Harun Yahya

Sohbetler (25 Nisan 2015; 21:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: Değerli izleyicilerimiz, Adnan Oktar ile Sohbetler programımız başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Nepal’de bu sabah 7.9 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Dört ülke etkilendi depremden. Son açıklamalara göre bin yüzden fazla insanın öldüğü haber veriliyor. Tarihi yerler yerle bir oldu depremde. Everest Tepesi’nde depremin etkisiyle çığ düştü. İlk belirlemelere göre sekiz dağcı hayatını kaybetti.

ADNAN OKTAR: Everest Tepesi’nde. Nepal gariban bir ülke. Depremin yüksekliği de bir hayli var yani, şiddeti yüksek. Ne yapılır? İşte Kızılay yardımcı olur. Yabancı ülkeler yardımcı olur. Şefkat göstermek lazım tabii. Bütün dünya fakir. Hiç ummadık olaylar oluyor. Her gün sürpriz olaylar oluyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Meral Akşener, bugün NTV’de konuk olduğu bir programda “Erdoğan başkanlık sisteminin olmayacağını biliyor. Çünkü kamu anketlerine çok önem veren bir insan. Başkanlık sistemini yüzde 18-30 arası kişi istiyor. Sadece kendi seçmeni de dâhil. Fakat Davutoğlu ekibinin çalışmalarından çok hoşnut değil. Dört yüz milletvekili sayısını garantilemek için sahaya inmenin yolunu arıyor. Bunun için yani sahaya inmek için bir konu bulması lazım. Başkanlık konusunu bu yüzden kullanıyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hoca, başkanlık sistemini tabii, onu söyledim. Yani çok baskı var. O da “tamam gelsin” diyor her halde. Yoksa ben isteyeceğini hiç zannetmiyorum başkanlık sistemini. Yani çünkü Türkiye paramparça olur öyle bir şeyde. Ama herhalde Amerika, şurası, burası falan Avrupa Birliği çok bastırıyor tahmin ediyorum. O da öyle usulen, hükmen söylüyor olabilir. Yoksa yani Türkiye mahvolur öyle bir sistemde. Paramparça olur, Allah esirgesin.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Elazığ’da partisinin düzenlediği yemeğe katıldı. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı eleştiren Demirtaş, “bize diyorlar ki; ‘Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yolundan gidiyoruz.’ Allah yalancının belasını versin mi? Hz. Peygamber (s.a.v.) bin beş yüz odalı lüks sarayda mı yaşadı? Hani onun yolundan gidiyordunuz? Diyanet İşler Başkanı topluma önder olmalı. Sen nasıl bu milletin parasıyla bir milyonluk araba alıp makam aracı yaparsın? Hz. Muhammed (s.a.v.) geriye servet olarak Allah’ın emirlerinden ve kendi yaşam tarzından başka bir şey bırakmadı.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Doğru da, o devirde herkes fakirdi. Yani Peygamber (s.a.v.) kendine servet edinecek bir tavır içinde olamazdı zaten. Ümmetine acıyordu, serveti eşit şekilde yaydı ve sosyal adaleti sağladı. Ama hakikaten misafirleri ağırlayacak düzgün bir yer, yani yeni bir yer yok. Belki biraz abartılı olmuş olabilir hakikaten. Yani hakikaten bu Türkî devletlerde falan var ya başkanlık sistemini yöneten devletler, oralarda böyle şeyler oluyor. Biraz şaşalı olmuş hakikaten. Daha sade, daha kibar, daha asil bir yapı olabilirdi hakikaten. Daha kullanışlı olurdu o zaman. Bu kadar büyük olunca kullanışlı da olmaz. Biraz hantal bir yapı göstertir o zaman. Ama her halükarda yapılmış yani. Bir servet, bir güzellik. Tayyip Hoca da gece gündüz orada kalmıyor yani. Misafirler geldiğinde gidiyor. Yani öyle büyütülecek bir olay yok bence. Yani nihayet kendi mülkü de değil.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan kalkan Türk Hava Yolları’na ait bir uçağın motoru Bakırköy semalarında alev aldı. THY’nin Milano seferini yapan yolcu uçağı motor arızası nedeniyle Atatürk Havalimanı’na acil iniş yaptı, itfaiye uçağa müdahale etti. Ve yolcular hiçbir yara almadan uçaktan tahliye edildiler. Verilen bilgiye göre aynı uçağın içinde iki gün önce de bir kaza yaşanmış ve kokpit camı çatlamış. Sebebi araştırılıyor.

ADNAN OKTAR: Biraz eski mi uçaklar nedir?

BÜLENT SEZGİN: Değil aslında.

ADNAN OKTAR: İyi kontrol edilmediğinden oluyor her halde.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Afyonkarahisar’da bir Kuran kursunun temel atma törenine gelmesi beklenen Başbakan Davutoğlu’nun eşi, Sare Davutoğlu’nun ziyaret edeceği akraba evinin önünde silahlı bir kişi gözaltına alındı. Yakalanacağını anlayarak bir apartmanın bodrum katındaki pencereye fırlatan şüpheli kaçmaya çalıştı ama yakalandı. El konulan silahı dolu ve merminin de namlulu olduğu öğrenildi.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, acayip. Yani suikast için geldiyse çok acayip. Sorgulansa her halde söyler. Eskiden polis böyle şeyleri anında söyletiyordu. Ama yeni modelde herhalde söyletmesi biraz zor olur. Eskiden on dakika sürmüyordu. Zaten suratına baktığında, konu bitiyordu. Tabii çok vahşi yöntemler, çok kötü. O dönemler yani felaket dönemleri.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Mardin’de yakılarak şehit edilen askerin eşine TOKİ’den hibe edilen 65 metre kare evin parası 14 yıl sonra geri istendi. Babasını dört aylıkken kaybeden Hasan Batırır, “benim babam bu vatan için şehit oldu. On beş yıl sonra gelip bizden bir bedel istiyorlar. Eğer bedel istenecekse, ben ilk önce bu bedeli devletten istemem gerekir. Babamı geri versinler o zaman bana” dedi.

ADNAN OKTAR: Olur mu? Asaletine yakışmaz, ayıp yapmış. Öyle denmez. Yani orada bir münasebetsizlik var zaten bir utanç meselesi var. Ama sen böyle bir şeye bu şekilde cevap verirsen, asaletini zedelersin. Sen şehit evladısın. Sana yakışır mı? Babanın şehitliğiyle övün sen, iftihar et. Orada bir münasebetsizlik olmuş, anormallik olmuş, doğru. O telafi edilir. Bu tip olaylara hiç müsaade etmemeleri lazım başından. Bu sonuna kadar oluyor yani kontrolsüz şekilde. Mesela gazinin takma bacağı oluyor, evine gidip kapısına dayanıp, zorla evinden gerekirse eşyalarını alarak “bunun fiyatını öde” diyorlar. Buna benzer olaylar. Yani bu çok utanç verici ve bu safhasına kadar bu memurlar nasıl buna müsaade ediyor, ben buna şaşıyorum.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Devlet okullarında bu yıl açılan hafta sonu kurslarında kullanılmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı Ölçme Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan ve sekizinci sınıflara uygulanan testlerde evrim teorisi için özel bölüm ayrılmış. Öğrenciler bu testlerle liselere giriş sınavı olan TEOG sınavına hazırlanıyorlar.

ADNAN OKTAR: TEOG mu?

KARTAL GÖKTAN: Temel Eğitimden Orta Öğretime Geçiş Sınavı.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Öğrenciler bu testlerle TEOG sınavına hazırlanıyorlar. Testlerde evrim gerçekmiş gibi anlatılıyor ve bilim adamlarının görüşleriymiş gibi aktarılan sorular soruluyor.

ADNAN OKTAR: Sanki bu ilk defa oluyormuş gibi. Ortaokulda da bu şekilde, lisede de bu şekilde, üniversitede de bu şekilde. Tarih dersinde, biyoloji dersinde, felsefe dersinde, sosyoloji dersinde, kültür dersinde, hatta coğrafya dersinde bile evrim anlatılıyor zaten. “Dünya nasıl oluşmuştur?” diyor. “Big Bang’le oluşmuştur” diyor. “İlk yaratılış nasıl olmuştur” diyor. “Sularda tesadüfen ilk canlının oluşu” yani bu şekilde cevap verirse, o öğrenci geçebiliyor. “Tesadüf sonucu sularda bir ilk hücre oluşmuştur, bu evrimleşmiştir, dolayısıyla canlılarda ondan oluşmuştur” diyor. “Sana on puan aferin, doğru bildin” diyor. “Sonra da gelin size din dersi anlatalım” diyorlar. Sonra da Çanakkale Savaşı’nı anlatıyorlar. Çanakkale’deki şehitleri anlatıyor. Kardeşim, Darwinizm şehitliği kabul etmiyor ki. Gazilik de kabul etmiyor. Yani “atanız mikrop” diyor zaten Darwinizm. “Solucan atanız” diyor. Suudi Arabistan, İran, Türkiye geceli gündüzlü bu eğitimi yapıyorlar. Kurslarda da bu şekilde, her yerde böyle. Devletin kitapları zaten bu konularla çaka çaka dolu.

Çocukları o şekilde eğitiyorlar. Avrupa yurt dışı filan, zaten ikinci bir görüş yok. Yani Rusya, Bulgaristan filan ezici şekilde Darwinizme inanıyorlar. Hepsi Darwinist, evrimci eğitimden geçiyor. Başka bir eğitim şekli yok. Bulgaristan, Yugoslavya falan zaten onlar daha köklü ve kararlı yapıyorlar eğitimi. Yani özellikle komünist ülkede. Ama İslam ülkeleriyle, komünist ülkelerin eğitim farklılığı yok. Aynı kitaplar okutuluyor, aynı eğitim faaliyeti yapılıyor. Hepsi Darwinizmi, materyalizmi anlatıyor. Bir de şimdi çocuklara mesela özellikle Hıristiyanlarda durum daha da vahim. Şimdi Hristiyan çocuğa diyor ki; “nasıl yaratıldın?” diyor. İncil’i esas alıyor. İncil’deki anlatımı görüyorsunuz. “Bunu mu kabul ediyorsun, bilimin açıkladığını mı kabul ediyorsun?” diyor. “Ben bilimin açıkladığını kabul ediyorum” diyor. İncil’deki anlatımı bir gösterelim. Tevrat’taki anlatımı da bir gösterelim. Mesela İsrail’de halkın yüzde otuzu dindar. İnanmıyorlar. O yüzde otuz da okumuyorlar, araştırmıyorlar. Mesela Darwinizmi hiç okumuyor. Materyalizmi hiç okumuyor. Okusa, belki onlar da inanacak. Yani okutturmayarak onu elde ediyorlar. Yani mesela dindar hasidik Museviler, asla öyle bir kitap okutturmazlar. Darwinizmle ilgili, internette falan da direkt dinsiz olacakları düşünüyorlar. Yani hiçbir şekilde okumuyorlar.

GÖKALP BARLAN: Almanya’dan konuştuğumuz kişiler Adnan Bey, “eğer devlet öyle istiyorsa yalan bir şey öğretmez.” Darwinizm doğrudur diye bakıyorlar.

ADNAN OKTAR: Modellerin tamamı inanmıyordur Darwinizme, gelenlerin. Yani Hıristiyanlığın anlatımı, akıl sır alacak gibi değil, yani İncil’deki anlatım. Onun için gerçek dindar Hıristiyan bulmak çok çok zor. Yani tamam evlenmek için kiliseye gidiyorlar, Pazar ayinlerine gidiyorlar. Mesela Katolikler falan da Ermeniler de öyle. Mesela kilisede öyle ama o folklorik bir şey olarak uygulanıyor.

BÜLENT SEZGİN: Hristiyan yaratılışçılar da, altı bin yılla açıklamaya çalışıyorlar.

ADNAN OKTAR: İçler acısı. Diyor ki bütün Hıristiyan yaratılışçılar; “kâinat altı bin yıl içinde yaratıldı. Canlılar.” “Peki” diyorsun “bu fosiller var” filan. Altı bin yıl kardeşim, granit olmuş. Etme. Bilimsel metotlarla bakılıyor, inceleniyor. Üç yüz milyon yıllık, dört yüz milyon yıllık. Sen “altı bin yıl” diyorsun dalga geçer gibi. “Peki” diyorlar “bu ay krateri nasıl oldu?” “Melek Mikail’le şeytan çatıştı. Kavga ettiler. O kavganın sonucunda o kraterler oluştu” diyor. Buna hangi Hıristiyan inanır? “Birbirlerine taş attılar” diyor. “Kavga oldu” diyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: “Ağızlarından alev çıkan ejderhalar vardı” diyor.

ADNAN OKTAR: “Yedi başlı ejderha var” diyor. “Yedi metre alev çıkarıyordu ağzından. Onların fosillerine de rastlayabilirsiniz yakında, araştırıyoruz” diyor. “Neden olmasın?” diyor. “Yakıt olur, içer” diyor. “Bir şekilde de o yanar. Ağzından fışkırtır” diyor. “Niye olmasın? İncil’de geçtiğine göre vardır” diyor. O zaman geniş bir dinsiz bir kitle oluşuyor. Gelenekçi Müslümanlar daha da beterler. Yani Hıristiyanlara da acayip eziyet var. Gelenekçi Ortodoks Müslümanlara da çok büyük eziyet vardır. Dolayısıyla gerçek anlamda iman eden bir avuç insan var. Çok az iman eden var. Devletler Darwinizmi niye savunsun? Allah’a inanmıyorlar. Yani devlet yetkililerinin büyük bir bölümü İslam ülkelerinde Allah’a inanmıyor. Onun için Darwinizmi savunuyor. Hükümetten hiç gördünüz mü siz, Darwinizmi kaldırsak mı veyahut Darwinizme bir cevap versek mi? Darwinizme cevap veren bir kitap hazırlatsak mı?” Veyahut “Paleontolojik delilleri çocuklara gösterelim. Fosilleri gösterelim. Görsün gençler” dediğini duydunuz mu hükümetin? Hiçbir şekilde demiyorlar. Biz Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileriyle görüştük. Adamlar diyor ki; “hükümetten hiçbir işaret yok. Biz bu durumda hiçbir şey yapamayız” diyorlar. “Biz böyle bir girişimde bulunduk. Hükümetten hiçbir işaret yok” diyorlar. Kimse yanaşmıyor. Ama kahramanlık hikâyeleri anlatıyorlar. Kahramanlık türküleri dinletiyorlar. Mehter türküleri çalıyor. Sen Darwinist olduktan sonra mehter çalsa ne olur, mehter çalmasa ne olur? Sen Çanakkale’de şehitlerden bahsediyorsun. Darwinizm şehit kabul etmiyor ki. İnsanın mikroptan oluştuğunu kabul ediyor. Sen de onu öğretiyorsun okullarda. İnsan şehit oluyor, Müslüman şehit oluyor. Darwinizm bunu kabul etmiyor. “Yalan söylüyor” diyor. “Doğru söylemiyorlar” diyor. Buradaki vahameti bir türlü göremedi insanlar. “Ümmet-i Muhammed” diyorum. Bütün İslam âleminin tamamı. “Allah yok” diyen Milli Eğitim’de eğitim veriyor. Sonra “gelin size din dersi de öğretelim” diyorlar. Sen beş saat Allah’ın olmadığını söylüyorsun, peygamberlerin doğru olmadığını söylüyorsun. Kardeşim, işin vahim tarafı, imam hatiplerdeki öğretmenlerin büyük bölümü Darwinizme inanıyor. İlahiyat profesörlerinin yüzde doksan beşi Darwinizme inanıyor. Çok acayip bir durum var dünyada. Suudi Arabistan’da da, mesela buraya geldi Suudi Arabistan’dan İslam âlimleri var görüştüğüm profesör adam. Mesela bana “hanımlar neden dekolte giyiniyorlar? Ben bunu anlayamadım” diyor. “Başını açıyorlar” diyor. Ben de anlattım Kuran’dan. Konu evrime geldi, “ben buna da şaşıyorum. Sizin evrime inanmamanız çok şaşırtıcı” diyor. “Darwinizm bir gerçek” diyor. “Bilimsel bir gerçek” diyor. “Ben şaşıyorum sizin bu tavrınıza. Aksi çalışmalar yapıyorsunuz” diyor, “ben bunu kabul edemiyorum” diyor. Bak, başörtüsünden bahsediyor. Darwin, “din yok” diyor. “Allah yok” diyor. Sen de Darwinist olduğunu söylüyorsun, sonra da başörtüsünden bahsediyorsun. Etme, çatma. Haberi yok, dini imanı gitmiş, haberi yok adamın.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Selahattin Demirtaş Diyanet Başkanlığı’na yönelik bazı eleştirilerde bulundu; “Din bunların elinde rehine olmuş. Dini haşa sopa olarak almışlar, kafasını kaldırana dinle vuruyorlar. Allah’ın bize gönderdiği din değil, devletin hükümetin dinidir. İslamiyet değil. Alakası yok. Hangi dinde ibadet yapacağına ilahiyat karar veriyor. Kürtçe, Zazaca hutbe verdiklerinde diyanet isterse soruşturma açtırır, niye? Var mı İslamiyet'te sen Zazaca konuşamazsın diye? Türkçe bilmeyen insanlar ne yapacak? Nasıl ibadet edecek? Allah’a hangi dille yalvaracağımıza Diyanet karar veremez. Allah bizi hangi dilde yaratmışsa merak etmesin Diyanet, Allah anlıyor bizi zaten.”

ADNAN OKTAR: Anladım. Samimiyetsiz oradaki dil takıntısının nedeni, gençlere Kürtçe eğitim verip, sadece Kürtçe bilmelerini sağlamak, Türkçeyi de bilmemek, dolayısıyla kültür kopukluğu meydana getirip, federasyonun mantığını iyice oturtmak. Yoksa işin doğrusu onları din ilgilendirmiyor BDP’yi. Yani o yönüyle ilgilendirmiyor, benim gördüğüm. Üsluplarıyla falan her şeyleriyle anlaşılıyor. Ama modern olmaları güzel, kadın hakları, kadınlara karşı saygı göstermeleri, sevgi göstermeleri güzel. Ama her türlü üsluplarından sol eğilimli oldukları ve dine o derece gösterdikleri gibi ehemmiyet vermedikleri anlaşılıyor. Bin cihetten söyleyebilirim. Zaten açık açık da söylüyorlar. Aslında onların din anlayışını da bir makale haline getirebiliriz. Öyle bir şey yapalım. Tabii böyle şeyde demagoji insanlara etkili oluyor. AK Parti’nin din politikası. Ama Tayyip Hoca modern İslam anlayışını savunuyor. Sanatçı hanımlara gidip sarılıyor. Beraber şarkı söylüyor. Fasıl getirtiyor. Moderndir Tayyip Hoca’nın İslam anlayışı. Yani gelenekçi bağnaz sistemi kabul etmiyor. Açıkça da söylüyor. “Benim dinim Sünnilik değil” diyor. Bunu dediğinde, adamın iflahını keserler. Bu bir siyasi intihardır normalde böyle bir şey. Ama bak, o cesur, ona helal olsun. CHP de Diyanet’in kaldırmasını savunuyormuş. Ama o zaman müthiş bir şey olur, organizasyon bozukluğu olur. Yani ödenek sıkıntısı meydana gelir. Camilerin çoğu kapanır, Allahualem. Yani öyle gönüllü imam bulmaları çok zor camilerin. Belki ihlâs, samimiyet bunu gerektirir diye düşünüyorlar ama pratikte böyle bir şey olmaz. Yani camilerin yüzde doksanı kapanır.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz zaten biliyor olabilirsiniz Adnan Bey inşaAllah, Avrupa’da bu şekilde olduğu için, Diyanet gibi bir kurum olmadığı için, bütün camilerde radikal eğitim yapan imamları da kontrol edemiyorlar, öyle bir etkisi de oluyor.

ADNAN OKTAR: Bir de paramparça Müslümanlar. Mesela Süleymancıların camisi var, hiç kimse oraya gidemiyor başka. Nurcuların camisi var, oraya başka kimse gidemiyor. Her grubun ayrı camisi var. Ve birbirlerine çok ciddi muhalifler. Bu büyük bir risk.

Siz anlatın bir şeyler.

BÜLENT SEZGİN: Engin Ardıç; “Çanakkale Savaşı’nda İngilizlerin ve Anzakların durduk yerde birden bire ansızın üstümüze saldırdıkları iddiasının bir sahtekârlık olduğunu” söyledi. “Azaklar ya da İngiliz ordusu bize saldırmadı, biz onlara saldırdık. Emperyalistler üzerimize çullandığı sözü de yalandır. Bizim müttefikimiz Alman emperyalizmine ne yapmıştı peki? Enver Efendi, Turan imparatorluğu kurma hayallerine dalmamış mıydı? Onlar Çanakkale’ye saldırarak emperyalizmi yapacaklar, sen teşkilatı mahsusu ajanlarını İran ve Afganistan’a gönderirken emperyalizm değil, vatan savunması olacak, öyle mi? Anzakların burada ne işleri var diyenlere soruyorum, peki bizim Galiçya’da ne işimiz vardı?”

ADNAN OKTAR: İşgale gelmemiş mi adam?

BÜLENT SEZGİN: Tabii.

ADNAN OKTAR: Cinayet işlememiş mi? Tamam, tabii ki her devletin öyle bir kızıl elma ülküsü olur. Rusya’nın yok mu? Çin’in yok mu? Hindistan’ın yok mu? Hepsinin var. İsrail’in yok mu? Her ülkenin var. Tabii ki Türkiye’nin de bir kızıl elma ülküsü olacaktır. Şaşıracak ne var bunda? Birde Afganistan’da kim var? Kendi kardeşin var. Yani Konya bizden ayrılmış, ben Konya’yı yeniden Türkiye’ye bağlamak istiyorum. Teşkilatı mahsus oraya gittiyse, bu akıllı bir hareket, doğru bir hareket. Çünkü evladımızı bizden koparmışlar, ben evladımla yeniden bir arada olmak istiyorum, konu bu. Burada bir işgal yok ki. Ama sen mesela Fransa’ya ateşkes mahsusa adamları gönderirsin, Fransa’yı fethetmek istersin bu doğru. Bu acayip. Çünkü dini ayrı, dili ayrı her şeyi ayrı. Ama Afganistan bizim öz ve öz kendi kardeşlerimiz, kendi dindaşlarımız, kendi insanlarımız. Biz yüzyıllarca beraber yaşadık onlarla. Niye ayrı olalım? Hele Türki devletler zaten bir bütünüz. Bizim parçamız onlar. Onlarla biz bütün olmak istiyorsak, teşkilatı mahsusa elemanları oraya gittiyse, bu çok insancıl ve doğru bir hareket. Ama bizim dinimiz ayrı, dilimiz ayrı, inançlarımız ayrı, örfümüz ayrı, geleneğimiz ayrı ve bize ait bir toprak var. İngilizler gelip burayı işgal ediyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: Yüzyıllardır Türklere ait.

ADNAN OKTAR: Yüzyıllardır bize ait. Gelip işgal ediyor ve cinayet işleyerek bunu yapıyor. Bu nasıl normal oluyor? Orada sen kendi vatandaşın, kendi insanınla birleşmek istiyorsun. Türkistan’da kim var? Yozgat’taki insanlar var. Tabii ki birleşeceğiz.

AYLİN KOCAMAN: Zaten Osmanlı dağıldıkça geri kalan ülkeler hep perişan oldular, mahvoldular.

ADNAN OKTAR: Tabii ki laf mı yani. Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan bugünkü konuşmasında şunları söyledi; “Bunların mensuplarından bazıları önlükler takarak yürüdüler, yürüyüş yaptılar. Şimdi de bazı özel mahfilerde, hep bunların haberleri bize geliyor. Kadeh tokuşturuyorlar.” İktidar partisinin iktidarı kaybı yakındır, şerefe” diyorlar. Bu millet size bu kadehleri tekrar tattırmaya Allah’ın izniyle nasip etmeyecek. Çünkü siz milli iradeye aykırı olarak bu ülkeyi yönetmek istiyorsunuz.”

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam da tam damardan giriyor yani. “Kadeh kaldırtmayacağız” falan, Anadolu halkını çıldırtacak bir şey. Çok galeyana getirecek bir cümle, yani bir kısmını diyelim. Tayyip Hoca yamandır böyle şeylerde. Yani nereden ne geleceğini bilir. Kadeh mi kaldırıyorlarmış? İstihbaratı doğrudur. Ne önlüğü ya bunlar? Önlük mü bağladılar? Kim bağladı önlük? Var mı öyle bir şey hakikaten? Yanlış duymadım değil mi? Önlük.

BÜLENT SEZGİN: Evet önlük.

ADNAN OKTAR: Mason mu kastediyor acaba?

BÜLENT SEZGİN: Allahualem.

ADNAN OKTAR: Ne çekiniyor, açık açık Mason desin. Masonluğu tavır aldığını zannetmiyorum Tayyip Hoca’nın. Onlar öyle cıvık işlere girmezler. Varsa da haberim olur yani, inşaAllah. Türk Masonluğu garibandır, öyle bir güçleri yok. Bayağı garibanlar. Tavanları akıyor, para bulamıyorlar. Binaları perişan yani acayip perişan. Elektrik borçlarını falan zor bela ödüyorlar, öyle bir güçleri yok. Çok pasif bir yaşantıları var, aktif bir yaşantıları yok. Onun için Tayyip Hocam o kısımda çekinmesin, oradan bir sorun çıkmaz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Suriye’de İdlip ve Lazkiye kentleri arasında bulunan ve stratejik öneme sahip olan Cisur Şur Kasabası muhalifleri eline geçerken yeni hedef Esad rejiminin kalesi durumunda olan Akdeniz sahilindeki Lazkiye kenti.

ADNAN OKTAR: Lazkiye giderse, Esad biti demektir.

AYLİN KOCAMAN: Şu anda bayağı yaklaştılar.

ADNAN OKTAR: Lazkiye’ye girerlerse, Esad tamam yani dümdüz oldu demektir. Çünkü tek sığındığı yer orasıydı. O zaman Rus donanması da apar topar kaçar, Allahualem. İŞİD gemileri ele geçirir, Allahualem. Onlara çok rahat kaptanlık yapar. “Kamyon kullanmayı biliyorum, ben niye bunu bilmeyeyim?” diyor. Acayip manevra yaptırır uçağı, böyle dikey yaptırıp takla attırıp, bir de eğleniyorlar, bayağı keyifleniyorlar.

CEYLAN ÖZBUDAK: İnsansız hava uçaklarının kontrol merkezinde.

ADNAN OKTAR: Her şey yapıyorlar, on dakikada çözüyorlar hepsini. IŞİD’le şiddetle baş edemezler. IŞİD’le mutlaka fikirle, Mehdiyet’le, sevgiyle olur. Başka türlü olmaz. Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ahmet Hakan Ermeni tehciri konusunda şöyle bir soru sordu; “Bütün sorun Ermeni çetelerin saldırıları nedeniyle ortaya çıktıysa, neden tüm bir Ermeni toplumunu tehcire tabi tutup Ermeni kırımına yol açıldı? Çetelerin günahı neden günahsız Ermenilerden çıkarıldı? Neden Ermenileri tehcir eden insanları dedemiz olarak belirliyoruz? Bu ülkede Ermeni kelimesi küfür olarak kullanılıyorsa, Ermeni demeden önce affedersin diyorsak memleketteki bir avuç Ermeni’ye aba altından sopa gösteriyorsak, yeryüzünün en hümanist insanları olduğumuza bütün dünyayı nasıl ikna edeceğiz?”

ADNAN OKTAR: Biraz vulgarize etmiş gerçi de. Ermeniler ‘i biz yüzbinlerce Ermeni’yi besliyoruz Türkiye’de. İş güç sahibi oluyorlar, her gün Ermenistan’dan gidip geliyorlar Türkiye’ye. Sınırlar kapalı falan diyor ama öyle bir şey de yok. Pasaport, vize, öyle direkt gidip geliyorlar 200 bin Ermeni yani Türkiye’de geçiniyorlar, besliyoruz. Çeteler, Ermeni çetelerde var, Türk çetelerde vardı. Ben çeteyle övünmem zaten. Kimse övünmüyor çeteyle. Adam öldürenle kim övünür? Biz diyoruz yani faşist kafa, Darwinist materyalist kafa, övünülecek bir yönü yok onun. Ama tabii zulüm her yerdeydi o devirde. Bir tek Güneydoğu Anadolu’da değil, Rusya’da akıl almaz katliamlar yapıyordu, Çin katliam yapıyordu. Dünya delirmişti o zamanlar. Bütün dünya kasap ruhuyla, yani insan kasabı olmuşlardı, doğruyorlardı herkesi. Yani cinnet geçirmişti dünya. O cinnet daha yatışış değil. Yani cinayet ruhu, henüz yatışmış değil. Mesela Amerika’da devam ediyor cinayet ruhu. Rusya’da cinayet ruhu devam ediyor. Çin’de devam ediyor. Cinayetten çekinmiyorlar. Yani cinayeti hayatın bir gerekliliği olarak görüyorlar. Çok makul görüyorlar. “Cinayet ne var” diyorlar. Yemek içmek gibi görüyorlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cübbeli Ahmet, “Ermeniler ülkemize zulüm yaptığı için, ecdadımızda tehcir ederek Allah’ın emrini uygulamıştır” dedi. “Erminlerden özür dilemenin de caiz olmadığını” savunan Ünlü şöyle devam eti; “onlar zalimlik yapmışken, biz niye özür diliyoruz? Sen özür diledikçe, üstüne üstüne geliyorlar. Güneydoğu’yu PKK’ya ver, öbür tarafı Ermeni’ye ver. Bir şey kalmadı.”

ADNAN OKTAR: Hayır hayır, Ermenilere şefkat göstermek çok hayati. Ama hakikaten eskiden “seni Ermeni seni” diye hakaret edilirdi. Ve dava açılıyordu hatırladığım kadarıyla “bana Ermeni dedi” diye. Çok eskiden. Ermeni hakikaten mesela “seni Rum seni” gibisinden böyle, hakaretti. Yahudi de, insanlar irkilirdi Yahudi dendiğinde böyle. “Adam Yahudi’ymiş” dendiğinde, baya bir irkilirlerdi. “Alevi, Kızılbaş” dehşete düşüyorlardı. Çok karanlık dönemlerden geçtik. Kızılbaşlık, akbaşlık, karabaşlık Anadolu’da olan bir şey. Hz. Ali (r.a)’ın sarığı kızıl kana boyandıysa, kıpkızıl renk aldıysa, bu delikanlılığın kitabı demektir. Sen bundan onur duy. Bu bir şereftir, kızıl başlık. Diyorsun ki mesela “şehit al kanlara boyandı” diyorsun “al kanlara boyandı.” Bir onur bu. Al kanlara boyandıysa Hz. Ali (r.a)’da, kıpkızıl olduysa sarığı, bu bir şereftir bu. Hz. Ali (r.a) delikanlılık aleminin piridir. Alevi kardeşlerimiz, hep ondan örnek alırlar. O delikanlılık yiğitlik ruhu hep oradan geliyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Dünya Sağlık Örgütü, Batı Afrika’yı etkisi altına alan dünyanın gelmiş geçmiş en ölümcül virüsü Ebola hakkında son raporunu yayınladı. Rapora göre patlak verdiği günden itibaren Ebola Virüsü çoğunluğu Gine, Liberya ve Sierra Leone’den olmak üzere, toplam on bin sekiz yüz kişinin ölümüne neden oldu.

ADNAN OKTAR: Bir şekilde ölürüz. Kanser olur, ülser olur, mikrop mesela akciğere mikrop bulaşıyor, çok rahat ölünüyor. Bir enfeksiyon, hatta diş enfeksiyonu bile sarıyor, beyine doğru sıçrıyor, öldürüyor. Vücut koruyamıyor kendini, bir şekilde oluyor. Antibiyotik veriyorsun, daha ters etki yapıyor. İki, üç antibiyotik birden veriyor paniğe kapılıyor doktorlar, tam onu öldürecek şey olmuş oluyor o. İyice perişan oluyor. Arkasından kortizon veriyorlar, adam tam iptal, ölüyor Allah esirgesin.

AYLİN KOCAMAN: Adnan Bey, bu Ebola’yla ilgili Dünya Sağlık Örgütü, ilk salgın başladığında Afrika ülkeleri sağlık konusunda kar getirmiyor diye bu konuda hiçbir çalışma yapmadı, çok gecikildi. Ancak altı bin kişi öldükten sonra başladılar aşı çalışmalarına.

ADNAN OKTAR: Türkiye’de “2023’lerde aşı yapacağız, kendi aşımızı yapacağız.” Benim nutkum tutuldu, şaka gibi geldi bana. “Kendi aşımızı yapacağız” diyor, alkışlıyorlar. “Helal” diyor. Bu devire kadar bizde aşı yapamamamız inanılır gibi değil, mucize bu.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bu akşam asliye mahkemesi tarafından STV’den Hidayet Karaca ve tahşiye davasında yargılanan polisler toplam yetmiş beş kişi için tahliye kararı verildi. Ancak Sulh ceza mahkemesinin davalarından asliye ceza mahkemesinin tahliye kararı vermesi kanunen uygun olmadığı için bu tahliye kararı şu andan uygulanmıyor İstanbul Başsavcısının adliyeye gelerek böyle bir kararın nasıl alındığını incelediği bildirildi.

ADNAN OKTAR: Yok muymuş öyle hakları?

BÜLENT SEZGİN: Öyle deniliyor haberde.

ADNAN OKTAR: Tamam, değilse ona göre kanuni bir karşılığı olur. Sorun değil, hukuk işler.

Geçenlerde bir mafya babası tahliye çıkarttırmış kendisine faks çektirmiş. İnanılır gibi değil. Seve seve bırakmışlar adamı. Bakanlıktan “faks geldi” diye. Adam sırra adem bastı.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, bir yıl önce asli ceza mahkemelerinin tutuklama ile ilgili karar verme yetkileri alınmış, buna rağmen eski kanundaki gibi asli cezaya başvurmuşlar.

ADNAN OKTAR: Yetkileri alınmış.

BÜLENT SEZGİN: Evet, bir sene önce yetkileri alınmış ama buna rağmen asli cezaya başvurmuşlar, tahliye için.

ADNAN OKTAR: Tahliye için. Yetkisi yoksa geçersiz olur zaten. Unutmuş olabilir hakim bir şey olabilir. Bazen dalgın oluyor hakim oturup kasten yapmayabilir. Bunu ikram eden yaratan kim? Allah. Kadehi yaratan kim? Allah. Diyor ki “cennet kadehi nasıl olacak?” Burada görüyorsun işte. Beyninin içinde yaratılıyor. Aynı sistem. Beyninin içinde yaratılan sistem nasıl çalışıyorsa, cennette de aynı sistem çalışacak. Bu kadar, karmaşık bir şey yok.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Uğur Dündar, “şirk tarihinde bugüne kadar eşi benzeri görülmemiş bir dönem yaşandığını” iddia etti. “Bu günkü şirk, Kuran’a iman ettiğini söyleyip, dine imana kalite kontrolü yapmaya kalkan modern müşrikler tarafından sergilenmektedir. Bu insanlar yedek Kâbe yapmaya kalkıp, Kuran şeklinde pasta kesmektedirler. Böyle bir toplum, Allah’ın intikam almaya söz verdiği bir toplumdur. Çünkü müşrikler, Allah düşmanıdır. Onların mekanında ibadet edilmez, kestiği yenmez, onlarla aynı safta namaz kılınmaz” dedi.

ADNAN OKTAR: Tamam da, şirke girmiş olabilirler, o durumda dünyada Müslüman kalmaz adeta. Bu insanları kazanmaya çalışmak lazım. Etini yemeyeceksin, suyunu içmeyeceksin, muhatap olmayacaksın, tepeleyeceksin. Bu mantık, mantık mı? Yazık günah adamlara. Belli ki bilgisizler, cehaletin pençesine düşmüşler, bir kısmı. Mesela müftü efendi bizde kendi kesiyor, Kuran ayetlerinde pasta. AK Parti’nin ileri gelenleri var, akıl başında bildiğimiz adamlar var. Müthiş mutlular İslam’a dine hizmet ettikleri kanaatindeler. Müthiş din propagandası yaptıklarını ve çok orijinal bir şey yakaladıklarını düşünüyorlar. Bir basiret tutulması, akıl tutulması var. Gelenekçi Ortodoks sitemin hemen hemen hepsi böyledir. Yani hayret edecek şekilde basiret tutulması var. Daha halk yeni tanıyor onları. Çok küçük yönüyle kavrıyorlar daha, ufak ufak. Mesela cübbeliyle yavaş yavaş olayı kavramaya başladılar. Bunları tam bir konuştursalar, olayı tam anlayacaklar.

Kuran’da Kehf Kıssası var ama belli ki sır dolu bir kıssa. Belli ki çok grift, çok kapsamlı birçok konuya özellikle işaret ediliyor. Bunlar anlatılmadan geçilmiş şu ana kadar, 1300 seneden beri yaklaşık. Peygamberimiz (s.a.v) zamanında anlatıyor Peygamberimiz (s.a.v) ama ondan sonra kapanmış bu. Düz anlamını anlatıyorlar mesela gençler vardı mağaraya girdi. Halbuki orada bir sembolik anlatım var, sırlar var. Diğer ayetlerde anlaşılan sırlar var. Şimdi ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler programımız sona erdi, yarın tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü