşi açabiliyor PKK. Uçaksavar getiriyorlar bölgeye. Nereden bulurlar bunu? Ufak tefek bir şey de değil uçaksavar. Helikopteri uçaksavar ateşiyle vuruyorlar. Bir de kazulet bir şey bu nasıl taşıyorlar, oraya kadar getiriyorlar? Bütün milletin gözü önünde, olacak iş değil bu.

Bir de şimdi böyle bir çatışma yapıyorsalar, 15 saat Türk ordusuyla çatışıyorlar, halk korkar bundan. Uçaksavar getiriyorlar oraya, kimse de görmüyor, bu durumda seçim olur mu orada? Uçaksavar ne demek? Çok kazulet bir şey eni-boyu belli olmayan bir silah. Bir tane iki tane on tane değil her yere yerleştirmiş adamlar. “Hadi seçime gidelim” diyor, öyle seçim olmaz. Önce bu konunun mutlaka hallolması lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğraflar vardı helikopterin vurulmasıyla ilgili.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Baksana her yerden vurmuşlar-ki, Allah korumuş yine, biçimsiz bir yere gelebilirdi. Normalde düşerdi bu helikopter, çünkü her yeri alet-edevat dolu. Bir kabloyu koparsa bir şeyi koparsa, düşürür. Bir kere uçaksavar dahil yani bölgede silah ne varsa hepsini toplaması lazım. O kadar silah mühimmat ne işi var orada? 15 saat çatışma. Bak Türk ordusu 10 bin mermi sıkmış, bunlar da en az 20 bin mermi sıkmıştır. Bu kadar mermi buraya nasıl giriyor kardeşim? Kamyonla getirmek lazım.

EMRE ACAR: Adnan Bey, bir de siz, “PKK asla silah bırakmaz, komünist ideolojiye ters” demiştiniz. Belli ki bırakmamışlar hiçbir şekilde silahlarını.

ADNAN OKTAR: O bir kere çok kötü bir hikaye. O hiç yakışmıyor siyasilerin ağzına. Halkı pasifize edecek bir üslup bu, çok samimiyetsiz bir üslup. Milli şuuru teşvik etmek lazım. Bütün milletimizin bu konuda duyarlı olması için, eğitimden geçirilmesi lazım. Türk ordusu yaman delikanlı, maşaAllah. Bak aslanlar nasıl hazırlar? Gazi olmuşlar hepsi gülüyor, maşaAllah. Ben dedim, “gidip sarılsınlar, öpsünler alınlarından, takdir etsinler” dedim, maşaAllah hemen başbakan gitti, alınlarından öptü çok güzel oldu baya hoşuma gitti duygulandım, baya hoşuma gitti bakınca. Güzel bunlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: MHP Lideri Devlet Bahçeli, Ağrı’daki çatışmayla ilgili açıklama yaptı. Sayın Bahçeli yaptığı yazılı açıklamada: “Şayet AK Parti’yle PKK arasında danışıklı dövüş bir saldırı planlanmış ve Mehmetçiğin kanı üzerinden bir siyasi tasarım projelendirilmişse, bilinsin ki bunun hesabını hiç kimse veremeyecektir.”

ADNAN OKTAR: Yok zannetmiyorum. Şimdi her halükarda PKK’ya bir meydan okunması gerekiyor. PKK’ya meydan okunmazsa, bu adamların azgınlığı gittikçe taşarak devam eder. Bir yerde kafalarının ezilmesi gerekiyor, nasıl olacak bu? Korkutulmaları gerekiyor yani. Ama ben tabii kan akmasını istemiyorum, kan aksın istemem ama silah gösterisiyle, silah kalitesiyle, asker gücüyle yıldırılabilir PKK. Yani çatışma olmadan dehşete düşürülebilir. Kahredici bir üstünlük gerekiyor, kahredici bir silah üstünlüğü. Bir de bu çakalların bütün silahlarını toplamak lazım. Özellikle uçaksavar nasıl getirisiniz oraya? İnanılır gibi değil. Bahar şenliğine uçaksavar getiriyor adam. Bir de kendi silahlarıyla gidiyorlar acayip şımarmışlar. Bir de demiler ki, “bunda ne var her zaman geliyor bunlar şenliğe, PKK’lılar hep halkla böyle.” Normal hayat haline gelmiş. Müthiş bir arsızlık var. Onun için hükümetin müdahale etmesi şarttı, bu bir tanesi. Yüzlerce binlerce müdahale gerekir. Her yerde bunların korkutulması gerekiyor, kafalarının ezilmesi gerekiyor. Silah gücü, silah üstünlüğü, silah kalitesi olayı halleder. Adam öldürmeye, asmaya, kesmeye gerek yok. Ama Allah vermesin nefsi müdafaaya mecbur kaldıklarında yapacak bir şey kalmıyor tabii. Düşünmek dahi istemiyorum ben. Çünkü kan çok korkunç bir şey, insan ölmesi çok korkunç bir şey, gönlümüz hiç istemez. Ama mesela 15 saat değil de, 15 dakika çatışacak kadar gücünün olmayacağı bir durum oluşturmak lazım PKK’ya. Eğer silah üstünlüğü çok fazla olursa, böyle 15 saat çatışma olmaz. Ben daha önce de söylemiştim, bölgeyi öyle bir donatırsın ki silahla, öyle kaliteli silahlarla donatırsın ki, 15 saat çatışacak hali kalmaz adamın. 15 dakika bile çatışamaz. Bunu ihmal etmesinler, rica ediyoruz. Sonra genel savunmada roket konusu çok önemli. Daha hala ‘roket yaptık yapacağız, Çin’den aldık alacağız.’ Bizim mühendislerimiz yapar, çok basit bir şey. Herkes yapıyor, cümle alem yapıyor, Hindistan yapıyor, Pakistan yapıyor, İran yapıyor, biz mi yapamayacağız? Katı yakıtlı da yapabilirler, sıvı yakıtla da yapabilirler baya basit prensiplerle. Model de var ellerinde, birçok model var, açsınlar baksınlar yabancı roketlere, oradaki tekniğin bir benzerini yapacaklar bu kadar basit.

“Kürt kardeşlerimiz, kendi Mehmetçiğini, kendi askerini koruması son derece doğaldır, elbette kendi kardeşlerini taşır, kendi kardeşlerine yardım eder.” Ferhat Şivdar. “İşte o Kürt kardeşlerimiz HDP’li Demirtaş sevdalısı. İnşaAllah, siz de HDP’ye oy verirsiniz.” Şimdi HDP’li olması beni rahatsız etmez, Demirtaş’ı sevmesi de beni rahatsız etmez. Selahattin Demirtaş temiz bir delikanlı. Türkiye’nin bölünmesi konusunda bir garanti verseler, bizim bir derdimiz yok. Mesela “Allah Türkiye’yi böleni kahretsin” desin. Bölmeyi azmedeni kahretsin, Allah belasını versin” desin. Desin, alnından öpeceğim. Bizi tedirgin ediyorlar. Hop oturup hop kalkıyoruz, sabah akşamı düşünüyoruz, bölecekler mi bilmem ne yapacaklar mı diye. Hükümetin içinde de orijinal tipler var. Tayyip Hoca’yı da sıkıştırıyorlar, Başbakanı da sıkıştırıyorlar. Yurt dışından da it-kopuk var baş belası adamlar. Ne manyaklık yapacakları da belli değil, ne düşündüklerini de insan bilmiyor. Cins tipler. Şimdi en tehlikelisi Allah vermesin, Allah muhafaza öyle bir hat oluştururlarsa Güneydoğu’da Türk-İslam Birliği bitti. Mahvolduk gitti. İslam alemi asla birleşemez ondan sonra, yani konu kapandı demektir. Müslüman da bırakmazlar ondan sonra, bütün Müslümanları kazırlar. Çünkü orayı kestin mi ondan sonra katliam, her yerde doğrarlar Müslümanları. Artık yardım gitmesi mümkün değil. Çok büyük bir tehlike bu. O yüzden Selahattin Demirtaş bilmiyorum müstakil gücü var mı? Şahsı temiz bir delikanlı onun, ben yüzünden anlıyorum baya efendi yani. HDP’lilerin de büyük bölümü efendi ben görüyorum, anlamayacak durumda değiliz. Modernlikleri güzel, kadına önem vermelerini saygıyla karşılıyorum. Mesela hiç görülmemiş bir şey, neredeyse yarısı kadın. Mükemmel bir şey bu, modernlikleri güzel, bağnazlığa karşı olmaları güzel, Bediüzzaman’a saygı gösterirler, dine saygı gösterirler, bunların hepsi güzel.

Bize en hayati konuda rahatlatacak bir açıklama istiyoruz. “Allah Türkiye’yi bölmeye kalkanın bin türlü belasını versin” de, “dünyanın en karaktersiz, en aşağılık adamı Türkiye’yi bölmeye kalkan adam” de. De ben de HDP’ye vereyim. HDP’yle bizim bir alıp-veremediğimiz yok. Temiz insanlar bakıyorum, birçoğu temiz insan. Çok karanlık adamlar a var içlerinde. Abuk-sabuk adamlar da var. Bilmiyoruz ki neyin nereye gideceğini. Ve PKK destekliyor bu çok ürkütücü, çok onur kırıcı bir şey HDP için, PKK’nın destekliyor olması. İttihad-ı İslam’ı isteyin, Türk-İslam Birliği’ni isteyin, İslam alemiyle birleşelim, sınırlar kalksın deyin, rahat edelim deyin. Sizin elinizde değil mi? Sen benim orada Kürt kardeşlerimi sıkıştıracaksın, dağlık alanda, Mardin, Siirt oranın arazisi çok sert, sert iklim. Ne yapıyorsun, orada hapsedeceksin insanlarımızı? Bırak özgür olsunlar, Irak’a da gitsin, İran’a da gitsin her yere gitsin. Antalya’ya gelsin, Adana’ya gelsin. Deli misiniz siz, onları orada bir çerçeve içine alacaksın, komünist rejimi getireceksin iflahını keseceksin. Ben ölümüm pahasına müsaade etmem buna. Kanunla hukukla ne gerekiyorsa yaparız. Bunlar zannediyor ki, biz yaşamaya meraklıyız, benim öyle bir derdim yok. Hiç kimsenin öyle bir derdi yok. Biz anlatamıyoruz olayı herhalde. Yaşama sevdalısıyız zannediyorlar. Bir şey yok. Vatan bölündükten sonra biz yaşasak ne olur, yaşamasak ne olur? Olmaz böyle şey.

Demokratik özerklik falan, bizi tedirgin etmeyin olmaz, bu da olmaz. O bölünmeye gider, belli. Direkt bütünlüğün üstünde duracaksınız. Böyle kibar lafları bırakın. Türkiye bölündükten sonra ben BDP’yi, bilmem kimi ne yapayım? Demokratik özerklik ne demek kardeşim? Demokratiği niye onun sütüne ekliyorsun sen? Özerklik direkt bölünmek demek, Türkçe konuşsana. Sen çiçekli güllü bana bölünmeden bahsediyorsun. Biz çocuk değiliz. Münasebetsiz üsluba gerek yok. Demokratik özerkliğin tek açıklaması, Türkiye’nin bölünmesidir. Ve bu kadar tedirginlik vermenin, üstümüze üstümüze gelmenin bir alemi yok. Bizi mi delirteceksiniz? Sonra da bak böyle olaylar oluyor. Çok üstümüze gelirseniz bu olur, buna benzer olaylar olur. Silahla tüfekle sen bahar şenliğine gelirsen uçaksavarla, asker ne yapsın? Can havliyle kendini koruyacak tabii ki. İş çıkartmayın. Yoksa ben Selahattin Demirtaş’ın dürüst olduğunu görüyorum, yüzünden belli. İnsan anlamıyor konumunda değiliz, görüyoruz. O Pervin Buldan falan hanım kadınlar kızlar. Bir kısmı biraz militan üslubu var. Polise falan saldıran tipler var, tipinden belli onlar, çok sertler. Kürtler millet olarak çok mübarek insanlar, kavim olarak çok sevdiğim insanlar, çok efendidirler. O milletvekili seçilemeyen bir kardeşimiz var AK Parti’den Abdurrahman Kurt, çok mükemmel bir insan, şahane bir insan o. Delikanlının hası, efendilik, terbiye, nezaket üstünden başından akıyor. Bunu da anlayamadım, onu niye milletvekili seçtirmediler? Liste başına koysana, daha ne istiyorsun? Kürtler de herkes seviyor. Ta bilmem kaçıncı sıraya koymuşlar, o da darıldı küstü herhalde vazgeçti. Haklı da yani. Bu Kürt kardeşlerimiz hep çileden geçmiş insanlar, acıyı çok çekmiş insanlar. Acı çok çeken insan çok efendi olur, sevgiden güzel anlar, nezaketten güzel anlar. Allah çok güzel terbiye etti. Acının içinden gelen insanlar. Ama ben bu kardeşlerimiz komünizme teslim ettirmem bu kardeşlerimizi. ‘Deli deliyi görünce değneğini saklar’ derler. Sen delilik yapmaya kalkarsan, ben bin misli deli olurum. Manyaklığı bırakacaksın. Kanunla hukukla tepene binerim, aklını başına alacaksın.

Mesela asker alana inerken, PKK ateş etmeye başlamış. Ne yapsın çocuklar askerler? Bize bir yol göstersinler, ne yapılması gerekiyor?

Genelkurmay ikide bir bu adamların zırvalarına bu kadar cevap vermesine kâle almasına gerek yok. Çok tedirgin oluyor Genelkurmay, bunlar bir şey dediğinde. Çakal bunlar PKK, bunlara ne cevap veriyor yani? Tenezzül etmesinler. Bir de Genelkurmay’ı bu çakallarla muhatap etmemek lazım. Bunlar sosyal medyada bir ahlaksızlık yaptığında, Genelkurmay’ı koruyan bir üslup uygulaması lazım gençlerin. Sessiz sedasız izlemek olmaz. Genelkurmay o zaman mecburen kendini savunuyor. Bu çakallar Genelkurmay’a bir laf ettiğinde gençler lafı oturtsunlar. Lafın altında kalmasınlar.

“Kürt milliyetçiliği diye bir grup var. Bunlar gençler arasında çok yayılmış ve mutlaka önlem alınması gerekiyor. Çünkü Türk Devleti bizi her halükarda ezer, bunlar vazgeçmez diyorlar.”

Bu telafi edilebilir, bu tamam hakikaten devlet içindeki derin devlet çok ezdi Kürt kardeşlerimizi bu doğru, yılmış olabilirler, o konuda haklılar. Ama bu telafi edilebilir. Daha çok sevgi, daha çok saygı, daha çok özgürlükle telafi edilebilir. Bir de şikayetçi oldukları bir şey varsa, bize söylesinler. Kim onları ezebilir? “Her halükarda ezer bunlar” diyor. Ama bazı psikopatlar hakikaten manyak oluyorlar. Mesela Alevi’ye kafayı takıyor, haysiyetsiz adam deli gibi ömrü boyunca vazgeçmiyor. Her ne yaparsan yap vazgeçmiyor. Mesela Kürt, manyak gibi nefret ediyor, deli gibi bunlar. Çok ahlaksız bunlar, insan değil bunlar mahluk, şeytan bunlar. Bunlara insan demek doğru değil.

Barzani’yi çok seviyorlarmış. Bizde seviyoruz. AK Partililer daha dürüst davransınlar. Yani gıcık etmesinler milleti. AK Parti’nin üstünde çok büyük sorumluluk var. Bir parça samimiyetsizlik, bir parça dürüst olmadıklarına dair bir delil, baya kızdırır, çünkü o gözle baktıkları için. Daha bu günler geçer, bunların hepsi düzelir de, daha titiz olmak lazım.

“Doğu’ya gelen valiler bize saygı göstermiyorlar, bizi aşağılıyorlar, bize tepeden bakıyorlar” diyor. Olabilir, öyle ahlaksızlık yapan olabilir, devlet bu konuda çok titiz olsun. Vali mesela hakikaten kasım kasım kasılıyor, böyle önünü ilikliyor, badem bıyığını böyle yağlıyor. Badem bıyığa karşı değilim de, çok gıcık hareketler yapıyorlar. Yani vali kasılması, sen daha dünkü delikanlısın. Dokuz ay on günlük adamsın, benim sayemde benim verdiğim parayla vali oluyorsun neyine hava atıyorsun sen, kime hava atıyorsun? Ve benim Kürt kardeşimden senin ne üstünlüğün var. Üstünlük takvayladır. Senden daha takva o adam. Sen neyine kasım kasım kasılırsın? Buna müsaade etmemek lazım. Mütevazı olmayan, saygılı olmayan valiyi görev vermemek lazım. Mülakatla valiliğe görev verilsin. Baktın adam kasım kasım kasılıyor “yok kardeşim sen merkez valisi ol” dersin, olur biter yani.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Wall Street Journal Gazetesi’nde, Ortadoğu’da yeni sınırlar çizilmesi gerektiğini anlatan bir makale yayınlandı. Buna göre Türkiye Irak ve biraz da İran’dan toprak alınarak Kürdistan, Suriye’de Lazkiye tarafında Alevistan, Orta Suriye ve Irak’ta Halifelik, Irak’ın aşağısında Şii Cumhuriyeti kuruluyor. Ayrıca Suudi Arabistan da parçalara ayrılıyor. Yemen de ikiye bölünüyor. Bu gazete, Türkiye Hükümeti aleyhine en sert yazıların çıkığı gazete. Neoconların da, ağırlıklı etkisi var.

ADNAN OKTAR: Çok illetler ne kadar basit görüyorlar Ortadoğu’yu. İnsanlar ne kadar kolay görüyorlar. Ne kadar ilkel kafaları. Biz Amerika’yı bölmeye kalkıyor muyuz?

Bazı Devlet adamlarını hakikaten ben görüyorum hakikaten ben görüyorum, böyle geliyorlar. Zorun ne oluyor? Banyoya giden, yemek yiyen zavallı bir insansın, ne kasılıyorsun? Bir de Güneydoğu’da halk zaten titiz o konuya, alnını kaşır gibi deli misin sen be adam? Mütevazı olsana, mazlum olsana gidip sarıl, sev öyle yaşlılar, çok severler Güneydoğu insanları muhabbeti, sevgiyi, saygıyı. Sen tepeden bakarsan o rencide olur. Baya üzülür, çok gururuna düşkün insanlar. Sen orayı ezmeye kalkıyorsun, kimsin sen? Normal bir insansın sen, niye bunu yapıyorsun? Peygamberimiz (s.a.v)’in tevazusunu örnek alsana. Peygamberlerin mütevazılığını örnek alsana. Şu iş mi? Ne yapacaksın ayrıca tepeden bakıp ta? Sadece öfke meydana gelir. Sevgisizlik meydana gelir, başka ne yapacaksın ne işine yarayacak yani? “Vali böyle olur, bilmem ne böyle olur” böyle olmaz, o senin kendi uydurman. Hayalinde herhalde çocukluğunda öyle bir kafa geliştirmiş.

Dinliyorum,

BÜLENT SEZGİN: Katoliklerin Ruhani Lideri Papa Francesco, “1915 olaylarını anmak için Vatikan’da düzenlediği ayinde 20. yüzyılın ilk soykırımının Ermeni toplumuna karşı yapıldığını” iddia etti.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi benim Ermeni kardeşlerimi orada vefat ettiler biliyoruz. Hakikaten yüz binlerce vefat etti. Peki, Anadolu halkı? Orada bir kavim yok oldu. Yani Türk asıllı Kürt asıllı olan bir kavim, belki bir milyon insan yok oldu. Hep toprağın altı şehitler ile dolu. Bundan niye bahsetmiyorsun? Orada bir savaş olmuş, korkunç bir savaş olmuş. O onu kırmış, o onu kırmış, olay bu. Çok acı olaylar, o zaman Faşizm etkisi vardı, dehşet vericiydi ortalık. O Akdamar Kilisesini gösterdiler, içim sızladı. Keşke orada Ermeni kardeşlerimiz olsa, evleri olsa onların orada, böyle kasabaları, köyleri olsa, onları ziyarete gitsek. Sanatçı oluyor onlar güzel insanlar. O Akdamar Kilisesinin olduğu yerlerde. Yerleşim olsun oralara yerleşsinler. Gittilerse, dönüş olur kardeşim. Gidişin kötü olursa dönüşün muhteşem olur. Gel iftihar ederiz sınırları kaldıralım. Ermenistan’ın sınırını açalım dedik, hazırlık yaptık, hükümette hazırlandı, gayet güzel Dışişleri Bakanıydı o zaman Sayın Davutoğlu o da girişimde bulundu, her şey tamam, milli maç yapacağız dediler, burada adama küfür ettirdiler burada. Kardeşim böyle bir şeyde, oraya sen sivil polis getireceksin. Orada sivil halk olmaz. Yani bunun ayarlanması lazım. MİT elemanları göndereceksin. Orada teşci edeceksin. Ermenistan’ı tebrik eden bir alkış, Ermenistan Milli takımını, Türk Milli takımı ile o dengeli yani oraya en az bin, iki bin polis, en az iki yüz, üç yüz MİT elemanı gönderilmesi lazım. Halkın arasına dağılacak ve onları yönlendirecek. Başıboş bıraktılar adamları, küfür ettiler orada. Ondan sonra herhalde baş başta konu bitti. Ve müthiş bir nefrete dönüştü yeniden ayarı gitti adamların. Emek, emek bir yere kadar getirdik, bir kalemde bitirdiler. Ben söyledim dedim ki, toprak meselesini gündeme getirmeyin. Ayıp dedim. Bu hallolur önce bir dostluk, bir kardeşlik, arkadaşlık yap. Selamun Aleykum, önce bu toprağı bir halledelim. Kardeşim hakaret eder gibi bir şey. Adamın o şekilde kabul eder mi? Burada dostluk olarak bir şey görüyor mu? Veya sana misafir geliyor önce bir para ver de, sonra seninle konuşalım der gibi. Önce bir toprağı ver. Kardeşim adam almış senden toprağı, onun bir nezaketi vardır. Böyle olmaz. Dost olursun, arkadaş olursun, seversin. Adam ne yapsın zaten bomboş o arazi. Yerleş diyorlar da. Bir nezaket ile Azeri kardeşini toplarsın oraya, sessiz sedasız oraya yerleşirler. Kimse de bir şey demez buna. Ama nezaketi vardır. Önden sen toprak talebinde bulunursan, işte böyle olur. Yani her şeyin bir nezaketi vardır. Azerbaycan’ın etkisinde kaldılar. Azerbaycan’ın gururu kırıldı tabi ki der öyle şeyler. Ama sen ağabey konumundasın ve araya gireceksin. Diyeceksin şimdi toprak işini sen karıştırma ben bunu hallede cem. Sen gel önce ahbap olun, arkadaş olun toprak işi hallolur. Selamun Aleykum toprak, öyle dersen adam senle ahbap olmaz. Bir türlü beceremiyorlar.

Allah hepsine sevgi nasip etsin. Allah onları hidayetle sarsın. Genel olarak herkese, Allah sevgi nasip etsin. Ben biliyorum çocukluğumuzda Kürt dendiğinde, adam irkilirdi. Suçtu adeta. Çok büyük bir ahlaksızlık, inanılır gibi değil buna kapıyı açmışlar. Ama bu milli felaket, müthiş bir rezalet. Sen kendi vatandaşına nasıl böyle küçük düşürecek bir üslupla yaklaşırsın? Adam yerine koy. Sen kimsin peki? Kürdoni merdoni - mert olur Kürtler.

Mesela bazı sapıklara göre Sırp, en büyük düşman. Yani manyak adam. Nur gibi çocuk, ne suçu var? Mesela Hristiyan olması, zaten işi bitiriyor. Manyak gibiler. Nasıl bir sevgisizliktir, vahşiliktir, ben anlayamıyorum. Mesela Kürt çocuklar, ufaklıklar, lastik ayakkabılarından minik patileri parmakları fırlıyor, acayip şekerler, adam ona kasılıyor. Ahlaksızlık yapma, terbiyesizlik adam. Sen ayağına kapan o çocuğun, sen kimsin? Kasılıyor çocuğun yanında, böyle kasım kasım kasılıyor. Melek gibi bir varlık. Sen kimsin? Akıl almaz canlarını yaktılar, ben biliyorum.

Psikopat ırkçılar vardı ama manyak böyle genetik ırkçı, tam klasik faşist, manyak yani Şaman ayinleri yapıyor, oluyor manyak gibi deli yani. Onlar Kürt, Alevi, herkese düşmandır. Tam psikopattırlar. Ve akıl almaz işkence yapıyorlardı. Ama o bela devri gitti. O zaman Sünnileri de mahvettiler, Sünni Müslümanları, dehşet saçtılar. Böyle canlarım benim, böyle melekleri komünistlerin eline vermem. Allahsız, Kitapsız, Stalinist, anarşist, kan dökücü, psikopatların eline vermem. Canım pahasına vermem. Böyle bir şeye müsaade etmeyiz. En büyük yanılgıları canımızın tatlı olduğunu düşünmeleri. Neyini test ediyorsun, Allah muhafaza. Denersin de bir kere denersin, o zaman dünya kalmaz ondan sonra. Deliliği bırak.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey yarın saat 18:00’da A9 TV’de Hayata Dair programının konuğu ünlü ressam Semiha Berksoy’un kızı tiyatro sanatçısı Zeliha Berksoy.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hanımefendinin sohbetlerinden istifade ederiz. Hoş gelmiş sefa gelmiş memnun oluruz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Almanya’nın önde gelen gazetelerinden Berliner Zeitungi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın son dönemde attığı adımlara ilişkin değerlendirme yazısı yayımladı; “30 yıldır Güneydoğu Anadolu’da sürdürülen iç savaşı sona erdirmek için PKK’yla barış görüşmeleri başlatması Erdoğan’a prestij kazandırmıştır” diyen gazete, “Erdoğan’ın süper başkanlığı uğruna milliyetçi seçmeni safına çekmeye ve generallerle dayanışma arayışına girmesinden beri ordunun PKK’ya saldırmaya başlaması son derece vahimdir. Erdoğan’ın denenmiş seçim reçetesi daha sonra milletin kurtarıcısı unvanını alabilmek için provokasyona ve kutuplaştırmaya ağırlık vermektir. Ancak seçim taktiği icabı orduya tıpkı eskisi gibi PKK’nın üzerine gitme yetkisi verirse, bizzat Kürtler bu barışma sürecini sabote edip en önemli siyasi projesini baltalamış olur. Türkiye ve Ortadoğu yeni bir iç savaşı kaldıramaz, şimdi Türkiye’deki Kürtlerin basiretli davranmalarına bağlı.”

ADNAN OKTAR: Daha hala iç savaş muhabbeti yapıyor. Bir avuç it kopuk var. Bir şekilde ona müsaade ettiler bu çakallar, her yere gitti yerleştiler. Bu lağımın temizlenmesi kırk sekiz saat sürmez. Ordu bir koldan girer bir koldan çıkar. Artistlik yapmasınlar nerenin iç savaşı? Kürt kardeşlerimiz vatanını milletini devletini coşkuyla seviyor, bak askere nasıl muhabbet duyuyorlar. Vicdanlıdır, hepsi Allah’tan korkan adamlar. Komünistlerin safında olmaz onlar. Stalinistlerin, anarşistlerin safında olmaz. “Tayyip Hoca taktik yapıyor” diyorlar. Nerenin taktiği? Bu askeri çatışma askerin kendini korumasıyla ilgili bir şey, hükümete prestij kazandıracak bir yönü yok bunun.

BÜLENT SEZGİN: Bir araştırma şirketinin çalışması vardı. Dünyanın ülkelere göre dindarlık oranını ortaya koymuşlar çalışmada. Araştırma sonucunda; “dünya nüfusunun üçte ikisinin kendisini dindar olarak tanımladığı çıktı. Türkiye’de dindar olduğunu söyleyenler yüzde yetmiş dokuz çıktı. Yüzde on üçlük bir kesimse, dindar değilim cevabını vermiş. Türkiye’de ateistlerin oranının yüzde iki olarak görüldüğü araştırmada, kendisini din konusunda her hangi bir şekilde tanımlamayanların ya da soruya cevap vermeyenlerin oranı yüzde altı olmuş. Dünyanın en dindar ülkesi yüzde doksan dörtle Budist Tayland olurken, bunu Ermenistan, Bangladeş, Gürcistan ve Fas, yüzde doksan üçle takip etmişler. Çin yüzde yedi ile dindarlığın en az olduğu ülke olarak dikkat çekti. Çinlilerin yüzde Altmış biri ateist olduklarını söylediler. Japonya’da dindar olduğunu söyleyenler yüzde on üç olurken, İsveç yüzde on dokuz, Çek Cumhuriyeti yüzde yirmi üç ve Hollanda yüzde yirmi altı ile en az dindar nüfus belirleyen diğer ülkeler sıralamasında. Filistin’de dindarım diyenler yüzde yetmiş beş çıkmış. İsrail’de bu oran yüzde otuz.

ADNAN OKTAR: Dindar. Allah Allah nasıl oluyor, ben İsrail’i hep dindar bilirdim. Darwinist eğitimle mahvettiler onları da. Bu Budistler nasıl inanıyorlar bu işlere, ben bunu anlamıyorum. Koca koca adamlar. Çok zor bir din, çok garip bir din karmakarışık. İnsanlara ızdırap başka bir şey sunduğu yok.

Bugün akşam ne anlatayım imani konu olarak?

Biraz da masonluktan bahsetsek olmuyor mu? Madem üstadız, madem mason üstadı azamıyım. İtalyan mason, üstad kendisi, İtalyan localarının başı, “Türkiye’de loca kurma yetkisi veriyorum sana” dedi. Biz daha hala loca kuracağız.

Havalar bir yazı bulsun da, o masonları davet edelim.

Evet, birileri bir şeyler söylesin.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Huffington Post’un iddiasına göre; “Türkiye ve Suudi Arabistan Esad rejimini yıkmak için askeri ittifak kuruyor. Planlanan ortaklık çerçevesinin Türkiye’nin karadan asker göndermesini, Suudi Arabistan’ın da hava saldırılarıyla destek vermesini öngördüğü” iddia edildi.

ADNAN OKTAR: Yok onunla baş edemezler. Bak şimdi, Esad’la savaş demek Çin ile savaş demektir. Rusya ile savaş demektir. Hindistan ile savaş demektir. İran ile savaş demek. Dolayısıyla hiç bir zaman bu savaş bitmez.

Madde konusunu anlatmayayım, milletin olan aklı da gider bazı kişilerin. Bazı insanları çok sarsabilir bu. Çünkü zayıf insanlar var, onlarda çok olumsuz etki yapabilir.

Bayram Uzun; “Selam Hocam iyi yayınlar. Ailece izliyoruz. Ben Kürt’üm, seni de Kürtleri sevdiğin için seviyoruz” diyor “moral veriyorsunuz Hocam” diyor.

Allah vermesin, eğer bu ruh ölürse dünya ölür. Ben ırkçı değilim ama dünyanın en güzel insanları Türkiye’de. En güzel terbiye burada, en güzel sevgi burada, en güzel insanlık anlayışı burada. Şu coşkuya şu güzelliğe bak. Şu aşka bak, maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey Akdamar kilisesinin bir fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Şu hoşluğa bak. Bak, o dağın eteklerinde çok nazlı bir görünümü var, muhteşem bir görünümü var. Şimdi orada Ermeni köyleri olsa böyle onlar telkari yapıyorlar, böyle güzel şeyler yapıyorlar, sanatçı insanlar. Onlara misafirliğe gideriz, dost oluruz. Bu insanları küstürmenin bir alemi yok. Çağırsınlar Ermenistan’dan gelsinler. Yerleşsinler oraya ya, köy yapsınlar. Ziyaretlerine gidelim. Akdamar kilisesi açılsın, aktif kilise olarak. Güzel insanlar bu insanlar, bunu nasıl anlayamıyorlar, ben bunu anlayamıyorum. Bir süstür. Museviler mesela Türkiye’nin bir güzelliği Museviler. İspanya’ya gidiyorlar Türkiye’den, çok utanç verici bir şey. İnsan yalvarır gerekirse rica eder, “biz sizi nasıl küstürdük ne yaptık, etmeyin. Muhabbetimize sevgimize ne oldu, ne hatamız varsa telafi edelim” deyin, bir şey deyin de yapmayın gitmesinler. Rumlar yazık hepsi gitti. Gelsinler yine Taksim’de Beyoğlu’nda açsınlar yine o terzi dükkanlarını, o sanatçı olan insanların o güzel faaliyetlerini oralarda görelim. O güzel şivelerini görelim. Ne oluyor böyle, her yeri yalnızlaştırıyorlar. Türkiye’nin süsü onlar.

“Halk derken CHP’yi kastediyorsunuz herhalde, biz istiyoruz çünkü. Halk biziz.” Serhat. Bu katı siyasi militan üslup, çocukça geliyor bana, futbol takımı gibi. Tamam, CHP Türkiye için tabii bir güvencedir, bir güzelliktir ama bu üslup neyin nesi böyle? “Halk biziz” uç izahlar yani.

Hozo Ozan Yılmaz. İşte biz o görevi en mükemmel bir şekilde ifa ediyoruz. Ben yeterliyim o konuda.

Niçievan; “Artık her gün Adnan Hoca’yı izleyeceğim. A9 TV’de” diyor. “Eğlenceli güzel sohbetler var” diyor.

“Adnan Bey, kanunla hukukla PKK temizlenir mi? PKK tabii ki Kürtleri temsil ediyor, yoksa yıllardır yaşar mıydı?” Kürtleri niye temsil etsin? Komünist Stalinist bir düşünceyi temsil ediyor, bir ideoloji partisidir. Marjinal bir terörist anarşist, Stalinist bir hareket. Klasik komünist bir harekettir. Kürt kardeşlerim dehşete kapılır öyle bir şeyde.  Allahsız, Kitapsız aileyi dini reddeden bir sistem. Kanı iliği çekilir Kürt kardeşlerimizin böyle bir pislikten. Nasıl desteklesinler Kürtler öyle bir şeyi?

Birisi bana bir şeyler söylesin.

 BÜLENT SEGİN: Emniyet genel müdürlüğünden tüm illere gönderilen yazıda “Suriye bağlantılı bazı kişilerin bombalı saldırı hazırlığında olduğu” belirtildi.

 ADNAN OKTAR: Bombalı saldırı. Uyanık olmak lazım, çok insanın ben görüyorum, ağzı açık geziyor. Kadın elinde tüfekle piyade tüfeğini boynuna asıyor onunla geziyor fark edemiyorlar. Otomatik silahla boynuna asmış geziyor. Hayır kadını da kurtarın “yapma” dersin “bak, genç delikanlı kızsın, yazık sana” de. Üstüne kapan, al elinden silahı. Hatta insanlar konuşursun şey yaparsın, bir şekilde onu fikren kurtarmaya çalışırsın.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ermenistan Dışişleri Bakanı Eduard Nalbandyan, Papa Francis, sizin Ermeni temsilini soykırım olarak nitelemesine ilişkin Türkiye’nin verdiği tepkiyle ilgili şöyle bir değerlendirme yaptı: “Türkiye’nin geri kalan uluslararası toplumdan farklı bir dil kullandığı durum içindeyiz. Ve başka bir dil konuşmaktan da anlamıyor gibi görünüyor.”

ADNAN OKTAR: Kardeşim Ermeni katliamı olmaz demiyoruz ki, bu adamlar bir türlü anlamıyorlar. Ve onlar bizim kardeşimizdi, bizim içimiz yanıyor. Yani biz böyle bir şeyden mutluluk duymayız. Çoluk çocuk binlerce on binlerce insanın öldürülmesi dehşet verici bir şey. Ama aynı dönemde aynı bölgede olan Kürt ve Türk kardeşlerimiz kitleler halinde şehit edilmiş Mezarların bir tanesi iki tanesi üç tanesi olayı ispat etmiyor. Yüzlerce mezar var onu ispat ediyor. Toplu dehşet verici bir katliam olmuş. O zaman faşizmin en kudurduğu dönem, en azdığı dönem. Bundan hiç kimse memnun değil. Hepsine acıyoruz hepsine ızdırap duyuyoruz. Durup durup aynı şeyi söylüyorlar. Biliyoruz bilinmez olur mu? Farkında değiliz zannediyor. Farkındayız, biliyoruz. Ama o dönem kıyasıya savaş oldu.  Ve ben dedim “telafi edelim” diyoruz, ayrıca bir şey dediğimizde yok. Açın Ermenistan sınırını gelin, bak Van’da daha önce bulunduğunuz nereler varsa, her yerde köyler kurun, kasabalar kurun iftihar ederiz. Gelin birlikte yaşayalım. Yani çok vakit geçmiş, o devrin azgın faşistleri dehşet saçmışlar. Peki, bunun suçunu şu an bu insanların üzerine yüklemenin bir âlemi var mı? Biz ortaya çıksak desek ki; “bak burada yüzbinlerce Türkü şehit etmişsiniz, hesabını verin.” Bunun mantığı yok ki. Muhatap hiç kimse kalmamış şu an. Mezarlarda benim canlarım birbirine sarılmış çoluk, çocuk yüzbinlerce insan nereyi kazsan, mezar kaynıyor. Ermeniler tarafından katledilmiş. Tabii Türkler Ermenileri katletmiş, onlarda çok fazla katliam yapmış. Faşizmin dehşet verici bir ruhu bu. Darwinist düşüncenin meydana getirdiği bir felaket arsızlığı. Bunu telafi etmek önemli. Gelin dost olalım, kardeş olalım. O devrin acısını unutalım hani onu deşelemenin bir âlemi yok. Sadece üzülürüz. Sadece acı duyarız, başka bir şey olmaz. O mezarları açtık mı, içimiz yanıyor. Yani bu keyif verici bir şey değil ki. Bunun örtbas edilmesi lazım, bu konu edilmemesi lazım. Bu çirkin savaşın bu dehşet verici Ermeni Türk soydaşın olduğu dönemde Anadolu’da şehit olan Müslümanların toplam sayısı teknik tespit edilen iki buçuk milyon. Dehşet verici bir şey bu. İki buçuk milyon halk, yok edilmiş. Van’da yüzde atmış ikisi, Bitlis’te yüzde kırk ikisi, Erzurum’da yüzde otuz biri, Diyarbakır’da ise yüzde yirmi altısı şehit edilmiş. Bu dehşet verici bir olay. Biz gündeme getireceksek, bizim gündeme getirmemiz lazım. Biz gündeme getirmiyoruz. Bunlar hatırlanmaması gereken şeyler. Onu hatırlarsak üzülürüz, başka bir şey olmaz. O zaman birkaç milyon Ermeni şehit edildi, doğru. Yahut vefat etti. Bunları ortaya getirince ne kazanacağız biz? Bir kör savaş. Dehşet verici bir kör savaş olmuş. Benim Said dedem vardı, o da anlatıyordu, “bizzat gördüm ben” diyordu yani katliamları. O zaman askermiş o gördüm diyor yani.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz daha önceden hatırlatmıştınız Adnan Bey. O zaman o mantıktan Avustralya’dan bütün Arap ülkelerine kadar hiç kimseyle görüşemeyiz, İngiltere’yle, Yunanistan’la. Savaştığımız bütün ülkelerle bu şekilde olacaksa.

ADNAN OKTAR: Tabii. Yunanistan’la biz savaştık. Oluk gibi Yunanlı kanı aktı. Ruslarla hani oluk gibi Rus kanı aktı. Bunlar kör savaşlar. Bunlar, bölünecek, anlatılacak, konuşulacak, düşünecek şeyler değil. Kâbus bunlar, korku filmi gibi. Bizim unutmamız gerekiyor böyle şeyleri.

AYLİN KOCAMAN: Genelde Ermenistan’ın değil de Ermeni lobisi Amerika’daki grubundan bu tutumu söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Hayır bir faydası da yok yani bir anlamı da yok sadece düşmanlık, öfke, kin meydana gelir bir anlamı yok ki. Gelsinler bak Akdamar Kilisesi boş. Orayı süslesinler, oralara yerleşsinler. Biz onların ziyaretine gidelim. İftihar ederiz. Yani o bölgede istedikleri yerde gelsin yerleşsinler. Ermenistan’ın kapısını sonuna kadar açalım. Vize pasaport kaldıralım. Zaten geliyorlar, yüzbinlerce Ermeni gelip çalışıyor Türkiye’de her gün. Her gün sınırdan giriş yapıyorlar. Demek ki seviyoruz, demek ki güveniyoruz. Yazık fakirlerde Ermenistan, rezalet. Bilmiyorum biliyor musunuz?  Binalar berbat, hayat berbat yani soğuk bir ülke. Açın rahat etsinler gelsinler Türkiye’ye.  O ticaret onları ferahlandırır. O hareketlilik onları ferahlandırır.

CEYLAN ÖZBUDAK: Sizin gelen Ermeni konukta burada politik cümlelerle değil de binalarla sorun çözülür diye söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii kardeşim. “Selamun Aleykum. Toprak versene.” Kardeşim bu usul mü, adap mı? Otuz kere dedim, “toprak konusunu gündeme getirmeyin.” Adam çok iğrenççe bulur onu, çok acayip bulur. Onda bir saygı ibaresi bilmez.

Şimdi kıyamet gününü anlatsam, dehşete kapılılar, onu anlatmayayım.

Çingene olmak, roman olmak, güzel insan olmak demek. Helal olsun onlara, canlarım benim maşaAllah, şereftir Çingene olmak. Roman olmak şereftir helal olsun. Şu güzelliğe bak ne kadar sevilir insanlar ne güzel insanlar. Birde Çingene demeye hakaret, bir de bu çıktı. Çingene olmak şereftir şeref. Anadolu’nun büyük bir bölümünde herkesin kalbinde vardır Çingenelik. Burası geçiş noktası Türkiye yani. Şu akla bak, Ademoğlu değil mi onlar?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Nereden çıkıyor bu laf? Allah onları güzel yaratmış, güzel insanlar.

“Adamsın adam tam benim kafadan” diyor. “Allah yar ve yardımcınız olsun” Muhammed Koç. Ayhan Aytaç, Güneş Tokat Erbağ’dan yazıyormuş. Batmantaş bizim köyde silme ben izleniyormuş. A9, yakışır. Ali Haydar Bingöl, evet yayın başlangıçta olursa çıkartırız. Bingöl aşireti var, herhalde oraya mensup güzel. Buyurun anlat.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey çeşitli illerimizden ve yurt dışındaki kardeşlerimizden çok sayıda faaliyet haberi aldık.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Fransa’nın Yuara bölgesinde kardeşlerimiz geçtiğimiz cumartesi ve Pazar günü evrimin geçersizliği ortaya koyan bin iki yüz adet broşür bastırıp, dağıtmış. Bursa’daki bir alış veriş merkezinde 21- 26 Mart tarihleri arasında fosil sergisi düzenlenmiş. Geçtiğimiz günlerde Konya Aydınlıkevler’de yedi yüz adet iman hakikatleri ve Kuran mucizeleri, PKK tehlikesine dikkat çeken broşürlerden dağıtılmış. Bandırma Cumhuriyet Meydanı sayıl bölgesinde halka yaklaşık iki yüz adet eseriniz ücretsiz olarak hediye edilmiş. Bursa’dan kardeşlerimiz 6 Nisan tarihinde ev sohbetinde buluşmuşlar, kitabınızdan bölümler okumuşlar.

ADNAN OKTAR: Ah benim canım ne tatlı o. Şu tatlılığa bak. Kuzuya benziyor. Evet, maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: 11 Nisan tarihinde Mersin’de üç yüz adet A9 TV broşürü ve on sekiz adet kitabınız dağıtılmış. Yine 11 Nisan’da Ankara da Altın Park Türk İş Blokları’nda bin iki yüz elli adet A9 broşürü dağıtılmış. 7 Nisan İzmir Konak Meydanda kardeşlerimiz halka PKK tehlikesini anlatan broşürlerden dağıtmışlar. Almanya Berlin’de kardeşlerimiz sokakta fosil sergisi yapmışlar. David isimli altı ay önce Müslüman olan bir kardeşimizde, sergide görev almış. Alman vatandaşlarda fosillere çok ilgi göstermişler. 12 Nisan’da Sakarya’nın Serdivan ilçesinde çok sayıda A9 TV tanıtım broşürü dağıtılmış. Pazar günü Avrupa’nın birçok farklı ülkesinden gelen kardeşlerimiz toplanmış, çeşitli konular anlatarak sohbet etmişler ve beraber yemek yemişler. Dün Alanya’daki Ulaş mesire yerinde ve merkezde toplam iki yüz adet kitabınızın dağıtımı yapılmış. Pazar günü Karadeniz Ereğli’de kardeşlerimiz, halka elli adet kitabınızı ve dergi hediye etmişler, ayrıca sohbette etmişler. Hollanda’daki kardeşlerimiz hafta sonu fosil sergileri düzenlemişler. Dünde Naviva şehrindeki alış veriş merkezin önünde Hervert merkezinde düzenlenen fosil sergilerinde stantları ziyaret edenleri evrim teorisinin geçersizliğini ile ilgili bilgi vermişler. Bu serginin düzenlemesini organize eden kardeşlerimiz Çiğdem, Muhlis ve Erdal. Son olarak Kırgızistan da yaşayan Yunus Ganiyel isimli kardeşimiz, Karanlık Tehlike Bağnazlık eserinizin Kırgızcaya çevirisini yapmış. Kitabın Kırgızcası, eserlerinizin yayınlandığı internete sitesine yüklenmiş, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Aferin çok güzel olmuş. Hepsi birbirinden güzel haberler. Damlaya damlaya damlaya, sonunda umman olacak. Baya güzel.

Şimdi bitirelim programı, diğer programa geçelim, inşaAllah. Hz. Musa (a.s) Kıssası’nı anlatayım.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler programı şu an sona erdi. Birazdan Hoş Sohbetler’le birlikteyiz. 

Masaüstü Görünümü