Harun Yahya

Sohbetler (21 Mayıs 2015; 14:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar ile Sohbetler başladı. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Bakü’de bina yangınında hayatını kaybeden tüm kardeşlerimize Allah rahmet eylesin, inşaAllah. Ailelerine baş sağlığı diliyoruz.

ADNAN OKTAR: Bakü’de yangın mı oldu? Ne zaman?

BÜLENT SEZGİN: Evet Hocam, 16 katlı bir bina yandı 19 Mayıs’ta.

ADNAN OKTAR: Allah rahmet eylesin, hepsi şehit hükmünde.  16 katlı binanın 16 katı birden nasıl yanar? Ahşap, çok acayip.

BÜLENT SEZGİN: Dış cephesinde kalitesiz bir malzeme kullanılmış

ADNAN OKTAR: Yanıcı bir madde olmuştur, ondan olabilir.

BÜLENT SEZGİN: Bütün dış cephe ön taraf yanmış.

ADNAN OKTAR: Allah gani gani rahmet etsin vefat eden kardeşlerimize. Geride kalan ailesine de Cenab-ı Allah sabrı cemil nasip etsin, onlara uzun ömür versin, hayır bereket versin. Peki bu binalarda yangın için bir rapor alınması gerekmiyor mu? Nasıl izin vermişler böyle binaya?

TARKAN YAVAŞ: Normalde verilmiyor o kadar yüksek binalara, o şekilde izin. Yanıcı madde olmaması gerekiyor cephelerde.

ADNAN OKTAR: Kimseye tecrübede olmuyor. Yine Allah korumuş 16 kişi daha kalabalık da olabilirdi. Bayağı büyük bina. Çocuklar zaten şehit hükmünde, diğer vefat edenlerde. Peygamberimiz (s.a.v.) “çocuklar” diyor zaten şehit hükmünde. Ama yangında, boğulmada bir şehitlik hükmü var. Onu Cenab-ı Allah ayrı bir muaf tutmuş, ayrı bir şekilde muaf tutmuş. Onlar daha zor imtihan olduğu için, boğulma zor bir şey. Yangında zor bir şey. Nefisle mücadele olduğu için, onları Cenab-ı Allah şehit hükmünde alıyor. Göçük altında kalanlar. Ezan ne güzel bir hitabet. Ne kadar yakışıyor, en kadar güzel. Aslında bütün dünyada ezan okunması lazım. Amerika’da, Avrupa’da bereket gelir onlara. Tabi üstlerindeki uğursuzluk gider. New York’ta ezan okunsa bereket gelir onlara. Büyük şehirlerde ezan okunuyor mu Avrupa’da? Almanya’da var mı öyle bir olay? Yok değil mi? Ezansız bir ülke zor. Allah vermesin, insan çok rahatsız olur. Almanlara söyleyelim de bereket istiyorlarsa, ezan okutsunlar. Ezansızlıktan bu bereketsizlik, bu uğursuzluk. Ezan üstlerinde uğursuzluğu bir nebze alır. Hakikaten bereketini hemen görürler.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, 18 Mayıs tarihi Stalin’in yaptığı Kafkas sürgünün yıl dönümüydü. Bugün büyük Çerkez sürgünün yıl dönümü. Çerkezler 150 yıl önce 21 Mayıs 1864’de Rusya tarafından büyük sürgünle soykırıma maruz bırakıldılar. Yaklaşık bir milyon beş yüz bin insan vatanını terk etti. Beş yüz bin civarında da insan sürgün yolcuğunda ve ilk yerleştikleri bölgelerde hayatını kaybetti. Stalin’in sürgün politikası neticesinde milyonlarca Müslüman şehit olmuş, milyonlarcası da yurtsuz kalmıştı.

ADNAN OKTAR: Allah hepsine rahmet etsin. Dünya zaten imtihan, çile yeridir. Ne yapacaklar dünyada kalıp? Allah yanına almış. Hem de şehit olarak, ne güzel. Çünkü orada imtihanlar devam ediyor ama pozitif imtihan var cennette. Negatif pozitif karışık değil. Sadece sevap alacakları imkan verilmiş cennette. Yani günah alamıyorlar günahın kapısı kapatılmış, sadece sevaba müsaade vardır şehitlerin mekanında. Şehitlerin özelliği odur. Onun için herkesin yanlarına gelmesini istiyorlar. Bura diyorlar muazzam bir yer çok şahane bir yer diyorlar keşke millet gelse diyorlar. Ayette diyor “ beklerler” diyor. Bir mana vermiyorlar millet niye gelmiyor diye. Sizde gelin baya iyi bir yer. Burada negatif de var. Yani olumlu olumsuz, ikisi karışık. Orada sadece olumlu. Sürekli hayır sevap alıyorlar. Mesela namaz kılıyor sevap alıyor. Orada soygun, terör, anarşi şu bu hiçbir şey yok. Yalan söyleme oyun falan yok. Onun için sürekli tek yanlı sevap kazanıyorlar. Hakikaten çok zevklidir şahadet aleminin mevkii. Ama Allah yine orada sabit tutmuyor orada da vefat ediyorlar, oradan cennete geçiyorlar. Ama ölümleri de onların zevkli. Ölmek onlar için bir şey olmuyor, aynısı çünkü. Bir cennetten bir cennete geçiyorlar. Onlarda garantili cennete gidecekleri, o yönden çok güzel. O yüzden istiyorlar. Ama dünyada ümit ve korku arası insanlar. Orda tek yanlı. Aslında imtihan oluyorlar da sırf Allah hoşlarına gitsin diye bekletiyor orada. İmtihan yok çünkü imtihan değil. Sadece sevap kazanıyorlar tek yanlı.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Altuğ Berker ve Sedat Altan, sizi temsilen Şeyh Mehmet Efendi’yi ziyaret ettiler. Şeyhimiz size selamlarını iletmiş dualarınızı istemiş.

ADNAN OKTAR: Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Allah, Şeyhimize uzun ömür versin. O, Şeyh Nazım Kıbrısi Hocamız’ın bize emaneti. Çok efendi, çok çok mütevazi. Mazlum, çok nezih. Keçileri var çok fazla, onları güdüyor. Veli maşaAllah, peygamberlerde hep böyle çobanlık yapmıştır.

KARTAL GÖKTAN: Ayrıca Adnan Bey, Şeyh Mehmet Efendi, PKK konusunda hassasiyetlerini de göstermiş ziyaret esnasında, “niyetlerinin ülkeyi bölmek istedikleri olduğunu” söylemiş.

ADNAN OKTAR: “PKK’nın niyeti ülkeyi bölme” diyor, doğru söylüyor tabii.

KARTAL GÖKTAN: Ayrıca bu aralar Şeyh Bahaddin Efendi’yle beraber yurt dışındaki ihvanlarını ziyaret ettiklerini anlatmış.

ADNAN OKTAR: Çok değerli insanlar. Tasavvuf terbiyesi almak isteyen kardeşlerimiz Şeyh Mehmet Efendi Hazretleri’ne bağlanırlarsa, çok güzel feyz alırlar. Şeyh Ahmet Bursevi çok çok mübarek muhteremdir, o da seyiddir. Benim bu saydıklarım hepsi seyiddirler. Şeyh Adnan Efendi, o da çok efendi, çok mübarek. Sakallar çok heybetli. Şeyh Hişam, o da öyle, maşaAllah, çok heybetli. Şeyhimiz hep heybetli şeyhler tayin etti kendisine vekil olarak. Çok güzel iman hakikatleri anlatıyorlar, Kuran mucizeleri anlatıyorlar. Allah’tan bahsediyorlar, Allah’ı zikrediyorlar. Sevilen sayılan insanlar maşaAllah, Allah uzun ömür versin. Allah sağlık sıhhat versin. Güzel bir ocak, güzel nezih bir topluluk. Şeyhimizin ruhaniyeti üstlerinde. Almanlar Avrupalılar çok çok seviyorlar. Rengarenk kıyafetlerini görüyorum bazen arabadan iniyorlar. Allah Şeyh Mehmet Efendi Hocamıza uzun ömür versin. Sağlık sıhhat versin. Bir emri olursa emrindeyim.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Diyanet, on bin Kürtçe Kuran bastı Adnan Bey. Ücretsiz olarak da Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya gönderdi. Kürtçe bilip, Türkçe bilmeyen kardeşlerimiz Kuran’da ne anlatıldığını bilsin istedik diyorlar. Cumhurbaşkanımızın bir açıklaması vardı. Siz daha öncede belirtmiştiniz başka dillerde Kuranı erim yayınlarlarsa, Diyanet güzel olur demiştiniz. Bugün Cumhurbaşkanımız Diyanetin Ermenice olarak ta Kuranı Kerim hazırladığını duyurdu.

ADNAN OKTAR: Ermenice, Sırpça, Hırvatça çok iyi olur. Bu özel şirketlerin yapabileceği şeyler değil bu, ancak devlet eliyle yapılabilir. Bulamıyoruz mesela Sırp birisi oluyor veremiyoruz. Çok iyi olur.

Nakşibendi’deki bu altın silsile çok acayip. Hz. Ebubekir (r.a)’a kadar gidiyor, o silsile el veriyor, hakikaten o insan özel bir yetenek geçiyor. Normal bir insanken, irşat kabiliyeti olan özel bir insana dönüşüyor. Çok garip bu. Sanki bir elektrik kablosu gibi Peygamberimiz (s.a.v.)’e kadar dayanan bir silsile. Çok acayip manevi bir elektrik kablosu gibi.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Siz, Selahaddin Demirtaş’ın üslubunda Müslümanlığı anlaşılıyor demiştiniz. Bugün Selahaddin Demirtaş “Allah’a inanıyorum dediğim için, benim solculuğumu sorgulamasınlar” dedi. Ve dine bakışıyla şöyle bir açıklama yaptı; “Kusura bakmasınlar, solculukla dinsizliği eşit tutan kafadan bu ülkede bir şey çıkmaz. Memleket ne çektiyse onlardan çekti. Türkiye toplumuyla solun buluşamamasının en büyük nedeni, bu İslam düşmanlığıdır. Mesela bir sosyalist rahatlıkla Hristiyan olabiliyor, sorun olmuyor. Ama Müslüman olunca solculuğu sorgulanır hale geliyor. Allah’a inanıyorum deyince solculuğu sorgulanıyor. Kusura bakmasınlar bu kadar ucuz solculuğa pirim verecek halimiz yok. Ben inanan bir Müslüman’ım. Sosyal devlet ilkesini ve solcu politikaları savundum hep. Benim dedem ünlü bir din alimidir, o bizi yetiştirdi. Annem beş vakit namaz kılar, eşim beş vakit namaz kılar, dindar ailede büyüdüm ama solcuyum. İnsanlara bu nedenle tuhaf geliyor, anlamakta zorlanıyorum gerçekten. Benim inancımı, dindarlığımı meydanlarda yuhalatanlara karşı tepki koymak yerine, bazı kendine solcu diyenler benim inancımı sorgulamaya kalkıyorlar.”

ADNAN OKTAR: Selahaddin Demirtaş’ın dindarlığına ben kefilim, açık açık herkes görüyor, o konuda bir tereddüt yok. Ama Selahaddin Demirtaş gibi kaç kişi çıkar. Sorun o. Belli elinden yüzünden dürüst hakikaten yüzündeki ifade. Ama o gitse, yerine kim gelir? Bayağı karanlık tiplerde var eşkali bozuk at hırsızı gibi adamlar var. Kimin ne yapacağı belli değil ki. Onun temizliğine dürüstlüğüne inanıyorum. Ama Türkiye’nin bölünme tehlikesine karşı son derece lakayt. Ben Tayyip Hoca’ya da şaşırıyorum bu konuda. Acayip karşılıyorum yani. Bölücülüğe karşı ama acayip durum var. Başkanlık sistemi nedir?

Selahattin Demirtaş, Türkiye’nin bölünmeyeceği garantisini versin, ben BDP’ye oy vereyim. Yani yüzde yüz garanti versin BDP’ye oy vereyim. Ama tehlike büyük buna müsaade etmeyiz. Yani canımız pahasına müsaade etmeyiz. Bu net benim kanaatim değil seksen milyonun kanaati. Amerika da öyle böyle psikopatlık yapmaya kalkarsa yaptığına yapacağına pişman olur. Yani derin devletini kast ediyorum Amerikan halkını ben severim. Amerikalılar da bozdu eskiden çok iyiydi onlar, fizik görünümleri hanımlar çok güzel ince belli, saçlar vs. Şimdi sumocu gibiler böyle 110 kilo 120 kilo bir elinde dondurma bir elinde gofret, tığ gibiydi delikanlılarda kızlar da tığ gibiydiler. Bayağı dindarlardı kiliseye giderler ibadet ederler, bir acayip hale getirdiler. Eski Amerikalı yok böyle fakir, ezik, gariban oldular.

AYLİN KOCAMAN: Çok neşeliydiler, ruh halleri de şu an çok karamsar, öfkeli.

ADNAN OKTAR: Bir garipler korku içinde eskiden böyle şakalar yapar, neşeli. Amerika’yı, eski haline getirmek lazım.

Şu an en büyük derdimiz, Türkiye’nin bölünmesi tehlikesi, şu bakımdan İslam aleminin garibanlığını görüyorsunuz değil mi? Zavallılık perişanlık her yerde akıyor. Bu alemi, İslam alemini kurtaracak, yardımcı olacak bir tane güç var. Bir şey oluyor, Türkiye hemen bir yardım gönderiyor, bir şey yapıyor, bir şey söylüyor, belli ki başı çekecek bir ülke. Bu bağlantıda belimizi koparıyorlar Güneydoğu da, Karadeniz’den Mersin’e kadar. Ondan sonra biz kapana kısılmış oluyoruz. Paramparça olmuş bir Türkiye. Biz İslam alemini nasıl kurtaralım ondan sonra? Bunu yapmaya kalkarlarsa ben açıkça söyleyeyim, biz cinnet geçiririz. Cinnet geçiririz. Kanunla hukukla yapmayacağımız şey yok söyleyeyim. Deli akıllıyı görünce değneğini saklarmış. Akıllarını başlarına alsınlar öyle bir şeye müsaade etmeyiz. Denemesi olmaz bunun bayağı tehlikeli denemesi, bir deneyelim, deneyen denediğine yüz bin kere pişman olur yeminle söylüyorum. Allah adına yeminle söylüyorum, binlerce kere pişman olur. Kanun hukuk yakalarına yapışır, dünyayı dar ederiz, kanunla hukukla. Akıllarını başlarına alsınlar. Burası öyle yolgeçen hanı değil, böyle bir şeye müsaade etmeyiz. Yani sessizliğimizi yanlış anlamasınlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Suriye’de stratejik öneme sahip Palmira’yı alan IŞİD, artık ülkenin yarısından fazlasını kontrol ediyor. Amerika Birleşik Devletleri ve ortaklarının bu yaz Musul’u IŞİD’ten geri alma planı, Ramadi’nin örgütün eline geçmesiyle hezimete uğradı. Sünnilerin IŞİD’e karşı savaşta yer almayı reddetmesi de, Washington ve Bağdat’ı zorluyor. Irak yönetimi artık gönüllü Şii milis bulmakta bile güçlük çekiyorlar.

ADNAN OKTAR: Amerika’nın çok uydurma, kötü planları var çok akılsızca, Müslüman’ı Müslüman’a kırdırma planı. O da IŞİD’in işine yaradı. Amerika kendi oyunuyla alta düştü. Künde atacağım derken, kendisi yere düştü yani. Akıllarını başlarına alsınlar.

TARKAN YAVAŞ: Siz, haram olur demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Müslüman’a el kalkmaz. Müslüman kanı haramdır, her ne olursa olsun yapamazsın. Ancak ilimle irfanla olur. Uyarabilirsin, hatırlatabilirsin, nasihat edersin, nerede görülmüş, kan gövdeyi götürerek hareket edeceksin, olur mu öyle şey? Ayrıca IŞİD’in çözümü, Hz. Mehdi (a.s)’dır. Kendileri söylüyor IŞİD; “Biz diyor Hz. Mehdi (a.s) çıktığında, ona bağlanacağız, itaat edeceğiz. Hz. Mehdi (a.s) çıkıncaya kadar biz böyle faaliyette bulunacağız diyor. Durduramazsınız kader böyle, kaderleri böyle. Hadislerde açık, Hz. Mehdi (a.s) dur dediğinde, durur. Çözüm olarak gidip Hz. Mehdi (a.s)’ı arasınlar. Başka çözüm yok ben söyleyeyim. Kadere de direnemezler boş yere uğraşıyorlar.

BÜLENT SEZGİN: İlk başta İstanbul’a saldıracaklardı daha sonra “İstanbul’u Mehdi fethedecek, biz o zaman tabi olacağız” dediler.

ADNAN OKTAR: İstanbul’a saldıracağız dediler, ben dedim, “oradan Hz. Mehdi (a.s) çıkacak” dedik o zaman vazgeçtiler. Türk size ilişmedikçe, Türkiye’ye ilişmeyin.

KARTAL GÖKTAN: Yarın yani 22 Mayıs Cuma akşamı saat 20:00’da yeni belgeselimiz yayınlanacak; Resulullah (s.a.v.)’in dilinden cennet.

ADNAN OKTAR: Ne güzel, ne güzel. Peygamberimiz (s.a.v.) ne güzel ahlaklı, dedem, ne güzel insan maşaAllah, ne cesur, ne şefkatli, ne merhametli, ne temiz insan. Bir de yobazların tanıtmasına bak, pis herifler. Dedemin adını ağzına dahi almaması lazım onların.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: HDP İstanbul milletvekili Sırrı Süreyya Önder, “HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a yönelik, çok ciddi yaygın suikast söylentileri dillendirildiğini” belirtti. “Ciddi kaynaklardan bize uyarılar geliyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Polis gereğini yapsın, madem öyle bir tedirginlik var, polis hem gizli hem açık korumaya özen göstersin. Yani gayet kolay bu.

Derin devleti hoşafa çevirirler, öyle bir konu olmaz. Ben hayret ediyorum bu adamlara nasıl itlik yaptırıyorlar ben gerçekten şaşırıyorum. Polis nerede yani, niye çekiniyor polis, ben anlayamıyorum ki. Binalarda bulunsun iki tane polis, zaten Demirtaş’ı korumak sorun mu? Bir polis ekibi rahatça halleder yani ne olacak. Bu delikanlı epeyden beri bundan yangın yani sürekli söylüyor. MaazAllah hakikaten biri densizlik falan yapmış olsa, çok acayip bir konu olmuş olacak. Ben mi gidip koruyayım yani şimdi ne yapayım? Şu olacak iş mi? Mesela bu polislerin tamamı görevden alınsın, o kapıya dayanan polislerin tamamının görevden alınması lazım, görevine son verilmesi lazım. İnanılır gibi değil. Bir partinin genel başkanı, sen nasıl kapısına dayanırsın? O kapıya dayanan kimin kapısına dayanmaz, böyle iş mi olur? Çoluğu var çocuğu var, ne kadar ayıp, ne kadar çirkin. O polisler isim isim belirlensin, derhal görevinden alınsın onlar. Bunu duyalım vatandaş olarak. Böyle bir pervasızlık olmaz, böyle bir ferahlık da olmaz. Müthiş sorumsuz bir hareket. Bunu yapan ne yapmaz? Parti genel başkanının evine dayanan bir adam, ne yapmaz? Burada bir gariplik var, burada bir acayiplik var, gereği yapılsın. Selahattin Demirtaş bir yere konuşmaya giderken yanında kaç polis oluyor? Sorun da öğrenelim, yani üstüne gideriz gerekirse. Olur mu öyle şey?

Kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor, yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü