Harun Yahya

Sohbetler (12 Mayıs 2015; 12:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz, Adnan Oktar ile Sohbetler başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz. Herkes hoş geldi.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, İran’ın dini lideri Hamaney, yurt dışındaki sırf kadınlara yönelik bir konferanstaki konuşmasında, kadınların erkeklerden daha güçlü olduğunu, zarafet ve incelikle erkekleri çok rahat kontrol altına alabileceklerini anlatmış. Kısa bir film vardı.

ADNAN OKTAR: Ne güzel zarafetleri kadınların, incelikleri, güzel giyimleri, kaliteleri, etkileyicilikleri. Bunlar çok güzel. O konuda konuşma yapmış.

BÜLENT SEZGİN: Evet, videosu vardı.

ADNAN OKTAR: Güzel, bakalım. Mübarek samimi de yani bu vaziyette ne yapsın? Konuşmaları samimi. Şimdi anlayacak gibi değiller ki. Bu durumda bu hanımlara ne diyeceksin? Yani sistem bunu götürüyor. Bu vaziyette bu kadınlar ne yapsın? Olay kökten bitmiş. Zarafete istediğin kadar davet et. İstediğin kadar kaliteye davet et.

BÜLENT SEZGİN: Kadınlar da gülüyorlar zaten.

ADNAN OKTAR: Gülüyorlar tabii. Hamaney samimi ama yapacağı bir şey yok. İran’da, Hz. Mehdi (a.s)’dan başka bu işi düzeltip, düzenleyecek insan olmaz. İran’ın güzel yönü o. Şiilerin güzel yönü o. Hz. Mehdi (a.s)’a çok önem verirler. Bak diyorlar; “İran Anayasası, Hz. Mehdi (a.s) çıkıncaya kadar geçerli.” Çok güzel.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Nepal’da 7.4 büyüklüğünde yeni bir deprem daha oldu.

ADNAN OKTAR: Daha önceki deprem kaç şiddetindeydi?

KARTAL GÖKTAN: 7.8’di.

ADNAN OKTAR: O zaman bu artçı deprem. Evet ama bu da yıkıcı olmuştur tahmin ediyorum. Evler hep taştan, topraktan, odundan yani yığma böyle samanlı toprak, çamur yani taş ve aralarına da odun. Tam depremin aradığı şekil. Bir deprem oluyor, yerle bir oluyor evler. Özellikle köyler.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Manisa ve İzmir’de konuşan MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli; “Başkanlık sistemi Türkiye’yi böler” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da sık sık gündeme getirdiği başkanlık sistemine karşı olduklarını vurgulayan MHP Lideri Devlet Bahçeli; “Başkanlık, federasyon demektir. Türkiye’yi bölünmeye götürür. İmralı camiasıyla pazarlıkta yeni anayasa ile bölünmenin önü açılıyor. Başkanlık sistemi ihanet sürecinin sonuçlandırılması için istenmektedir” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Bahçeli’nin bu konuyu sürekli gündemde tutması tarihi bir görevi, milletin de ehemmiyetli gördüğü bir konu olduğu için, herkesin gündemde tutması gereken bir konu. Sırf Bahçeli’nin değil. MHP milletvekilleri de, yapabilirse CHP milletvekilleri, Büyük Birlik Partisi, Saadet Partisi müthiş bir gayret ve azimle bu konuyu gündemde tutmaları lazım. Büyük bir felaket bu. Başkanlık sistemi demek, Türkiye’nin kendi eliyle kendini bölmesi demektir, Allah esirgesin.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Eski isimlerin geri verildiğini hatırlatan Sayın Davutoğlu; “Said Nursi’nin köyüne asli isimlerini verdik, Norşin ismini verdik. Biz bu tür ayrımlara karşı birleştirmeye hazırız” dedi. Konuşmasında Hutbe-i Şamiye eserine de değinen Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Devlet ile millet arasında zıtlık oluşturmaya çalışanlar, 28 Şubat’ta ikna odalarında başörtülü kızlara zulüm yapanlar, işte eski Türkiye buydu. Tarihe yabancılaşma, Türkiye’nin bu ülkede yaşayanların kültürü.”

ADNAN OKTAR: Eski Türkiye tamam da, Türkiye tamamen bölünme tehlikesi içerisinde. Eskisi yenisi kalmayacak, Allah esirgesin. Şimdi yeni Türkiye de kalmayacak, eski Türkiye de kalmayacak bu vaziyette. Bölündüğünde, paramparça olacağız, bunun derdine düşsünler. Daha hala eski Türkiye, yeni Türkiye muhabbeti yapıyorlar. Başkanlık sistemi isteniyor. Tayyip Hocam bütün gücüyle bağırıyor, “başkanlık sistemi gelsin” diye. Bu geldiğinde ne olur? Federasyon. Federasyon olduğunda, Türkiye paramparça olacak. Paramparça olunca yeni Türkiye olsa kaç yazar, eski Türkiye olsa kaç yazar. Asıl konuyu gündeme getireceklerine, alakasız şeylerden bahsediyorlar. Ev yanıyor, oturmuşlar bahçedeki marullardan bahsediyor, bahçenin çiçeklerinden bahsediyor, bahçenin sulanmasından bahsediyor. Olmaz. Şu başımızdaki felaketten önce bizi bir kurtarsınlar, bu bölünme felaketinden. PKK gitmiş Güneydoğu’yu işgal etmiş, önce o işgali kaldırsınlar. Milliyetçi Hareket Partisi’ne bu konuda büyük görev düşüyor. Millete de tabii çok büyük görev düşüyor. “Milliyetçi Hareket Partisi görev yapsın, biz seyredelim” zaten olmaz.

Ankara’da bak bugün dört şiddetinde deprem olmuş. Bu bir uyarı.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PKK’lı Duran Kalkan; “AK Parti yeni bir süreç başlatıyor. AK Parti tam bir savaş ve çatışma konumuna girdi. Seçimden sonra Bakur’da (Güneydoğu’da) savaş gelişebilir. Ben de bir bilgi vereyim, sadece Bakur ve Rojava’ya yönelik değil, AK Parti’nin Irak’a yönelik askeri hazırlıkları da var. Suriye’de şimdiye kadar doğrudan müdahale yerine grupları desteklediler, El-Nusra’yı destekliyorlar.” Şunları da söyledi; “eğer Afrin’e yönelik bir saldırı olursa bunun Erdoğan’ın talimatıyla olacağını biliyoruz, bunu herkes böyle bilsin. Afrin’de Kobani gibi direnir. Bunu herkes böyle birsin. Tehlikeler var. Biz bunları daha çok hesaba katıyoruz” dedi.

ADNAN OKTAR: Bunu da bir telaş sarmış. “Direnin.” Türkiye girerse, ne direneceksin. Silindir gibi ezer geçer. Direnirsin, terör örgütlerine direnirsin, başka iç çatışma yapan örgütlere direnebilirsin belki Amerika’nın desteğiyle, ona da direnme deniyorsa. Ama Türkiye girdiğinde, buldozer gibi ezer geçer. Bunu bilecek.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Avrupa Birliği Dışişleri Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini “Akdeniz’de göçmen trajedilerinin engellenmesi için hem kurtarma çalışmalarını hem de kaçakçılık yapan örgütlerle mücadeleyi güçlendireceklerini” belirtti. “Avrupa Birliği olarak denizde kurtarılan hiçbir göçmen ya da mülteciyi, kendi isteği dışında geriye göndermeyeceğiz” dedi. Geçen hafta siz bu konuda Avrupa’yı uyarmıştınız.

ADNAN OKTAR: Kardeşim ülkesinde savaş var, adamı öldürecekler. Dehşet ve şiddet var, ne yapsın adam? Bir kurtuluş yolu göstermeniz lazım. Yerleşim yeri gösterin, rahat yaşasınlar, huzurlu yaşasınlar. Bu kadar dehşet yaşatmaya ne gerek var onlara? Veya Libya tarafında oralarda bir güvenli bölge oluşturabilirler. Bir şey yapsınlar, adamlar ne yapacağını şaşırmış vaziyetteler.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Genelkurmay başkanımız on beş gün rapor almasının üzerine hükümetle genelkurmay arasında anlaşmazlık olduğu yorumları devam ediyor Adnan Bey. Bazı kişiler Necdet Özel Paşa’nın görevine dönmeyip emekliliğini talep edeceğini iddia ediyorlar. Anlaşmazlık konuları şunlar; Çözüm sürecinde AK Parti’nin yürüttüğü siyaset ve bu siyasetin iflas noktasına gelmesiyle birlikte, yeniden TSK’nın devreye sokulması çabası. 2- AK Parti’nin Suriye politikasının çökmesi sonucu TSK’yı Suriye dosyasının içine çekmek. 3- AK Parti’nin bir devlet olarak hareket etmeyip sıkıştığı yerde sorumluluğu TSK’ya atıp, “Türkiye’nin müttefiklerini askerler istemiyor” diye Türk Silahlı Kuvvetleri’ni şikayet etmeleri.

ADNAN OKTAR: O kadar mantıksızlık nasıl olsun? Böyle abuk sabuk konuşan olabilir de, hükümetin bu yönlü açıklamasını ben görmedim. Bunu başbakan yapması lazım, cumhurbaşkanı yapması lazım o zaman tamam. Ama “birileri diyor” diyor. O bizi ilgilendirmez ki.

“Hocam, bize dinden imandan bahset. Sabah akşam PKK. Biz PKK’lıyız” diyor, “PKK’lı olmamıza rağmen bu kadar PKK’dan konuşmuyoruz” diyor.

Evet, dinliyorum Fikret.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bugün saat 18:00’da Hayata Dair programı var. Pınar Akkaş ve Altuğ Berker’in konuğu devlet sanatçısı, yorumcu, piyanist ve besteci Sayın Timur Selçuk.

ADNAN OKTAR: Timur Selçuk, aslandır o. Babası da çok mübarek bir insandı, rahmetli. Timur Hoca da hem dindar, hem de çok akıllı, yaman, çok kültürlü bir insandır, çok nezaketlidir, klas delikanlıdır. Allah ömrünü uzun etsin, Allah ona hayır, bereket, nur versin. Hayatı sevinç içinde geçsin. İnşaAllah.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Erdoğan Kobani’de diğer etnik kökenlerin temizlenip, tek kökene dayalı bir bölge oluşturmaya çalıştıklarını anlattı. “Kobani şöyle, Kobani böyle, Kobani’de artık neredeyse Arap kalmadı. Yani bölgede çok farklı metot uygulanıyor. Bu Afrin’den başlıyor Kobani ve Kamışlı’ya doğru gidiyor. Şu anda hedefleri bu noktaları birbirine bağlamak. Orada belli bir etnik site oluşturma gayretindeler. Şimdi Amerika bunu yeni görmeye başladı. Biz de dedik ki; “buralarda yapılacak şeyleri bizimle görüşmeniz lazım. İşte bu işin çilesini çeken biziz. Akrabalık bağları olan aynı zamanda biziz. Bunları gayet iyi biliyoruz. Eğer burada samimi adımlar atılacaksa, gelin koalisyon gücünü hep birlikte takip edelim.”

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Erdoğan “Kobani’de diğer etnik kökenlerin temizlenip tek kökene dayalı bir bölge oluşturmaya çalıştıklarını” söyledi.

ADNAN OKTAR: Yani Kürt. Öyle delice bir ırkçılık kafası, çılgınlık şeklinde adamlara hakim oldu. Her gün daha da bu alevleniyor. Ben böyle ırkçı kafa görmedim. Hitlerde bile yoktu böyle bir kafa.

BÜLENT SEZGİN: “Neredeyse Arap kalmadı hiç o bölgede” diyor.

ADNAN OKTAR: Ne kadar iğrenç bir şey bu. Ne kadar güzel insanlar Araplar. Araplar olsun, Kürtler olsun, Çerkezler olsun, Türkler olsun, her ırktan her kavimden insan olsun. Musevi de olsun, Katolik olsun, Ortodoks olsun, cıvıl cıvıl olsun ortalık. Her yer Kürt niye olması gerekiyor? Bu ırkçı kafanın anlamı çok samimiyetsiz olmalarından kaynaklanıyor. Çok çok samimiyetsizler. Aslında alenen Komünistler ama sırf Kürt olunca Komünizmi daha rahat yayabileceklerini düşünüyorlar hemşerilik ruhuyla. “Daha rahat söz geçiririz” diyor mesela “Arap olursa söz geçiremeyiz, Türk olursa söz geçiremeyiz” ama Kürt ırkçılığına dayalı komünist bir düşüncenin daha iyi gelişebileceğini düşünüyorlar. Bu bir zulüm bu. Kürt kardeşlerimize de zulüm. Yıllarca Araplarla iç içe yaşadılar, ticaret yaptılar, hala da öyle. Niye ayırmaya çalışıyorsun? Beraber mutlu yaşasınlar.

CEYLAN ÖZBUDAK: Batı da kendi halkına karşı mesela Amerikan derin devleti Amerikalı insanlara karşı bilmedikleri için, bunu bir bahane olarak kullanıyorlar. Halbuki direkt komünist olsaydı sizin dediğiniz gibi, siz açıklamıştınız bunu, o zaman halk da der “biz niye komünistlere yardım diyoruz” diye.

ADNAN OKTAR: Güzel.

Mesela bak Amerika Birleşik Devletleri uçakları geçen günler bir Arap köyünü vurdu, çok sayıda sivili şehit oldu. Akdeniz’e kadar ulaşacak bir Kürt bölgesi oluşturmak istiyor Amerika. Sonra başına belayı satın alacak. Çok büyük akılsızlık yapıyorlar. Armageddon oluşturacağız diye, orada bölgede büyük bir savaş oluşturacağız diye bir Komünist Kürdistan oluşturmanın peşindeler. Sonra da onları nasıl öldüreceklerinin hesabını yapıyorlar. Önce geliştiriyor, sonra da nasıl öldüreceğini hesaplıyor. İsrail’de de Musevileri topluyorlar, sonra da onları nasıl kitle halinde yok olacağının hikayesini anlatıyorlar. PYD en büyük zulmü Kürtlere yaptı.

CEYLAN ÖZBUDAK: İlk defa Suriye’den Türkiye’ye gelen mülteciler PYD’den kaçıyordu Esad’dan değil.

ADNAN OKTAR: Tabii, nefret ediyorlar. Muhalif Kürtler, Barzani’yi destekleyen Kürtler hala PYD hapishanelerinde çürüyorlar. Her yeri hapishane yapmış adamlar. Bir kere bu hapishaneleri basması lazım Türkiye’nin, kapılarını açması lazım. Çünkü bu insanlar, sadece Kürt ırkçılığına karşı oldukları için, komünizme karşı oldukları için hapishanedeler. PYD’yi desteklemedikleri için hapishanelerdeler. Açıp hapishaneleri kurtarmak lazım o insanları.

CEYLAN ÖZBUDAK: IŞİD Kobani’ye yakınlaştığında, bütün ellerindeki esirleri vurmuşlardı PYD.

ADNAN OKTAR: Tabii. YPG’nin pisliğini biz Amerika’ya aylardan beri anlatıyoruz. Nihayet Amerika’nın kafası açıldı. Bütün yazarlarına, önde gelenlerine sürekli mektup yazdık, nihayet kafaları açıldı. Erdoğan’da diyor, “Amerika’nın göz açıldı artık” diyor. Ama gözümü açan kim?

BÜLENT SEZGİN: Sizden başka kimse bahsetmiyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: Sizden başka bu konudan bahseden tek bir kişi bile olmadı son bir yıldır.

Nükleer santralin Türkiye’de yapılmasına emin olmayan bazı arkadaşlarımız size sormuştu, “ne düşünüyor bu konuda?” diye.

ADNAN OKTAR: Bu nükleer santral olayı çok tehlikeli. Hükümet buna hiç yanaşmasın. Rusya’da yaptılar, Rusya’yı mahvettiler. Japonya’da yaptılar, Japonya’yı mahvettiler. Amerika’da yaptılar, Amerika’nın bütçesi alt üst oldu. Oradan gelecek elektriğin kaç katı harcama yaptılar. Mesela on kuruşluk elektrik gelecek, yüz kuruşluk harcama yapıyorlar ve akıl almaz tehlikeli. Yeraltı suları batacak, her yer nükleer atıkla dolacak. Türkiye yaşanmaz hale gelir. Bir de çok güzel yerlere yapıyorlar bu nükleer tesisleri. Oraya insan gidemez, ben şahsen gitmem oraya. Elli kilometre yakınına bile yanaşmam oranın. Orada yaşanmaz kardeşim, havası suyu falan her şeyi tehlikeli olur. Oradaki yeraltı suyunu sen nasıl içeceksin? Gözeden suyu nasıl içeceksin? Orada otlayan hayvanların sütünü nasıl içeceksin? Bizim nükleer santralle işimiz olmaz. Rüzgar santralleri güzel, hidrolik santraller yani bu su ile yaptıkları santraller güzel barajlarla yaptıkları santraller. Özellikle baraj için biz çok müsaitiz Türkiye. Her yer baraja müsait, her yere baraj yapsınlar. Hem sulama için çok iyi olur, hem görünüşü güzel, koskocaman göl elde etmiş oluyoruz. Kardeşim o kadar güzel yerler ki şimdi oraya gidemeyeceğiz. Hakikaten elli-yüz kilometre yakınına bile insan yanaşamaz.

EBRU ALTAN: Amerika için “Amerika tarihinin en büyük ekonomik fiyaskosu” dediler nükleer santral projesi için.

ADNAN OKTAR: Tabii ki öyle.

EBRU ALTAN: Tahmin etikleri rakamın çok üzerinde, yaklaşık iki-üç katına mal ettiler.

ADNAN OKTAR: Yani direkt zarar yani.

CEYLAN ÖZBUDAK: Bir de o madde Türkiye’de üretilmediği için de sürekli getirilmesi gerekecek, o aşamada da sızıntı olma ihtimali çok yüksek.

ADNAN OKTAR: Ya gemiyle, ya kamyonla falan getirecekler, bütün millet paniğe kapılır o geçerken falan. Hakikaten her yere zehir saçan bir şey, çok tehlikeli.

CEYLAN ÖZBUDAK: Radyoaktif madde taşıyan araçları bugüne kadar beş yüz kere böyle bir sızıntı kazası olmuş dünyada.

ADNAN OKTAR: Bayağı tehlikeli, ondan sonra kanser vakaları acayip artıyor. Mesela oradaki yer altı suyunu içiyor adam, radyoaktivite alıyor, çocuklar garip doğmaya başlıyorlar. Kanser vakaları acayip fazlalaşıyor. İki başlı çocuklar, üç kollu çocuklar, yani bu çok acayip bir şey. Bu yapıyı bozmayalım, Tayyip Hocam bu işe hiç girmesin. Büyük bela bu. PKK belasından sonra bu çıktı. Başımızı derde sokmasınlar, Allah rızası için.

Fatma Vural; “Siz nereye yerleştirmeyi düşünüyorsunuz mazlum insanları?” Şimdi ne anlayayım ben bundan “mazlum insan” mazlum insan her yerde var. Ne demek bu yani? Biraz açıklasınlar.

CEYLAN ÖZBUDAK: Mültecilerden bahsediyor, Allahualem.

ADNAN OKTAR: Mülteci, Türkiye’de boş birçok yer var. Hayır Türkiye’de olmasa da, Suriye sınırlarında da yapabiliriz boydan boya. Mesela bir on kilometrelik alan olsa, on kilometre ucu bucağı yok, onlar için cennet gibi olur. On kilometre alana tankları dizersin “kimse gelmesin” dersiniz, olur biter.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey, Libya’dan kaçanlar mesela hemen yanlarında Mısır var, Mısır’a gidemiyorlar deniz yoluyla. Deniz yoluyla Avrupa’ya ulaşmaya çalışıyorlar. Müslüman ülkelerin almaması da çok büyük bir bela şu anda. Ürdün’e gidemiyorlar, çok fazla boş yer var.

ADNAN OKTAR: Özellikle Ürdün bomboş. Ürdün zaten nüfus azlığından yakınan bir ülke. Araziye bakıyoruz uzaktan, sadece ağaçlar görünüyor, başka hiçbir şey görünmüyor. Yüzlerce kilometre bomboş alan. Bırak dolsunlar oraya insanlar cıvıl cıvıl. Tarım yapsınlar, hayvancılık yapsınlar, keçi otlatsınlar, koyun otlatsınlar, renklensin.

CEYLAN ÖZBUDAK: Ürdün’de su olmadığından yakınıyor, diğer Müslüman ülkeler de su yardımı yapmıyor Ürdün’e.

ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s) çıkmadan ferahlık yok. Hz. İsa Mesih (a.s) inmeden, bu dünyaya rahatlık yok. Mümkünü yok, bütün dünya liderleri Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışı için el birliğiyle gayret etsinler. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın inişi için de ortam hazırlasınlar, yoksa sürünecekler belli.

“Hocam, Başkanlık sistemi daha konuşulmaya başlandığı anda AK Parti bayağı oy kaybeder diyerek ne teşhis koymuştunuz, haklı çıktınız” diyor. Söylüyoruz kardeşim. Davutoğlu’na atıyorlar suçu, ne kadar terbiyesizlik, vicdansızlık. Halbuki asıl AK Parti’nin oyları o mübarek insanın vesilesiyle artıyor. Dürüst o, bayağı da efendi, eli yüzü nurlu, hiç kimsenin kızmadığı bir insan. Bak geçen günler bir ayakkabı hediye etmeye kalkmışlar “aman ben hayatta hiç hediye almadım” demiş. Bak bu çok hayati bir konu, bu açıklama. “Ama senin babanın yaptığı ilk ayakkabının benzeri bu” demişler “o babanın yaptığı ayakkabının bir hatırası olarak veriyoruz” hakikaten de orijinal bir ayakkabı. “Tamam, hatırası olduğu için kabul ederim” demiş. Bu insanı kim sevmez? Herkes seviyor Türkiye’de.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz “gazilerimizi ziyaret etsin” demiştiniz, hemen o gün gitmişti.

ADNAN OKTAR: Çok efendi herkes seviyor yani. Ben AK Parti’ye oy veren, seven insanlarla konuşuyorum hep “Davutoğlu Davutoğlu” diyorlar, bayağı seviyorlar. Yani onu kâle alınmaması çok ayıp ve çok çirkin. Bu Suriyeli mülteciler canlarım benim metroyla gidiyor, direkt yere oturuyor metroda, hiç gördünüz mü öyle bir şey siz? Niye oturmuyorsunuz? “Kirletmeyelim metroyu” diyor. Yani koltuğu kirletmeyelim. Bu insanları bu hale getirmenin bir alemi var mı? Bu zulüm değil mi? Bu çok büyük acımasızlık, merhametsizlik değil mi? Bunlar çok soylu insanlardı, çok terbiyeli, efendi insanlardı. Ölüm korkusundan cinnet geçirdiler adeta. Adam bu hale gelir mi, bir insan? “Niye bu haldesin?” diyor. Ne uzatıyorsun, bir şey kaybetmezsin bir-iki lira ver. Bir lira ver, o ona yeter, bir lira versen. On-yirmi kişi bir lira vermiş olsa, o günlük yiyeceğini çıkartır. Onlar dilenmiyor da, adam ölecek başka türlü bir yolu yok. Ya ölecek, ya bunu yapacak. Sen bir lira vermenle adam ölmüyor yani. Bir lira ver, kurtulsun. Bir ekmek alır kurtulur, yarım ekmek alır kurtulur yani. İran mesela asla mülteci almıyor. Sen nasıl Müslüman ülkesin? Mültecilik keyif için değil ki, ölümden kaçıyor ölümden. Ölmek istemiyor adam. “Öl” diyorsun sen adama. “Ben de Müslüman’ım” diyor ondan sonra göğsünü gererek İran. Bu İran’a hiç yakışmıyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: Asker göndererek daha çok savaşı kızıştırabiliyor bir taraftan.

ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s) çıkmadan, İran durulmaz. Hz. Mehdi (a.s) için dua etsinler. Yalnız kuyunun dibinde Mehdi beklemesinler. Yani o Mehdiyet’e bir hakarettir.

Hakan Tekin; “Neden Adnan Bey dünyadaki hangi ülkelerin nükleeri yok, söyler misiniz? Gelişmiş olmayan bir ülke sayın?”

CEYLAN ÖZBUDAK: Almanya bütün nükleer santrallerini kapatıyor şu anda.

ADNAN OKTAR: Bir adam akıllı hareket etmiyorsa, biz gidip aynısının onun niye taklidini yapalım? Allah Allah. Adam kendisini öldürüyor, biz de mi kendimizi öldüreceğiz? Yazık değil mi oradaki insanlara? Oradaki çalışan personellere yazık değil mi? Bayağı tehlikeli bir şey bu. Taşınması tehlikeli, onun o soğutmada kullanılan su çok tehlikeli yeraltına akıyor, oradan kaynak sularına karışıyor. Onu da alıp millet bardak bardak içecek, radyoaktif maddeyi. Ondan sonra adam ya kolon kanseri oluyor, ya beyin kanseri oluyor, ya göz kanseri oluyor. Yazık günah değil mi?

GÖKALP BARLAN: Her an deprem olabilecek bir ülkede yaşıyoruz.

ADNAN OKTAR: Allah vermesin, dediğin gibi biz deprem kuşağında olan bir ülkeyiz, depremde yerle bir olur. “Pardon ne yapalım?” falan diyecekler. Hem depremin tahribatı olacak, hem nükleer serpinti. Atom bombası patlamış gibi olacak.

EBRU ALTAN: Hala ilgili yerlere girilemiyor zaten.

ADNAN OKTAR: Tabii Japonya’da battı ora mahvoldu. Kıyamete kadar giremezler oraya yani.

CEYLA ÖZBUDAK: Japonya’dan dolayı bütün okyanusu geçip nükleer atıklar Amerika’nın sahillerine ulaştı. Ve şu anda yapmayı düşündükleri yer çok fazla insanın yaşadığı bir yer bütün bu Ortadoğu ülkelerine göre. Hepsine gidebilir nükleer atık.

EBRU ALTAN: Rusya’da Avrupa Birliği’nden borç alıp, kurşun bir duvar şu an yapmaya çalışıyor.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Terör tehlikesi olduğu için de endişe ediyorlar.

ADNAN OKTAR: Davutoğlu’na millet sahip çıksın. Bu insanı mazlum gördüler, ezmeye kalkıyorlar. Ağzı açık kimse seyretmesin. Bu bayağı efendi. Türkiye için başbakanlık açısından da mükemmel bir insan. İliklerine kadar dürüst adam, bayağı da kafalı, samimi de. Uğraşmasınlar bu insanla.

Almanya, bütün nükleer fabrikalarını kapatıyor. Dünyanın en süper güçlerinden. Niye kapatıyor o zaman onlar? Demek ki tehlikeyi görmüşler.

EBRU ALTAN: New York’ta yeni yangın çıktı.

ADNAN OKTAR: Tabii geçenlerde patlama riski oldu. İş çıkarmasınlar burada mutlaka o ya patlar, ya çatlar, ya dağılır. Çok büyük bela olur. Ve rüzgarla da etrafa yayılıyor. Bütün Türkiye için tehlike olur. Allah esirgesin bütün nesil bozulur. Çoluk çocuk hep helak olurlar.

Türkiye beş milyar dolar harcadı mesela bu mülteciler için, Amerika bunun yarısını bile vermedi. Ondan sonra da insanlıktan, merhametten bahsediyorlar. Tayyip Hoca’nın güzel yönü bu işte, bu merhamet anlayışı güzel. Ama bu Türkiye’yi bölünmeye götürecek başkanlık sistemini istemesi, dehşet verici.

CEYLAN ÖZBUDAK: Avrupa Birliği de yarısını bile vermedi.

ADNAN OKTAR: Ürdün zaten gariban, onların parası da yok, pulu da yok bir şeyi de yok. Ürdün’e para verseler, bakar onlara.

CEYLAN ÖZBUDAK: Ürdün “su verseniz bakarım” diyor aslında “ama suyumuz yok” diyor. Dünyanın üçüncü en kurak ülkesi Ürdün.

ADNAN OKTAR: Ne olacak tankerle taşınır. Beş tanker olsa, yüzbinlerce insana yetecek suyu taşır.

Siz konu açın, biz de konuşalım.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, son dakika haberi vardı. HSYK Savcılar Zekeriya Öz, Celal Kara, Muammer Akkaş, Mehmet Yüzgeç’le Hakim Süleyman Karaçöl’ü meslekten ihraç etti.

ADNAN OKTAR: Meslekten ihraç, yani artık savcılık yapamayacak anlamında. Hayırlısı olsun. Allah başka yerden onlara bir rızık verir. Herkesin rızkı daha doğmadan hazır.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey, bir de Türkiye’nin Ermenilerin iddialarına karşı biraz sessiz kaldığından şikayetçiler bazı kişiler. Ermenistan’ın tek taraflı propaganda yaptığını söylüyorlar, sözde Ermeni soykırımı konusunda.

ADNAN OKTAR: Ama Türkiye’nin burada yapacağı en iyi şey işte “biz hiç bir şey yapmadık” değil de, Ermenilere doğrudan sevgi gösterip, bağrına basmaktır. Çözüm budur. Zaten onlar da onu ima ediyorlar. “Biz daha bu işlerle uğraşmak istemiyoruz, bizim derdimiz bu değil. Biz Türkiye ile birleşelim, o aradaki bağlar güçlensin, arada bir soğukluk olmasın.” İstedikleri bu.

BÜLENT SEZGİN: Siz “sevgi karşılıksız olur” diyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Ama pazarlık yapılması çok ayıp. Onlar diyor ki bak; “biz koşulsuz dostluktan yanayız size karşı”. Türkiye de koşulsuz dostluktan yana olması lazım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, yabancı basında yayımlanan makaleleriniz hakkında bilgi vermek istiyorum. İran’ın önde gelen İngilizce günlük gazetelerinden Tahran merkezli Tehran Times’da bu hafta yayınlanan yazınızın başlığı “Avrupa göçmen sorununun çözümü için çabalarını artırmalı.” “İslam kadına değer kazandırır” başlıklı makaleniz, çok sayıda Azeri sitesinde yayınlandı. Suudi

Arabistan merkezli Arab News Gazetesi ve internet sitesinde bu hafta iki yeni yazınız çıktı. Başlıkları şöyle; “Kuzey Kıbrıs yeni yönetimi ve Türkiye” ve “duygusallık dengesiz bir ruh halidir.” “Türkiye kadına verdiği değerle öne çıkmalı” başlıklı yeni makaleniz Daily Mail haber sitesinde yer aldı. MBC Times sitesinde İspanyolca olarak “Avrupa’da yükselen ırkçılık” başlıklı makaleniz çıktı. News Rescue sitesi, sizin yeni bir yazınıza yer verdi. Başlığı şöyle; “Çağımızın belası stres değil Allah’a tevekkül eksikliğidir.” Almanya merkezli Burma Times sitesinde “Arakanlılar kaçtıkları ülkelerde de baskı ve eziyet görmeye mahkumlar mı?” başlıklı makaleniz yayınlandı. Amerika’daki Jefferson Corner sitesinde yer alan yazınızın başlığı, Fransa eski sömürgelerine muhtaç.” Ve “Yemen’e yapılacak insani yarımların önündeki engeller hemen kaldırılmalı” başlıklı makaleniz de National Yemen Gazetesi’nde ve internet sitesinde çıktı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Günbegün dünya medyasında daha da etkili olarak yazılarımız yayınlanıyor, maşaAllah, bu çok güzel. Mesela İran’da Türk bir yazarın yazısının yayınlanması, olacak iş değil. İran’da çok zor, Rusya’da çok zor. Bir de Rusya’nın Pravda Gazetesi yani merkezi gazete. İran’ın merkezi gazetesinde ve de birinci sayfadan yazılarım yayınlanıyor. Bu çok güzel bir bakış açısının Müslümanları nasıl güzel etkilediğini gösteriyor. Ben çünkü İran Pers karşıtlığını ahlaksızlık olarak görüyorum. Persler mükemmel tertemiz bir kavimdir. Din açısından baktığımızda, Şiiler son derece takva, İslam’a son derce titiz insanlardır. O yönlerini de çok seviyorum. Hz. Mehdi (a.s) sevgisi çok güçlüdür Şiilerde, o yönden ayrıca seviyorum. Onlar da benim güvenilir bir insan olduğumu bildikleri için, yazılarımı onurla yayınlıyorlar. İsrail’de de öyle yazılarım he yerde yayınlanıyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: Pravda’da Adnan Bey, antikomünist bir yazarın yazısı normalde asla yayınlanmaz, sizin çok net.

EBRU ALTAN: Ve sıklıkla da en çok okunan makaleler sizin.

ADNAN OKTAR: Pravda komünizmin kalesi olan bir yer ama buna rağmen samimi olduğum için yazılarım yayınlanıyor Pravda’da, hem de sık sık.

BÜLENT SEZGİN: Eserleriniz de Rusya’da okunuyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Cezayir’den de bir konferans haberi var yine fikirleriniz vesilesiyle gerçekleştirilen.

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle.

KARTAL GÖKTAN: Cezayir’de gerçekleştirilen bir konferans haberi var. Bugün Cezayir’in başkentinde Alexander Duma Lisesi’nde Sinan ile Yasin arkadaşlarımız konferans verdiler. Bu lise yönetimi tamamen Fransız olan Cezayir’in en önemli liselerinden bir tanesi. İleri gelen ailelerin ve yabancıların çocukları eğitim görüyor. Konferans başladıktan bir saat sonra öğrenciler derse girecek bahanesiyle yarıda kesmişler konferansı, fakat bu arada evrimin moleküler seviyede geçersizliği detaylı olarak anlatılmış. Tamamen müfredatlarına karşı bir anlatım olduğu için, fen hocası yarıda kesip durumu kurtarmaya çalışan izahlar yapmış kendince. Fakat çıkışta konuştukları öğrenciler, “mesajı aldıklarını ve durumun farkında olduklarını, evrime inanmadıklarını” belirtmişler, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Süper olmuş, konu bitmiş. İlacı yarıda kesmek diye bir konu yok, ilaç kana geçmiş. İstedikleri kadar çırpınsınlar. Bir de İran, Türkiye’nin ivedilikle dost olması gereken bir ülke. Çok uzun sınır boyu İran’la beraber. Ve bütün tarihimiz iç içe olmuş. Ve ne güzel Müslümanlar, ne güzel takvalar. Ve ne güzel askeri güçleri bölgenin en güçlü ordularından birisi. Ve ne güzel oturmuş bir devlet yapısı var. Yani ihtilala falan kapalı bir devlet yapısı var. Kontrollü dürüst bir derin devlet yapılanması oluşturmuşlar, üç kademeli kontrollü bir derin devlet yapılanması var. Dolaysıyla, devletin yıkılması diye bir imkan tamamen bitmiş vaziyette. Devleti yıkmak mümkün değil İran'da. Hükümeti yıkmak mümkün değil. Böyle bir derin devlet yapılanmasını ben ilk defa görüyorum. Derin devletler genellikle ahlaksız ve vicdansızdır ama İran derin devleti, devlete dost bir devlet yapılanması. Dolaysıyla, ne zaman bir rezillik, pislik yapmaya kalksalar, derin devlet müdahalesi oluyor ve netice alamıyorlar. Ama legal bir derin devlet bu. İllegal değil. Yani gizli değil. Devletin haberi var. Birde devletin haberi olmayan derin devletler vardı. Bunlar çok tehlikeli. Mesela Suriye'nin ayakta durmasının nedeni, İran'dır. İran çekildiği an, Suriye çöker. Halbuki İran'la iç içe olsalar, biz şu an Şam'da namaz kılıyor olacaktık. Emevi Camide namaz kılıyor olacaktık. Yani bu gurura ne gerek var. Biz üstünüz kafasına ne gerek var. Hep beraber iyiyiz denmesi lazım. İran'a sevgiyle yaklaş. Bayağı dindar insanlar. Ne güzel Allah'tan korkuyor, daha ne istiyorsun. Ne şah dönemi var, ne komünist dönemi var. İslam'a, Kuran'a hayran olan insanlar. Ama çözüm bulamıyorlar. Mesela bağnazlığa çözüm bulamıyorlar. Kadınların konumuna çok üzülüyor devlet. Yani kadınların bakımsızlığına, kaba görünümlerine kadın estetiğinin olmamasına hakikaten içlerinde bir acı duyuyorlar. Bunu protesto ediyorlar, düzelmesini istiyorlar. Mesela bak. Yeniden yayınla o Hamaney’in konuşmasını çok değerli bir insandır. Türk asıllıdır Hamaney.

Bak gülüyorlar, "bu durumda nasıl zarafet olsun" diyor. Bak onlarda acı acı gülüyorlar. Bak kadının komiğine gidiyor olay. Adam en sonunda lafı değiştiriyor. Ne yapsın fiziksel zarafet diye kastettim diyor. Onlar gülünce lafı değiştiriyor. Yapacak bir şey yok yani.

Bu nükleer enerji işinden Allah razı olsun, eğer Tayyip Hocam vazgeçerse. Yani çok büyük bir sevaba girer. Milletin kabusu. Tayyip Hocam, evinin kenarında nükleer tesis ister mi? Öyle bir tesis ister mi evinin kenarında? Kendi köyünde ister mi? Allah aşkına yapmasın.

Rusya'yla portakal satışında anlaşalım, üzüm satışında anlaşalım ama bu anlaşmayı bozsun Tayyip Hoca. İvedilikle istirham ediyorum, böyle kabusu bize yaşatmasın. Türkiye tertemiz bir ülke. Hop oturacağız, hop kalkacağız kardeşim. Şimdi radyo aktif madde getirecekler, ya gemiyle geliyor yahut tırla falan geliyor, geçtiği her yerde insanlar tedirgin olacak. Birde o bölgede yaşayan insanlara yazık. Yani içleri kararır. Sürekli radyo aktif su yerin altına karışıyor. Oradaki suları nasıl içeceğiz biz. Oradaki balıklar, ırmaklar ne olur?

CEYLAN ÖZBUDAK: Tesisi soğutmak için kullanılan su çok ısınmış olarak suya karışıyor. O zaman siz biliyorsunuz zaten, inşaAllah, o bölgedeki ırmaklarda ve denizdeki canlı yaşamı ortadan kalkıyor. Su ısındığı için.

ADNAN OKTAR: Çok çok tehlikeli. Hadi soğutarak verdiklerini düşünelim ama yine nükleer atıklı oluyor. Onlar derelere gidecek, derelerde domates, biber, sebzeler falan sulanıyor. Millette onu alıp yiyecek, radyoaktif madde vücuduna geçecek. Allah rızası için yapmasın. Allah rızası için vazgeçsin. Elektriği elde etmek için yol mu yok kardeşim? Bin bir türlü yol var. En son düşünülecek yoldur nükleer.

"Merhabalar, biz Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi dördüncü sınıf öğrencileriyiz. Adnan Hocamız’ın programını takip ediyoruz." Ben Hoca değilim. Teşekkür ederim iltifatınız için ama Hoca, alim, Mehdi, mürşid, kutup öyle bir özelliğim yok. Herhangi bir insanım, normal bir vatandaşım.

"Adnan Hocamız’la görüşmek İstanbul'a gelmeyi düşünüyoruz. Hocamızla özel bir görüşme ya da programınıza katılmayı talep ediyoruz" diyorlar.

Tamam, buyursunlar gelsinler. Özelde sohbet yaparız, programa da katılabilirler. Biz hani Suriyelileri sevin diyorum ya, biz hani bütün millet olarak seviyoruz diyorum. "Adnan Bey bütün halk adına konuşuyorsun. Ben sevmiyorum mesela, ben halk değil miyim" diyor.

Allah kalbinden sevgiyi almış, merhameti almış, şefkati almış. Tamam, bir insansın ama merhameti olmayan, insan sevgisi olmayan bir insansın. O tarz bir insansın. Sen öyle insana nasıl gözle bakıyorsan, ben de sana o gözle bakıyorum.

CEYLAN ÖZBUDAK: Sizin anlattığınız o Anadolu ahlakı aslında çok fazla kişide var Adnan Bey, Ensar hareketi diye bir hareket var, siz zaten biliyorsunuzdur, inşaAllah. Birçok kişi ikinci evlerini yazlık evlerini Suriyeli mültecilere tahsis etti.

ADNAN OKTAR: Kardeşim günde bir lira verseler o mültecilere bir lira, hepsi acayip rahat eder. Bir lira hatta elli kuruş verseler, elli kuruş verseler, hepsi rahat eder, hatta zengin olurlar. Bu kadar lafa ne gerek var?

CEYLAN ÖZBUDAK: Çoğu zaten Adnan bey, bazı sistemi onların Türkleri düşman gibi anlattığı için bugüne kadar, Türkiye'nin onları almasına bile şaşırmışlar. Şu an öyle olmadığını yeni anlıyoruz, çok seviniyoruz diye söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Bir kere Suriyeliler Türkiye'ye aşıklar, acayip seviyorlar. Yani müthiş bir muhabbet oluştu.

Nükleer atıkların korunması, on bin sene gerekiyormuş. On bin senede etkisini kaybediyormuş. Biz on bin sene atık mı saklayacağız? Kıyametin ağzına geldik. Her yeri nükleer atık ile doldurup, dünyayı yaşanmaz hale getirmenin alemi yok.

İran’a karşı olan insanlar, bir kere şu üslubunu kaldırsın. İran bizim mükemmel dostumuz. İran nur gibi ülke. İran ile uğraşmak çok akılsızca bir hareket. Bizim İran ile çoktan içli dışlı olmamız gerekirdi, hatta sınırları aşmamız gerekirdi bizim. Pasaportu vizeyi kaldırmamız gerekirdi. Beklenmesi hata. Hem Müslüman’ım diyorsun, La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah diyor mu? Diyor. Kabe aynı Kabe, Hz. Muhammed (s.a.v.)’i aynı şekilde seviyor, bitti. Nedir zorun?

Ermenistan konusunda da öyle, Ermenistan’ın çoktan sınırlarının açılması gerekiyordu. Kaç yıl önce ben söylemiştim, dost olalım, sınırları açalım, zaten fakirler, sürünüyorlar. İki yüz bin işçi çalışıyor burada, Ermeni işçi. Gelsinler dört yüz bine çıksın sayıları, gidip orada tesisler kuralım, hastaneler açalım, bağlık, bahçelik hale getirelim, yazık onlara. Kendi evlatlarımız. Zamanında küstürdüler gittiler onlar da oralara. Ermeni kiliseleri yeniden açılsın, Kiliseler dolsun, taşsın. Çanlarını duyalım, kilisenin çanları her yeri böyle bir inletsin. Sinagoglarda da mesela, Museviler rahatça ibadetlerini yapsın, boruyu öttürsünler, inim inim inlesin ortalık. Renk gelir Türkiye’ye, bereket gelir, güzellik gelir, Allah ayette “koruyun” diyor; camileri, sinagogları ve kiliseleri, ayet var. Kuran ayeti.

CEYLAN ÖZBUDAK: Ermenistan da 3.5 milyon kişi yaşıyor, çok az aslında.

ADNAN OKTAR: Bir avuç bizim evladımız, hepsi buradan gitti, kendi evladımız. Ne işleri var orada, soğuk ülkede? Acayip bakımsız bir yer böyle birinci dünya harbinden kalma her yer. Çok bakımsız, sefalet içinde yaşıyorlar. Türkiye kapıları açsa, onlar acayip zengin olur. Ve çok rahat ederler. Türkiye’ye de acayip iş imkanı çıkar. Türkiye’yi de acayip zenginleştirir. Oradan Azerbaycan’ı alırsın, oradan Türkistan’ı, oradan Tacikistan’ı, zincirleme gider. Konu bu kadar. Sarkisyan, bayağı efendi bir delikanlı, çok terbiyeli bir çocuk o, bayağı saygılı.

Isa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler programımız burada sona eriyor. Birazdan Ahir Zaman ve Yaratılış Delilleri programıyla birlikte olacağız. 

Masaüstü Görünümü