Harun Yahya

Sohbetler (21 Nisan 2015; 21:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN:  İyi geceler değerli izleyicilerimiz, Adnan Oktar’la Sohbetler programımız başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: HDP seçim beyannamesini açıkladı. Başkanlık sistemine karşı olduklarını iddia ediyorlar ancak Türkiye’deki rejimin tamamen değişimini öngören vaatleri var. “Eş başbakanlık sistemi getireceğiz” diyorlar. Bazı maddeler şöyle: “Anayasamızda başkanlık sistemi asla olmayacak, tüm bölgeler için demokratik özerklik olacak. Bölge meclisleri kuracağız.”

ADNAN OKTAR: Başkanlık sisteminin en gelişmişini anlatıyor. Türkiye federasyonlara ayrılıyor. Türkiye bölük pörçük birçok küçük federe devletten oluşuyor. “Biz” diyorlar “başkanlık sistemine karşıyız.” Çok samimiyetsiz bir ifade. Başkanlık sisteminin zaten ana özelliği budur; federasyonlardan oluşması. Sen de federasyonları savunuyorsun zaten. Ayrıca başkanlık sistemini ben eleştirdikten sonra bir atraksiyon olarak, yeni bir taktik olarak kabul etmiyor görünmeye başladılar. Yoksa Abdullah Öcalan diyor; “bizim kurtuluşumuz federasyondur” diyor, yani “Türkiye’nin bölünmesidir” diyor. Açık açık söylüyor. “Bu da ancak başkanlık sistemiyle olur” diyor. “Amerikan modeli başkanlık sistemi istiyorum ben” diyor. “AK Parti bunu yaparsa desteklerim AK Parti’yi” diyor. Şu an zaten onların yaptığı da bu. Seçime parti olarak giriyorlar, eğer kazanamazlarsa bütün oylar AK Parti’ye gidecek. En az yetmiş milletvekili vermiş olacaklar. Abdullah Öcalan ne diyor? “Ben” diyor “AK Parti’yi destekleyeceğim.” Destekleme demek gidip omuz vermek anlamında olmuyor. Eş başkan dedikleri zaten iki başkanlı iki devletli federasyon. Eş başkanlık dedikleri bu zaten. İki başkanlı iki devletli federasyon. Bölünmenin kibarcası. Demagoji yapıyorlar. Ama ben her demagoji yaptıklarında açıklıyorum. Dolayısıyla da mahcup oluyorlar. Tabii oluyorlarsa.

BÜLENT SEZGİN: Devamı vardı beyannamenin. “Valileri halk seçecek. Seçim barajını kaldıracağız.”

ADNAN OKTAR: Valileri halk seçecek. Zaten bitti. Yani konu kapanmış oluyor. Abdullah Öcalan’ın kırk yıldan beri anlattığı konu bu. PKK’nın da en büyük hedefi bu. Mehmetçik bunu kabul etmediği için şehit oldu. Nezaketiyle Türk federe devletleri yani Türkiye birleşik devletleri projesi, Türkiye başkanlık modelini anlatıyorlar. Bir de “başkanlığa karşıyız” diyorlar. Çok ayıp. Çok çok ayıp yapıyorlar. Bu anlattıkları alenen başkanlık sistemi. “Başkanlığa karşıyız” diyorlar. Ne kadar ayıp. Kürt kardeşlerimizi bunlar nasıl zannediyor acaba? Türkiye’deki insanları nasıl zannediyor ben anlayamadım. Anlayamıyoruz zannediyorlar herhalde.

BÜLENT SEZGİN: “Koruculuk sistemi kalkacak” diyor aynı zamanda. “Zorunlu askerlik kalkacak. Askerlik yapmayanlar kamu hizmeti yapacak.”

ADNAN OKTAR: İşte anla vaziyeti. Koruyucuyu kaldıracak. Elinden gelse askerliği de kaldıracak.

BÜLENT SEZGİN: “Zorunlu din dersleri de kaldırılacak” diyor. “Din dersleri isteğe başlı olacak.”

ADNAN OKTAR: Oradaki program dehşet verici. Çok yanlış şeylerle dolu. İnsani normal makul yönleri var ama bunlar dehşet verici. Ve alenen Türkiye’nin bölünmesi demek. Bunlara karşı hem Milliyetçi Hareket Partisi cevap versin, hem CHP cevap versin, hem Büyük Birlik Partisi cevap versin. Bir de çok samimiyetsiz konuşmuşlar. Bak, “başkanlık sistemine karşıyım” diyor. Anlattığın en kapsamlı başkanlık sistemi. Sen bize ne anlatıyorsun?

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sabah Gazetesi “Öcalan’a rağmen” başlıklı bugünkü haberinde, Öcalan’ın “kongreye gidin” talimatını dinlemeyen PKK’nın çözüm sürecinde otuz sekiz kişiyi öldürdüğüne dikkat çekti. Seçim öncesi korku eylemlerine hız veren örgütün seçmeni baskı altına almayı amaçladığını söyledi.

ADNAN OKTAR: Örgüt sanki ilk defa baskı altına alıyormuş, ilk defa adam öldürüyormuş, ilk defa tehdit ediyormuş gibi. Ben anlayamıyorum. Bunlar ne demek istiyorlar? Örgütün zaten özelliği sürekli adam öldürmesi. Hafta sekiz, gün dokuz sürekli adam öldürüyor zaten. Ve dehşet bu örgütün özelliği. Yüzbinlerce insanı şehit etti, askerimizi, polisimizi şehit etti. Bütün bölge halkını şu an tehditle sindirmiş durumda. Dolayısıyla neden bahsediyorlar ben anlamadım.

Bugün dışardaydım. Yolda geliyoruz, yol normalde o saatlerde tenha oluyor. Saat iki falan öğlen. Acayip sıkışık yol. Çocuklara sordum dedim “akşamları nasıl oluyor?” “En az üç saatte evine dönüyor insanlar” dediler. Kardeşim düşün, üç saat sabah gidiyor, üç saat, altı saat. Bu dünya çilesi olarak zaten müthiş bir çile. Kafasında tasarlarsa. Sonra gidiyor iş yerine. İşyeri zaten beş metrekare, altı metrekare, yedi metrekare. Bir lahit gibi, mezar odası gibi. Orada akşama kadar oturuyor. En fazla ikramlarına bakıyorum; çay ve kahve. İkisi de vücuda zararlı, rahatsız edici maddeler. Yorgun argın eve dönüyor; bulaşıkları yıkıyor, çamaşır yıkıyor, çocuklara bakıyor, bitap bir şekilde yatıyor, ertesi gün yine aynı çileyi çekiyor. Allah ne kadar müthiş zorlu bir hayatla insanları imtihan ediyor. Ve o insanların bir kısmının da Allah’ı düşünmemesine hayretler içinde ibret gözüyle bakıyorum, umurunda bile değil. Şu hayat seni bütün gücüyle Allah’a bağlaması lazım. Değil mi? Ne kadar boş bir hayat olmuş oluyor, ne kadar ürkütücü bir hayat olmuş oluyor. Bütün gücünle Allah’a bağlansana, dünyada başka hiçbir şey kalmaz, bir anlamı yok dünyanın.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Suudi Arabistan, Yemen operasyonunu sona erdirdiğini açıkladı. Suudi Savunma Bakanlığı “Yemen’de yeni bir aşamaya geçildi ve umudun yeniden tesisi operasyonu başlatıldı” bu açıklamayı yaptılar.

ADNAN OKTAR: Yemen’de operasyonu durdurmuş. Eline ne geçmiş? Hiç; sadece garibanlar öldü, insanlar mahvoldu, çocuklar mahvoldu. O Husiler mi ne onlar hiç takmaz böyle bir şeyi. Sen durdurmuşsun, kaldığı yerden devam eder adamlar.

BÜLENT SEZGİN: “İki bin dört yüz on beş hava saldırısı gerçekleştirdik” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Milyarlarca dolar para harcıyorlar, binlerce insan şehit oluyor, çocuk sakat kalıyor, vefat ediyor, şehit oluyor. Suudi Arabistan’ın aklına bak ve geceli gündüzlü Darwinist eğitime de devam ediyor bir yandan, İran da öyle. Ve İran’la Suudi Arabistan’ın savaşı bu, her ikisi de Darwinist ülke.

BÜLENT SEZGİN: Şu an yeni operasyonun amacı “yeniden inşa ve istikrarın korunması” diyorlar. Siz belirtmiştiniz; “yıkıyorlar sonra tekrar inşa ediyorlar.”

ADNAN OKTAR: Hem öyle bir de Yemen’de de adamlar zaten bir şey otu var neydi?

GÖKALP BARLAN: God otu.

ADNAN OKTAR: God otu var akşama kadar onu çiğniyorlar, bütün ağızları yemyeşil ve uyuşmuş vaziyetteler ama hepsi. Çok korkunç bir hayat.

Uykusuzluk genç kızları çok çökertiyor, çok olumsuz etki yapıyor.

Mesela diyor ki BDP; “Biz bütün çılgın projeleri durduracağız” yani Türkiye’yi kavuracağız anlamına geliyor bu. Çılgın proje dediği büyük atılımlar, mesela Tayyip Hoca’nın ufku çok iyi o yönde. Mesela; Kanal İstanbul diyor, üçüncü havaalanı falan hamle üstüne hamle yapıyor. Mesela CHP de, HDP de Kanal İstanbul, havaalanını falan bunları durdurup fakirlere dağıtır. Tamam fakire verir, dağıtırsın da Türkiye ta cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllardan beri aynı Türkiye. Şu cumhurbaşkanlığı binasının değişmesini bile bir türlü hazmedemediler dikkat ederseniz. Çocukluğumuzdan beri hep aynı yeri görürüz biz. Acayip eskimiş, inanılmaz eskimiş. “Hayır oradan çıkmayalım” diyor “her şey eskisi gibi kalsın” biraz ufkunuz geniş olsun. Marmaray yapılırken bile yargı kararlarıyla defalarca durdurulmuş “başkanlık olsa bunlar olmaz” diyor. Olmaz olur mu? Yine olur olacaksa. Şimdi orada konu başkanlık sistemini federasyon olayından çıkartmak. Yani başkanlıktan kastın böyle başbakandan daha yetkili bir başbakanlıksa -ki ben onu anlıyorum- tamam ona bir şey demeyiz. Ama bu federasyonlara yol açacaksa mesela BDP uyanıklık yapıyor kendince çok kapsamlı bir başkanlık sistemi anlatıyor. Ama en en çekindiğimiz başkanlık sisteminin en gelişmiş şeklini anlatıyor. “Biz karşıyız” diyor. Ne kadar ayıp. Türk milletini yanlış bilgilendiriyorsunuz. O ayıpları bir yazıyla hazırlayalım. Alenen başkanlık sistemini savundukları halde teknik olarak da hazırlayalım “neden dürüst konuşmuyorlar?” onu bir soralım.

Bir de Tayyip Hoca’ya Bülent Arınç karşı benim gördüğüm. Abdullah Gül de karşı buz gibi, üslubundan anlaşılıyor. Pek haz etmiyorlar. Tayyip Hoca biraz kendini yalnız hissediyor benim gördüğüm. Biz sana kimsenin kötülük etmesine müsaade etmeyiz. Kanunla hukukla. Bakıyoruz, görüyoruz, takip ediyoruz. Seni harcatmayız. Böyle bir şey olmaz. Türk halkı çok uyanık bir halk, çok vicdanlı. Bir saldırdılar, bir olaylar oldu yüzde elli bir oyla desteklediler. Millet sana sahip çıkıyor, çıktı da. Vicdanlı millet, vefalı millet. Ama sen şimdi başkanlık sistemiyle ortay çıkarsan bu olmaz.  

“Bugün HDP; “Cumhurbaşkanlığı sarayını kapatıp gelen parayla fakirleri zengin edeceğiz.”” Tamam da yani bir zenginlik yeni bir ilave sunmamış oluyorsun Türkiye’ye. Türkiye’yi eski Türkiye olarak tutmuş olacaksın. Sürekli eski Türkiye. Solun öyle bir kafası var. Boğaz Köprüsü yapılırken Demirel zamanında müsaade etmiyorlardı. İstemiyorlardı “Bu köprü yapılmasın.” Sonra akşama kendileri gelip geçiyor. Madem istemiyorsun niye kullanıyorsun o zaman? Mesela Tayyip Hoca diyor ki “havaalanı yapalım.” Haklı; kırk beş dakika bekliyor uçağa binmek için insanlar. Acayip sıkışık trafik. Bekle babam bekle. Halbuki oraya gitti mi uçağa binip gitmesi lazım. İyi, “havaalanı yaptırmayacağız, şunu yaptırmayacağız, bunu yaptırmayacağız.” Ne yapacaksın? İşte “Türkiye eskisi gibi kalacak” diyorlar. Bu sıkıcı bir şey. Türkiye ilerlesin ellemeyin, zenginleşsin. Mesela İzmir Belediyesi CHP’nin elinde, İzmir çok bakımsız. Hiç ilerleme olmadı İzmir’de. Solcular da diyor “İzmir nasıl bu hale geliyor? Nasıl oluyor böyle?” Diyorlar. Milim santim bir ilerleme oldun. Yirmi sen önce neyse aynı, hiç kıpırdama yok. Bir zenginleştir, bir şeyler yap. Yer altından yollar yap değil mi? Büyük tesisler yap. Büyük havaalanları yap, bir şey yap.

“Saray’ın bahçesine Tayyip Hoca’nın kendisine küçük bir saray tarzında konut yaptırdığını, içine sauna, hamam vesaire yaptırdığını, kendisine özel dev cami yaptırdığını…” Kendine özel dev cami olur mu? Bu kadar atış, bu kadar münasebetsizlik. Kendine özel dev cami, bütün halka açık cami, nasıl kendine özel cami olur? Tayyip Hoca’nın anahtar cebinde olması lazım değil mi? “Benden başka ben buraya kimseyi sokmam” demesi lazım. Bir de sarayı zaten halka açtı, kendisi orada ikamet etmiyor. “Halk kullansın” diyor, “kütüphaneler olsun. Her türlü toplantılar yapılsın. Benim milletim gelsin burayı kullansın” diyor. Helal olsun o ricamı yerine getirdi. Dedim “Tayyip Hocam sakın kullanma. Yerleşme de, etrafındaki görevlilerini de getirme.” Çünkü hepsini bir araya toplamış olacak. Çok riskli bu. Her biri dağınık yerlerde olsun. Kendinin de nerede olacağı belli olmasın. Bir gün bir yerde, bir gün bir yerde, bir evinde, bir gün başka yerde.  Doğru olan o.

BÜLENT SEZGİN: Evet sohbetimize devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: İsa Mesih üstüne konuşalım. Nerede olabilir? Onun hakkında konuşabiliriz. Bir fikir jimnastiği yapalım. Yaptığı çalışmanın metodu nasıl olabilir? Neler yapıyordur? Ama zannedildiği gibi o kadar insanlar sarsılmaz. Çünkü yakışıklı bir Avrupai delikanlı olarak çıkacak. Tahmin edildiği gibi öyle çok şok edici bir etkisi olmaz. Çünkü şüpheye açık olacaktır. Yani kesin kanaat getiremezler. Avrupai çok yakışıklı, güzel, düzgün, akıllı, geçmişini hatırlamayan bir delikanlı şeklinde. Dolayısıyla kendisi de “ben illaki İsa’yım” değil. “Benziyorum” diyecek. “Benziyorum olabilirim” diyecek.

AYLİN KOCAMAN: Yine de imanlı insanlar tanır mı onu?

ADNAN OKTAR: Tabii bir peygamber aklı, peygamber derinliği, keskin bir zeka ve müthiş bir samimiyet, dürüstlük. Bu tabii gariptir, bu dikkat çeker. Çünkü insanlardan farklı olduğu için. Ama onun da başı ağrır, dizi ağrır, romatizma olur.  Peygamberimiz (s.a.v.) öyle bayağı dertler çekti, çok rahatsızlıklar yaşadı. Öyle zannedildiği gibi olmadı. Peygamber (s.a.v.) zannediyorlar öyle çok çok rahat yaşadı. Öyle bir şey yok. Bayağı sızlıyor vücutları, birçok rahatsızlık geçiriyorlar. Mesela Hz. Ali, Hz. Ebubekir, Hz. Osman onlar da öyle bayağı dertler geçirdiler, hastalıklar geçirdiler. Sırf yaralanmalar bile çok büyük olay. Acayip derin yaralar aldılar. 

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Mehmet Metiner PKK’nın faşist bir yapılanma olduğunu yazdı. “PKK’nın olduğu yerde dibine kadar faşizm ve diktatörlük vardır. Kendileri dışında kimseye siyaset yapma hakkı tanımazlar. İnsanların özgürce sandık başına gitme hakkı bile yoktur. Sadece Güneydoğu’da değil İstanbul, Adana ve Mersin gibi şehirlerde bile Kürtler’i silah zoruyla tehdit ederek baskılamaya ve oy devşirmeye kalkışan bir HDP’nin demokrasiden söz etmesi ironiyi aşan bir olgu” dedi.

ADNAN OKTAR: Metiner hep bu tip konuşurdu. Eskiden de öyle. Ben onunla çok eskiden tanışırım. Hakikaten kültürü iyidir ama seçtiği kelimeler böyle ironi falan tarzı. Faşist ama komünist niye demekten çekiniyor? Ben onu anlamıyorum. Mesela halbuki komünist, Stalinist, faşist de diyebilir. Ama komünist, Stalinist yapısını söylemiyor. Komüniste acayip reaksiyon gösteriyor. Mesela faşiste bir şey demiyorlar da ama sen komünistsin, komünist, Stalinist bir yapıdasın dediğinde acayip şamata yapıyorlar. Efe de bir kere PKK’yı bir komünist falan şeklinde eleştirdi, Efe’ye demediklerini bırakmadılar.  Sonra da görevinden alındı.

Hz. Mehdi (a.s.) çok açıktır, Mehdi (a.s). Çok sarihtir yani alenen haksızlığa uğrayacaktır, alenen çile çekecektir. Ama insanların basireti bağlanıp göremeyecekler. Yani bu çok şaşırtıcı bir şey. Görülmemiş zulüm yapılacaktır ama sonra insanlar diyecekler ki “Bizim gözümüzün önünde bu yapıldı, biz bu zulmü nasıl göremedik? Nasıl basiretimiz bağlandı?” diyecekler.

Bugün ziyarete gittim bir yere aman Allah’ım ne kadar güzel dostlar varmış, çok güzel insanlar. Güzel bir arkadaşlık tesis etmişler. Birbirlerine olan sevgileri, saygıları, nezaketleri çok hoşuma gitti, maşaAllah. Çok iyi.

Sağın hatası birbirini o kadar koruyup kollamaması. Halbuki sağ zaten zordur yani sağcı olmak zordur. Dindar olmak zordur. Dindarı koruyup kollamak lazım. Mesela Türkiye Gazetesi ekibi yani Hüseyin Hilmi Işık ekibi, ben bunların tabii felsefesi ve inanç sistemini eleştiririm.  Ama bunlar yüzde yüz nur gibi Müslüman’dır yani. Hakikaten çileli hayat yaşarlar, disiplinedir tavırları, hakikaten dürüst davranırlar, hakikaten dürüst konuşurlar. Ben bunları bu yönüyle severim. Ama yani ben her inancı kabul etmek durumunda değilim. Bu dürüst olmaz. Yeni Asyacı’yla yeni Asyacı, Türkiye Gazetesi ekibiyle Türkiye Gazetesi ekibinden olacaksın, Nakşibendi’yle Nakşibendi, Kadiri’yle Kadiri böyle bir şey olmaz. Tabii ki karşı olduğum yönler olur. Ama genel hatlarıyla sevmek lazım, çok sevmek.  Mesela benim Şeyhim Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri gelenekçi Ortodoks İslam anlayışını savunuyordu. Acayip seviyordum, acayip seviyordum herkes bilir. Deli oluyordum böyle sevgiden. Yani birçok şey benim inancımla ters, üslupları falan. Ama yani böyle çok şey değilse imanı zedeleyecek bir şey değilse bütün görüşlerinde hep ittifak halindeydim. Mesela Şeyhim bir şey diyecek ben aksini savunmam yani. Mesela bir şey söylüyor ben ondan yana olurum. “Savaş çıkacak” diyor, “tamam hazırlık yapalım Şeyhim” diyorum.  “Mesela falanca yeri boşaltın” diyor “tamam boşaltalım” diyorum kalbini kırmam. Öyleydi yani dünya tatlısı.

BEYZA BAYRAKTAR: O da sizi çok seviyordu.

ADNAN OKTAR: Şeker bal yani, ben onu niye inciteyim? Mesela talebeleri var, “Hocam büyük bir savaş çıkacakmış Almanya’yı boşaltalım mı?” diyorlar. Ben artık ortalı konuşuyorum. “Şeyhim diyorsa bir bildiği vardır ama un şeker stoku yapmayın” diyorum “bayatlar dökülür, öyle bir şeylere gerek yok” diyorum. Mesela Hüseyin Hilmi Işık çok zeki bir insandır. Çok değerli bir insan. Ben ona niye karşı olayım? Fazlası vardır, eksiği yoktur dini konularda. Fazlası vardır, eksiği yoktur. Niye fazlası varsa ben o adamdan rahatsız olayım? Mesela bugün de bir Yeni Asyacı Nurcu’yla karşılaştım, bayağı efendi mazlum. Mesela bir yerde tek başına kalmış. Severim ben onu, saygı duyarım, koruyup kollarım. Niye ona karşı olayım? Nur gibi insan yani neyi eksik? Nerede bir anormallik var yani gariplik var? Genel olarak sağın bu yanlış felsefesini eleştiren bir yazı yazalım da birbirlerini sevsinler. Sağ zaten kolay değil, sağ hep çilelidir, acı çekmiştir. Bir de birbirlerine acı çektirmenin alemi yok. Bir de Allah’a çok şükür mesela AK Parti iktidarında falan hakikaten bir avuç sağcı orada burada görevdeler. Bir şeyler yapmaya çalışıyorlar falan. Kardeşim sen onunla uğraşırsan, o seninle uğraşırsa; zaten sayınız az. Birbirinizi kollayacaksınız ki iktidara da yardımcı olasınız, birbirinize de yardımcı olasınız. Yani sağın birbirini kollamasıyla ilgili bir kitap da yazılabilir. Mesela bugün Türkiye Gazetesi’nin tesislerinin önünden geçiyorduk, orada aklıma geldi. Bunlar çok az sayıda insan zaten, hep dağılmışlar. Türkiye Gazetesi okuyan, okuyan çoktur da belki fakat yani o kafada olan Hüseyin Hilmi Işık gibi düşünen bir semtte mesela Kadıköy’de iki kişi zor çıkar yani, iki kişi zor çıkar. Ona niye karşı oluyorsun, zaten az insan? Yeni Asyacı hadi üç tane çıksın. Koruyup kolla, sevgi göster ne alakası? Zaten çok nadir bürokraside yer almışlar. Bürokraside çok ender nadirattan yer alıyorlar. Üzmeye ne gerek var? Onun için yani her halükarda koruyup kollamak gerekiyor. Karşı olmayı da kabaca değil böyle, vahşiyane bir üslupla değil. Karşı olabilirsin çok normal, herkes bilir senin karşı olduğunu. Bunu dillendirmeye gerek yok. Karşılaşıyor sonra takır takır söylemeye başlıyor. Söyleme yanında nezaketli ol. Ne gerek var? Ne zorun yani? Adam sana zaten “gel benim cemaatimden ol” demiyor ki, sen de onu değiştirecek halin yok. Seni de değiştirecek hali yok.  O zaman elleme yani.

Mesela bak gittim bugün delikanlı gençler hem hayatı seviyorlar. “Hocam haftada bir kere arkadaşlar beni cumaya götürüyorlar” diyor ama acayip sevgi dolu. En dindar adamdan bile sevgi dolu benim gördüğüm yani bayağı sevgi dolu. Arkadaşlarıyla tanıştırdı, hakikaten yüzlerinde bir nur ve ışık gördüm. Müthiş sevgi dolular. Ama çok kaliteli yetişmiş kişiler bunlar, öyle yani meslekleri hakkında bilgi vermek istemiyorum da bayağı seçkin önemli mevkilerde olan insanlar. Çok sevindim. Beni de izliyorlar. Benim anlattığım İslam anlayışı da hoşlarına gitmiş benim gördüğüm. Yani ufukları çok hoş. Sevgiyi ön plana almışlar, dostluğu, arkadaşlığı ön plana almışlar. Bayağı güzel.

CEYLAN ÖZBUDAK: Bugün Etiler’deki Metro istasyonunu da Adnan Bey çok fazla beğenen olmuş. Aslında hükümete karşı olan yazarlar da hemen Twetter’larında yazmışlar; “gerçekten çok iyi hizmet veriyorlar” diye. Çok Avrupai bir istasyon yapmışlar.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hoca böyle acayip bağırıp çağırınca böyle işte “şunu yapmayın, bunu yapmayın” çılgın bir insan var zannediyorlar karşılarında. Öyle birisi değil, bayağı aklı başında oturaklı insan. Mesela diyor ki “benim yetkimi iyice artırın” diyor. “Abov sen ne diyorsun ya?” diyorlar yani. “Hepsi benim elimde toplansın” diyor. Kardeşim iyi niyetle söylüyor. “Sen diktatör olacaksın.” Diktatörlük nesine yarar, ne yapsın yani o yaşından sonra? Yenmez içilmez yani ne yapacak diktatörlüğü? Belli ki bir şeyler yapmak istiyor kendince ama kaş yapayım derken göz çıkarılmaz. Sen Türkiye’yi büyütmek istiyorum derken federasyonlara ayırırsan, gittik. O zaman yer altından yol yapsan ne olur? Yer üstünden atmosferde yol yapsan ne olur? Öldük bittik mahvolduk demektir. Tabii kimse bizi öldüremez ayrı mesele de Allah’ın izniyle. Çünkü Türkiye’yi öldürmeye kalkan dünyayı yok etmiş olur. Aman ha, aman ha.

Bu çok hayati. Bunu bir konuşalım. Mesela ben bugün gittiğim o konuştuğum delikanlılar hepsi ayrı bir fikir ekolünden geliyorlar yani etkisindeler. Ama bayağı birbirlerini seviyorlar. Bana karşı saygılarına hayret edersiniz yani akıl almaz hürmetliler. İnanılmaz bir hürmet ama. Çünkü benim birleştirici vasfımı biliyorlar yani, sevgi dolu vasfımı biliyorlar. Bunu yayalım, bunu mutlaka yani makale ile hallolacak bir şey değil bu. Bunu kitap haline getirelim.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Makaleleriniz hakkında bilgi vermek istiyorum Adnan bey. Arab News Gazete ve internet sitesinde iki yeni makaleniz yayımlandı; “Yermük’ten Gelen Yardım Çığlıkları” ve “Vücudumuzda Duyduğumuz Acının da Bir Hikmeti Var” bu ikinci makaleniz aynı zamanda Filipinler’de yayın yapan MSN News sitesinde de yayınlandı. “Avrupa’da Ateizm” başlıklı yazınız Arapça olarak Tunus’taki Damir Gazetesi’nde çıktı. “Bahreynli Şiiler Herkes İçin Özgürlük İstemeli” başlıklı makaleniz Fas’taki Morocco World News adlı yayında yer aldı. “Çağımızın Hastalığının Gerçek Adı Stres Değil; Tevekkülsüzlük” adlı yeni yazınız Weekly Blitz sitesinde yayınlandı. News Rescue sitesinde çıkan son makalenizin başlığı “İran, Türkiye ve Ortadoğu’nun Geleceği.” Son olarak, Amerika’daki Jefferson Corner sitesi “Kaçak Göçmenler Avrupa’da Sadece Bir İstatistik Mi?” başlıklı yazınıza yer verdi. Bu yazının İspanyolcası ise MBC Times sitesinde yayımlandı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey, bu Akdeniz’deki mültecilerin sürekli hayatını kaybetmesiyle ilgili bugün acil olarak Avrupa Parlamentosu toplandı. Bazı üyeler de; “Hiçbir şekilde kurtarma kararı alınmaması lazım, o zaman daha çok mülteci gelir” dediler. Sevgisizlik bütün dünyaya yayılmış durumda şu anda.

ADNAN OKTAR: Onlara hayat alanları oluşturalım, illa İtalya’ya gelmeleri şart değil ki. Kendi ülkelerinde de onlara hayat alanı oluşturulabilir yani güvenli yerler oluşturulabilir. Onlar orada savaşta ezilip yok olmaktan korkuyorlar. Yani korunup, kollanacakları bir yer arıyorlar benim anladığım.

CEYLAN ÖZBUDAK: En son su alan gemide Müslümanlar su almaya başladığında aralarındaki Hristiyanlar’ı toplayıp denize atmışlar.

ADNAN OKTAR: Çok dehşet verici, vahşiyane. İşte Allah o yüzden bela veriyor olabilir.

İnsanlar namaz kılmasalar bile belki Cuma namazı veyahut bayram namazlarına gidiyorlar. Fakat kalpte, ruhta dindar olacaklarını gördüler. Modern bir hayat; müzik dinleyebileceklerini, kadınlar başı açık gezebileceklerini ama aynı şekilde dindar olup namazları da kılabileceklerini gördüler. Onun için gizlice din Türkiye’de müthiş yayıldı, müthiş zemin buldu. Her yerde, mesela bak bugün rastgele gittiğim bir yer. Benim anlattığım felsefe ve ruh bütün binaya hakim olmuş. Mesela başı açık hanımlara baktım onlar da dindar, başı kapalı hanımlar var onlar da dindar. Bayağı sevgi dolular, çok modern hanımlar var mesela sarışın, bakımlı, güzel. Bana karşı sevgileri müthiş coşkulu ve bayağı dindarlar.

Şimdi o zaman kısa bir ara verelim, İsa Mesih (a.s) konusunu anlatalım. İsa Mesih (a.s) ile ilgili ayetleri getirin, hadisleri getirin. Onun içindeki gizli işaretlere bakalım, Kuran’daki gizli sırlara bakalım.

KARTAL GÖKTAN: Ara vermeden önce bir duyuru yapabilir miyim Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Yarın saat 18:00’da yeni bir belgeselimiz yayımlanacak, inşaAllah. “Kuran Darwinizm’i Yalanlıyor” belgeselinin birinci bölümü. Bu belgeselde Kuran’da kesinlikle evrim teorisine yer olmadığı anlatılıyor. Allah’ı ve yaratılışı inkar temelli evrim teorisini dine uygun hale getirmeye yönelik çabaların Kuran’a uygun olmadığı anlatılıyor. Yarın saat 18:00’da yayımlanacak, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler programımızın sonuna geldik, birazdan Hoş Sohbetler’de tekrar birlikte olacağız. 

Masaüstü Görünümü