Harun Yahya

Sohbetler (9 Mayıs 2015; 13:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar Sohbetler başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz.

BÜLENT SEZGİN: Hoş bulduk.

ADNAN OKTAR: Muhabbete başlayalım.

“Kofti Bey, Hunharca, “Hocam, federasyonun sizce ne gibi zararı var? Anlatsana biraz.” Federasyon demek, Türkiye’nin paramparça olması demektir. “Ne zararı var?” diyor. Şimdi “ölmenin size ne zararı var?” demek gibi bir şey. Hani “gelip kolunu koparsak ne zararı var?” diyor. “Bacağını koparsak ne zararı var?” diyor. Paramparça olunca “ne zararı var?” denir mi? Adam, birinci aşama federasyon, ikinci aşama bağımsızlık. Devlet kuracak adam, ayrılacak yani. Anadolu’da küçük bir toprak parçası Türkiye olarak kabul edecekler. İşte Ankara, Yozgat, Çorum. Ufak bir yer. Ondan sonra bitti. Ona da zaten müsaade etmezler bir süre sonra. “Burada ne işiniz var hemşerim?” derler. “Geldiğiniz yere gidin” derler. Bu kadar basit. Yani bir deliliktir gidiyor. Amerika sürekli psikopata yatıyor. Bak, elli kere dedim Amerika’ya. “Belanızı aramayın. Allah belanızı verir” dedim. Her “belanızı verir” dediğimde Allah belalarını verdi, hep ayaklanma oldu. Bak, kaç kere söylediysem hepsinde bir ayaklanma oldu. Bu sefer geniş kapsamlı bir zenci ayaklanması olur, Amerika’da taş taş üstünde kalmaz. Her yeri yakar yıkarlar. Belasını aramasın Amerikan devleti.

CEYLAN ÖZBUDAK: En son olayda Beyaz Saray’a sekiz mil kaldı.

ADNAN OKTAR: Bir anda kundaklarlar, her yeri paramparça ederler. Pentagon’u falan hallaç pamuğu gibi atarlar. Bir insan delirmiş insan topluluğunu karşı koyacağı bir şey olmaz. Asker falan silahını bırakır kaçar. Adamın gözü döndüğünde, bitti. Allah esirgesin.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Diyarbakır’da birçok eve eş zamanlı baskın düzenleyen özel harekât polisi, çok sayıda kişiyi gözaltına aldılar.

ADNAN OKTAR: Helal, güzel, doğru yoldalar, devam.

BÜLENT SEZGİN: Polislerin baskın yaptığı mahallede kapılara sprey boyayla “TC burada” yazdığı iddia edildi.

ADNAN OKTAR: O daha da güzel, helal olsun. Özel harekâtçılar yapmıştır. Şahane olmuş. Benim kapıma öyle yazsalar, iftihar ederim. Kürt kardeşlerimiz de iftihar etsinler. TC burada ne demek? “Bir daha buraya PKK giremez” demek.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ünlü Neoconlar’dan Michael Robin, dünkü yazısında; “Amerika’nın Barzani yönetimine değil, eğer silah verecekse doğrudan YPG’ye silah vermesi gerektiğini” yazdı. “Barzani’yi destekleyebiliriz ama Kürtlerin üzerinde tek söz sahibi olmasına izin vermeliyiz” diyor. Kendisinin gidip Suriye’de bizzat gözlem yaptığını, YPG’nin kahramanca savaştığını, Suriye’de ideal bir yönetim modeli oluşturduğunu” iddia ediyor. “Gerçi PKK ile bağlantıları var gibi görünüyor ama PKK’da artık Türkiye’de artık barışı savunuyor” diye iddia ediyor.

ADNAN OKTAR: Komünist, Stalinist bir örgüt, kan dökücü bir örgüt, sen ona nasıl silah verirsin? Bir de “Amerikalıyım” diyorsun.

CEYLAN ÖZBUDAK: Suriyeli Kürtler nefret ediyor YPG’den.

ADNAN OKTAR: Süper alçak adamlar. Direkt PKK, YPG diye bir şey yok, PJAK diye bir şey yok. PKK vardır. PKK’nın çeşitli isimleri bunlar. Mesela köpeğe kimi “it” der, kimi “hav hav” der, kimi “bilmem ne” der. Hepsi köpektir yani. Şimdi bunlar da öyle, bunların hepsi aynı.

CİHAT GÜNDOĞDU: Hepsi de lideri olarak Öcalan’ı görüyor zaten.

CEYLAN ÖZBUDAK: Bu İnsan Hakları Gözlem Örgütü normalde bu konu hakkında bir rapor yayınlamıştı Amerika’da. “Aynı” demişti. “Hiçbir farkı yok PKK’dan. “YPG’den normalde bahsetmemiz gerekiyor Amerika’da” demişti. Onu şey yapmadılar.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Bursa’da Bitlis Valisi Orhan Öztürk’e “Diyarbakır’ı bizden söküp almaya kimsenin bizden söküp almaya kimsenin gücü yetmez” diye yanıt verdi. Bahçeli “Bursa’dan vazgeçemeyeceğimiz gibi Diyarbakır’dan da ayrılmayız. Hiçbir şekilde bırakmayız” mesajı verdi. “Diyarbakır ne zamandan beri Türkiye’den kopmuştur?” diye soran Bahçeli, “Diyarbakır binlerce yıldır Türk’tür, Türk milletine emanettir. Diyarbakır başkent olmuştur fakat bu payeyi bir Türk devleti olan Akkoyunlular’dan 15. yüzyılda almıştır. Diyarbakır’ı sözde Kürdistan haritası içinde gösteren gafiller başaramayacak. Hedeflerinize ulaşamayacaksınız.”

ADNAN OKTAR: Aslan Sayın Devlet Bahçeli, maşaAllah. Çok güzel konuşmuş, bayağı güzel konuşmuş.

BÜLENT SEZGİN: “Diyarbakır’ı bizden söküp almaya kimsenin gücü yetmez. Yetmeyecek de.”

ADNAN OKTAR: EvelAllah. Sökmeye kalkarsa, biz onu sökeriz. Sökmeye kalkanı sökeriz. Kanunla hukukla gereğini yaparız.

Evet, dinliyoruz.

KARTAL GÖKTAN: Cem Küçük, Manisa’da derneklere yapılan operasyonları eleştiren Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç için sert ifadeler kullandı. Küçük, Arınç’ın sözlerine atıfla şunları söyledi; “Bazı tekaüt siyasilerin “ben şimdi nasıl oy isterim?” demesinin mantığı yok. Halk tam da bu operasyonlardan dolayı oy verir. Kendilerini tehdit eden insanlara karşı polis vatandaşını korumak zorundadır. Manisa Emniyet Müdürü Ceren’e, devletin arkasında olduğu güvencesini veren Küçük, “onun gittiği yol doğrudur. Korkaklarla, pısırıklarla yol yürünmez. Bize kahraman şerifler lazım. Ödlekler değil” diye yazdı.

ADNAN OKTAR: Yani bu tip şeylerde birilerinin de yani “bu doğru gidiyor mu acaba?” falan diye de sorulursa yahut soranların olmasını isteyen insanlar varsa, buna da olumlu bakmak lazım. Hani “Bana ne? Bana dokunmayan istediği gibi yaşasın” diyemeyiz. Tamam, kanuna, hukuka saygımız büyük. Ama “bu operasyon doğru yapıldı mı? Gerekiyor muydu?” gibi hukuki olarak bir insan araştırma yapmak istiyorsa buna saygı duymak lazım. Yani bunda bir şey yok. Ben size bak, bugün tahliye verildiği için tutuklanan hâkimin eşi de görev yaptığı yerde işten alınmış. Mesela bunlar normal gelişmeler değil. Bunlar neyle geçinecek bu insanlar? Yani bu bilinçaltında insanlarda çok olumsuz etki yapar. Zannedildiği gibi olmaz. Yani tamam belki hakikaten suç işlemiş olabilirler. Ama bir gün bu insana tahliye verecek bir hâkim çıkacak herhalde. Yani bir şekilde çıkacak bunlar eninde sonunda. Nasıl adam tahliye kararı versin? Bu Ergenekoncular falan yargılandılar, beş yıl sonra bunlar bırakıldı. Şimdi bunların da bırakılması gerekecek. Adam korkar. Bu kadar üste gitme olmaz. Bir tahliye kararı verilse veyahut başka türlü bir karar verilse buna Yargıtay baksın. Bu vicdanları daha rahatlatır. Bir de bu ailesini, çoluğunu, çocuğunu mağdur etmek falan, bunlar normal görünmüyor bana. Eşinin ne suçu var? Eşini niye alıyorsun görevden?

CEYLAN ÖZBUDAK: Doktor eşi de.

ADNAN OKTAR: Ne kadar ayıp? Ne yapsın bu kadın? Nasıl bakacak çoluğuna çocuğuna. Bir acayip durum olmuş oluyor. “Ellerine sağlık” diyen de olur da ama “ellerine sağlık” demeyen daha çok olur, ben söyleyeyim. Yani bu hanımın mesela görevinden alınması, çok acı bir olay. Hâkim tutuklamış. Tamam, mahkeme kararına saygılıyız. Bir şey dediğimiz yok. Üst mahkemeye itiraz imkânı olması lazım. Üst mahkemeye itiraz çok önemli. Veyahut işte anayasa mahkemesine itiraz hakkı olması lazım. Bunlar varsa tamamdır. Yani meydana gelen olaylara, biz hukuk gözü içerisinde bakarız, “hukuka uygundur” deriz. Çünkü üst mahkemeye itiraz edilebiliyorsa, anayasa mahkemesine itiraz edilebiliyorsa, tamamdır. Yani karısına yapılan uygulama çok çok ayıp. Bunu derhal düzeltsinler. Yani bu bilinçaltında insanlarda öfke meydana getirir, zannedildiği gibi olmaz. Yani kaş yapayım derken, göz çıkarmamak lazım.

Tabii ben mahkeme dosyalarının durumunu falan biliyorum, yani tahminen söylüyorum ama hanımıyla ilgili uygulamanın çok ayıp olduğunu düşünüyorum. Çok çok ayıp, hiç yakışmamış. Çocuklarını cezalandırmış oluyorsun. Karısı, kadın cezalandırılır mı? Ne yapsın kadın? Ne yapması gerekiyor? İş mi bu? Böyle bir şey olur mu? Adam tabii suçun şahsi bir prensibi vardır. Hâkimi tutuklamışsın, tamam. Ama hanımına niye? Bülent Arınç onu konuşuyorsa, öyle konuşan insanlar da olması gerekir. Yani herkes susuyorsa, biraz acayip bir şey olur yani.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “öncelikli hedefimiz barış olacak. Yani dağlarımızda kurşun sesi değil, kuş sesi olsun. Dağlarımızda ölüm korkusu değil, dağlarımızda bahar havası olsun istiyoruz. Bunu, inşaAllah en kısa sürede sağlayacağız. Asla çözüm sürecinden, barış sürecinden vazgeçmeyeceğiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama kuş sesi dinlememiz için, orada PKK böğürtüsünün olmaması gerekiyor. Onun için onları oradan kaya porsuğu gibi çıkarmamız lazım. O bitli mikroplar orada olduğu müddetçe kuşlar da hastalanır hayvanlar. Kuş yaşamaz oralarda. Tabii. Önce o mikropları oradan temizlemek lazım. Türk ordusu gereğini yapsın. Rica ediyoruz. Bekliyoruz Mehmetçikten. Güzel haberler alıyoruz ama bunlar çok az.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey, bundan üç-dört ay önce PKK’nın sanki hayvan sever gibi gösterilmeye çalışan bazı Batılılar ortaya çıkmıştı. Siz mükemmel bir cevap verdiniz. Bir daha hiç deneyen dahi olmadı bunu. Tam kalıp gibi söylemiştiniz cevabını.

EBRU ALTAN: Bir de tarıma başladılar konusuna çok güzel cevap vermiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Siz dün PKK’lıların farklı kılıklara girip saklandıklarını söylemiştiniz. Bir fotoğraf vardı, meşe ağacı şeklinde dolaşırken.

ADNAN OKTAR: İşte anlattığım olay bu.

CEYLAN ÖZBUDAK: Az önceki yorum yapanın kişinin “geldim, gördüm, çok iyi insanlar” dediği bunlar.

ADNAN OKTAR: Bunları çiçek gibi görüyorlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Selahattin Demirtaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Güneydoğu mitinglerinde kürsüde Kürtçe Kuran-ı Kerim göstermesiyle ilgili olarak; “Allah-u Teala” -Kuran’ı tenzih ederiz- “o kutsal Kitap’ı sen mitinginde göster diye mi göndermiş? Kim ki bu dini kendi amaçları için istismar ediyorsa Allah onun hakkından gelecek, inşaAllah” demiş.

ADNAN OKTAR: Orada bir kere Selahattin Paşa yanlış bir bakış açısı içinde. Hükümet, Kürtçe on binin üzerinde Kuran bastırmış, henüz dağıtılmış olmaması bir şey değiştirmez. Kısa süre sonra dağıtacak demektir, bu güzel bir icraat, hayırlı bir çalışma. Bunu Müslümanlara müjdelemesi insanların içini açar, ne var bunda? Sen de al Kuran’ı eline Kuran’dan anlat, öp alnına koy “ben Kuran’a tabi bir insanım, Müslüman’ım elhamdülillah” dersin, “Kuran bizim kitabımız” de, öp alnına koy, herkes seni sever, rahat ol yani. Selahattin Demirtaş’ın şahsı benim gördüğüm temiz delikanlı, bayağı dürüst, efendi bir çocuk. Ben onun şahsında bir anormallik göremiyorum. PKK’dan dolayı başı belada. PKK’yı kazırsa hükümet, Selahattin Demirtaş hakikaten çok başarılı, değerli bir siyasetçi olarak faaliyet yapabilir rahatça. O zaman bölünmeye de ciddi tavır alacaktır. Aklı başında delikanlı niye istesin federasyonu, özerkliği niye istesin. O farkındadır belanın ama PKK ensesinde, nefesini hissediyor PKK’nın. Söyledi delikanlı, açık açık dedi ki; “Ben hayati tehlike altındayım. Eşim ve çocuklarım da hayati tehlike altında.” Bunu neden bahsediyor? PKK’dan bahsediyor işte, nezaketiyle anlatıyor işte, daha nasıl söylesin? Hükümet, küçük operasyonlarla bunu halledemez, kapsamlı bir operasyon istiyoruz çok büyük bir operasyon. Neye mal oluyorsa olsun, gereği yapılsın.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, eserleriniz vesilesiyle kardeşlerimizin gerçekleştirdiği faaliyetler şu şekilde. 1 Mayıs’ta İzmir’in Konak ve Kemeraltı bölgelerinde sekiz yüz adet broşür dağıtımı gerçekleştirilmiş. Geçtiğimiz Pazar günü Manavgat’ta yedi yüz adet kitabınız halka hediye edilmiş. Gümüşhane’de bir kardeşimiz karakola, emniyete, bankalara, Karanlık Tehlike Bağnazlık ve İttihad-ı İslam kitaplarınızdan vermiş.

ADNAN OKTAR: Çok isabet, çok isabet.

KARTAL GÖKTAN: Almanya Berlin’de kardeşlerimiz Pazar günü sohbet için bir araya gelerek, kitabınızdan bölümler okumuşlar. 3 Mayıs’ta İstanbul Uzunçayır-Ünalan Metro girişinde iki yüz adet kitabınız dağıtılmış. Kardeşlerimiz Beşiktaş’taki Ermeni Kilisesi’ne ve Ortaköy’deki Rum Ortodoks Kilisesi’ni ziyaret edip, kitaplarınızdan hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: Çok güzel olmuş.

KARTAL GÖKTAN: İstanbul’daki kardeşlerimiz 7 Mayıs’ta evde bir araya gelip, kitaplarınızdan okuyup sohbet etmişler. Balıkesir Üniversitesi öğrencileri ev sohbetinde buluşmuşlar, birlikte yemek yemişler, sohbetlerinizi izlemişler. 5 Mayıs’ta Ankara Sıhhiye Hacettepe Hastanesi’nin yanında, yirmi beş adet eseriniz dağıtılmış. Adapazarı’ndaki kardeşlerimiz, 30 Nisan tarihinde ev sohbetinde buluşmuşlar. Bursa’dan kardeşlerimiz 3 Mayıs tarihinde Çarşamba caddesinde beş bin adet Türk İslam Birliği’nin kurulmasının önemi, evrimin geçersizliği ve komünist Kürdistan tehlikesini anlatan broşürlerden dağıtmışlar. Ayrıca çeşitli günlerde de bir araya gelip sohbet etmişler. Gebze’deki kardeşlerimiz 2 Mayıs tarihinde buluşmuşlar, onlar da çeşitli konularda sohbet etmişler. Son olarak 3 Mayıs Pazar günü Düzce’de elli adet kitabınız ve çok sayıda dergi dağıtımı olmuş, ardından da kardeşlerimizin sohbeti olmuş maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, iyi, çok güzel. Bir kitap o kadar önemli ki. Bak her zaman anlatıyorum ben, küçükken kitap biz bulamazdık. Kitap yoktu öyle bir şey. Yehova şahitleri, o zaman bir kitap dağıtmışlardı, “Süleyman’ın Meseleleri” diye küçük bir şey, acayip hoşuma gitmişti, tekrar tekrar okumuştum. Bir kitap halk için çok hayatidir. Bir de Kuran’a dayalı İslam anlayışını uygun bir üslupla anlatan bir eser, ruhunda çok derin etki yapar. Bir anda bütün fıtratı, kişiliği değişiyor insanın. Hayata böyle karanlık, küsmüş bir gözle bakarken birçok insan, hayata böyle neşeyle, sevinçle, berrak bir kafayla bakıyor. Din olmadan insan delirir, Allah vermesin. Hayat o kadar korkunç olur ki. Bir de uydurma din çok korkunç, Allah vermesin. Yani İslam olmasaydı mahvolacaktık, Allah vermesin. Çünkü İncil’in içerisinden hak hükümleri çıkarmak, o kadar zor ki. Yüzlerce İncil’den dört tane kalmış. O berraklığı çok zor elde edebiliyoruz. Ama tabii İncil’in güzel yönü de sevgiden çok bahseder İncil. Muhabbetten, dostluktan, affetmekten, kardeşlikten çok bahseder. O yönüyle çok ferahlatıcıdır, çok iç açıcıdır. Tevrat, Allah sevgisinde çok coşkuludur. Bütün benliğinle Allah’ı sevmekten bahseder, çok coşkulu anlatır ama bazı yerlerde tabii çok ürkütücü. Allah’a kafa tutanlar, Allah’a meydan okuyan üsluplar -haşa-. Ne gereği var kardeşim, niye yaparsınız bunları? Sordum o hahamlara ama muğlak cevaplar veriyorlar. Adamın kafasından geçen vesveseleri anlatıyor. Kardeşim vesvesenin ne işi var Tevrat’ta? Olur mu öyle şey? Adam onu öyle anlamaz ki, vahiy olarak anlar, yani vahiy olduğunu iddia ettiğini anlar. Allah’a -haşa- meydan okuyan üslup olur mu kutsal kitapta. Ama çok coşkulu bir Allah sevgisi var Tevrat’ta. O yönüyle çok şahane. Derin düşünmek, muhabbet ama arayarak bulunuyor. Biz onu kitap haline getirdik, Allah’a çok şükür. Kardeşim her şeye adam öldürülüyor. “Adam annesine küfrederse, öldürülür” diyor, “hırsızlık yapan öldürülür” diyor. Kardeşim zoruna ne oldu. “Kadın” diyor “zina halinde görülürse, öldürülür” diyor. Hatta kocasına da öldürme yetkisi verilmiş. O gelenekten işte millet şimdi böyle kadın mesela telefonunda bir erkek telefonu görüyor adam, “bana bunu nasıl yaparsın” diyor. Üstünde de zaten silah taşıyor. O silah taşımasındaki amaç, zaten bir gün adam vururum diye taşıyor. Yahut “bu saat geldi” diyor, “silaha verdiğimiz paranın hakkını vereyim bari” diyor, çekip vuruyor gariban kadını. Kadın öldürmeye karşı bir şeyler yaptılar, işte bağırdılar, çağırdılar bazı insanlar iyi niyetle, daha da fazla kadın öldürmeye başladılar. Çözüm o değil kardeşim, silah giymekle olmaz. Kuran’a dönmekle olur, Kuran ahlakıyla olur. Allah sevgisi, Allah korkusu. Allah’tan korkmadı mı yapıyor adam.

Doktor Bekir Erez; “Ne tür baskıdan bahsediyorsunuz? Biraz daha açalım isterseniz” diyor. PKK baskısından bahsediyorum da. Türkiye’de yaşamıyor herhalde bu arkadaş. “Ne tür baskıdan bahsediyorsunuz?” diyor. Yüzbinlerce insanı kim şehit etti? Korucuları kim öldürüyor? Halkı kim tehdit ediyor? Yeni yıldan bu yana yüz iki kadın kocası tarafından öldürülmüş. Birçoğu da çocuklarının gözü önünde öldürülmüş. Ne kadar kolay hale gelmiş bu. O kadınlar hep emniyete müracaat ediyorlar. Diyor ki emniyet “bir şey olduğunda” diyor “rahatsız olduğunuzda bize telefon edin biz geliriz” diyor. Kadın da diyor ki; “ben dışarıya çıkacağım.” “Tamam” diyorlar “bir polis göndeririz.” Bekle de bekle. Adam da içeri girip çekip vuruyor. Böyle olmaz. Adamı yaptığına yapacağına pişman edeceksin. Bir kadını birisi tehdit ettiğinde, ölümle tehdit ettiğinde, anasından emdiği sütü burnundan getireceksin, kanunla-hukukla. Bir kere nefes aldırmadan evine baskın düzenleyecek. Mesela üç gün sonra bir daha, bir hafta sonra bir daha, silah olması ihtimaline karşı. Zaten bu adamların silahı oluyor. Böyle bir durumda zaten silah olmaz. Sokakta kıskıvrak yakalayıp hemen yine üst arması. Pastaneye gittiğinde karşısına polis gelip oturacak. Yani bu yıldırma eskiden yapılırdı, yapmıyorlar şu an. Yıldırırsan yapamaz kardeşim. Gayet de kolay.

CEYLAN ÖZBUDAK: Kadınların birçoğunu aileleri de yalnız bırakmış oluyor Adnan Bey. Durumdan haberdar oluyorlar, fakat pek koruyup kollamıyorlar.

ADNAN OKTAR: Onlar da korkuyor herhalde canının derdine düşüyorlar, egoistçe “vurursa vursun” diyorlar. Bu canlarımda zaten söylüyorlar adamlara “gel vur” diyorlar, “ne yapacaksan yap” diyor. Artık canından bezmiş. Halbuki ben düşünüyorum, emniyet yetkisi bende olmuş olsa, ben o adamların iflahını keserim. Betonları kazıttırırım kanunla hukukla. Hiç biri hiçbir şey yapamaz. Nasıl yapacak? Nefes aldırmazsın. Bunların hepsi silahlı oluyor kardeşim tehdit ediyor bak, “seni vuracağım” diyor. Kadın şikayet ediyor. “Tamam hanımefendi” diyorlar “sizin evinize yaklaşmasını engelleyecek bir hüküm çıkaralım.” Evine beş yüz metreden fazla yaklaşmasını yasaklıyoruz” diyor. Adam göbeğini kaşıya kaşıya gidiyor evin içine, çekip vuruyor. “Beş yüz metre yaklaşmama” onu dinler mi adam? Çok acayip bir bakış açısı var.

AYLİN KOCAMAN: Bazen yaralıyor, yatıp çıkıyor, çıktıktan sonra öldürüyor bu sefer.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela bir kadıncağız öyle oldu ağzını burnunu kırmıştı. Affettik diye gönderiyor. Kardeşim niye affediyorsun? Nefes aldırma. Mutlaka silahlı oluyor bunlar. Yakala silahla at hapse, yatsın çıksın. Yine silah aldığında yine yakalarsın yine hapse atarsın, nefes aldırmazsın.

“Geceleri Hocamızın canlı yayını olmadan çekilmiyor” diyor. Gece de muhabbet istiyorsunuz.

Hastaneler oluyor bazen gittim baktım, ağır hastalar var bir odanın bir köşesinde yatakta, serum takılı bilmem ne falan, ölüm kokuyor adeta, adam mahvolur orda. Manzara yok, ışık yok, hiçbir şey yok, yani mezar gibi. Yani ölmeye gelmiş gibi adam orada yani ölümünü bekliyor gibi. Ama böyle manzaralı ferah hastanede olan hastalara bakıyorum ben, çok çabuk iyileşiyorlar. Çok moralli oluyorlar, hemen neşeleri geliyor ama o hastaneler de çok pahalı.

Enver Paşa Semada bir kandil; “Osmanlı’nın 600 sene başkanlıkla yönetildiğini unutuyorsunuz. Ulus devlet yönetimimiz 100 yıllık ama parçalanmak üzereyiz.”

Osmanlıyla başkanlık sistemini tam anlamıyla karıştırıyorlar. Geliyor paşaya diyor ki; “Ey Çandarlı, sen gideceksin şuraya” diyor padişah, oraya gidiyor, “ey falanca paşa sen de şuraya gideceksin” diyor, “oraya gidiyor. Eğer bir yamuk yaparsa “kellesini getirin bana” diyor, adamın kafasını torbaya koyup getiriyorlardı. Bu çok korkunç metot da ama Osmanlı’da merkezden yönetim vardı, bunda merkezden yönetim yok. Bunda adamlar kendi kendini idare edecek herkes ayrı ayrı devlet oluyor, anlamıyorlar bunu.

Dinliyorum

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, önceki gün Tufan, Sinan ve Asya isimli arkadaşlarımız, Cezayir’in başkentinde Uluslararası İdari Birimler Enstitüsü’nde “Evrim Teorisi’nin Çöküşü” başlıklı bir konferans verdiler. Ve ayrıca fosil sergisi de yaptılar, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Çok şahane olmuş, kızlar da çok güzel maşaAllah, aferin. Fas, Tunus, Cezayir zehirlediler oraları. Mübarek, tertemiz insanların olduğu yerler, Darwinizm fitnesiyle mahvettiler dünyayı, her yeri kirlettiler. Süreli temizliyoruz, onlar da süreli kirletiyorlar. Beyin kirlenmesi var, fikir kirlenmesi var.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Emre Uslu dünkü yazısında; “Erdoğan, HDP Demirtaş Kandil herkesi eleştiriyor ama Öcalan’a neden hiçbir söz söylemiyor?” diye bir yazı yazdı. Yazısında; “MİT içinde bir kanatın Erdoğan’ı yanlış bilgilendirerek Öcalan’a çözüm olabileceğine inandırdığını” söyledi. “MİT içinde bir kanat, PKK’nın Türkiye liderleri Murat Karayılan, Abdullah Öcalan, Sabri Ok üzerinden sorunu barışçıl yöntemlerle çözebileceğini pompalıyor. Erdoğan’ı da buna ikna etmişler. MİT’in bu kanalının medya üzerinde sürdürdüğü psikolojik harekât programına bakarsanız, sanki Murat Karayılan bir terör örgütü lideri değil sivil toplum örgütü lideri. Planın sonucu şuraya gidiyor; Erdoğan’ı Öcalan’ın karşısında diz çöktürüp yardım diletecekler. Ölüm oruçlarıyla Adalet Bakanı bu konuma düşmüştür, yakında, Erdoğan’a da Öcalan’ın karşısında diz çöktürecekler.”

ADNAN OKTAR: Yok, Tayyip Hoca’ya bir şey olmaz. Bizler varken, EvelAllah kimse kılına dokunamaz. Yani ahlaksızlık, adilik yaptırmayız. Kanunsuzluk, hukuksuzluk yaptırmayız. Böyle bir şeye müsaade etmeyiz, kanunla hukukla tabi. Burası dağ başı değil. Yapmaya kalkanlar, bakın ne hale geldiler, gördünüz.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bülent Arınç’ın meclis başkanı olduğu dönemde Diyanet İşleri Başkanlığı için laik bir ülkede olmaz dediği ortaya çıktı. 6 Mayıs 2006 tarihli Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan habere göre; “Arınç, Türkiye’de Diyanet İşleri’nin kaldırılmasını tavsiye ederek imamların maaşlarının ödenmesi ve camilerin bakımına kadar bütün çalışmaların vakıflar aracılığıyla yapılmasını önermiş.”

ADNAN OKTAR: Olur mu öyle şey? Çok tehlikeli. Almanya’da yaptılar Süleymancıların camisi ayrı, Nurcuların camisi ayrı, Nakşilerin ayrı, çok acayip oldu, olmadı. Böyle iyi.

Dinliyorum.

KARTALGÖKTAN: Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, koruculuk sistemiyle ilgili çalışma başlattı. Korucuların görev yaptığı illere dağılan müsteşarlık görevlileri, halka ve kurumlara sistemin işleyişle ilgili soruların yanı sıra, bir koruculuk sistemi devam mı etmeli, yoksa kaldırılmalı mı sorusunu yöneltti. Araştırma yapan görevliler, “koruculuğun kaldırılması durumunda, korucuların kırsal kalkınma çerçevesinde istihdam edileceğini, verilen maaşlarının kesilmeyeceğini” söylüyorlar. Tüm illerdeki araştırmalar bittikten sonra elde edilen bilgi, veri ve görüşler, ilgili bakanlığa sunulacak.

ADNAN OKTAR: PKK tehlikesi var oldukça, koruculukta gerekir. Tartışılacak bir yönü yok. PKK kalkmış olsa, koruculuk kalksın. PKK varsa, koruculuk mutlaka vardır, zaten gereklidir. Bunun araştırılması gibi bir konu olmaz. Yani PKK var, askeri kaldıralım mı? Olacak iş mi şu? Onun dengesi odur. Dolayısıyla onun soruşturulması samimiyetsiz bir hareket. PKK tehlikesi varken koruculuk. PKK’yı kaldıralım niye demiyorsun? “PKK’yı kazıyalım mı ne diyorsunuz?” diye bir anket yap sen. Niye koruculuğu kaldırmaya kalkıyorsun? Bir avuç korucu var zaten. Çok münasebetsiz ve çok gereksiz bir ön hazırlık, koruculuğu kaldırmaya yönelik kapalı bir hareket gibi görünüyor. Sinsi bir hareket demiyorum bak kapalı bir hareket olarak görünüyor. Hiç hoşlanmadım bu muhabbetten. Garip yani.

AYLİN KOCAMAN: Otuz küsur yıldır bildiğiniz bir şey Adnan Bey, zaten her ateşkeste PKK’nın ilk şartı koruculuğun kalkması oluyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bir adam koruculuk kalksın diyorsa, Abdullah Öcalan koruculuk kalksın diyorsa, bil ki gerekli demektir. Başkanlık sistemi olsun diyorsa, bil ki yapılmaması gerekiyor demektir. Aksini yapacaksın.

Alevilerin en sevdiğim yani bu ehli beyt sevgileri yani adeta deliriyorlar Hz. Ali (r.a) sevgisinden ehli beyt, Hz. Hasan (r.a), Hz. Hüseyin (r.a), bütün Sünnilerin öyle olması lazım ama Sünnilerde daha zayıf benim gördüğüm. O kadar bahsetmiyorlar. Ama Şiiler ve Alevilerde, delice bir coşkuyla sevgi var. Bu çok güzel, böyle olması lazım. Bir gariplik var yani, soğuklar. Tamam, seviyorlar ama coşku farklı. Mesela Hz. Mehdi (a.s) sevgisi Alevilerde ve Şiilerde çok coşkulu olur, delicesine bir sevgidir. Sünnilerde gereksiz bir sükunet var, o iyi bir şey değil. Bunu düzeltmeleri lazım.

Biraz da imani konularda sohbet yapalım, inşaAllah bir ara verelim. Ahir zamandan bahsedelim, öyle bir şeyler yapalım.

Masaüstü Görünümü