Harun Yahya

Sohbetler (31 Temmuz 2015; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi akşamlar değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar’la Sohbetler başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz. 

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, sizler de hoş geldiniz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bugün Adana Pozantı Emniyet Müdürlüğü’ne PKK saldırı düzenledi. İki polisimiz şehit oldu, iki terörist öldürüldü. Otuz iki yaşındaki İsa İpek’le, yirmi dokuz yaşındaki Serdar Kazar’ın teröristlerle silahlarındaki son kurşunları bitinceye kadar çatıştığı ortaya çıktı. Şehit polis Serdar Kazar son nefesini vermeden silahında kurşun bittiği için el bombasının pimini çekmeye çalışan teröristin üzerine atlayarak daha çok şehit verilmesine engel oldu. Emniyet Müdürlüğü’nün ön tarafında otomatik silahlı korumalar olduğu ama teröristlerin orman tarafından su borularının içinden geçerek geldiği ve binaya arkadan saldırdığı ortaya çıktı.

ADNAN OKTAR: Bunlar kahpe, saldırıları hep legal saldırı beklemesinler, hep kahpe olduklarını düşünerek hareket edin. Bunlar etek giyen, etekle gezen, kadın kılığında gezen sapık, ahlaksız herifler. Ve bunların ana vasfı bak “pislik, kahpe ve kalleş” diyoruz; PKK. İki madde bak; Pislik, kahpe ve kalleş; kahpe ve kalleş olduklarını düşünerek, kahpelik yapacaklarını, kalleşlik yapacaklarını düşünerek tedbir alınması lazım. Bunlarda merdane bereketi olmaz. Kapının önünde falan açıkça öyle bir şey, ona göre hareket düşünmesinler. Hep kahpelik yapacaklarına göre hareket edilmesi lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Genelkurmay’dan yapılan açıklamada gönüllü askerlik başvurusu konusunda patlama yaşandığı bildirildi. Türk Silahlı Kuvvetleri yaptığı açıklamada “Asil milletimizin kahraman ve duyarlı evlatlarının talepleri Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları tarafından takdirle karşılanmış, duygulandırmış ve motivasyonlarını artırmıştır. Bu ulvi talepler nedeniyle vatandaşlara da teşekkür ederiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Canım hep delikanlı bizim aslanlarımız maşaAllah. Şehit olan koç yiğitlere Allah’tan gani gani rahmet, cennet güzelliği nasip etmesini istiyoruz. Anne ve babaya sabrı cemil ve bu güzel şereflerinden dolayı onları tebrik ediyoruz annelerini babalarını. Şehitlerimizi de gıyaplarında tebrik ediyoruz. Helal olsun efelere, onlar seymen, efe, delikanlının hası. Yalnız bu şehit cenazelerinde ağlama olayını lütfen kaldıralım. Kuran’a uygun değil, örfümüze uygun değil. İslam ahlakında böyle bir şey yok. Bu çok eski dönemlerde Sümerler’de, Akatlar’da, Hititler’de görülen bir adettir matem yapılır. Cennete gidenin arkasından ağlanılmaz. Allah korkusuna, Allah sevgisine ağlanılır, şehit olduğu için sevinçten ağlanılabilir. Ama üzüntüden ağlıyor gibi bir görüntü olmaz. O konuda geniş bir bilgilendirme yapsın Diyanet’teki hocalar. Oturup orada burada milletle bazılarıyla uğraşacağına böyle güzel konuların içine girsinler. Şehit bir de kıyafetiyle gömülür, kanlı elbisesiyle gömülür ve yıkanmaz şehit. Gasilhaneye götürüyorlar şehidi, kefenliyorlar olmaz öyle şey. Üstündeki elbisesi, kanlı kıyafeti onun şanı orada güzelliği orada, yıkanmaz. O zaten nur, cennetlik olmuş. Sen onu neden yıkıyorsun? Olmaz. O üslubun yayılması için örnek davranışlar özellikle gösterilirse çok isabetli olur istirham ediyoruz ailelerden. Öyle feryat zaten PKK’nın da istediği de o. Onlar Allahsız, Kitapsız olduğu için onlar ahirete de inanmıyorlar, cennete de inanmıyorlar, şehitliğe de inanmıyorlar. Böyle ağlama inleme ahu enin gördüklerinde zaten onlar halay çekip sevinirler. PKK’nın ekmeğine yağ sürmüş oluyorsunuz. Örgüt propagandası oluyor “işte biz adamı böyle yaparız.” Ama sen orada göğsünü gere gere şehidin kanını da boynuna sürersen, onun ne anlama geldiğini onlar anlar zaten inşaAllah. Babası kardeşi falan oradaki delikanlılar onların hepsine yakışır. Şehidin kanından alıp boynuna sürecek. Ne anlama geldiğini de anlayacaklarına göre mesele yoktur. Teşrik tekbirleriyle, salavatlarla, yeri göğü inleterek o şekilde kaldırılır şehit. Bandoyla falan olmaz bunlar yapmasınlar böyle. Bir de o gelenekçi hocaların uzun uzun konuşmaları var. Böyle hikmetsiz -dini konuları tenzih ederim- millete hafakan bastırıyorlar öyle olmaz. Aşkla, şevkle dava adamı gibi konuşsunlar. Zor konuşuyor böyle seçe seçe gelenekçi üslupla konuşuyor. Burnundan burnundan genzinden garip sesler çıkartarak. Milletin içi kararıyor konuşmalarından. Şevkli, heyecanlı dava adamı gibi konuşsana be adam. Bir de uzun uzun konuşuyor ve hikmetsiz konuşuyor. Hikmetli güzel konuş, coşkulu konuş.

Mesela bak Yozgatlı şehidin eşi delikanlının hası. Bacımız yaman tek damla gözyaşı dökmedi, sesi de titremiyor, hiç. “Yirmi yaşında oğlum var” diyor “şimdi onu da göndereceğim” diyor. PKK’yı kahreder bu. Ama öyle ayım bayım olmalar, Müslüman o. Bir de acayip bir şey o. Bir de yayınlamasınlar bunu gösterilmez. Bu benim birazda acayibime gidiyor kasten yapıyorlarmış gibi. Böyle metanetli, imanlı, güzel konuşan insanları göstermek lazım. Tamam, belki anne olduğu için o anda şuuru kapanıyor olabilir geçici olarak veyahut o eğitimi tam almadığı için boş bulunuyor olabilir. Ama sen bunu niye gösteriyorsun? Olur mu öyle şey, amacın ne?

Bir de bu kahpeleri böyle karşılama programları yapmaları lazım. Kahpe gelecek, kalleş gelecek ona göre hazır olalım demeleri lazım. Kahpenin, kalleşin nereden geleceği tahmin edilir. Hırsızın nereden geleceği biliniyor değil mi? Kahpenin, kalleşinde nereden geleceği bilinir. Bir de geldiğinde verilecek cevabın esaslı olması lazım. Anlı şanlı cevap verilmesi lazım. Şimdi ben gidip tarif mi edeyim nasıl yapayım yani? Adamın caydırıcı bir şey bulması lazım. Bir kere silahlar çok demode. Otomatik silahlar olması lazım. Benim gördüğüm Kırıkkale yapımı falan silahlar. Bak diyor ki “cephanesi bitinceye kadar.” Cephane nasıl biter kardeşim? Polisi donat, yedek şarjörlerle donat. Mermi öyle sorun olacak bir değil ki. Şarjörler var yirmi ikili falan tabanca için. Mesela yüz mermi falan taşıyabilir üstünde en az. Tabancanın içinde kaç mermi var? En fazla on üç, on dört tane mermi var. Onunla polis ne yapabilir? Adamlar geliyor eşkıya gibi her yeri mermi dolu bilmem ne. Cephaneler, el bombalarıyla falan geliyorlar. Poliste o yok bu yok, böyle olmaz. Poliste uzun şarjörler olması lazım çok fazla mermi alan. Çünkü mermi caydırıcıdır. Mesela sürekli atış yapılması adamı yerinden kıpırdatamaz ama silah sesi kesildi mi adam anlıyor ki mermi bitti pat ortaya fırlıyor, böyle olmaz. Bir de silah çeşitleri geliştirilebilir. Birçok caydırıcı silah geliştirilebilir. Onları ürkütecek, caydıracak silahlar geliştirmek lazım. Silahın vasfı zaten caydırmadır. Allah diyor ki “Onlar bildiğiniz bilmediğiniz düşmanlarınızı caydırır” diyor. Silahı kullanmak değil caydırmak çok önemlidir. Mesela Pozantı’da Emniyet Müdürlüğü’nü basanların hepsinin otomatik silahı var. Polislerin sadece beylik tabancası var, bir de beylik tabancasının içindeki kadar mermi. Donatın her şey olsun üstlerinde ne mahsuru var yani? Böyle bir durum olabileceğine göre, her yerde olabileceğine göre. Savunma silahlarının çeşitlerini de değiştirebilirler. İlla tabanca tüfek şart değil. Mesela diyor ki Cenab-ı Allah Enfal Suresi 60’da “Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar (binekler) hazırlayın.” Arabalar, tanklar falan neyse. “Bununla, Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanınızı” şimdi bunlar Allah düşmanı değil mi? Düşman. Ve Müslümanlar’a düşman, Türk milletinin de düşmanı. “Ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah'ın bildiği diğer (düşmanları)” mesela Amerikan derin devleti var, PKK derin devleti var “korkutup caydırırsınız”(Enfal Suresi, 60)diyor, caydırmak çok önemli.

Şimdi nasıl söyleyeyim silah çeşitlerini şimdi saymak buradan uygun olur mu da? Ama adamları gidip cayır cayır yaksınlar demiyorum yani. Ama caydırmak açısından ona benzer silahlar olabilir. Ne bileyim onları uzaklaştıracak her şey. O korkacak yani oraya gelemeyecek. Bunlarda böyle silah var diye gelemeyecekler. Genelkurmay’la istiyorlarsa özel konuşayım,  görüşelim bilmiyorum da. Anlayamıyorum bu konunun bu kadar uzamasının sebebi nedir? Çok fazla silah çeşidi var çok. Adamı caydırmak için illa tabanca mermisi gerekmiyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen “Teröre Karşı Sivil İnisiyatif” toplantısı yapıldı bugün. Toplantıda Başbakan Davutoğlu şunları söyledi; “Çanakkale’de, İstiklal Harbi’nde yedi düvelle nasıl savaşmışsak bugün üç terör maşasıyla da onun arkasındaki terör gladyosuyla da her yerde savaşmayı gerektiğinde her türlü fedakarlığı yapmayı iyi biliriz. Sizler ve bizler gerektiğinde bu vatan için, bu vatanın birliği için, bu milletin huzuru için, gelecek nesillerin geleceğinin parlak olması için evlatlarımızı da kendimizi de feda etmeye hazırız. Bu fedakarlığı da dünya alem bilmeli.”

ADNAN OKTAR: İyi aferin güzel ama bunlar inşaAllah göstermelik olmaz. Çünkü PKK’ya karşı mücadelede alınan neticeye ait şu ana kadar hiçbir somut delil yok. Ama onlar sürekli askerimizi polisimizi şehit ettiklerine dair somut deliller oluşturuyorlar ve yer gök inliyor her gün. Feryat figan bayılan insanlar falan. Bu örgütün propagandası olmuş oluyor, bu yönden riskli bu. Ama PKK’nın ezildiğine dairde bir alamet göremiyoruz. Ancak işte “sizi tutuklarız” falan gibisinden bir üslup var “hapse attırırız” gibisinden. En sonunda bula bula Selahattin’i buldular “seni hapse atarız” gibisinden. İyi güzelde yani çözüm mü bunlar, yöntem mi?

Davutoğlu’na kabadayılık çok yakışıyor acayip sevimli oluyor.

PKK’lı falan belli oluyor bunlar tipinden falan acayip ferah oluyorlar kardeşim. Mesela oturuyor kahve içiyor şeyin önünde bazı vatandaşlar. Şöyle bir etrafına bak mübarek. Baksa bile bana ne falan kafasında oluyorlar böyle olmaz. Vatandaşın aklı başında olanlarını, devleti sevenlerini devlet bilir. Cins, hastalıklı falan olmayan tiplere otomatik silah versinler, yetki verilsin. Bir de dün de, evvelsi günde söyledim polisi koruma, kendini koruma, ailesini korumada suç unsuru kalksın. Bunda ayar nasıl yapılsın kardeşim, nasıl ayar yapsın adam? Çünkü bunlar üç beş saniye içinde gelişen olaylar. İki üç saniyede gelişiyor orada sen neyi düşüneceksin,  neyi ayarlayacaksın? Haydi bakalım geç içeri.  Direkt tutuklanıyor, yat da yat. Bela zaten hiç istemediği şekilde gelmiş oda mecbur kalmış kendini savunmuş. Gir içeri yat, böyle şeyin olmaması lazım. Yok bilmem yatak odasına kadar gelecek, evinin içine kadar girecek. Geldiyse caydıracak bir şeyler yapılması lazım. Havaya ateş etmek bile suç oluyor kardeşim. “Niye havaya ateş ettiniz?” Silahı kontrol ediyorlar falan. Sen mi ateş ettin? Ne yapsın caydırmak için? Başka türlü ne yapılabilir? Bunu bir hale şekle koysunlar yani. Meskun mahalde nasıl silah kullanırsın? Adam cazgır, azgınlık yapıyor. Ne yapılabilir, ne yapsın?

OKTAR BABUNA: Göstermek bile suç oluyor.

ADNAN OKTAR: Silahı da göstermek bile suç oluyor.  Silahın ağzına mermiyi vermek suç oluyor, çok büyük suç oluyor hem de yani. Adam itlik yapıyor sokakta PKK’lılar çeviriyor. Adamı ölümle tehdit ediyor. Adam mecburen beylik silahını yahut ruhsatlı silahını çekmesi gerekir böyle bir durumda. Öldürmeye kastediyorlar, üstüne geliyorlar. Kanun bunu bir ferahlatsın açsın, bu böyle olmaz. Burada bir gariplik var, bekletmesinler de.

Mesela mikrodalga silah teknolojisi var. Yönlendirilmiş enerji bir yere yerleştiriliyor. Ve ilgili kişiye elektromanyetik dalga gönderiliyor. Deri altında yanma meydana getiriyor. Adamın kaçmaktan başka bir çözümü olmuyor. Hücrelerdeki suyu kaynatıyor.  Buda tabii tek kurtuluşu adamın oradan kaçmak oluyor. Şu mikrodalgaların sistemi var ya aynısı. Kullanılsın bu adamlar geldiğinde piştiğini hissederse kaçar. Ben bunları tek tek tarif mi edeyim? Anlatayım mı? Nasıl yapayım?Mesela her yerde olabilir, karakolların önünde falan, uygun savunulacak yerlerde, menzili de geniş, yani kaçmanın dışında bir kurtarırı yok bunda. Amerikan ordusunda var, Çin ordusunda var bu silah, Türkiye’de de olsun. Yani bir şeyler yapsınlar. Özellikle de vatandaşa kendini savunma hürriyetini geniş olarak vermek. Kardeşim öyle aşamalar var ki hayret edersin. Mesela sokakta adam ölümle tehdit ediyor, vatandaş üzerinde beylik silahı varsa, mesela en azından silahlı olduğunu gösterebilir. Ceketini açıp silahlı olduğunu gösterebilir. “Suç bu” diyor. Adam şikayet ediyor, diyor ki “bana silah gösterdi” hadi babam içeri, silahına el konuyor. O zaman bu nedir? Ben anlayamıyorum. Ne yapmak gerekiyor o zaman yani? Hele silahını çıkartırsa falan bitti yani. Direkt içeri. Havaya ateş ettiğinde meskun mahalde işte silah attı falan. Adam seni öldürmeye gelmiş. “Öldüreceğim seni” diyor. Elinde sopa var, odun var veya silahı atıyor sonra, o anda silahlı oluyor, elinde bıçak oluyor, adam kaldırıp atıyor bıçağı. “Benim üstümde silah yoktu” diyor. “Yanına geldim, bana silah çekti” diyor. Ayıkla pirincin taşını. Yani çok zorlu işler bunlar. Bunlara bir kolaylık gösterilmesi lazım.

BÜLENT SEZGİN: Bir resim vardı Adnan Bey, gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet bakayım.

BÜLENT SEZGİN: TOMA’nın üzerinde o bahsetmiş olduğunuz sistemdeki dalga yayan cihaz bulunuyor.

ADNAN OKTAR: Mikrodalga.

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Yani mesela bu tip bir şey kullanılabilir. Pişeceğine adam kaçar. Kaynatıyor çünkü adamı. Her yerini kaynatıyor. Kimse istemez böyle bir şey.

“Özel Hareket kontrgerilla teknikleriyle temizlik yapıyor diye suç oluyor.” Ne ahlaksız herifler bunlar. Ahlaksız herifler siz zaten her türlü ahlaksızlığı, kahpeliği yapıyorsunuz. Devletin eğer kontrgerillaya ihtiyacı varsa çoktan yapardı. Size mi soracaktı? Resmi üniformayla kontrgerilla faaliyeti olur mu? Aptalca iddiaya bak. Böyle ahmaklar bunlar yani. Resmi kıyafetle kontrgerilla faaliyeti olur mu? Siz kontrgerilla görmemişsiniz de onun için böyle garip garip konuşuyorsunuz ve buna kaşınıyorsunuz zaten. İstediğiniz bu, kontrgerilla istiyorsunuz. Dana gibi böğürtülmek istiyorsunuz. Ama biz millet olarak, devlet olarak buna yanaşmıyoruz. Yani legal meşru yolla, kanunla, hukukla hallediyoruz. Yoksa gerilla yöntemine normalde birçok ülke kontrgerilla ile cevap veriyor. Yani mahvoluyorlar kontrgerillada. Çünkü kontrgerilla kanun hukuk tanımayan gerilla, terörist takımına aynı şartlarda karşılık veriyor, birebir oluyorlar. Birebir olunca avantajını tamamen kaybetmiş oluyor. Ve mağlup oluyor ama biz buna girmiyoruz. Onun için iftira atmasınlar, ahlaksızlık yapmasınlar.

Mikrodalga silah sistemine elektronik kitle durdurma ve süpürme sistemi deniyor. Yani PKK süpürme sistemi denebilir. Adamları iyi bir şekle şemaile koyarsın böylece.

Bir de Amerikalılar da tutturmuş, bunlarda ayrı bir manyak Amerikan derin devleti işte “PYD’ye destek için geliyoruz.” Manyak mısın sen? “PKK’ya destek için geliyorum” diyorsun sen. Baktılar ki IŞİD kontrgerilla gibi faaliyet yapıyor ama Türkiye’ye bağlı değil, kendi kafasına göre onlar kontrgerilla. Türkiye ile hiçbir bağları yok ve Türkiye’ye karşı çok zıttır IŞİD, felaket zıttır. Zaten şu son olaylar bile yeterli zıtlığı göstermek için. Bu zıtlık görüldüğü halde daha hala abuk sabuk konuşmalar devam ediyor. Amerika’nın derdi PKK’ya alan açmak. Yani IŞİD’i o bölgeden çekmek, böylece PKK’yı oraya yerleştirip devlet kurmasını sağlamak. PKK’nın devlet kurması için deli divane oluyorlar. Şuanda da askeri operasyon düşünüyorlar. Çünkü IŞİD, tek hedefi PKK. Türk ordusuna karşı saygılı IŞİD, öyle bir derdi yok. Onların hedefi PKK. Şimdi ne diyor Amerika? “PKK’ya karşı mücadele ettiği için bunlar, biz bunları yok edelim. PKK burada rahatça yaşasın ve hakim olsun” diyor. “PKK bizim müttefikimiz” diyor Amerika şuan. Ve “uçaklarımızı da getireceğiz buraya” diyor “havadan IŞİD’i bombalayacağız PKK’ya alan açacağız” diyor. Türkiye bu oyuna gelmesin. Hiç kimse bu oyuna gelmesin. Bu olacak iş değil.

EMİN KOÇ: Akşam bir haber vardı Amerikan basınında; “IŞİD’i bombaladık o kadar” Amerika Genelkurmayı açıklama yapmış “milyarlarca dolar harcadık IŞİD’i bombaladık ama hiçbir gelişme olmadı. Tam tersine sayıları arttı” diye açıklama yapmıştı.

ADNAN OKTAR: Canım halk bombalanınca çoluğu çocuğu bakıyor şehit oluyor, halk da o zaman IŞİD’e geçiyor kitleler halinde. Müthiş bir Amerikan nefreti yayılıyor. Türkiye bu günaha ortak olmasın. Türkiye bu günahın içine girmesin. Yani Türkiye hükümeti, Türkiye derken hükümet, hükümetin ilgili birimleri kişiler. Zatlar, şahıslar kimse onlar. Böyle bir günahı yüklenmesinler, ahiretin azabı çetindir. Cehennemin azabı çetindir. Bak “bir kişiyi” diyor Allah “eğer öldürürseniz, bütün kainatı öldürmüş gibi olursunuz ve ebedi cehennemden çıkamazsınız” diyor Cenab-ı Allah. Allah “bu bir şaka sözü değil” diyor yani. “Ben sözümü yaparım” diyor Allah. Ve nitekim de yaptığını da görüyorsunuz dünyada. “Şirke girerseniz intikam alırım, ülkelerinizi yerle bir ederim” diyor yıkıyor. Yerle bir ediyor.

Amerika ufacık bir itaatsizlikte Amerikan polisi çekip vuruyor. Burada PKK gelip bizim askerimize, polisimize saldırıyor, burada kabadayılık yapıyor, halka saldırıyor, evleri yakıyor, Amerika olsa bunları yerle bir ederdi, buhar ederdi yani. Ama Türk milletine karşı saygıları olmadığı için derin devletin ve nefretleri olduğu için ve ahlaksızca baktığı için Amerikan derin devleti, kahpece baktığı için kahpelerle iş birliği yapıyorlar. Türk devleti, Türk hükümeti ve Türk hükümetinin ilgili birimleri bu adamlara yüz vermesin. Olayları çok yakından takip ediyoruz. Yani tek bir cinayete bile aracı olmasınlar.

Delikanlılıkta ağlamak falan olmaz, bunu yanlış biliyorlar. Yani bu kültürün mutlaka ortadan kalkması lazım. Mesela bizim seymenlerimiz, efelerimiz düşmanla çatışıyorlardı. Efeler çok fazla şehit veriyordu. Arkasından Ankara havalarını oynuyorlardı efeler sazla. Yani şehitleri kaldırıyorlar sazla oynuyorlar. Yani usul budur. Mesela daha önce Malazgirt’te olsun, diğer meydan muharebelerinde on binlerce şehit veriliyor. Gazilerde en ufak bir fütur olmuyor yüzlerinde. Sadece durum değerlendirmesi yapıyorlar. Ama suratı falan yarılmış mesela kılıçla, kiminin kulağı kopmuş falan, yani sapına kadar delikanlı hepsi. Alayı kabadayı. Yani öyle bir şey yoktur. Bu yanlış, bu sonradan gelişmiş bir kültür. Bunu yapmasınlar, etmesinler. Bizim milletimizin ruhunda vardır kabadayılık kültürü. Böyle bir olay son zamanlarda moda gibi çıktı adeta. Böyle bir şey olmaz. Osmanlı her yere sefere gidiyordu kardeşim İstanbul’un kuşatmasında falan da yani on binlerce şehit verdik. Kimsenin aklının ucundan bile geçmiyor ya ağlamak falan böyle sonra çıktı bu olaylar böyle. Delikanlılığın kitabında var zaten bu olayında var yani. Şehit vereceksin, gazilerin olacak yani tabii sonuçta da güzellikler oluşuyor. Yani Kuran’da. Adamlar bak aylardan beri yıllardan beri kabadayılık yapıyordu ilk defa kabadayılık yapamayacak hale geldiler. Türk milletinin gururuna, onuruna yönelik tavırları adamların. Habire gidin işte “şurayla gidip konuşun halledin, burayla konuşun” dalga geçer gibi. Olmuyor. Çanakkale’de 57.Tümen bak 57. Tümen’in tamamı şehit oldu. Tamamı. Hiç kimse gözyaşı dökmedi, hepsi efe, hepsi delikanlı. Yoktur böyle bir kültür kardeşim yapmayın etmeyin. Tabutun üstüne yığılmak falan ağlamalar, fenalık geçirmeler böyle şeyler olmaz. Benim aslan gibi iki delikanlım Güneydoğu’da şehit oldular. Benim yakın talebem. İki delikanlı; sabaha kadar düğün yaptık. Sabaha kadar. Bilmiyorlar üslubu adabı yani. Evet. Yine bir gencimiz şehit oldu değil mi? Ondada hiçbir şekilde gözyaşı olmadı. Bayağı neşeliydik. Müslüman delikanlıdır öyle bir şey olmaz. Nerede görülmüş ağlamak şehide? Sahabeler çok kıymetli insanlar. Büyük veliler. Her gün şehit oluyorlardı kimse gözyaşı dökmüyordu. Onların anası, babası yok muydu?  Eşi yok muydu? Aslan gibi delikanlılar her gün gidip gidip mesela bin kişi gidiyor geriye altı yüz kişi geliyor. Dört yüz kişi şehit oluyor. Onların anası babası yok mu? Kimse ağlamıyor. Aklının ucundan dahi geçmiyor kimsenin ağlamak. Böyle şey olmaz. Bizim gazilerimiz de var çok. Birçok benim delikanlımın mesela Yusuf’un dizinde PKK mermisi var onunla yaşıyor. Başka bir kardeşimizin omuzunda var PKK mermisi. Yani biçimsiz bir yere geldiği için çıkartmadılar. Benim aslanlarım gittiler Güneydoğu’da haberleri geldi peş peşe bir tanesi kurtuldu, birisi kurtuldu iki tanesi şehit oldu. En ufak bir fütur oldu mu bizden? Olmaz.

Biz insanoğlunun dünyaya geliş amacı nedir, neden dünyaya getirildik? Allah yalnız olmak istemiyor. İki; Allah Kendine aşık olunmasını istiyor. Bu kadar. Kendisi sevilmeyi seviyor. Sevmeyi de seviyor, sevilmeyi de seviyor. Güzelliği seviyor. Tek nedeni bu. Öyle bir aşk değil, deli bir aşk istiyor Allah. Allah sevgi konusunda çok titizdir. Allah’ta tam bir aşık tecellisi vardır Cenab-ı Allah’ın. Aşkına ihanet edeni mahveder. Aşkına ihanet edeni mahveder. Ama aşkına aşkla karşılık vereni de aşkla sever. Sonsuza kadar. Allah’ın istediği aşk. Onun için yani Allah yalnız olmak istemiyor. Bu kadar. Sebebi bu. Alelade sevilmek de istemiyor. Monoton bir sevgide istemiyor. Hiç kimse istemez böyle bir sevgiyi. Monoton düz sevgi neye yarar? Adama para veriyorsun seni seviyor. Adam mesleğin için seni seviyor. Çıkar için seni seviyor. Öyle sevgi olmaz. Allah “Sırf Benim için Beni seveceksiniz” diyor. “Ölümüne seveceksiniz ölümüne” diyor. Bizde ölümüne seviyoruz Rabbimiz’i. “O zaman sizi nimete boğarım” diyor “sevgiden ama nimet için değil Beni sevdiğiniz için sevin” diyor.  Katıksız sevilmek istiyor Allah, katıksız gönülden gönülden. Allah’ın bu hakkı. Ne güzel ne güzel.

“Allah’a dua ediyoruz, dua etmemize Allah mı istiyor” diyor. Duanın sebebi Allah’a karşı saygımızı göstermektir yoksa zaten bize duayı ilham eden de O. Durduk yere bir şey yapmak değil de Allah, yani sevgiden dolayı bir şey yapmak istiyor Allah. Şimdi dua nedir? Sevgidir, saygıdır. Allah’a sevgi, saygı gösterdiğinde zaten onu yapar Cenab-ı Allah da ama sen sevgi, saygı gösterirsen o sevgine saygına karşılık sana bir jest olarak bir güzellik meydana getiriyor Allah. Yani bir karşılıklı sevgi gösterisi bunlar.

ENDER DABAN: Bir ayette Allah şu şekilde buyuruyordu. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Beni anın Ben de sizi anayım” diye buyuruyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet.

Rivayette diyor ki: Şimdi o hadisi de getireceğim size. “Hz. Mehdi (a.s) halk ağızıyla konuşur” diyor. Rahat bir üslupla konuşur. “Halkın anlayacağı halk üslubuyla konuşur” diyor Hz. Mehdi (a.s). Yani böyle tabi tam kelime karşılığı değil de Arapça karşılığı yani entelektüel bir üslupla konuşmaz diyor. Yani kelimesi tabii Arapça’da entelektüele çıkan bir kelime. Öyle bir üslupla konuşmaz “halkın anlayacağı şekilde rahat serbest bir konuşması vardır” diyor. “Halk ağzıyla konuşur” diyor Hz. Mehdi (a.s) için. Acayip izahlar buldum da yavaş yavaş göstereceğim. Şii kaynaklar özellikle dolu yani maşaAllah. Evet.

GÖKALP BARLAN: Adnan Bey, Ahmet Hakanda sizden cesaret bulup Demirtaş’a bir mektup yazmış bugünkü yazısında bayağı bir PKK’ya karşı durması gerektiğini, onların katil olduğunu söylemesi gerektiğiyle ilgili detaylı.

ADNAN OKTAR: Kime yazmış?

GÖKALP BARLAN: Demirtaş’a hitaben.

ADNAN OKTAR: O çocuk ne yapsın? Yani şu laf mı? PKK yani çıksa dese ki “ey PKK siz alçaksınız, kahpesiniz, kalleşsiniz” dese evinden çıkamayacak hale getirirler onu. Anında partiden gönderirler, pek sahip çıkanda olmaz ayrıca söyleyeyim yani. Oda çekindiği için PKK’yla çatışacak bir üslup kullanmıyor. Sanki onun ayrı bir gücü varmış gibi. Öyle bir şey yok, garibanın teki o. Ne alakası var yani?

Bihar'ul-Envar 51. Cilt 112.sayfada “Hz. Mehdi (a.s) halkın içinden biri gibi konuşur halkın dilini kullanır” diyor Peygamberimiz(s.a.v.).

Bu adamların delikanlılığı PKK’ya ulaşamıyorsa, güçleri IŞİD’e yetiyorsa çok ayıp yapıyor bunlar. Güçlüye gıkları çıkmıyor. Zayıf gördü mü hemen tak. Birde halkın da desteğini alacaklarını zannediyorlar. IŞİD PKK’ya karşı mücadele eden bir Allah tarafından gönderilmiş bela. PKK’ya gönderilmiş bir bela, bir kılıç. Bizle ne işi var IŞİD’in? Biz niye IŞİD’i ezmeye kalkalım? Yani vatan toprakları içinde gelip askerimi, polisimi şehit etmiyor. Kimse ile de uğraşmıyor, hiçbir yeri bombalamıyor. Bizim IŞİD ile ne işimiz var? Bizim düşmanımız PKK’dır.

Şimdi ne yapalım kısa bir ara verelim sonra devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Programımız kısa videolarla devam ediyor.

VTR: PKK’nın Hayat Damarı Antimateryalist İlmi Propaganda ile Kesilir.

BÜLENT SEZGİN: Sohbetimize devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, “Bunların inlerini Kandil’i tamamen imha edeceğiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Nasıl? Bir daha söyle bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, “Bunların inlerini Kandil’i tamamen imha edeceğiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Bak güzel, kendimiz evdeyiz fikirlerimiz iktidarda. Ne dedim? “Kandil tamamen imha edilmesi lazım” dedim. “Ova haline getirilmesi lazım” dedim. Bakan açıklama yapıyor on gün sonra bir hafta sonra aynısı, sözümün aynısı. Allah ilham ediyor ne söylesek aynı şekil bak. Hükümetin hiç kullanmadığı bir sözdür bu tarihe kadar. Otuz yıl içinde hiç kullanmadığı söz ilk defa. Ben dedim bak “Kandil düz ova haline getireceğiz” dedim. “Bütün hepsini yere indireceğiz” dedim. “Yerle bir edeceğiz.” Bak “bütün Kandil’i imha edeceğiz” diyor. Güzel demek ki sözüm yerini bulmuş. Evet devam et.

BÜLENT SEZGİN: “Terör örgütlerinin inlerini kahraman ordumuz Türk Silahlı Kuvvetleri, emniyet güçlerimizle hoplattık. Artık milletimiz huzur istiyor. Son teröriste kadar bu mücadelemiz sürecektir. Geri dönüş yok. Bunu da böyle bilin, bütün dünya böyle bilsin “dedi.

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle bakayım.

BÜLENT SEZGİN: “Terör örgütlerinin inlerine kahraman ordumuz Türk Silahlı Kuvvetleri, emniyet güçlerimizle hoplattık. Artık milletimiz huzur istiyor. Son teröriste kadar bu mücadelemiz sürecektir. Geri dönüş yok.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, şimdi oldu. Yalnız bu lafta kalmasın bak ısrarla söylüyorum sonuna kadar devam etsinler. Bu alçakların bu kabadayılığı falan artık bundan sonra duymayacağımız hale gelsin. Bak kaç yıldan beri bu ahlaksızlar, pislik herifler sürekli kabadayılık yapıyorlar. İtlik yapıyorlar. Millet gına getirdi artık. Güzelce anlı şanlı konuyu halledelim. Konu bitsin kökünden.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Amerika ile Türkiye arasındaki güvenli bölge ve üslerin kullanımındaki detaylar belirmeye başladı. Buna göre IŞİD’ten arındırılmış bölgeye ılımlı muhalifler ve sığınmacılar yerleştirilecek. PYD ile Esed’in konumlarına ilişkin müzakereler ise sürüyor. İncirlik lojistik, Batman keşif, Diyarbakır ise IŞİD’e karşı üs olacak. Üsler Mısır ve İsrail’e kapalı olacak diğer ülkelere Amerika karar verecek.

ADNAN OKTAR: IŞİD Türkiye için tehlike değildir. PYD, PKK, YPG bunlar aynı çetedir. Bu konuda hükümet taviz vermesin. YPG’yi,  PKK’yı çok kapsamlı anlatsın.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Amerika’nın Koalisyon Sözcüsü de bu konuda bir açıklama yapmış. Kendi sosyal medya hesabından, Brett McGurk şöyle diyor, “Bugün toplantı için Ankara’daydım IŞİD’e karşı mücadeleyi arttırmak üzere anlaştık.”

ADNAN OKTAR: Bir daha.

KARTAL GÖKTAN: Amerika’nın Koalisyon Sözcüsü Brett McGurk kendi sosyal medya hesabından yaptığı son açıklamada şunları söylüyor, “Bugün toplantı için Ankara’daydım IŞİD’e karşı mücadeleyi arttırmak için anlaştık.”

ADNAN OKTAR: Kardeşim PKK’ya karşı mücadeleyi anlatmaları, konuşmaları lazım. Ne alaka? IŞİD’le Türkiye’nin bir işi yok ki. IŞİD’le bizim ne bağlantımız var? PKK Güneydoğu’yu işgal etmiş, Türkiye’nin altı yüz kilometre sınır boyunda devlet kurmaya hazırlanıyor, kurmuş; adını koymamışlar devletin, ilan etmemiş. Gece gündüz askerlerimizi şehit ediyor, halen asker şehit ediyor. Amerikalı adam burayı ziyaret etti mi beş kişi şehit edilmiş. Adamın muhatap dahi olduğu yok. Adamı hiç ilgilendirmiyor. Yolda tırlar yakılıyor, olmadık olaylar oluyor, her yer birbirine girmiş. Adam muhatap dahi değil. Bu klasik Amerikalı saygısızlığı. İki kelime et kardeşim PKK’ya karşı Türkiye’nin yanındayız de. Bu çok büyük bir sorun de. Türkiye’nin sorunu değil ki IŞİD. Gece gündüz IŞİD aşağı, IŞİD yukarı. Bunlar çok samimiyetsiz adamlar. Türkiye bunların her dediğini yerine getirecek diye bir şey yok. Sürekli konuyu PKK’ya getirmeleri lazım. Bu anlaşmayı yaptıkları gün İncirlik üssünün olduğu yerde deprem oldu. Anlaşmayı yaptıkları gün. Müslüman’a bomba atmak cinayettir. Buna aracı olmak çok büyük günah olur. Türkiye böyle bir günahın içine girmesin. İlgililer böyle bir günahın içine girmesin. Bak her yer sallanıyor. Böyle bir felakete hiç kimse yanaşmasın. Çok büyük bir günah olur bu. Allah felaket getirir. Karşılığı cehennem olur. Sözümü dinlesinler. Çok büyük bir uğursuzluk sarar. Bir Müslüman’ı öldürmek bütün kainatı öldürmek gibidir. İlimle, irfanla olur. Konuşmayla olur. PKK’ya karşı mücadele etsinler. PKK her gün kesintisiz asker polis şehit ediyor. Bu konu hiç yokmuş gibi gece gündüz IŞİD muhabbeti yapılıyor. IŞİD seninle ne muhataplığı var? Irak’ta, Suriye’de yaşayan, PKK’lılara karşı mücadele eden gurup. Ne işimiz var bizim IŞİD’le?

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan Endonezya ziyaretinde Cuma namazını cemaatle birlikte dünyanın en büyük dördüncü camisi olan İstiklal Camisi’nde kıldı. Fotoğraflarda vardı.

ADNAN OKTAR: Endonezya’da da her yerde cayır cayır Darwinizm anlatılıyor. Hem camiye gidip bütün liderler namaz kılıyorlar. Mesela Tayyip Hocam gidip namaz kılıyor ama Türkiye’de Allah’ın olmadığı anlatılıyor. Coğrafya dersinde, felsefe dersinde, sosyoloji dersinde “sizin atanız sularda oluşmuş bir mikroptan, tesadüfen oluşmuş bir mikroptan oluşuyor” diyor. Ama bütün hükümet üyeleri camiden çıkmıyor. Böyle garip bir durum. Deccal dünyayı sarmış. Ve dayatmış, zorla kendi inancını bütün Müslüman ülkelerde yaşatıyor. Tayyip Hoca Darwinizm’i asla kabul etmez ama mecburen bakanlığın bütün kitaplarında Allah’ın olmadığını anlatan ders veriliyor. Çünkü deccal bütün dünyaya hakim olmuş durumda. Haberleri bile yok adamların. “Darwin Darwin. Nerededir ya Darwin” diyor. “Darwin var mı? Yoktur ki Darwin” diyor. Kardeşim devletin bütün okullarında ortaokul, lise ve üniversitede. Hemen hemen bütün derslerde. Bak tarih dersinde, felsefe, sosyoloji, strüktür hemen hemen bütün derslerde. Allah’ın olmadığı anlatılıyor. Kuran, İslam, Allah, Kitap bunların hiçbiri yok deniyor bu kitapta. “Siz ilkel bir atmosferde, yerde oluşmuş çamurlu bir suda çeşitli kimyasalların karışması sonucunda bir mikroptan oluştunuz. Tesadüfen bir mikrop oluştu, o mikrop gelişti insan oldu” diyorlar. Yani “bütün her şey tesadüftür” diyorlar. “Tamamını tesadüf yaratmış” diyorlar. Sen bunu okutuyorsun. Tayyip Hoca hakikaten bağıra bağıra Kuran okuyor ama bütün okullarda bunu okutturuyor mecburen. Çünkü deccal bütün dünyaya hakim. “Hz. İsa Mesih nüzul eder” diyor Bediüzzaman “o dinsiz meslek mahvolur” diyor. Şimdi biz Darwinizm’i yerle bir ediyoruz ama dünya çapında durdurmak mümkün olmuyor. Herkes biliyor yanlış olduğunu ama hiç kimse kral çıplak diyemiyor. Bu oyundur diyemiyor. Bütün İslam aleminin, beş vakit namaz kılan bütün liderleri cayır cayır Darwinizm’i anlatıyor. Çok acı bir durum.

Türkiye çok kaliteli bir şekilde hem halkı silahlandırmalı hem de askeri silahlandırmalı. Amerikan derin devleti böyle itlik yapamaz o zaman. Baksana “biz PYD’yi desteklemek için geldik” diyor. Sen deli misin sen? “PYD, PKK’yı desteklemek için geldik” diyorsun manyak mısın sen?

CEYLAN ÖZBUDAK: “Şimdi daha kolay oldu” diyor.

ADNAN OKTAR: “Daha kolay oldu” diyor. Manyağa bak. Münasebetsizliğe bak sen. Burada kastım Amerikan derin devleti.

Dördüncü Sure’nin 102. Ayetinde Cenab-ı Allah Şeytandan Allah’a sığınırım. “Küfredenler,” yani Allah düşmanları “… size apansız bir baskın yapabilmek için,” PKK ne yapıyor? Apansız baskın yapıyor değil mi? Ummadık baskınlar yapıyor. “…baskın yapabilmek için, sizi silahlarınızdan ve emtianız (erzak ve mühimmatınız)dan ayrılmış olmanızı isterler.”(Nisa Suresi, 102) Silah fakat mühimmat da gerekir diyor Cenab-ı Allah. Silahı üstünde olacak fakat mükemmel mühimmat olacak. Silah var ama mermi yok, bir işe yaramaz. Silahı yanında olacak, eli tetikte olacak. Bu çakalları gördün mü gereğini yapacak. Mesela PKK şimdi yol kesmiş yetmiş kişiyi birden kaçırmış. Müthiş başıbozuk bir sistem meydana getirilmiş. Emniyet adeta yok edilmiş. Yolun ortasında yetmiş kişi kaçırmak ne demek?

Mesela Irak-Türkiye petrol boru hattını bombalamışlar bugün. Amerika bunu yok hükmünde kabul ediyor. Her gün üç beş askerimizi, polisimizi şehit ediyor bunu yok hükmünde kabul ediyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: Diledikleri gibi aynen sizin anlattığınız gibi eğer samimi olsalar Kürtler’i para kazandıran boru hattını ortadan kaldırdıklarında bir şey söylemeleri gerekir.

ADNAN OKTAR: Tabii, ahlaksızlar. Kürtler’in nimet içinde yaşamasını istemiyorlar. Kürtler’e ait fabrikaları yakıyorlar, tesisleri yakıyorlar. Barajları yıkıyorlar, psikopat bunlar. Amerika da habire PKK’yı destekleyeceğini söylüyor. Adamın suratına açıl esaslı bir tükür. “Utanmıyor musun sen?” dersin. Değil mi? “Bu ne bu?” dersin. Üç beş tane şehit var. Her yeri bombalıyor bunlar, “Sen neden bahsediyorsun?” demeleri lazım. Sen ne diyorsan haklısın ağam mantığı olmaz. Bak bugünde Ankara’ya dolu yağdı. Bu mevsimde dolu olmaz. Bak bunlar hep işaret. Bir anormallik var bir şeyler yapıyorlar. Yanlış bir şey yapıyorlar. Bak İncirlik üssünün olduğu yerde zangır zangır sallandı depremden. Müslüman öldürmeye fetva olmaz. Hiçbir şekilde müsaade etmesinler.

“Hz. Mehdi (a.s) halkın içinden biri gibi konuşur. Halkın dilini kullanır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Entelektüel bir dil kullanmaz diyor. Bunları sık sık söyleyeceğiz ezberleyecekler. Bihar'ul-Envar51. Cilt 112. Sayfa. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki Bihar'ul-Envar cilt 51, sayfa 122’de “ahir zamanda” diyor “Hz. Mehdi (a.s) devrinde Şam’da” Şam zaten Suriye’nin başkenti. Şam demek yani Suriye’yi idare eden ana merkez, hükümet. Şam’ında yine hükümet merkezi olacağına da 1400 yıl öncesinden işaret var. Değil mi? Zamanla başkentler değişmez mi? Değişir. Bak öyle demiyor Şam diyor. “Şam’da devlet hizmetine hizmetçiler başa geçer” diyor “ve halkı yönetir.” Dört yüz yıl kadar Osmanlı yönetiminde kaldı biliyorsunuz Suriye Şam bölgesi Osmanlı’nın en çok yatırım yapıp güzelleştirdiği yerlerden birisi burası. Şam’ı hep ihya ettiler biliyorsunuz. Hep bizim Osmanlı camileriyle dolu. Osmanlı buraya seyitleri ve yüksek rütbeli devlet memurlarını yerleştirdi seçkin bir şehir olduğu için. Birinci Dünya Savaşı döneminde Suriye Osmanlı’dan ayrıldığında kendisine ait bir ordusu ve devlet kadrosu yoktu. Osmanlı’dan ayrılınca askeri kalmadı. Bir sistem yok devleti idare edecek hiçbir sistem kalmadı. Buradaki halktan kimse askerlik görevini almayı kabul etmedi çünkü askerlik hizmet makamıydı özellikle Şam halkı kendisini hizmet makamı olarak görmüyordu. Hep seyitler, şerifler. Hep alimler ulema. Suriye’de halkın hayvanlarına bakan temizlik görevlerini üstlenen tek topluluk dağlarda yaşayan ve konargöçer kavim olanlardı. Yani birçoğu da bunların Nusayri’ydi. Nusayriler. Genellikle çiftliklerde çalışan, hayvan güden, tarlalarda çalışan insanlardı bunlar. Bu durumda seyitleri hizmet makamına getiremedikleri için dinen yasak çünkü onlar asker olamıyorlar, askerliğe Nusayriler getirildi o dönemde ve buralarda görev alan kişiler getirildi. 1970’de Baas darbesiyle ordu yönetime el koydu Nusayriler yönetimi kesinleştirdi Suriye’de. Bak “Şam’da hizmetçiler başa geçer ve halkı yönetir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Hz. Mehdi (a.s) devrinde. 1400 yıl öncesinde Şam’ın yine Suriye’nin başkenti olacağını söylüyor ve yönetimin Osmanlı’dan devrolup orada hizmetçilik görevi yapan işte sığır güden, tarlalarda görev alan, inşaatlarda çalışan kişilere devredileceğini 1400 yıl öncesinden söylüyor. Çünkü ulema asker olamıyor, seyitler olamıyor, şerifler olamıyor bütün Şam’da öyle. Hep böyle seçkin sınıf. O zaman asker olamayınca bir boşluk oluştu, yönetim boşluğu oluştu çünkü Osmanlı tamamen çekildi. Asker yok, idareci de yok. Seyitler de görev alamayınca, seyitler, şerifler ve alimler görev alamayınca yahut alimlerin öğrencileri görev alamayınca çoğunluğu Nusayri olan, tarlalarda çalışan, inşaatlarda çalışan, sığır çobanlığı yapan çiftlilerde ırgatlık yapan bu kişiler Suriye yönetimini tamamen ele geçirdiler. 1970’de de darbeyle kesinleştirdiler. 1400 yıl öncesinden Peygamberimiz (s.a.v.) bunu söylüyor. Ve aynısıyla çıkıyor. Her gün size bak hadis. Ve mucize. Hiçbir alimden duyuyor musunuz? “Böyle bir şey olmadı” de mübarek. “Adnan Hoca yanlış söylüyor” de. Veyahut Adnan. Değil mi? Yahut “Bu adam yanlış söylüyor” de. Diyemiyorlar, bütün alimlerin dili kilitlendi adeta. Veyahut büyük bir bölümünün diyelim. Bütün hepsinin demeyeyim de büyük bir bölümünün. Çünkü Şeyh Nazım Hocamız’ın bülbülleri maşaAllah şakıyorlar. Ve yine bazı alimler şakıyorlar.

Hadi bakalım askerimiz gereğini yapsın. Fırsat bu fırsat PKK’yı bitirsin.

Resulullah (s.a.v.) “İmam Mehdi (a.s)’nin zuhuru zamanında” diyor. “Camiler değil de” diyor “minareler uzar” diyor. Camiler normal büyüklükte kalır normal hacimde. “Minareler uzar” diyor. Yeni teknolojiyle yetmiş yedi buçuk metre, yetmiş iki metre, altmış iki metre falan şeklinde minareler yapılıyor şu an. Dünyanın her tarafında. İnce uzun, eskiden böyle bir teknoloji yoktu yeni başladı bu. Alabildiğine uzun minareler.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafı vardı birkaç tane.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Bu minare Çeçenistan’da, camiden altmış iki metre yukarıda, sadece minarelerin uzunluğu.

ADNAN OKTAR: Camiden altmış iki metre yukarda.

BÜLENT SEZGİN: Evet. Bu Sırbistan’da olan yetmiş yedi buçuk metre minare uzunluğu.

ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.) devrinde yok böyle minare.

BÜLENT SEZGİN: Bu minare de yetmiş iki metre uzunluğunda.

ADNAN OKTAR: Ahmak Adam isimli bir arkadaş yazmış. Kendine Ahmak Adam diyor. Haşa diyoruz. “IŞİD’ i desteklemek akıl alır bir şey mi?” PKK’yı desteklemek akıl alır bir şey mi? IŞİD, PKK’ya karşı mücadele veriyor. Amerika ne diyor? “Bunlar PKK’ya karşı mücadele veriyor, biz de IŞİD’e karşı mücadele vereceğiz” diyor. Türkiye’ye hiçbir zararı olmayan, Türkiye’ye ilişmeyen bir örgüte biz niye karşı olalım? Bizi ne ilgilendirir? Niye silahlı mücadele verelim? Niye havadan bombardıman yapalım? Müslüman’ı bir Müslüman’a öldürtmek haramdır. Müslüman’ın Müslüman’ı öldürmesi haramdır. “Bütün dünyayı öldürmüş gibidir” diyor Cenab-ı Allah. Desteklemek mi zulmü durdurmak mı bizim yaptığımız? Biz zulmü durduruyoruz. Bir Müslüman Müslüman’ı öldürürse bu zulümdür ve haramdır. Cezası ebedi cehennemdir.

“Allah aşkıyla sevdiğim Adnan Bey, sizi çok seviyorum” diyor.

Hakan. “Hocam önceki yıllarda kolanızla birlikte kurabiye de yiyordunuz. Kola ile kurabiye yiyerek sohbete katılmaya bizi alıştırdınız” diyor. Doğru diyorsun.

Genellikle Nur talebelerinde bir Mehdi (a.s) anlatışı var. O kadar muğlak ki. “Şahsı manevidir” diyor “Bediüzzaman’dır” diyorlar, böyle karmakarışık. İşte “Hz. Mehdi (a.s)’ı şahıs olarak beklememek lazım. Gelirse de şöyle olur, böyle olur.” Yahut işte “geç kaldı” diyordu bir tanesi.

Polis memuru Ali. Allah sana hidayet versin, sağlık sıhhat versin, kahpe kurşunlardan seni korusun.

Aslında Erbil de şu PKK’ya bir yandan bir girişse iyi olabilir. IŞİD bir yandan zaten bunların kafasını eziyor. Ama Barzani de bu işe bir girse iyi olur. Türkiye bir yandan, İran’la da iş birliği yapıp bu pisliği kazısalar iyi olur.

CEYLAN ÖZBUDAK: Barzani batının desteğini kaybetmekten çekiniyor. Öyle söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Kardeşim öyle bir belaya dönüştüler ki Amerika ve Avrupa’dan nefret ettikleri halde yakayı kurtaramıyorlar. Onlara garip bir bağlılık oluştu. Halbuki gerekirse Şangay ekibine de girip bunları rezil kepaze edebilirler bu ahlaksızlık yapanları. Çünkü züppe bunların derin devletleri.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey yakın zamana birkaç defa çok güzel anlatmıştınız aslında. Amerika sadece o an için kendi isteğini yaptırmak için Kızıl Kmerler’i bile destekliyor daha sonra sekiz milyon kişinin ölmesi onu ilgilendirmiyor. Şu anda da aynı şekilde.

ADNAN OKTAR: Amerika çok büyük akılsızlık yapıyor. Her zaman komünistleri destekledi, her zaman komünistler başına bela oldular, her zaman da onlarla savaştı. Böyle bir angutluk olur mu? Önce kendi canavarını yetiştiriyor, sonra başına bela oldu mu da vay yandıma düşüyor.

Şimdi Neoconlar Barzani aleyhinde yazılara başlamışlar. Bunlar yazıyor yazıyor yazıyor, bunlar kamuoyunu hakikaten zehirliyorlar. Bunlara karşı sürekli yazı yazılması lazım.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Ahmet Davutoğlu; “Silahlar bırakılana kadar operasyonlar sürecek. Üçayaklı operasyon başlattık. Ben buna “huzur ve demokrasi operasyonu” diyorum. Askerimize sıkılan bir kurşunun bedeli o kurşun sıkanların tümünün tasfiyesiyle sonuçlanacak. Kimse bir daha sınırlarımızda bu şekilde böyle bir şeye cesaret edemesinler. PKK’nın bilinen tüm sığınakları imha edildi.”

ADNAN OKTAR: İmha edildi. Ama biz bunu yıllardan beri hep böyle duyuyoruz yirmi-yirmi beş yıldan beri “bütün sığınaklar yerle bir oldu, büyük operasyon.” Adamların sığınakları hepsi çivi gibi duruyor. Yerle bir edilen sığınakları bir görsek mümkünse bir tanesini, hiç olmazsa bir-iki tanesini görsek. Lafla olmaz. Mesela IŞİD’e karşı yapılan operasyonlarda gösteriyorlar. Hakikaten bütün tesisleri yerle bir ediyorlar. Müslüman çoluk, çocuk, kadınlar hepsi morga dolmuş. Adamlar yaptıkları rezaleti gösteriyorlar. Türkiye de bunların tesislerini yerle bir ettiyse bunu görelim biz mümkünse. İki-üç tane görsek yine yeter. Hiç görmüyoruz. Adamlar aynı şımarıklık ve azgınlık içindeler. Her gün asker polis şehit diyorlar. Bak, yetmiş kişiyi birden kaçırıyorlar. Bu kadar pervasızlar yani.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İstihbarat birimleri tarafından Başbakan Ahmet Davutoğlu’na sunulan teröristler arasındaki telsiz görüşmelerinde örgüt üyelerinin “hepimizi tek tek biliyorlar, sokağa çıkınca izliyorlar” gibi ifadeler kullanıldığı öğrenildi.

ADNAN OKTAR: Daha da vahim o zaman. Biliyorsalar neyi bekliyorlar? Biliyorsalar hemen yakalasınlar yahut hapsetsinler. Adamlar ellerini kollarını sallayarak gidip karakol basıp sonra da elini kolunu sallayarak geri gidiyorlar.

Bak, Nigar Salman diyor ki; “IŞİD konusunda aynı fikirdeyim. İzleyicilerinizin çoğunluğu kadın bunu bilin istedim” diyor. Ne güzel ne güzel. Ben onlara aşık onlar bana aşık. Ne güzel. Muhabbetle, sevgiyle.

BEYZA BAYRAKTAR: Sizi bir kere gören bir kadın bir daha bırakamaz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Muhabbetle, sevgiyle.

“Bunların inlerini Kandil’i tamamen imha edeceğiz” Veysel Eroğlu. Helal olsun. Veysel Hoca demek ki açıklamalarımızı çok titiz izlemiş. Otuz yıldan beri devletin yapmadığı bir açıklamayı yapıyor. Kandil’in yerle bir edilmesi benim söyledim söz, tamamen imha edilmesi, ova haline getirilmesi.

Amerikan derin devletine karşı Türk milleti tamamı milli derin devlet olarak cevap vermesi lazım.  Türk milletinin bütünü milli derin devlettir. Bu alçakların itliğine karşı Türk kabadayılığı çok etkili olur. Daha önce de bayağı yılmışlardı. Korkak adamların çok üstüne gidiyor bunlar. Kabadayıdan çok korkar bunlar.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adana’daki terör saldırısını protesto eden vatandaşlar D-750 karayolu ile otoyolu ulaşıma kapattılar.

ADNAN OKTAR: Böyle olmaz ki kardeşim. Ne alaka? Kendi vatandaşına zulüm yapmış oluyorsun. Ne alaka? Bir ara İtalyan hükümetini protesto etmek için kendi İtalyan ayakkabılarını götürüp yakıyorlardı, İtalyan ceketini yakıyor. “Al sana al sana al sana” diyor. Böyle yöntem olmaz. Tabii yöntem öğretmek de uygun olmaz. Şöyle diyebiliriz; devletin görev vermesini beklesinler. Kanunla hukukla inşaAllah. Durumdan vazife çıkartırlar o zaman,  vazifeden de durum. Devlet görev vermesi gerekir. Devletle iç içe olmaları lazım.

Bu ahir zaman olaylarıyla ilgili hazırlanmış bir filmimiz var onu bir seyredelim.

VTR: Bethlehem Yıldızı’nın Görülmesi Hz. Mehdi (a.s)’ın Geldiğinin Müjdesidir

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Şimdi kısa bir ara verelim. Güzel. Ahir zaman alametlerine yine devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Programımız kısa videolarla devam ediyor inşaAllah.

VTR: Mekke’deki Saat Kulesi ve Tüneller Mehdi (a.s)’nin Çıkış Alametlerinden Biridir

BÜLENT SEZGİN: Evet, yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Hadi başlayalım. Bir şeyler söyleyin konuşalım.

BÜLENT SEZGİN: HDP’li Figen Yüksekdağ açıklamalarda bulundu. “Şanlıurfa’da yaptığım konuşmada yanlış hiçbir şey yok. O konuşmanın arkasındayım” diyen Yüksekdağ, “ben “sırtımızı YPJ’ye, YPG’ye veya PYD’ye yaslıyoruz” dedim. Peki, siz ne dediniz? Siz sırtınızı IŞİD’e dayıyorsunuz. IŞİD’e karşı halkların dayanışma çizgisi kazanması gerekiyor. Türkiye iktidarının sırtını ona yaslamaması ve elini PYD’ye uzatması, sırtını ona yaslaması gerekiyor. Bunun bedelini tüm bölge halkları ödüyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Ne kadar münasebetsiz bir konuşma. Aklı başında bir kadının böyle konuşmaması lazım. PYD, Stalinist, komünist, Allahsız, Kitapsız bir şiddet, terör ve cinayet şebekesi. Yani tamam, PYD isim değiştirmiş PKK. Şu laf mı? “PKK’ya güvenin” Ne kadar korkunç bir ifade. Cellât, her gün Türk askerini, polisini daha hala adam öldürmeye devam ediyor. Bu kadar kontrolsüz, ölçüsüz konuşma olur mu? Bir de bizim IŞİD’le ne işimiz var? IŞİD’in Türkiye’yle alakası yok ki. Sınır dışında, yolu ayrı, evi ayrı alakasız insanlar. O zaman biz ta Nikaragua’da, orada burada gerillalar var. Onlarla muhatap olmamız lazım. Nikaragua’daki gerilla ne ise, oradakiler de o. Sana ne? Bu ne kadar garip bir şey. Türk askeri çatışıyor PKK’yla. Bombalıyor YPG’yi falan. “Siz onlarla işbirliği yapın” diyor. Bizim cellâdımız, askeri, polisi kıtır kıtır doğruyor. Boğma teliyle boğdular askerlerimizi. On beş, yirmi, otuz askeri aynı anda şehit eden adamlar bunlar. Mafya örgütü. Yani sırtını sen ona nasıl dayanırsın? Etme çatma Allah aşkına. Tamam, tehdit ediyor olabilirler. O zaman sus. Tehdit ediyorlarsa, “bunu söyle” dediler de o da bunu söylemek mecburiyetinde kaldıysa canını kurtarmak için o ayrı mesele. Onu söylemesi lazım. Ama kardeşim koruma da sağlayamazlar ki. Mesela kadın dese ki; “evet bana Kandil’den talimat geldi. Mecburen bunu söyledim” dese kadını vururlar.  Koruma altına almak lazım. Korunsa bütün Kürt kardeşlerimiz meydan okurlar. Askeri, polisi kışlasından çıkartsınlar. Bir de bak, birçok gencimiz askerlik için başvuruyor. Gönüllü olarak bunları alsınlar. Bir seferberlik ilan edilsin. Vatandaş silahlandırılsın. Köy korucuları silahlandırılsın. Mesela her köy korucusunun üstünde en az üç yüz-dört yüz mermi olması lazım. En az üç yüz-dört yüz mermi her birinin üstünde. Otomatik gelişmiş silahları olması lazım. El bombası da verilmesi lazım. Hatta el bombası atan makineli tüfek de verilmesi lazım. Otomatik silahlar. Ancak denge kurulabilir. Bir de rehavet içindeler. Mesela Mardin’de karakol, kahve içiyor bahçede canlarımız. Tamam da, bunlar kahpe, kalleş, yani mutlaka bunu yapacaklar diye tedbir alınması lazım.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz çok önceden söylemiştiniz. “Onlara YPG’ye verilen silahlarla PKK Türkiye içinde saldırır” diye. Gerçekten de Almanya’nın YPG’ye verdiği silahlarla PKK Türkiye içinde askere saldırdı.

ADNAN OKTAR: Alman silahları kullanmışlar. Alman Büyükelçili’ği önüne götürüp o silahı koymak lazım. “Bu cinayetinizle övünüyor musunuz?” diye. “Bu cinayetle övünüyor musunuz?” Silahı onlar vermiş ki onlar da gidip vurmuşlar. Cinayete vesile olmuşlar. Almanya’yı Türkiye’nin protesto etmesi lazım. Nota vermesi lazım. Silahların markalarını yazıp her yere şikâyet etmesi lazım Türkiye’nin. Çok sessiz, kendinden giden bir sistem kurmuşlar. Yani gidebildiği kadar gidiyor. Böyle olmaz.

CEYLAN ÖZBUDAK: Bir de siz “eninde sonunda onların hepsi IŞİD’in eline geçer” demiştiniz. Gerçekten de öyle oluyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ki PKK’nın üstüne çöküp, hepsini alıyorlar sonunda.

“Hocam, ilgimi bir şey çekti. Sürekli PKK’nın yaptıklarını dile vuruyorsunuz da IŞİD’in yaptıklarını gerek Kürtler’e, gerek Araplar’a katliamlarını neden dile vurmuyorsunuz? IŞİD’in yaptığının İslam’la ilgisi var mı? PKK IŞİD’den daha tehlikeli bence.” Ercan Dayan. Böyle bir ayrım çok yanlış. Bir kere PKK on binlerce askeri, polisi şu ana kadar şehit etti. Ve devam ediyor bu. IŞİD’in böyle bir eylemi yok Türkiye’de. Sana ne? Yolu ayrı, evi sapa, seninle alakası yok. O zaman sen Nikaragua’daki gerillalarla niye uğraşmıyorsun? Git onlarla da uğraş o zaman. Libya’da da teröristler var. Git onlarla uğraş. Adamlar senin sınırının dışında, seninle ilgilenmiyorlar. Ve karar almışlar. “Biz Türkiye’yle savaşmayacağız” diye kendi aralarında kurdukları, işte o kendilerince devlet yapısı gibi kurdukları sisteme göre karar almışlar ve “dokunmayacağız Türkiye’ye” diyor. Buna rağmen niye uğraşıyorsunuz adamlarla? Hayır, katliam yapıyor olabilirler. İnsanları öldürüyor olabilirler. O ayrı mesele. O zaman biz Nikaragua’daki komünistlerle de gider uğraşırız öyle bir kafaya göre. Libya’daki teröristlerle de uğraşırız. O bilmem ne Haram örgütü var, gider onlarla da uğraşırız. Arada fark yok. Boko Haram da bütün milleti kesip doğruyor. Herkesi doğruyor. Gidip onlarla da uğraşalım o zaman. Olur mu böyle bir şey? Yani dış dünyadaki örgütlerle IŞİD’in bir farkı yok o anlamda. O zaman Afganistan’daki Taliban’la da uğraşmamız lazım. Kardeşim, böyle mantıksızlık olmaz. Orada Amerika’nın bir oyunu var. İnsanlar bu oyuna geliyorlar. IŞİD PKK’yı ortadan kaldırıyor. Sürekli bunları öldürüyor. Amerika’da bundan gına getirdi. Çünkü PKK’ya sırtını dayamıştı Amerika. Orada bir devlet kurup, orayı üs olarak kullanacaktı Türk, Müslüman unsurlara karşı. Türk İslam Birliği’ni engellemek, İslam Birliği’ni engellemek için bir şeytan hançeri hazırlamıştı oraya Amerika. Tam klasik bir şeytan hançeri. Türkiye’nin ta Mersin’inden Adana’sından başlayacak, ta Karadeniz’e kadar bir hançer şeklinde komünist çember düşündüler. Ve böylece bizim bağlantımızı keseceklerdi İslam âlemiyle. Ama IŞİD bunu deldi. Her yerde PKK’yı çökertti. Bu oyunu bozdu IŞİD. Bozunca bu sefer kendileri de gelemiyorlar. Amerikan askerlerini IŞİD’in doğrayacağını düşündükleri için, çünkü Amerikan askeri karadan gelirse IŞİD bunların hepsini yakalar ve doğrar. Kesip kafalarını da yayınlar internette. Bu Amerika’da infiale sebep olur. Hükümet yıkılır böyle bir şeyde. Bundan korktukları için diyorlar ki “Türk askeri gidip çatışsın.” “Siz gidip çatışın” diyorlar Türkler’e. “Ve IŞİD’i yok edin. PKK’ya geniş bir alan oluşturun. PKK orada devlet kursun” diyorlar. Özetle bu. Şimdi benim çekindiğim nokta, IŞİD’e karşı göstermelik bir operasyon yapıp, kamuoyunu yatıştırıp, PKK’ya karşı göstermelik bir operasyon yapıp, kamuoyunu yatıştırıp asıl IŞİD’e saldırılmasının sağlanması. Bundan tedirginim. Biz göstermelik operasyon istemiyoruz. Çünkü “operasyon yapıyoruz” diyorlar ama biz bakıyoruz televizyonlara feryat figan bağıran aileler, dehşet bir ortam. Bombalanan yerler, yakılan arabalar bunların resimlerini görüyoruz biz televizyonda. PKK’nın uçurulan köprülerini, yıkılan yollarını, bombalana yerlerini göremiyoruz. Bize gece gündüz açıklama yapıyorlar. Diyorlar ki; “şurayı bombaladık. Burayı yaktık, yıktık” falan. Nerede bunlar? Herkes, mesela İsrail yaptığında hepsini fotoğraflıyor. Amerika yaptığında hepsini fotoğraflıyor. Hangi ülke yaparsa yapsın hatta bak Suriye bile, en kötü şartlarda bile bunu fotoğraflıyor. Türkiye nasıl fotoğraflayamıyor bunu? Uçak zaten bombalama yaparken otomatik filme çekiliyor. Uçak kendi çekiyor filmi zaten. Getirin, yayınlayın görelim. Milletin yüreğine şifa olur. Adam öldürme sahnelerini istemiyoruz biz. Yol, köprü gibi yerlerin havaya uçurulması yahut silah depoları. Mesela insan olmayan yerler. Buraların havaya uçurulması. Görelim, yok. Ama IŞİD’i bombalamalarını görüyoruz. Bunların filmleri geliyor. Ama PKK’nın bombalanmasına dair filmler gelmiyor. Ama bol bol konuşmalar var. “Şöyle yapacağız. Böyle yapacağız. Darmadağın edeceğiz. Asacağız, keseceğiz” falan var. Ama sonuçta bir netice görülmüyor. Sonuçta kamuoyunu dehşete düşürmeye yönelik bir propaganda var. Askerler vuruluyor, polisler vuruluyor. Kamyonlar yakılıyor, yollar kesiliyor, insanlar kaçırılıyor. PKK dehşetli ve güçlü bir örgüt gibi gösteriliyor. Ve Türkiye de PKK’nın can düşmanı olan IŞİD’i vurmakla görevlendirilmiş. Bu çok korkunç bir şey. Bu bir felaket bu. Senin düşmanının düşmanı senin dostundur. PKK’nın bir numaralı düşmanı IŞİD. Senin de canını yakıyor şu an. Gücün de yetmiyor gördüğüm kadarıyla. Gücü yetiyor IŞİD’in. Allah bela olarak göndermiş üstlerine. Sen onu durdurduğunda, yani IŞİD’i oradan aldığında adam oraya yerleşecek. Diyor ki işte “biz Suriye kuvvetlerini yerleştireceğiz” PKK’nın oradan onları kovalaması o kadar kolay ki. “Höt” deseler gider hepsi. PKK “merhaba, biz geldik” dese anında orayı terk ederler. Özgür Suriye Ordusu çok ürkek.

CEYLAN ÖZBUDAK: Onların da haberi yok “kimi yerleştireceklermiş?” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii canım. Özgür Suriye Ordusu kim gelse o tarafa geçiyor. Anında kaçarlar yani. Çok tehlikeli bir durum. Onun için bu konuda bayağı dürüst bir politika izlenmesi lazım. Eğer bombalanan bir yer varsa bu kamuoyuna gösterilmesi lazım. Bu ağlama sahneleri, feryat sahneleri gösterilmemesi lazım. Kamyonlar yakılıyor, bilmem ne, anı anına. Kamyon yakılmasını göster. Aynı anda PKK’nın mesela on yerinin vurulduğunu da göster. PKK’nın aldığı isabeti de. Onlar sıfır gösteriliyor. Sürekli bizim aleyhimize olan filmler gösteriliyor. Bu nasıl PKK aleyhine bir çalışma olmuş oluyor? Ve PKK’nın düşmanı olan IŞİD. O vuruluyor. Onun filmleri gösteriliyor. Ben IŞİD’in asıp kesmesine karşıyım. Cinayetlere karşıyım. Kan akmasını istemiyorum. Hatta ben PKK’lılara dedim. “Siz kaçın, sizi IŞİD doğrayacak” dedim. Ben onları kurtarmaya çalıştım kafaları kesilmesin diye. Sözümü dinlemediler. Gittiler burunlarına burunlarına gittiler. Onlar da kestiler onları, doğrayıp gönderiyorlar. Şu an Türkiye kapısında bayağı bir cenaze bekliyor. Kardeşim, yani bu kadar zor bir politikamı bu? MHP ile koalisyon yapmaya nazlanıyorlar. Sayın Bahçeli de “biz hiçbir şekilde koalisyon yapmayız” dedi başlangıçta. Niye onu dedi onu da anlamadım. Belki demagoji ve dedikoduları kesmek için net öyle konuşmuş olabilir. CHP; CHP de olsun, tamam. Ama bu belayı ortadan kaldırın. Halkı silahlandırın. Halkın kendini savunması için kanunu genişletin. Amerika’daki gibi olsun. Mesela Amerikan polisi hiçbir şekilde sorumlu değil. Amerikan halkı da sorumlu değil. Saldırı olduğunda adam çekip vuruyor yani. Biz kimseyi “vuralım” demiyoruz. Ama kendini savunma hakkı sonuna kadar verilmesi lazım. O zaman caydırıcı olur ve gelemezler. Ben caydırıcı olması yönünden bunu istiyorum. Yoksa “adamları otomatik silahla tarayalım. Hepsini dümdüz edelim” anlamında demiyorum. Kaçar o zaman gelemez. Ama şu an halkın silahsız olduğunu biliyor. Geliyor. Halkın kendini koruyamayacağını biliyor, geliyor. Kanunlar halkın aleyhine, kendilerinin lehine olduğu biliyor. Ama şu yönden; çünkü bu kanun tanımıyor. Halk kanun tanıyor. O zaman kanunlar onun lehine olmuş oluyor. Bizim de aleyhimize olmuş oluyor. Halkın da aleyhine olmuş oluyor kanun o duruma göre. Onlar olmasa tabii ki her halükarda lehimize olur. Ama onlar olunca aleyhimize olmuş oluyor. Bunun ortadan kaldırılması lazım. Hemen milletin kendini savunma kanunu çıkartılsın. PKK saldırısında halk her türlü kendini savunabilir diye bir açıklama yapılsın. Bir anarşist-terörist saldırı yapıldığında her türde kendini savunabilir ve hiçbir şekilde de sorumlu olmaz. Bu kadar. O zaman bak bakayım yapabiliyorlar mı? Halka da silah verirsin, sıkıysa gelsinler bakalım. Kökten çözümdür bu. Başka türlü bu iş çok uzar. Güya operasyon oluyor. Şu an muazzam bir PKK propagandası yapılıyor, muazzam. Bütün televizyon kanalları feryat figan filmlerle dolu, peş peşe. Falanca polisin şehit töreni diyor falanca askerin şehit töreni. Anneler tabutların üstünde feryat ediyor, kız kardeşler kendilerini yerlere atıyorlar. Bir kere bu üslubun kaldırılması lazım, Diyanet İşleri Başkanı konuşsun. Biz delikanlı milletiz, biz hep savaşların içinden gelmiş milletiz biz hiçbir savaşta ağlamadık. Ne Mercidabık’ta, ne Ankara Meydan Muharebesi’nde, ne Çanakkale’de, ne Malazgirt’te hiçbir yerde. Birinci İnönü, İkinci İnönü, Dumlupınar hiç birinde. Ne Maraş savunmasında, ne Antep’in savunmasında. Çok fazla şehit verdik kimse ağlamadı.  Bu nereden çıktı bu adet böyle? Şehit oldu mu sevinilir, ağlanmaz.

“Dünya üzerinde gördüğüm ama en yakışıklı,” yaşayanlar içinde diyor tabii “siyahlar sana inanılmaz çok yakışmış. Harika görünüyorsun, enerjin, halin, sesin her şeyin çok ama çok cazibeli maşaAllah. Seni canımdan çok seviyorum” diyor bir hanım kardeşimiz, ismini vermeyelim veyahut verelim Belgin ismi.

“Adnan Bey sizi çok çok seviyorum” diyor Nur Hilal.

IŞİD’in Türkiye’yle alıp veremediği yok.

CEYLAN ÖZBUDAK: Aslında sizin baştan söylediğiniz gibi birazcık Amerikan basınının dediğine geliyorlar oyununa.

ADNAN OKTAR: Çok büyük bir şamata yapıyorlar. Adamlar açık açık söylüyor “bizim Türkiye’yle işimiz yok” dediler. Daha ne desinler? Halen da bak ağızlarını açıp tek kelime söylemediler. O kadar hakaret, o kadar küfür duydular çıtları çıkmıyor ve Türkiye’ye yönelik hiçbir eylem de yapmıyorlar. İsteseler her yerden kamyonlarla girer onlar. Bütün sınır kapılarının hepsini havaya uçurabilirler, tesisleri de birçok yeri havaya uçurabilirler. Öyle bir dertleri yok adamların. Adamların üstüne üstüne gitmenin alemi ne?

CEYLAN ÖZBUDAK: Yurt dışında bu yazıları çıkmamasından çekinen bazı yazarların, çok halk inanıyor onlar genelde başlatmıştı o yönde yazılardı. Onlar memnun olsun diye.

ADNAN OKTAR: Tabii. Sen Irak’ta gel insanları turuncu elbise giydirip ezim ezim ez. O Ebu Garip hapishanesi vardı Irak’ta. Delikanlıları akıl almaz aşağıladılar ben burada şimdi söylemek istemiyorum. Anadan doğma soyup birbirlerinin üstüne yatırdılar hepsini. Annelerini, bacılarını getirip gözlerinin önünde ırzına geçtiler. Annelerini, bacılarını başka Iraklılar’a tecavüz ettirttiler, mecburen, zorla. Mahkum olan Iraklılar’a tecavüz ettirdiler. Kulaklarını kestiler, cinsel organlarını kestiler, parmaklarını kestiler, kafalarını kestiler. Aylarca yıllarca işkence yaptılar. Diyor ki “ya bu vahşet nereden çıktı?” Senden öğrendi, senden öğrendi, sen öğrettin adamlara, delirttin adamları. Bu kadar eziyet edersen böyle delirir adam işte. Adamları insanlıktan çıkardı, mahvettin adamları. Kendi halinde yaşayan gariban adamlardı. Onlar kafa kesmeyi nereden bilsinler? Sen öğrettin. PKK ile sen. Bırak yakalarını adamların, düş yakalarından, yakasını bırakırsan kimseyle adamların alıp veremediği yok. Kimseyi doğramaya da meraklı değiller. Baş belası olmayın çekin gidin.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz Adnan Bey bu açıklamayı IŞİD ilk başladığından beri yapıyorsunuz. İki gün önce Amerika’da bir televizyon programında bir profesör hanım bunu söyledi. “Amerika, Ortadoğu’da bir milyon üç yüz bin kişiyi öldürdü. IŞİD’den daha tehlikeli Amerika” dedi. Amerikalı kendisi de. Bayağı ortalık birbirine girdi.

ADNAN OKTAR: Bir milyon üç yüz bin kişiyi Amerika öldürüyor bir şey olmuyor, IŞİD en fazla üç-beş bin kişidir öldürdüğü insan sayısı. Hayır, tabii ki korkunç bir şey, tabii ki karşıyız. Ben IŞİD’in bütün cinayetlerine karşıyım, PKK’nın bütün terör örgütlerinin cinayetlerine karşıyım. Damla kan aksın istemem. Uyuyan kişi uyansın istemem. Kimsenin burnu kanasın istemem. Kan korkunç bir şey. Kan bir işkence olarak belirtiliyor ahirette. Allah, “cennette Müslümanlar eğlenirken küfür kan içer” diyor içkileri. Dehşet vericidir kan. Bizi kanla niye muhatap ediyorsunuz? Bu şiddeti, dehşeti öğreten Amerika. Bir buçuk milyon insanı öldürüyor terörist olmuyor Amerika, delikanlıların ırzına geçiliyor terörist ahlaksız olmuyor, bütün kadınlar, kızların ırzına geçiliyor, kulakları kesiliyor, burunları kesiliyor, cinsel organları kesiliyor, dudaklarını kesiyorlar kurutup boyunlarına asıyorlar. Amerika’ya hatıra diye götürüyorlar. Bunlar teröristlik olmuyormuş da IŞİD terörist oluyormuş. Tamam IŞİD’in yaptığı teröristlik ama seninki bin misli daha beter. Bırak İslam aleminin yakasını, bu garibanları. Çek git işine, ülkene git. Sana ne bu dehşet vahşet? Türkiye’yi de içine sürüklemeye çalışıyorlar. Bütün dünya yaka silkiyor. Bu bunun zahiri. Batını? Batınında var bu. Bunun tamamı Hz. Hızır (a.s)’ın kontrolünde, Allah’ın kontrolündedir. O siyah bayraklılar çıkacak, siyah saçlı gençler çıkacak, bıyıkları sakalları, uzun olacak, ellerinde La İlahe İllAllah Muhammeden Resulullah diyen büyük bayraklar olacak, küçük bayraklılar çıkacak ayrıca aynı şekilde, çok süratli hareket edecekler, bütün bölgeye hakim olacaklar, Türkiye’nin Güneydoğu’suna kadar gelecekler, İsrail sınırına kadar gelecekler. Bunların hepsi Peygamberimiz (s.a.v)’in bildirdiği olaylar ve hepsi oldu. Pergel Şam’a saplandı, pergel şöyle bir döndü ve olaylar başladı. Bak ben size bunu açıkça söyleyeyim. Batınına inersek daha daha daha şaşıracağınız olaylarla karşılaşırız.Şimdi pergel başka yerlere de dönecek. Pergel döndükçe devam eder bu olay. Bunu da kimse durduramaz. Sonunda Allah’ın sevdiği Muhammed Mehdi  (a.s) zuhur edecek, Cenab-ı Allah’ın dediği olacak, bitecek. Allah “Ben seviyorum” diyor. Ve “Ben bunu göreceğim” diyor. Yaptırmayız dersen, Allah “Ben yaptıracağım” diyor, “Ben kahrediciyim” diyor. Onlar diyor ki “biz mekir yaparız” diyor. “Benim mekrim daha büyük” diyor Allah. Onlar diyor ki “biz tuzak yaparız.” Allah diyor ki; “Benim tuzağım daha büyük” diyor. “Senin yaptığın tuzağı da ben kuruyorum” diyor Allah “beyinsiz” diyor. “Senin beyinsizliğini de Ben yaratıyorum” diyor. O Şam’a saplanan pergeli de Allah yaratıyor. O pergeli döndüren de Allah’tır. Bak Allah güneşte alamet veriyor, güneşe diyor ki; “insan yüzü şeklinde gül, hatta internetteki o gülme smile, o şekilde güleceksin” diyor. Güneş Allah’ın emrini yerine getiriyor gülüyor.  Adamın gözü pırıl pırıl parlıyor güneş. Güneş canlıdır. Akıllıdır güneş. Gülerek bakıyor. “Korkunç ol” diyor, korkunç oluyor. “Gül” diyor, gülüyor. Hz Mehdi (a.s)’ın çıkış alametidir. Adamlar diyor ki bunu siz ayarlıyorsunuz. Güneşe biz nasıl emir verelim?  Allah aşkına aklını başına al.

CEYLAN ÖZBUDAK: NASA bilse insanlara göstermez, saklar.

ADNAN OKTAR: Tabii bilmiyor, boş bulunuyor. NASA bunu Mehdiyet’e hizmet olarak bilse yapar mı? Amerika’da CIA’in bir katı olduğu gibi Mehdiyet aleyhtarı faaliyet içindir. Irak’ın işgali bunun içindir, Suriye’nin işgali onun içindir. Amerika’nın PKK’yı beslemesinin nedeni Hz. Mehdi (a.s)’a karşı ordu hazırlamak içindir, deccal ordusu. Ama hepsi tepelenip gidiyor ve gidecek. Bundan kurtulamazlar. Pergel her döndüğünde başlarına bir şey gelir söyleyeyim. Akıllarını başlarına alsınlar.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Çözüm sürecinin geldiği durumu eleştiren sanatçı İbrahim Tatlıses “Valla kimse kusura bakmasın şehitler ölüyor, vatan da bölünmeye doğru gidiyor. Gelin elimizi taşın altından çıkarmayalım ta ki barış gelene kadar” çağrısı yaptı.

ADNAN OKTAR: Vatanın bölünmesi kaderde yok. Ama ümmeti uyandırmak için deccala ihtiyaç vardır. O deccal sabahları horoz gibi öter, insanları uyandırır. Yoksa insanlar uyur. Deccal olmadan insanlar harekete geçmiyorlar. İblis ordusu olmadan harekete geçmez. Pergel bir kere daha döndü mü hepsi yok olur. Öyle bir sorun olmaz.

İmamı Suyuti diyor ki; Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki: “Evlatlarımdan Muhammed Mehdi’nin vefatından sonra” diyor “artık hayat yaşamakta bir hayır yoktur” diyor. Bütün dünyanın üstüne bir kasvet çöküyor Hz. Mehdi (a.s)’ın vefatından sonra, bütün dünyaya. İmanı herkes muhafazaya çalışıyor ama iman sürekli geri geri gitmeye başlıyor. Allah’ın delalete düşürücü ismi artık dünyaya hakim olmaya başlıyor. Daha önce Allah’ın Hadi ismi hakim oluyor Hz. Mehdi (a.s) devrinde. Hz. Mehdi (a.s)’ın vefatıyla Allah Hadi ismini çekiyor, delalete düşüren ismi devreye giriyor. İsa Mesih zaten kısa bir süre yaşıyor. Vefatından sonra manyak hale geliyor insanlar acayip deliriyorlar. Sapıtmanın, cinayet işlemeler, rezaletler, annesiyle ilişkiye girmeler, kız kardeşiyle ilişkiye girmeler, rezillikler, çeteler, kepazelik. Dünya tam cehenneme dönüyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Samimi Müslüman kalacak mı, yoksa?

ADNAN OKTAR: “Gizleyecekler” diyor kendilerini. Kendilerini gizleye gizleye devam edecekler ama onlar da tabii çok makbul, kendini gizleyerek devam etmeleri. Mehdiyet stilinde bir şey olmayacak ondan sonra. Daha garip bir yapılanma, daha acayip bir yapılanmayla gidecekler.

BEYZA BAYRAKTAR: En son dönemde mi hiç Müslüman kalmayacak?

ADNAN OKTAR: İşte 1543 gibi diyor Bediüzzaman, net o dediği. Hem Fatiha’dan çıkarıyor, hem hadisten. Hadis çok net, açık aleni. “Hem Fatiha” diyor ama “açık” diyor “bedahet derecesinde işaret ediyor” diyor. Zaten Bediüzzaman “zannediyorum” derse Allahualem o öyledir. Her dediği çıkıyor çünkü. 1543 gibi artık tamamen kontrolden çıkıyor. O devirde kalmıyor 1543’den sonra. 1545’e kadar iki yıl hiç imanlı insan yok. 43’lerde alıyor Cenab-ı Allah. İşte tam o devirde öyle bunlar tam kudurmuşken “esaslı bir çarpma” ayette diyor “onu diğer bir çarpma izler” diyor. Sonra darmadağın oluyor dünya. Ay, güneş ve dünya birleşiyorlar. Güneş hepsini yutuyor ayetin ifadesinden belli. Çünkü “güneş ve ay” diyor “kararır” diyor. Kararması ne demek? Parçalanması dağılması. Dünyayı da içine çekiyor. Parçalanıyorlar, sonra tepsi gibi dümdüz oluyor. Yuvarlak değil, var ya bu uzayda gördüğümüz. Onun üstüne Allah yeniden kainatı yaratıyor o sistemin üstünde. Fizik kanunu değişiyor, kimya kanunu, biyoloji hepsinin kanunları değişiyor yeniden. Yeni bir hayat. Ama aynı yerde yapıyor Cenab-ı Allah. Hikmeti Kendisi’nden Cenab-ı Allah’ın. Belki kendi toprağımız diye onu severiz diye mi yapıyor Allah bilmiyorum.

Hoşlarına gitsin diye çünkü ihtiyacı yok ki, Allah Neptün, Plüton hepsini de bozup da yapabilir, yeniden sıfırdan kainatı yapabilir, bütün uzayı hepsini toplar hepsini yeniden açıp kapatabilir bir saniyesini almaz Cenab-ı Allah’ın. Ama bir güzellik olsun diye böyle bu şekilde. Hoşlarına gitsin gibisinden. Açık ifade o. “Gökler başka bir göklere çevrilecek” diyor “başka.” “Yepyeni bir yaratılışla yaratılacaksınız” diyor. Mesela cehennem ehlinin bağırsağı var, cennet ehlinin bağırsağı yok. Cehennem ehlinin midesi var, cennet ehlinin yok. Mesela cehennem ehlinin bütün ihtiyaçları var, hepsinin ihtiyacı var ve hep onun ıstırabı içindeler, onun acısını çekiyorlar. Cennet ehlinin hiç yok. O onların işte asıl canlarını yakan o. Çok bunalacakları bir konu. Mesela leş gibi terliyorlar, kokuları falan berbat, yıkanamıyorlar da cehennemde sürekli öyle kalıyorlar. Müminlerde öyle bir şey yok, kirlenme diye bir şey yok. İki tarafta iki ayrı sistem var. Küfürde dünyadaki sistem gibi, küfürde. Ayağı da leş gibidir, burnu da leş gibidir. Burnu akar, kulakları akar, gözleri akar, gözlerinde çapak falan hepsi olur. Ama cennet ehlinde bunların hiçbiri olmuyor. İki ayrı boyut. İki ayrı zıt biri madde anti-madde gibi. İki ayrı sistem.

“Hocamız’ın muhabbetine doyum yok. Sen olmazsan olmaz, sen Türkiye’nin bir tanesisin” diyor Muhammet.

“Hocamız’a sorumu iletir misiniz? “Hocam Mehdi (a.s) zuhur etmesine, İslam dünyaya hakim olmasına rağmen insanlar nasıl bozulacak?” İnsanları Allah elliye elli iman dengesinde yaratıyor. Varlığını çok açık hale getiriyor ama hiç ilgilenmiyormuş gibi de yapıyor aynı zamanda, hem de sürekli ilgileniyormuş gibi de yapıyor. Hem net Kendi yaratmış gibi de yapıyor, hem tesadüfen de yaratılmış diyenlere de malzeme olacak şeyler de meydana getirttiriyor Allah. Mesela istese Cenab-ı Allah beş yüz bin yıllık bir Homo Sapiens’i gösterebilir Allah yahut bir milyon yıllık yahut iki milyon yıllık. Her türlü kemik bulunuyor, insan kafatası bulunamıyor. Oradan kafa gidiyor adamların. Bak dört yüz milyon, beş yüz milyonluk fosil bulunuyor ama insan kafatası bulunamıyor. Çünkü bulduklarını bunlar darmadağın ediyorlar. Hiçbir Homo Sapiens’i muhafaza etmiyorlar. Etmedikleri için de adamlara böyle konuyu kökünden bitirtecek delil sunulamıyor bu Homo Sapiens konusunda. Ama bütün fosillerin toplamıyla çökertebiliyoruz ve proteinin yapısıyla çökertebiliyoruz. Ana ve kökten çökertmeler yapabiliyoruz. Uç çökertme için böyle bir delile ihtiyaç oluyor.

İbni Ömer (r.a) anlatıyor: “Resulullah aleyhisselatuvesselam beraberinde yüksek sesle ağlayan bir kadın bulunan cenazeyi takip etmeyi yasakladı.” Yasaktır, İslam’da böyle bir şey yok. Bu PKK’nın ekmeğine yağ sürmek oluyor.

“Kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma” diye bir ayet var. Ama o dayanılmaz ıstırap şeklinde. Allah onu vermiyor bir mucize, halbuki olabilir bu. Böyle bir şey olmuyor. Olması o kadar makul ki. İnsan bunun için son derece müsait ayrıca. Mesela yıllarca bir adam böyle bir işkence görebilir. Olmuyor böyle bir şey. Dayanılmaz acılar çekebilir. Böyle bir şey olmuyor. Çok kısadır çektiği acı.

“İnsanlar endişeyle onların en hayırlısı Hz. Mehdi (a.s)’a koşarlar ve ona geldiklerinde onu Kabe duvarına yapışmış ağlar bir halde bulurlar” Allah aşkıyla. Kabe duvarına yapışmış. Elini koymuş Kabe duvarına inşaAllah o mübarek elini. Yahudiler de ağlama duvarına ellerini koyarlar.

“Ben onun gözyaşlarını adeta görür gibiyim. Ona “gel sana biat edelim” derler.” Ama bunu diyenler anarşist ve terörist Müslümanlar onu söyleyeyim, silahlı pusatlı takım yani. “O ise; “yazık size ne kadar söz bozdunuz, ne kadar kan döktünüz” der.” Yani bu şu an İslam alemine hakim olan bir yapı biliyorsunuz, bu  IŞİD, El-Nusra, El-Kaide ve diğerleri, şu an hakikaten İslam aleminin hakimi. Bunlar bunu söylüyorlar, Hz. Mehdi (a.s)’a bunu söylüyorlar. “”Gel sana biat edelim” derler.” Zaten kendileri de söylüyor “biz Hz. Mehdi (a.s)’a biat edeceğiz” ondan sonra gidecekler. “O ise; “yazık size ne kadar söz bozdunuz”” bu terör örgütlerini eleştiriyor “ne kadar kan döktünüz.” “Sonra istemediği halde.” Niye istemediği halde biliyor musun? “Biatlerini kabul eder.” Çünkü tehdit ediyorlar. Yani “seni öldürürüz” diyorlar. “Eğer kabul etmezsen.” O diyor ki, “ben böyle bir manevi sorumluluğu alamam. Bütün İslam âleminin sorumluluğunu alamam. Ben bir hata yaparsam cehennemde sonsuza kadar yanmaktan çekinirim” diyor. Allah’tan korkarım. “Bir hata yaparım. Bir şey olur. Hak geçer. Ben böyle bir şey yapamam.” O zaman diyorlar; “biz senin kafanı keseriz” diyorlar. Yani “öldürürüz seni” diyorlar. Yani “kabul edeceksin” diyorlar. Bu onun üstünden sorumluluğu kaldırıyor. Korktuğundan değil, sorumluluk alıyor. Çok fazla hadis var tehdit edileceğine dair. “Eğer ona yetişirseniz ona biat edin. Çünkü o yerde ve gökte Mehdi’dir.” İmam Suyuti. Çünkü o Allah’a karşı gerekçe oluşmuş oluyor. “Ya Rabbi, ben, zor durum vardı artık beni cinayetle tehdit ettiler. Ben de kabul ettim.” Zorla kabul edecektir Hz. Mehdi (a.s). Hiçbir şekilde kabul etmiyor. “Bırak şimdi” diyorlar. “Bütün alametler sende” diyorlar. “Sen Mehdi’sin açık. Bu inkâr edilecek gibi değil” diyorlar. “O hayır” diyor. “Alamet de olsa benim öyle bir iddiam da yok. Öyle bir şeyim de yok.” En sonunda” diyor bak, defalarca yaparlar. En sonunda Kâbe’de onu zorla ikna ediyorlar. Ondan sonra işte yer gök ayağa kalkıyor. Dünyanın en büyük ordusu kurulmuş oluyor. Bediüzzaman diyor ki; “böyle bir orduyu dünyada yenecek bir ordu olamaz” diyor. Dünyanın en büyük ordusu oluşmuş oluyor. Bütün İslam âleminin orduları tek bir kişinin kontrolüne geçiyor. Ve gözü dönmüş bir ordu olmuş oluyor yani. Yani tek bir emriyle yerle bir ederler her yeri. Hz. Mehdi (a.s)’ın emriyle. Hallaç pamuğuna çevirirler isterseler. Ama Hz. Mehdi (a.s) diyor ki; “sakın, damla kan akmayacak. Uyuyan kişiyi de uyandırmayacaksınız. Kimsenin burnu kanamayacak” diyor. Bütün dünyada silahları toplatacak. Tanklar, toplar falan hepsi eritilecek. Hepsi sanayide kullanılacak. Görülmemiş bir zenginlik oluyor. Ne kadar biliyor musun? Dokuz veya yedi sene. Muhtemelen dokuz sene. İki ayrı rivayet var. Bir rivayette “Mehdi yatağında ölür” diyor. Yani herhangi bir hastalık nedeniyle de ölebilir. İkinci bir rivayette de vasıtasında giderken “feceten, aniden ölür” diyor. Hangisinin doğru olduğunu tahakkuk ettiğinde anlayacağız. “Yedi veya dokuz sene, feceten” diyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Hz. Mehdi (a.s)’ın kan akıtmayacağını biliyordum ama bu anlattığınız şekilde bilmiyordum. Daha önce kan akıtmış olanlara bu uyarıyı yapacağını, öyle düşünmemiştim.

ADNAN OKTAR: Tabii diyor, “siz kan akıttınız.” Diyor. “Dehşet saçtınız.” Açık açık anlatıyor. “Yazıklar olsun size” diyor. Eleştiriyor yani. Gelenler yani Kâbe’ye gelenler. Yani açıkça söyleyeyim. IŞİD, Taliban, El Nusra, onun ileri gelenleri yani. Buradaki hadise göre o. Yani ve hepsi muhtemelen herhalde tek bir grup halinde gelecekler o devirde.

CEYLAN ÖZBUDAK: Taliban’la IŞİD birleşiyor diye zaten haberler var.

ADNAN OKTAR: Tabii, tek bir grup olarak “gel sana biat edelim” diyorlar nezaketiyle. Saygılılar, delice seviyorlar. O ise “yazık size” diyor. “Ne kadar söz bozdunuz. Ne kadar kan döktünüz. Zulüm yaptınız” diyor. Ama onlar tabii dinlemiyorlar o sözünü. “Tamam da sen bir biati kabul et” diyorlar. “Etmem” diyor. “Etmezsen öldürürüz o zaman” diyorlar. “Bütün İslam âleminin kanı senin boynuna olsun o zaman” diyorlar. “Bunu kabul ediyor musun?” diyorlar. “Çünkü sel gibi kan akıyor. İslam âlemi mahvolmuş” diyorlar. “Hepsinin kanı senin boynuna olsun. Bunu kabul ediyor musun?” diyorlar. “Tabii ki etmem” diyor. “Eğer kabul etmezsen biz de seni öldürürüz” diyorlar. Hz. Mehdi (a.s)’a. Hz. Mehdi (a.s)’ın çekinmesinden değil. Yoksa o duasıyla yani dünya yerle bir olur. Kıyamet kopar Allah’ın izniyle. Hz. Nuh (a.s) gibi o da. Ama dünyanın yaşamasını istiyor. Yoksa “Ya Rabbi ben bunlarla baş edemiyorum. Ya Rabbi kıyametini kopar” dese, kıyamet kopar yani Allah’ın izniyle. Yani Allah ona o samimi duayı ettirse kıyamet kopar yani. Ama kopmayacak kıyamet. Yani anlatılan o, kaderde o inşaAllah. Bak, “biatlerini istemediği halde kabul eder” diyor. “Eğer siz ona yetişirseniz ona biat ediniz. Çünkü o yerde ve gökte” yani bütün melek âlemi içinde de “Mehdi’dir” diyor. Yani kan döktüklerini yüzüne söylüyor. O çekinmez terör örgütlerinden falan. Öyle olsa bayağı alttan alır değil mi? “Yazıklar olsun size” diyor. Tek başına söylüyor bunu inşaAllah.

Mesela Amerikalı komutanlar diyorlar ki; “Müslüman avlamaktan zevklisi yok” diyor adam. General bunu söyleyen. “Acayip zevkli bir şey” diyor. “Silahla Müslüman avlamak en büyük zevkim” diyor “Av olarak” diyor. Ama bu tabii derin Amerika’nın mensupları bunlar. Amerika halkı çok merhametli, sevecen, neşeli, yaşamaktan zevk alan, güzellikten zevk alan, terbiyeli, saygılı, birbirlerine de hürmet eden asil insanlardır. Amerikan halkı dünyanın en güzel insanlarındandır. Ben çok severim Amerikalılar’ı. Dünyanın süsü onlar. Devleti de halkı da. Derin devleti berbattır.

CEYLAN ÖZBUDAK: Çoğu da habersiz olanlardan.

ADNAN OKTAR: Tabii canım, Amerikan halkı çok mazlum. Canım, “Alman elçinin önüne Alman silahlarını halk götürsün bıraksın” demedim. Zaten halk silahı devletin elindeki silahı nasıl alıp Alman elçiliğine götürür? Yani devletin deposuna girecek, genelkurmaya gidecek, silahı, Alman silahını alacak, savcılığın emaneti silahını alıp Alman konsolosluğunun önüne bırakacak. O anlamda değil. Devletin kendi bunu yapsın. Devlet görevlileri alsın, elçiyle göndersin. Alman elçiliğine koysun masanın üstüne. “Alın bu silahı. Bununla cinayet işlediniz. Sizin silahınız. Geri veriyorum size” desin. O anlamda diyorum. Yoksa “gidip eylem yapın” falan anlamında değil. Zaten alamazsın sen onu. Mesela Fransızlar da öyle. Müslümanlar’ın başlarını kesip, fotoğraf çektiriyorlardı. Şimdi burada yayınlayabilirim de insanların içi kaldırmaz. Akıl almaz vahşet. Dedemlerin köyünde Fransızlar’ın yaptığı vahşete ait şöyle kalınca birinci hamur kâğıda bütün o cinayetlerin siyah beyaz resimleri vardı ama bayağı kaliteli, çok kalın. Ama çok korkunç. Bakılacak gibi, yayınlanacak gibi değil. Yani yaklaşık iki yüz sayfalık falan bir şeydi. Bir sandık vardı. Zaten orada çok kitaplar vardı. Ben gelir gider onları içinden çıkartır, okur bakardım. Yani her çeşit kitap vardı.

GÖKALP BARLAN: Cezayir’de de iki milyon kişiyi katletmişlerdi.

ADNAN OKTAR: Tabii, filmi var. Adam çadırın içinde, dışarıya çıkıyor. Haberi yok. Koyunlarını otlatmaya gidiyor. Takır takır tarıyorlar. Bunlar IŞİD’e düşman? IŞİD’e bu yolları sen gösterdin. Sen yıllarca Müslümanlar’ı ezdin ve adamları delirttin. Adamların aklı gitti. Adamları mahvettin. İnsanlıktan çıkarttın. “Nereden çıktı?” diyor. Sen öğrettin. Senin ahlaksızlığın. İki milyon kişiyi sırf Fransızlar şehit ettiler.

Bu yas tutmanın yanlışlığını anlatan bir dosya vardı bizde, sende var mı o?

KARTAL GÖKTAN: Evet var.

ADNAN OKTAR: Bir göstersene. Bu nerede? Hangi ülke?

KARTAL GÖKTAN: Aztekler’de. Bu ilk iki resim Aztekler’le ilgili. Yaygın olarak kullanılan yasçılar var. Eski Mısır, Eski Yunan, Aztekler, Romalılar, Asurlular, Persler ve Afrika kültürlerinde. Bu yasçılar cenaze evinin sahibi tarafından veya cenaze planlayıcılar tarafından tutulmuşlar. Aztekler’de yas törenlerinde uzun süren ağlama ritüelleri yapılmış. Mısır’da önemli bir kimse ölünce ölü evinin kadınları başlarına, yüzlerine çamur sürerler, elbiselerini vücutlarına iple sardıktan sonra çıplak göğüslerini döverek dolaşırlardı. Cenaze evinin sahibi parayla yasçılar tutardı. Eski İbraniler’de eğer kişi halktan biriyse bir hafta yas tutulurdu. Eğer kişi ünlü bir lider veya sanatçı ise bir ay yas tutulurdu. Yahudilik’te matem adetleri elbiseyi yırtma, çula sarılma, yere oturma, başa kül serpme, kül üzerinde yatma, bedeni kesme, saçı yolma, ağlayıp dövünme, oruç tutma gibi çeşitli şekillerde. Kitab-ı Mukaddes’te en çok geçen matem türü elbiseleri yırtmak. Hazreti Musa (a.s) özel sebeplerle elbise yırtmayı Harun ve çocuklarına yasaklamıştı. Ancak Yahudi tarihinde bu uygulama ile sık sık karşılaşıldı. Dördüncü yüzyılda Eflatun, parayla yasçı tutulmasını kanunla yasaklamıştı. On yedinci yüzyılda da İrlanda kilisesi parayla yasçı tutulmasını yine yasaklamıştı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, özetle şehit sevinç vesilesidir. Delikanlılıktır, yiğitliktir, kabadayılıktır. Delikanlı adam böyle bir şeye ağlamaz. Kabadayı böyle bir şeye ağlamaz. Müslüman’a yakışmaz bu. Nerede görülmüş böyle bir şey? Üstelik karşında kahpe, kalleş PKK var. Adamları sevindiriyorsun. Bunu nasıl yaparsın?

El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar’da Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “evlatlarımdan Mehdi ancak baskı ile başa geçmeye razı olacaktır.” Baskı, yani elinde silah, keskin aletlerle karşısındaki adamların tehdidi. “Rükun ve makam arasında Mehdi’ye kendisi istemediği halde biat ederler. “Eğer kabul etmezsen boynunu vururuz” derler” Boynunu vururuz ne demek? “Keseriz.” Demek ki boyun kesme o devirde yaygınlaşmış. “Kafanı keseriz” diyorlar. “Kafanı keser ayırırız” diyorlar. Yani elinde kesici aletlerle bekliyorlar. “Yer ve gök ehli ondan razı olur.” Ali bin Hüsamettin El Muttaki Celalettin Suyuti’nin tasnifinden hadisler. 

Kardeşim bak, IŞİD’in, Taliban’ın, El Nusra’nın hepsinin ben terörist, şiddet unsurları taşıyan yanlış yolda olan insanlar olduğunu biliyorum. Ve ben buna karşıyım. Kuran Müslümanlığı’nda böyle bir şey yoktur. Fakat bu insanları bu yoldan kurtaracak olan da Hz. Mehdi (a.s)’dır. Bunları asarak, keserek, bombalayarak yola getiremezsin. Böyle eğitilmişler çünkü. Doğrusunu böyle biliyorlar. Nasıl eğitirsin? Kuran’a tabi olarak.

“Konstantiniyye’yi manen fethedecek olan Mehdi’yi arıyoruz. Çünkü biz onun babasının, annesinin, arkadaşlarının ismini öğrendik” şeklinde cevap veriyorlar. Hep birlikte onu aradıktan sonra Hazreti Mehdi’yi Mekke’de bulacaklar. “Sen Mehdi’sin” dediklerinde o inkâr edecek ve Medine’ye kaçacaktır” diyor Mehdi (a.s). “Ancak ona Medine’de de yetişeceklerdir.” Bak, şehir değiştiriyor yine peşinden gidiyorlar. “O ise tekrar Mekke’ye gelecek.” Kurtulmaya çalışıyor bak, görüyor musunuz? Kovalamaca var. Onu tekrar bulacaklar ve kendisine “senin ismin budur, babanın ismi şudur. Alametler hepsi sende mevcut” diyorlar. Ancak o yine inkâr edecek. Medine’ye kaçacaktır. Sonunda onu Mekke’de rükunda tekrar bulacaklar ve “eğer elini bize uzatıp biatimizi kabul etmezsen”, ve “başında Haddam’dan birisinin bulunduğu amacı da bizim canımızı almak olan Süfyan ordusuna karşı bizi korumazsan.” Yani “bu Şam’daki Esad sistemine karşı bizi korumazsan ve deccaliyete karşı bizi korumazsan kanlarımız boynuna olsun” diyecekler. Bu konuşmadan sonra Hazreti Mehdi, rükun ve makam arasında oturup elini uzatarak biatlerini kabul edecek.” Yani bir koltuk gibi bir şeye oturuyor. Elini uzatıyor. İnsanlar sıraya giriyorlar. Biatleri kabul ediyor. “Daha sonra Allah bütün insanların kalplerini onun muhabbetiyle dolduracaktır. Hz. Mehdi (a.s)’ın sevgisiyle dolduracaktır. “Sonra o gündüzleri aslan, geceleri abid” bak, bu vakitlerde İslam’ı anlatıyor. “Olan bir kavimle yürüyecektir.” Yani talebeleriyle yürüyecektir, “devam edecektir” diyor.

Obama, Jon Stewart’ın şov programına katılmış. Jon Stewart “şimdi nereyi bombalıyoruz?” diye kendince böyle eğlenerek münasebetsiz bir soru sormuş. Obama da bu soruya gülmüş. İnsanın hayatını bu derece önemsiz görüyorlar. Eğlence unsuru olarak görüyorlar.

İmam Caferi Sadık, dedem Hazreti İmamı Caferi Sadık (a.s) şöyle buyurur; “halk her yerde kurtarıcı aramaya koyulur.” Yani “birisi çıksa da bizi kurtarsa.” “Ondan başkasında bulamayınca, yine ona Hazreti Mehdi’ye doğru koşarlar.” Yani “çeşitli hükümetler liderler, herkesi denerler” diyor. Hiç birinden bir medet olmayınca Hazreti Mehdi’ye koşarlar. Bihari cilt 52, sayfa 326. “Halkın tüm kesimleri, iktidara ulaşmadıkça Hazreti Mehdi zuhur etmeyecektir. Böylece hiç kimse “eğer biz egemen olup hükümet kurmasaydık adaletli davranırdık” diyemeyecektir.” Yani  “Her hükümet denenecek” diyor. “Her yol denenecek. Ama hiçbir yol başarılı olmayacak” diyor. “Ancak Mehdi ile kurtuluş olacaktır” diyor. Bihar'ul-Envarcilt 52, sayfa 224.

“Bu geceki hava operasyonlarına Selahattin Demirtaş’ın kardeşi Nurettin Demirtaş’ın da bulunduğu 380-400 civarındaki teröristin yaralandığı tespit edildi.” Kardeşim, bu nasıl bir olay ki hepsi yaralanıyor? Hayır, yaralanmalarını biz istemeyiz zaten, ölmelerini falan hiç istemeyiz. Ama nerede bu yaralanma ve ölme yani? Nerede bu ölüler? Göğe mi çekildi bunlar yani uzaylılar tarafından? Neredeler yani? Nerede bu yaralılar? Yaralılar Türkiye’ye getiriliyor normalde.

“Ey insanlar Hazreti Mehdi’nin çıkışıyla müjdelenelim. Çünkü Allah’ın vadi gerçektir. Boşa çıkmaz. Onun hükmü geri çevrilmez. O her şeyi hikmet üzere yapar ve her şeyi bilir. Allah’ın fethi yakındır.” MaşaAllah. Yenabiul Müvedde, Sayfa 440. “Hazreti Mehdi ancak baskıyla başa geçmeye razı olacaktır.” El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar sayfa 48. “Bütün bunlar ahir zaman alametleri ülkelerin değişmeye uğrayacağı” yani devrimler oluyor. Hükümetler değişiyor, sistemler değişiyor. “Bütün bunlar ahir zaman alametleri ülkelerin değişmeye uğrayacağı, kulların zayıf duruma düşeceği” Nasıl zayıf duruma? Terör, anarşi, pahalılık “…ve Hazreti Mehdi (a.s)’ın çıkmasından ümit kesileceği bir dönemde.” Bütün hocalar bas bas bağırıyor “Mehdi (a.s) çıkmayacak” diye. Ümit kesiliyor. “Bir dönemde gerçekleşecektir. İşte o zaman benim soyumdan olan Kaim Muhammed Mehdi bir toplulukla” talebeleriyle “ortaya çıkacak ve Allah bu kavim aracılığıyla” bu topluluk aracılığıyla “hakkı üstün getirip onların ilim kılıçlarıyla batılı söndürecektir.” Yani Darwinizm’i, materyalizmi yok edecektir. “Ey insanlar Mehdi’nin çıkışıyla müjdelenin” diyor.  Hocalar ne diyor? “Hz. Mehdi (a.s) yok sakın konuşmayın” diyor.

Yusuf Demirci, “IŞİD’le savaşmak yanlıştır diye devlete yol gösteriyorsun.” Doğru, haram. Müslüman öldürmek haramdır.

Salih Mustafa, “Vallahi sizi, A9’u izleyen başka bir kanal izlemez. Çok fazla bilgi, iman hakikatleri, Allah’a kulluk muhteşemsiniz” diyor.

Mehmet, “Hocam gerçekler ilgili esrarengiz bilgiler veriyorsunuz ama yarım kalıyor tam açıklamıyorsunuz, bekliyoruz selam.” Ne zaman esrarengiz bilgi verdim? Ne zaman yarım kaldı? Neyi kastediyor?

CEYLAN ÖZBUDAK: “Tam söylemek istemiyorum” dediniz az önce, belki onu.

BEYZA BAYRAKTAR: Dünyanın son dönemlerinde Müslümanlar’ın durumu ile ilgili.

ADNAN OKTAR: Nasıl söyleyeyim? Mehdiyet gibi değil, adamlar kendilerini korumak için daha değişik bir sistem oluşturacaklardır.

“Ben kısaca Asya sdl Asya “IŞİD teröristtir diyemiyorsun” diyor. IŞİD teröristtir diye otuz kere söyledim sen dinlemiyorsun duymuyorsun. Bu nasıl bir dinlemedir? Her gün terörist diyorum. Şiddet uyguluyor ve yanlış diyorum kabul etmiyorum diyorum.

“Burada birçok kişi Ankara’da senin programın dışında seyredilecek program olmadığını söylüyor” diyor. Vardır da azdır.

“Demirtaş’ın kardeşi PKK operasyonunda yaralandı ve mağarada tedavi oluyor.” Mağarada olur mu? Gelsin Türkiye’de tedavi olsun. Mağarada ne tedavi olur? Kangren olur ölür oralarda. Eğer doğruysa gelsin. Türkiye’de parçalayacak halleri yok onu. Suçu varsa hapishane bayağı modern otel gibi. Bizim zamanımızda çok kötüydü 86’da. 99’da bir gittik otel gibi. Gözlerime inanamamıştım. Bir girdik iki katlı kocaman villa gibi. “Doğru yere mi geldik?” dedik. MaşaAllah ferah ferah üst katı var. Açtım banyoyu duş cayır cayır akıyor. Allah’a şükür dedik. Buzdolabı istiyor musunuz? “İstiyoruz” dedik. Çamaşır makinesi. “Bir de fön makinesi mümkünse rica edelim.” Vay sen misin onu diyen? Savcılıkta ifade verdik “sen nasıl istersin fön makinesi?” diye. Yanımda kalan çocuk hastalanıyordu o istedi. Bayağı makul insanın saçını kurutmak için. Savcılıkta “Sen istemişsin.” “Yok” dedim, “Arkadaş rahatsızlanıyor onun için istedik” dedik. “Bir şey yok bunda” falan dedik. Savcılıkta ifadem var; “Fön makinesi nasıl istersin?” Ben böyle olay görmedim. Hayatta görmediğim yiyeceklerle orada karşılaştım.

“Allah aşkıyla Adnan Bey sizi çok seviyorum. Zekanıza, naifliğinize tatlı dilinize hayranım” diyor.

Zelal aslansın sen.

“Hz. Ali (r.a) haricilerle savaştı on bin tanesini tek günde öldürdü. Günah mı işledi?” Savunma yapıyorsa bir insan savunma savaşıysa Allah vermesin mukatele olabilir. Ama ben tabii barışla sevgiyle hallolmasını isterim her şeyin.

Bugünlük bu kadar yeter. Yarın devam edelim inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü