Harun Yahya

Sohbetler (22 Ağustos 2015; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar’la Sohbetler başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Selahattin Demirtaş bugün önemli açıklamalar yaptı ve “PKK’nın amasız, ancaksız silahlı şiddet eylemlerini durdurması lazım, alternatifi yok” dedi. Şöyle diyor konuşmasında; “PKK’nın amasız, ancaksız; silahlı,bombalı şiddet eylemlerini şehirlerde dağlarda  durdurması lazım. Bizim açımızdan bunun alternatifi yoktur. Aması ancağı yoktur. HDP’nin demokratik siyaseti açısından mazereti yoktur. AK Parti’nin yaptığı işlediği suçların hesaplarını asker polisi öldürerek sorulamaz. Onların tamamı bu ülkenin çocuklarıdır, bizim çocuklarımızdır, biz böyle görüyoruz. AK Parti de işlediği bütün suçları örtmek için Kürt çocuklarını şehirlerde dağlarda öldüremez. Buna da izin vermeyeceğiz. AK Parti bir savaş başlatarak, bütün şehirlere cenaze göndererek üzerindeki sıkışmışlığı şiddet yoluyla topluma ihraç edemez. Buna izin vermeyeceğiz.”

ADNAN OKTAR: Selahattin Hoca şahsı olarak tabii iyi delikanlı ama PKK üstünde heyula gibi duruyor. Yani çok dev bir yapılanma, bir kolu Amerika’da, bir kolu İngiltere’de, Avrupa’da dünyanın her yerinde yapılanmış durumdalar. Öyle dev bir mafya yapılanmasına karşı yapabileceği çok ciddi bir şey yok. Ama bu tip işte demeçler veriyor, konuşuyor. Keşke PKK olmasa da o çocuk ortaya çıksa. Aslında güzel ahlaklı bir insan. Yani şahsı adına güzel ahlaklı. Selahattin’in tek başına yapabileceği bir şey yok çocuğun, yani öyle ne yapacak? Tamam konuşuyor ediyor. Bir de diyorlar ki “dış proje, dünya projesi, derin devlet projesi” ne alaka? Garibanın teki. Ne kadar çirkin. Nerede mazlum adam varsa öyle abuk sabuk bir şey yapıyorlar. Benim gördüğüm onun pek PKK’yla falan alakası yok. Ama tabii o baskı ve tehdit buram buram hissediliyor, o bela yani. Halbuki PKK kendini lağvetse tamamen silahtan falan arındırsa, normal bir demokratik örgüte dönüşse iyi olur. İttihad-ı İslam’ı isteyen, İttihad-ı İslam’ı isteyen o kadar yani. Ama suç işleyen tabii Türkiye’ye gelirse tutuklanır. Onu söyleyeyim yani, onun affı olmaz. Ama yani PKK Türkiye’nin Güneydoğu’sunda devlet kurup İttihad-ı İslam’ı kaldırmayı amaçladığı için çok ürkütücü. Mesela normal bir özerklik istese, mesela bir grup vardır, “biz daha özerk olmak istiyoruz” falan, bütün Türkiye’yi özerk yaparız. Yani dindar normal vatandaş olsa, vatanını, milletini seven özerliğe tamam dersin her yeri yapalım. Bütün illeri özerk yapalım. Dert değil yani. Ama öyle bir olay yok ki burada Stalinist devlet kurup, arkasından bütün Türkiye’yi alıp, İttihad-ı İslam’ı ortadan yok etme, kaldırma amacı var. Kardeşim yani bu canımıza kastetmekten daha öte bir şey bu. Yani canımıza kastetmekten daha öte. Çok acayip bir şey. Yani “dünyanın ruhunu ortadan kaldıracağım” diyorsun sen, “dünyayı şeytana teslim edeceğim” diyorsun. Ve “dünyayı dehşet, ıstırap ve acının içine gark edeceğim ve şeytanın krallığını ilan edeceğim” diyorsun. Ona müsaade etmeyiz. Diyor ki “sizi şehit ederiz” zaten bizim aradığımız o. Çok acayip bir laf yani.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PKK terör örgütüne mensup 240 kişi 24 Temmuz 2015’ten bugüne dek güvenlik güçlerine teslim oldu. Bunlardan 180’i Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerçekleştirdiği hava operasyonlarından sonra Kandil ve civarındaki kamplardan kaçtı. Diğer altmış kişi daha önce Irak’ın kuzeyine sığınan ve teslim olanlardan oluştu. Teslim olan PKK’lılardan biri “Türkiye jetlerini Kandil’e Allah gönderdi” dedi. Şöyle diyor konuşmasında; “örgüte katılanlar kısa bir süre sonra gerçeği görerek hemen pişman oluyorlar. Ama kaçmaya karar verdiklerinde bunu hemen yapamıyorlar. Çünkü kaçıp yakalandığı zaman hemen infaz ediyorlar.”

ADNAN OKTAR: Yazık günah, bu çocuklara da yazık. Adı PKK bunun çünkü. PKK alıp dağa götürüyor, eline silahı veriyor, sen necisin? PKK’lı. Adam istemiyor, zorla PKK’lı olur mu? Eline silah tutuşturdular diye. O çocukları kurtarmak lazım. Yani kaçmanın bir kolay yolunu buldurtmak lazım. Bordo bereliler timler oluşturabilirler, bir şeyler yapabilirler oralara yakın bir yerlerde durup, kaçmak isteyenlere yardımcı olabilirler. Gencecik kızlar, ben bakıyorum filinta gibi kızlar adamın PKK, komünizmle ne alakası var? Stalinizm’le? Nur gibi kızlar. Stanilistlik ne alaka? Belli ki korkutup, tehditle alıp dağa kaldırmışlar. Eline silah tutuşturuyorlar çocuğun, al sana PKK’lı. Ne alakası var? Sen vatandaşı zorla dağa götürürsen, eline zorla silah tutuşturursan adam PKK’lı olmuş olur mu? Zorla PKK’lı olma var mı? Olur mu öyle şey? Devlet bu hususu da göz önünde bulundurarak direkt kurtarma operasyonu şeklinde olayı değerlendirmeli. Orada gerçek PKK’lı yüz kişi bile çıkmaz. Kandil’de yüz tane bile gerçek PKK’lı bulamazsın. Öyle bir şey olmaz, insan fıtratına aykırı. Ama tabii her şeyde bir hayır var. Türkiye’de birçok birim, demokrasiye hiç niyeti yoktu.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Akşam Gazetesi’nin haberine göre tırmanan terör saldırılarıyla birlikte İmralı ziyaretleri askıya alınan HDP heyetine Abdullah Öcalan’ın tavır koyduğu ve “benim hal hatır sorma görüşmelerine ihtiyacım yok. Hasbihal için ziyaret edecekseniz bana gelmeyin” mesajı göndererek heyeti reddettiği ortaya çıktı.

ADNAN OKTAR: Cezaevi şartları zordur tabii, insan akrabalarıyla, tanıdığı birileriyle karşılıklı konuşmak ister. Her mahkumun hakkıdır o. Yani mahkumu ikinci kere cezalandırma diye bir konu olmaz. Ben dikkat edin bak hiçbirine bir şey demiyorum. Mahkum ikinci kere cezalandırılmaz. Yani adam görüşsün annesiyle, babasıyla yahut akrabalarıyla falan öyle şey olmaz. Avukatları gelebilir, avukat görüşmesi zaten iç açıcı bir görüşme değildir. Akrabaları insanı dinlendirir. Gitsin görüşsün akrabalarıyla, ona kimse bir şey diyemez. Yani biz hiç kimsenin eziyet çekmesini cezaevinde falan istemeyiz baskı altında. Adam diyor ki “pinpon” oynuyorsa oynasın, herkes oynuyorsa o da oynar. Yani ikinci bir ceza sistemi yoktur. Yani hakaret ederek bilmem ne yaparak falan öyle şey olmaz. Cezaevi zaten esaslı bir cezaevi. Adı üstünde zaten cezaevi. Onun üstüne “yeni bir ceza da ben uygulayacağım” dersen bu olmaz.

Arapça ne güzel bir lisan. Cübbeli coştu PKK’ya. Böyle yürek yemiş gibi. Ama acayip sıkıştı yani. Gece gündüz IŞİD aleyhine konuşuyorsun. PKK; asıl büyük tehlike PKK değil mi? Gıkını çıkartmıyor senelerden beri. En sonunda “Gavur ya onlar” falan demeye başladı. Uyarı faydalı oluyor. Her halükarda insanlara faydalı bir yöntem.

OKTAR BABUNA: Siz dün de söylemiştiniz; “İdeolojik olarak güçleri yetmiyor. Mağlup olduklarını bildikleri için de bir şey söylemekten kaçınıyorlar” diye inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Demokrasi istemi kim isterse güzel. Solcuları ben o yönden çok takdir ederim. Demokrasi, özgürlük, kadın hakları, barış. Ama hep lafta kalıyor. Lafta da kalsa istemeleri çok güzel. Çünkü hakikaten sağ partilerin genellikle eskiden beri pek niyeti olmaz demokrasiye. Benim bildiğim Türkiye’de hep öyledir. Pek o kadar niyeti olmaz. Mesela “Bastırırız parayı şunu yapar, bunu yapar” falan feşmekan. Pek sanatçısı da olmaz. Sağın hep öyle olmuştur. Halbuki sağın çok iyi bir sanat politikası izlemesi lazım. Resimde, heykelde, müzikte, her şeyde. İki de bir sanatçıları toplayıp yemek yedirmekle olmaz. Sanatçıya maaş vereceksin, teşvik edeceksin, madalya vereceksin gerekirse. Sanat yarışmaları yapacaksın, devlet önayak olacak. Değil mi? Mesela resim yarışması, müzik yarışması, heykel yarışması hepsi olur. Gayet güzel. Sanatçı yetişmesi açısından bunlar hayati. Atatürk ne güzel söylüyor değil mi? “Bir milletin eğer sanatçısı yoksa hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”Atatürk tam elegant delikanlıymış. Acayip yiğitmiş. Başkanlık sistemini ta o zamanlar teklif etmişti Amerika. Hemen reddetmiş. Ayrı devlet kurmak istiyorlardı, asla hiçbir şekilde kabul etmedi. Yiğitliği, kabadayılığı müthiş. Kibarlığı şahane. Bir de çocukluğumuzda çok soğuk anlatırlardı Atatürk’ü. Böyle üçüncü hamur kağıtlara “şunları şunu yaptı, harp inkılabı yaptı, savaşlar yaptı.” Biz gerçek yönünü bir türlü anlayamıyorduk. Baktık ki çok modern kibar bir delikanlı, yiğit bir delikanlı, klas bir delikanlı. Sanat anlayışı mükemmel. O zamanlar çok kaba saba bir sistem var, birçok insan bayağı kaba saba. Yemeleri içmeleri, her şeyleri kaba saba birçoğunun. Hem İngiliz kültürünü, hem Osmanlı saray kültürünü birleştirmiş acayip asil delikanlı. Şahane üslup falan masası, müziğe olan merakı, kıyafetler. O kumaşlar nedir öyle? Kalıp gibi oturmuş. Kravatlar, gömlekler, ceket, pantolon, ayakkabı her şey çok mükemmel maşaAllah. Ve nezaket, konuşma, kibarlığı; müthiş kibar.

Bülent sezgin: Az önceki konuyla ilgili bir sözü vardı dün bahsetmiştiniz Adnan Bey, onu gösterebiliriz. “Amerikan sistemini uygulamayı hiç aklıma getirmedim. Yasaya aykırı biçimde Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlığı birleştirmeyi asla düşünmedim. Millet bilir” dedi.

ADNAN OKTAR: Çok kibar delikanlı. Atatürk’ün kabadayılığı da iyi, delikanlılığı. Acayip kabadayı bütün ülkeler falan hep çekiniyorlar. Kimse öyle terslik yapamamış. Adamların hepsini masaya oturtturuyor, dediği dedik. “Diktatör miktatör” diyorlar ama kardeşim savaş zamanı bir lider nihayet tabii ki sözü geçerli olacak. Ona diktatör diyemeyiz ki. Bir kurtuluş savaşı veriliyor, ülke işgal edilmiş. Başta bir lider olması son derece doğal. Öyle bir ortamda ne yapılabilir? Derhal zaten demokratik sisteme geçti. Münasebetsizlik, çok densizce diktatör miktatör iddiaları. Diktatör öyle mi olur?

BÜLENT SEZGİN: Videoyu gösterebiliriz Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Göreyim. Muhabbet şahane, bayağı güzel, kibar, tam salon delikanlısı, maşaAllah bayağı güzel.

Çok yazık etmişler Dolmabahçe’ye o insanı koyup alenen orada öldürmüşler bazı kişiler yani. Kinin kutularla falan deli misiniz be adamlar? Daha hala duruyor kinin kutuları koli hesabıyla. Ben böyle anormallik görmedim. Soğuk nemli yere niye koyuyorsunuz? İstanbul’da başka yer mi bulamadınız? Orada insan yaşar mı kardeşim? Denizin dibinde, tam fırtınanın, soğuğun, nemin en yoğun olduğu yer. Bu nasıl bir akıldır kardeşim? Nasıl acayip bir kafa? Üstelik rahatsız olduğunu görüyorsunuz. Mesela sigara içiyor, içki içiyor kimse “Paşam size zarar verecek, şu şu nedenle en azından azaltın” falan demiyor. Seyrediyorlar, sonuna kadar seyretmişler, hep yalnız da bırakmışlar, etrafında kimse yok dikkat ederseniz. Bu ne biçim bir vicdandır, nasıl bir akıldır? İstanbul’da başka yer mi yok? Gördünüz mü acayip soğuk, denize tamamen açık, acayip fırtına alacak bir yer. Orada nasıl bir insan yaşar, ne olur? Her türlü hastalığa yakalanır insan orada. Neyse olmuş artık kaderde. Tecrübe olabilir. Ama helal olsun, bayağı iyi aydın bir Türkiye meydana getirmiş. O olmasa Allahualem şu an buranın Mısır’dan falan hiçbir yerden farkı kalmazdı. En hafifinden Mısır olurdu, en hafifinden. Helal olsun bayağı akıllı hareket etmiş. Yöneticiler de akıllıymış etrafındakiler de. En zor şartlarda işte Allah’ın hikmeti, yoksa normalde rahatça şehit ederlerdi. Ama korunuyor işte vazifeli ya illaki o vazifesini yapacak. Bak kimse bir şey yapamadı, kaç defa suikast yapıldı. Kaç defa suikast hiç bir netice alamadılar. Bayağı ciddi suikastlar yapılan suikastlar.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Atatürk resimleri vardı uygun görürseniz gösterebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Göreyim. Kardeşim, manşetler ayrı, gömlek ayrı, fraklar, paltolar. İnanılır gibi değil. Elli yedi yaş çok genç. Ne yapmışlar? İnanılır gibi değil. Bir de meşhur insanları çok sıkıyorlar ben biliyorum. Bütün gözler üstünde acayip dikkatli, çok saygılı. Bırakın kardeşim normal yaşasın. Baksana, bakışlar falan çakmak çakmak. Yabancılara baktı mı adamlar ta iliklerine kadar titriyor böyle. Atatürk namaz kılıyor, hutbe veriyor. Gençler duyuyor şok oluyorlar, hayretler içinde kalıyorlar. Atatürk, Kuran’ı çok güzel okuyabilen bir insan Arapça’sından. Osmanlıca ’ya vakıf, çok güzel, mükemmel Osmanlıcası. Fransızcası mükemmel çok kibar delikanlı.

Bak Atatürk diyor ki, “Burası yerine küçük mütevazi bir daireyi tercih ederdim” diyor Dolmabahçe için. Güzel bir Osmanlı, ahşap, İstanbul’un daha nemsiz, uygun bir yerinde bahçeli, ahşaptan bir binada, sıcak, güzel bir binada orada muhafaza edebilirisiniz. “Paşam” dersiniz “bu kadar içki, buna gerek yok” sigarayı da tamamen durdurtturursun. Konuşursun, ikna edersin. Etrafındakiler  bir rica etse üç beş kişi bırakırdı. Gıklarını çıkartmıyorlar. “Buyur Paşam benden yak” bilmem ne falan eşlik ediyorlar. Olmaz öyle şey.  

O savaş yıllarında bile ayakkabılar falan cayır cayır yanıyor acayip kibar.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebilirim bir kaç tane.

ADNAN OKTAR: Göster bakayım. Baksana potinlere şahane gıcır gıcır yani. MaşaAllah İngiliz tarzı tercih etmiş. Özetle yazık etmişler. Bilinçsiz, görgüsüz bazı insanlar vicdanlarını kullanmamışlar. Karşındaki insan çelikten değil değil mi? İnsan yani.  Sen kendi evladın olsa yapar mısın? Her şeyi ondan bekliyorlar. Şunu sen yap, bunu sen yap. Liderlerden böyle bir beklenti oluyor insanlarda. Mesela o Ahmet Davutoğlu seçim konuşmasıyla ilgili oradan oraya koşturuyorlar, oradan oraya koşturuyorlar, oradan oraya koşturuyorlar umurlarında bile değil. Naif bir insan sürekli gece gündüz koşturulur mu? Tamam, tabii ki lider olarak bir fedakarlık ruhu içerisinde olur, coşkulu olabilir. Sen onu durduracaksın, ona sahip çıkacaksın. Tayyip Hoca’yı da hasta etmişlerdi bağırta bağırta bağırta. Kardeşim ne gerek var? Çık sen konuş. Gıkları çıkmıyor böyle seyrediyorlar, iki elini bağlıyor tebessüm ederek seyrediyor. Sen konuşsana şevkin yok mu, konuşman yok mu? Onun sırtından imkan sağlıyorlar, olmaz öyle.

Mesela Davutoğlu konuşuyor, öksürüyor böyle bayağı öksürüyor. Seyrediyor adam, bir bardak su versene mübarek bu kadar mı kafan çalışmıyor? Umurunda bile değil. “O bize zaten suyu da sağlar,  yiyeceği de sağlar, her şeyi sağlar, her şeyi bilir.” Yapmayın etmeyin bu nasıl bir vicdan? Bayağı öksürüyor, rahatsız oluyor bir kişinin aklına gelmiyor orada gidip bir bardak su vermek. Bu kötü, bu mantık, bu olgunluğu elde etmeleri lazım. Soğuk havaya çıkarıyorlar, kardeşim hasta edeceksin belli. Karşındaki insan balistik çelikten değil. Kendilerine çok dikkat eder “aman gocuğu giyeyim” bilmem ne falan diyerek. Yemesine dikkat ediyor, içmesine dikkat ediyor, uykusuna dikkat ediyor. Karşındaki insan değil mi senin? Kardeşim uyumamışsa gece “efendim” dersin “siz o şeyi iptal edin bugün uyuyun, dinlenin yarın devam edersiniz” dersin. Bir de ısrar etmek lazım birkaç kişi birden. Tabii ki lider olarak atak olmak ister, bir fedakarlık ruhu ister onu göstermek ister. Sen orada onu engelleyeceksin.

Şu PKK konusunu Tayyip Hoca bitirsin bu sefer. Bak sürüncemede kalacak bu Türkiye’nin başına büyük bela olacak. Bu nesilden nesile bela oluyor. Bu konuyu bitirelim. İttihad-ı İslam olsun huzurlu rahat herkes yaşasın. Herkes Allah’a ibadet etsin, müzik dinleyen müzik dinlesin, eğlenen eğlensin ferah bir dünya olsun. Güneydoğu’da kardeşlerimize cehennem yaşatıyorlar, cehennem azabı. Orada olduğumuzu düşünün. Kapının ağzında PKK’lılar it sürüsü gibi. Nasıl yaşanır orada? Camiye gidemezsin, sokağa çıkamazsın, bir şey konuşamazsın, bir akrabana gidemezsin. Camı şangır diye kırıyor gördünüz, şakır şakır içeriye kurşun yağdırıyor. Tanımazsın bilmezsin ahlaksız, o da Kürt ayrıca senin kardeşin, sen ne istiyorsun? Kurşun sıkıyor odanın içine. Gördünüz değil mi? Gencecik delikanlı kızlar, evin içerisine giriyor on altı yaşında, on yedi yaşında delikanlı kızlar “hadi yürü gidiyoruz.” Onlar erkeğe bile bakmaz gözü yerde, çok utangaç olur Kürt kızlar çok hanım oluyorlar, bayağı koyu dindar oluyorlar. Sen onu alıp dağa götürüyorsun. Kıllı kılçıklı hayvan gibi Stalinist ahlaksız pislik, leş gibi kokan, domuz gibi yaşayan, iğrenç alçakların yanına sokuyorsun. Koyun koyuna yaşatıyorsun onlarla. Bu nasıl bir zulümdür? Onlar erkeğin yüzüne bile bakamıyorlar. Sen ne yapıyorsun orada?

Bu PKK’lı yeni yetme tipler çok züppeler. Kürtler çok efendi olur, çok nezaketli olur. Çok efendidir Kürtler. Kabadayılık yapılması bir Kürt’e o kadar ağrına gider ki. Bir de çaresiz olmak öyle kötü bir şey ki. Beş kuruşluk velet eline silah almış bir şey de diyemiyor şimdi çoluğunun çoğunun yanında. İçeriye giriyor ayakkabıyla falan. Su gibi on altı-on yedi yaşındaki Kürt kızlar çoğu tesettürlü oluyorlar, evde de onlar tesettürlü giyiyorlar. Kaba bir lisanla küfrederek “bunları götüreceğiz” diyor. Babasının beti benzi atıyor, adamın suratına silah tutulmuş adamın gıkı çıkmıyor zavallının. Gecenin birinde, ikisinde o gencecik kızları alıp dağa götürüyorlar. Gece yarısı kıllı kılçıklı ayı gibi pislik PKK’lıların içine sokuyorlar ki, ahır kokuyor, lağım kokuyor böyle pislik bir ortam. Ateşle falan aydınlanıyorlar tam böyle bir mağara adamı imajı vardır ya öyle bir ortam var. Gencecik su gibi kızlar içlerinde, orada ne işi var? Ertesi gün bunları PKK kıyafeti giydiriyorlar, ellerine silah verip fotoğrafını çekiyor. Kız oluyor PKK’lı inanmayan beri gelsin. Kıyafet var, elinde de silah var. Kız otomatik kendini suçlu görüyor artık yani. Yakalanması gereken PKK elemanı. Silah var mı? Var. Üniformayı da giymiş. Üniformanın zorla giydirildiğini bilen de yok. Silahı zorla eline tutuşturulduğunu bilen de yok. Bu çok korkunç bir şey.

CAN DAĞTEKİN: Teslim olan birçok PKK’lı ibadetlerini dahi yerine getiremediklerini ve kaçamadıklarını, kaçtıkları zaman infaz edeceklerini bildikleri için kaçamadıklarını söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Çocuklara yazık onlara bir yol bulmak lazım. Adı PKK’lıya çıkıyor. Ne PKK’lısı? Orada PKK’lı yüz tane bulamazsınız. Ne PKK’lısı? Damgalamak doğru değil bu çocukları PKK’lı diye. Üstünde PKK üniforması olabilir, elinde silah da olabilir. Zorla tutuşturmuşlar eline. Belki de PKK’dan kendini korumak için tutuyor silahı. Atsa falan yere ayrı bir konu. Onun için çok anlayışlı davranıp kurtarıcı bir üslup geliştirmek lazım. “Vay sizi gidi” falan olmaz dikkatli ayırmak lazım.

Bir de bak çok acı bir şey daha var Güneydoğu’da, büyük bir felaket. Genç kızların bir kısmı babaları veyahut ağabeyleri tarafından tecavüze uğruyor. Tecavüzden kurtulmak için de PKK’ya kaçan kızlar oluyor. Böyle yedi yüz-sekiz yüz kız var. Güvenlik birimlerine sığınıp söylüyor. Bu nedenle PKK’ya katıldığını söylüyorlar. Ağabeyi veyahut babası tecavüz ediyor alkol alıyor adam. PKK’lı adam dinsiz, imansız yetişmiş bu da felaket. Orada özellikle genç kızları çok titiz korumak lazım yazık günah yani, gençleri de öyle.

Bir de askerin operasyon izni yokmuş bu doğru mu? Askerin operasyon izni olması lazım. Ancak saldırı olursa asker kendini koruyormuş. Bu çok ürkütücü bir şey. Doğrudan operasyon izni olması lazım. Silah gidip bulacak, suçluyu gidip yakalayacak. Olur mu? İhbar üstüne hareket edecek. Orada bir gariplik var onun düzeltilmesi lazım.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bu konuyla ilgili Ahmet Takan yazısında bazı bilgiler vermiş. Şöyle diyor Ahmet Takan; “Bingöl’ün Genç ilçesinden kahredici haber aldım. Kaynağımın mesajı şöyleydi; “Jandarma komutanlığı nizamiyesinde acı bir bekleyiş var. Teröristler ilçe merkezinde. Talimat gereği savunmadayız. Operasyona izin yok. Daha da acısı girdiğimiz çatışmalarda savcılar teröristlere ait boş kovan arıyor. Boş kovan bulunmadığı takdirde ilk kurşunu sıkan askerler ise derhal soruşturma açılıyor haklarında.”

ADNAN OKTAR: Bu çok ürkütücü, eğer gerçekse müthiş bir felaket. Müthiş bir felaket. Olur mu? Dağ taş PKK’lı doluysa tabii ki asker kendini koruyacak, ufak bir kıpırtı gördüğünde, bir şey gördüğünde. Kovan; adam kovan bırakır mı? Uzun namlulu silahla ateş ediyor. Orada kovan nerede bulacaksın sen? Bir buçuk kilometreden, bin beş yüz metreden ateş ediyor yahut bir kilometreden ateş ediyor, kovan nerede bulunacak? Bunun düzeltilmesi lazım böyle bir felaket olmaz. Çok ürkütücü.

Bizi IŞİD’e karşı kışkırtmalarında adamların yüzüne tükürsünler. Terbiyesizlik yapmasınlar. Bizim için en büyük tehlike PKK’dır. Bizim IŞİD diye bir problemimiz yok. Adilik yapmasınlar. Yapacaksak fikir mücadelesi yaparız. Bombalama bilmem ne böyle bir şey olmaz. Zaten sahada sen IŞİD’li bulamazsın, yeraltında. Toprağın altını kazıyor oraya geçiyor. Eylem yapacağı zaman toprağın üstüne çıkıyor. Sen diyorsun “tesisleri vurdum.” Tesisin içi yaşlılarla dolu, çocuklarla dolu onlar üşüdükleri için veyahut sığınacak yer bulamadıkları için o harabelerin, evlerin içine giriyorlar, çocuklar oralara giriyorlar, kadınlar da oralara giriyor. Sen de gidip oraları vuruyorsun. Olmaz. Türkiye bu konuda hiç taviz vermesin, asla yanaşmasın böyle bir şeye.

Marksist, Leninist felsefeye karşı devlet bilimsel savunma yapması lazım. Biz devleti gizlice de destekleyebiliriz, devletin birimlerini. Çıksın profesörler anlatsınlar. Marksizm’in, Leninizm’in, Stalinizm’in geçersizliğini, PKK’nın ideolojisinin yanlışlığını. Adam ideolojik propaganda yapıyor mu, yapmıyor mu? Yapıyor. Yıllarca yapıyor. Sen buna cevap veriyor musun? Vermiyorsun. Bu nerede görülmüş? Çocuk mesela hatalı bir şey yaptığında “yavrum” diyorsun “bu hatalı, yanlıştır şu nedenle bunu yapma” diyorsun. “Bu yanlış istikamet” diyorsun yolda da, oraya adam işaret koyuyor. “Burası çıkmaz sokak” diyor. Sen ağzını açmıyorsun, tek kelime bir şey demiyorsun. Yani “yolunuz yanlıştır” demen lazım bilimsel metotlarla. Marksizm’in, Leninizm’in, Stalinizm’in geçersizliğini, Darwinizm’in geçersizliğinden başlayarak felsefi tabanından anlatman gerekiyor. Sen okullarda Darwinizm’i, materyalizmi anlatıyorsun, savunuyorsun. Ortaokul, lise, üniversitede bütün derslerde aşağı yukarı Darwinist, materyalist propaganda yapılıyor. “Allah, Kitap yok” deniliyor. Böyle olmaz. O zaman bu bela üstümüzden kalkmaz, bu felaket kalkmaz. Allah esirgesin.

Bir topluluk varsa bu topluluğun bir felsefesi vardır. Başbakan ayrı kafasına göre, bakanlar ayrı kafasına göre olmaz ki. Partinin felsefesini bir kişinin bütün partiye yayması gerekir, bir veya birkaç kişi, kimse yani.

Bizim asker, polis acayip delikanlı, asla yılmıyorlar maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey bu akşam Beşiktaş Trabzonspor maçı vardı. Beşiktaşlı futbolcular sahaya şu şekilde çıktılar. Bir fotoğraf vardı. Üzerlerinde harf olan formalarla yan yana geldiler. “Şehitler ölmez.”

ADNAN OKTAR: Beşiktaş değil mi?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Aslan onlar aslan.

BÜLENT SEZGİN: Tribünde de taraftarlar pankart açtılar bu şekilde.

ADNAN OKTAR: Bir daha oku bakayım bu haberi baştan.

BÜLENT SEZGİN: “Şehitler ölmez vatan bölünmez” pankartı açtılar türbinde taraftarlar. Beşiktaşlı futbolcularda sahaya bu şekilde çıktılar.

ADNAN OKTAR: Aslan onlar aslan. Aferin yani milli şuuru maçta da, her yerde de uygulamaları hayati. Bayağı güzel.

“Selam Hocam, Tokat el yapımı kuşburnu var, Tokat’tan getirdim. Eyüp’te oturuyorum getirebilirim.” Ta Eyüp’ten kuşburnu. Yok yok şimdi bu saatte. Tokat’ın peyniri şahane oluyordu. Böyle güzel tenekeye lehimleniyordu kapanıyordu. Tereyağı mı,  peynir mi anlamak güçtü. Mis gibi kardeşim.

Türkiye tabii Amerika’ya meydan okuduğunda bir siyasetçinin hayatı tehlikeye giriyor. Yani yalnız kalıyor etrafı onu iyi koruması gerekiyor ki siyasetçi Amerika’ya rahatça kafa tutabilsin. Mesela Kastro Küba’da kafa tutuyordu ama bütün halk onu destekliyordu. Ordu onu destekliyor, gençler destekliyordu o rahatça kafa tutabiliyor. Şimdi bir siyasetçi Amerika’ya kafayı tuttuğunda kendi partisi içerisinde küçük bir grup ancak ona sahip çıkıyor. Yani mesela Atatürk’e herkes sahip çıkıyordu Atatürk istediği gibi hepsine kafa tutuyordu. Milli lider olduğu için. Zor iş o yani Tayyip Hoca’nın Amerika’ya tek başına kafa tutması kolay bir şey değil. Baksana deviriyorlardı ucu ucuna kurtuldu yani. MİT müsteşarını tutuklamaya kalktılar falan feşmekan bir şeyler. Yani arkasından onu da tutuklayacaklardı. Yani kolayca da yapılacak gibi görülüyordu. Onun için Tayyip Hoca biraz çekiniyor olabilir. Yani hükümet üyeleri de çekiniyor olabilirler. Yoksa böyle bu “IŞİD’e operasyon efendim havaalanlarını açmak falan ne alaka lan?” dersin. “Defolun gidin” dersin. Ama diyemiyor işte onu sağlamak için çok güçlü bir destek olması lazım. Amerika da hakikaten böyle ensesine baka baka gider öyle bir şey olsa. Yani öyle güçlü bir halk desteği olsa.

Bir şeyin pratik kolay bir çözümü varken o kadar insan şaşıyor ki. Mesela yangın var suyu dökersin söner değil mi? PKK var, adamın bir ideolojisi var; ideolojisinin geçersizliğini anlatırsın konu biter. Kabus görüyorum adeta. Sen Darwinizm’in, materyalizmin geçersizliğini anlatırsan PKK diye bir şey kalmayacak, kökten halledeceksin. Karakollara gerek kalmayacak. Jandarmaya, polise gerek kalmayacak. Kökten bitireceksin. Bunu yapmıyorlar yani inanılır gibi değil rüya görüyoruz sanki. Mikrop varsa değil mi mesela üzerine tentürdiyotu basarsın. Bu da çok açık değil mi? PKK diye bir yapılanma varsa, bunun da yanlış bir inancı varsa adamın yanlış inancının doğrusunu anlatırsın konu biter. Doğrunu anlatmıyorlar.

Bu konuyu biz çok söyledik ama değişik şekillerde söyleyelim. Algıda bir şeylik olmuş olabilir. Şimdi bir bela var, onun bir tane kolay çözümü var ve onun dışında hiçbir çözümü yok. Bu yapılmıyorsa, bu büyük bir felakettir. Bakın PKK’nın bir ideolojisi var. İdeolojisinden dolayı gelişiyor. İdeolojisinin yanlışlığını anlatırsan PKK biter. Bu yapılmıyor. Bu inanılmaz bir rezalet yani.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, bildiğiniz gibi PKK silahlı eğitiminden önce üç-dört ay ideolojik eğitim veriyor.

ADNAN OKTAR: İdeolojik eğitim olmadıktan sonra adam asla PKK’lı olmaz. Yani Stalinist, Leninist olmadıktan sonra. Mesela herkes şimdi öğrendi; bunların Stalinist, Leninist, komünist olduğunu. Mesela Cübbeli bile diyor, “Bunlar komünist ya” diyor. “Leninist” diyor, “Stalinist” diyor. Ama bak şimdi Stalinist olmaktan adamı kurtarmanın bir yolu vardır değil mi? Bilimsel anlatım. Bu yapılsa bitecek. Devlet bunu yapmıyor. Biz de yardımcı olacağız. Devlet yapsın yardımcı olacağız.  

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz geçen gün Adnan Bey göstermiştiniz, düğün alayını durdurup, propaganda yapıp bir yere gitmelerine izin veriyor PKK. Her imkanı onlar bu şekilde değerlendiriyor.

ADNAN OKTAR: Hep propaganda. O propagandaya sen karşı propaganda yapacaksın. Bu nasıl olur? Kesinlikle ağızlarını açmıyorlar. Ya adamı haklı görüyorsun, ya gücün yetmiyor, ya aklına gelmiyor. Hepsi korkunç. Her ihtimal korkunç. Bak, üç yüz milyar dolar harcıyorlar PKK’yla mücadeleye. Üç yüz milyar dolar. Kısa sürede, çok kısa süre içerisinde üç yüz milyar dolar harcandı. Üç yüz milyar dolarlık sen kitapla, dergiyle, gazeteyle, televizyonlarla PKK’nın yanlışlığını, ideolojik yanlışlığını bilimsel olarak anlatsan konu kökünden bitecek. Bunu yapmıyorlar ve buna dikkati bir türlü çekemiyoruz. Mesela birçok şeyi anladılar, bunu anlamıyorlar. Büyük bir ihtimal ya korkuyorlar, yenileceklerini düşünüyorlar, baş edemeyeceklerini düşünüyorlar, ya önemsiz görüyorlar, ya akıllarına gelmiyor. Hepsi birbirinden kötü.

AYLİN KOCAMAN: Siz söylemiştiniz “Başaramayacaklarını düşünüyorlarsa biz alırız görevi, yaparız orada eğitimi” diye.

ADNAN OKTAR: Mesela diyor ki, “IŞİD’e karşı başarısız oluruz.” Bize verin konuşuruz biz. PKK’ya karşı diyor ki mesela, “Ben ideolojik propaganda, karşı propaganda yapamam.” Biz yaparız, bize müsaade et. Bana da müsaade etmiyorsun, sen de yapmıyorsun. Hep beraber yapalım. Onu da yapmıyorsun. Ne istiyorsun o zaman? Ama tabii devletin bir kısım elemanları ukalaydı, bilmişti, demokrasiyi kabul etmiyorlardı. Halkı ezme yanlısıydılar. Kürtler’i de, Kürt kardeşleri de bayağı eziyorlardı biliyorum ben. Alevi; adam mesela bir bakıyor Alevi. Ağzında kuş tutsun. “Adam da Alevi” diyor yani bitti. Ermeni zaten kaçarı kurtarırı yok.

BÜLENT SEZGİN: Bir sanatçımızın açıklaması vardı. “Alevi bilinmeyelim diye babam ismimi farklı koymuştu” diye bölgede.

ADNAN OKTAR: Bu çok korkunç bir şey. Böyle yırtıcı bir sistem vardı. Sol tabii bunun çok üstüne gitti yani burada çok büyük faydası da oldu solun. Sağ pek bu işlerle ilgilenmedi. Sağ genellikle sessiz kaldı. Sol çok üstüne gitti, solun bu yönde hakikaten bir başarısı var. Bir kısmını da hizaya getirdiler hakikaten. Ama komünizm tarzında bir şeye müsaade etmeyiz. Rüzgar güzeldir ama fırtına olursa binaları yıkar. Solun biz demokrasi yönünü beğeniriz. Özgürlük yönünü beğeniriz. Ama komünizm, Stalinizm yönünü kabul etmeyiz.

Birileri bir şey anlatsın.

BÜLENT SEZGİN: Genelkurmay dün Kandil ve Uludere’de yapılan askeri operasyonda kırk bir teröristin öldürüldüğünü açıkladı.

ADNAN OKTAR: Öldürmeyle hallolmaz. Eğitim, bilim. Adamlar eğitilerek Stalinist olduğuna göre eğiterek doğru yola kavuşturursun. Asker nasıl eğitiliyor? Değil mi? Okulda eğitilmiyor mu? O eğitilince asker oluyor. Mühendis, mühendis oluyor. PKK’lı da eğitilince Stalinist oluyor. Sen adama Stalinistliğinin yanlışlığını anlatırsan adamı ondan kurtarırsın. Bu kadar basit. Karmaşık bir şey yok.

Sanatçı aşk insanıdır. Aşk insanı da sevgiyle beslenir. Sen ona sevgi göstermezsen sanatçı ölür. Sanat da yapamaz. Adam bön bön bakıyor. Sen onu alkışlarsan, tesci edersen, iltifat edeceksin, madalya vereceksin, gönlünü alacaksın, sevildiğini bilecek ki o içi coşsun. Bön bön bakarsan lakayt, zil zurna içip münasebetsizlik yapıyorlar, dangalaklık yapıyorlar. Ondan sonra da sanatçı kalmıyor tabii. Kendini güvende hissetmiyor. Ya kurşunlamaya kalkıyorlar, olmadık dangalaklık. Mesela sahneye çıkıyor, sahnede kurşunluyorlar. Halbuki orada anında böyle yedi cihana rezil olacak şekilde bir karşılık verilse ona, onu yapanlara, bir daha yapamazlar. Yani o silah tutan kolunu kırsan bir daha yapamaz. Kırsan derken kanunla hukukla yani yerinden kalkamayacak hale getirmek.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Son zamanlarda HDP ve DBP’lilerin belediyelerin araçlarının terör eylemlerine çeşitli yollardan destek verdiğine dair çok haber oluyor. Dün de Van Çatak ilçesinde PKK-KCK terör örgütüne patlayıcı yapımında kullanılacak malzeme aktarıldığı yönünde elde edilen bilgilere istinaden yapılan çalışmalarda Van Büyükşehir Belediyesi’ne ait bir kamyon içerisinde iki şahıs yakalandı ve araç içerisinde yapılan aramada yüz kilogram amonyum nitrat, yirmi altı adet de patlayıcı ele geçirildi.

ADNAN OKTAR: Bile bile AK Parti belediyeleri HDP’ye verdi, göz göre göre. Bütün milletin gözü önünde bağıra bağıra. Esrarengiz bir amaçla yaptı. Niye yaptığını bilmiyoruz daha hala. Göz göre göre belediyeleri verdi. İstese bütün belediyeleri alırdı AK Parti. Almadı, hepsini onlara verdi.

AYLİN KOCAMAN: Yerel seçim öncesi uyardınız. “Oradan tanınmış kişileri çıkar” dediniz AK Parti’ye.

ADNAN OKTAR: “Yapma etme” dedim. Aşiretlerden falan çok sevilen insanlar var, yanaşmadılar. Hiç tanınmayan, bilinmeyen adamları çıkarttılar.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın Daily Sabah Gazetesi’nde kaleme aldığı İngilizce makalede PKK’nın kirli bir savaşı olduğunu yazdı ve batı basınının PKK’ya verdiği desteği eleştirdi. “PKK, kanlı tarihi boyunca Türkler’in yanı sıra çok sayıda Kürt’ü de öldürdü. Suriye’de de çatışmaların başlamasından bu yana Kürtler’e baskı uyguladılar. PKK’nın Suriye’deki kolu olan PYD çatışmalarda çocuk askerler kullanıyor. Bu haberler PKK’yı barış güvercinleri olarak göstermeye çalışan uluslararası medyada yer bulamıyor. PKK’nın dünyayı kandırmasına izin verilmemeli. PKK’ya bu konuda destek verenler onun kirli savaşın bir parçasını olduklarını anlamalı” diye yazdı.

ADNAN OKTAR: Kibar kibar anlatmakla olmaz. İdeolojisiyle mücadele et. Bak, ideolojisine bilimsel cevap ver konu bitecek. İdeolojisinden korkuyorsun. İdeolojisini yenemeyeceğine inanıyorsun. İdeolojisi karşısında tırmışsın. Bunu kaldır. Korkma rahatça yenersin. Sen yenemiyorsan yenecek adamlar var. Onlara yardımcı ol. Onların yolunu aç. O yok, bu yok habire eleştiriyor. Adam Stalinist olduğuna göre bu bir inanç, Leninist olduğuna göre bir inanç, bu bir bilimdir. Yani Marksizm bir bilimdir. Sapkın bir inançtır ama bir bilimdir. Sen buna, bu sapkın bilim anlayışına bilimle cevap vereceksin, gerçek bilimle. Cevap vermiyorsan mağlup olursun, uzatmaya gerek yok. Korkuyorsan mağlup olursun.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Diyarbakır’ın Merkez Sur ilçesinde hendek kazıp, barikat kurarak yol kapatan PKK’nın gençlik yapılanması YDGH-Y’e karşı polis ekipleri tarafından gece yarısı operasyon düzenlendi. Polis ekiplerine teröristlerin ateş açması üzerine çıkan çatışmada üzerinden Suriye kimliği çıkan bir PKK’lı ölü ele geçirilirken, dört belediye çalışanı gözaltına alındı. Bölgede yapılan aramada silah, patlayıcı yapımında kullanılan malzemeler ve roketatarlar ele geçirildi.

ADNAN OKTAR: Bir kere binlerce roketatar, uçaksavar, havan mermisi falan adamlar acayip yığmışlar. İşi gücü bırakmışlar. Bunların hepsini devlet toplasın. Beklemeye gerek yok. Olay bekliyorlar. Olay olunca müdahale ediyorlar. Olay olmasını niye bekliyor? Olay olduğunda asker, polis vuruluyor, şehit oluyorlar. Olay olmadan toplayalım.

Yağmur ne güzel nimet. Ne şeker yağıyor. Çok biçimli yağıyor. Hem bayağı güzel ortalığı temizliyor. Çiçekler bayılıyor yağmura. Sabah bir bakıyorum kafayı çizmiş bir kısmı böyle. Zevkten ölüyorlar yağmurda maşaAllah.

“PKK’nın gerçek yüzünü anlatan İngilizce daha çok çalışma yapılsın” dedik. “Devletin böyle bir çalışması olsun” dedik. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İngilizce yazı yazmış bu konuda. İyi bakalım, yavaş yavaş.

Ankara’da dün çok şiddetli sel olmuş. Birçok yeri su basmış. Vardır bir şey Ankara’da o zaman.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, kuşların ne kadar usta mimarlar olduğunu gösteren yuva yaparken çekilmiş bazı fotoğrafları vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Allah Allah şekerliğe bak sen şunun. Ağabeyi onu yesin kıtır kıtır. Aferin benim bir tanelerime. Bayağı da kalın yapmışlar. Enerjiye bak sen şunların. Bayağı tatlılar. Odalı yapıyorlar öyle mi?

AYLİN KOCAMAN: Evet. Kunduzlar da Adnan Bey biliyorsunuz zaten o yaptıkları yuvada salon, odalar, çocuk odaları.

ADNAN OKTAR: Ona sarılıp yatmak çok şahane olur. Kunduza.

EBRU ALTAN: İki katlı yapıyorlar evlerini

ADNAN OKTAR: Evet. Bayağı da temizler akşama kadar sudan çıkmıyorlar. Misafirlere gitmek lazım onlara. Çay kahve içmeye. Ama bayağı daralırlar herhalde. Ancak kunduz olursa kabul ederler Allahualem.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adıyaman’da çıkan çatışmada ölü ele geçirilen teröristin cenazesinde PKK’lının ailesi tarafından HDP’lilere tepki gösterildi. Evine Türk bayrağı asmaya çalışan terörist İbrahim Demir’in ailesine PKK yandaşları engel oldu.

ADNAN OKTAR: Ama babaya helal olsun. Bak Türk bayrağı asıyor. Tabii. Demek ki onun yaptığı eyleme karşı. Öyle olsa PKK bayrağı asardı. Babanın ne kadar açmazda olduğunu da görüyoruz, vatandaşın ne kadar zorda olduğunu görüyoruz. İdeolojik savaşla mesele hallolacakken, ideolojik savaşa yenemeyiz korkusuyla yanaşmıyorlar Allahualem. Halbuki PKK’nın ideolojisi, Darwinist ideoloji pamuk ipliği gibidir. Hatta örümcek ipliği gibi üflesen gider. Hiç olmazsa “Bilenlerden sorunuz” diyor Allah. Bilene sorun. Biz zaten baş edemeyiz deyip bırakırsan adam adım adım ilerler.

“Sayın Adnan Bey, bir şey anlamış değilim. Onca şehitlerimiz varken siz alem yapıyorsunuz. Acaba ben mi hassas düşünüyorum?” Ülkü Özbek. Hassas değil de, yanlış düşünüyorsun. Dinde matem yoktur. Yas yoktur. Haramdır. Defalarca anlattık. Kuran’a, hadise müracaat ettiğimizde bunu görüyoruz. Müşrik adetidir. Eski putperestlerin adetidir yas tutmak. Şehit şereftir. Şehitlik şereftir. Şehit olmak nimettir. Allah bana da şehitlik nasip etsin. Müminlerin isteğidir, arzusudur. Dolayısıyla tepkin yanlış. Sen biz matem tutalım istiyorsun. Siyahlar giyinelim, ağlaşalım istiyorsun. Bu olmaz.

Ali Direk’e helal olsun. Ali Direk delikanlı aleminin has delikanlılarından. Çok güzel sesli maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: PKK’nın gasp ederek Ağrı Dağı’na götürdüğü dört otomobille bomba yükleyerek intihar saldırılarında bulunacağı duyumları alınması üzerine Korhan Yaylası yoluna iş makineleri ile hendek kazılarak önlem alındı. Korhan Yaylası’na giden yola güvenlik güçleri tarafından hendek kazılması üzerine Ağrı Dağı’nın karayolu bağlantısı kesildi. Vali Vekili Mevlüt Özman yaptığı açıklamada, “Hendek kazılan bu yolu kullanarak en az on eylem düzenlendiğini ve hep bu yolu kullanarak teröristlerin kaçtığını söyledi.

ADNAN OKTAR: Ama adamların eylem yapmasını beklemek yanlış. Doğrudan operasyon yapıp şüphe üstüne gerekeni yapmaları gerekiyor. “Adamlar hele bir saldırsın gereğini yaparız” bu olmaz. Çok yanlış, bu mantık kalkması lazım.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ekonomist Şevin Ekinci, Bloomberg’de yayınlanan programda Erdoğan’ın “İnşaAllah” Bakan Zeybekçi’ninse “Allah aşkına” demesinin rejim endişesi yarattığını söyledi. Şöyle diyor konuşmasında; "Bu ülkede Yahudiler de yaşıyor, bu ülkede başka kesimden insanlar da yaşıyor. Ben birazcık açıkçası hem yabancı yatırımcılarda hem iç tarafta birazcık rejim kaygısının olduğunu düşünüyorum. Bundan dolayı da güvenin yitirildiğini, kredi derecelendirme kuruluşlarının da güvenlerini yitirdiğini düşünüyorum."

ADNAN OKTAR: Ne yapmak gerekiyormuş yani?

BÜLENT SEZGİN: O şekilde konuşmamalarını istiyor Allahualem.

ADNAN OKTAR: Ben ona başka parça dinleteyim.

Rakunlar da çok şeker hayvanlar. Onların patilerini ısırmak lazım. Her şeyi temizleyip yiyorlar.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ağrı Valisi Musa Işın şunları söyledi, “Bir ilçemizde kadınlar gece vakti toplantı var diyerek evlerinden alınıyor. Kocaları karşı çıkınca da ölümle tehdit ediliyorlar. Bir ilimizde kırka yakın genç kız dağa kaçırılarak iğfal ediliyor ve “Siz bu halde ailelerinize dönemezsiniz” diyerek orada zorla tutuluyorlar. İnsanlarımız namuslarıyla tehdit ediliyor. İslam dininin insanları köleleştirdiği savını ortaya atarak inançlı vatandaşlarımıza Marksist, Leninist bir düşünce biçimi aşılamaya, onları kendi emelleri için kullanmaya çalışıyorlar.”

ADNAN OKTAR: Sayın Valimiz çok güzel anlatmış. Belayı, felaketi bazı yönleriyle vurgulamış. Çok küçük bir bölümü anlattığı, yani binlerce böyle olay var. Ama bak diyor ki; “Marksist, Leninist.” Marksist, Leninist düşünce yanlış bir felsefi bilimsel çalışmadır. Buna doğru bir bilimsel çalışmayla cevap verilmesi lazım. Devlet bunu yapmıyor. Büyük bir bela var anlatıyoruz, dinletemiyorum. Devlet anti Marksist, anti Darwinist, anti Stalinist çalışma yapması lazım. Yani mikrobun üstüne tentürdiyot basar gibi, yangının üstüne, ateşin üstüne su döker gibi meseleyi bu kökünden halleder. Kendileri yapamıyorsa bize müsaade etsinler, biz yapalım. TRT Şeş’i bize versinler. TRT HD’yi bize versinler. Akşama kadar boş boş konular yani dini konuları tenzih ederim. Vakit kaybediyoruz. Kültürel karşı propagandayla mesele kökten hallolur. Ve bu dünya çapında uygulanmamış en etkili metottur. Marksizm modası geçmiş bir felsefe ama cevabı verilmediğinde modern bir felsefe olmuş oluyor. Dünyadaki en modern felsefe ve inanç olmuş oluyor. Dinin üstüne baskın geliyor eğer eğitmezsen, anlatmazsan şahıslara. Yani dinin üstünde olur. Din; bağnaz ve gelenekçi sistemle anlatılıyor. Buna karşı Marksist, Leninist düşünce daha üstün bir yapıda olmuş oluyor. Buna karşı eğer fikir mücadelesi verilirse, bilimsel mücadele verilirse net kökten temizlenmiş olur olay. Bunun için bize müsaade etmesi lazım devletin. İmkan vermesi lazım. Bizim imkanlarımızla bu olmuyor. TRT Kürdi’yi günde birkaç saatliğine bize versin devlet, meseleyi kökten halledelim. Bu türlü olmaz. Askerle, polisle hallolacak bir şey değil.

AYLİN KOCAMAN: Yine Allah’a şükür Adnan Bey, daha önce söylemiyorlardı da. Artık “Marksist, Leninist” diye söylüyorlar siz uyardıktan beri.  

ADNAN OKTAR: İlk defa daha “Marksist, Leninist.” Otuz yıldan beri “Marksist, Leninist” kelimesini ağızlarına almıyorlar. Bak Cübbeli bile “Marksist, Leninist” demeye başladı. “Bunlar komünist ya” diyor. “Marksist, Leninist” diyor. “Marksist, Leninist” diye kendi ağzını doldura doldura söylüyor. İyi yani bu gelişmeler.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü