Harun Yahya

Sohbetler (26 Mayıs 2015; 19:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi akşamlar değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar ile Sohbetler başlıyor.

Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Efendim hoş bulduk. Herkes hoş geldi.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bugün Hakkari Yüksekova Havalimanı hizmete açıldı. Havalimanı ismi Selahattin Eyyubi konuldu. İstanbul-Hakkari arası karayolu yirmi yedi saat sürüyordu, şu an uçakla iki saat olacak inşaAllah. Havalimanı inşaatı 2010 yılında bitecekti, ancak terör saldırıları yüzünden bu tarihe kadar uzadı. İnşaat boyunca sekiz şehidimiz oldu. Doksan altı kundaklama, on bir mayınlı saldırı yapıldı. Şantiyede bulunan on bir kamyon, bir dozer ve on yedi telefon yakıldı. İnşaatta çalışan yirmi beş işçi rehin alındı. Tehdit edilen işçiler daha sonra serbest bırakıldı. Terör örgütü yaklaşık iki ay önce “Olacaklardan sorumlu değiliz” şeklinde açıklama yapıp inşaat çalışanlarını korkuttu. Havalimanına giden yol üzerinde bir menfeze yerleştirilmiş bomba bulunmuştu.

ADNAN OKTAR: Ama sonunda yapıldı.

BÜLENT SEZGİN: Evet, şu an hizmete açıldı.

ADNAN OKTAR: Bu kadar olay çıkmasına ne gerek var? Ben anlayamıyorum. Hep rahmetli Türkeş aklıma geliyor. “Anlayamıyorum” diyordu. “Terör, anarşi bıçak gibi kesilmesi lazım” diyordu. Doğru söylüyor. Adamları sille tokat o girdikleri inlerden çıkarırsın, tutuklarsın, olur biter. Anlayamıyorum tabii, harika bu, insan konuşacak bir şey de bulamıyor. Adam bunca kepazeliği yapıyor, elini kolunu sallayarak geziyor. Her yerde olur pislik, süpürürsün elektrik süpürgesiyle, burada da asker süpürecek bunları bu kadar kolay. Özel harekat, komando, bordo bereliler.

Televizyonda böyle evlendirme programları var. Onlara baktım birkaç tanesine, bir de bir elbise giyiyor genç kızlar onu eleştiriyorlar, işte “şöyle giyinmişsiniz böyle giyinmişsiniz” falan. Dehşete kapıldım. Çok içim karardı. Bu nasıl bir dünya, böyle nasıl bu tarz insanlar oluyor? Çok korkunç. Hakikaten böyle daha hala etkisindeyim. Nasıl bir genç kız böyle olabiliyor? Bir kadın böyle nasıl olabiliyor? Böyle hayat mı olur? Bu nedir, bu yaşamak mı? Sevgi yok, merhamet yok, şefkat yok, dostluk yok, arkadaşlık yok, yok oğlu yok, nezaket yok. Nezaket, saygı sıfır. Bazıları için diyorum, bazı kişiler için ve bazı programlar için söylüyorum. Dehşet verici, kardeşim evleneceğine git dağda koyun güt öyle hayat mı olur? Yani öyle bir adamla sen evleneceğine git dağda koyun güt. Tek başına yaşarsın dağda yine o rezalete insan girmez. Öyle bir üslup nasıl oluyor ben anlayamıyorum? Bir genç kız nasıl böyle konuşur? Ve o gerilimli hayata nasıl katlanıyorlar? Gece gündüz böyle yaşanır mı? Dinden uzak olunca, İslam’dan uzak olunca, Allah korkusundan uzak olunca, Allah sevgisinden uzak olunca hayat kâbus oluyor. Tek kelime Allah’tan bahsetmiyorlar. Tek kelime ya, bir kere Allah de bir kere. Tek kelime Allah’tan bahsetmiyorlar bazı programlar için söylüyorum. Dilin mi kopar bir Allah de bir şey olmaz, söyle bir kelime yani. Demiyorlar. Akıl almaz bir huzursuzluk, akıl almaz bir gerginlik, sevgi sıfır. Sevgi diye bir şey bitmiş sevgi. Saygı da yok, saygı da gitmiş.

BÜLENT SEZGİN: Herkes birbirini aşağılıyor, alay ediyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim böyle hayat mı olur? Bu insanlar demek ki yirmi dört saat böyle yaşıyorlar. Böyle hayat olmaz rezalet yani.

CEYLAN ÖZBUDAK: Ben sizinle tanışmadan öncede hatırlıyorum Adnan Bey, çevrem genelde hep o şekildeydi o yüzden sizi ve arkadaşlarınızı görünce çok şükretmiştim Allah’a.

ADNAN OKTAR: Ben bizim çocuklara bakıyorum hanımlara hanım kızlara kuzu gibiler. Deminden beri bir buçuk saat yukarıda sohbet ettik, konuştuk falan acayip hürmetliler, nezaket, saygı, hürmet, sevgi, gayet güzel. İnsana son derece huzur verici, son derece kafa dinleyici.

CEYLAN ÖZBUDAK: Sizin vesilenizle öyle bir ortamda yaşıyoruz biz.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Sizden sevgiyi öğrendik.

ADNAN OKTAR: Kardeşim suratlarından dehşet saçılıyor zaten dövecek neredeyse yani. Böyle bir nefret olur mu, böyle bu kadar kin olur mu bir insanda? O küçücük kalbine nasıl sığdırıyorsun bu kadar nefreti, kini, öfkeyi? Bu hayattan nasıl zevk alıyorsun bu kafayla? Bu milli felaket bu yani çok büyük bir bela, buna devlet tedbir alsın, hükümet tedbir alsın böyle hayat olmaz. Oradaki yöneticiler de gıkını çıkartmıyor. Kardeşim sen nasıl bir insansın? Bu kadar sevgisizlik, merhametsizlik olur mu? “Sen nasıl konuşuyorsun?” demiyor. Tarafsızlar öyle bakıyorlar. Bak bazı programlar ve bazı kişiler için söylüyorum. Yani dehşet verici.

CEYLAN ÖZBUDAK: Bugün Adnan Bey sizin dediklerinizin sadece İslam dünyası için değil Hristiyan dünyası içinde aynı olduğuyla ilgili bir yazı okudum. Hristiyan dünyasında da gençlerin arasında bu şekilde yaşam ve ateizmin çok fazla olmasının sebeplerinden en büyük olanının, din adamlarının gençlere artık ulaşamamasını ve dini içe kapanık bir yaşam gibi göstermesini söylüyorlar. Aynı bağnazlığı tam sizin ifade ettiğiniz kelimelerle ifade etmişler. İçe kapanık yaşamadıktan sonra dinin yaşanmayacağını gösterdikleri için gençlere ulaşamıyorlar, diye yazmışlar. 

ADNAN OKTAR: Din zaten ölüm onlar için yani bağnazların gösterttiği din cehennem. Müzik yok, resim yok, eğlence yok, sevgi yok, dostluk yok, arkadaşlık yok hiçbir şey yok. Bela var, münasebetsizlik var, mantıksızlık var, hurafe var, abuk sabuk inançlar var, abuk sabuk yani. Koskoca bilim adamı diyoruz “Ayda kraterler nasıl oldu?” “Melekle şeytan savaştı o savaş anında oluştu o kraterler” diyor. Sen dalga mı geçiyorsun? Koskoca adamsın. Allah’tan kork yetmiş yaşına gelmişsin. Hala kraterler oluşuyor, gök taşı çarpıyor görülüyor krater oluşuyor. Her yerde oluyor krater. Dünyaya da çarpıyor krater oluşuyor, göktaşı. Melekle cin mi, şeytan mı çarpışıyor burada yani?

CEYLAN ÖZBUDAK: Katolikler’de, “Allah’a direkt tövbe edemezsiniz, o şekilde dua edemezsiniz din adamlarına söyleyeceksiniz sizin için tövbe edecekler” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Grubun içine giriyor, “anlat oğlum” diyor o da oradan anlatıyor falan inanılır gibi değil. Çok acayip yani. Dünyayı ne hale getirdiler? Din hâlbuki gayet kolay ve sade; sevgi, merhamet, dostluk, kardeşlik, affedicilik, diğerkâmlık, fedakârlık, yiğitlik, delikanlılık.  Ne güzel olur cömertlik, mesela sevdiğin bir insan var malı mülkü olmuyor cömert davranıyorsun mutlu oluyor, seviniyor. Sana da iyi gelir o. Mesela farz edelim yemek yiyecek, tavuk bir tane tavuk yiyecekler çağır dört kişiyi beraber yiyin o tavuk sana asıl o zaman yarar. Kolesterolün de düşer, bayağı sağlıklı zinde olursun. Tıka basa sen yersen hasta olursun. Ama dört kişiye yedirirsen hepsi, dördü de sağlıklı olur. Bir de mutlu yersiniz yani değil mi dostça? O dağıtmanın da bir zevki var tadı var yani her türlü zevk alınır.

 Hep dedem aklıma gelir rahmetli köyde anneannem tavuk yapardı böyle kızartırdı pilavın üstüne oturturdu, “çağırın efendim Aslan’ı” derdi böyle biz hemen çağırırdık işte “Kazım’ı çağırın” derdi çağırırdık. Amcasının oğluydu herhalde Aslan Dayı, Çerkez çok efendi birisiydi. “buyur emmi” diyerekten sonra gelirdi o da. Mesela yemekten daha zevkli o. Orada değil mi? Konuşuyorlar sohbet ediyorlar falan. Gelinler canlarım benim Çerkez gelinleri zayıf oluyorlar çok zayıf böyle, fısır fısır kapıda konuşurlardı içeri girmezlerdi. Çok terbiyeliydiler Çerkez gelinleri. Şu anki kaşar kızlara bakıyorum, bir de o Çerkez gelinlerine bakıyorum arada dağlar var, boyut farkı var. Ne gerek var kaşar oluyorsun? Efendi, terbiyeli güzel kız olsana. Kız dediğin utanır, kıpkırmızı olur eline yüzüne baktığında. Ne kazanıyorsun ondan? Hepsi sinir ilacı kullanıyorlar. Yazık günah değil mi rahat güzel yaşa? Ne eziyet ediyorsun kendine? Kendine de eziyet ediyorsun, etrafına da eziyet ediyorsun. Bunu teşvik ediyorlar. Bak mesela oradaki adamlar, kardeşim de ya sevgi denen bir şey vardır, merhamet denen bir şey vardır. “Çocuklar sizde bunu göremiyoruz” de. Sevgi güzel bir şeydir, söyle terbiye et ne olacak yani kardeşisin. Gıklarını çıkartmıyorlar.

CEYLAN ÖZBUDAK: Hayatın gerçekleri o diye bir mantık oluşmuş.

ADNAN OKTAR: Çok büyük hata yapıyorlar, ben çok ürktüm çok rahatsız oldum. Daha hala düşünüyorum acayip rahatsız oldum çok korkunç bir şey.

BÜLENT SEZGİN: Hocam belirttiğiniz gibi ne kadar fevri davranırlarsa o kadar çok izleyici elde edeceklerini düşünüyorlar.

ADNAN OKTAR: Kardeşim öyle seyirciye ihtiyaç yok. Kâbus ya kâbus. Tamam, bir seyirci olarak bana seyrettirdiler ama hiçbir faydası olmadı ki onların. Ben onlardan çekindim, tedirgin oldum onlara saygım kalmadı, sevgim kalmadı yani bir fayda mı oldu bundan? Ne faydası var bunun yani? Seyirci çok olması ne fark eder?

BEYZA BAYRAKTAR: Aslında siz Kalite Bakanlığı kurulsun demiştiniz bu tarz konularda dâhil olsa sizin söylediğiniz gibi.

ADNAN OKTAR: Tabii, Sanat ve Kalite Bakanlığı. Her şeyde konuşmada, üslupta edebiyatta kalite. Sanatta kalite, çok önemli bir konu Tayyip Hocam’a dilekçeyle mi anlatalım nasıl yapalım? Ona ulaşmak da mesele kardeşim. Hayır, gidip tabii bizzat konuşma falan çok zor hayatı zaten bakıyorum. Bir insanın dayanacağı gibi değil. Kılıçdaroğlu’na da şaşıyorum ben. Oradan oraya koşuyor, oradan oraya koşuyor nasıl gidiyorsun kardeşim? Bugün baktım bir yerdeydi, sonra baktım yine başka bir yerde. Cin gibi maşaAllah. Oradan oraya gidiyor, oradan oraya. Onun ahlakı güzel Kılıçdaroğlu’nun şahsının ama bırakmıyorlarki kardeşim bir sürü bilmiş çıkıyor.  Akıl veriyor “şöyle yap böyle yap” bilmem ne. Bırakın adamı mübarek o, bayağı güzel partiyi bir şekle şemaile sokacak yakasını bırakmıyorlar. Bayağı terbiyeli bir insan. Şimdi yukarıda konuştuk çocuklar bir şey dediler işte dedim “şahsi olarak dindar. Ve kişiliğini geliştiren bir insan.” Yani illa atadan ecdattan dindar olması şart değil. Benim ailemde de namaz kılan, annem falan namaz kılmıyorlardı sonradan namaz kıldı. Laik ailede yetiştik biz yani okullarda lisede laikti benim, bütün eğitim aldığım her yer öyleydi. Davutoğlu da öyle, Bahçeli de öyle bu insanlar maşaAllah, ama siyaset bu kadar yorucu olmaması lazım. Böyle çok müthiş bir koşuşturma var.

“Kılıçdaroğlu’na “sosyalistler size oy vermiyor” diye laf sokmuşlar çok nezaketiyle “zaten sosyalistin oyuna ihtiyaç olmadığını” söylemiş ama çok nezaketli” diyor. Yok ya ben topluluğa baktım CHP toplantısında hep bizim kendi insanımız işte bizim bildiğimiz klasik amcalar, dedeler, anneanneler yani ayrı bir topluluk değil. Bayağı hoş insanlar. Dolayısıyla dindar hepsi onların, büyük bölümü namaz kılıyordur onların. Namaz kılmasa bile vicdanlı, temiz, dürüst insanlar.

Evet dinliyorum.

ENDER DABAN: Başbakan Ahmet Davutoğlu, Yüksekova Havalimanı’na Selahattin Eyyubi adını vermeye nasıl karar verdiklerini anlattı. “Biraz önce Sayın Cumhurbaşkanımız’la istişare ettik. Birlik beraberlik deyince akla kim gelir? Yüksekova’ya öyle bir isim verelim ki herkes “bizim liderimiz” desin. İnşaAllah bu mesajı vermek için ve “Kudüs ebediyyen Kürtler’indir, Türkler’indir, Araplar’ındır, Müslümanlar’ındır” demek için havaalanına Selahattin Eyyubi adını vermeye karar verdik.”

ADNAN OKTAR: Niye? Museviler de olsun orada, Hristiyanlar da olsun ne olur? Yok muydu zamanında? Hep vardı. Osmanlı zamanında da vardı hep. Kiliseler açıktı, Sinagoglar açıktı ibadetlerini yapıyordu. Onlar da olsun. Hristiyanlar, Müslümanlar her üç dinin mensupları da olsun.

CEYLAN ÖZBUDAK: Osmanlı İmparatorluğu’nun yüzde altmışı sadece Müslüman’mış.

ADNAN OKTAR: O zaman bak sadece yüzde altmışı. Yüzde kırk çok büyük bir oran, neredeyse yarısı.

CEYLAN ÖZBUDAK: Anadolu’da da o şekilde yüzde altmışmış.

AYLİN KOCAMAN: Hz. Ömer (r.a)’da Kudüs’e girdiğinde bütün kiliseleri tutuyor orada. Orada Hristiyanlar var zaten hepsi ibadetlerini yapıyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii. Zaten Kudüs-ü Şerifi idare edecek olan İmam Mehdi (a.s)’dir. Dolayısıyla yok senin, yok şunun, yok bunun diye bir konu yok. Hz. Mehdi (a.s) zaten İsrail’in devlet olarak kabul ettiği bir kişi. Ben dedim “devlet mi üstte, Hz. Mehdi (a.s) mı üstte?” dedim. “Hz. Mehdi (a.s) üstte” dediler. “Devletin kendisi o zaten” dediler. “Biz ona uyduk mu devlet olmuş oluyoruz zaten, devlete uymuş oluyoruz” dediler. O zaman tamam işte. Bütün Kudüs-ü Şerif’in idaresi Hz. Mehdi (a.s)’a ait olduğuna göre bütün mesele de kökünden hallolmuş oluyor zaten. Hristiyanlar da, Müslümanlar da herkes orada özgürce ibadet edecek demektir.

BÜLENT SEZGİN: Toplu halde dua ediyorlar.

CEYLAN ÖZBUDAK: Gerçek İsrail devletinin Hz. Mehdi (a.s) tarafından kurulacağını söyleyen ve onu bekleyen çok fazla Musevi var siz biliyorsunuz inşaAllah. Şu an için gitmiyorlar İsrail’e.

ADNAN OKTAR: Tabii. “Bu devlet değil” diyorlar. “Devlet ancak Moşiyah, Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde” diyorlar. “Bizzat kendi şahsı zaten devlettir” diyorlar.

OKTAR BABUNA: İsrail’in dışından bekliyorlar.

ADNAN OKTAR: İsrail’in dışından, tabii Tevrat’ta öyle geçiyor. “Onu Roma’nın kapılarında arayın” diyor. Roma o zamanlar İstanbul. O devrin Roma’sı İstanbul. Başkent, Roma diye biliniyordu burası. Dolayısıyla “İstanbul’un kapılarında arayın” diyor. Artık, Topkapı’da mı, Edirnekapı’da mı veyahut başka bir yerde mi? Allah bilir.

BÜLENT SEZGİN: İsrail’de toplu halde dua ediyorlar Moşiyah için.

ADNAN OKTAR: Tabii Moşiyah’ın gelmesi için. Doğru yapıyorlar.

AYLİN KOCAMAN: Bu yıl Netanyahu’nun bir açıklaması olmuştu. “İsrail hükümetini, devletini Talmud’a göre yöneteceğiz” diye. Talmud’da zaten çıkış tarihinden itibaren Hz. Mehdi, (a.s)’ı anlatıyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tevrat’a tam uyarlarsa gerçek Tevrat’a, konu kalmaz.

GÖKALP BARLAN: Ayrıca İran Anayasası’nın ilk maddesinde “bu yasa Hz. Mehdi (a.s) çıkana kadar geçerlidir” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Bismillahirrahmanirrahim ile başlıyor Anayasa, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Birinci madde diyor ki; “bu anayasa İmam Mehdi çıkıncaya kadar geçerlidir.” İkinci madde; “İmam Mehdi çıktığında” diyor “bütün yönetim ona aittir” diyor. İran da Hz. Mehdi (a.s)’ı devletin kendisi olarak kabul ediyor. “Hz. Mehdi (a.s) zaten devlettir” diyor. “Biz o ne derse ona uyarız” diyorlar. O zaman tamam işte ne bekliyorsun? Bak, İsrail de aynısını söylüyor, siz de aynısını söylüyorsunuz. O zaman arayın. “Arayın onu bulacaksınız” diyor, Tevrat’ta da söylüyor. Hz. İsa (a.s)’da diyor “elinde onun su testisi var” diyor. “O su testisi taşıyan adamı siz takip edin” diyor “doğru yolu bulmuş olursunuz” diyor. “Onun gittiği yere gidin siz de” diyor “nereye giderse, hangi eve giderse siz de o eve gidin” diyor. Daha ne desin işte? Su testisi; Kova Burcu yani.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yeni Şafak Yazarı Yusuf Kaplan hükümete çok ağır eleştiriler getirdi ve bir televizyon programında şunları söyledi; “Çok büyük hatalar yapılıyor, gençlik gidiyor, medya berbat durumda. Dünyaya ahlaksızlık satıyoruz. Türkiye olarak kültürde yokuz, toplumsal doku çözülüyor, sekülerleşme aldı başını gidiyor. Yapılan yanlışlıklara dikkat çekmek zorundayız. Eğer bir önlem alınmayacaksa biz istikametimizi yitirmek üzereyiz. Ben en zor zamanlarımda AK Parti’yi savundum ama bir Müslüman olarak şimdi bunu söylemek zorundayım” dedi.

ADNAN OKTAR: Mesela bak bu da akılcı doğru bir eleştiri. “Vay sen nasıl öyle konuşursun?” denmez. Doğru söylüyor. Kalite bozuldu, seçkinlik anlayışı yok. Bir kalite mesela  seçkin ve güzel olması için gayret etmek yok. Kaba ve hantal bir yapı gittikçe oturmaya başladı. Klas yapı ortadan kaldırıldı. Sanatçılar ortada yok, sanat ortada yok. Dedikleri doğru.

BÜLENT SEZGİN: Siz sürekli belirtiyorsunuz “gençliğe ulaşılamıyor, gençliğe eğitim verilemiyor” diye.

ADNAN OKTAR: Tabii. Böyle gelenekçi Ortodoks İslam anlayışıyla İslam anlatılmaz. Hacı emmileri çıkarıyorlar televizyona, adam 1930’ların kafasıyla, 1940’ların kafasıyla kendi hurafelerini anlatıyor -dini konuları tenzih ederim- uçuyor adam. Kendi yaşıtı, kendi kafasındaki adamlara anlatıyor, gençler de hayret ve ibretle izliyorlar bunları. Bir de kendinden çok emin. Halbuki ne kültürü müsait, ne bilgisi müsait. Mesela “İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencilerine gidip bir açıklama yap, konuş” desen apışır kalır orada, çöker. “ODTÜ öğrencileriyle git konuş” desen apışır kalır.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor, birazdan Hoş Sohbetler’le birlikte olacağız.

Masaüstü Görünümü