Harun Yahya

Sohbetler (21 Ağustos 2015; 16:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz. Ne var ne yok olaylar, konular?

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey siz ısrarla “şehitlerimizin kanı yerde kalmasın” diyordunuz. Cumhurbaşkanımız da bugün aynı ifadeyi kullandı şehitlerimiz için.

ADNAN OKTAR: “Kanı yerde kalmayacak” dedim. Evet.

KARTAL GÖKTAN: “Şehitlerimizin kanı yerde kalmayacak” dedi Recep Tayyip Erdoğan da. “Şehitlerimiz oluyor. Allah’tan rahmet, ailelerine sabırlar diliyorum. Mücadelede bunların olacağını, olabileceğini kardeşlerim biliyor. Bu topraklar şehit kanlarıyla yoğrulmuştur ve bundan sonra da şehit kanlarıyla yoğrulmaya devam edecektir. Bu işten zaferle çıkacağız. Zaferle çıkınca bu kardeşlerimiz hayırla yad edilecek. Şehitlerimizin kanı yerde kalmayacak.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Unuttular onu. Bizim geleneğimiz hep öyleydi. Bir yılda elli bin şehit, yüz bin şehit, Anadolu’da hep öyle olmuştur. Sürekli ömrümüz savaşlarla geçti bizim. Mekke dönemi, Medine dönemi, orada da yani her zaman savaşlar oldu. Şehitlik en mükemmel nimettir. Güzelliktir. Ben Cenab-ı Allah’tan her zaman niyaz ediyorum şehitliği. Ondan sonra bakanlar da Allah’tan niyaz etmeye başladı. Hiç cumhuriyet tarihinde duyulmuş şey değildir o.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Allah cennette Müslümanlar için “İşte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, doğrular (ve doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar?” (Nisa Suresi, 69) diyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, tabii biz iki günlük dünyaya öyle yapışıp kalmaya gelmedik ki, burası imtihan yeri. İmtihanı, en mükemmel şekilde bitirmiş oluyorsun şehit olduğunda. Daha ne istiyorsun? Amaç imtihan değil mi? İmtihan. En mükemmel şekilde bitiriyorsun, ne güzel.

Davutoğlu’nun koalisyon çağrısı yapması çok normal. Güzel ahlakından, akıllı bir adam da onun için. Anormal bir şey yok onda. Davutoğlu’na kızanlar çok samimiyetsizler.

BÜLENT SEZGİN: Konuşmasını okuyayım mı Davutoğlu’nun?

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Dün yapmıştı konuşmasını. Başbakan Ahmet Davutoğlu, MHP ve CHP’ye yeniden çağrı yaparak, “gelin cuma namazından sonra üç parti birleşip, yeni güçlü bir koalisyon kuralım. Seçime öyle gidelim. Halkımıza giderken terörle mücadele etmiş liderler olarak pozitif bir gündemle oy istiyorum. Hem de erken seçime giderken seçim güvenliği için gereken yasaları da içeren bir reform yapalım. İki aydan bahsediyorum. İki ay birbirimize tahammül edemeyecek miyiz?” dedi. MHP’den, Davutoğlu’nun bu çağrısına yanıt, Genel Başkan Yardımcısı Mevlüt Karakaya’dan geldi. Karakaya, “MHP’nin dört şartını kabul etsinler. Cuma namazından sonra bu hükümet hemen kurulur” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet, yani tabii o olabilir ama şöyle düşünmeleri lazım. Yani PKK’yı kazıyacak şekilde bir anlaşma yapıp, o maddeleri bir yıl sonraya bırakabilirler. Bir yıl sonrasına. Yani yine yapsınlar. Bir yıl sonra olmuyorsa hükümeti dağıtırlar. Böyle düşünebilirler. “Tüm yolsuzluklarla mücadele” diye bir teklifte bulunmuş Devlet Bahçeli, tamam olabilir. Ama yani bu belli ki AK Parti’yi hedefleyen bir çalışma olacak daha çok. Ama PKK hallolduktan sonra bu konunun üstüne gidilse iyi olur. Yani gidilecekse eğer. O zaman bu konuyu gündeme getirsinler. Yani ben olsam öyle yapardım.

“Nurum, imanımın vesile kaynağı, Allah aşkıyla sevdiğim Aslan Sultanım” diyor. “Esir maddesinden nasıl istifade edebiliriz? Bunun bir yöntemi var mı? Yoksa sadece bilgi olarak öğrenmemiz yeterli mi?” diyor. Cenab-ı Allah, eğer o kişiye sevgi verdiyse, derinlik verdiyse, iman verdiyse, o kişinin emrine giriyor esir, Allah’ın dilemesiyle. Allah için kullanması şartıyla esir maddesi, emrine girer. Allah’ın aklının, Allah’ın sonsuz aklının içinde bulunduğu bir sudur esir. Su gibi madde. Biz onun içinde yüzüyoruz şu an. O zaman mesela sandalye bir anda ata dönüşebilir. Esir her tarafında olduğu için, Allah’ın aklı her yerde olduğu için, bir anda ata dönüşebilir. Veyahut işte denizin suyunu bir anda çektirebilirsin. Yani esir yüklenir, alır, çeker suyu. Mesela yeniden gelir alır götürür, yeniden götürür. Her şey yapılabilir yani. Aklımıza gelen her şey.

Ahmet kardeşim, “Hocam, hayırlı yayınlar. Sizi severek izliyoruz. Şanlıurfa’mızdan Selamlar” Aleykum Selam. Bütün Şanlıurfa’nın delikanlılarına aslanlarına Selam.

Teknokrat hükümeti kursunlar, teknokrat. O fitne olur o HDP ile. Yani AK Parti onun altından kalkamaz. HDP-AK Parti koalisyonu, yani bir hafta bile yapmış olsalar nesiller boyu unutulmaz. Sakın ha. Teknokrat hükümet kursunlar. Daha önce yapmışlardı Nihat Erim döneminde. Aynısını yapsınlar. Çünkü iki aylık bir şey değil mi? İki ay. Ama hiçbir şey çıkmaz bu seçimden. Yani değişen hiçbir şey olmaz söyleyeyim. Başkanlık sistemini savundukları müddetçe bunda değişen bir şey olmaz. Bir de PKK’ya karşı güçlü bir vuruş yapılamıyor. Bu AK Parti’yi çok yıpratır. PKK’nın en azından yarı yarıya bir darbe alması gerekir ki AK Parti’ye bir güven olsun. Yani AK Parti’nin içinde PKK’yı şımartan çok fazla insan var. Azdıran çok fazla insan var. Neredeyse bir kısmı alnından öpecek. Yani akıl almaz bir pervasızlık içindeler. Millet dehşetle ve hayretle izliyor yılardan beri panik içinde. Başkanlık sistemini de Tayyip Hoca söyleyince panik katlamalı arttı. Müthiş dehşet havası yayıldı. Düşün, Beşiktaş halkı HDP’ye oy veriyor. Şişli halkı, Nişantaşı halkı olduğu gibi neredeyse HDP’ye oy veriyor. Paniğin şiddetine bak yani. Tayyip Hoca bunu nasıl göremez? Bu nasıl oluyor? Aklı başında bir insansın sen etme, çatma. Başkanlık sistemi eşittir federasyon. Mehmetçik’in şehit olması niyeydi? Federasyon olmasın diye şehit olmadı mı onlar? Türkiye bölünmesin diye oldu. Sen de diyorsun ki “Başkanlık sistemini getirelim. Türkiye Birleşik Devletleri olsun” diyorsun. On binlerce şehit niye verdik biz o zaman? Olmaz. Yani onlara saygıya uygun olmaz. Türk milletine saygıya uygun olmaz. Hiçbir yönden olmaz bu.

“Hocam, son dönemlerde sürekli olarak kanalınızı ve sizin sohbet programınızı izliyorum. Özellikle milletimizin de içinde bulunduğu durumu ve PKK belasından kurtulmak için yapılması gerekenleri anlatırken kullandığınız cesur ve kararlı üslup içimizi ferahlatıyor. Devlet yetkililerinin de sizi takip ettiğinin delillerini, sizden sonra yaptıkları konuşmalardan görebiliyorum.” Ama hakikaten, ne konuşsam aynısını konuşuyorlar. Başbakan, Cumhurbaşkanı, bakanlar. Ben detay vermiyorum. Yani yüzlerde konu da bu böyle.

“Artık zaman çözümü sizin gibi kararlı ve net tavır koymakta ve devletine, milletine sahip çıkan bir nesil yetiştirerek ciddi bir mücadele vermekle olduğunu herkesin görmesi gerekiyor. Allah milletimizin yolunu açsın. Başarı versin” diyor, Salih. Aferin Salih’e. Mesela cennette de esir bütün cenneti kaplamıştır. Mesela kuşa işaret edersin gelir. Birden kızarmış tabakta kebaba döner. Yersin, kemikleri kalıyor. “Hadi uç” diyorsun. Kuş olup uçuyor. Yani esir orada her yere hâkim. Allah’ın aklının içinde bulunduğu esir. Allah’ın aklı onun içinde tamamen hâkim olmuş. Allah orada esiri kullanıyor. Mesela ev havada duruyor. Normalde yerde durması lazım ev. Kristalden ev havada duruyor. Mesela iki yüz metre havada duruyor. Adam oraya gitmek istediğinde ayağını yere bastığında uçarak direk gidiyor. Allah esiri vesile ediyor. Normalde insanın ödü kopar. Öyle bir evin içinde oturmaz. Ama gönlü çok ferah oluyor. Allah’ın her yer güvencesi altında. Evin altında insanlar geziniyor. Temel yok. Bir şey yok. İstediğin yere istediğin anda gidiyorsun. Yani ne istiyorsan o senin istediğin şekle dönüşüyor. Ağaca mesela “gel” diyorsun geliyor. “Oyna” diyorsun, oynuyor. Müzik istediğinde “haydi şarkı söyleyin” diyorsun, hepsi beraber şarkı söylemeye başlıyorlar. Ne istiyorsan oluyor. Bu dünyada da bu sistem geçerli, fakat müminin Allah’a çok yakın olması, çok dua etmesi gerekir. Birçok şeyde öyledir. Mesela Hazreti İsa (a.s) Allah’ı çok seviyor, dua ediyor. Mesela bir ekmek kabı var, yine dolu içi ekmek dolu, halka ekmek dağıtılıyor oradan. Adam bölüyor veriyor, bölüyor veriyor. Alttan ekmek sürekli takviye oluyor. Ama bir garip görünümü, yani insan tam anlayamıyor da yani. Mesela büyük bir ekmek kabı ama bir türlü tükenmiyor. Bütün halka yetiyor. Yani normalde yetmemesi lazım. Ama bir şekilde aklın ihtiyarını almıyor. Yani “iyi dağıtıldı her halde, küçük böldüler” falan diye insanlar düşünüyorlar.

Hükümeti sakın başka türlü HDP’yle kurmasın AK Parti. Zaten sürekli yara alıyor. Yani bu çok büyük bir yara olur. Teknokrat hükümet kursun. Ama ben açıkça söyleyeyim, seçimden hiçbir şey çıkmaz. Tayyip Hoca alenen “Başkanlık sisteminde vazgeçtim” derse, bu Amerika’ya ve İngiltere’ye meydan okumadır. “One minute” diyor ya, işte o, en büyük meydan okuma olur. “One minute”’e insanlar inanmaz. Ama buna inanır. One minute’in bir geçerliliği yok. Ama bunun bir geçerliliği olur. Çünkü Amerika, İngiltere bastırıyor Başkanlık sistemi için. Tayyip Hoca canını ortaya koysun. “Hayır arkadaşlar, kabul etmiyorum” desin. “Dediğinizi yapmayacağım” desin. “Abdullah Öcalan’ın, Amerika’nın ve İngiltere’nin istediği başkanlık sistemini yapmayacağım” desin. “Canım pahasına olsun yapmıyorum” desin. “Ve PKK’yı da ezeceğim” desin. “IŞİD’le de uğraşmıyorum” desin. “IŞİD’le siz uğraşın” desin. “Uğraşmanızı zaten istemem.” Çünkü IŞİD’le bizim ne işimiz var? O zaman bizim Nikaragua’daki gerillalarla da savaşmamız gerekiyor. Nikaragua neyse, IŞİD de o. Tamamen çekildiler sınırlarımızdan. Çekilen bölgelerin tamamına PKK yerleşti. Amerika’nın istediği de buydu. Amerika’nın derin devleti, ahlaksız, haysiyetsiz, şarapçı bunlar, hapçı, haysiyetsiz, pislik adamlar. Bunlarla uğraşılmaz. Bunların hangi biriyle? Mesela korkuyor Irak, dediklerini yapıyor. Allah belalarını veriyor. Suriye korkuyor, dediklerini yapıyor. Allah belalarını veriyor. Barzani gitti bunların sözünü tuttu. Başı gırtlağına kadar belaya girdi. Zoruna ne oluyor? Ne mecburiyetin var? Yani dünya devletine meydan okusun Tayyip Hoca, derin dünya devletine. Korkmasın bir şey olmaz, Allah’ın korumasında.

Mesela Amerika Dışişleri Bakanlığı açıklama yapmış bugün, “Türkiye IŞİD konusunda üzerine düşeni yapmıyor.” Bu nasıl bir konuşma? “Üzerine düşeni” sanki ilkokul çocuğu da, bize görev vermiş yani. Sen kendin gidip savaşmıyorsun, ödün kopuyor. Biz onlarla fikri mücadele yapabiliriz. Bunu da yapacak olan Hz. Mehdi (a.s)’dır. Bu Amerikan derin devleti kadar pislik, aşağılık, kahpe bir sistem düşünemiyorum yani. En az PKK kadar aşağılıklar yani. Çoğu komünist zaten, Allahsız, Kitapsız tipler. Hep katil, hep katillerle dolu şu Amerikan derin devleti. Dış işleri bakanları, garibanları çıkarıp konuşturuyorlar, “şöyle desin, böyle desinler” diye. Onlar da onlar ne derse onu söylüyorlar. Sen de meydan oku kardeşim. “Söylemiyorum ben bunu” dersin. Ne olacak yani? Çık televizyona, “bana bunu söylemem söylendi. Ben de söylemiyorum” dersin. Amerikan derin devletini protesto etse herkes, bunlar bir anda biterler. Bunlar fos mantar yani. Şuraya bak, “biz yapamıyoruz” diyor. “Siz gidip dövüşün. Karadan girin.” Irak hükümeti diyor ki; “biz savaşmayacağız. Ama sizi teşvik edeceğiz. Amerikan askeri gönderip sizi teşvik edeceğiz.” Tehdit etmeye adam gönderiyor oraya, Irak ordusunu tehdit etmeye. Amerikan askerlerini dövdürecekler “Türkler artık girmiyor, artık siz girin” diye. Irak askerlerini hem dövdürecek, sövdürecek, aşağılatacak, “Hadi yürüyün, gidin IŞİD’le savaşın” dedirtecek. Yani psikopatları gönderecek, Amerikan psikopatlarını. Bak, “Irak ordusunu teşvik için geleceğiz” diyor. Şu ahlaksızlığına bak. Ne demek bu? Ne kadar büyük bir aşağılama. Yani teşvik, “beyefendi gider, çatışır mısın?” falan değil. Ana avrat küfrederek, aşağılayarak, döverek ve gerektiğinde öldürerek bunu yapıyorlar. Irak askeri zaten zavallı insanlar. Ne uğraşıyorsunuz adamlarla? IŞİD’le mücadele, akılla olur. İlimle, bilgiyle olur, Mehdiyet’le olur. Bombalıyormuş. IŞİD on misli daha büyür bombaladıkça. Yani akıl almaz sayıya ulaştı. Eskiden yüz binlerle taraftarı vardı, şu an milyonlarla taraftarı var. Yerin altını adeta mağara sistemiyle donatmışlar, toprağın altını. Otuz metre, kırk, metre, elli metre yerin altına giriyorlar, tüneller açmışlar, cephanelik de orada oluyor. Askeri yığınağı oraya yapıyorlar. İstediği kadar bombalıyor Amerika. Vız gelip tırs gidiyor onlara. Alman hükümeti de böyle ahlaksızlık yapıyor, Alman derin devleti. “Biz kendi askerimizi IŞİD’le mücadeleye göndermeyiz. Ama Türkiye IŞİD’le savaşmalı” diyor. Hükümet üyeleri de dinliyor bu adamları. Sen kendi askerini göndermiyorsun. Türk askerini sen nasıl ucuz görüyorsun?” demeleri lazım.

Ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Bethlehem Yıldızı’nın görülmesi, Hz. Mehdi’nin geldiğinin müjdesidir.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet, birileri bir şey söylesin.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Tokat’ta şehidimizin cenaze töreni vardı. Tekbirlerle uğurlandı, Videosu vardı.

ADNAN OKTAR: Doğrusu, o. Bakayım. Çok güzel. Yalnız birisi hoparlörden güçlü olarak yönetsin. Yoksa düzgün olmaz. Yani o elle kullanılan ses yükselticiler var ya, o da olur. Öyle bir şeyle birisinin idare etmesi lazım.

BÜLENT SEZGİN: On bin kişi katılmış.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Bir de şehri iyi gezdirmek lazım. Bütün ana caddelerde şehidi gezdirmek gerekiyor. Herkes öyle uğurlayacak. Yer gök inleyecek tekbirlerle. Mesela birisi “tekbir” der, toptan hep beraber “Allah-u Ekber.” Yine tekbir, “Allah-u Ekber” üç kere tekrarlanabilir. Sonra bu şekilde “Allah-u Ekber, Allah-u Ekber” diye güzelce gezdirecekler şehidimizi. Aslında güzel, doğru olan, tabutta olmaması. Kanlı elbisesiyle yani insanlar cinnet geçirir. O akıl almaz bir coşku meydana getirir. Her zaman söylüyorum. Babası veyahut silah arkadaşlarından birkaç kişi de şehidin kanını alıp boynuna sürecek. O şekilde görülecek o, inşaAllah. O cenaze marşı, kardeşim yapmayın, etmeyin Allah aşkına. Mehter müziği tarzında bir şeyi bando çalsa olur. Ama cenaze marşı çok iç kapayıcı bir şey, çok acayip bir şey. Ermeni vatandaşlar, Katolik vatandaşlarda olur o. Yani ne alakası var? Yani şehitte çalınacak bir şey mi o? Çok güzel mehter marşları var. Bayağı güzel yani cenazede de rahatça çalınabilecek mehter marşları var. Onları çalmak lazım. Orada sen aziz bir misafiri cennete uğurluyorsun. Ama çok iyi olmuş Tokat’ta, inşaAllah her yerde de böyle olsun. Onu takip edelim. Yani her yerde böyle oluncaya kadar takip edelim, ısrarla üstünde duralım. Asker arkadaşları da tekbirlerle kaldırsın. Ne gerek?

Cahil hocaları bazı yerlerde bazen görüyorum, konuşturuyorlar, adam kendini göstermenin peşinde, ilmini göstermenin peşinde. Sürekli konuşuyor. Orada yaşlı insanlar var, sıcak hava da, dini konuları tenzih ederim. Kendi kafasına göre konuşuyor. Bir de süper lakayt ve heyecansız ve şevksiz bir üslupla, süper sakin. Dava adamı gibi cihat ayetlerini söylesene. Kâfirle mücadele ayetlerini askeri coşturacak şekilde konuş. Küfürle cihat demek, tabii asmak, kesmek anlamında değil. Cehd etmek, gayret etmek. Yani küfrü etkisiz hale getirinceye kadar mücadele etmek. İlim, irfan hepsi. Ama çok güzel olmuş Tokat’ta.

GÖKALP BARLAN: Müslüman’ca konuşmayı, Kuran’a göre konuşmayı sizden öğreniyorlar, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii diyor ki mesela “içimiz yandı, bu büyük acınızı paylaşırız.” Allah Allah. “Şehit oldu” demedin mi? Büyük acıdan bahsediyorsun. Şehitlik müjde. Hangisi doğru? “Bu büyük acınızı paylaşıyoruz” diyor. Kuran’da Allah bir müjde olarak belirtiyor. Şehitlik sorduğumuzda “bir müjdedir” diyorsun. Acıdan bahsediyorsun. Olmaz böyle. Bu üslup kalkacak. İşte “Izdırap göklere çıktı, yürekler parçalandı, evlerine ateş düştü.” Bu nasıl bir üslup? Yani tam PKK’nın istediği üslubu kullanmış oluyorsunuz. Bilmeden hata yapıyorlar. Böyle olmaz. Şehit tebrik edilir. Ailesi tebrik edilir. “Ne mutlu sana” denilir. “Allah bizlere de nasip etsin” denilir. Mesela bakan, maşaAllah o benden duyduktan sonra çok efendi bir insan o Taner Yılmaz, sakallı, tasavvuf ehlidir, çok efendi bir insan. Mesela o konuşmayı duydu benden hoşuna gitti Allahuâlem. Aynısını söyledi. Sen misin onu söyleyen? Samimi söylüyor. Allah Allah, Müslüman o, gayet güzel. Herkes söylerse bir kişi söylediği için üstüne gittiler. Herkes söylerse, öyle bir şey olmaz.

KARTAL GÖKTAN: Tokat’taki cenaze töreninde şehidimizin babası da aslan gibiydi, maşaAllah. Sizin söylediğiniz gibi oğluyla gurur duyduğunu söyledi Adnan Bey. “Bütün Türkiye bunu duysun, bir evladım vardı, ben onu şehit verdim. Kendisi bu işe seve seve âşıktı. Allah mekânını cennet eylesin. Vatan sağ olsun. Düşman çatlasın. Bu topluluk, bu gurur bana yetti. Ömrümün sonuna kadar yeter bu gurur bana.”

ADNAN OKTAR: Şu güzelliğe bak, şu babanın güzelliğine bak. Ben o babanın ayağının altını öperim. Şu mübarekliğe bak. Tokat’tan aslan çıkar. MaşaAllah, çok güzel. Tebrik ediyorum. Yedi ceddine rahmet olsun, maşaAllah. Çok çok güzel. Usulü budur kardeşim. Bu nedir böyle? “Acınızı paylaşıyoruz.” Ne acısı? Allah diyor ki ayette; “canları Allah’a teslim olurken hiç acı duymazlar” diyor, şahadet makamına çıkarlarken. Bir müjdedir, Allah’tan gece gündüz dua ediyoruz, istiyoruz, niyaz ediyoruz şehit olmayı. Bu nasıl bir akıl?

BÜLENT SEZGİN: Şehitler de Kuran’da Allah’ın belirttiği üzere “müjdelemek isterler” diyor “geride kalanlara bu güzelliği.”

ADNAN OKTAR: Tabii,“keşke bize gelseniz, bize yakın olsanız, bizimle beraber.” Hatta şaşırıyorlar niye gelmiyorlar acaba diye.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, dün Ankara ve Kocaeli’nde de şehitlerimiz tekbirlerle uğurlandı. Ankara Nallıhan’da tüm sokaklar Türk bayraklarıyla süslendi ve şehidimiz köyün sokaklarından geçirilip camiye getirildi şehidimiz. Kocaeli’nde Türk bayraklarıyla binlerce kişi şehidimizi uğurlamaya geldi. Hem Ankara’da hem Kocaeli’nde tekbirlerle “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganlarıyla şehitlerimiz uğurlandı.

ADNAN OKTAR: “Şehitler ölmez vatan bölünmez” sadece ona bağlı kalmasınlar. Birçok slogan olabilir, birçok olabilir. Yıllardan beri aynı şey söyleniyor. O şart değil. Çok değişik, daha da güzel sözler söylenebilir ama tekbir şart. Mesela topluca olması için gür sesli birisi “tekbir” diye bağırırsa, hep bir ağızdan “Allah-u Ekber” derler, yer-gök inler. Bir daha tekbir; Allah-u Ekber, bir daha tekbir; Allah-u Ekber. Bu çok güzel, ülkücülerin de “ya Allah bismillah Allah-u Ekber” o da çok güzel. Buna benzer güzel sözler, güzel zikirler çok fazla geliştirebilirler. Ama bu cenaze marşını, Allah rızası için yapmasınlar bunu. Bu nereden çıktı bu? Tekbirlerle, salavatlarla götürülür şehit. Hoca efendiler kafasına Osmanlı döneminin o sarığından şey yapıyorlar. Hadi neyse dedik o resmi olduğu için bir şey demiyoruz. Akıl almaz sıkıcı konuşmaları, hepsini tenzih ederim de bir kısmının, konuşuyor, konuşuyor, konuşuyor eline fırsat geçti ya bir buçuk saat konuşuyor. Bırak. Millet cenazeye gidecek, güneşin alnında adamları. Bir de kendi kafasına göre konuşuyor, ne konuştuğu da belli değil, karnından konuşuyor. Net konuşması da yok. Kuran ayeti söylesene doğrudan, ayetle konuşsana direkt. Kendi kafasına göre, kendi mantığına göre, o anda ne aklına gelirse anlatıyor. Ve şehidi en az bir üç-dört saat gezdirmek lazım şehirde, en az. Tokat’ta ara mahallelere kadar gezdireceksin, yer-gök yıkılacak. Böyledir.

O meydana gelen ruhaniyet, o meydana gelen bereketi bir düşünün. Allah gürül gürül anılıyor, Allah zafer, bereket verir o zaman, Allah güzellik verir. Cenaze marşında insanın içi kapanır, yapmayın etmeyin Allah aşkına. Bandoyla mehter çalsa olur, yiğitlik, kahramanlığı anlatan mesela Osman Paşa marşı olabilir, hepsi olabilir. Mesela yelkenler biçilecek, hepsi olur. Ama bu adı üstünde cenaze marşı, ne anlama geldiği de belli değil. Bir şey oluştuğunda ona alışıyorlar o şekil de devam edip gidiyor, bırakın onları gerek yok. Tekbir gibi güzeli var mı? Salavatlar ne kadar güzel. Yalnız tabii o makamlı olarak salavat zordur onu birisinin idare etmesi lazım. Allah-u Ekber Allah-u Ekber denildiğinde o bütün güzelliğiyle söylenmesi gerekiyor. Kalabalığın bunu söylemesi hemen hemen imkansızdır, yapamazlar. Çok gür bir hoparlörden yönetilmesi gerekiyor. Ama tekbir kolaydır. Birisi “tekbir” diye bağırır, hep beraber Allah-u Ekber dersin, yer-gök inler.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Kürt milliyetçiliğini kullanarak terör yapan örgütlerin bir şemasını göstermek istiyorum. PKK; faaliyet alanı Türkiye, İran, Suriye, Irak. Bunlar PJAK, KCK ve PYD diye ayrılıyor. Faaliyet alanı; PJAK-İran. KCK; PKK’nın çatı yapılanması. PYD; faaliyet alanı Suriye. YRK; PJAK’ın silahlı kolu. HPG; PKK’nın Irak’taki silahlı gücü. YDG-H; PKK’nın Türkiye’deki şehir genlik yapılanması. YPG; PYD’nin Suriye’deki silahlı gücü, PYD’nin silahlı gücü.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İstihbarat raporlarına göre, Türk Silahlı Kuvvetlerinin son hava saldırıları sonrası dört yüz on PKK’lının öldürüldüğü açıklandı. İstihbarat birimleri yaklaşık beş yüz yaralı teröristten yetmişinin yaşamını yitirdiğini tespit etmiş. Böylece Kuzey Irak operasyonlarında etkisiz hale getirilen terörist sayısı üç yüz kırktan dört yüz ona yükseldi.

ADNAN OKTAR: Ama şimdi ben tabii ordumuza saygım büyük de, fakat öyle bir şey olsa onlar cenazeleri Türkiye’ye getiriyorlar, annesine babasına teslim ediyorlar. Ve sayıları hep de blok sayılar mesela yetmiş, üç yüz, beş yüz. Yıllardan beri biz bunu duyarız. Açalım, getireyim ben gazete kupürlerini getireyim, sayısı on binlere varıyor toplamda. O hesaba göre hiç PKK’lı kalmamış olması gerekiyor. Herifler ayı yavrusu gibi geziniyor ortalarda, olduğu gibi dimdik ayakta. Sadece olan bizim askerimize oluyor. Amerika zaten “sakın” diyor “PYD’ye falan dokunmayın, oraya eğer IŞİD gelirse de, onları vurun” diyor. Böyle bir ortamda böyle bir haber, kuşku meydana getirebilir. Biz kimsenin ölmesini istemeyiz. Kan da istemeyiz, damla kan aksın istemeyiz. Ama haberler sıhhatli gibi görünmüyor. Böyle olsa bunu PKK kendi de yayınlar. O cenazelerin fotoğraflarını koyuyor yahut bir kısmını Türkiye’ye getiriyor, bunları bir yerde gömüyor yani bir şey yapıyorlar. Cenaze sokakta kalmıyor. Orada çürüsün diye bekletmezler. Hatta çatışmada bile birisi vuruluyor, hep sürükleyerek götürüyorlar, kendileri alıp götürüyorlar. Ve mutlaka Türkiye’ye getirip akrabalarına veriyorlar, tanıdıklarına veriyorlar. Burada bir gariplik var, bunu bir izale etmeleri lazım.

GÖKALP BARLAN: PKK’nın ölülerini gösteriyorlardı eskiden, ordu gösteriyordu fotoğraflı, videolu.

ADNAN OKTAR: Biz ölü resmine meraklı değiliz, kimsenin de ölmesini istemeyiz, fakat böyle dört yüz, beş yüz, yetmiş kişi bunlar biraz garip duruyor. Ve buna dair PKK’nın hiçbir açıklaması yok, hiçbir cenaze gelmesi mevzu bahis değil, hiçbir yerde adam gömülmesi mevzubahis değil. Bunların bir mezarlığı yok mu, bir yeri yok mu? Yok böyle bir şey, herifler eşek gibi duruyor. Ama gitsinler öldürsünler demiyorum ama böyle bir olay yok ortada, görülür bir olay yok. Tamam, dedikleri doğrudur bir şey demiyoruz ama fiili bir delil yok ortada. PKK cenazeleri de oldu ama üç-beş tane oldu, HDP’li belediyeler törenle kaldırdılar. Belediye araçlarını emirlerine verdiler yahut hizmetlerine verdiler diyelim ve kaldırdılar, görüldü bu. Sen dört yüz kişi öldü diyorsun, yetmiş de ilave var diyorsun yahut ona benzer. Toplam benim gördüğüm altı yüz, yedi yüz, bini buldu neredeyse şu ana kadar denilenler. Ortada böyle bir cenaze yok, bir adam yok. Bir gariplik var. Irak’ta gömdülerse, orada gömdüklerini göstermek mümkün. Çünkü arazi, uçak görüyor yukardan, helikopterle görebilirler. Buraya gömdüler dersin. Dolayısıyla bu çok kuşkulu bir görümüm veriyor, buna bir açıklık getirsinler. Bir de biz bunu yıllardan beri duyarız. Dağ-taş bombalanır, boş arazi, işte “mevziler allak bullak edildi.” Vatandaşın parasıyla elde edilen o mühimmat dağlarda harcanıyor. Hedef vurmak; hedef diye bir şey yok ki PKK’nın hedefini vurasın. Ama mesela kayalık alanı çökertirsen, o herkes tarafından görülecek bir şey. Kamerayı koyarsın, o mağaralarının bulunduğu Kandil’deki mağaralık alanları yerle bir edersin, bu görülür. Bu hakikaten somut neticedir de. Hakikaten adamlara mağara bırakmamış oluyorsun. Adamların müstahkem mevzileri var mesela bir bölgeyi olduğu gibi majina hattı gibi savunma hattı haline getirmişler. Obüs tarzı toplara varıncaya kadar adamlarda var, her şey var. Bu bölgeye, altına TNT yerleştirip söylersin “arkadaş” dersin, “burayı boşaltın. Bekleriz gerekirse bir ay, iki ay da bekleriz, tamamen boşaltıncaya kadar.” Boşaltınca da bombalayıp indirirsin aşağıya.

Suriye’de IŞİD, YPG’lileri sürekli öldürüyor. Öldürdüklerinde bunların hepsi Türkiye’ye geliyor, sınırdan alıyorlar, bu görülüyor. IŞİD hakikaten öldürüyor adamları. Ama Türkiye’nin iddiası “dört yüz- beş yüz kişiyi öldürdük” diyorlar ama ortada öyle bir cenaze yok, hiçbir yerde yok. Bu biraz garip duruyor. Ya bunu hiç yapmasınlar bu haber vermeleri veyahut ispat ederek anlatsınlar ki, kamuoyunda acaba olmasın. Ama bak tekrar ediyorum, sadece olay inandırıcı görünmediği için söylüyorum, yoksa biz adam öldürülsün istemiyoruz. Damla kan aksın istemiyoruz. Bomba atacağına kitap atarsın adamın üstüne, broşür atarsın mesele hallolur. Eğitirsin, gerçekleri anlatırsın. Çok samimi bir dille, sevgi dolu bir dille anlatırsın, kökünden halledersin.

Bunlar şehit konusunu anlamadılar. Şehitliği istemek farzdır. Müminin ahlakıdır bu. Hakikaten cumhuriyet tarihinde ilk defa bir bakan şehitliği istedi, benim konuşmalarımdan sonra cesaret bulup söyledi. Ama doğru yaptı. Ahmet Hakan da benim gördüğüm, samimi olarak istemiş şu an. Ama adamların tepkisinden çekindiği için de hafif böyle alaycı bir yapı da var ama farkındayım ama böyledir gibi konuşmuş. Dolayısıyla, nasıl Allah’ın rahmetini istiyoruz, nasıl Allah’tan güzellik istiyorsak, Allah’tan şehitliği istemek durumundayız biz. Allah şehitliği övmüş ve şehitler de bizim onlara katılmamızı istiyorlar zaten. “Güzellik” diyor Allah. Bak, “İki güzellik” diyor. Güzelliği mümin istemekle mükellef değil mi Allah’tan? Gazilik veya şehitlik, bak “İki güzellik” diyor. Biz güzelliği isteyeceğiz tabii Allah’tan.

Şimdi kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Programımız kısa videolarla devam ediyor.

VTR: Darwinistler Ne İddia Etmişlerdi, Ne Oldu?

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Birisi bir şey söylemesi lazım.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Samsun’da Iraklı bir mülteci köylüler tarafından PKK’lı olduğu düşüncesiyle yakalanıp tartaklandı.

ADNAN OKTAR: Olur öyle şeyler, bilmemiştir, o kadar önemli konular değil. Ama Karadeniz halkı PKK’ya karşı en hassas topluluk. En sıkı kabadayı da oralardan çıkıyor benim gördüğüm. Anadolu’nun da kabadayısı ünlüdür. PKK’lıya karşı tepki çok önemli ama yetki verilsin. Vatandaş teröriste karşı kendini savunduğunda, bir sorun çıkmasın. “Niye kendini savundun?” Bu olmaz. Mesela polise adam silahı doğrultuyor, bak geçenlerde bir dönerci “polise ateş etmeye kalktı bir terörist” diyor. Adamı gördüm ama yapacak bir şey yok” diyor adam. Vatandaşa yetki ver. Yetki ver, adam gereğini yapsın. Bir şey yaptığında, ağır hapis cezasıyla yargılanıyor. Olmaz. Değil mi? Mesela adam kolunu kırsa, “niye kolunu kırdın?” diyorlar. Silah var elinde, ne yapsın? Nasıl yapması gerekiyor? Kanun hukuka saygılıyız ama hukukun bu konuda çok geniş olması lazım. Terörle mücadele kanununa yeni ek maddeler eklenmesi lazım. Mesela askere, polise saldıran teröristi vatandaş yardım etsin. Devlet bunu desin. “Vatandaş yardım etsin” desin. Ve “Sorumluluğu yoktur” desin. Askerle, polisle terörist çatıştığında vatandaşa sonsuz yetki verelim. Sonsuz yetki. Bak bakayım yapabiliyorlar mı? Öbür türlü olmaz ki. Adam bir şey yapıyor terörist kaçıyor, adam içerde. Bir hafta içeride. Sonra ihtiyaten tutuklanıyor. Sonra yedi ay falan içeride duruyor. Sonra hakim önüne çıkıyor, sonra nüfus tespiti için yeniden mahkeme atıyor yine bekliyor, sabıka kaydı bekleniyor. Bu olur mu? Hem devlete hizmet edecek adam, hem böyle olaylar. Tekrar ediyorum, kanun hukuka saygılıyız, fakat kanun hukuk düzenlensin. Böyle olmaz.

Birileri bir şey söylesin.

BÜLENT SEZGİN: Hakkari’de beş PKK’lı bomba yerleştirilirken öldürüldü. Hakkari’nin Yüksekova ilçesine bağlı Kamışlı Köyü’nde yola el yapımı patlayıcı düzeneği yerleştiren beş terörist etkisiz hale getirildi.

ADNAN OKTAR: Tekrar tekrar söylüyorum, kimsenin öldürülmesini istemeyiz ama Allah vermesin bir şey olduğunda da, kimse sorumlu olmasın. Vatandaş, askeri, polisi korur. Kanun çıkartsınlar. Yahut terörist sokakta, caddenin ortasında otomatik silahla geziyor, “Ne yapıyorsun?” diyebilmesi lazım vatandaşın. Otomatik silahla, “Bu ne?” falan demesi lazım. “Burası dağ başı mı?” demesi lazım. Diyemiyor. O bir dangalaklık yaptığında, vatandaş hemen kendini savunabilmesi lazım. Otuz kere söyledim bunu artık bir şekilde yapsınlar.

Kürt kardeşlerimiz, bunlardan nefret ediyor. Bir olay olduğunda binlerce insan, oradan kaçıyor. PKK’ya kimse destek olmaz vatandaş olarak. Diyor ki, “İç ayaklanma olur.” Öyle değil. Sadece bunlar rehine alıyorlar halkı, bu halkın onlara taraftar olduğunu göstermez ki. Halka sen kanun çıkarırsan yani sen kendini koru, gerektiğinde koru, sana hiçbir şey olmayacak” dersen, halk kendini öyle bir korur ki. Devlet hayretler içinde kalır, çoktan PKK’yı bitirirlerdi. Yani istediğin gibi kendini koruyabilirsin desin PKK’ya karşı bak bakalım ne oluyor. Yani sıfır sorumluluğun var dersen, konu biter. Sadece olay yeri inceleme gelecek, böyle bir olay oldu, tamam teşekkür ederim vatandaşım diyecek, o kadar. Elinde silahla, direkt kazmayla kürekle elindeki silahlarını düşürürler. Öyle bir şey yok. Direkt tutuklayıp götürürler. Hepsini yakalar vatandaş. Ama başı gırtlağına kadar belaya giriyor.

AYLİN KOCAMAN: Siz daha önce söylemiştiniz Siverek’e giremiyor PKK.

ADNAN OKTAR: Mesela Siverek, efe doludur, kabadayı doludur. Ben biliyorum hepsi vatansever, vatanseverlerle doludur orası. Bilinmeyen vatanseverlerin de yeridir. Bir bilinenler vardır, bir de bilinmeyen vatanseverler vardır. Siverek’ten çok bilinmeyen vatanseverler çıkar.

BÜLENT SEZGİN: Karadeniz’de de bir deneme yapmışlardı, yaka paça.

ADNAN OKTAR: Bir de çözüm sürecinin ne olduğunu dünyada hiç kimse bilmiyor. Yani Amerikan derin devleti biliyor, Abdullah Öcalan biliyor ama biz bilmiyoruz. Yani burada nihai amaç nedir, söylemiyorlar. Adam süreç dediğinde, bir şey istiyor senden. Ne istediğini söylesene. Tabii ki bölünmeyi istiyorlar ve Abdullah Öcalan’ın bırakılmasını istiyorlar. Bu olmaz.

AYLİN KOCAMAN: Adnan Bey, siz en başında bu çözüm sürecinin ayıklanacaklar, güçlenecekler demiştiniz bu konuyu kullanacaklar. Gerçekten YDG-H’de şu an “o dönemde güçlendik” diye itiraf ediyor.

ADNAN OKTAR: Ben söyledim zaten sürekli silah yığınağı yapıyorlar, adam yığınağı yapıyorlar tehlikeli bu dedim. 3 yıldan beri anlatıyorum en az 300 kere falan söylemişimdir en az. Yeni silahlar alıyorlar. Ama vatandaşa yetki verirlerse, bunlar sıfıra iner. YDG-H’nin PKK’nın yetkisi, Türk halkında niye olmasın? Onlar Türk halkına saldırma yetkisine sahipte, Türk halkının kendini savunma yetkisi nasıl olmaz? En az onlarınki kadar bizimde yetkimiz olursa, konu biter. 80 milyonla onlar nasıl baş etsin o zaman? En az onların yetkisine sahip olmamız lazım. Mesela onlar kendilerini savunacakları vakit şeyleri yok, uçsuz bucaksız. Bizim de uçsuz bucaksız olması lazım yetkimizin. Bak bakalım yapabiliyorlar mı o zaman.

AYLİN KOCAMAN: Adnan Bey, siz namaz için şunu söylemiştiniz; “Allah her dakika bize her şeyi veriyor. Çok güzel teşekkürdür namaz, çok güzel şevkle gidilir namaza” diye.

ADNAN OKTAR: Hz. İbrahim (a.s), mesela çöl ortamı, güzel tertemiz kum ortamı temiz bir seccadesi oluyor mesela deve yahut koç derisinden falan seriyor, beş dakikada kılıyor namazını. O kadar içinden çıkılmaz hale getiriyorlar ki yani, o kadar yani. Yapma.

Benim çekindiğim bu nesil biterse sanatçı kalmayacak, bu bayağı tehlikeli bir şey. Mesela çok değerli bir insan Mustafa Keser, yani Allah vermesin, Allah ömrünü uzun etsin, bu kişinin yerini dolduracak sanatçı yok. Bunda bir acayiplik var. Bunu devlet büyük bir tehlike olarak görmesi lazım. Sanatçı kalmazsa dünya ne olur? Bir de sanatçı iyi desteklenirse sanatçı çoğalabilir. Günü dolduruyor sanatçılar, işte Beyoğlu’na akacağım bilmem ne falan. Sanatçı olmayan sanatçılar gelişiyor. Yani onları sanatçı diye tanıtıyorlar. Böyle olmaz kardeşim. Anadolu ruhunu bilecek. Türkiye’nin ruhunu bilecek. Mesela Mustafa Keser Anadolu felsefesinin ruhunu çok iyi kavramış bir insan. İbrahim Tatlıses de öyle. Ama yeni nesilde bunu kavrayan insan sayısı az. Bu çok çok büyük tehlike. Bir de milli amaçlara yönelik gençlik yetiştirilmiyor. Yani herkes kendi haline bırakılıyor. Onlarda işte birçoğu köşe dönmeci oluyor. Böyle olmaz.
Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bitlis Emniyet Müdürlüğü; “ekiplerince gerçekleştirilen operasyonlarda teslim olan teröristlerin örgüt içinde insan onuruyla bağdaşmayan muamelelere ve davranışlara maruz kaldıklarını, aynı muameleye maruz kalan birçok örgüt mensubunun pişmanlık içerisinde olduğunu, örgüt tarafından infaz edilmekten korktukları için örgütten ayrılamadıklarını beyan ettiklerini.

ADNAN OKTAR: Doğru, PKK’nın yüzde 99’u böyle. Adam niye PKK’lısın diyor? Kardeşim otomatik silahı karnına dayıyor alıp götürüyorlar adamı. Bunlar Anadolu çocukları, bilmez böyle şeyi. Dehşet ve şiddet ortamında korkutarak, gencecik kızın ne işi var dağda, 17 yaşındaki kızın? Elinde Stalin’in yazıları, Lenin’in kitapları, içi kararır çocuğun. Yani istemeye istemeye, örgüt yolunda hizmetçi oluyorlar. Yani tabii suç işleyenler, ayrı. Onlar suç işlemeyenlerin zorla götürülenlerin masumluğuna inanıyorum. Can aziz, yani canını kurtarmak için gidiyor. Devlet, o rehin alınan insanları kurtarsın. Bunlara PKK’lı muamelesi yapmaya gerek yok. Bunlar silah zoruyla dağa kaldırılmış vatandaşlar hükmünde olması lazım. Ama suç işlediyse-ki, Allah vermesin çok kötü tabii, onu da zorla işletiyorlar. Ama kaçabilir, elinde silah var, kaç git. Etrafa ateş ederek kaçarsın. Git polise teslim ol. Onu da akledemiyorlar. Belanın içine düştüğünde, artık zincirleme gidiyor. Yanına adam veriyorlar çünkü “sen ateş etmezsen ben sana ateş edeceğim” diyor, o da gidiyor adam vuruyor bu sefer. Çok büyük bir bela. Ama tabii zorla yaptırıldı, ne yapalım falan diyemeyiz, suç işlemiş oluyor artık, cezasını çekecek.

Kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

VTR: Komünist Terörün Karanlık Yüzü: PKK’nın Örgüt İçi İnfazları

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Biri bir şey söylerse, konuşalım.

KARTAL GÖKTAN: PKK’nın Iğdır’da Suveren Jandarma Karakolu’na dün doğalgaz yüklü tankerle gerçekleştirmek istediği intihar saldırısını, el freni çektiği tankerden atlayarak önleyen kahraman şoför konuştu. ‘’Bende nasıl olsa öleceğim. Aracı karakola sürmeyeyim. Mehmetçikler ölmesin diye düşündüm. Bu arada terörist bombanın kablolarıyla uğraşırken, silahını dizinin üstüne bıraktı. Bende el frenini ve imdat frenini çekerek kendimi aşağı attım. Üniversitenin bahçesine girdim, bağırarak yaklaşmayın bomba var dedim.’’

ADNAN OKTAR: Aferin. Kardeşim vatandaşa biraz yetki verseler, o silahı da alır, gereğini de yapar. Yani biraz elini çözsünler vatandaşın. Vatandaş gereğini yapar. Yani felç edilmiş oluyor vatandaş öbür türlü. Adamda sonsuz yetki, vatandaş da bir avuç yetki. Nerede ne yapacağını bilemiyor vatandaş, böyle olur mu? Elinin tersiyle kodun mu oturtur istese ama adama bir şey olsa hayda git ifade ver. Anadolu delikanlısı küvetlidir. Kodun mu yani ağzı burnu birbirine girer adamın yani. İstenmez bu ama can havliyle başka türlü ne yapacaksın. Adam çok fazla askerimizi şehit edecek. Tabii ki orada gerekirse adamın kafasını gözünü dağıtır veya onu rahatça emniyet kuvvetlerine yaka paça teslim eder.

Gurur olmayınca, insan güzelleşir. Enaniyetli insan çirkinleşir. Genç kızlar, bunu bilmiyor. Mesela enaniyetli oluyor, nemrut gibi olur, firavun gibi olur. Etim güzel diyor. Etin güzel olsa ne olur, nihayetinde kan kemikten oluşuyor. Olur mu o kişilik? Genç kızların bir kısmı kişilikle değil de bedenle güzel olmaya çalışıyorlar. Asla güzel olamaz asla. Bir kere insan aciz ne yaparsan yap güzel olamaz. İmanla, takvayla, tevazuyla, mahfiyetle Allah’ı teslimiyetle güzel olur yoksa enaniyetli kibir ona nemrut uğursuzluğu gelir, firavun kiri gelir üstüne, firavun iticiliği gelir. Haberi bile olmazsa onun. O gururla çok süslü olduğunu zannediyor, halbuki bir nemrut kiri vardır, firavun iticiliği vardır. Üstüne gelir ve kutulamaz onandan, Allah esirgesin. O pisliği üstünden atacak, o kirli koku üstünden gidecek. Birçok genç kız, delikanlı öyle biliyor, gururla böyle erişilmez çok güzel olduklarını zannediyorlar. Halbuki o nemrut kokusu, nemrut kiri hemen üstünde yapışır. Bu nemrut uğursuzluğu. Hani derler ya çok nemrut adam derler. Yani o iticilik. O, onun farkına varma dışarıdan bakan onu anlar. O acayip güzel olduğu kanaatinde etle, kemikle, elbiseyle olmaz, etle kumaşla olacak iş değil. Ruhla olur. Ruh yoksa, nemrut kartlığı, nemrut uğursuzluğu üstünü sarar.

KONUK: Cennetteki kadınlarında “yüzleri güzel, huyları güzel” diye Allah bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Bak Allah diyor ki “huyu güzel, yüzü güzel.” Önce huyundan bahsediyor ayette. Huyu güzel. Yoksa insan ne var? Doğal ihtiyaçları olan, etten, kemikten, yağdan, kandan oluşmuş varlık. Enaniyet yapınca, daha da komik oluyor, daha da aciz oluyor. Bakımla süslenip elbise, kumaşın rengi üstü başı boyanın rengi, onu çok etkiliyor, müthiş bir şey olduğunu zannediyor. Ruh olmazsa, maneviyat olmazsa, tevazu olmazsa, nemrut uğursuzluğu, nemrut iticiliği üstün oturur. Zannettiği gibi olmaz. Boş yere uğraşır. Mesela firavunda öyle, süslenip çıkıyor milletin karşısına çok havalı olduğunu zannediyor, millet tiksiniyor haberi yok. Kafasında taç oluyor, şu oluyor bu oluyor, her yerini süslemiş oluyor. Milleti o ilgilendirmez. O imansızlık nursuzluğu, enaniyet nursuzluğu üstüne oturmuş oluyor. Onun için halk nefret eder genellikle firavunlardan, nemrutlardan, deccallerden, hiç sevenleri olmaz. O enaniyet ve kibirliliklerinden dolayıdır. Ayette diyor ki “büyüklendi” diyor. Nereye büyükleniyorsun? Ölüp gideceksin.

AYLİN KOCAMAN: “Büyüklük gururu onu günaha sürükler kuşatır” diyor Allah.

ADNAN OKTAR: Tabii. Bu kadar aciz varlığın büyüklenmesi büyük mucize. Bu kadar zavallı olmasına rağmen büyüklük içinde olması. Çok yaygın gençlerde. Zenginlerde çok oluyor özelliklerde zenginlerin çok dikkat etmesi lazım. Malıyla övünüyor, zenginliğiyle övünüyor. Fakirlere karşı içinde bir nefret oluyor. Gariplerim onlarda onunla eziklik duyuyorlar. Nedir o nihayet, et, kemik, yağ, kandan oluşmuş bir şey, ona elbise giydirsen ne olur giydirmesen ne olur? Koyununda etini şey yapıyorlar. Git sen bunu istediğin kadar süsle. Değil mi? Koyun kafası da satıyorlar. Sen onu istediğin kadar süsle istersen ne sürüyorsan sür. Etle kemikle olmaz. İman, samimiyet, tevazu, bu olacak. Acayip çiziyorlar makam mevkide, acayip büyükleniyor. Halkın arasında kafayı dimdik dikerek. Ne oluyorsun? Daha onlar arasından çıktın. Benim maaşımla, benim verdiğim parayla orada görev yapıyorsun. Siyasilerde de oluyor, acayip havaya giriyor. Senden hava civa bekleyen yok öyle bir şey yok, öyle bir mecburiyetinde yok. Daha dünün garibanı, bakıyorsun kafasına esse dağlara erişecek. Paranı da ben veriyorum ve ben bakıyorum sana. Garibanın tekisin, yapma etme. Ne büyükleniyorsun? Biz seni büyüklen diye göndermedik ki, hizmet et diye gönderdik. Çok mütevazi güzel huyludur Kürtler. Buraya korucular geliyor, korucu başı. Nasıl hürmetli, nasıl sevecen, nasıl saygılı. Kürt çocuklar acayip şekerdir onlar. Ona bir tane bisküvi, dünyalar gibidir, acayip mutlu. Çikolata versen, aklını atar zaten. Bir paket çikolata versen, aklını atar. Yemez saklıyor, ne yapacağını şaşırıyor. Bakıyor bakıyor yine bakıyor, yemez onu. Lastik ayakkabıyla niye gezdirelim çocukları yırtık pırtık? 2015’de el kadar çocukları ayağında yırtık lastik ayakkabı, leş gibi lastik kokuyor, ne işi var? Çorap yok zaten çocuklarda. Simsiyah oluyor ayakları, yazık günah değil mi?

KONUK: Karda terlikle okula gidiyorlar dün göstermiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Geçen gün Hakkari’de bilinen Kürt müsün? Demiş bizim çocuklara birisi cevap olarak Kürt’üm diyemediği için demiş ki “biliyorsun hangi ırktan yaratıldığımızı seçemeyiz” demiş. Bu ne korkunç iştir.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Birkaç Kürt çocuğun remi vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım acayip şeker oluyor onlar. Şu tatlılığa bak. Yanaklara bak, arkadaşı da kendi gibi tatlı, şu şekerliğe bak şu şekerliğe. Onlar benim tırnağı olmaz benim canlarımın. Bende biliyorum, sözü bende gördüm. Burada bir Kürt kardeşimiz vardı. Kürt demedi de çok dolaylı “Cenab-ı Allah bizi zaten Hz. Adem (a.s)’dan yaratıyor, önemi yok hangi şeyden olduğumuzun” gibi. “Hepimiz Allah’ın kuluyuz” ona benzer bir şey söyledi. Diyemedi Kürt’üm diye. Ne korkunç bir şey. Adamları mı delirteceksiniz nereden çıkardınız bu dangalaklığı? Hangi serseri bunu bu hale getirdiyse meydana gelmiş. Bunu düzeltmek lazım. Üstelikte çok necip, asil insanlar. Çingene’de de öyle. Benim tanıdığım vardı Laz diyor “ııı” yapıyor. Laz dünya tatlısı bütün dünya seviyor. Laz demek, can demek bayağı şeker, neşeli, namusuna düşkün, dindar, çok efendi. Ahlaksızlık ciğerlerine yerleşmiş adamların. Ermeni deyince nevri dönüyor. Yahudi deyince nevri dönüyor. Seveceğin insan yok mu senin? Sen nasıl insansın? Allah sana hidayet versin, aklını almış Allah, Allah sana akıl fikir versin. Özellikle bu Kürt kardeşlerimizi onore ederek Kürtlüğün yüceliğini, güzelliğini güzel bir şekilde anlatalım.

Mesela arama yapıldığında bizim enteller, acayip sinirleniyorlar. PKK’nın olduğu yere gitmişler Kandil’e Karayılan toplantısına, hepsini tek sıra dizmişler kilotlarına kadar arıyorlar PKK’lılar. Bak fotoğrafı da var.

Bak Atatürk ne diyor, Tayyip Hocam’ın da dikkatine. “Amerikan sistemini uygulamayı hiç aklıma getirmedim.” Yani başkanlık sistemini hiç aklıma getirmedim diyor Atatürk. “Yasaya aykırı biçimde Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlığı birleştirmeyi asla düşünmedim. Millet bilir.” diyor. Başkanlığa Atatürk karşı. Biliyor da onun için. Doğrusunu bildiği için böyle söylüyor.

BÜLENT SEZGİN: Atatürk’ün sözünü gösterebiliriz Adnan Bey ekrandan.

ADNAN OKTAR: Göster.

BÜLENT SEZGİN: “Amerikan sistemini uygulamayı hiç aklıma getirmedim. Yasaya aykırı biçimde Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlığı birleştirmeyi asla düşünmedim. Millet bilir.”

ADNAN OKTAR: İşte bu kadar.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey yazılarınız hakkında bilgi verebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Amerika’nın Ortadoğu’daki müttefiki kim?” Başlıklı makaleniz Pakistan Observer Gazetesi’yle internet sitesinde ayrıca Wikly Blitz Haber Sitesi’nde yayınlandı. Amerika merkezde Jefferson Corner’de iki yeni yazınız yer aldı. Başlıkları şöyle; “sosyal Darwinizm ve kayrılmış ırklar miti.” Ve “sevgi dostlu ve kardeşlik için çabalayalım.” Bu konu önemli bir konu.

BÜLENT SEZGİN: Programımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Yeni Bulunan Fosiller, Evrimcileri Yalanlamaya Devam ediyor.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhuriyet Gazetesi genel yayın yönetmeni Can Dündar, Fransa’da yayın yapan Liberasyon’a konuştu. Türkiye gündemini Fransız gazeteye anlatan Can Dündar; “devletin terör örgütü PKK’ya yaptığı hava operasyonlarında Kürt sivilleri katlettiğini” iddia etti.

ADNAN OKTAR: Yok. Tabii olabilir, öyle bir operasyon yok ki. Dağa taşa bomba atıyorlar, öyle bir şey yok. PKK’yı hedefleyen bir operasyon, Allahualem yok. Dört yüz beş yüz kişi öldü hepsini getirirlerdi cenazelerinin, Türkiye’den gelme, hiç biri gelmedi, öyle bir şey yok. Psikolojik rahatlasınlar, öfkeleri gitsin diye söylenmiş sözler. Öyle bir olay yok. Belki köyleri bombalama olabilir, bir yerlere atmışlardır üç beş köylü vefat etmiş olabilir, şehitlere Allah rahmet etsin. Onlarında ismi belli değil, söylüyorlar sadece lafta kalıyor. Öyle bir şey olsa yeri göğü birbirine katarlar resimleri ortaya koyarlar. PKK’nın elinde olan şeyler bunlar. Benim kanaatim on kişi bile yok, öyle bir şey yok. Hayır ölsünler, yaralansınlar demiyorum ama öyle bir olay yok. O eskiden psikolojik yönden rahatlasınlar diye söylüyorlar işte şu kadar adam gitti, şu kadar bilmem ne oldu. Yerle bir ettik tesisleri öyle bir şey olsa zaten PKK çoktan yeryüzünden silinirdi, biterdi. En az on bin kişiden bahsediyorlar şu ana kadar. Beş yüz kişi getiriliyor, altı yüz kişi getiriliyor bunlar bir avuç adam. Psikolojik rahatlatma için söylenen sözler gibi geliyor bana, bilmiyorum. Çünkü ortada bir delil yok.

Ahir zamanın müjdeleri, mucizeleri peş peşe oluyor, bir gaiplik oldu. Bu son zamanda çıkan ahir zaman alametleri var ya, çok şaşırtıcı. Peş peşe, peş peşe, peş peşe, maşaAllah. Ne kadar garip, aynısıyla çıkıyor. Hz. Hızır (a.s) pergeli bir daha çevirecek gibi görünüyor bu aralar, 2016 için, inşaAllah. Önümüzdeki günler üstadlar gelecek, size haber getiririm ben, inşaAllah. Meşriki azamlar, dünya üstadları yani. Bende saklı gizli yok. Gizli gizli toplantı yapmam ben.

Alemi severim, alem insanın ruhunda vardır. Cennet de alem yeridir, eğlence yeridir.

En ince olaylara kadar, bak diyor ki; “Abbasi ordusundan mühim görülen bir adam Celawla ve Hanekin arasında yakılacak” diyor, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametlerinden birisi. Allah Allah, aynısı oldu. Adamı kafese koyup yaktılar.

AYLİN KOCAMAN: Tek bir örnek oldu.

ADNAN OKTAR: Tabii, inanılır gibi değil, bu kadar detaylar. Bak hadiste; “Orduda önemli görülen bir adam” diyor. Her hangi biri değil yani inanılır gibi değil. Hakikaten orduda çok önem verilen bir genç o, yakılan. Orduda tümgeneral.

Göster. O yakalandığında, IŞİD tarafından yakalandığında. Bak o da yakılırken.

Tabii çok acı olaylar bu mesela çocuk gitti Müslümanları yaktı, Napalm bombasıyla, onlar da dediler ki, yakma öyle olmaz böyle olur dediler, bu sefer de onlar da onu yaktı. Hadi de ki hata yaptı diyelim, tövbe istiğfar ettir, kendi yanına çek. Belli ki hata yapmış, cahillik yapmış. Tövbe istiğfar eder, yakmaya ne gerek var? Amcası tümgeneral ama bu orada çok önemli bir insan bu çocuk.

KONUK: Aile de ünlü bir aile.

ADNAN OKTAR: Evet. Ürdün kralı seyyiddir, Peygamberimiz (s.a.v) soyundandır. Çoğu seyyid zaten orada krallar, padişahlar.

Kakaoyu kim bulduysa Allah ondan razı olsun, şahane bir şey. Özellikle sütlü kakao şahane. Ama cennet içkilerinin yanında hiç. Cennette her yerde. “Irmaklar” diyor, işte onlar esir ırmakları. Oradan her şey akıyor, ne istersen, sonsuza kadar. Cenab-ı Allah diyor “sonsuza kadar yaşatacağım.” Mümin güvenecek. Hz. Adem (a.s) güvenmedi. Allah dedi ki; “sonsuza kadar yaşatacağım” dedi, şeytan dedi ki “öyle değil, seni sonsuza kadar yaşatmayacak aslında. Şu meyve ağacından yersen.” Halbuki meyve ağacı bilakis, vücudunda o sonsuz olma gücünü ortadan kaldıran maddelerle dolu. Yediği meyve zaten sonsuz olma yeteneğini vücuttan kaldıran maddeyle dolu. Onu yediği an vücuduna geçti, sonsuzluk gücünü kaybetti. Tam tersi. Allah “onun sözünde daim bulmadık” dedi Allah. Sonra boyuttan alındı dünya boyutuna verildi. Doğal ihtiyaçlarını görünce ağlamaya başladı. Hiç ummuyordu öyle bir şeyin olacağını, en çok ona üzüldü. Doğal ihtiyaç; bakıyor koltuk altını temizlemesi gerekiyor, burnunu temizlemesi gerekiyor, vücudunu temizlemesi gerekiyor, günün belirli saatlerinde sürekli şey yapıyor. Çok çok çok pişman oldu, defalarca. Ama sonra ulu’l azim peygamberdir. Çok uzun yaşıyorlar o dönemde bin sene, bin beş yüz sene. Mesela yedi yüz yaşındaki adama genç deniliyordu. Yavaş yavaş, yavaş yavaş, kısala kısala kısala yüz yirmi yaşa kadar geldi, sonra geldi geldi geldi yine en son yüz yirmidir ama iyi beslenemediği için insanlar, yüz yirmi yaşına kadar pek yaşayamıyor, iyi bakım yapılamadığı için. Çok nadirattan işte yüz on yaşına kadar yaşayanlar var.

Abdurrahman Kurt; canım kardeşim benim, değerli kardeşim sevgilerini ve selamlarını iletmiş. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Allah ömrünü uzun etsin, Allah onu kötülüklerden korusun, kendini ve ailesini Allah korusun.

Şimdi bana yapmasınlar. Diyor ki; “PKK leşlerini gösteremeyiz, gösterirsek Avrupa Birliği ayağa kalkar.” Bizim askerlerimizi görüyorlar da ayağa kalkıyor mu bunlar? Kalkmıyor. Biz zaten leş görmeye de meraklı değiliz. Ama bunu yapmasınlar, yedi yüz kişi falan böyle bir olay, Allahualem yok. Yedi kişi bile yok. Olsa getiriyorlar zaten, Türkiye’ye geliyor. Bayağı şamata yapıyorlar. Bunlar hep belli Türkiyeli bu adamlar. Yedi yüz falan bir de tam net rakamlar. Yapmayın Allah aşkına gerek yok bunlara. “Tesisler yerle bir oldu” havadan gösteriyorlar. Kötü tuğladan uydurma barakaları var adamların ne tesisi? Öyle bir şey yok. Ama hakikaten yerleştikleri o kayalık alanlar var. Belirli mağaralık alanlar var. Bu mağaralık alanları yerle bir edilmesi mümkün. Bunu yapsınlar. Ama çıkartsınlar adamları, çıksın. Önceden söyleyelim boşaltsınlar, bir daha onları kullanamazlar. Çok güçlü bit patlama olacaktır tabii. Mardin’den, Siirt’ten duyulur, yer gök oynar ve psikolojik yönden de etkilenirler, bunun da etkisi olur, bir daha oraya girmezler. Bu dediğimi yapsınlar. Kim yapsın yani kime bırakıyorlar?

“Selam canım Hocam. Sevgilerimi, özlemlerimi iletiyorum. Seni çok seviyorum.” Aysel Hanım yazmış.

KARTAL GÖKTAN: Dışişleri bakanlığı, Britanya yayın kuruluşu BBC’nin PKK hakkında yaptığı haberlere çok sert tepki gösterdi. Bakanlığın resmi sitesinden yapılan açıklamada BBC’nin terör örgütünün propagandasını yaptığı belirtildi. “Dışişleri bakanlığı BBC’nin PKK hakkında yaptığı haberleri terörizme açık bir destek” olarak vurguladı ve “Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi kararlarını da ihlal etmektedir BBC. Terörizmi teşvik etmek ve övmek suçtur” denildi.

ADNAN OKTAR: İşte bunu sürekli vurgulasınlar. Gece gündüz biz bunu anlatıyoruz ama adamaların kulağından girip. Ama devlet açıklaması önemli olur. Her yere şikayet etsinler. Devletin imkanları uçsuz bucaksız. Bu hayati. Bir yere de değil, devamlı gündemde tutacaklar.

Kızlar ne güzel varlıklar, kadınlar çok güzel varlıklar maşaAllah. Ama çok güzel bakmak lazım, çok özenli olmak lazım. Su gibiler, üzüldüğünde çok çöker. Uykusuna dikkat edeceksin, vitaminlerine dikkat edeceksin, sporuna dikkat edeceksin temizliğine dikkat edeceksin. Çok narin varlıklar.

Aysel Hanım, Cahide, Ufuk kardeşimiz. Osman, Canan, Feyza, Şevki, Gülten, Selma, maşaAllah. Hepsi iltifatlar. Şöyle benimle kavga etmek isteyen birilerini arıyorum ben.

Enes Can; “A9 kanalı gerçekten çok güzel yayınlar yapıyor. Başta Hocamız olmak üzere tüm ekibe teşekkür.”

Miradyo; Murat isimli Kürt kardeşimiz. Kürt Milliyetçisiymiş, çok yaman bir şeymiş. Miradyo’ya sevgiler selamlar. Kürdoni Merdoni, Kürtler mert olur. Ama Kürt milliyetçisi olmaya ne gerek var? Hepsi birbirinden güzel insanlar. Lazlar da güzel, Kürtler de güzel, Çerkezler de güzel. Ne gerek? Burukluk meydan getirir o, iyi bir şey değil ki. Ezildiğiniz için hani hemşerilik ruhuyla rahat edersiniz diye ama biz zaten canımızsınız size zaten sahip çıkıyoruz. Derin devlet artık belasını buldu öyle bir şey olmaz. İt gibi yıldılar, pislik yapamazlar yani.

Kürt düşmanı dünyanın en alçak, en aşağılık adamıdır. Kürtleri küçümseyen adam haysiyetsiz, şerefsiz ve namussuzdur ve pisliktir. Her yerde bu geçerli, bu sözüm. Dünyanın her yerinde. Kahpedir. Kürt kardeşimi küçümseyen kahpedir.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ülkü Ocakları Genel Başkanı Olcay Klavuz, bu hassas süreçte birçoğu sahte hesaplar kullanan bazı kişi yahut zümrelerin, sosyal medya üzerinden Ülkücülerin sokağa çıkmasına dair çağrılar yaptığının görüldüğünü belirterek uyarılarda bulundu. Olcay klavuz; “Ülkücüler, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olmasından hareketle düşünce ve eylemlerini yasal yollardan sürdürmeye kararlıdır. Terörle mücadele etmek, güvenlik kuvvetlerinin asli vazifesidir. Ülkücüler ancak bu vazifenin yerine getirilemediği bir ortamda üzerine düşen sorumluluğu ifa eder.”

ADNAN OKTAR: Son nokta çok önemli. 12 Eylül öncesinde öyleydi. Hakikaten polis acze düşmüştü geniş çapta, ülkücüler polise yardımcı oluyorlardı hakikaten. Cesaretlendiriyordu, şevklendiriyorlardı. Ama şu an tabii polisin askerin elini tutan güçler var. Bilmiyorum neden yapıyorlar. Çoktan bu iş hallolurdu.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras akşam ulusa sesleniş konuşması yaparak başbakanlıktan istifa etti.

ADNAN OKTAR: İşte dedik “bu geldiği gibi gider” dedim. “Kısa sürede gider” dedim. Demedim mi? İlk geldiğinde dedim, “Şamata şen gül geliyor, şamata şen gül gider” dedim. Hiçbir şey de yapamadı, batırdı gitti, bu kadar. Daha yeni söyledim.

BÜLENT SEZGİN: Halka konuşmasında, Nazım Hikmet şiirinden de bir alıntı yaptı.

ADNAN OKTAR: Bir de şarkı söyleseydi üstüne, daha iyi olurdu. O, gitarla falan ekibini alsın bakanlarla bir pop konseri versin, daha güzel olur. Öyle şamatayla olmaz. Yunanistan devleti karar alacak, diyecek ki, “Biz Türkiye’yle birleşme kararı aldık” diyecek. İstanbul Topkapı’da gelecek onların bakanları, Tayyip Hocam da gelecek, mehter takımı yeri göğü inletecek. “Buyurun” diyecekler, “Pasaport da yok, vize de yok. Yunanistan’la Türkiye’yi birleştirdik” diyecekler. Konu bu kadar. Acayip zengin olurlar. Konuyu uzatmaya gerek yok.

“Yok, Çingene demeyelim” diyor. Çingene güzelliğin diğer adıdır. Sanatın, sevginin adıdır. İstanbul’un yerlileri hep Çingene’dir. İstanbul’un yerlisiyim diyorsa, Çingene’dir kökeni. Dünya tatlısıdır onlar. Tevazu onlarda, sevgi onlarda. Benim ahbabım onlar gelirler buraya sık sık sazlı sözlü. Çağıralım yine gelsinler.

Tabii, eğer çok zor bir durum varsa Hızır (a.s)’ın ordusu gerekir. O zaman paralel dikey falan dinlemezler. Küfrü perişan edecek bir güçtür.

Elini sürdüğü yer yeşillenir. Yürüdüğü yer yeşillenir. Toplantıları da öyledir. Masayı koyuyorlar kürsüye toplantı öyle yapılıyor. Öyle herkesin yapacağı iş değil. Fikret sen bana bir şey anlatacak mısın?

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, PKK’nın Silvan’da yeni tuzak taktiği ortaya çıktı. Bir görüntüde ayağına bot giydirilmiş ceset görünümü verilmiş bir mankenle, güvenlik güçleri yaklaşınca patlatacak bir sahte tuzak kurmuşlar.

ADNAN OKTAR: Onlar tam Stalinist akılsızlığı, avanak herifler. Türk polisini kim bilir kendi kafalarına göre nasıl değerlendiriyorlar.

Hz. Hızır (a.s), deccale bir süreye kadar ses çıkarmaz. Hatta çok garibinize gidecek ama destek olur. İmtihanın gereği olarak destek olur. Mesela bak hareket ordusu gelirken Abdülhamit diyor ki; “baktım önde ordunun önde Hızır (a.s) geliyor” diyor, “vazgeçtim mücadele etmekten” diyor. Hemen hemen tamamı masondu gelenlerin. Bütün paşalar falan hepsi masondular. Önlerinde Hz. Hızır (a.s). Kalkacak, hilafet kalkacak. Hz. Mehdi (a.s) geleceğine göre, hilafet olmaz. Fitne olur o. Hem halife var, hem Hz. Mehdi (a.s) olmaz. Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesi için gerekiyordu. Abdülhamit’in kulağına bunu fısıldadılar, dediler ki; “Mehdi gelecek, kapıyı açıyoruz” dediler. Kulağına fısıldayanlar, bastığı yerler yeşil olan adamlardı. Gıkını çıkarmadı Abdülhamit. Hemen teslim etti.

Mesela deccalde, çok acayiptir ama mesela firavunda, mesela süfyanda, alenen yardım ediyor. Belirli bir palazlanıncaya kadar. Sonra da bizzat kendi öldürüyor. Yani Hz. Hızır (a.s)’ın sırrına, insanların aklı pek ermez. Onun için Hz. Musa (a.s) çok itiraz etti. Ne yaparsa yapsın, itiraz etti.

Mücahit Özaydın; “Canım Hocam, sizin gibi Kürt milliyetçisini görmedim. Kürtlerin güzelliklerini sizin gibi herkese anlatan başkasını tanımıyorum. Siz bizim canımızsınız, bizim gözümüzün nurusunuz” diyor. Allah razı olsun. Yok, abartmıyorsun doğru. Darwin bilimsel bir şeyler bulmadı, şüphelendi herhalde böyle bir şeyler olabilir mi acaba gibisinden şüphelendi. Zaten diyor “deliller bulunamazsa benim teorim yoktur” diyor. Yani aklına öyle vesvese geldi adamın benim anladığım. Olabilir birçok insanın aklına gelebilir. Ama bak diyor ki “deliler bulunursa benim dediğim doğrudur, bulunmazsa benim dediğim yanlıştır.” Bulunmadı, yok işte yalan. Yani çok açık Allah’ın varlığı hemen anlaşılıyor. Böyle derin derin düşünülecek bir yönü yok. Hz. Mehdi (a.s) dönemine kadar, PKK’yı kimse durduramaz. O görevi Hz. Mehdi (a.s)’a bırakıyorlar. Halbuki belki yapılabilir. Ama engellerler. Yani o şerefi ona bırakıyorlar. Yani bu garip bir sırdır. Yapacak olana yaptırmazlar. Yapamaz zaten, kaderinde yok. Mesela, IŞİD hiçbir şekilde durduramaz. Bak ne diyor; “10-20 yıla” diyor. Yani yapamayız demeye getiriyor. Onu durduracak, Hz. Mehdi (a.s)’dır. Hz. Mehdi (a.s)’ın dışında hiç kimse durduramaz. PKK’yı durduracak olan Hz. Mehdi (a.s)’dır.

Bediüzzaman diyor; “asrın vekillerinin büyüklerinin bulunduğu büyük bir toplantıya beni çağırdılar” diyor. “Bende oraya ruh olarak katıldım” diyor. “Uyku ile uyanıklık arasındaydım” diyor, yani “uyumuyordum ama tam da uyanık değildim” diyor. “Hepsi vardı orada” diyor. “Beni sorguladılar” diyor. “Bana sorular sordular” diyor. “Cevap verdim, döndüğümde yatakta diz üstü oturuyordum, ellerim dizimin üstündeydi” diyor. O vaziyette de geri bırakmışlar. Hızır (a.s.)’ın toplantısı katıldığı toplantı. Bediüzzaman da biraz Hızır meşrebdir. Yani bak diyor ki; “beni esir aldılar, Rusya’ya gittim bir turladım, gezdim geldim” diyor. Dönemezsin, seni bırakmazlar. Esir kampından çıkamazsın. Çıksan bilmem oraya gittim diyorsun, oradan oraya gittim, oradan oraya gittim. Paran yok, pulun yok, hiçbir şeyin yok, araba yok, uçak yok, savaş var nereye gidiyorsun sen? İlk gittiğin yerde vururlar seni. Ama kolunda biri oldu mu gider işte. O kısmı hiç söylemiyor. Hiç anlatmamış. Yaklaşık 10 bin kilometre falan dediği şey. 15 bin kilometre hatta. Çok uzun. Oradan girmiş ta oralardan dönmüş, Kuzey Kutbu’na yaklaşmış, oradan aşağıya indim” diyor. “Orada da gördüm” diyor “güneş konumunu falan da gördüm.” Hepsini anlatıyor. “Kim götürdü seni” diyorlar, “onu geçelim” diyor. Söylemiyor. Otobüse mi bindin? Arabaya mı bindin? Uçakla mı geldin? “Yok” diyor, “uçakta yok orada, otobüste yok. Bir şekilde geldim” diyor. “Turladım geldim” diyor. Bütün talebelerini vurmuşlar. Sen niye sağ kaldın? Kurşun geliyor, S harfi alıyor kanı aktığında, yani S şeklini alıyor. Said’i işaret, hiçbir şey olmuyor yani. Turlayıp geliyor. Daha hala kimse bilmiyor nasıl geldiğini. Hiçbir talebesi de bilmiyor. Hızır meşreblidir.

Muhabbeti olur akşamları. Talebeleri diyor, “şakır şakır at arabası sesi geliyordu” diyor. Odanın içinden at arabası sesi gelir mi? “Bağıra bağıra konuşuyordu” diyor. Alışmış. O zamanlar pergel üç-dört kere döndü. Birinci Dünya Harbi, İkinci Dünya Harbi çıktı. Kurtuluş Savaşı çıktı. İnönü’yle geldiler burada konuştular, “sizi İkinci Dünya Harbi’ne sokacağız” dediler. İnönü’nün yerine bir kişi daha geldi. “Yok, savaşa girmeyecek Türkiye” dediler. İlla bastırdılar. Yani “olmaz, illa savaşa girmeniz lazım.” Yani “bu çatışmanın bir gereğidir” dediler. “Yok, girmeyecek” dedi. Ve “Ha öyle mi?” dediler. Geri dönüp gittiler. Dönmez adam normalde. Çünkü yok, öyle bir şey yok planda. Planda olması lazım. “ Hadi geri dönelim” demeyle olmaz. Olsaydı sokarlardı savaşa, hiç kimsenin kaçarı kurtarırı olmazdı. Yani onu görselerdi savaşa sokarlardı. İkinci Dünya Harbi’ne sokmadılar. Türkiye o kadar müsaitti ki savaşa girmek için kaçarı kurtarırı yoktu.

“Tafsilleri terk ediyorum” diyor. Yalnız bana söylettirilmiş noktaları kaydedeceğim.” Bak, söylediğim demiyor, söylettirilmiş. Yalan söylemiyor, doğru söylüyor. “Bir Cuma gecesinde nevm ile âlem-i misâle girdim” diyor, misal alemine. “Biri geldi” diyor “Mukadderat-ı İslâm için teşekkül eden bir meclis-i muhteşem seni istiyor.” İşte bu. Bak, “bir meclis-i muhteşem” adı meclisin. “Gittim, gördüm ki, münevver, emsalini dünyada görmediğim, Selef-i Salihînden ve a’sârınmeb’uslarından her asrın meb’usları içinde bulunur bir meclis gördüm.” Bak diyor ki, “Selef-i Salihînden ve a’sârınmeb’uslarından her asrın meb’usları içinde bulunur bir meclis gördüm.” Bunun içinde kim oluyor? Mehdi (a.s) da oluyor. Mehdi (a.s)’dan itibaren hepsi, on iki imam tama yani. “Hicap edip kapıda durdum” diyor “utandım” diyor.”Girmedim meclise” diyor. “Onlardan bir zât dedi ki:“Ey felâket, helâket asrının adamı, senin de reyin var. Fikrini beyan et!” işte, o “Bir zat” dediği o şahış. Hep Kuran’da da öyle geçer; “Bir zat, bir kişi geldi.” Kehf Suresi’nde de “içlerinden birisi” diyor. Şekilden şekle girer. Şimdi daha detaya girersek biraz ortalık karışır, bu kadarıyla bitireyim bunu.

Bak diyor ki, “Şayet ölsek, yirmi öleceğiz, üç yüz dirileceğiz.” Bu Mehdi (a.s) talebelerinin sayısını veriyor. Yirmi dediği etrafındaki talebeleri, hakikaten şehit oldular. Ama “Üç yüz dirileceğiz” diyor. “Harikalar asrındayız” (Bediüzzaman Said Nursi “Sünuhat” adlı eserinden)diyor. İlgili şahısa söylüyor bunu karşısındakine. Mehdi (a.s)’ın çıkacağını anlatıyor bu dediğinde, İslam’ın hakim olacağını söylüyor. “Biliyor musun? Sen konuyu anladın mı?” diyorlar. “Anladım” diyor. Olay bu yani anlatmak istediği. Ama “Ben görevli değilim” diyor. “Benim yapacağım bir şey değil” diyor. Sungur Ağabey’e, benim gördüğüm anlatmış. “Eğer şu isimdeyse, şu ebceddeyse, o odur” demiş. O da biliyordu Sungur Ağabey. Seyyid Salih Özcan Ağabey de biliyordu rahmetli. İkisi de biliyorlardı, inşaAllah. Ama ben de olsam şamata yapmam. Hz. Mehdi (a.s)’a vurgu yapılmaz. Yani tanıdığında. Mesela Hızır (a.s)’da da öyledir. Sui edeptir kesinlikle olmaz. Gördüğünde tanımazdan geleceksin, anlamazdan geleceksin. Mehdi (a.s)’ı da anladığında anlamazdan geleceksin. Mesela İsa (a.s)’ı görsem ben anlamazdan gelirim. Şu an olmaz. Görmezden geleceksin. Usûl, adap budur. Başını belaya sokarsın. O bir yiğitlik değil yani o bir hamlıktır. Olmaz. Hz. Hızır (a.s)’la göz göze gelirsin geçer gidersin. Usul odur yani öbür türlü o ham olduğunu gösterir.

OKTAR BABUNA: Bilinir mi o şekilde?

ADNAN OKTAR: Ben ne bileyim? Görenlere sormak lazım.

ECE KOÇ: Hz. İsa (a.s) ne zaman bilinir, tanınır?

ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s) güvenliği sağlamadan çıkmaz o. Mümkün değil.

Kürt kardeşlerime laf söyletmem. Bunu unutacaklar. Çingenelik de bir güzelliktir, Lazlık da bir güzelliktir, Türklük de bir güzelliktir, hepsi güzeldir.

Bak sayısına varıncaya kadar söylüyor.

ERDEM ERTÜZÜN: Şam’da olsam İstanbul’a gelirdim” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Çağırıldığı için geliyor zaten.

Atatürk halifeliği iptal etti ama sistem olarak kaldırmadı. Atatürk, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkacağını biliyor. “Meclisin şahsı manevisinde yaşayarak devam edecek” diyor. Meclisin şu an halife seçme yetkisi var.

“Onu şahsı manevisine devrettim” diyor, “meclisin” halifeliği kaldırmış değil. İlga olmuş değil. Meclise halifeyi seçme yetkisi yani ruh olarak meclisin üstünde duruyor şu an, ruh olarak. Cismani olarak meclis seçiyor. Atatürk’ün planı oydu. Yoksa adı gibi biliyor Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkacağını Atatürk. Söylüyor zaten. “İslam hakim olacak. Müslümanlar birleşecek” diyor. Ama “Bağnazlık kalkacak” diyor. Yani “Kuran’a dayalı bir İslamlık olacak” diyor. “Şu an olmaz” diyor. Hz. Hızır (a.s) ne derse, onu yapıyor işte. Başka türlü bir şey olmaz. Atatürk’ün etrafındaki olan şahısların hemen hemen tamamına yakını üstattır. Çeşitli derecelerdedir, yani yirmi dokuz, yirmi sekiz, yirmi yedi. Hemen hemen tamamına yakını üstattır. Sorun, tek tek isim söyleyeyim.

Bediüzzaman, Mehdiyet’i anlatıyor, izah ediyor, bütün detaylarıyla Mehdiyet’in nasıl olacağını anlatıyor. Bu konuşma, çok detaylı Mehdiyet’i anlatan bir konuşmadır.

Atatürk’ün açıklanmayan mektubu vardı Adnan Bey, o da Mehdiyet’le ilgili

Şimdi ne desek açmazlar o mektubu. Kenan Evren okumuş, “Abov deyip kapatmış, “Bu millet bunu kaldıramaz” demiş. Yani “Bu toplum bu mektubu kaldıramaz” demiş. Saklanıyor halen. Niye kaldıramasın? Sen söyle biz anlarız. Senin neyine lazım?

En ince detaylarına kadar Mehdiyet’i anlatıyor. Zaten tek soru da o ona. “İzah et” diyorlar, “anlat” diyorlar. “Herkes de oradaydı” diyor. Bir de geniş çapta sorgulama. Başta biri ayrıca soruyor. “Bir amir hatayla felakete atmışsa buna ne diyorsun?” diyor. “Müsibetzede mükâfat ister” diyor. “Mükâfatı ise, derece-i şahadet ve gaziliktir” diyor. “Baktım, meclis istihsan etti. Heyecanımdan uyandım” diyor yani müthiş bir heyecan yaşadım” diyor. “Terli, elpençe yatakta oturmuş, kendimi buldum” diyor. Elpençe ne demek? Yani ellerini birleştirmiş, yatakta oturmuş vaziyette, dizüstü. Bir insan öyle uyuyabilir mi?

Her şeyi tek tek soruyorlar, “niye bu şöyle oldu, niye bu böyle oldu? Biliyor mu acaba?” gibisinden hepsini soruyorlar. Çözümünü, hepsini söylüyor.

Atatürk, Hz. Hızır (a.s)’ın en keskin talebelerinden biridir söyleyeyim. Kıyafeti de yeşildir Atatürk’ün. Hep talebeleri yeşili severler.

Said Nursi’nin, Atatürk’e seksen sekiz yıllık mektubu; “Ey şanlı Gazi!” diyor Atatürk’e. Niye öyle desin? “Zat-ı âliniz hem muzaffer ordunun hem muazzam Meclis’in manevi şahsiyetini temsil ediyorsunuz” diyor, mektup öyle başlıyor. “Ey şanlı Gazi!” diyor. Ayrıca, “İslam alemi kahramanı Paşa Hazretleri” diyor. Sorduğunda başka türlü söyler. Hızır (a.s) dili öyledir. Ve “Duacınız” diye bitiriyor Bediüzzaman.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafları gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Göster. Resmi damgalı falan Said Nursi’nin özel kendi el yazısı.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Uğur Dündar dönemim Fransa Dışişleri Bakanı Alain Juppe’nin Sayın Demirel’e “üniter devletten vazgeçin” önerisi getirdiğini v Demirel’in cevap olarak “Avrupa, Türkiye’nin yapamayacağı şeyler istiyor. Sonra mesele federasyona gidecek ve sonra da parçalanmaya. PKK, Batı’nın istediği şeyi istiyor. İstediği ne Kürtçe televizyon ne de dildir. İstediği ayrı bir bayraktır” diyor. Uğur Dündar “bugün de aynı mantığın geçerli olduğunu ve Batı’nın Türkiye’yi bölmek istediği için Kandil’e girmesine bir türlü izin vermediğini” söyledi.

ADNAN OKTAR: Kimin Kandil’e girmesini?

BÜLENT SEZGİN: Türkiye’nin.

ADNAN OKTAR: İzinle ne alakası var? Gidersin yüz ton dinamit götürürsün iki kamyon, mağaranın altını iyice doldurursun çaka çaka, ağzını geri kapatırsın, “bu bir işaret” dersin, “bu bir uyarıdır, eğer bunu yapmazsan ikincisini devreye sokarız” dersin.

BÜLENT SEZGİN: Siz demiştiniz zaten orada pek yaşamak istemezler bundan sonra.

ADNAN OKTAR: Kimse istemez orada, öyle gürültülü bir ortamda rahatsız olur insan. Gayet basit ve Avrupa’ya da bir jest olur. Videoya da alırsın bütün televizyon kanallarına gönderirsin. Bir ay öncesinden, iki ay öncesinden uyaracaksın “Çıkın” diyeceksin hepsi çıkacak. Bu kadar.

Mesela Bediüzzaman’ı, Atatürk’e karşı bilirler. O, sır ilminin, Hz. Hızır (a.s) ilminin bir gereğidir. Gerçeği budur. Gerçeği bu. “İslam aleminin kahramanı” diyor. “İslam aleminin” bak, “İslam aleminin kahramanı.” Gerçeği budur.

“Zaman genişler” diyor Bediüzzaman, “mesele ruhun dairesine yaklaşır. Ruh zaten zamanla sınırlı değildir. Bundan dolayı ruhu cismaniyetine galip olan evliyanın işleri, fiilleri, ruh hızıyla meydana gelir.” Yani neticenin başlangıcı imandır” diyor. “Miraç, binlerce sene süren bir şey ama dünyanın birkaç dakikasıdır” diyor. “Peygamberimiz (s.a.v.) binlerce sene kaldı” diyor Miraç’ta. “Ama buranın birkaç dakikasıdır” diyor. Hani öyle yıldırım hızıyla görüşüp geçme değil. Peygamberleri görüyor, yaşıyor, onlarla sohbet ediyor, Hz. Mehdi (a.s)’ı görüyor, yaşıyor, ne yapıp ettiğini görüyor. Hayat geçiyor yani binlerce sene.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Hz. Mehdi (a.s)’ı ve talebelerini isim isim bilir mi?

ADNAN OKTAR: Hepsini biliyor. Dünyadaki bütün olayları biliyor. Ahir zamandaki olayları biliyor, güneşteki olan olayları görüyor, meydana gelen anarşiyi, terörü görüyor. Cengiz-Hülagu fitnesini görüyor, hepsini görüyor. Çünkü hepsini anlatmış. Kısa kısa anlatmış hepsini.

Bediüzzaman’ın o seyahati sır, bilinmiyor. O savaş döneminde bir insanın, o kadar büyük bir tur atıp gelmesi mümkün değildir. Bir yerden bir yere kıpırdayamaz bile. Nereye gitse tutuklarlar, her yer savaş meydanı.

Tutkuyu bilen, aşkı bilen kadının özelliği budur. Egoist değil, bencil değil; kabadayı. Böyle olacak. Bu zaman sevgilidir. Yoksa kendi keyfinin, kendi çıkarının peşindeyse, olmaz.

Biliyorsunuz Bediüzzaman’ı öldürecekti Rus komutan, son anda vazgeçti.

BÜLENT SEZGİN: Programımız kısa videolarla devam ediyor.

VTR: PKK’nın “Silah Bırakma İddiası” Bir Aldatmacadan İbarettir.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet, birileri bir şey söylesin.

KARTAL GÖKTAN: Bir süredir PYD’nin denetiminde olan Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinin karşısındaki Suriye’nin Tel Abyad kenti Özgür Suriye Ordusu’nun denetimine geçti.

ADNAN OKTAR: Nasıl oluyor bu işler?

AYLİN KOCAMAN: İkisi birlikte almışlardı zaten YPG’yle. Anlaşma gereği teslim etmişler.

ADNAN OKTAR: Müziği bedeniyle uyumla hala getirmek kolay bir şey değildir. Akılsız bir insan bunu yapamaz. Aptal tipler vardı nemrut gibi, kazık yutmuş gibi çıkar. Üstünden nemrutluk pislik akar, kazık gibi kalkar, kazık gibi oturur. Ona göre kendince pisliğini ve aptallığını vurgulamış olur. Öyle olmaz. Tevazu da bir güzellik vardır, akıl bir güzellik vardır. Tevazu, nimet olarak tezahür eder ama enaniyet nemrutluk bir pislik, kir ve kokuşmuş olarak kendini gösterir, o aptal da kendini çok akıllı zanneder, üstün olduğunu düşünür, sükse yaptığını zanneder. Nemrutlukla, sükse olmaz, enaniyetle sükse olmaz. Sadece pislik ve iticilik olur. Hayatı bereketsiz ve uğursuz geçer. Ahmaklıktır yani nemrutluk.

“Her gün her gece tutuşup alev alan yüreğimizin tatlı yangını” diyor. ‘’Allah aşkıyla sevdiğim’’ diyor. “Evet, seni Allah aşkıyla yalnız bırakmayız’’ diyor. MaşaAllah.

Bediüzzaman’a “niye başka kitaplara bakmıyorsun” diyorlar. “Her şeyden zihnimi tencih ile Kuran’dan fehmediyorum sadece” diyor. Saf Kuran talebesi olduğu oradan anlaşılıyor. Hiçbir kitap okumuyorum diyor sadece Kuran.

“Soyağacınız, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in soyundan geldiğiniz doğru mu?’’ Hz. İsrail (a.s)’ın soyundan geliyorum, oraya kadar gidiyor soyum. Sitemizde de var. www.harunyahya.org’da, oradan bakabilirler.

“Çok değerli Adnan Hocam, sizi ekranda görmekten çok mutluyuz. Annem ve ben bir süredir sizi izliyoruz, iyi ki varsınız’’diyor, Mine.

“Sesinle, sözünle, yakışıklılığınla yakıyorsun Üstadım’’ diyor. Güzel bir söz.

BÜLENT SEZGİN: “Ahmet Hakan, bir vatandaş olarak hükümetten bazı talepleri olduğunu belirtti.

ADNAN OKTAR: Hakkı, isteyebilir.

BÜLENT SEZGİN: Talepleri arasında; “çözüm sürecini yeniden başlatılması ve cenazelerin durması” var. Ayrıca “7 Haziran seçimlerinden önce akmayan kanın, neden bu seçimlerden sonra akmaya başladığını, hükümetin izah etmesini” istiyor. “PKK’ya karşı hükümetin planının ne olduğunu” soruyor. “Son terörist öldürülünceye kadar savaşmayı mı düşünüyorlar. Kanı durdurmak ellerindeyken neden hiçbir çaba sarf etmiyorlar. Bunların açıklanması gerek” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Şimdi iyi güzel de, karşındaki kuvvet, Türkiye’ye Stalinist bir rejim getirme konusunda kararlı. Yani Proletarya diktatörlüğü istiyor ve komünist bir devlet kurmak istiyor. Buna karşı ne gerekiyorsa yapacak tabii hükümet. Adamların öyle kan can derdi yok. Yani biz belayız diyor adam. Çözüm sürecinden kasıt çok açıktır; Güneydoğu’nun PKK’ya teslim edilmesi, Abdullah Öcalan’ın ve bütün cinayet işlemiş PKK’lıların bırakılması, bu kadar. Bunu yaparsanız, karakollara saldırmayız diyorlar. Anlaşılmayacak gibi bir şey yok.

“Erdoğan başkan olabilmek için başkan olmayı istediği için kan döküyor. Terörü tırmandırıyor” diyorlar. Bu, Erdoğan’ın son derece aleyhine, lehine bir şey yok. Muhaliflerin ortak iddiası “ben başkan olmadan terör bitmez.” Başkan olduğunda zaten Türkiye bitmiş oluyor. Türkiye paramparça olmuş oluyor. Yani terörlük bir konu kalmıyor ki zaten ülke gitmiş oluyor. Federasyon ilan ediliyor, bitmiş oluyor Türkiye mahvolmuş oluyor. Başkan olsa ne olur, başkan olmasa ne olur ondan sonra. Olmaz, başkanlık diye bir konu olmaz, asla müsaade etmeyi, kanlı hukukla, asla.

AYLİN KOCAMAN: Siz söylemiştiniz; ‘’Başkanlıktan bahsettiği an bile hemen özerklik ilan etti.’’

ADNAN OKTAR: Başkanlığı ilan ediyorum dedi, sabahına kaç yerde birden Özerkliği ilan ettik dediler, aynı anda. Başkanlık eşittir Türkiye’nin paramparça olması demektir.

“Hocam, gitmezseniz seviniriz. Zaten bugün ki yayının çoğunu kaçırdık. Siz daha iyi bilirsiniz’’ diyor.

MHP’ye kayan oylar böyle bir yöntemden yeniden Ak Parti’ye gelmez, hiç alakası yok. Sürekli askerlerimiz vuruluyor. Yani MHP gidin, PKK’lıları vurun, asın, kesin, konu biter demiyor ki. Her türlü tedbiri alalım diyor MHP. Yani köklü her türlü tedbir. Çok yetkili birisi, bir bakan yardımcısına söylüyor bunu; “Reytingler de birinci sırada olduğumu söylemiş.’’ İsmini vermeyeyim, çok yetkili birisi.

İbrahim Karaca; “Programınızı çok beğeniyorum. İyi yayınlar.’’ Saygılar.

ADNAN OKTAR: Yok, başkanlık sistemi Türkiye’nin mahvolması demektir. Yani mağlubiyet imzası, Lozan gibi. Yani buyur sizin olsun Güneydoğu Anadolu anlamına gelir. Allah esirgesin.
Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ahmet Takan şöyle yazmış; “garip şeyler oluyor. PKK sürekli jandarmaya ateş açıyor. Savunma pozisyonunda bekleyen jandarma birlikteliğimiz şehit üstüne şehit veriyor. Geçici güvenlik bölgeleri ile sokağa çıkma yasağı ilan edilen merkezlerde yapılan operasyonların hiç birinde beklenen etki sağlanamıyor. Tam sonuç alınamadığı için terör örgütü ve yandaşları algı operasyonları ile daha etkili zemin tutuyor. Verilen şehitler pahasına operasyonlar göstertmeli olmaktan öteye geçemiyor. PKK’ya mahkum bırakılan masum bölge halkı, daha fazla terör örgütünün kucağına itiliyor. Kara kuvvetleri komutanlığımıza bağlı birlikler meskul valide muharebede son derece iyi eğitim almış komanda birliklerimizin hala kışladan çıkmasına izin verilmiyor. Tam bu noktada eski emniyet müdürü güvenlik stratejileri araştırma merkezi başkanı Ercan Taştekin’in çok önemli analizlerine yer vermek istiyorum. Taştekin; “terör örgütü Suriye’de yaşadığı şehir savaş tecrübesini aktif şekilde pratiğe çeviriyor” diyor ve ekliyor, “maalesef bu strateji kısa sürede devletin tüm güvenlik mekanizmalarını savunma konumuna getirmiştir.”

ADNAN OKTAR: Kim bu?

KARTAL GÖKTAN: Yeniçağ Gazetecisi yazarı.

AYLİN KOCAMAN: Milliyetçi, genelde sizin fikirlerinize paralel yazıyor.

ADNAN OKTAR: Bir daha baştan oku.

KARTAL GÖKTAN: Ahmet Takan şöyle yazmış; “garip şeyler oluyor. PKK sürekli jandarmaya ateş açıyor. Savunma pozisyonunda bekleyen jandarma birlikteliğimiz şehit üstüne şehit veriyor. Geçici güvenlik bölgeleri ile sokağa çıkma yasağı ilan edilen merkezlerde yapılan operasyonların hiç birinde beklenen etki sağlanamıyor. Tam sonuç alınamadığı için terör örgütü ve yandaşları algı operasyonları ile daha etkili zemin tutuyor. Verilen şehitler pahasına operasyonlar göstertmeli olmaktan öteye geçemiyor. PKK’ya mahkum bırakılan masum bölge halkı, daha fazla terör örgütünün kucağına itiliyor. Kara kuvvetleri komutanlığımıza bağlı birlikler meskul valide muharebede son derece iyi eğitim almış komanda birliklerimizin hala kışladan çıkmasına izin verilmiyor. Tam bu noktada eski emniyet müdürü güvenlik stratejileri araştırma merkezi başkanı Ercan Taştekin’in çok önemli analizlerine yer vermek istiyorum. Taştekin; “terör örgütü Suriye’de yaşadığı şehir savaş tecrübesini aktif şekilde pratiğe çeviriyor” diyor ve ekliyor, “maalesef bu strateji kısa sürede devletin tüm güvenlik mekanizmalarını savunma konumuna getirmiştir.”

ADNAN OKTAR: Beceremiyorlarsa beceren gelir, yani bir çözüm bulunur. Ama bu orduyu iyice biliyor. Milleti iyice biliyor. AK Parti’nin çok aleyhine bu. Yani çok yanlış yapıyorlar. Başkanlık sistemi Sevr Antlaşması gibi olur, Allah esirgesin. Türkiye’yi paramparça yapar. Buna müsaade etmeyiz. Yani kasten acemilik yapan varsa, yani hesabını verir, onu söyleyeyim. Hem dünyada hem ahirette hesabını verir, onu söyleyeyim. Ama acemilikle yapsalar, yine Güneydoğu’yu vermeyiz. Mesela beş bin askeri şehit ettirir adam, işte beceremiyor falan, o zaman deriz ki sen şöyle kenara çekil, ona öyle demezler peynir ekmek yemezler deriz ve anlatırız. Yani yüz bin, iki yüz bin şehide de mahal olsa vermeyiz. Boş yere bazen böyle badem bıyıklı tipler, Türkiye’yi aciz gibi gösterip, işte ne yapalım kabul edin başkanlık sistemini falan, verelim gitsin Güneydoğu’yu kafasında olabilirler. Badem bıyığına bir şey dediğimiz yok, o tamam. Ama müsaade etmeyiz. Boş yere uyanıklık yapmasınlar kendi kafalarınca. Yani bu oyunlar tutmaz. Boş yere acemi ayaklarına yatıyorlar, böyle bir şey olmaz. Biz sabırla seyrediyoruz. Seyredeceğimiz bir nokta var, oraya kadar bekleriz. Baktık olmuyor, kanunla hukukla gereğini yaparız.

Nihal; “Sizi görmek, dinlemek, anlamak bambaşka ne mutlu bize” diyor. “Elhamdülillah, gördüğüm en güzel insan tecellisiniz, maşaAllah” diyor.

Cizre de orada kardeşlerimiz çok rahat olsunlar. Yani cevap vereceğimiz vakit yaklaşıyor. Biz kanunla hukukla öyle bir cevap veririz ki, böyle döndere döndere golf topu gibi yani dönerler yanar döner. Bunlar tam golf topu, bunların başı ayrı oynuyor, sırtları ayrı oynuyor yani.

Cemil Tunahan Zubitak; “Evrimle ahlak arası bir bağlantı bulamıyorum. Yani evrimi kabul eden ve etmeyen arasında ahlaki ne fark var?” Evrimi kabul eden adam, Allah’ı inkar etmiş oluyor, dini inkar etmiş oluyor, din ahlakı kalkmış oluyor, adam tesadüfen meydana gelmiş bir hayvan olduğuna inanıyor. Böyle bir adam ne yapar, bir düşün.

Ayşegül Sönmen; “Gelecek Mehdi’nin ismi A ile başlıyormuş. Mesela Adnan Hoca. Yani Atatürk’ü de neredeyse bağdaş kurup Şıh dinleyen yaptınız.”

Atatürk Müslüman evladı. Yani bağdaş kurup belki diz üstü oturdu. Hz. Hızır (a.s)’ı dinliyordu. Hz. Hızır (a.s)’ı dinlemese Atatürk, adım atamaz. Çoktan ölür giderdi. En başta ölüp giderdi. Defalarca suikast yapıldı, hiçbiri suikast başarılı olmadı. Hz. Hızır (a.s) aradan çekilse, onların herhangi biri bile başarılı olurdu. Hz. Hızır (a.s), onları durdurduğuna göre, bunu da biliyor demektir.

Bak Bediüzzaman’la konuşmaya bak, Bediüzzaman’ın hitabına bak; “İslam’ın büyük kahramanı” diyor. Ama halka konuşurken, başka türlü konuşuyor. Gerçeği budur. Atatürk hutbeye çıkıyordu, hutbe okuyordu Cuma namazında. Her gece hafız çağırıp, Kuran okutuyordu. Kuran tefsiri yapıyordu. Bunlardan haberi yok.

AYŞE YASEMİN KİRİŞ: Sürekli yanında Kuran’ı vardı.

ADNAN OKTAR: Hutbe okuyor deyince adam anlamıyor. Hutbe okuyan ne yapar caminin içinde? Namaz da kılıyordu, abdestte alıyordu. Şaşırıyor dimi? Böyle caminin önünde esas satan tipler oluyor. Orada kara kedi esası vardır, ünlü, orada kara kedi esası sürülen tipler var. Onlar, Türk ordusunu beceriksiz gibi göstertmeye çalışıyorlar. El altından oyun oynadıklarını biliyorum. PKK’ya kapıyı açıp, askere kapıyı kapatarak oyun oynuyorlar. Ve bu yaptıkları yanlarına kalacak zannediyorlar, fitil fitil burunlarından gelecek söyleyeyim, kanunla hukukla. Ve böyle oyunlarla hiçbir yere varamazlar, dikkatlice seyrediyoruz. Ama kaderde olduğu için, tamam. Ama zamanı geliyor. Kanunla hukukla, ona öyle demezler diyecekler, bunu göreceksiniz. Bu çapulcuların nasıl darmadağın edildiğini görecekler herkes.

“Üstadı Mehdi ile Hz. İsa ilk namazını Ayasofya’da kılacak” diyor. Olabilir.

Yok kardeşim olur mu öyle yedi yüz kişi, yedi yüz PKK öldürdük, ölüsü nerede? Buhar oldu. Öyle bir şey varsa, görülür bu. Hayır, kimseyi öldürsünler falan demiyorum, ben karşıyım. Damla kan aksın istemiyorum.

Ama yedi yüz kişi muazzam sayı bu. Dunların ailelerinin hepsi Türkiye de. Alıp getiriler Türkiye’ye. Nerede bunlar? Veyahut Irak’ta, Suriye de adamları gömdüler diyelim, mezarları nerede? Denize mi attılar bu adamları? Böyle olmaz, böyle bir yöntem olmaz.

Eda Dazgenel; “sen yanlış anladın Hoca” diyor. İnşaAllah, ben yanlış anlamışım. “sen yanlış anladın Hoca. Türk tipi başkanlığında sözü geçmez. Amerika’yla karıştırdın herhal” diyor. Tamam, Amerika da demiyor zaten. Açıkça modeli de söylüyor Tayyip Hocam “Meksika modeli” diyor. Meksika birleşik devletleri, ha Amerika birleşik devletleri ha Meksika birleşik devletleri. Karıştırmak, benim gördüğüm sende olmuş. Çok net ifade değil mi? Amerika Birleşik Devletleri değil. Sen Amerika değil diyorsun, tamam. Tayyip Hoca’da Amerika demiyor. Abdullah Gül diyor Amerika diye. Tayyip Hoca başka türlü söylüyor, “Meksika modeli” diyor. Mafyanın hakim olduğu bir devlet. Cinayetlerin kol gezdiği, silah satışı, insan ticareti, her türlü ahlaksızın hakim olduğu bir ülkeden örnek veriyor. Ve bu devletin özelliği, param parça devletlerden oluşması. Bu tip olacağız diyor. Tayyip Hocam’a bu yakışmıyor, bu olmuyor. Benim yanlış anladığım bir şey yok, gayet net konuşuyor, Türkçe konuşuyor yani. Sen anlamıyorsun yahut anlamazdan geliyorsun Eda Hanım. Eğer tabii doğru ise adresin. Biz öyle saf falan değiliz. Baya tahmininizden uyanıyız yani. Türk tipi başkanlık diye bir şey yok. Tayyip Hoca Türk tipi gibi bir şey demiyor ki. Modeli söylüyor. Türk tipi istiyorum demiyor. Ben bir Türk tipi buldum demiyor. Benim modelim belli diyor, Meksika modeli diyor. Meksika birleşik devletleri.

AYLİN KOCAMAN: Siz seçimden önce Adnan Bey, Tayyip Hocamız’a bir ricada bulunmuştunuz, tarif edin demiştiniz, yani Türk tipi ise eğer nasıl bir başkanlık olacağını tarif edin demiştiniz. O yine Meksika demişti.

ADNAN OKTAR: İşte Meksika modeli diyor.

Celil Bilir; “Amerika da başkanlık sistemi, federasyon mu var?”. Devletler var. Birleşik devletler. Amerika Birleşik Devletleri. Devletlerden oluşuyor. Daha da felaket yani. Federasyondan daha da felaket. Direkt devlet. Her devletin başında bir adam var, eyaletler şeklinde devletler.

EBRU ALTAN: Yasaları paramparça.

ADNAN OKTAR: Tabii kanunları, yasaları hepsi ayrı.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Meksika’da da Adnan Bey, siz bir yazınızda çok detaylı tarif ediyorsunuz, en büyük şehirleri bile çok yüksek duvarlarla ikiye bölünmüş şekilde. Bir taraf aşırı lüks, diğer taraf son derece harabe.

ADNAN OKTAR: Mafya devleti zaten.

Muhibbi; “Genel kumar başkanı gibi konuştun.” Yok, Müslüman gibi konuştum. Bu Türkiye’nin sahibi gibi konuştum. Bütün vatandaşlar nasıl Türkiye’nin sahibi ise, biz derin milletiz. Yani Türkiye’nin tamamı derin millettir. Genelkurmay’da, Türk milletinin genelkurmayıdır. Yani bize kimse kafalama yapmaya kalkmasın. Bizi kafalamayla, ikna edeceklerini zannediyorlar. Yok, baya dikkatlice izliyoruz. Amerika da öyle, üçkağıtçılıkla hiçbir yere varamaz. Her seferinde rezil kepaze ederim Amerika derin devletini. Herkes aklını başına alacak. Yiyemeyecekleri üzümle ilgilenmeyecekler. Yani rezalet çıkartmayız.

Yedi yüz PKK’lı öldürülmüş. En az bin yedi yüz kişide yaralanmış olması lazım. Hangi hastanede bunlar? Bu ölüler nerede gömülü? Helikopterle görülmüyor mu? Uzaydan da görülüyor. Mesela mezarlığı görelim, neredeymiş.

Az Dergi; “Sakarya şiirini okumanızı istiyoruz Hocam” diyor. Coşmuşsun sen, maşaAllah.

Her yere devletin hakim olmasını istiyoruz ve yıldırım hızıyla. Geniş çaplı tutuklama PKK’nın anlayacağı dil budur. Yani kanunu genişletsinler. PKK mensubu olmak çok ağır bir suç olsun. Kapıdan giren bacadan çıkmasın. PKK ile ilişkisi tespit edildi, konu bitsin. Yatsın yata bildiği kadar. Hapiste tutarsan, zaten etki gücü sıfır olmuş oluyor. Adam öldürmeye gerek yok. Koy hapisse, konu bitsin. Yani bin beş yüz kişi gözaltına alınıyor, üç yüz kişi tutuklanıyor. Herhangi bir şekilde PKK ile bağlantısı hissedildiğinde ve görüldüğünde, yatsın yatabildiği kadar, PKK ortadan kalkıncaya kadar yatmaları lazım. Kanunu ona göre ayarlasınlar. Yani PKK tehlikesi geçinceye kadar, hapis durumu geçerlidir diyecek. Kanunu buna göre ayarlayacaklar. PKK tehlikesi geçince, bırakırsın.

ENDER DABAN: Siz, hapishanede bir eğitim verdirilsin demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii, gece gündüz PKK yanlışlığı, Darwinizmin, Materyalizmin yanlışlığı, birlik beraberliğin önemi eğitim verilsin adamlara.

“Nurum Adnan Bey, gecemizi nurlandırdınız. Çok heybetli kişiniz” diyor. “Yakışıklısınız, Allah için çok seviyorum” diyor, Şeyma Hanım.

Alya Mira; “Adnan Bey, sizi çok seviyorum. Sizi zevkle izliyorum. Çok nurlu güzel aslansınız” diyor. “Yaşım on beş” diyor, “sizi görmek için üç sene bekleyeceğim” diyor. “Ben Viyana’dan “diyor. Üç sene geçer göz açıp kapayıncaya kadar, bekleyeceğiz. Ama on beş yaşında oluyor, bakıyorum dalyan gibi oluyor. İnsan inanamıyor. Bir seksen boy, baya yapılı. Normal genç kız. Ben şaşırıyorum, on beş falan deyince.

Mesela bu KCK olaylarında, on bin kişi tutuklanmıştı, Amerikan derin devleti baskı yapınca bıraktılar adamları. Yanlışlık olmuş deyip, yeniden tutuklayabilirler. Olmuyor mu? Savcılık itiraz etsin tahliyelere, yeniden mahkeme tutukluluk kararı alabilir. Hepsini yeniden tutuklasınlar. On bin kişiye yakın tutuklanmıştı. Hemen sakinleşir PKK olayı. Bırakılan PKK’lılar da öyle. Savcılık itiraz etsin, mahkeme hemen gereğini yapar. Tutuklamak, çok caydırıcı bir şeydir. Sen altı milyon askere sahip ol, ilk yedekleri aldığımızda altı milyon asker, altı milyon altı yüz bin. Dünyanın en büyük ordusu. Böyle bir ordu yok dünyada. Hepsine silah verecek stoklarımız var. Yani on milyon kişiyi silahlandıracak silaha sahibiz. Mermi ve silaha sahibiz, mühimmata sahibiz.

Evet, biri bir şey söylesin.

KARTAL GÖKTAN: Profesör Doktor Deniz Ülkü Arıboğan; “Türkiye hızla askeri darbeye gidiyor” dedi. Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu’sunda daha yaygın bir ayaklanmaya yönelebilir oradaki toplumsal tavır. O nedenle MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de, ‘sıkıyönetim ilan edilmesi gerektiğini’ söyledi. Yani aslında bu şartlar giderek sivil siyasetin tıkandığı, askeri şartların daha ön plana geçtiği bir dönemi işaret ediyor.”

ADNAN OKTAR: Böyle kötü şeyler istemesinler, bu iyi bir şey değil. Askeri idare çok rahatsızlık verici. Defalarca denendi, yani onda bir güzellik görmeleri çok yanlış. Sivil güç, inisiyatifini kullanmıyor şu an. Neden olduğunu bilmiyoruz, ya Amerika’dan çekiniyorlar, ya oradan buradan çekiniyorlar. Bir şey olmaz, Allah’a verecek bir can borcunuz var, bir şey olmaz. Bastırın kazıyın hepsini, tutuklayın hepsini. Mesela KCK’lıların hepsini tutuklayın. PKK’lı bırakılanların hepsini yeniden tutuklayın. Kanun çıkartın, bitirin. Felç olurlar. Bu KCK tutuklamalarında adamlar mahvoldu, iptal olmuşlardı. Tutuklama kökünden halleder.

Ülkeyi bölmek değil, Stalinist devlet kurmak istiyor adam. İttihad-ı İslam’ı da engellemek istiyorlar. Yani Karadeniz’den Akdeniz’e kadar bir hat oluşturup, Türkiye’yi felç etmek. Zaten ondan sonra bitecek onların dediğine göre. Ondan sonra geri kalan kısmına saldırmak ve Türkiye de merkez olduğu için, İslam aleminin hiçbir ümidi kalmasın istiyorlar. Buna müsaade etmeyeceğimiz belli. PKK’ya betonları kazıttırırız, öyle bir şey olmaz. Boş yere kabadayılık yapıyorlar. Kanun çıkarsınlar, sivil halkın teröre karşı direnmesi için bir kolaylık sağlasınlar, halk gereğini yapar. Yani “halk devlete yardımcı olabilir” diyecekler, “Terörist saldırıda halk sorumlu olmaz” diyecekler, o kadar. Ondan gerisini bıraksınlar millete. Ama öbür türlü, tabii ki yani devlet varken halk bir şey yapamaz. Ama halka da görev verirse devlet, o zaman olayın rengi değişir. Bir kere en az iki dönem askerleri celp etsinler, seferberlik ilan edilsin. Dört milyon askeri, kırk sekiz saatte toplayabiliyorlar. Dört milyon askeri, kırk sekiz saatte topluyor, ordu. Çakı gibi hepsini silahlandırsınlar, dünyaya bir gövde gösterisinde bulunalım. Yeri göğü inletsinler bir.

“Sizin öngördüğünüz model nedir?” İşte iyi, parlamenter sistem güzel. Ama İttihad-ı İslam’a doğru gidiyor tabii Türkiye.

Bülent Arınç; “Erken seçimin bugünkü siyasal tabloyu pek fazla değiştirmeyeceğini” söylemiş. “Vakit varken CHP ile koalisyon görüşmelerinin yeniden başlamasını” önermiş. Ondan bir şey çıkmaz. Ya partilerin dediklerini kabul edecek AK Parti-ki, kabul etmez. Erken seçimden de hiçbir şey çıkmaz. Ama tabii rejimin kilitlenmesi de iyi bir şey değil. Yani, o zaman bir zorlama olur. Mutlaka bir çözü yolunu bulmaları lazım.

Dizi oyuncusu Tolga Yüce. Kim o delikanlı, var mı resmi? Göreyim. Aslan delikanlı. Mamak Askerlik Şubesi’ne başvurmuş, “askere gitmek istiyorum” demiş.

BÜLENT SEZGİN: Ahir zaman videolarını izleyebiliriz şu anda.

VTR: Bethlehem Yıldızı’nın görülmesi, Hz. Mehdi (a.s)’ın Geldiğinin Müjdesidir.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Yarın tekrar görüşmez üzere, hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü