Harun Yahya

Sohbetler (14 Nisan 2015; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler programımız başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Konuşalım muhabbet edelim. Selam. Ne var ne yok haberler?

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanımızın bir açıklaması var.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’ın? Ne diyor.

KARTAL GÖKTAN: Evet. PKK’lılar bahar şenliğine katılabilir diyen bazı HDP’liler olmuştu. Onları eleştirdi. “Neymiş efendim, bölücü örgüt mensupları da bu etkinliklere katılma hakkına sahipmiş. Ya siz kendinizi ne sanıyorsunuz? Siz bu devleti milleti ne sanıyorsunuz?” dedi. Devam etti konuşmasına: “Çözüm süreci askeri bir zorunluluğun değil, siyasi bir karartın neticesi olarak başlatılmıştır. Türkiye’nin dün olduğu gibi bugün de terör örgütünü bertaraf etme noktasında herhangi bir eksikliği sıkıntısı yoktur. Devlet gücünü yitirmedi, bunu böyle bilmeniz lazım. Daha önce neydi? Öncelikli devletti insan geri plandaydı. Biz vatandaşına buyuran, vatandaşını ezen değil, insan odaklı hak hukuk özgürlük odaklı bir devlet yönetimine geçiş yolunu açtığımız için bu süreç başladı” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam iyi niyetle söylüyor ama bütün alana oturmuş durumda PKK. Hadi o şenlikten adamları kovaladın diyelim, her yerde var adamlar. Şehre inmişler, uçaksavar silahları bile aşağı getiriyorlar dağdan, şehrin içine sokuyorlar. Uçaksavarla helikopteri vuruyorlar. Mardin’de, Siirt’te, Diyarbakır’da böyle göğsünü gere gere gezmek mümkün değil. Halkı feci şekilde korkutmuş durumdalar. Bu şartlarda seçim olmaz orada. O korkunun tamamen kalkması lazım, o şiddetin, o tehdidin ortadan kalkması gerekiyor. Düşün mesela İstanbul’da bir semt, mafyanın kontrolüne girse, mafya diyor ki, “şu partiye oy vereceksiniz, sizi delik-deşik ederiz.” Halk başka türlü yapamaz ki. Büyük bölümü ne diyorsa mafya, ona göre hareket edecektir. “Kontrol ederiz, sorarız, öğreniriz, eğer öğrenirsek işte kafanıza şöyle yaparız, böyle yaparız,” ne yapsın? O yüzden bu konu sadece bir bahar şenliğinde PKK’lıları kovalamakla bitecek bir konu değil, bütün alana oturmuş bunlar, pislik bütün alana yayılmış. Her yerden temizlenmeleri gerekiyor. Baksana adamlar şaşırıyor, acayip arsızlaşmış. PKK diyor ki; “ne var biz bahar şenliğine her zaman katılıyoruz, her zaman katılırız da, ne mahsuru var?” diyorlar. Alışmış adamlar. Hayretle karşılıyorlar. “Sadece bir yerde diyorlar değil, bize niye müdahale ediyorsunuz ki, biz her yerde katılıyoruz” diyorlar. Olayın vahameti ufak tefek açıklamayla hallolacak değil. Her yerden bir temizlik operasyonu yapıp bu pisliği temizlemesi lazım, asker polis hepsi. Adamlara acayip yüz verilmiş, onlar da milletin tepesine çıkmış durumda. Korkunç arsızlar. Biz aylardan beri bunu görüyoruz söylüyoruz bilinen bir gerçek bu, açık bir gerçek. Meydan okumalar, kabadayılık yapmalar, askere polise kurşun sıkmalar, işçileri kaçırmalar, şantiye basmalar, korucuları şehit etmeler, her türlü kepazelik var adamlarda. Halen de alana yayılmış vaziyetteler.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanımızın konuşmasının devamı vardı; “Silahı, şiddeti, samimi tavır ortaya koymayıp, demokrasiden bahseden yalancıdır, iki yüzlüdür, riyakardır. Çözüm sürecinin sağlıklı devam etmesinin şartı silahların ebediyen terk edilmesidir. Oraya buraya saklanmasından söz etmiyorum. İRA nasıl yaptı? Toprağa gömülecek, üzerine beton dökülecek, bunlar tespit edilecek. Bu yapılmadığı sürece karşı taraf sözünde durmamış olacaktır, durum da budur.”

ADNAN OKTAR: Betona silah hiçbir şekilde gömmez adam. Öyle bir olay olmaz, durup durup aynı şeyi söylemenin alemi yok. PKK aktif savaş halinde olan, komünist gerillalar bunlar. İRA’nın böyle bir konumu yoktu ki, İRA bir komünist örgüt de değil, sadece ayrılmak istiyordu o kadar. Burada Marksist, Leninist, Stalinist düşünceyi savunan ve Stalinizm’in gereği olarak silahlanan. Leninizm’in gereği olarak dehşet saçan, bombalama yapan, adam öldüren bir güruhla karşı karşıyayız. Adamlar Stalinizm’den, Leninizm’den vazgeçmediğine göre, daha da pekiştirdiğine göre, silah bırakması diye bir konu olmaz. Yani Marksist, Leninist, Stalinist bir sistemde silahın bırakılması diye bir konu yoktur. O zaman Stalinizm’den vazgeçmiş olur. Marksist, Leninist, Stalinist bir sistemde nerede görülmüş silahın bırakıldığı. Kendi inancını felsefesini reddetmiş olur o zaman. Silahsız komünist gerilla hareketi, komünist Stalinist bir hareket düşünülemez. Dolayısıyla imkansız olan bir şey teklif ediyor Tayyip Hocam. Olmayacak bir şey.

BÜLENT SEZGİN: Siz belirtmiştiniz, “bir yerden bırakır, diğer yerden gider alır.”

ADNAN OKTAR: Bıraktığını, göz boyamak için yaptığını düşünelim, getirir birkaç yüz tane silahı gömer ama adamlarda istemediğin kadar silah var. Uçaksavara varıncaya kadar var yani. Çatışma alanına 20 bin mermi getirmişler, 20 bin mermi PKK. Bu nasıl oluyor? 20 bin mermi ne demek, kamyon hesabıyla. Uçaksavar getiriyor, kamyonla getirilebilir uçaksavar, çok kazulet bir silah.

BÜLENT SEZGİN: Dediğiniz gibi 15 saat çatışabiliyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii. 15 saat çatışacak, sırf o bölgede düşün. O şenliğin yapıldığı bölgede, sadece o bölgede 15 saat askerle çatışacak mühimmata sahip adamlar. Böyle iyimser bir üslubun alemi yok. Tehlikeyi görüp, olayın şiddetini görüp, derhal tedbir alınması lazım. Çoktan mesele hallolacaktı, adamlar palazlandı da palazlandı, şımardı da şımardı, gelişti de gelişti, müthiş propaganda imkanı verildi, adamlar psikolojik yönden müthiş desteklenmiş oldu.

PKK çatışma olan yere çadır kuruyor, ferahlığa bak. “Çadırın içinden çıkın” diyor asker, “sen nasıl çıkın dersin” diye, yağmur gibi kurşun yağdırıyorlar askerlere. “Sen kim oluyorsun da çadırdan çıkın diyorsun?” diyor. Hayret ediyorlar, daha hala hayret ediyorlar. “Ne alaka biz her yere gideriz, her yerde silahlıyız zaten” adamlar. Tayyip Hoca da betona gömmeden bahsediyor. Öyle bir şey olmaz. Komünist, Stalinist bir sistemde nerede görülmüş silahın bırakılması? Stalinist gerilla yapılanması var. Stalinist gerilla yapılanması silahını bıraktığında ne olmuş oluyor? Stalinizmi de bırakmış oluyor. İdeolojisinin bırakmış oluyor. Asla bırakmayacaklarına göre, tek çözüm askeri müdahale, polisin müdahalesi, eğitim. Bir kere devler Darwinist-materyalist eğitimi durduracak. Darwinist-materyalist eğitimin yerine doğrusunu anlatacak. Durduracak deyince Darwinizmi yasaklayacak değil, Darwinizm daha kapsamlı anlatılacak cevabı verilecek. Marksizm anlatılacak cevabı verilecek, Stalinizm anlatılacak cevabı verilecek, cevabını vermezsen adam devam eder işte. Hiç kimse onlarla tartışmıyor şu an, yani fikirleriniz yanlıştır demiyor. Sadece idare etmeye çalışıyorlar, işte durup durup “çimentoyla kapatalım silahları.” Kapattığını farz et, bir kısım hurda silahlarını adamlar gömdüğünü farz et, Irak’a gider 50 dolar en gelişmiş silah, 25 dolar. Kalaşnikof 50 dolar. Adam için dert değil ki, en gelişmiş üstelik de. Mermi sudan ucuz, öyle bir dertleri yok ki adamların. Bu gerçekler böyle açık, yalın gerçekleri böyle görmezden gelip, rüya gibi bir alemde yaşamak, çok büyük hata olur. Çok keskin açık gerçekler var. Karşımızda Marksist, Leninist, komünist gerilla yapılanması var ve bunlar dağlarda müstahkem mevki kurmuşlar. Binlerce mağara bu müstahkem mevki içerisinde teknik donanımla organize edilmiş. Dekovil hatları kurulmuş, savunma sistemleri kurulmuş, uçaksavar sistemleri kurulmuş, asker polis kimse giremiyor bu dağlık bölgeye. Ve binlerce gerilla burada askeri garnizon olarak istihdam ediliyor orada. İstediği anda da oradan çıkarıyorlar bir askeri garnizon intizamı içerisinde. Gereken tedbir, millet çapında alınması gerekiyor. Seferberlik ilan edilecek gerekirse. Bir kere bilimsel bir seferberlik ilan edilmesi lazım. İlmi yönden, felsefi yönden ezilmeleri lazım.

BÜLENT SEZGİN: Konuşmasının devamı vardı Cumhurbaşkanımızın.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: “Türkiye partisi olma iddiasında olanlar, siyasi parti iddiasındaysanız milletin oyunu baskıyla değil rızayla, vizyonla almayı öğreneceksiniz. Hiç kimse teröristi aklamak, askerimizi itibarsızlaştırmak adına ortaya koydukları senaryonun arkasına sığınmasın. Milletimiz Mehmet’ini iyi tanır.”

ADNAN OKTAR: Şimdi BDP istese de istemese de mecburen PKK’nın etkisinde kalıyor. Ciddi keskin bir tehdit var adamlar mahkeme yapıyorlar, yargılıyorlar. Tayyip Hoca Türkiye Partisi’nden bahsediyor, özgür olmalarından, demokrat olmalarından. Adamların böyle bir konumu yok, böyle bir şeyi yapamaz zaten. Yani silah tehdidi, ölüm tehdidi altındalar. Nasıl adam kafasına göre hareket etsin? Mümkün mü bak, Selahattin Demirtaş kaç defa dedi, “benim çoluğumu çocuğumu tehdit ediyorlar, beni öldürebilirler” dedi. Hepsi için bu tehdit geçerli. O CHP milletvekilini kaçırıp dağa kaldırdılar, adama ne yaptıysa yaptılar adamın bütün kişiliği değişti, üslubu da değişti. Dağa götürdükleri bambaşka bir adam olup iniyor aşağıya. Bu vahim tehlikeyi böyle demokratik bir dille, hafifletilmiş bir dille görmezden gelmek çok çok yanlış olur. Çok vahim bir surum var anlaşılmayacak gibi değil. Bak tek bir noktada asker kabul etmedi, “çadırdan çıkın” dediler diye yeri göğü birbirine kattı adamlar. 20 bin mermi yaktı PKK, sırf küçük bir bölgede. Bu tehlikenin büyüklüğünü gösteriyor. Burada oturup “betona gömüm, betona gömün” sürekli ısrar etmenin bir alemi yok. Adamın betona gömmeye niyeti yok. O, Türkiye’yi betona gömmenin peşinde onlar. Öyle bir dertleri yok adamların.

Osman Baydemir, PKK’yı eleştirdiği için dağa götürüp yargıladılar. Koskoca adam ağladı. Hiçbir şekilde öyle bir şey mümkün değil. Tayyip Hoca diyor ki Türkiye Partisi olun, demokratik olun, sanki adalet partisi var karşımızda yahut CHP gibi legal bir parti var zannediyor. Parti legal ama destek illegal, yani illegal bir destek var, isteseler de istemeseler de.

Şimdi yine PKK ile ilgili film izleyelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Evet, programımız videolarla devam ediyor, birazdan tekrar beraberiz.

BÜLENT SEZGİN: Sohbetimize misafirimizle devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Misafirimiz Ali Haydar Bingöl. Efelerin efesi, delikanlıların delikanlısı aslan o aslan. Güneydoğu’nun Koçyiğitleri. ‘Kürdoni merdoni’ derler, Kürtler met olurlar, nurdurlar onlar. Selahattin Eyyübi’nin evlatları, Bediüzzaman’ın evlatları. Hepsi bize emanetler, elhamdülillah. Nasılsın Muhterem?

ALİ HAYDAR BİNGÖL: Sağ olun teşekkür ediyorum. Sizleri sormalı iyisiniz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun. Hoş geldiniz sefa geldiniz.

ALİ HAYDAR BİNGÖL: Sizlerin iyiliği bizim iyiliğimizdir.

ADNAN OKTAR: Lütfettin şeref verdin, nurlandırdın. Çok güzel günler gelecek. Mardin’e geleceğiz, Siirt’e geleceğiz davul-zurnayla, inşaAllah. Zılgıtlar çekilecek, güzel davar keseceğiz çevireceğiz güzel Allah’ın izniyle. PKK’yı da tamamen kazıyacağız. Elhamdülillah.

Ali Haydar Hocam, ben geçenlerde seninle konuştum, sen de uzun uzun anlattın. Bana bir özetle korucularla ilgili sen neler istiyorsun? Siz neler istiyorsunuz bana madde madde, bir, iki, üç diye kısa kısa söyle.

ALİ HAYDAR BİNGÖL: Birinci olarak öncelikli isteğimiz talebimiz, 30 yıldır güvenlik hizmetleri veriyoruz. Yapmış olduğumuz hizmet kamu hizmetidir, kamu haklarından yararlanmıyoruz. Kamu haklarından yararlandırılmasını istiyoruz.

ADNAN OKTAR: Polis kadrosuna mı geçmek istiyorsunuz?

ALİ HAYDAR BİNGÖL: Evet, yani güvenlik. Adımız geçici köy koruculuğu değil, biz güvenliğiz, güvenlik statüsünde değerlendirilmesini talep ediyoruz. Hükümetimiz 2007’de gerekli bazı iyileştirmeler yaptılar, Sayın Cumhurbaşkanımız zaman zaman değiniyor, Başbakanımız; “hiçbir hükümet döneminde geçici köy korucularına gerekli iyileştirmeler yapılmadı, bizim dönemimizde yapıldı” deniliyor. Ve kendilerine çok teşekkür ediyoruz. 2006’da biz derneğimizi kurarken geçici köy korucularımızın hiçbir sosyal hakları yoktu. Bizim o zaman yaralılarımıza gazi deniyordu, şehitlerimize şehit deniyordu ama gazi ve şehit haklarından yararlandırılmıyorduk.

ADNAN OKTAR: Bak, o çok vahim.

ALİ HAYDAR BİNGÖL: 2007’de sağ olsunlar Allah razı olsun hükümetimizden, bir iyileştirme getirerek şehit ve gazi haklarından yararlandırdı geçici köy korucularımızı. Çocuklarına da birer iş hakkı tanındı. Ondan biz çok teşekkür ediyoruz. Ama yaralı köy korucularımızın, çatışmalarda yaralanıp yüzde 40’ın üzerinde rapor alamayan köy korucularımıza da, bir iş hakkının tanınmasını, rakam olarak çalışma hakkının tanınmasını talep ediyoruz. Biz geçici köy korucuları emeklilik 55 yaşını doldurdukları takdirde, kendilerine emekli maaşı öngörülmüş, kabul görülmüş. Biz hizmetimiz süresince tazminat hakkımız vardır. Ama emeklilik maaşı bağlamında tazminat şartı koşmuşlar. Tazminatı toplu parayı vermeyeceğiz, maaş bağlayacağız. Oysa bizim toplu paramız kazanılmış bir haktır, o tazminatımızın da verilerek, aylığın bağlanmasını talep ediyoruz. Malumunuzdur, emekli bir vatandaşımızın vefatı durumunda eşi maaşından yararlanmaktadır. Bizim geçici köy korucularımızın eşlerinin maaşının yüzde 75’i yararlanıyor, yüzde 100’ü yararlanmıyor. Ve kız çocuklarımız yararlanmıyor. Çünkü burada çifte standart vardır. Eğer ben emekli olmuşsam, benim vefatım durumunda maaşımın eşime kalması lazım, kız çocuklarıma kalması lazım.

ADNAN OKTAR: Doğru.

ALİ HAYDAR BİNGÖL: Orada bir talebimiz olacak.

ADNAN OKTAR: Kız çocuğuna kalmıyor. Bu çok vahim.

ALİ HAYDAR BİNGÖL: Kız çocuğuna kalmıyor. Biz diyoruz ki, burada bir eşitsizlik varsa, o düzeltilsin. Şimdi gerçi köy korucularımızın çok sıkıntıları var. Tazminat durumları değerlendirilmeli. Maaşları 11.500 gösterilirken memur aylıkları katsayı çarpımı sonucunda çıkacak tutardan maaş bağlanmaktadır geçici köy korucularımıza, bu 11.500 göstergenin 20 bin göstergeye yükseltilmesi gerekir ki, bu da yaklaşık 1.800 üzerinde bir maaş oluyor. Biz 20 bin gösterge istiyoruz. 400 gösterge memur aylıkları katsayısıyla çarpımı sonucunda yine aylık tazminatı öngörülmüş. Şimdi aylık olarak bir yevmiyedir. Biz aylık değil, güvenlik güçlerimizin operasyon faaliyetlerinde dış görevlerinde kendilerine tanınan tazminat hakkının korucu kardeşlerimize tanınmasını istiyoruz.

ADNAN OKTAR: Fazla fazla helal olsun.

ALİ HAYDAR BİNGÖL: Bizim çok fazla bir talebimiz yoktur. Sadece hükümetimiz geçiciliği kaldırarak bizlere de bir güvenlik görevlisi gibi bizi görmeli ve biz de kendimizi güvenlik görevlisi gibi daha fazla, daha aktif, daha verimli olabilelim. Bugün geçici köy korucularımız malumunuzdur, PYD, ben pek fazla onların isimleri de zihnimde kalmıyor, bizim özel terörle mücadelede aktif olarak görevli, işin uzmanı kadrolu kardeşlerimize de zaman zaman teklif geliyor. “Bize gelin komutanlık yapın.” Böyle bir durum da söz konusu.

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle bunu.

ALİ HAYDAR BİNGÖL: Bu dış güçler PYD, bizim terörle mücadelede aktif olarak 20 yıldır uzmanlaşmış korucu kardeşlerimize, “sizlerle bir ilişkimiz yok, gelin bize komutanlık yapın.”

ADNAN OKTAR: Bak ahlaksızlara.

ALİ HAYDAR BİNGÖL: Şimdi ben devlet büyüklerime bunu söylemek istiyorum, biz 20-30 yıldır kolluk kuvvetlerimizle et-tırnak olmuş Türk Silahlı Kuvvetlerimizle terörle mücadele etmişiz, insanlarımız için. Şimdi vatan dediğimiz zaman benim aklıma insan geliyor. Vatan insandır candır. Bizim vatana olan sevdamız insanlığa olan sevdamızdır. Biz bu uğurda 30 yılımızı verdik, kolluk kuvvetlerimizle birlikte. Biz iç içe girdik. Yani bu terör olaylarında uzmanlaşmış bütün korucu kardeşlerimiz. Bugün 60 yaşındaki bir korucu, 20 yaşında silah altına alınmış askerimizden daha verimlidir. Arazide ben şu anda çok rahat 20-22 yaşında bir genci ben arazide istediğim gibi dolaştırabilirim. Onun için devletimiz vatandaşına sahip çıkmalı. Korucularımıza sahip çıkmalı.

ADNAN OKTAR: En net, sizi polis kadrosuna alsalar mı olur?

ALİ HAYDAR BİNGÖL: Polis kadrosuna sadece sağlık güvenceleri, sigorta da aslında bu emekli maaşı bağlandığı takdirde sigorta benim için pek fazla önemli değil, nasılsa pirim ödüyor. Devlet pirim ödemiyorsa, kendine ödemiyordur. Sonuçta bana hizmetimin sonucunda bir aylık bağlanmış. Şimdi mantıklı olmak lazım. Çünkü bizim sigortalılıktan kastımız; gelecek endişesi vardı. İşimiz biterse bize maaş ağlanmayacak, durumumuz ne olacak? Devlet dedi ki; işiniz biterse size aylık bağlayacağım dedi. Bu aylık bağlama bir garantidir. Ama aylık bağlanırken, az evvel bahsettiğim eşlerimizin, çocuklarımızın ve özel hastanelerden biz yararlanmıyoruz, devlet hastanelerinden yararlanıyoruz. O genel sağlık yürürlüğe girdiği tarihten itibaren korucularımızın genel sağlıktan yararlandırılması, yeşil kart statüsüne alınması, o yeşil kart statüsünden çıkarılarak sağlık güvencemizin tamamen memur çalışanlar grubuna bizleri alırlarsa, bizler çok memnun kalacağız.

ADNAN OKTAR: Ali Haydar Hocam, şimdi işi çok temiz bağlamak lazım. Sizi doğrudan polis kadrosuna alsınlar, biz onun üstünde duralım.

ALİ HAYDAR BİNGÖL: Hocam, ben 9 maddelik zaten bir hazırlık yapmıştım, en azından söz gider yazı kalır misali. 9 madde zaten burada tek tek yapılmıştır.

ADNAN OKTAR: Biz direkt bunun üstünde duralım, sizi direkt polis kadrosuna alsınlar. Yani polis olarak değerlendirsinler, bu kadar. Polis Köy Korucusu, Köy Korucusu Polis. Bu kadar. Polisin bütün hakları size verilsin, konu bitsin. Yoksa bunun içinden çıkamazsınız. Biz hükümete de, Tayyip Hocam’a da, başbakana da bunu söyleyelim. Bu gayet kolay olur. Eskiden bekçiler vardı biliyorsunuz. Öbür türlü bu karmakarışık olacak, devlet de bunun içinden çıkamaz. Direk sizi polis kadrosuna alsınlar işi bitirelim. Bir de sıkıntı vermesinler. Çünkü siz hakikaten çok değerli bir mücadele verdiniz. 5 bin PKK’lı çıkarttılar dağa, 50 bin köy korucusu çıktı ona karşı dağa. Bu acayip bir şey. Çok yiğitçe mücadele verdiniz. Polisin yanında oldunuz, askerin yanında oldunuz, dağlarda gezdiniz, canınızı ortaya koyuyorsunuz. Allah için, vatan için, bayrak için canını ortaya koyuyorsun canını. Can azizdir, canını ortaya koyuyorsun. Gani gani helal olsun hakkınızdır. Biz vereceğiz parasını. Bana vergi ver desin, ben vereceğim parasını. Sizi polis kadrosuna aldırtalım. Tayyip Hocam hiç işi karıştırmasın. Korucu polis bu kadar. Kimliği bu olacak, korucu polis. Mesela böyle hallolur, yoksa bu karmakarışık olma. Bir kere bak kız çocuğunuza maaş kalmaması çok acı bir olay. Babası vuruldu şehit oldu, çocuk genç kız ne yapacak el kadar çocuk? 16-17 yaşında genç kız nereden para bulsun? Babası bakıyor ona, bu çok vahim bir şey. Polis kadrosunda olduğunda, çocuğa direk kalır. Biz bunun üstünde duralım.

ALİ HAYDAR BİNGÖL: Bir de gönüllü köy korucularımız var. Devletimiz o zamanlarda gönüllü köy korucularımızı bir kadroya aldık. Gönüllü olarak silah aldılar, bizim yardımcımız gibi bizim gibi görev yapmaya çalıştılar. Bu korucu kardeşlerimize korucu alımlarında öncelik size tanınacak denilip alındılar. 25 yıldır devletten tek kuruş almadan gönüllü olarak bizimle birlikte geçici köy korucuları var.

ADNAN OKTAR: Çok ayıp para vermemeleri.

ALİ HAYDAR BİNGÖL: Bu korucularımız çok mağdur. Bu korucularımızı en azından bugüne kadar maaş ödenmemişse, 15 yıl hizmeti dolmuş, bizim 15 yıl hizmet şartımız var, onlara da 15 yılı dolmuş gönüllü köy korucularımıza devletçe bir aylık bağlanmasını istiyoruz.

ADNAN OKTAR: Gani gani helal olsun.

ALİ HAYDAR BİNGÖL: Ve 15 yıl hizmetini doldurmamışlara da korucu kadroları verilerek ücretini alsın, 15 yıl hizmeti doldu mu emeklilik hakkı tanınsın. Israrla söylüyoruz, bu kardeşlerimiz çok mağdurlardır ve bizimle beraberdirler. Biz onlar için bunu istiyoruz.

ADNAN OKTAR: Bir kere sosyal adalet yönünden fakir bir bölgemiz, fakir insanlar. Devlet para verdiğinde devlet daha da zengin olur, bereketi gelir. Çocuk lastik ayakkabıyla geziyor. Ayağına normal bir ayakkabı alır ve bölge güzelleşir, devlet güzelleşir. Gani gani helal olsun. Bir de canını ortaya koyuyor Allah için, kitap için, vatan için. Can her şeyden azizdir, canını koyuyor ortaya. Sen uyuyorsun değil mi gece, 12-1 derin uykudasın, dağın tepesinde eksi 20 derecede, elinde otomatik silahla senin vatanını, kendi vatanının bayrağını koruyor, değil mi? Canını ortaya koyuyor. Gani gani helal olsun. Onun için tereddüt etmemek lazım. Yalnız Ali Haydar Hocam, bir sorun oluyor, ona çok dikkat etmek lazım. Bu çok örtülü bir şey ama bazen korucu kardeşlerimiz öfkelenip, bazen küsüp darılıp devlete böyle hafif üstü kapalı, işte “şunu yapmazsanız böyle yaparız, bunu yapmazsanız böyle olur” gibi hatalı konuşmalar yapıyorlar. O çok tehlikeli olur. Yani devlet çok tedirgin olur bu tip şeylerden. Çünkü bir kere özel harekatçılar ben hatırlıyorum, en güçlü devrindeydi özel harekat, dediler ki, “bizim kafamızı kızdırmayın, Ankara’ya geliriz” dediler. Sen misin onu diyen, hepsinin okulları falan kapatıldı, darmadağın ettiler, bir söz üzerine. Devlet çok huylanır böyle şeyden. Buna çok dikkat etmek lazım. Bazen korucu kardeşlerimizin ağzından böyle laflar kaçıyor. Biz sizin zaten haminiziz, kardeşiz, canımız gibi seviyoruz, canımız pahasına yaparız. Gerekirse vakıf kurarız, oradan da sizi destekleriz, o dert değil. Ama arada sırada da olsa, böyle kardeşlerimizden laf kaçıyor, devlet bundan çok huylanıyor. Bak ben bu konuda sizi bilgilendireyim, yani olayın asıl kökeni bu. Yoksa acayip artırırlardı, korucuların sayısını 100 binlere çıkarırlardı. Devleti tedirgin ettiler, huylandırdılar. Bak bu bir sır sana söyleyeyim. Bundan çok şiddetli kaçınmak lazım. “Şunu yapmazsanız, PKK da bize bunu teklif etti” falan. Yani devlet şüphecidir, haklı olarak şüphecidir kendini korumak için. İnsandan daha refleksi güçlüdür devlet refleksi. Mesela daha şiddetli şedittir kendini koruma ruhu. Buna çok dikkat edelim. Korucu kardeşlerimizi bu konuda çok iyi eğitelim. Yani her halükarda devletten yana, her halükarda böyle bir küsme sözünü yahut darılma sözünü etmemeleri konusunda çok titiz olalım.

ALİ HAYDAR BİNGÖL: Bizim zaten tedirginliğimiz, endişemiz de budur. Biz bunun için mücadele veriyoruz. Diyoruz ki; arayı soğutmamak lazım, bu insanlara sahip çıkmak lazım. Sizin az evvel söylediğiniz tedirginlik bizde de var. Sadece biz devletten ziyade biz bunu istemiyoruz. Biz bundan hoşnut değiliz. Biz açık ve net söylüyorum, benim hiçbir tane korucumun hiç kimsenin baskısı altında silahlanmış kişiler değiller. Biz, PKK örgütünün ne örfümüze, ne adetimize, ne inancımıza, biz hiçbir şekilde kendimiz onlarla bir görmediğimiz ve onları tehlikeli gördüğümüz için kardeşliğimize nifak sokmak için ve bizim de dostumuz olmadığını düşman olduğunu bildiğimiz için karşılarında silahlandık. Bunu kimse bize zorla gelin silah alın demedi. Bundan da taviz vermeyiz. Taviz vermiş olsaydık buralarda olmazdık. Ben burada çağrımı dünyaya veriyorum. Biz buyuz. Beni arkadaşlarım da, benden eksik olacağını zannetmiyorum. Ama bazen içimize de nifak sokanlar vardır, olmaz diye bir şey yok. Ama onların da biz zaman zaman önüne geçmeye çalışıyoruz. Onlar tamamen onların bildiği şeylerdir. Benim korucum masumdur, gerçekten masumdur, kendi evindedir, endi çoluk çocuğuyladır ve kendi hayat endişesini taşıyor. Beni sürekli arıyor Şırnak, Cizre, Hakkari, “başkan ben çarşıya gidemiyorum” diyor. Emekli olan köy korucularımızın zaten can güvenliği yok.

ADNAN OKTAR: Niye gidemiyor çarşıya?

ALİ HAYDAR BİNGÖL: Silahı yok, keleşi de taşıyamıyor, üstünde silah yok. Silahının ruhsatı yok. “ben silahımı her yerde taşıyabilirsem kimseye minnet etmem” diyor. “Ama ben köy arabasına binip gideceğim, iki tane it yola çıkıyor, elim kolum bağlı” diyor, “ne yapabilirim” diyor. Bunun için biz devletimize diyoruz ki; biz silahlı gücüz, güvenlik görevlisiyiz, devletin görevlisiyiz diyoruz, yani biz devletiz diyoruz. Devletin de can güvenliği olması lazım. Ben devletsem, devlete düşman bana da düşmandır. Bana düşman olana karşı kendimi savunacak durumda olmalıyım. Onun için devlet her alanda bize bu tür imkanları vermesi lazım. Allah sizlerden razı olsun. Sizleri de dinlemeleri lazım mutlaka. Her akşam ben dinliyorum, üstüne basa basa söylüyorsunuz. Koruculuk sisteminin iki katı olması, son model silahlarla donatılması. Eğer devletin beni bugün güvenlik görevlisi olarak görüyorsa bana güvenecek. Ve bana en iyi imkanları vereceksin. O insanlara karşı ben de mücadelemi vereyim. Yoksa PKK diye bir şey olmaz ki Güneydoğu’da, Doğu Anadolu bölgesinde. Açık ve net, devletime burada kefalet ediyorum; bize sahip çıkıldığı takdirde, biz yeter ki önümüz açılsın. Ama biz vatandaşız, yetkim yok ki. PKK’nın yerini biliyorum gidemiyorum. Gittiğim zaman suç işlemiş oluyorum.

“Senin e işin vardı orada” derler. “Yoksa işbirliğine mi gittin” derler. Onun için korucularla ilgili bir güvenlik amirliği oluşturulmalı, daire başkanlığı oluşturulmalı, illerde, ilçelerde, köylerde. Bence şimdi şu anda bizim sevk ve idaremiz karakollara bağlıdır, sevk ve idarelerden ilçe jandarmalar sorumludur, böyle bir alt çalışmanın yapılması lazım, bizi bir yerlere bağlamaları lazım ki, bizim de amirlerimizin olması ve denetimde olmamız lazım.

ADNAN OKTAR: Ali Haydar Hocam, şimdi iki konu çok önemli, bir sizin polis kadrosuna alınmanız, iki silah taşımanız. Silah taşımamanız sizi açık hedef haline getirir, bu müthiş bir zulüm olur, büyük bir günah olur. Hem çatışmaya sokacaksın, hasım oluşacak, ondan sonra da silahını bırakacak, açık hedef olarak Mardin’in ortasında gezecek, olmaz. En iyisinden, en kalitelisinden otomatik silahlarla donatılacak, tabancası da otomatik tabanca olması lazım. Yani yarım otomatik değil, tam otomatik olması lazım. O zaman sıkıysa yaklaşsınlar. Bu konuların üstünde duralım, iki hayati konu var, bizim üstünde duracağımız. Sen sık sık gel konuşalım, yine gel anlatırsın. Ankara’ya da gideriz gerekirse, yeri göğü birbirine katarız. Bunun lamı cimi yok. Korucu en etkili mücadeleyi veren gruplardan birisi. Özel harekat bir, korucu iki. PKK’nın kanı iliği çekilir korucuyu gördü mü.

ALİ HAYDAR BİNGÖL: Hocam, sınır güvenliği dediler, dedik ki bizden daha iyi bilen yok. Şimdi önemli olan PKK’dan Türkiye devletim gerçekten kurtulmak istiyorsa, birinci derecede biz sınırımızın güvenliğin alalım. Giriş-çıkışları kapatalım.

ADNAN OKTAR: Ali Haydar Hocam, Allah razı olsun bu sözün de çok güzel. Fakat o şeyin üzerinde çok urun. Devlet şüphecidir kuşkulandırmamak lazım. Haklı olarak şüphecidir devlet. İnsan şüpheciliğinin çok üstünde bir şüpheciliği vardır. Tedirgin oldu mu bambaşka bir tavır yapar koruma refleksi olarak. Ona çok dikkat edelim. Yani öyle bir şeye erek yok. Lafını sözünü bilmeyen insanlara müsaade etmeyelim. Olsa bile siz onlara bir açıklık getirin şerh edin, ağzından kaçtı dersin, düzeltirsiniz falan, devlet bir ferahlasın rahatlasın yoksa sizi canımız gibi seviyoruz, herkes seviyor, devlet de seviyor. Sayınızı da artırmak isterler, silah da verirler hepsini yaparlar. Devlete güvence vermek lazım, ferahlatmak lazım kalbini. Kalbi ferahlarsa yaparlar.

ADNAN OKTAR: Allah razı olsun, kitap dağıtımı yaptığını da biliyorum. Güzel faaliyetlerin var, aslansın sen. Onun için sana efe diyorum.

ALİ HAYDAR BİNGÖL: Elimizden geldikçe, çok da güzel oluyor. Kitapları dağıtırken gençlerin de fikirlerini öğrenmiş oluyorum. Okula gidiyorum bakıyorum geliyorlar, onlar zannediyorlar ki, ben Kürdistan kitaplarını dağıtıyorum. Kürdistan yazıyor ya, “ben de Kürdistan, ben de Kürdistan” diyor. Diyorum “gel gel, Kürdistan mısın, Kürdistan’ım, biz Kürdistan’ımızı tanıyalım, tanıyarak gidelim Kürdistan’ımıza. Bunu alacaksınız, okuyacaksınız, ondan sonra istediğiniz Kürdistan’a gidersiniz. Şimdi, alıyorlar, bunlar içeriğini görünce, bu sefer başka türlü tepkiler geliyor. Çok güzel oluyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah senin ilmini artırsın, Allah seni korusun.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bugün Saddam’ın Kürtlere yönelik başlattığı ve 182 bin Kürt ve Türkmen’in hayatını kaybettiği Enfal Soykırımı 27. yıldönümü. 1986-1989 yılları arasında devam eden operasyonda 5 bin köyün haritadan silindiği, 100 bin kadının da dul kaldığı bilinmekte. Enfal Suresi’nin “savaşta kazanılan ganimetler, Allah’a ve Resulüne aittir” hükmünü göstererek, Saddam bu operasyona “Enfal operasyonu” olarak adandırmıştı. İran-Irak savaşı sırasında Amerika Kürtleri Saddam’a karşı ayaklanmaya teşvik etmiş, o ayaklanma sebebiyle Saddam Kürtlere operasyon düzenlemiş, ancak Amerika Kütler koruyacak hiçbir şey yapmamıştı.

ADNAN OKTAR: Ne mazlum insanlarmış, ne garametli insanlar, Allah’ın hikmeti. Ne çileden geçtiler. Nerede psikopat varsa, kardeşlerimize musallat oldu. Esad manyağı Kürtlere musallat oldu, Saddam manyağı Kürtlere musallat oldu. Türkiye’de derin devlet manyaklığı, manyaklık sistemi Kürt kardeşlerimize musallat oldu. İran’ın derin devlet manyakları, yine Kürtlere musallat oldu. Bırakın da rahat yaşasınlar. Bu deliliği bırakın, bu azgınlığı bırakın. Bu nasıl bir manyaklıktır? Kürt dediğinde, adamların nevri dönüyor. Tam böyle ırkçı manyak bir kafa. Saddam “ben Arap’ım üstünüm” diyor. Kürt nedir? “Öldürülmesi gereken bir insan grubu” diyor. Esad da öyle Arap olduğu için daha üstün olduğu inancında. Kürtlerin de imha edilmesi gerektiğine inanıyor. Bundan sonra bu manyaklığa müsaade etmeyiz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Vali Nevzat Tandoğan’ın ismi verilmiş olan Ankara’daki Tandoğan Meydanı’nın ismi Anadolu Meydanı olarak değiştirildi. Vali Tandoğan başta, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri olmak üzere dindarlara karşı sert uygulamalarıyla tanınan bir insan. Tandoğan, Bediüzzaman’ın başından zorla sarığını çıkarmaya çalışmış. Bediüzzaman ise, “bu sarık ancak bu başla çıkar” diye karşı koymuş. Ve “başından bul” diyerek dua etmişti. İlerleyen tarihlerde vali Tandoğan tek kurşunla intihar ederek öldü.

ADNAN OKTAR: Tandoğan Meydanı hakikaten ünlüdür Ankara’da. Ama süslü bir isim, modern kaliteli bir isim. Şimdi ismi ne oldu dedin?

BÜLENT SEZGİN: Anadolu Meydanı.

ADNAN OKTAR: Anadolu Meydanı. Tandoğan gitsin de, ne geliyorsa gelsin. Anadolu da güzel.

Korucu başı Ali Haydar Bingöl, delikanlı aleminin efelerinden. Diğer koruculardan da selam getirmiş, hepsine Aleykum Selam.

Fakat korucu kardeşlerimizin en dikkat etmesi gereken şey, devleti huylandırmamak. Devlet şüphecidir. Haklı olarak şüphecidir. Kendini korumak için devletin bir koruma refleksi vardır. Haydar Bingöl Hoca’yı tenzih ederim de diyor ki farz edelim bir şahıs; “çokta üstümüze gelirseniz, PKK’dan da bize teklif var.” Şimdi böyle bir durumda devlet huylanır. Yatırımda yapmaz. Lav etmeye kalkar. Bununla uğraşmaz, terbiye etmekle uğraşmaz. Daha önce söyledim, derler ki Güneydoğu’da bazı özel harekatçılar; “kafamızı kızdırmayın, Ankara’ya geliriz” dediler. Vay sen misin onu diyen? Hep okullarını kapattılar, darmadağın ettiler, lav ettiler adeta. Devler huylandığında kendini korur. Koruma refleksini harekete geçirmiş oluyorsun. Devlete güvence verilmesi lazım. Biz her halükarda ne yapılırsa yapılsın, ne olursa olsun vatan, millet,  bayrak konularında taviz vermeyiz. Devlete sadakat bizim için imandır, inançtır. Asla aksini yapmayız demeleri lazım. Bunu sık sık vurgulamaları lazım. Bu ahlak olarak oturması lazım. Aksi çok riskli olur. Ben ara ara böyle imalar duyuyorum, Kapalı imalar. Bunun etkisi çok berbat olur. Çok ters etkisi olur. Bak burada kardeşimizde “yıllardır terörle mücadele ediyoruz. Ben bir köy korucusuyum” diyor.

Siirt’ten geçici köy korucusu Yusuf; “12 yıldır terörle mücadele ediyorum. Sosyal haklarımız istiyoruz.” Çok şeker. “Hocamız yardımcımız olsun, inşaAllah.”

Çok fazla köy korucusundan haber gelmiş. Bir kere o vatandaşlarımızı ekonomik yönden ferahlatmak, anarşi ve teröre büyük bir darbe olur. Ve vicdanımız ferahlatan bir şey olur. Ben o çocukların ayağında lastik ayakkabı gördüğümde, çok ağrıma gidiyor. Bir de yazık o lastik ayakkabılar patlamış. Oradan minik patileri de dışarıya çıkıyor. Ayakkabı verdiğinde, ayakkabıya kıyamıyor sokakta elinde ayakkabıyla geziyor. Yalın ayak, arkadaşlarına gösteriyor ayakkabısını kıyamıyor  ayakkabıya. Yazık günah değil mi?  Diyecek ki devlet “biz parayı nereden bulalım?” Ben vereceğim, biz vereceğiz. Zam yapsın, ne yapıyorsa yapsın. Onlara hazır bir iş imkanı olsun. Dağın başında ne iş yapsın onlar? Eksi yirmi derece,  otuz derece Mardin’in dağları, Siirt’in dağları. Ne yapsınlar? Böyle olduğunda onlara bir imkan çıkmış oluyor. Mesela jeeple gidip şehirden domates, biber getiriyorlar dağa. Çocuklar büyük bir coşkuyla domatesi elma gibi yiyor. Yazık. Ne güzel mutlu oluyorlar. Bir ayakkabı getiriyorsun, çocuk ayakkabıyı yastığın altına koyuyor, sabaha kadar o ayakkabıya sarılmış şekilde uyuyor. Sevindirelim. Silah olmadan inemezler tabii dağdan, köyden şehre. Mesela sırf kalaşnikof silah biliyor onlar. Daha gelişmiş silahlar verilmesi lazım. Kalaşnikof daha geri bir teknoloji. Yalnız tabii köyden şehre inen bir korucunun korucu olup olmadığını halk bilmez. Teröristte olabilir. Otomatik silahla geziyor, bilemezler. Üniformayla inmeleri lazım. Köy korucusu üniformasıyla. Sivil kıyafetle olmaz. Silahla inecekse, köy korucusu üniforması ve kimliği üzerinde olması lazım. Bir de tek de değil, toplu inmeleri lazım, en az üç-dört kişi, kendini koruyabilmek için. Tek başına yine tehlikeli. Çünkü arabayı durduruyorlar, arabanın arkasına geçiyor, sağına soluna geçiyor bu çakallar. Aşağı indiğini düşünelim, arabadan aşağı, çok vahim olabilir durum. Ama iki-üç kişi olursa, arkada da arabalar, o zaten yolu kesemez onlar. Öyle bir olay hiç olmaz. Yani  özetle devleti huylandırmak doğru olmaz. Devlete güvence vermek lazım, devleti rahatlatmak lazım. Devlete her halükarda sadık olunacağı ve sadakatte kararlı olunacağı bir iman konusu olarak hatırlatılması lazım. Bunu dışında olur, polis kadrosuna alınırlar, niye alınmasın? Devlet gereken tedbiri alır diye düşünüyorum. Tayyip Hocam vicdanlı. Başbakan çok vicdanlı. Gereğini yapsınlar. Sürekli gündemde de tutacağız. O kadar vahim ki, daha yeni şehit, gazi statüsünü alınmış, bu çok acı bir olay, çok üzücü bir şey bu. Köy korucusunu PKK şehit ediyor, şehit statüsünde değil. Çoluğu çocuğu aç kalıyor, ne kadar korkunç bir şey bu. Olacak iş mi? Çoktan yapılması gerekiyordu ama yine de halletmişler, Allah razı olsun.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Muş’un Budalak ilçesindeki Erentepe Jandarma Karakolu’na ateş açıldı. Saldırıyı yapan araç izini kaybettirdi.

ADNAN OKTAR: Araç mı?

 BÜLENT SEZGİN: Evet, karşıdan gelen araçtan ateş açılmış.

ADNAN OKTAR: İzini nasıl kaybediyor, inanılır gibi değil. Jandarma tedbir alması lazım. Yolun başı sonu jandarma tarafından tutulmuş olması gerekirdi. Bir ilçe varsa, hem girişi hem çıkışı jandarma tarafından kontrol altında olması lazım. Kum torbasından barikatlar oluşturacak, makineli tüfek yuvası oluşturulması lazım. Yol da rahatça kapatılacak gibi olması lazım. Yola dikenli barikat bir anda oluşturulacak şekilde sistem yapmaları lazım. Bastımı düğmeye, yolun tamamen kapanması gerekir. Adam araçla geliyor, silah sıkıyor, çekip gidiyor. Bir de “izini kaybettik” bu çok ürkütücü bir ifade. Ne demek izini kaybettik? Cinayet işlese, demek ki yanına kar kalacak adamın. Olur mu öyle şey?

İnsanların kafasında hep ayıp, günah diye cehenneme çevirmişler. Onun sonucunda şizofren toplumlar meydana geliyor. İçine kapalı, genç kızlar hasta oluyor. Mesela bu gelenekçi Ortodoks genç kızların bayağı bir bölümü manyak gibidir. Ben konuşuyorum, görüşüyorum. Tamam, içlerinde aklı başında olanlar da var ama birçoğunda böyle şizofren, saldırgan, güvensiz deli bir ruh gelişiyor. Bir insan hiç gülmüyorsa, hiç konuşmuyorsa, asosyalse, müzik dinlemiyorsa, resim yapmıyorsa, sanatla ilgisi yoksa, yani ruhu güzel hiçbir şeyde bağlantıya geçmiyorsa ne olur bir insan? İnsan beyni buna ne kadar dayanabilir? İnsan ruhu ne kadar dayanabilir bu işkenceye? Sonunda çöküyorlar ruhen. Hasta oluyorlar. Büyük bölümü tedavi oluyor. Hep böyle sakinleştirici ilaçlar.

Ali Ertenem. Helal bak “hayatta tekbir korucu kalana kadar, şer güçleri amaçlarına ulaşamayacak, ezan dinmeyecek, bayrak inmeyecek. Başkanlarımıza da söz hakkı tanıyarak, camiamıza olumlu görüşler ifade ederek, binlerce insanın hayırlı duasını alıyorsunuz. Sizleri de tüm arkadaşları saygıyla selamlıyorum.” Ve Aleykum Selam. MaşaAllah. Siz canınızı koyacaksınız fakat polis kadrosuna alınmanız sorun olacak, evladınıza maaş kalması sorun olacak, tabii ki buna müsaade etmeyiz. Huzur içinde yaşayacaksınız. O şerefi, o alnı ak güzel hayatı size Allah bahşedecek. Hükümeti vesile eder, devletin imkanlarını vesile eder. Aleyhinize hiçbir şeye müsaade etmeyiz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ağrı valisi Ağrı’daki çatışmayla ilgili açıklama yaptı. Bahar şenliğinde PKK’nın vatandaşı oy konusunda vatandaşa silahla baskı yapılacağı haberleri üzerine jandarma bölgeye hareket etmiş.

ADNAN OKTAR: Bak burada bir acayiplik var. Vatandaşa baskı yapılacağı haber veriliyor, sanki ilk defa yapılıyormuş gibi. Bütün alanda milyonlarca vatandaşa, yüzbinlerce PKK’lı tehdit edip, baskı yapıyor zaten şu an. Sanki ilk defa olmuş, ilk defa müdahale edilmiş gibi bir üslup var. Yapmayın etmeyin. Adam niye götürüp BDP’ye oy versin? Korkutuluyor adam. Hayır, gönlüyle de veren vardır belki ama ezici çoğunluk korktuğu için. Adamın kafasına sen otomatik silahı dayarsan, ecdadına, akrabalarına, tanıdıklarına kapını önüne çıkarıp tararsan otomatik silahla, adam diz çöküyor. Allah esirgesin. PKK ne derse, başımın üstüne diyor ondan sonra. PKK ne diyor? “BDP’ye oy vereceksiniz derhal” diyorlar adamlar. Çok onurludur Kürt kardeşlerimiz. Bu hale getirmenin alemi var mı? Çok onurlu insanlar, mahvolmuş oluyorlar. PKK’nın dediğini yapmak bir Kürt kardeşim için o kadar acı bir olaydır ki, o kadar onur kırıcıdır ki. Bir Allahsız, Kitapsız, Stalinist, bir komünistin, ağzı ve her yeri kokan pislik bir adamın emrine girmek, dehşet vericidir bir Kürt kardeşim için. Ama bu zorla yapılıyor şu an. Sanki ilk defa olmuş gibi anlatıyorlar. Buraya “niye geliyorsunuz” diyor adamlar “bu zaten normal hayat” diyor. Bu üslubu bıraksınlar, bütün bölge PKK’nın kontrolünde. Her yerin kazınması lazım. Türk ordusunun eli açılsın, imkanları tam tanınsın, gereken talimatı hükümet versin ordu da gereğini yapsın. Orada yüzlerce binlerce uçaksavar var. Yüz binlerce silah, milyonlarca mermi, mühimmat, el bombası, lav silahları bunların hepsinin toplanması lazım. Ondan sonra seçim olabilir, bu durumda seçim olmaz.

AYLİN KOCAMAN: Geçen yıl yerel seçimler öncesinde de çok uyarmıştınız oradaki halka baskı yaptığına dair PKK’nın. Hep olan ve bilinen konu zaten. Sizin hep uyardığınız bir konu.

ADNAN OKTAR: Tabii. Doğulu AK Parti milletvekilleri mesela Ankara ve İstanbul’da yaşayanlar doğuya gidiyorlar gittiklerinde her seferinde kimlik göstermek zorunda kalıyor PKK’ya. Şu rezalete bak. Bu durumda adam korkar. Korkuyorlar birçok insan. “Yiğit olun, cesur olun” diyor Tayyip Hoca. Adamın elinde otomatik silah var. Cesur olacak tamam da silahı da yok, hiçbir şeyi yok. Bak bu dindar benim dedemi, aslan dedemi, bastılar zile “kimsiniz buyurun ne istiyorsunuz” diyor, “polis” diyor. Ne yapsın? Devlet, saygı duyuyor açıyor kapıyı “dede” diyorlar çık şöyle ortaya sekiz- on tane PKK’lı, takır takır takır otomatik silahla tarıyorlar. Ondan sonra adamlar diyor ki “biz” diyorlar “yine geleceğiz, sakın BDP’nin aleyhine konuşma yapmayın” diyorlar. “Hepiniz BDP’lisiniz, biz de BDP’liyiz, tatsızlık çıkmasın” diyor adam. Ne yapsın vatandaş? Devlet kafalarını ezsin PKK’nın, darmadağın etsin. Hepsini alsın tutuklasın, hapse doldursun. Ondan sonra seçim olsun.

Şimdi burada çok riski bir üslup var. Diyorlar ki; “halka bir baskı yapmaya kalktılar, tak tepelerine bindik.” Böyle bir şey yok, her yerde halka baskı var Güneydoğu’da. Yüzbinlerce PKK’lı bunu yapıyor. Milyonlarca vatandaş tehdit altında şu an. Adamlar işgal etmiş orayı. Alan hakimiyeti oluşturmuş. Yirmi bin mermi sıkıyor adam, eğlence yerinde askere. Uçaksavar ateşi açıyor. Her yer uçaksavarla dolu. Bazukalar, el bombaları, ağır silahlar. Asker sıkı bastırsa, en fazla bir ayda hepsini toplar. Hükümet talimat versin, hepsi toplansın. Bu adamların tehdit gücünün sıfıra indirilmesi lazım. Ondan sonra seçim olabilir. Hayır, BDP’lilere de yazık. Selahattin Demirtaş, çocuk bayağı tedirgin, “beni tehdit ediyorlar” diyor. PKK tehdidi kalksa BDP’nin üstünden, özerklik falan ben BDP’nin konuşacağını zannetmiyorum. Türkiye Partisiyim diyen adam niye özerklikten bahsetsin? Ne alaka? Modern bir parti olur, bayağı da seveni olur. PKK tehdidi, BDP’yi mahvediyor, batırıyor. Bunun için de BDP’nin yapacağı bir şey yok. BDP, PKK’yı mı kazıyacak, ne yapsın? PKK’yı devlet kazısın. BDP, özgür bir parti haline gelsin. O zaman özerklikten şundan bundan bahsetmez, konu da biter. PKK ortadan kalkarsa, başkanlık sistemine de gerek kalmaz. Çünkü PKK’nın baskısıyla oluşan bir şey başkanlık sistemi. Abdullah Öcalan’ın sözü bu. “Amerikan modeli başkanlık sistemi olursa, hiç bir soru çıkmaz” diyor, “terör de çıkmaz, mesele biter” diyor. Çünkü Türkiye bitmiş oluyor. Türkiye paramparça olmuş oluyor. “Hedefimize ulaşmış oluruz” diyor Abdullah Öcalan, özetle. Buna müsaade etmeyiz. Hayatımız pahasına müsaade etmeyiz. Hayatımız pahasına derken, yaşamanın ne anlamı var Türkiye paramparça olduktan sonra. Hayatın bir anlamı kalmıyor ki.

AYLİN KOCAMAN: Genel olarak KCK’nın BDP ve HDP üzerinde baskısını çok konuşuyorlar Adnan Bey. Özellikle belediyelere yönelik de, BDP’li belediyelere.

ADNAN OKTAR: Bunu söylemeye ne gerek var, alenen açık. Malumu tasvire ne gerek var? Güneş doğuyor, ay çıkıyor, biz su içiyoruz, PKK’da BDP’ye baskı yapıyor. BDP’nin varlık sebebi zaten PKK’dır. PKK desteklemeden BDP de olmaz. BDP’nin şu tavrı da olmaz. Ama PKK baskısı, PKK şiddeti kalkmış olsa, BDP genel hatlarıyla modern bir parti. Mesela şu kadınlara gösterdiği saygı, nezaket benim gönlümü fethediyor. Şahane. Ama özerklikten bahsettiğinde, benim cinlerim tepeme çıkıyor. Özerklik demek, Türkiye’nin paramparça olması demek. Kaldır bunu. PKK’yı kaldıralım. Kürt kardeşlerimiz de yardımcı olsun. Korucular, özel harekat, Milli İstihbarat Teşkilatı, ordu hepsi. El ele verelim, şu PKK’yı kazıyalım. Sonra BDP, özgür olarak ortaya çıksın, PKK tehdidinden uzak Türkiye partisi olarak. Cayır cayır oyumu veririm BDP’ye. Tam bana göre kardeşim. Kadın haklarını savunuyor, kadınlara özgürlük veriyor, sanattan yana, estetikten yana, Said Nursi’yi seviyor. Her şey tamam ama alttan alta bir laf ediyor diyor ki; “ben özerklik istiyorum.” Kardeşim sen ne diyorsun biliyor musun? Sen bizi mahvetmiş olursun. Özerklik ne demek? Türkiye bitti demektir.

PKK, Hakkari, Şırnak, Diyarbakır dahil, altı ilde yirmi yedi karakol oluşturmuş ve bu karakolların başına komutanlar atamış, on dört ilde toplam yirmi bin silah dağıtmışlar. Düzenli olarak timlere devriye gezdiriyorlarmış. Bunu da herkes görüyor zaten televizyonlarda. Görüyorsunuz yolu kesiyor, kimlik kontrolü yapıyor, askeri yürüyüş yapıyorlar. Karakollarını görüyorsunuz, çadırdan karakollar kuruyor, adam kendine onların inancına göre yanlış yaparsa, karakola götürüp ifadesini alıyorlar. Çoğu zaman ölüm cezası veriliyor.

“Kürtlerin çocuk sayısı Türklerden fazla. Elli yıl sonra Kürt nüfusu Türk nüfusuyla eşit olacak. Doğu ayrılsın, bir faydası yok” diyor, Elli Strencer diye yazan bir isim. Görüyor musun ırkçı kafayı? “Kürtlerin sayısı artıyor.” Türk milletinin sayısı artıyor. “Kürt sayısı artıyor.” Ne kadar güzel, ne kadar mübarek insanlar. Allah bereketlendirsin, Allah sayılarını artırsın, ne güzel. Kürt başbakanımız olsun, cumhurbaşkanımız olsun, iftihar ederiz. Nur gibi insanlar. Kürt demek, Müslüman’ın hası demektir. Kafaya bak sen. Görüyor musun ırkçı kafayı?

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Gazeteci Yazar Orhan Miroğlu, Ağrı saldırısı ile ilgili yaptığı açıklamada, “PKK’nın silah zoruyla HDP’ye üstünlük kazandırmanın peşinde olduğunu” savundu. Miroğlu, “dağda Kandil’in de müdahale edemediği çeşitli grupların olduğunu” ileri sürüyor.

ADNAN OKTAR: Kandilin müdahale edemediği? Bu yanlış. Kandil zaten başlı başına bir garnizon. Büyük bir askeri komutanlık. Yani PKK’nın kolordusu. Dağlarda müfrezeler oluşturmuşlar, müstahkem mevkiler oluşturmuşlar, makinalı tüfek yuvaları oluşturmuşlar, uçaksavar yuvaları oluşturmuşlar, dekovil hatları oluşturmuşlar. Hatta adamlar orada santrallar kurmuşlar, elektrik elde ediyorlar. Yani bambaşka bir yapı var, bambaşka bir alem var.

Kubilay Kara. PKK, Güneydoğu’da baskı yapıyor derken, biz bunu fiilen gördük. Kitap götürdük dağıtmak için, imani, Mardin’de, Siirt’te, Ağrı’da, Diyarbakır’da, PTT’ye verdik. PTT dedi ki; “biz, PKK’dan çekiniyoruz, dağıtamayız” dediler. Dağıtım şirketlerine verdik bize dediler ki; “PKK tehdit ediyor dağıtamayız.” Halktan dağıtanlar oldu, olay çıkardılar. Bu nedir? Alan hakimiyeti oluşmuş. Kitap dağıtılamayan bir yer ne demektir? Elden gitti demektir Allah esirgesin. Devlet müdahale edip bu rezilliği, bu pisliği temizlemesi lazım.

Korucu kardeşlerden çok fazla yazı geliyor, maşaAllah.

Yine cennet hakkında sorular sormuşlar.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler programımızın şu anda sonuna geldik, birazdan Hoş Sohbetlerle birlikteyiz.

Masaüstü Görünümü