Harun Yahya

Sohbetler (9 Temmuz 2015; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar’la Sohbetler başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli AK Parti’yle koalisyona yeşil ışık yaktı ve “MHP istikrarsızlık yaşanmaması için fedakarlık gösterecektir” dedi. Bahçeli, “partimiz değişmez, tartışılmaz, taviz verilmez talep ve beklentileri şunlardır” deyip dört maddede açıkladı bunları. “PKK terör örgütü vakit kaybetmeksizin kendisi lağvetmelidir. Örgüt militanları silahlarıyla birlikte güvenlik güçlerine teslim olmalı, bu silahlar devlet envanterine kaydedilmelidir. Teslim olan teröristler arasında suça karışanların Türk adaletine hesap vermeleri, kesin olarak temin edilmelidir. HDP ise terörle arasına muğlak değil mutlak bir mesafe koyduğunu söz ve davranışlarıyla ortaya koymalıdır” diyor. Diğer maddeler “AK Parti’nin iktidar yıllarında elde edilmiş demokratik kazanımlar pek tabiidir ki devam ettirilmelidir. Bireysel hak ve hürriyetlerin önündeki sis perdesi daha da aralanmalı hukuk devleti her yönüyle işletilmelidir. AK Parti gizli kapaklı yürüttüğü tüm pazarlıklar hakkında milletimize doyurucu bilgiler vermeli. Terör örgütüne hangi vaat ve teminatları sunduğunu deklare etmelidir. Türkiye’nin huzur ve sükûneti etnik ve mezhep temelli kışkırtılan kutuplaşma ve kamplaşmanın bıçak gibi kesilmesiyle mümkündür. Millet ve devlet hayatını çok ağır ve olumsuz bir şekilde abluka altına alan rüşvet ve yolsuzluk olaylarıyla etkin mücadele olmazsa olmaz ön şarttır.”

ADNAN OKTAR: Evet konuştukları boş değil. Önemli şeyler. Aslında rahatça da yapılacak şeyler. Boş yere millete acı çektiriliyor, boş yere bir gerilim yaşanıyor. İran PKK’yı kazıyacak güçte de Türkiye bu güçte değil mi? İran tek tokatta oturtturdu. Hemen tepeledi,  adamlar İran’ın karşısında köpek gibi diz çöktüler. İt gibi de titriyorlar. İran’dan hiçbir şekilde toprak talepleri yok, hiçbir şekilde. Sadece “abicim” diyorlar o kadar. Türkiye’yi son derece müsait buldu adamlar. Her terbiyesizlik, edepsizliği yapıyorlar. Yıllardan beri de milletimiz hop oturup hop kalkıyor. Acayip rahatsızız. Rahatça halledilecek bir konu sanki çok zormuş gibi gösterildi. Bir kısım korkaklar da hakikaten korktu tırstılar. Zaten gölgesinden korkuyor adam. Yani her şeyden korkuyor. PKK’dan korkuyor, o da PKK’nın yanında diz çöküyor. PKK’ya diz çöküyor. Gidiyor Kandil’de adamlara yalakalık yapıyor, yalvarıyor. 

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Siyaset Komisyonu Başkan Vekili Mansur Hakikatpur, “Suriye’nin Türk askerlerinin mezarlığına dönüşmesini istemeyiz” dedi. İran meclisinin haber ajansı ICANA’ya konuşan Hakikatpur, “Türk ordusunun doğrudan Suriye savaşına girmesi ve burada oluşturulacak olası tampon bölge Türkiye’deki yeni Osmanlı teorisyenlerinin yapacağı büyük bir hata olur” değerlendirmesinde bulundu.

ADNAN OKTAR: Tabii, Rusya’yla konuşmak lazım. Eğer Rusya karşıysa, Çin karşıysa Rusya’yla Çin’le Türkiye’nin savaşması akılcı bir hareket olmaz. Bir mantığı da olmaz. Oradaki halkıda koruma diye de bir konu olmaz. Bilakis batarlar. Rusya’yla Putin’le anlaşması lazım Türkiye’nin. İran önemli değil. İran’ın kanaati Rusya için önemli olmaz. Ama asıl olan orada Rusya’dır. Yani Şangay ekibinin en önemli elemanı Rusya’dır.  Orada Şangay’la bir savaş var. Şangay ekibi. Suriye de Şangay ekibinden.  İran Şangay ekibinde. Rusya, Çin. Onlarla işte oradaki Müslümanlar’ın bir savaşı var benim gördüğüm. Halka yazık olmaması için makul vicdanın bir gereği olarak orada onları koruyacak bir yapılanma için Ruslar’la konuşup ikna edilebilir diye düşünüyorum. Oradaki yöneticiler özellikle Putin. Putin ikna olursa konu biter. Ama onun dışında oraya tank, top taşımak boş iş yani hiçbir şey olmaz. Hiçbir anlamı olmaz. Ama tabii hayati konu; eğitim. Bunların hallolacağı bir zemin var; bu sevgi ve bilgidir. Sevgi ve bilgi bölgeye girdi mi konu biter. Bölgeye tank top sokmayla netice alınmaz. Sevgi ve bilgiyi oraya götürmek lazım. Ama böyle gelenekçi hocalarla falan olmaz. 

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan Ahmet Davutoğlu’yla yaptığı görüşmede hükümeti kurma görevini verdi. Kırk beş günlük süreç böylece başlamış oldu. Hükümetin kurulamaması durumunda Cumhurbaşkanı’nın yeni bir isme görev vermesi söz konusu olabilecek.

ADNAN OKTAR: Yalnız Milliyetçi Hareket Partisi’nin anlattıkları zehir zemberek gibi gelir AK Parti’ye. Onu nasıl kabul edecekler bilmiyorum. Aslında dediklerinin büyük bölümü doğru. Yanlış olan bir husus hatırlayamıyorum. Hepsi doğru görünüyor evet. Ama tabii AK Parti yöneticileri onu başka türlü yorumlayacaklardır muhtemelen. O sözlerin doğruluğu üstüne dursun AK Parti. Çünkü Türkiye’nin sesi bu. Türkiye’nin gönlünde olan bilgi bu. PKK’dan nefret ediyoruz millet olarak. Gitmesini istiyoruz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sabah Gazetesi’nin haberine göre Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan başkanlığında yapılan dört buçuk saatlik bakanlar kurulu toplantısında sınırdaki gelişmeler, terörle mücadele, çözüm süreci ve hükümet kurma çalışmaları masaya yatırıldı. Toplantıda şu tespitler dikkat çekti, “Bölgenin tümüyle PYD ve IŞİD’in kontrolüne geçmesi Türkiye için tehdit. Sadece göç dalgası değil IŞİD’in saldırıları, PKK’nın stratejik noktalarda kümelenmesi ve sınırda olası bir devlet yapısı önemli risk. PKK bölgedeki çatışmalardan istifade ederek kadrolarını mobilize ediyor. PYD Kürt koridoru provası yapıyor. Kuzey koridorun oldubittiye getirilmesine izin verilmeyecek. Kürt koridorunun Afrin’e uzanmasıyla birlikte Hatay’a dayanması Türkiye için büyük bir tehlike. PKK Amanos’da ve Hatay’ın belli bölgelerinde güç kazanmaya çalışıyor. Çözüm süreci devam edecek bugüne kadar siyasi muhatap olarak HDP PKK’yla arasına mesafe koymalı.”

ADNAN OKTAR: Tamam da bir hat boyunca güç kazanmaya çalışıyor diyorsun. Güneydoğu’da adamlar alan hakimiyetini sağlamış, adamlar kamil anlamda oraya oturmuşlar. Belediyeleri de kontrol altına aldılar geniş çapta. Değil mi? Belediyeler istese de istemese de bu oluyor. Sokakları kontrol altına almışlar. O filmi göstersene bütün Mardin, Siirt, Diyarbakır sokakları geceleri PKK’nın dehşetiyle muhatap. Millet evinde yatamıyor, uyuyamıyor. Asıl bu tehlike Türkiye’nin içindeyken dışarıdaki tehlikeye karşı tedbir alıyoruz hazırlık yapıyoruz demek de vakit kaybetmek olur. Ve böyle bir durum gelişiyor değil gelişmiş zaten sınırda. Yapacaksan hemen müdahale etmen lazım. Müdahale etmiyorsan o zaten gelişir, oturur sistem. Göster evet. “Yaşasın Başkan Apo” diyorlar Kürtçe. Bak adamın evinin camını kırıp içeri kurşun yağdırıyor. Millet uyuyor gece yarısı yani. Kahvehanelere gelip haraç topluyorlar. 

Polis yok, asker yok. Polis karakolda, asker kışlada. Bütün sokak bunların kontrolünde. Bak, milletin camını, çerçevesini aşağı indirip evin içine kurşun yağdırıyor adam. Herkese ültimatom yağdırıyorlar. Emirler veriyorlar. Kendilerine hizmet etmeyen çocukları feci şekilde dövüyorlar. Dehşet saçıyorlar, ellerinde silahlar. Türkiye’nin sınırı dışında komünist devlet kurmaya başladılar. Zaten adamlar oluşturmuş onu. Hattı oluşturmuşlar. Bir tek buna karşı müdahale eden IŞİD var. IŞİD’in dışında mücadele eden yok. Ama Amerika da dehşete kapıldı IŞİD PKK’yı ezer diye. Onun için Türkiye’ye baskı yapmaya başladı benim gördüğüm. Yani “IŞİD’e saldırın. Top ateşi açın. Roket atışı yapın. Oradan IŞİD’i sürün. Çünkü PKK rahat edemiyor” diyorlar. “YPG burada rahat gezemiyor. Devlet kuramıyorlar. Huzurlu olmuyor adamlar. Buna bir çözüm bulun” diyorlar Türkiye’ye. Bu rezalete karşı beklenecek bir durum yok. MHP, AK Parti hemen hükümet kursun. CHP de desteklesin. CHP de bütün gücüyle desteklesin. Bir operasyonla PKK hem Türkiye içinde, hem dışında yerle bir edilsin. İstiklal Savaşı’nda nasıldı? Aynısı. Yeniden bir İstiklal Savaşı yaşanması gerekiyor. Yani yeniden bir istiklal mücadelesi verilmesi gerekiyor. Daha önce Fransızlar işgal etmişti o bölgeyi, sürüp atmıştık. Gaziantep, Kahramanmaraş, her yerde direnmiştik. Burada da aynı şekilde bir işgal var. Komünist, Allahsız, Kitapsız, Stalinist PKK, Güneydoğu’yu işgal etti. Bunların buradan sürülüp çıkarılması gerekiyor. Rahmetli Atatürk olsa bunlar dakika, saniye orada duramazlardı. Mesela 6-8 Ekim olaylarında Hüda-Par’lılar diyor. “Biz defalarca polisi aradık. Adamlar yağmur gibi kurşun sıkıyordı. Adam öldürüyorlardı. “Gelin bizi kurtarın” dedik polise” diyor. Polis, “biz gelemeyiz” demişler. “Siz kendinizi koruyun” demişler.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kuzey Irak’taki bölgesel Kürt yönetimi, bölgedeki petrolün Bağdat’a bağlı kalınmadan bağımsız satılmasına ilişkin karar verdi. Irak Parlamentosu Petrol ve Gaz Komisyonu Başkanı Arez Abdullah, 1 Temmuz itibariyle alınan kararı Irak’ın bölünmesinde ilk adım olarak nitelendirdi. Türkiye hükümeti petrol anlaşmasına bağlı kalacağına dair Kürdistan bölgesine güvence verdi. Türkiye, Kürdistan bölgesinin doğrudan petrol satışının önünde hiçbir engel çıkarmayacağını bildirdi.

ADNAN OKTAR: Türkiye bir şey yapıyorsa makuldür. Yani dışarıdaki çalışma açısından makullüğü görülüyor. O bölgenin insanları olduğuna göre, çile çektiklerine göre, acı çektiklerine göre, ülke de sahipsiz olduğuna göre ne yapsınlar? Oradaki petrolü başka türlü ne yapabilirler? Bir de başka gelirleri de yok. Oradaki insanlar aç kalırlar öbür türlü. Yani o kadar insanın bakımı, beslenmesi mevzu bahis. Savaş ortamı olduğu için de ziraatla de uğraşamıyorlar. Başka bir şeyler de yapamıyorlar. O zaman makul ama Türkiye’nin tabii bu Müslüman, mümin Kürt kardeşlerimize çok iyi sahip çıkması lazım. Barzani’nin çok iyi korunması lazım, yeğeninin çok iyi korunması lazım, akrabalarının çok iyi korunması lazım. Özen gösterilmesi gerekiyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan büyükelçilere verdiği iftar davetinde konuştu. “Bizim teröristimiz iyi, sizinki kötü diye bir bakış açısı olamaz. Türkiye’nin her türlü teröriste karşı tavrı kararlıdır. “IŞİD elemanları Türkiye’den geçiyor” diyorlar. Biz her türlü tedbiri alıyoruz ama geldikleri ülkeler tedbir almıyorlar” dedi.

ADNAN OKTAR: Canım laf mı o? Çok münasebetsiz bir şey. Bizim sınır boyumuz çok uzun, PKK’sı da giriyor, kaçağı da giriyor; o kolay iş değil ki. O kendi ülkelerinde de mümkün değil, burada da mümkün değil, Amerika’da da mümkün değil. Hiç bir yerde o mümkün değil. Öyle münasebetsizliğe gerek yok.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, makaleleriniz hakkındaki yeni bilgiler şu şekilde. Dünyaca ünlü Jerusalem Post’un hem gazete hem de internet sayfasında Suriye’de PYD’nin desteklenmesinin korkunç sonuçlar doğuracağını anlattığınız “Kuzey Kore stilinde diktatörlüğün yükselişini önlemek” başlıklı yazınız yayınlandı. Dubai’de yayın yapan Arabian Gazette’de “Batı dünyasındaki radikal terör ne zaman sona erecek?” ve “Her Ramazan ayı Allah’a daha yaklaşmak için bir fırsattır” başlıklı yazılarınız çıktı. Yemen merkezli National Yemen Gazetesi ve internet sitesinde yayınlanan yeni yazınız “Kalite eksikliği İslam alemindeki anlaşmazlıkları besliyor” başlığını taşıyor. “Oruç Müslümanlar için iyileştirici etkileri olan bir hediyedir” başlıklı yazınız çok dilde yayın yapan MBC Times sitesinde yer aldı. Bu yazı aynı zamanda Arapça olarak Damir Gazetesi’nde de yayınlandı. Gulf Today’da yayınlanan yazınızda, iman edenler arasındaki birliğin Allah’ın rahmetini kazanmanın yolu olduğunu anlatıyorsunuz. “Manevi canlanmanın gerçekleştiği kutsal ay Ramazan” başlıklı makaleniz News Rescue sitesinde yer aldı. Amerika’daki Jefferson Corner sitesinin bu hafta yayınladığı yazınızda, İslam dünyasında barış ve huzura ermek için birliğin sağlanması gerektiğinden bahsediyorsunuz. Gulf Daily News Gazetesi’nde çıkan yeni yazınız “Eski günlerdeki Ramazan” başlığını taşıyor. Tunus’ta yayın yapan Arapça Damir Gazetesi’nde “Tel Abyad’da durum düşündüğünüz gibi değil” başlıklı makaleniz yer aldı. “Vicdanlar körelince çocuklar da ölür” başlıklı yazınız Londra’da yayın yapan Filistin kökenli önemli haber sitelerinden Middle East Monitor’de yayınlandı. Son olarak Arap News Gazetesi ve internet sitesinde ise “Ramazan’da eski gelenekleri yeniden yaşatmak” başlıklı yazınız çıktı maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Birinci gazeteyi bir daha göster, ilk okuduğun.

KARTAL GÖKTAN: Dünyaca ünlü Jerusalem Post’un hem gazete hem de internet sayfasında, Suriye’de PYD’nin desteklenmesinin korkunç sonuçlar doğuracağını anlattığınız “Kuzey Kore stilinde diktatörlüğün yükselişini önlemek” başlıklı yazınız yayınlandı.

ADNAN OKTAR: Güzel. Dünyanın her tarafında ilimle irfanla mücadeleye devam.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan bu akşamki açıklamasında önümüzdeki günlerde Çin’e gideceğini ve Uygur Türkleri’nin sıkıntılarını gündeme getireceğini söyledi. Türkiye’nin bu konuyu yakından takip ettiğini anlattı. Şöyle söylüyor: “Çin’in Uygur Türkleri’ne baskı yaptığına ilişkin bazı haberler bazı istenmeyen olaylara neden oldu. Provokatörlere dikkat edilmeli. Oradan Türkiye’ye iş, seyahat için gelenler var. Yaşananlar ne Uygur kardeşlerimizin derdine derman olur, ne misafirperverliğimize yakışır.”

ADNAN OKTAR: Doğru. Tabii onlar da canları yandığı için öyle çılgınca metotlara başvuruyorlar. Ama Tayyip Hoca giderse iyi olur. Orada bizzat yerinde görür. Halkla kendisi konuşsun. Özellikle halkın arasında girip heyet halkı sorgularsa gizlice daha net bilgiye ulaşabiliriz. Göstermelik adam getirirlerse bu olmaz. Halkın arasına girecek sivil memurlar bilgi edinsinler.

BÜLENT SEZGİN: Siz bu konuda açıklama yapmıştınız; “bizzat Türkiye hükümeti, devleti gidip görüşmelerde bulunmalı Çin’le” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet ben Tayyip Hoca’dan bizzat rica ettim. Ama o zaten böyle konulara hassas, gereğini yapacak herhalde. Çin hükümeti hep böyle olaylarda kapsamlı açıklama yapsın. Halkın içine girerek halkla röportaj yapılması lazım, tehdit var mı yok mu? Aslında tabii kapalı kutu Çin, klasik demokratik bir ülke değil. Bir kere idamların oluyor olması zaten yeterli.

Reşat; “Hocam merhaba Yüksekova’dan selam size” diyor. Aleyküm selam.

Suzan; “Allah’a şükrediyorum çünkü Adnan Oktar ve talebelerini televizyon aracılığıyla da olsa tanıyorum. İnsan, ‘dünyada böyle samimi insanlar var mıymış?’ diyor” diyor. Hakikaten çok yapmacık insanlar, çok samimiyetsizler.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Abdulkadir Selvi, dünden itibaren Ankara kulislerinde konuşulan MHP destekli AK Parti’nin kuracağı azınlık hükümeti formülünü yazdı. “Seçim hükümetinde AK Parti’ye on bir bakanlık düşüyor. Geriye kalan on dört bakanlık ise altı CHP, dört MHP ve dört HDP şeklinde dağıtılacak. Burada CHP yedi, MHP dört ve HDP de üç bakanlık gibi bir dağılım da söz konusu olabilir. Eğer Bahçeli Türkiye’yi seçim hükümetine mecbur bırakırsa o hükümette MHP’li bakanlarla HDP’li bakanlar yan yana görev yapacak. AK Parti’nin kuracağı bir seçim hükümetine MHP’nin destek vermesi gerekmiyor. Sadece oylamaya girmeseler yetiyor. Bu durumda iki yüz elli sekiz milletvekilinin oylarıyla AK Parti azınlık hükümetinin kurulması mümkün oluyor.”

ADNAN OKTAR: Yok yok öyle şey olmaz. Azınlık hükümeti değil, direkt hükümete girsin. İçişleri Bakanlığı’nı alsın, başka bakanlıklar da alabilir. PKK’yı kazısınlar birlikte. Öbür türlü olmaz. O çok ürkütücü, düşünmek dahi istemiyorum.

BÜLENT SEZGİN: Türk Silahlı Kuvvetleri Osmaniye ve Diyarbakır’da PKK teröristlerinin askerlere silahlı saldırıda bulunduğunu bildirdi. “Terörist ateşlerine derhal ateşle karşılık verilmiş olup söz konusu saldırıda herhangi bir zayiat veya hasar meydana gelmemiştir” dendi.

ADNAN OKTAR: Ama hasar meydana geliyor, hasar meydana geliyor. Manevi hasar meydana geliyor. Çünkü adam silah sıkıyor askere, kabadayılık yapıyor, yaptığı yanına kar kalıyor, faili meçhul oluyor olay, adam da çekip gidiyor. Ve yakalanamıyor. Yakalanamadığında bu zaaf olarak algılanır. Gidip üstüne çökeceksin, yakalayacaksın atacaksın hapse.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Tayland bugün açıklama yaparak Uygur Türkleri’nin Çin’e geri gönderilmesi hakkında; Türkiye ve Çin arasında bu konunun adeta bir diplomasi savaşına dönüştüğünü, her iki tarafın da “bu insanlar bizim ülkemizin insanı” dediklerini, Türkiye’de akrabaları bulunan ve Türkiye’yle bağını kesin ispat edenleri Türkiye’ye gönderdiklerini, kalanları ise mecburen Çin’e iade ettiklerini ama Çin’den bu insanlara iyi davranılacağına dair garanti alındığını” ifade etti. Dün İstanbul’daki Tayland Konsolosluğu önünde yapılan gösteri sonrasında Konsolosluğa saldırıldı, binanın camları kırıldı, içeri girilerek evraklar talan edildi. Son günlerde de bir Çin lokantasına saldırıda bulunuldu. Ayrıca bir kaç yerde de Koreli Japon turistlere de yine saldırı oldu.

ADNAN OKTAR: Bu kadar Çin’in Uygur Türkleri’ni ajite etmesine ne gerek var? Bu kadar ajite etmesi dehşete sebep oluyor insanlarda ve paniğe sebep oluyor. Bırakın yakalarını normal yaşasınlar. Çin vatandaşına nasıl saygı duyuyorsunuz, Amerikalılar’a, Fransızlar’a nasıl saygı duyuyorsunuz? Mesela Amerikalılar orada kral gibi, İngilizler orada kral gibi. Bırak Uygurlar da kral gibi olsun. Hangi Amerikalı’ya Çin öyle davranabilir? Yani Uygur Türkleri’ne davrandığı gibi hangi Amerikalı’ya davranabilir?

CEYLAN ÖZBUDAK: Haç takmayacaksınız diye söyleyemiyorlar hiç kimseye orada.

ADNAN OKTAR: Asla öyle bir şey yapamazlar, asla. Bu münasebetsizliği bıraksın Çin. Uygur Türkleri’ne; İngilizler’e, Amerikalılar’a, Hollandalılar’a nasıl davranıyorsa aynı o şekilde davranacak. Ölçü bu, buradan anlasın. Vicdansızlığı bıraksınlar. Buradaki arkadaşlar da tabii ajite oldular artık, dehşete kapıldılar. Ne yapacaklarını da şaşırdılar, çaresizliğin içinde bu tip eylemler yapıyorlar. Tabii bunlar yanlış. Doğru, yapmamaları lazım. Ama bu kadar ajite etmenin alemi ne bu insanları? Bu kadar dehşete düşürmenin alemi ne? Bir Uygur vatandaşının Amerikan vatandaşından farkı nedir sizin için? Niye Amerikan vatandaşı Çin için üstün oluyor da, Uygur vatandaşı daha aşağıda oluyor veyahut öyle bir izlenim veriyorsunuz?

Ali Sait Çöl; “Hocam Hz. Musa (a.s)’dan hayvanlarını sulamasını isteyen kızların giyim tarzı nasıldı?” O devrin geleneğine göreydi. Nasıl olacak? O devrin geleneği neyse, örfü neyse o şekilde.

“Neden CHP hiçbir zaman başörtülü vekil çıkarmıyor?” Çıkarır canım, CHP daha yeni gerçek anlamda dindarlaşıyor. Ama teşvik edilmesi lazım. Sen dinsiz imansız imajı verirsen CHP daha kötüye gidebilir Allah esirgesin. Güzel şeyler yapıyorlar, dindar tavır koyuyorlar, “sahte” diyorlar tavırlarına. İşte “oyun oynuyorlar”, “göstermelik” diyorlar, o zaman onları moral yönünden sen çökertmiş olursun. “Güzel gidiyorsunuz” de “hayırlı gidiyorsunuz” de, teşvik et daha iyi olsunlar. Sen de teşvik edilerek zaten iyi olmuş oluyorsun. Sen de teşvik edilerek doğru yolu bulmuş oluyorsun. Teşvik etmek ibadettir.

“Niye iftardaki resimleri yayınlıyorsunuz?” diyor. “Niye böyle sükse yapıyorsunuz?” diyor. “Davetliler ayrıca oruç tutmayan kişiler” diyor “niye onları çağırdınız?” diyor. Nereden biliyorsun oruç tutmadıklarını? Senin oruç tuttuğun ne malum? Onların tutmadığı ne malum? Ne kadar samimiyetsiz ifade, nur gibi Müslüman oraya gelen insanlar. Olur mu öyle şey? Öyle şüpheci mantık sizi daha da çökertiyor, daha da vicdanlarınızı köreltir, olmaz öyle şey, hüsnü zan esastır. Ayette diyor değil mi? “Bir kavime olan öfkeniz sizi adaletten ayrımasın.” Musevi’ye kızgın, Hıristiyan’a kızgın, dekolte hanımlara kızgın, yakışıklı düzgün giyinen beylere kızgın, hayata kızgın aslında. Bunlarda böyle bir hayata öfke oluyor. Bir de “Müslüman kanı dökenler vardı orada” diyor anladığım kadarıyla o Musevi kardeşimize kafayı taktılar. O mazlum bir insan, güzel huylu bir insan yani mazlumun mazlumu, kimseye bir kötülük yapmış değil. O Haham Glick bayağı mazlum, ayetle konuşuyor, Tevrat’tan güzel deliller veriyor. “Hz. Süleyman (a.s)’ın mescidi yeniden kurulsun, Hz. Süleyman (a.s)’ın devri olsun, o devrin güzellikleri oluşsun, Hz. Süleyman (a.s)’ın sarayını yeniden oluşturalım ve Hz. Süleyman (a.s)’ın mescidinde birlikte ibadet edelim” diyor bu güzel bir şey. Nereden çıkarıyorsun Müslüman kanı döktüğünü bunun? Haham Glick karınca bile incitmeyen bir insan yani bayağı sevecen, bütün insanları seviyor bütün masaları gezdi, herkese iltifat ediyor herkesin gönlünü alıyor. Yani bu merhametsizlik, bu şefkatsizlik nedir bu kafa sizde?

SEMRA ÖZGİRAY: Allah Kitap Ehli için ayette şöyle bildiriyor kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım; “Şüphesiz, Kitap Ehlinden, Allah'a; size indirilene ve kendilerine indirilene -Allah'a derin saygı gösterenler olarak- inananlar vardır. Onlar Allah'ın ayetlerine karşılık olarak az bir değeri satın almazlar. İşte bunların Rableri katında ecirleri vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çok çabuk görendir.” (Ali İmran Suresi, 199)

ADNAN OKTAR: Evet. MaşaAllah.

Mustafa Bozkurt “Adnan Oktar Hocam iftardaki resimlerinizi çok beğendim, çok karizmatik çıktınız, kalbinizin temizliği yüzünüze vurmuş, maşaAllah saygılar” diyor mesela bak bu insan da insan, bu ne güzel gözle bakıyor.

Fırat Süvarioğulları; sen IŞİD’e niye kafayı takıyorsun? Sen PKK’ya kafayı tak.

Jerusalem Post’ta komünist Kürdistan’ı eleştiren yazımın çıkması PKK’lıları çok kızdırmış. Şu an Twitter’da çizmiş vaziyetteler. “Adnan Oktar’ın Yahudiler’le arası iyi Kürtler aleyhine propaganda yapmak için Yahudi basını kullanıyor” yazmışlar. Kürtler aleyhine değil, PKK aleyhine. Sen bir pisliksin, sen bir Kürt değilsin, sen aşağılık bir mikropsun. Sen niye kendine Kürt diyorsun?

CEYLAN ÖZBUDAK: Çok samimiyetsiz çünkü yazınız zaten Kürtler’i överek başlıyor.

ADNAN OKTAR: Tabii, sen de ki kendin için en fazla pislik bir domuz olabilirsin sen. Sen nereden Kürt oluyorsun? Kürt olmak asalettir, soyluluktur, güzelliktir, kalitedir, Kürt efendi insandır, onurludur, asildir, dindardır, Allah’ı çok sever. Sen alçağın tekisin, PKK’nın köpeğisin alçak. Sen niye oturup PKK ile Kürt’ü aynı çizgiye getirmeye çalışıyorsun? “PKK aleyhine propaganda yapmak için Yahudi basınını kullanıyor” diyor Yahudi değil Yehud kavmi ayrıdır Tevrat’ta geçer yani müşrik bir kavimdir Yehutlar, Yehudiler bunlar ayrıdır. İsrail’e Yahudi diyorlar, Musevi vardır Musevi.

İbrahim Varsak “Sayın Oktar, parayla tebliğler yapan sözünüzden kimleri kastettiğinizi anlayamadım.” Dini hizmet para karşılığı yapılmaz, dini anlatım para karşılığı yapılmaz. Bu radyolarda, televizyonlarda konuşan bu hoca efendiler var ya hepsi yüksek miktarda para alıyorlar ama bayağı bir yüksek. Mesela şarkıcılar, sanatçıların aldığı paraların çok çok üstünde astronomik miktarda para alıyorlar. Pazarlık yapıyorlar pazarlığa tabii olarak kanallara çıkıyorlar yani hangi kanal daha fazla para verirse o kanala çıkıyorlar, bu haramdır olmaz. Kuran’da o kadar çok ayet var ki yani peygamber ahlakıdır oradan anlayın. Mesela peygamberlere Cenab-ı Allah diyor “Siz onlardan hiçbir şey istemiyorsunuz, siz onlardan para istemiyorsunuz, size gelen bu peygamberler bu elçiler sizden hiçbir ücret istemiyorlar, sizden ücret istemeyen bu kişilere uyun” diyor Allah ayette ama çok çok fazla.

BÜLENT SEZGİN: Elçiler; "Ben buna karşı yakınlıkta sevgi dışında sizden hiçbir ücret istemiyorum." (Şura Suresi, 23) diyor ayette.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Irak Kürt bölgesel yönetiminin Başbakanı Neçirvan Barzani, PKK'nın Irak Kürdistan bölgesindeki statüsünün misafirlik olduğunu ifade etti. "Türkiye ile olan sorunlar çözülünce burada kalanlar da ülkelerine dönecektir."

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: Irak Kürt bölgesel yönetiminin Başbakanı Neçirvan Barzani, PKK'nın Irak Kürdistan bölgesindeki statüsünün misafirlik olduğunu ifade etti. "Türkiye ile olan sorunlar çözülünce burada kalanlar da ülkelerine dönecektir."

ADNAN OKTAR: Çok acizce konuşuyor o da Allah aşkına. Adam senin bağrına gelmiş dayatma tarzında duruyor ne misafiri? O seni misafiri olarak görüyor. Böyle lafların bir etkisi olmaz. Adam akıl almaz küfür ediyor buna, bayağı saldırgan bir üslup kullanıyorlar ve "darmadağın edeceğiz, öldüreceğiz, asacağız, keseceğiz" diyorlar o da onlara “misafir” diyor. Belli ki bir çatışmaya doğru gidecekler sonuçta. Her ikisini de Allah esirgesin çok rahat şehit edebilirler yani bu kadar rahat, pervasız olmasına gerek yok. Türkiye'nin yardımlarıyla çok iyi tedbir de alırsalar, iyi bir operasyonla PKK'yı bölgeden def edebilirler. Yoksa böyle lafla, sözle PKK'nın def olması diye bir konu söz konusu olmaz. PKK zamk gibi daha da yapışır.

Kadir Şahin, ben hoca değilim hoca demeyin de işte ağabey falan Adnan Hocam diyorlar ne diyelim Adnan Bey dersiniz. "Sizi çok kıskanıyorlar sizin gibi maneviyatında vatan ve Allah sevgisi bulunan çok az kişi var Allah sizden razı olsun." O evet bir sorun. Yani az insan var hakikaten vatana, millete, bayrağa tam anlamıyla ciddi anlamda sahip çıkan. Var ama ağız ucuyla sahip çıkanlar var, bunlar bayağı çok. "Para karşılığı dini anlatmak nasıl iştir Hocam, nasıl bir konudur?" diyor.

Hsynzcan2 "Programınızı izleme nedeni; her şeyi çok açık, korkusuzca samimi konuştuğunuz için."

"Adnan Hocam sizin kitaplarınız ve sohbetleriniz sayesinde dinimizi daha iyi öğreniyoruz, özellikle kitaplarınızı defalarca okuyoruz, Türk-İslam dünyasını daha iyi öğreniyoruz, tekrar hayırlı sahurlar." Adnan Bey de, Hoca çok yayılmış o. Ben hakikaten hoca değilim dini eğitim almadım ben.

"Adnan Bey zaman zaman nasıl perişan bir haldeyken vesilenizle nasıl huzurlu, hoşnut, Allah'a şükredici, sevgiyi seven bir hale geldiğimi düşünüyorum, minnetle doluyorum. Tekrar Allah'a şükrediyorum sizinle beni tanıştırdığı görüştürdüğü için" diyor, bir hanım kardeşimiz yazmış.

Başka bir hanım kardeşimiz "Adnan Bey hayatımın yeniçağısınız, sizi çok seviyorum" diyor.

Osmanlı'nın yıkılmasının asıl sebebi Darwinizm tabii. Abdulhamit bütün okullarda Darwinizm’i okutturdu. Darwinizm ne diyor biliyor musun? “Kuran doğru söylemiyor, Tevrat diye bir şey yok, Kuran diye bir şey yok, İncil diye bir şey yok. Hak Kitaplar diye bir şey yok. Peygamberler diye bir şey yok, ahiret diye bir şey yok, cennet -cehennem yok” diyor, “melekler yok” diyor Darwinizm bunu anlatır. “Kainat” diyor “sularla kaplıydı kimyasal maddeler birbirine karıştı tesadüfen protein oluştu, onlar birbirine yapıştı ilk hücre oluştu. O da gelişti mikrop oluştu, mikroptan solucan oluştu ama tamamen tesadüflerle üst üste. Solucan kurbağaya dönüştü, kurbağa primata dönüştü, primat da maymuna dönüştü, maymun da insana dönüştü” bu kadar. Hiçbiri doğru değil. Bunu kim diyor? Bütün dünyanın okulları diyor, bütün İslam ülkelerinin tamamı İran, Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Türkiye tamamı cayır cayır okutuyorlar.

Yasin Suresi, 36’da Cenab-ı Allah; " Sizden ücret istemeyenlere uyun, onlar hidayet bulmuş kimselerdir." (Yasin Suresi, 36) “Sizden ücret istemeyen, para istemeyenlere uyun” diyor Allah. “Onlar hidayet bulmuş kimselerdir” diyor.Öbürlerine uymayın para istiyorlarsa” sen baş tacı ediyorsun.

"Adnan Bey, Allah'ı -haşa- öcü gibi gösteren zihniyetlerin, şarlatanların düzenini yıkıp bize öz gerçekleri anlattığınız için size teşekkür ederim" diyor Cihangir Çetinkaya. Şarlatan da değil de, garibanlar onlar, gariban.

Pınar Bediz; Pınar Bediz de herhalde Darwinist "Hiçbir geçerli kanıt sunamıyorsunuz Darwinizm’e karşı." Pınar insaf yani artık, ben altı yüz bin delil sunuyorum, bak altı yüz bin. Sana altı yüz bin fosili takır takır sayıyorum masanın üstüne. Ben de sana diyorum ki bana senin kendi fikrini savunan bir tane fosil getir, bak ne kadar güzel on trilyon alıp gideceksin, bir tane ya tek bir tane Darwinizm’i anlatan tek bir fosil getireceksin. Ben sana altı yüz milyon fosil getiriyorum, altı yüz milyon delil. Sen de diyorsun “delille gelmiyorsun.” Bundan ala delil olur mu? Altı yüz milyon delil. Altı tane demiyorum bak altı yüz milyon. Ben de senden bir tane delil istiyorum ve on trilyon alacaksın ve sen bunu getiremiyorsun. Delil kimdeymiş? Bendeymiş. İnkar edeceğin gibi değil. Ve proteinin molekül yapısını ortaya koyuyorum ben. “Bu tesadüfen olur mu?” diyorum en ağa babaların Darwinist en uç adamlar hepsi diyor ki “bu tesadüfen olması mümkün değil.” E nasıl olabilir? “Uzaylılar yapmıştır” diyor. Bu ne demektir biliyor musun? Allah yarattı demek istiyorlar, çünkü artık bu çamura yatma tarzı bir üslup. “Protein tesadüfen olamaz” diyor “uzaylılar yapmıştır.” Uzaylıların proteinini kim yapıyor, uzaylıları kim yaratıyor? Yapma etme yani köşeye sıkışınca çamura yatarsan bu olmaz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Ahmet Davutoğlu bu akşam Yavuz Sultan Selim Köprüsü işçileriyle inşaat alanında düzenlenen iftar öncesi gazetecilerin sorularını yanıtladı. Hükümeti kurma görevini aldığını ve pazartesinden itibaren tüm parti genel başkanlarıyla istişareler yapacağını söyledi. Partilerin sürekli olarak kamuoyu önünde koşullar öne sürmesinin güzel olmadığını bu aşamadan sonra herkesin ön koşulsuz görüşmelere başlaması gerektiğini ifade etti.

ADNAN OKTAR: Ön koşulsuz olur mu? Bir parti varsa fikri vardır. Ön koşulsuz demek AK Partili olmak demektir. AK Parti milletvekiliyse ön koşulsuz olur. Tabii ki koşul olacaktır. Mantıksız olmuş, olmamış Hoca’nın o sözü.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü