Harun Yahya

Sohbetler (23 Ağustos 2015; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler eğerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler başlıyor. Adnan Bey Hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Başlayalım buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Muş karayolu üzerinde bulunan baraj güvenliğini sağlayan askeri tim görev değişimi için geri dönerken bombalı saldırıya uğradı. Saldırıda bir asker şehit oldu, üç asker yaralandı.

ADNAN OKTAR: Yapanlar da kaçtı. Allah Allah, benim bu işe aklım ermiyor yani hiç anlayamıyorum. Adam nasıl kaçar kardeşim? Ta bilmem kaç yılından kalma elinde çocukların G3 tüfek. Gez göz arpaçık hadi bakalım. Böyle olmaz. Silahlar tamamen değişmesi lazım. Ya yurtdışında getirttirelim yahut Makine Kimya o yüksek teknolojiyle silah yapsın yahut patent hakkını alır burada yaparız. Böyle olmaz. Altı yüz metre menzilli silah mı olur? Dört yüz metre menzilli silah mı olur? Adamların hepsinin elinde bin beş yüz metre menzilli, PKK’nın elindeki silahlar. Hatta bir kısmı iki bin metre menzilli.

Kaçma diye bir şey olmaz. Yetki varsa silah varsa kaçma diye bir şey olmaz. Bir anormallik var. Allah rızası için birisi bu işle ilgilensin. Hiçbiri kaçamaz. Adam iki yüz metre ileride, nasıl kaçar kardeşim? Nereye kaçıyor? “Yaya olarak kaçtı” diyor. Böyle bir şey olmaz. Biz ilgili kişilerle özel mi görüşsek bilmiyorum ki nasıl yapsak? Nasıl kaçar? Olacak iş değil. Ama sen adamın eline G3 silahı verirsen kaçar tabii. İki saat mekanizmayı açacak, mermiyi namluya sürecek, tak patlayacak. Adamın elinde tam otomatik silah var, bu adamların elinde G3 var, olmaz. Aslanlara G3 olmaz. Bilmiyorsalar bilen kişi ilgilensin, bu böyle olmaz. Kaçma diye bir şey olmaz. Özel bir kayrılma falan mevzubahis değilse. Çocukların eli sanki adeta bağlanıyor gibi. G3’le asker gönderilir mi? Ne yapıyorlar ben anlayamıyorum. Parasıyla değil mi bir milyon silah alırız. Ben yol-köprü falan istemiyorum askere silah versinler.

OKTAR BABUNA: Çatışmada savcı boş kovan arıyormuş. Boş kovan yoksa askere soruşturma açılıyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Bu poligonda falan atış yapanlar oluyor, hiç duydunuz mu baruttan dolayı merminin patlamadığını? Duymadınız değil mi? Aslında o zor, çok eski o. Nemli olursa belki ama öyle bir mermi de çok güç. Pek olacak iş değil o da. Yahut yağmur yağıyor çocukların üstüne mermiler açıkta oluyor, uzun süre nemli ortamda kalıyor belki orada bozuluyor olabilir ki o bile zor. Çünkü barut nem falan dinlemez yine ateş alır. Asıl o ateşleme bölümü, evet. Orada eğer bir bozukluk yoksa barut nemli de olsa yanar. Öyle bir şey olmaz. Özetle Allah rızası için bilenler bu işle ilgilensin, askerin silah kalitesi artırılsın. Haberi de bize gelsin biz burada müjdeleyelim, böyle şey olmaz. Her seferinde bunu duyuyoruz; “eylem yaptı kaçtı, eylem yaptı kaçtı.” Nasıl kaçıyor bu? G3’le kaçar tabii. Çünkü asker orada mesela mevzi alıyor, silah zaten G3, pat karanlıkta atıyor. Olur mu kardeşim? Silah dediğin dakikada en az altı bin mermi atacak. Bak bakayım kaçabiliyor mu o zaman? Etrafını cehenneme çevirirsin, adım atamaz. Her askeri bölükte on kişilik mangada bile bu tarz otomatik silah bulunması lazım. Dakikada altı bin mermi atacak.

Bir hanım kardeşimiz, “Adnan Bey yayına çıktığınızda kalp atışım olağanüstü hızlanıyor” diyor. Muhabbettendir, sevgidendir maşaAllah.

Hakan Tan, “Demirtaş’ın PKK’ya silah bırak çağrısını samimi buluyor musunuz?” Demirtaş ve Demirtaş gibi samimi delikanlı çok Kürt kardeşlerimiz içinde. Bence samimi delikanlı ama PKK belasından çekiniyor. Çoluğu çocuğu var, karısı var adamlarla nasıl aşık atsın? Dev bir mafya yapılanması. Elinden geldiği kadar bir şeyler demeye çalışıyor. Özerklik de, derin devlet canlarını çok yaktığı için bir kısmı onu istedi ama tabii PKK direkt komünist sistem istiyor, Stalinizm istiyor. Onun dışında da zaten ideolojisi de olmadan bir hareket ortaya çıkmaz. Mesela Suriye Özgür Ordusu var, hiçbir sistemi yok, hiçbir ideolojisi yok her yere kayıyor. Marksistler çağırıyorlar o tarafa gidiyorlar, IŞİD çağırıyor o tarafa gidiyor, Taliban çağırıyor oraya gidiyor, ideolojisi yok. PKK bir kere ideolojiyi asla bırakmaz. Çünkü ideolojisini bıraktığı anda anında çöker, mecburen ideolojisi olacak. İdeolojisini bıraktığını anda mecburen güçlü bir eğitim politikası izleyecektir. O yüzden çok güçlü bir eğitim politikası izliyor. Çünkü Marksist ideoloji birleştiricidir ve hareket gücü verir. Yani bir örgütün aradığı her şeyi Marksizm kendi içinde bulundurur. Yani her türlü ihtiyacı bulundurur; örgüt, parti, lider, liderin yapacağı hareketler, parti yapılanması nasıl olacak, kullanılacak güç nasıl olacak? Dünyada kullanılmış pratikler de var, Marksist pratikler de var onları uygulayarak hareket eder. Yoksa dese ki, “biz Marksizm’den vazgeçtik, komünizmden vazgeçtik” darmadağın olurlar. Onun için sıkı sıkıya komünizme sarılıyorlar. Mesela IŞİD de ideolojisi olmasa darmadağın olur. Ama devlet, adamın ideolojisi olduğu halde karşı ideoloji üretmiyor, karşı ideolojiyle çıkmıyor ve bu yüzden karşı taraf güçlü oluyor. Yenemiyor devlet. Karşı ideolojiyle çıksana karşısına. Darwinist’se anti Darwinist ol, Stalinistse anti Stalinist ol. Mesela Ülkücü hareket öyledir, Ülkücü hareket bir ideoloji hareketidir. Mesela adam sendika kurar, Ülkücüler karşı sendika kurar; dernek kurarsan karşı dernek kurar. Bir slogan varsa karşı slogan vardır. Mesela bak, “Mao değil Alparslan, Vietnam değil Türkistan” mesela bu bir Ülkücü sloganıdır. Karşı ideolojiyi üretmiş bak dikkat et. “Mao’ya karşı Alparslan” diyor, “Vietnam değil Türkistan” diyor karşı ideoloji. Şimdi bu yenilmezlik meydana getiriyor. Onun için komünistler Ülkücüler’den çok çekinirler. Çünkü ideolojiyi yenemez. Ama devletin ideolojisi olmuyor, ideolojisi olmadığı için çok rahat devleti yenebiliyor. Ama Ülkücü’yü yenemiyor. Onun için dehşete kapılıyorlar Ülkücüler’i gördü mü. Nefret etmelerinin sebebi ideolojilerinin olması. Allah razı olsun Başbuğ’dan, lider, doktrin, parti, aynı şekilde Marksist düşüncenin kullandığı her mantığı kendileri de düzgün hale getirerek kullandılar, her yamukluğu onlar düzgün hale getirerek kullandılar. Baş edilecek bir şey olmuyor o zaman. Kısa sürede büyük bir güç haline gelmişti Ülkücü hareketi. 12 Eylül durdurdu diyorlar ama laf o öyle bir şey yok. Ülkücüler durdurdular. Ülkücüler bir kere devlet içinde kadrolandı, devletin kadrosu yoktu öyle. Şu anki hükümet bile yine Ülkücüler’e dayandırıyor sırtını, bak şu anki hükümet bile yine Ülkücüler’e dayandırıyor. Her yerde Ülkücüler var. Emniyette, MİT’te, kilit noktalarda, mahkemeler, savcılıklar birçoğu Ülkücü. Çünkü bir ideoloji var sitem var, bu bir gerçek. Devlet ideoloji üretsin, karşı ideolojiyle mücadele etsin, öbür türlü yenilir gücü yetmez. Darwinizm mi var? Darwinizmi ez. Gerekli bilgiye, gerekli teçhizata biz sahibiz, isteyin hemen teslim edelim. Dinlemiyorlar.

Demirtaş, Müslüman delikanlı ama partinin yapacağı bir şey yok. Heyula gibi PKK sarmış, partiyi içinden de sarmış dışından da sarmış. Ne yapsın çocuk, nereye dönsün? Nereye dönse PKK’lıyla karşılaşıyor neredeyse. Sokağa çıkıyor, kahveye gidiyor her yerde PKK’lıyla kaynıyor. PKK atılsa o bayağı başarılı bir parti lideri olabilir o çocuk, bayağı samimi o delikanlı. Demokrasi anlayışı güzel, sevgi anlayışı güzel, kadınlara karşı saygısı, hürmeti güzel. Ama iş bölünme noktasına geldi mi “özerklik istiyoruz” diyor. Hoppala, ‘al bir kaya nereye dayarsan daya’ demiş. Sen onu dedikten sonra bitirdin zaten. Özerklik ne demek? Mesela özerklik, bir toplulukta “benim bir özel odam olsa da orada otursam” diyorsan insanlara oturmak istemiyorsun demektir, değil mi? Bir adam niye durduk yere kalabalık arkadaşlarla otururken, “ben sıkıldım ayrı bir odada oturmak istiyorum” diyorsa adamlardan gıcık alıyor demektir, rahatsız olmuş demektir. Bu ne demek? Ben sizinle beraber yaşayamıyoruma geliyor bu. Sev herkesi sev, Lazlar bayağı şeker insanlar, Çerkezler dünya tatlısı, Türkler delikanlı çok güzel insanlar, Boşnaklar hepsi çok güzel insanlar niye ayrılıyorsun? Bu hemşeri kafası nereye götürür insanı? Ondan sonra Zazalar’ı ayıracaksın, Zazalar bu sefer şehirlere göre ayrılacak. Yeni PKK’lı gençler çok züppe çocuklar, çok züppe yetiştirmişler bayağı çakallar. Saygısızlar, büyüklerine karşı saygıları yok. Eski olanlar yaşlılar onlar çok efendi kırk yaşa kadar falan. Ama otuz yaşına kadar olan yeni neslin epey bir bölümü çok züppe çocuklar. Batırdılar, Darwinist-materyalist eğitimle mahvoldu çocuklar. Görüyorsunuz nasıl bağırıp çağırıyorlar millete. “Burada toplanmayacaksınız” silahlarla falan. Göstersene o filmi. Hem ırkçı yaptılar çocukları hem nefret dolu yaptılar. Ama bu kadar ezersen işte böyle oluyor. Enaniyet yaptılar, işte “biz yüceyiz, biz büyüğüz” bilmem ne. Allah’ın zavallı bir kulusun etme, mezarda paramparça oluyorsun nereye büyükleniyorsun? Ne enaniyet yapıyorsun? Allah bu derin devleti kahretmesin. Yani çok akılsızlar başımıza iş çıkarttılar. İlla taktılar böyle, çünkü nefret diyorlardı Kürt kardeşlerimizden. “Nasıl ayırırız?” dediler, “biz bunların kafasını ezersek bizden nefret ederler ayrılırlar, yoksa bunların ayrılmaya niyetleri yok” dediler. “Kafalarını iyice ezelim, her yerde aşağılayalım bunlar da mecburen ayrılırlar.” Aslında göbek atıyor onlar sevinçten ayrılacaklar diye.  Ağızları kurudu heyecandan. “Hadi ayrılın bitsin ne uzatıyorsunuz?” diyor. Amerika’nın da ağzı-dili kurudu. “Hemen şu başkanlık sistemini ilan edin, federasyonları da ilan edelim iş bitsin” diyor. Tayyip Hoca da habire “Başkanlık sistemi” diyor. İnanılır gibi değil, inanılır gibi değil.

BÜLENT SEZGİN: Video hazırdı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bak, Güneydoğu’da çocukları nasıl çakal yetiştirmişler bir görelim. Büyük bölümü böyle.

Karda kışta Kürt gençlerini soyup ıslak ağaç dalıyla feci şekilde dövüyorlardı derin devlet mensupları psikopat herifler. Bak Türkiye’yi batırdılar ahlaksız herifler. Kendileri de şimdi seyrediyor. Şarapçı, hapçı, kadın satıcısı, uyuşturucu satıcısı ahlaksız herifler bunlar. Lağım suyuna gırtlağına kadar Kürt kardeşlerimizi oturtuyorlardı günlerce onun içinde tutuyorlardı günlerce, akıl almaz zulüm yaptılar. Eli ayağını kırmalar, kolunu bacağını kırmalar, ahlaksız herifler. “Biz milliyetçiyiz” falan diyerek. Nerenin milliyetçisi? Satılmışsın sen ahlaksız, Türkiye’yi bölmeye çalışıyorsun haysiyetsiz herif. Neren senin milliyetçi? Kürt kardeşlerimizi eze eze, eze eze, onurlarıyla oynaya oynaya birçoğunun dengesini bozdular. Şimdi de PKK bir yandan eziyor, bir yandan bu it-kopuk takımı yeni yetişen bunlar ayrı bela. Eğitimle hepsi hallolur. Anti-Marksist, anti-Darwinist, anti-materyalist eğitim ve iman hakikatlerini rahatça TRT’den anlatabilirler. Kuran mucizelerini rahatça anlatabilirler bir yasak yok ki. İstiklal Marşı’nı ezberletip zorla söyletiyorlar her gün. Bir daha bir daha bir daha adamlara gına getirttirdiler. Adamlar bayrak görüyor eli ayağı boşalıyor. Bayrak görünce içine sevinç dolması lazım. İstiklal Marşı okunuyor adam titriyor. Günde otuz kere İstiklal Marşı okutuyor adama. Mesela hayatında tülbentini açmamış örgüleri olan Kürt hanımlar oluyor ya genç kızlar, soyup örgülerini saçını kökünden kesiyor ahlaksız herif. Milletin vücudunda sigara söndürüyor tam çakal yani klasik çakal. Hemen hemen her evde işkence görmüş insan vardır Güneydoğu’da. Pislik herifler, şimdi de pis pis o kirli sarı dişleriyle sırıtarak bölünmeyi bekliyorlar. Ahlaksız, hiçbir çıkarı yok bunların manyak bunlar. Hiçbir çıkarı yok, bölündüğünde bunların eline geçecek hiçbir şey yok. Bunlara bir parça esrar olsun, üç beş bardak şarap olsun, ahlaksızlık yapsın, sapıklık yapsın, milleti rahatsız etsin, insanlara huzursuzluk versin psikopat, yani psikopatın tarifi yok ki. Bu ahlaksızları nerden çıkarttılar ortaya bunlar nasıl gelişti bu da anlaşılır gibi değil. Türk bayrağından adamlar ürküttüler, görünce eli ayağı boşalıyor Türk bayrağı gördü mü. Şu ahlaksızlığabak, şu zulme bak. Adeta delirttiler adamların birçoğunu. Pis herifler, bir de enaniyetli falan, dünyanın en akıllısı havalarında falan. Bu edepsizler halen de geziyorlar. Baş katil sokakta zaten, anlayamadığım şekilde destek görüyor. Yani kimin kiminle ne ilgisi var, bağlantısı var insan bunu da anlayamıyor. Bu adam nasıl elini kolunu sallayarak geziyor anlayamıyorum, baş katil, baş işkenceci. Herhalde Hz. Mehdi (a.s) çıkmadan bu işler düzelmeyecek.

Sakın Davutoğlu’nu değiştirmeye kalkmasınlar çok ayıp yaparlar. Bayağı efendi o, sevgi dolu kibar bir insan. Çok çirkin bir tavır olur bu. Her gariban, her mazlum, her güzel huyluya böyle yapılacaksa, dişli adam da bir şeyler yapabiliyorsa bu olmaz. Mazlum güçlü olması lazım.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Selahattin Demirtaş bugünkü konuşmasında, son dönemdeki PKK operasyonlarının AK Parti’nin bir kurgusu olduğunu söyledi. “Ben bir defa AK Parti’nin bir savaş oyunu gibi savaşı kurguladığını ve kendisine hizmet edecek bir düzeyde tutmaya çalıştığı kanaatindeyim.”

ADNAN OKTAR: Yok canım olur mu öyle şey? Şu an AK Parti’nin aleyhine bu gelişme. Sürekli asker şehit ediliyor. Hiçbir başarı yok şu an. “Yedi yüz kişiyi öldürdük” diyorlar, yedi kişi bile yok, öyle bir şey yok. Nerede yedi yüz kişi? Olsa cenazeleri gelir. Kimse öldürülsün falan demiyorum meraklısı değiliz, kimse istemez böyle bir şey de yani böyle bir olay yok. Sürekli asker şehit ediliyor. Bu AK Parti’nin lehine bir şey değil.

BÜLENT SEZGİN: Konuşmasının devamında: “Ama masada kurguladığı savaş sokakta istediği gibi sonuç doğurmuyor. Yani evdeki hesap çarşıya uymuyor.”

ADNAN OKTAR: Ne alakası var? Belki onu düşünenler olmuştur diye düşünüyordur. Zannetmiyorum, mecburi bir gelişme oldu. Tayyip Hoca tabii gururuna düşkün. PKK’ya racon keser gibi “Hadi silahları bırakın çekin gidin” deyince gitmeyeceği belli. Orada bazı kişiler büyük hata yaptılar. Tayyip Hoca da çok büyük hata yaptı. “Silahı bırakın gidin” dinler mi adam? “Ne silah bırakması?” diyor adam, “alay mı ediyorsun?” diyor adam.

Kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Evet, programımız kısa videolardan sonra devam ediyor.

VTR: Kandil’de PKK Sığınaklarının Olduğu Sarp Alanlar Düz Ova Haline Getirilmeli

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Şırnak’ta şehit olan Yüzbaşı Ali Alkan’ın cenazesinde şehidin ağabeyi Jandarma Yarbay Mehmet Alkan, “Düne kadar çözüm diyenler ne oldu da sonuna kadar savaş diyor? Saraylarda otuz tane korumayla gezip, zırhlı arabalara binip “şehit olmak istiyorum” diye bir şey yok” diye tepki gösterdi. Cenaze namazı sırasında AK Parti milletvekillerine tepki gösterilince namaz kısa sürede kıldırılıp gerginlik önlenmeye çalışıldı.

ADNAN OKTAR: Ama Yarbay’a yakışmamış. Sen delikanlı adamsın olgun olacaksın, devlet terbiyesiyle yetişmişsin sen. Ölmeye ve öldürmeye gitmişsin sen oraya. Yaptığı mesleğin adı öldürme ve ölme mesleğidir. Asker ölmeye ve öldürmeye gider, sanatın özelliği de o. Ona öldürme öğretilir. Nasıl adam öldürülür o öğretiliyor. Mesela “topla nasıl öldürülür, tüfekle nasıl öldürülür, mayınla adam nasıl öldürülür?” bunu öğretiyorlar ve ölmeyi kabul ederek gidiyorlar askere, bunu isteyerek gidiyorlar. Yakışmamış Yarbay’a. Demek ki AK Parti’ye gıcık, tamam bu olabilir ama bütün Türkiye’ye sen bir görüntü veriyorsun. Yarbay’a yakışmamış. Onu düzeltsin desin ki, “Ben sinirlendim boş bulunup söyledim.” Koruma. Tamam, Cumhurbaşkanı gitsin o zaman Şırnak’ta çatışmanın içerisine girsin. Şunda bir mantık var mı? Tabii ki koruması olacak. Orgeneral tabii ki koruması olacak. Onlar lider insan bundan normal ne olabilir? Ama bu adamlar, ben ona söyleyeyim; şehit olmaktan çekinmezler. Ben o bakan için garanti verebilirim. Taner Yıldız doğru söylüyor. Niye istemesin şehitliği, ne var dünyada? O, bakanlık çok zevkli bir şey zannediyor. Kendisi gelsin Yarbay, gelsin yapsın bakalım bakanlığı. Zevkli bir şey değil çok zordur, şehit olmak kolaydır. Bir adımda cennete geçiyorsun ne güzel. Bu dünyanın çilesinden belasından kurtuluyorsun. Ne var dünyada? Hiç olmamış Yarbay’ın sözü. Bak ben onun ellerinden öpüyorum, yaşı küçük benden ben onun ellerinden öpüyorum, istirham ediyorum o sözünü geri alsın olmamış o. Siyaset adına böyle bir şey yapılmaz. Davaya vuruyor. Biz PKK’yla savaşıyoruz, sen PKK’ya malzeme vermiş oluyorsun. “Ne oldu da savaş oldu?” kardeşim, yıllardan beri söylüyoruz, “adamların tepesine binin” dedik. Hükümet de tepelerine bindi. Ama kan aksın istemiyoruz, tutuklama olsun tutuklasınlar. Öbür türlü Türkiye’nin teslim olması demek bunu mu istiyor Yarbay? Çözüm süreci demek teslim olmak demektir, sonucu budur yani. Güneydoğu’nun gitmesi demektir, tabii ki gereği yapılacak. Binalar yakılıyor, evler yakılıyor, askerler şehit ediliyor hepsi kaçıyor adamların. Ben açıkça kendi şahsım adına söyleyeyim; bende yetki olsa onların bir tanesi kaçamaz, sureti katiyede kaçamaz açıkça söylüyorum, mümkünü yok. Orada kalır hepsi. Nasıl kaçar?

O kadar tehlikeli ki yaptığı Yarbay’ın anlatamam. Çok çok tehlikeli bir şey, derhal düzeltsin. Kime örnek oluyorsun sen, ne yapmak istiyorsun? Ortalığı mı karıştırmak istiyorsun? Ne kadar garip bir şey. Biz Türkiye’deki dengeyi ayakta tutmak için özen gösterirken sen bütün gücünle omzunla vuruyorsun dengeyi bozacak şekilde. Malazgirt’te biz şehit vermedik mi? Şehit kardeşleri böyle bağırıyor muydu komutanına şuna buna? Dumlupınar’da şehit vermedik mi? Birinci İnönü, İkinci İnönü’de, Çanakkale’de şehit vermedik mi? Kim böyle ağladı, kim tabutların üstüne kapandı? Nereden çıkıyor bunlar böyle? Sen delikanlı adamsın, efe adamsın nerede görülmüş böyle bir şey? 1918’de Gelibolu’da 253 bin şehit verdik, 253 bin sırf Gelibolu’da. Hiç kimse ağlamadı, kimse tabutların üstüne kapanmadı, kimse de hükümetten hesap sormadı. Kimse de Atatürk’e “senin korumaların vardı” falan demediler. Paşalara, “senin korumaların var” demediler. Tabii koruması olacak, kumanda kademesi. Yani alelade biri yapsa bir derece ama onun yapması olmadı, yarbaylığına yakışmadı. Kabadayılığın konusu budur zaten, askerin konusu budur zaten. Askerliği bana bir tarif etsin. Mühendis mühendislik yapar, asker adam öldürmeye gider adam. Adam öldürme sanatıdır askerlik, ölmeyi ve öldürmeyi öğrenir. Bak, ölmeyi ve öldürmeyi öğrenir asker. Neyine şaşıyorsun? O zaman asker olma istifa et. Askersen bunu kabul edeceksin. Git mesela hastanede laborant ol sana kimse bir şey demez. Ama asker olmuşsun sen adam öldürmeye gitmişsin ve ölmeye gitmişsin. “Niye öldüler, niye öldürdüler?” diye ortaya çıkamazsın. Bu olmadı. Allah rızası için o lafı geri al. Olmadı o laf. Bir yarbaya yakışacak laf değil bu ve çok büyük bir fitne bu. Yaptığı hatanın farkında değil. Tamam, boş bulundun yaptın kabul ediyoruz ama aradan vakit geçti sakinleştin. Bak ben senin ağabeyin konumundayım, yaşım da ileri benim elinden ayağından öpüyorum vazgeç o sözünden, geri al o sözünü. “Sinirlendim boş bulundum söyledim” de. Böyle söz söylenmez.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Son zamanlarda Güneydoğu’da belediyelerin ilan ettiği özerkliği savunan Demirtaş şunları söyledi: “Halkın özyönetiminden daha meşru bir şey olamaz. Partimizin programının bir parçasıdır. Biz zaten iktidara gelirsek…”

ADNAN OKTAR: Anladık anladık tamam. Demirtaş’ın, Türkiye İsviçre gibi olsa, Norveç gibi olsa özerkliği onun istemesine gerek yok biz kendimiz isteriz. İl il özerk yaparız, her yer özerk olur. Ama bak burada Demirtaş anlamazdan geliyor; komünist, Stalinist, Allahsız, Kitapsız bir rejim Kuzey Kore modelinde kurulmak isteniyor Güneydoğu’da. “Yok böyle bir şey” desin ben elini öpeceğim onun. Böyle bir şeyin olduğunu bile bile nasıl istiyorsun sen bunu mübarek? Ölümü göze al söyle bunu kardeşim, “ben komünizme karşıyım” de. Demirtaş bunu söylesin duyayım ben. Stalinistler’e, komünistlere karşıyım, teröristlere karşıyım. Teröristlerin burada hakim olmasını istemiyorum. Türkiye’nin bölünmesini istemiyorum” desin. Diyemiyor ki. PKK’nın komünist, Stalinist olduğunu biliyor. Ve orada Stalinist bir devlet kuracağını da biliyor. Ve onunla hızını alamayacağını Türkiye’nin daha ilerilerine dalacağını da biliyor. Buna rağmen böyle iyimser bir üslup olmaz. Gücü yetmiyor olabilir. Korkuyor da olabilir ona bir şey demiyorum. Ama tehlike çok açık.Onun dışında üslubu dürüst, bir şey demiyoruz. Birçok üslubu iyi. Ama ittihat-ı İslam’ı önlemek için Amerika kolları sıvadı. Bak ittihat-ı İslam da değil arkadaş açıkça söyleyeyim. Hz. Mehdi(a.s)’a karşı baraj olarak PKK oluşturulmuştur. Bir deccal hareketi olarak. Mehdiyet’i bloke etmek için oluşturulmuştur. Amerika tarafından, İngiltere tarafından ve derin devlet tarafından oluşturulmuştur. Tek amacı Mehdiyet’i durdurmaktır.  Hz. Mehdi(a.s) sizin tozunuzu dumanınızı birbirine katar. Boş yere uğraşıyorlar. Hepsi yenilecek. Yani ben buradayım. 2019’da görüşelim. 2021’de görüşelim.

Her PKK’lı olan tutuklansın ve bırakmayın. Yani fitne geçinceye kadar bırakmayın. Hakimlere akıl vermek bizim haddimize değil de yani tahliye gerekçesi tehlikenin kalkması olsun. “Tehlike devam ettiği müddetçe tutuklama devam eder” diye kanun maddesi konsun, ceza hukukuna yani risk devam ettiği müddetçe. Mesela diyor ki delillerin karartılması şüphesi, adam tutuklu kalıyor. Eğer böyle bir kuşku varsa. Bu kuşku gittiğinde, tamam Türkiye’nin bölünme tehlikesi devam ettiği müddetçe, ayaklanma tehlikesi devam ettiği müddetçe kanun maddesi koy. Yani biraz genişletmek lazım. Birde teröriste karşı vatandaşın kendini koruması ile ilgili kanun çıkarılsın. Kardeşim terörist geliyor silahla, “ey terörist” diyor “silahını at.”“Niye ki?” diyor. “İstemiyorum da onun için” diyor. “Ne yapacaksın?” diyor, “o zaman” diyor silahını çekiyor. “Silahınla ne yapacaksın?” diyor. Ağzına mermi veriyor. “Sonra ne yaparsın?” diyor, havaya ateş atıyor. Çoktan o adam ölür o arada. Otuz kere ölür. Öyle şey olur mu? Elinde silah varsa derhal karşılık verilmesi lazım. Otomatik silahla adam senin karşına dikildiyse bunun şakası olur mu? Seni dağda çevirmiş. Tam otomatik silahı da suratına doğrultmuş. “Beyefendi” diyorsun yani “eğer o silahı çekmezseniz üzücü şeyler olabilir.” Dalga geçer gibi böyle şey olur mu? Tabii kimse böyle bir şey demez de biraz abartıyorum. Fakat kanunu tenzih ediyorum bu sözlerim için. Kanun da genişletme yapılsın. Elimiz çözülsün. Milletin eli çözülsün. Hiçbir şey yapamıyor kardeşim. Adam askeri vuracak adamı görüyor, mesela beylik silahı da oluyor. Ruhsatlı silahı oluyor. Ne yapsın adam? Allah esirgesin omuzundan vuracak ama sektiğini düşün kurşunun. Biçimsiz bir yerine geldi. Adam direkt içeri. Olmaz böyle.

“Harikuladesiniz Adnan Bey” diyor “hikmetli anlatımlarınızla akılları ve şuurları açıyorsunuz maşaAllah. Sizi çok seviyorum” diyor. Şimdi öyle bir söz etmişsin ki canım kardeşim. İltifat etmiş ama okusam ikinci anlamı kurnazca kurgulanmış. Söyleyebileceğim gibi değil. Uyanık olmasak Allahualem bittim yani.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Diyarbakır’ın Lice ilçesinde askere yönelik yapılan terör saldırısında ölen teröristin anmasına HDP’nin Grup Başkanvekili Pervin Buldan katıldı. Ve Twitter hesabından “Lice’de şehit düşen Şoreşger'in anmasındayız” ifadeleriyle ziyaretini takipçileri ile paylaştı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi bunu sanki kadın kendi gönlüne göre yapıyormuş gibi. Bu kadın, telefon çalıyor “git” diyorlar. “Orada tören var şunu konuş.” Sıkıysa yapmasın.

BÜLENT SEZGİN: Paylaştığı twittin fotoğrafı da vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR:İnanıyorum ben zaten inkar ettiğimiz yok. Ama bu kadın. Yani koruması yok,bir şeyi yok. Bilmem nesi yok. Etrafında kum gibi PKK’lı kaynıyor. Ne yapsın? PKK’yı kazı, bak bakayım onu diyor mu?“PKK ile çatışma oldu” diyor “kaçtılar” diyor. “PKK ile çatışma oldu, kaçtılar. Asker vuruldu kaçtı. Nereye kaçıyor? Yüz metre, iki yüz metrenin içinde nereye kaçıyor bu? Nasıl kaçar yani? G3 ile olursa kaçar tabii. Sen dakikada altı bin mermi atan silahla bir karşılık ver bakayım kaçabiliyor mu? Adım atamaz yani. Yağmur gibi yağdırıyor mermiyi böyle. Nefes alamazsın. Mecburen teslim olacak. Ben çatışma filmi var gördüm. Şehrin içinde çatışıyor acayip sakin. Mermi bitiyor sakin sakin şarjörü yerleştiriyor. Yine ateş ediyor. Gidiyor geziyor yukarıya çıkıyor. Oralarda bir şeyler yapıyor. Geliyor yine aşağıya iniyor. Ortalık bomboş. Helikopter yok mu memleketin? Gündüz oluyor bu olay. Helikoptere de gerek yok, iki tane adam nihayet. İnanılır gibi değil. Yolun bu tarafı var, üstü var. Sağı solu var. Her tarafı var. Her taraftan çembere alırsın. Anlayamıyorum yani. Birde bu işlerde sorgu sual olmaması lazım. Kanunu ona göre değiştirsinler. Ne gerekiyorsa yapsın adam. Özgür davranacak.

“KCK Yürütme Konseyi yazılı bir açıklama yaparak Türkiye halkıninGezi Parkı’nda olduğu gibi harekete geçmesi çağrısında bulundu.”PKK’ya karşı mı? Bölünmeye karşı mı? Neye göre karşı çıkması gerek Türk halkının? Türk halkı bir kalkarsa zaten senin bacakların ayrılır. Sen onu hiç isteme bizden. İstersen tozun dumanın kalmaz. Kaçacak delik ararsın.

Şahane yağmur yağdı. Kış geldi Allahualem bundan sonra yavaş yavaş gelir. Daha tomurcuklar çıkıyordu ben dedim “kış şimdi gelir kısa sürede” çocuklara. Akıl almaz hızlı geçiyor vakit.

KARTAL GÖKTAN: Arkadaşlarımız sizi temsilen Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ın Almanya’daki Mönşengladbah kentindeki dergahındakendisini ziyaret ettiler. Selamınızı ilettiler. Kendisi de selam ve sevgilerini size iletti. Dergahı büyük bir alan üzerinde, bahçesi çeşit çeşit meyve ağaçları ile dolu. Kendisi ile Türkiye ve Mehdiyet’le ilgili en son gelişmeler üzerine bir röportajda yaptık inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şeyh Ahmet Yasin Hocam çok dürüst, samimi bir mürşittir. Gençler güvenebilirler Şeyhimiz’e. Çok çok değerli bir insan. Özellikle Almanya’daki gençler. Çok feyiz alırlar çok iyi olur. Dürüstlüğü güzel, efendiliği güzel, tevazusu güzel. Açık fikirli, aydın fikirli. Devlete sahip çıkan, millete sahip çıkan çok tutarlı bir insan maşaAllah. Bütün talebeleri öyle Şeyhimiz’in. Başta Şeyh Mehmet Efendi olmak üzere dünya tatlısıdır o. Sessiz sakin kuzu gibi. Çok efendi bayağı kibar. Sürekli gayret içinde. Şeyh Adnan Efendi. Şeyhi Şam Efendi. Acayip heybetli şeyhler onlar Osmanlı şeyhler. Sakallar falan, bakar bakmaz anlaşılıyor şeyh oldukları. Şeyh öyle olacak kardeşim bakar bakmaz anlaşılacak maşaAllah.

Van ve Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde elli dakika arayla iki deprem olmuş. Vardır bir hayır. Hızır (a.s) bazen ayağını yere vurdu mu yeri yarar. Daha önceki olayda olduğu gibi. Sen şeytanı çağırırsan Hızır (a.s) da gelir şeytanı boğar işte. Ayağını vurdu mu ayırdı gitti başından sonuna kadar.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Çözüm Süreci Sivil İnisiyatif Derneği Genel Başkanı Ercan Ezgin “Çözüm sürecinde iki bin kişi dağa götürülmüş ve bunlardan bine yakını on sekiz yaş altı çocuklar. Bu çocukların yeri ailelerin yanı ve sınıflardır. Eğitim öğretim yuvalarında yer alıp topluma gerçekten faydalı olacak bir nesil olarak yetiştirilmeleri gerekir. Ellerine silah, Molotof kokteyli değil; kitap kalem yakışır. Onlar bizim körpecik yavrularımızdır. Gerçekten bir nesil göz göre heba oluyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani değil mi? Çorbasını içsin. Annesinin dizinin dibinde güzel okula, mektebine gitsin. Evlensin, iş güç sahibi olsun. Ne işi var dağda? Ne güzel akıl vermiş. Hemen dinler onlar zaten. İyi olmuş dediği. Ya mübarek sen dalga mı geçiyorsun? Adam Marksist, Leninist, Stalinistyetiştirilmiş. Darwinist ve materyalist yüzlerce kitap okumuş. Yüzlerce saat ders almış adam. Git “ananın çorbasını iç” diyorsun, yok “babanın pilavını” ye dalgamı geçiyorsun sen? Önce Marksizm’in, Leninizm’in bilimsel eleştirisini yapacaksın. Bilimle karşı geleceksin. Marksizm, Leninizm sahtede olsa bilimdir. Darwinizm sahtede olsa bilimdir. Sen bunu bilimle yenemezsen çorba ile hiç yenemezsin. Uyuşup gidiyorsunuz,nerden çıkmış bu? Arkadaş çorbacıdır demiyorum da çorbacıya davet etmesi yanlış. Çorba ile hallolacak işler değil bunlar. Nohutlu pilavla da olmaz. Akılla, ilimle, bilgi ile olur. PKK’nın ideolojisinden korkuyor musun? Adamda ideoloji var. Sapkında olsa ideoloji var. Var mı senin ideolojin? Varsa çıkart. Çık tartış. Ve fikren onu yen. Yenemiyorsan konuşma. Konuşacaksan çorba ile olmaz. “Yenemiyorum sana bir çorba vereyim” diyorsun.Olur mu öyle şey? Önce onun ideolojisini yeneceksin. Cayır cayır herkesin gözü önünde. Yenemiyorsan konuşamazsın. Yenemiyorsan o sana galip gelir. Adamın ideolojisini yenemiyorsun, gıkın çıkmıyor. Demagoji ile cevap veriyorsun. “Gel çorba soğudu yavrum” diyor. “Anan çorba kaynattı gel iç, çorbayı iç” diyor. Adam hayatından vazgeçmiş. Can azizdir, hayatından vazgeçmiş. Evlenmiyor adam, okulunu, üniversiteyi bırakmış üniversiteyi. Son sınıftan terk birçoğu PKK’lıların. Veyahut mezun olmuş direkt dağa çıkmış. Kayaların arasında uyuyor adamlar. Bir ideoloji bunu yaptırıyor, bir inanç. Sapkın bir inanç yaptırıyor. Bu sapkın inancı kaldıracaksın. Başka türlü olmaz. Gencecik kızlar dağa niye çıksın adam? Anlamıyor adam. Kafasına esiyor elinde silahla çıkıyor zannediyor. Eğitimle yapıyor adam bunu eğitimle. Sende okulda Darwinist eğitim veriyorsun. Adam da üstüne materyalist eğitimle devam ediyor. Sen diyalektik felsefeyi savunuyorsun. O da savunuyor. Niye şaşıyorsun? Sen dünyayı diyalektik ile açıklıyorsun “Allah yaratmadı” diyorsun. “Dünyada diyalektik felsefe geçerlidir” diyorsun. Adam da diyor ki “Bende seninle aynı fikirdeyim. Allah yaratmadı, diyalektik felsefe geçerlidir” diyor. Adama o zaman niye kızıyorsun sen?“Vay Allahsız, Kitapsız, komünist” diyor. Sen ne anlatıyorsun, zaten adamın dinsiz olduğunu söylemiyor musun sen?“Allah’a inanma” diyorsun. Adam derse eğer “Darwin değil bizi Allah yarattı” derse sınıfta kalıyor. “EvetDarwinizm’in dediği doğru. Biz tesadüfler sonucu yaratıldık. Allah yok” derse geçebiliyor sınıfını. Doğru mu yanlış mı bu? Yanlışsa yanlış söylesinler. Bunun düzelmesi lazım. Bunu anlamazdan gelmesinler. PKK’nın ideolojisine karşı mağlup durumdalar. Yenemiyorlar. Çıkmıyorlar yenmeye, denemiyorlar. Çekiniyorlar açıkça bu. Yani Marksizm’le yüzleşemiyorlar. Marksizm’le çatışmaya giremiyorlar. Bak bizim gelenekçi Müslüman dindarların birçoğu Marksist taklidi yaparlar. İsim isimde sayarım. Yani büyük bölümü, hatta yeşil komünist diyorlardı bir ara. Hepsi Marksizm’e hayrandır. Yenemiyorlar, yenemedikleri için yenemediği güce teslim oluyor. Eski akıncılar falan vardı. Birçoğu aynı bildiğin komünistti. Yeşil komünistler diyorlardı. Bir kısmı, hepsi değil bir kısmı. Parkaları üslubu falan her şeyiyle komünisttiler. Çelişki melişki, aynı onlarda yapıyorlardı aynı şeyleri.

Murat “Hz. Mehdi (a.s) zuhur ettiğinde herkes onun Mehdi (a.s) olduğunu bilecek mi? Münafıklar Hz. Mehdi (a.s)’ya karşı çıkanlar ne durumda olacak? Pişman olacaklar mı? İletirseniz çok mutlu olurum.”

“Hocam Hz. Hızır (a.s) seviyoruz ama” diyor. “Aynı zaman da ürküyor insan. Olağanüstü varlık” diyor. Evet öyle. Hz. Hızır (a.s)’a Allah çok yetki vermiştir. Bir kere cinayet yetkisi var. Yani kendi aldığı ilhamla adam öldürüyor. Faili meçhul. Hz. Hızır (a.s)’ın faili meçhullerinin haddi hesabı yoktur. Yani polis yakalaması mümkün değildir. Hiçbir delil iz bırakmaz Hz. Hızır (a.s)  öldürdüğünde.  Yetmiş sene uğraşsan bulamazsın. Bina yıkar. Kökten bütün binayı yıkar. Şekilden şekle girer. O kapıdan girdiğinde başkadır, öbür kapıdan çıkarken başka türlüdür. Diyor ki mesela “demin buradan yakışıklı bir delikanlı girdi” diyor. Oradan yaşlı bir ihtiyar olarak çıkar. Yani mümkün değil yakalanması, fark edilmesi. Zaten tutamazsın. Öyle bir olay olmaz yani. İçinden girer oradan çıkar. Aklını atar yani onu yapmaya kalkan. Olan aklı da gider yani. O ayakta dururken onun içinden geçer. Öbür tarafa gider yani inşaAllah. Esir bedene sahip, esir. Esirden oluşmuş bedene sahip. Her şekle girer. Hz. Musa (a.s)’nın asası nasıl şekilden şekle giriyor? Bir anda yılan oluyor, yine asa oluyor. Her şekle giriyor ya. O da öyle mesela ahşaba dönüşebiliyor. Bir anda insana dönüşüyor. Mesela çamur bir anda kuşa dönüşüyor. Kuş bir anda çamura dönüşür. Esir akıyor sürekli. Tevrat’ta da geçiyor ya “Allah’ın ruhu suların üstünde ilerliyordu” diyor. Her yer suydu diyor yani esir maddesi. “Allah’ın ruhu da üstünde gidiyordu” diyor. Allah’ın ruhu heryerindedir esir maddesi. Hz. Hızır (a.s) esirin sırrına vakıf bir insandır. Esirle adeta tabiri caizse Allah’ın dilemesiyle esiri her şekle sokar öyle diyelim. Esirin ilmini bilmek. Birçok peygamber bilir esirin ilmini. Hz. İsa (a.s) bilir mesela, Peygamberimiz (s.a.v.) biliyordu,  Hz. Musa (a.s) bilir ama Peygamberimiz (s.a.v.) kullanmadı o ilmi yani çok az kullanmıştır. Hemen hemen hiç kullanmadı. Hz.İsa (a.s) çok kullandı, Hz. Musa (a.s) kullandı.

OKTAR BABUNA: Mehdi (a.s) bilecek mi Hocam inşaAllah?

ADNAN OKTAR: Ben ne bileyim? Mehdi (a.s)’yi görürsek biliriz.

OKTAR BABUNA: Bir hadiste Peygamberimiz (s.a.v.) “yirmi yedi ilime vakıftır” diyor. İnsanlarda iki ilim varsa Hz. Mehdi (a.s) de yirmi yedi ilim olacaktır” diyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: İşte o vehbi ilimi ama benim kanaatim yakında görürüz. Şimdi millet heyecanlanıyor, birçok insan bayağı ciddi derin şüphe içinde oluyor Hz. İsa (a.s)’yı gördüğünde. Zannettiğiniz gibi olmaz. Yani yakışıklı Avrupai bir delikanlı.Otuz beş-kırk yaş görünümünde daha ileri yaş aslında da fakat çok dinç, geniş omuzlu güler yüzlü, neşeli böyle espritüel, sevecen bir delikanlı. “Bu mu Hz. İsa (a.s)” diyebilirler yani çıkaramayabilirler, ummazlar. Gömlek giyer, t-shirt giyer yani garip geliyor ama bluejean de giyer. Böyle cübbeli falan değil yani. Kimliği yok. Hiçbir zaman için kimliği yok. Bizim nüfus cüzdanımız var onun yok.

“Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı.Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu, engin karanlıklarla kaplıydı.” Her yer simsiyah, daha ışık yaratılmamış. Işık yok ışık sonra yaratıldı. “Tanrı’nın ruhu Allah’ın ruhu suların üzerinde hareket  ediyordu. Tanrı ışık olsun diye buyurdu ve ışık oldu.” Bilinçli oluşuyor, bilinçli, esirin devreye girmesiyle oluyor.  Hud  Suresi  11/7, “O'nun arşı su üzerinde iken…” Kovulmuş Şeytandan Allah’a Sığınırım. Arşı, Allah’ın arşı su üzerindeyken. O su işte esir maddesi. Esir ilmi Allah için kullanılır, çok çok zaruri durumda kullanılır peygamberler tarafından. Mesela o melekler geliyorlar Hz. İbrahim (a.s)’e “burayı biz yerle bir edeceğiz” diyorlar. Orada devreye giren madde yine esir.Orayı yerle bir eden madde odur.Yani maddenin molekül yapısını bozuyor esir maddesi.Atom bombası etkisi yapıyor. Mesela kükürt yağdırıyor, normaldeo kadar yerde kükürt olmaz. Kükürt oluşturuyor bir anda esir kükürde dönüşüyor. “Başlarına kükürt yağdı” diyor. Arazide ne kadar kükürt olur?

“Allah aşkıyla sevdiğim canım Hocam” diyor.Hoca değilim dedik ama inanmıyorlar. Bak üstad deyin bana. Üstad-ı Azam deyin. Bu işlerden anlarım ama hoca değilim.Cahilun ve cahülat. Ben Cahilundanım.Cahil bir insanım yani az bir kitap okudum, bazen Kuran’dan bakıyorum. İşte Buhari’den, Müslim’den. İlim ayrıdır; ilim ehli ayrıdır. Adam alimdir, hakikaten “hoca” dersin. O ayrıdır. Kabul ederiz yani.

Ama bak masonluğu inkar etmiyoruz. Adam diyebilir yani. Mason sırları hakkında konuşabilirim. Masonluk hakkında konuşabilirim. O konuda ilmimiz var yani Allah’ın izniyle. Ama din konusunda bir kere Arapça bilmiyorum ve ümmiyim. Yani Kuran’ı Arabi harflerle okumayı bilmiyorum. Ümmiyim yani. Tam klasik ümmi. Okuma ve yazmam yok. Bildiğin ümmi yani. Ve Arapça bilmiyorum. Arapça bilmiyorum, ümmilik var. Hocalık iddiamız olmaz o zaman. İnşaAllah.

Hayır hayır idam cezası olmaz. Onun hiçbir faydası olmaz. İdam kini daha da arttıran bir şey olur. Akılla olur, ilimle, kültürle olur. Sen adamın İdeolojisiyle tartışmayıp “gel seni asayım” dersen olmaz.

“Hocam sizinle sabaha kadar sohbet etmek istiyorum. Sayenizde beş vakit namaza başladım.” Ne güzel. “Kuran’ı Kerim’i ve dinimiz İslam’ı hakkıyla tanıdım. Allah senden gani gani razı olsun” diyor. Vesile oluyoruzdur inşaAllah.

Bu PKK konusunu gündemden düşüremeyiz. O zaman umursuzluk akla gelir. Olur mu öyle şey? Türkiye’nin bir numaralı konusu, yer gök PKK terörüyle inliyorken ve bölünme tehlikesi varken biz bunu yok kabul edemeyiz. Olmaz öyle şey.

Evet, birileri bir şeyler söylesin bakalım.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey 25 Ağustos Salı günü saat 14:00’te “Hayata Dair” programı yayınlanacak A9 TV’de. Serdar Dayanık ve Gülen Baturalp’in konukları Yeşilçam’ın  duayenlerinden Oğuz  Gözen ve senarist oyuncu İncilay Özdemir. Oğuz Gözen yüz elliye yakın film yönetmenliği ile en fazla sayıda film yönetmiş kişi olarak biliniyor. Ve doksana yakın filmin de senaryosunu yazmış kendisi. Aynı zamanda oyuncu. Oğuz Gözen sizin için “Kendisine sevgimiz hürmetimiz çok. Dindarlık ve Atatürkçülük’ü bir arada yaşatmasına saygımız sonsuz” dedi. İncilay Özdemir ise yine sizin için: “Güzellikten zevk alıyor ve etrafındaki her şeyin hep güzel olmasını istiyor” dedi. Yayınlarınızı yakından takip ettiğini, hanım arkadaşlarımızı çok sevdiğini ve tanışmak istediğini söyledi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah bu güzel insanları dinleriz.  Bir daha, ne gün dediniz?

KARTAL GÖKTAN: 25 Ağustos Salı günü saat 14:00’te.

ADNAN OKTAR: Güzel tecrübelerinden, bilgilerinden istifade ederiz. Her ikisine de hürmetler, sevgiler. Allah ömürlerini uzun etsin.

Dünya hızla hazırlanıyor. Her yer hızla hazırlanıyor. Allah’ı sevmek çok önemlidir. Yani insan çok fazla gayret ediyor.  Halbuki en hayati noktayı unutuyorlar. En baştan o mesele, o konu olursa yani o mesele güzelleşirse, her şey güzelleşir. Bol bol gayretle alakası yok. Bütün mesele Allah’ı samimi sevmekte. Allah’ı seviyorsan çok sağlamdasın. Yani mutlaka galipsin Allah’ı çok seviyorsan. Bak iman ediyorsan demiyorum. Zaten sevmek için iman etmek gerekir. Derin sevgiyle sevmek. Korku nasıl olur? Allah’ı darıltmak istemezsin. Yoksa yani sen, sevgi olmadıktan sonra Allah’ı sen sevmedikten sonra cehenneme gitsen ne olur? Allah’ın sevgisini kaybetmemek çok önemli. Seviyorsan cehennemde bile olsan -Allah vermesin ki Cenab-ı Allah öyle bir şey yapmaktan beridir- cennette gibi olursun. Cehennemin içinde bile cennette gibi olursun Allah’ı seviyorsan. Allah’ı sevmiyorsan cennette bile cehennemin içinde gibi olursun. Yani bütün mesele Allah’ı sevmektedir. Candan, hiç unutmamak yani insan sevdiğini unuttu mu çok ağırına gider insanın. Sevgili unutulmaz. En çok sevdiği olacak. Yani demin sevdim; olmaz hiç unutmayacaksın. Yemek yerken, banyo yaparken, otururken, kalkarken, sokakta, sinirlendiğinde… Hep kalbi Allah sevgisiyle dolu olacak.

“Ne devletin terbiyesi? Adamın ciğeri yanmış. Konuşacak elbette. Ne diyorsun sen?” diyor. Olmaz öyle her ciğeri yanan devleti gözden çıkaracak şekilde, milleti gözden çıkaracak şekilde, davayı gözden çıkaracak şekilde konuşamaz. Yarbay tamam, saygı duyuyoruz. O canımız ciğerimiz. Ben onun ellerinden öpüyorum ama bunu yapamaz. Ciğer yanması diye bir şey olmaz. Şehitte ciğer yanma olmaz. Şehitlik şereftir. Sor bakalım Yarbay’a ne için asker olmuş?  “Adam öldürmeye gidiyorum” diyor; adam. “Adam öldürmeyi bana öğretecekler” diyor. Başka? Ve “ölmeye gidiyorum” diyor. Ölme ve öldürme sanatıdır askerlik. Nasıl ciğeri yanıyor o zaman? Nasıl ciğeri yanıyor? Askerin ciğeri yanmaz. Asker ciğeri yakar; ciğeri yanmaz. Küfrün ciğerini yakar. Beynini yakar yani. Ne kadar sinirlenirse sinirlensin, ne kadar üzülürse üzülsün devlet, millet, ordu aleyhine konuşulamaz. Sen onun için yaşıyorsun zaten. Hayatın anlamı kalmıyor ki o zaman. Nerenin ciğer yanması? Niye ciğerimiz yansın? Şeref duyuyoruz şehit olduğu için. Allah bana da en kısa sürede nasip etsin şehitlik. Gidip ispat mı edelim ne yapalım yani? Böyle bu. Yani bu kabadayılığın, delikanlılığın şanındandır. Yüz binlerce şehit verdik biz Çanakkale’de kimse ağlamadı. Nereden çıkıyor bu ciğer yanması olayları? Türk tarihine bak. Hep savaştır, hep savaş. Biz millet olarak buna alışığız ve sevinçle karşılıyoruz. Yani yüz milyonları buluyordur bizim verdiğimiz şehitler toplam. Tarihin gerisine doğruya git her yer şehit kaynar. Ben Yarbay’ın kötülük olsun diye bunu yaptığını zannetmiyorum. Boş bulunmuştur. Ama bak ben kardeşi olarak, ben onun ağabeyi konumundayım. Bir askere yakışacak söz değil bu. Askerlik şerefine yakışmaz bu. Delikanlılığına yakışmaz. Hükümete gıcık oluyorsan ayrı mesele. Onu oyunla açıklarsın ama bu fitne. Bu söz nerelere gidiyor? Her yere gidiyor bu. Sırf hükümete gitmiyor bu. Sırf hükümete gitse tamam. Hükümeti eleştir. Gitmiyor ki, dal budak salmış laf.

Ahmet Bin İshak der ki “İmam askeri aleyhisselamın huzuruna gittim. Hazret buyurdu ki: Ey Ahmet Bin İshak -Resulullah’tan rivayet ederek- İmam Mehdi bu ümmete Hızır Aleyhisselam ve Zülkarneyn gibidir.” Daha ne desin Peygamber (s.a.v.)? Zülkarneyn gibidir ve Hızır aleyhisselam. Hızır kıssasında ne anlatılıyorsa anlayın diyor. Zülkarneyn kıssasında ne anlatılıyorsa anlayın. Neye işaret ettiğini de anlayın diyor. (Kemalüddin, cilt 2, sayfa 384)

Normalde bu İstanbul diye bir yer yoktu biliyorsunuz tarihte değil mi? Yani burada deniz yoktu. Boğaz yoktu. Bunu biliyor musunuz?Yani tarihin ilk devirlerinde yoktu. Burası özel olarak süslenmiştir. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışı için. Yani sonradan açıldı burası. Böyle bir deniz yoktu yani böyle hani Marmara Denizi falan böyle boğazlar öyle bir olay yoktu. Zaten bilimsel olarak anlatılıyor bu. İnternette görebilirsiniz, bakın orada anlatılıyor. Evliya Çelebi, İstanbul Boğazı’nı Hızır (a.s)’ın açtığını söylüyor. Hz. Mehdi (a.s)’ye yer olsun diye. Kapalıyken açılmıştır. Yani Karadeniz’le Akdeniz’ in birleşmesine sebep olan Hızır (a.s)’dır. Hatta çok büyük olay olmuştur yani büyük sel baskınları falan olmuştur. Hz. Hızır (a.s) geçmiş dönemde birçok orduda görev almıştır. Genellikle asker olarak görev alır. Hz. Hızır (a.s) biliyorsunuz halen bu deniz işlerinde memurdur. Denizlerde çok gezer.

Esir maddesi kullanıldığında akıl almaz bir güç meydana gelir. Allah’ın dilemesiyle tabii.  Yani kara parçalarıyla böyle macun gibi oynar insan.

“MaşaAllah her şey güzel. Sizi yeni takip etmeye başladım. Masonsunuz. Masonluk gizli değil mi?” Gizlide, bana gizli değil.

Maide Suresi, 23. ayetinde “Allah’ın kendilerine nimet verdiği iki kişi” diye bir bahis var biliyorsunuz. Bu kişiler işte biri Hz. Mehdi (a.s), biri Hz. İsa (a.s) inşaAllah. Ayetin devamında “onların üzerine kapıdan girin” diyor. O kapalı olan kapı  Kudüs’teki. Burada SanhedrinHamamı olan Baş Hahamı’ylakonuşurken “beraberce ineceğiz” dedim. “Evet” dedi. “Papada olacak” dedi. “Dua tepesinden.” Resimlerini göstermiştik. Var mı resimleri sende?

BÜLENT SEZGİN: Bakayım var mı?

ADNAN OKTAR: İşte deccal o kapıda öldürülüyor dediği, manen öldürülüyor. Bab-ı Lut Kapısı’nda yani o Hz. Mehdi (a.s)’yle Hz. İsa (a.s)’nın birleştiği nokta. Buluşma noktası. Bab-ı Lut Kapısı orada buluşuyorlar.

Meltem Bozkurt; “Hocamız yine ortalığı kasıp kavuruyor. Siyah bir insana bu kadar mı yakışır?” diyor maşaAllah.

Nurgül Yılmaz; “Kuran’daki kısas ayeti ne olacak?” Mecbur değilsin ki,Allah “affederseniz daha iyidir’’ diyor. “Daha hayırlıdır” diyor. Yani illa kısas yapın demiyor ki bak, “affederseniz sizin için daha hayırlıdır.”O kısmı niye okumuyorsun Nurgül? Nur yüzlüm. Orayı unutmuşsun. Olmaz.

BÜLENT SEZGİN: Resimleri gösterebiliriz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Göster. O tepe ne tepesi? Tapınak Tepesi. Söyleyeyim de aşağıya bir merdiven yapsınlar. Bana hatırlatın. Rahat inelim. Buradan da ineriz ama merdiven olsa daha rahat ineriz. Kapıyı göster. Evet bak binlerce yıldan beri açılmayan Bab-ı Lut Kapısı. Bu sürekli kapalı duruyor bu kapı. İşte bu kapıdan geçilecek. O Sanhedrin Mahkemesi Başkanı diyor ki hükümete yön veriyorlar yani hükümet onlara göre hareket ediyor. Tabiri caizse derin devlet yani. Görevleri bu. Yani İsrail devleti ona göre hareket ediyor. Ben dedim “Hz. Mehdi (a.s)’nin kokusunu alıyorum ben” dedim “benim burnum pek koku almaz” dedi. “Ama görüyorum ve duyuyorum” dedi. Demek ki bir yerlerde görmüş. Bir yerlerde duymuş maşaAllah. Abrahamsonda geldiğinde “herkes duysun” dedi. “Hz. Mehdi(a.s) Moşiyah İstanbul’da” dedi. “Gelsin görsünler” dedi. İnşaAllah bizde o manevi letafete kavuşuruz da bizde görürüz onların gördüğü gibi. “Ben gördüm” diyor. “Görüyorum” diyor. “Ve duyuyorum da” diyor. “Sesini de duyuyorum” diyor. İnşaAllah bize de o güç kuvvet verirde, bizde görürüz ve duyarız. İnşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey bir fotoğraf gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Dünyanın etrafında dolanan 1400’den fazla astroid var. Burada mavi halkalarla onların yörüngeleri gözüküyor. Ama hiçbiri dünyaya çarpmıyor.

ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s) oluncadünya duruyor.

Kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Programımız kısa videolarla devam ediyor.

VTR: Rohingya Trajedisi

BÜLENT SEZGİN: Evet, yayınımıza devam ediyoruz. Adnan Bey misafirimiz Sayın Muhammed İbrahim bizlerle. Ve uygun görürseniz biraz kısaca tanıtacaktım kendisini.

ADNAN OKTAR: Tanıt.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Muhammed İbrahim, Avrupa RohingyaKonseyi Genel Sekreteri. Bu konseyi Haziran 2012’de Arakan’da yaşayan RohingyaMüslümanları’na karşı Myanmar hükümeti tarafından başlatılan soykırım sonrasında kuruldu. Kendisinin Arakan’da yaşayan Müslümanlar’a yapılan zulümle ilgili haberleri yayınladığı ve çözüm yolları aradığı Burma Times haber sitesinde düzenli olarak Harun Yahya müstear ismiyle makaleleriniz yayınlanıyor.

ADNAN OKTAR:Hoş geldiniz. Sefa geldiniz. Onur verdiniz.

MUHAMMED İBRAHİM:Çok teşekkürler.

ADNAN OKTAR:Rohingya’nın ve diğer Müslümanlar’ında çilelerinin son bulacağı son dönemdeyiz. İnşaAllah yakın bir zamanda bu bela tamamen İslam âleminin üstünden kalkacak.

MUHAMMED İBRAHİM:İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: Neler yapıyorsunuz? Nasıl faaliyet yapıyorsunuz? Biraz anlatın. Daha böyle sevincini yaşayalım.

MUHAMMED İBRAHİM: RohingyaMüslümanları adına teşekkür ederim. Bana böyle bir fırsat verdiğiniz için sizin gibi önemli biriyle, milyonlarca insanın takip ettiği birisiyle birlikte olmaktan çok mutluyum.

ADNAN OKTAR: Şeref duyarız.

MUHAMMED İBRAHİM: Rohingya Müslümanları adınabin beş yüz kişiden oluşan bir topluluğun temsilcisiyiz biz Rohingya Müslümanları Konseyi Avrupa’da.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

MUHAMMED İBRAHİM: Asıl Hollanda’da merkezimiz, on iki dairede devletin temsilcileri var. Amacımız barış getirmek, barışın oluşması.

ADNAN OKTAR:Barış, sevgi, kardeşlik ve bunu bilimsel metotlarla elde etmek, sevgi ile elde etmek çok güzel maşaAllah.

MUHAMMED İBRAHİM: Bizim asıl amacımız tabii Rohingya Müslümanları adına ki hem eğitimleri olmadığı için hem fakirlik içinde yaşadıkları için onları savunmak, onlar adına konuşmak üzere orada böyle bir topluluğumuz var.

ADNAN OKTAR: Allah razı olsun, gerçekten mazlumlar, gerçekten çok zor durumdalar. Sizin faaliyetlerinizde çok olumlu etki yapıyor. Yoksa isimleri de duyulmaz. Sessiz sedasız onları orada ezerler. Böylece bütün dünyayı o tehlikeye karşı uyandırıyoruz. O mazlum kardeşlerimizi dünya çapında destekleyerek onlara bir kurtuluş yolu açmış oluyoruz. Hayırlı faaliyetleriniz, Allah razı olsun.

MUHAMMED İBRAHİM: Bulunduğumuz ülke içerisinde kapalı bir ceza evi gibi evlenemiyoruz. Çok zulüme, her gün zulümemaruz kalıyorlar. Böyle bir ortamda yaşanılıyor Rohingya’da.

ADNAN OKTAR: Dünyayı daha çok ayağa kaldırmak, daha çok rahatsız etmek gerekiyor. Çünkü zalim, dünyanın bu çığlığı duymasından çok rahatsız olur. Zalimin gücü gizliliğinden gelir. Zalim deşifre olursa gücü kırılır. Bu zalimleri bütün dünyaya tanıtalım, duyuralım. Allah razı olsun çok emeğiniz geçiyor.

MUHAMMED İBRAHİM: Size özellikle teşekkür etmek istiyorum. Sizin gelen makaleleriniz çok aydınlatıcı oluyor. Yönlendirici oluyor bizim açımızdan inşaAllah. Burma’da durumun düzelmesinde vesile olacaktır inşaAllah.

ADNAN OKTAR:İnşaAllah, daha da güçlendirelim, daha da güçlü ataklar yapalım. Sizin vesilenizle, bizlerin vesilesi ile o canımız kardeşlerimizi bir ferahlığa, aydınlığa kavuşturalım inşaAllah.

MUHAMMED İBRAHİM: Size özellikle dua ediyoruz. Bizi hatırlayın, bizi unutmayın, zaten sizin sesiniz, gücünüz her yere yetişiyor. Bütün uluslararası ülkelere inşaAllah. Uluslararası hukuk camiasına da sesinizi duyurabiliyorsunuz bu şekilde. Bizi hatırlamanız için dua ediyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR:Allah razı olsun. İnşaAllah daha da abanırız, daha da şiddetli bastırırız. Çünkü kardeşlerimizin oradaki hayatını kafamızda canlandırdığımızda dehşet verici bir görüntü meydana geliyor. O görüntüyü hiç unutmayacağız inşaAllah. Hep aklımızda tutacağız ve dünyayı da ayağa kaldıracağız. İnşaAllah sizlerin de ön ayak olmasıyla. Bizlerin gayreti ile bu bela, bu fitne, bu acı son bulacak inşaAllah. Gönlünüz rahat olsun. Birde öyle zulüm ortamında tabii onu yaşamak çok önemli. Onu hafızada tutmak çok önemli. Sık sık inşaAllah hatırlatarak, sık sık yazılar yazarak, sık sık dilekçeler vererek bu zulmü durdurmaya gayret edeceğiz. Hükümeti de inşaAllah uyararak, Tayyip Hocam da bu konularda hassas bir insan. Sayın Başbakan da bu konularda hassas bir insan. Ama ne kadar çok gündemde tutulursa o kadar çok rahatsızlık verir. Zalimler o kadar çok çekinirler. İnşaAllah çok iyi olur.

Peki bu kısım bu kadarlık olsun. Biraz sonra yine devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Evet yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Ümmetin İhtilafı “Rahmet” Değil “Felaket” Getirir

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Akan kanlar, çekilen acılar Rohingya’da şurada burada falan hep Cenab-ı Allah’ın insanları terbiye etmesi için meydana getirdiği durumlar. Yoksa Cenab-ı Allah bir istese her yeri cennete çevirir. Ama boşluk olur. Hayatın anlamı kalmaz. Güzelliğin anlamı kalmaz. Güzellik çile ile acı ile yoğurulursa ortaya çıkıyor. Delikanlılık efelik, yiğitlik acı ile ortaya çıkar.

Yarbayım mutlaka onu düzeltsin. Mutlaka, kendini toparlamıştır. Olmaz.

GÖKALP BARAN:Bazı hocalar da ortaya çıkıp Müslümanları her yerde saygın diye ortaya çıkıyorlar Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

GÖKALP BARAN: Bazı hocalar da ortaya çıkıp Müslümanlar her yerde saygın diye ortaya çıkıyorlar. HalbukiRohingya gibi bir çok yerden hep bahsediyorsunuz.

ADNAN OKTAR:Evet. Can Kat Aydın “Hocam şehitlik tabii ki kutsal ve en şerefli mertebe. Fakat kurtuluş savaşı ile şuan ki durumu aynı mı görüyorsunuz?” Aynı, Fransız işgali vardı. İngiliz işgali vardı. Şu anda da komünist, Stalinist işgal var.

Tabii ki siyasetçinin ahlaksızı, üçkâğıtçısı olur o bizi ilgilendirmez. Adam gelmiş burayı Güneydoğu’yu işgal etmiş. Stalinist, komünist bir çete. Somut durum var. Siyasetçinin içinde ahlaksızın olması olayın durumunu değiştirmez ki yani. O daha da kötü, o da belanın bir parçası olmuş oluyor. AKP içindeki münasebetsizlerin ne derdine düşüyorsunuz? Yani biz bir bütünüz. Olabilir içinde adamlar densizler olabilir, münasebetsizler olabilir.  Çıkarcılar olabilir. Siyasi menfaati için yönlendirmeler yapıyor olabilir. Pratik netice önemli bizim için. Biz Güneydoğu’yu hiçbir şekilde Allahsız, Kitapsız, Stalinist, komünist adamlara verdirmeyiz. İttihat-ı İslam’ı engelleyecek,Mehdiyet’i engelleyecek bir projeye de müsaade etmeyiz. Bu kadar.

“Amerika ne diyorsa RTE onu yapıyor” diyor. Demirel yapmıyor muydu? Ecevit yapmıyor muydu? Ecevit birebir Amerika ne derse dediğini yapıyordu. Adnan Menderes yapmıyor muydu? Ne diyorsa yapıyorlardı. Onun olmaması için mangal gibi yürek gerekir. O mangal gibi yüreği de yakında görecek insanlar. Allah’ın hususi ilham ettiği imam Mehdi (a.s) ne Amerika dinler ne Rusya dinler. Hepsi diz çöker. Ama Amerika deccala yakayı kaptırmış. Diyor ki “Amerika’nın etkisine giriyor.” Amerika kimin etkisine giriyor? Deccalın etkisine giriyor. Recep Tayyip Erdoğan tek başına deccalla baş edemez. Amerika ne derse tabii genellikle o oluyor. Ama güçlü bir milleti, imanlı bir milleti deccal yenemez, ezemez. Hele Mehdiyet’in olduğu bir yerde asla bir şey yapamaz.

“Adnan Hocam lütfen şu mesajımı okuyun. Öncelikle sizi çok seviyorum. Size bir sorum olacak. Demirtaş’ı savunuyorsunuz dağdaki resmini açıklar mısınız? PKK’lı olarak bir resmi vardır.” Dağdaki resmi bir kere bırak, o onun resmi değil. Velev olsa bile zorla götürmüşlerdir. Böyle bir adam PKK’lı olmaz. Demirtaş gibi bir adam PKK’lı olmaz. Ben garanti veririm. Yani cinayet işlemez, adam öldürmez. Demirtaş’ın eline sen otomatik silahı ver. “Git, adam öldür” de. Öldürmez. Yapmaz. Mazlum adam. Ama PKK cinayet örgütü. Bir mafya yapılanma. Mafya da öyledir. Adam mafyanın üyesi olur. Mafyanın diğer elemanlarından çekindiği için gider adam öldürür. O diğer eleman da ondan çekindiği için gider adam öldürür. Yani zincirleme bir zulüm sistemi vardır. PKK’da da bu zincirleme zulüm sistemi var. PKK olmasa konu biter. Selahattin Demirtaş, çok mükemmel bir insan olarak karşımıza çıkar. Ama PKK varken hiçbir işe yaramaz. Yapacağı hiçbir şey yok. Son demeçleri falan var PKK göbeğini hoplatarak gülüyordur. Demirtaş mazlum bir delikanlı yani. “Adam kes” dersen keser mi o? Kesmez. Ama ne yapsın? Belanın içine düşmüş. Belanın göbeğinde yani. Ne yapacak? Yapabileceği bir şey yok. Siyasi bir gücü de yok. İşte “Bir Alman projesi, yok Amerikan projesi” diyor “Demirtaş” Garibanın teki. Ne alaka? Ne proje olacak? Canı derdinde adam. Projeyle ne alakası var? Öcalan’ın da gücü sıfıra gitmişti. Sıfıra gitmişti. Lider olarak kabul edilmiyordu.  Bazı tipler onu gereksiz olarak öne sürüp işte hani belki kullanılır, bir işe yarar diye düşündüler. Unutmuşlardı adamlar. O kızcağızı gidip vurdular Paris’te. Fransız istihbaratı vurdu. Abdullah Öcalan, “işte karşı gelirseniz, adamlar bunu yapar” falana getirdiler. Rusya’da yine PKK’nın silah tüccarı adamı vardı, çekip onu vurdular. İşte “Öcalan’a ters davrananın sonu bu olur” falan gibisinden. Bunu istihbarat örgütleri yaptı. Rus istihbaratı, Fransız istihbaratı yaptı.

İsmail Yalçın, İsrailli olduğum için kadınların dekolte giyindiğini söylüyor. Museviler acayip mutaassıplar. Böyle dekolte nerede? Kadınlar başlarını tıraş ediyor usturayla. Tamamen kapalılar ve hiç erkeklerle görüşmüyorlar. Resimde bile kadın resmi olursa onu oyup çıkarıyorlar, bilgisayarla ustalaşmışlar. Bakıyorsun, bomboş orası. Gerçek resimde var kadın ama onların dergisinde yok.

Mehmet Karahasan, o da MHP’yi eleştirmiş biraz Ama MHP yani ip üstünde çok dikkatli olması lazım. Bayağı muhalifler var. Bahçeli’nin yerine geçmek için can atan tipler. Partiyi bir anda karıştıracak tipler var. Yani ve sayısı da az MHP’nin. Oturup iktidara gelip yani “ben her şeyi düzelteceğim” nasıl desin? Yani iyi bir gücü olsa, yani iyi bir destek olsa çok şey yapar. Ama şu an ne yapabilir? Çok zor.

“Sizler İsrailli misiniz?” Ben İsrailliyim, ben. Çok acayip şaşırıyorlar. Ne var? Hazreti İsrail (a.s)’in soyundanım. Evet, Hazreti Yakup (a.s) yani Hazreti İsrail (a.s)’in soyundanım. Peygamber soyundanım, ne güzel.

“Hocam, Ben de Tokat, Turhallıyım, bir emriniz olursa hemen yaparım. Ama mesajımı okuyorum. Sanki boşa gidiyormuş gibi hissediyorum. Hocam, lütfen” Okunmayacağını düşünüyor. Canım, yani tamam da Tokat, Turhal deyince Tokat kebabı gelir aklıma. Sen bize iyilik yapacaksan Turhal’dan, Tokat’tan bize bahçe elması gönder dalıyla, mis gibi kokulu. Güzel, iyilik o olabilir. “Tokat kebabı getir” diyeceğim ama bozulur yolda. Yapamaz onu. Orada gidip yiyeceksin. Olmaz. Bak, kebapçının yerini de söylemek istemiyorum. Çünkü gidip adama musallat olurlar.

Müslüman kadınların saçını kazıttığını söylüyor bu da. Bak, daha demin söyledim. İsrail, yani ben-i İsrail’in inancında vardır kadınların saçını kazıtmak. Bu kadın zıtlığı nedir? Bunların her tarafını kazımak lazım. Saçını, kaşını falan, bir rahatlasınlar. Kadınlara saçı bile çok görüyor bunlar. Yani şu akılla, kadınların kaşını falan da kazıtırlar. Zaten kaş almalarını da yasaklıyorlar. Saçını da kazıtmak istiyorlar. İnanılır gibi değil kadınlara bakış açıları. Yani bunda bir anormallik var diye düşünemiyor mu bu adamlar? Dışarıya çıkarmak istemiyorsun, kimseye baksın istemiyorsun, gülmesini istemiyorsun. Arabaya binmesini istemiyorsun. Az yemek yemesini istiyorsun. İyi kıyafet giymesini istemiyorsun. Hepsi var hadislerde. Her söz dediğinin tersini yapmak istiyorsun. Öldürmek mi istiyorsun? Türkçe konuşsana. Sen ne demek istiyorsun? Bu nasıl bir kafa? Yani yapmadığını bırakmamış. Saçını da kazıyacakmış. Bu sefer de bunu istiyor. Peygamber (s.a.v.) hanımlarının saçını kazıdıkları falan yok. Öyle bir şey yok. Kuran’da var. “İncil’den, Tevrat’ta örnek.” Kuran’da var. İncil’e ve Tevrat’a Allah gönderme yapıyor. “İncil’de onun vasfıdır. Ahmet diye ismi geçer” diyor. Sen istemiyorsun. Nasıl olacak bu? Olur mu öyle şey?

Yok, yok, Bahçeli’nin dikkatli davranması gerekiyor. Çok tehlikeli bir ortam var.

İsa Mesih, çakı gibi delikanlı. Yakışıklı böyle, uzun boylu gibi yani. Çok insancıl, sevecen, güler yüzlü, tatlı, son derece mütevazı, müthiş zeki. Yani on bir-on iki tane yabancı dil bilen. Tevrat’ı, İncil’i, Kuran’ı ezberden bilen, namazına niyazına titiz olan çok efendi bir genç. Çok terbiyeli, saygılı, hürmetli, mütevazı. Hz. Mehdi (a.s) onunla beraber namaz kılarken Hz. Mehdi (a.s)’a da çok ısrar ediyor öne geçmesi için. Omzundan itiyor Hz. Mehdi (a.s)’ı. Hz. Mehdi (a.s) onu kırmamak için geçiyor öne ama namaza başlayamıyor bir türlü. İçine sinmiyor onu çok sevdiği için. Yavaş yavaş geri gelerek onu yeniden imamlık için rica ediyor. “Bak,” diyor. “İmam olarak buyur namaza geç” diyor. İsa (a.s)’ın gözleri kapalı, gözlerini kapatıyor o. Herhalde Hz. Mehdi (a.s) ondan istifade ederek. Yoksa yine iterdi orada. Ama bu sefer kesin böyle, güçlü kuvvetlidir İsa Mesih. Bayağı kararlı olarak itiyor. “İmam sensin” diyor. “İmam sensin” dendiğinde işte dünyanın imamı olmuş oluyor. Yani “imam sensin” diye açıkça söylüyor. Ondan sonra diyor ki Hz. Mehdi (a.s), “madem imam benim, ben seni imam olarak tayin ediyorum” diyor. Ondan sonra İsa (a.s) ondan sonraki namazlarda imamlık yapıyor. Yani sırf o namazda yapmıyor imamlık. Yoksa öbür namazlarda yapıyor. “Madem imamım ben” diyor. İmamın imamlık verme yetkisi var. İmam tayin etme yetkisi var. “Ben imam olarak seni tayin ediyorum imamlığa” diyor. O zaman hiçbir şey diyemiyor tabii. Birçok namazı İsa (a.s) kıldırıyor. Bayağı sesi de güzel, çok kibar, çok efendi delikanlıdır. Hiçbir şekilde hata yapmaz. Her dediği doğru çıkar. Ama gece gündüz sürekli mucizeler çıkaran, öyle birisi değil. Normal dişi ağrır, başı ağrır. Uykusu gelir, uyur. Yani insanlar da onun Allah olmadığını işte görmüş oluyorlar. Yemek yiyor, acıkıyor. Çocukları olacak. Evlendireceğiz. Düğününde yıkacağım ortalığı inşaAllah. Ben düğün yapacağım o ayrı mesele, yani onun için inşaAllah. Çok şahane güzel bir kız bulacağım, onu evlendireceğim inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s) evlenmiyor. Ama İsa (a.s) evleniyor. Bu kader Allah’ın hikmeti. Hz. Mehdi (a.s) mesela ümmi. İsa (a.s) ümmi değil. Arapça’yı su gibi bilir.  Kuran’ı da çok iyi okur. Mesela şeyde ümmilik var. Okuma yazması yok Hz. Mehdi (a.s)’ın. Arapça da bilmiyor. Ama İsa (a.s) biliyor Arapça. Allah’ın hikmeti. Neden olduğunu bilmiyorum. Allah kaderini öyle yaratmış Hz. Mehdi (a.s)’ın. Yani en azından Kuran’ı okumayı bilmesi lazım, öyle düşünüyor insan. Bilmiyor. Yani Arabi’yi bilmiyor. Ümmi. Kuran’da da mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in ümmiliğine çok dikkat çekilir. “…ümmi peygamber olan elçisine iman edin….” (Araf Suresi, 158) Ümmi sürekli söylenir. Geniş omzu bayağı geniş. Yani dolgun omuzları falan, babayiğit, delikanlı. Pazısını falan kimse bükemez. Modern giyimli, mesela tişört, gömlek, blue jean pantolon, hepsi var. Şık tertemiz, güzel mis gibi parfüm kokan delikanlı. İsa (a.s) olduğuna inanmak mecburi mi? Değil. İnanmayabilir insanlar. Hep kuşku olacaktır. Kuşku duyan çok insan olur. “Mukarreb ve havası imanın nuruyla tanır” diyor Bediüzzaman. “Bedahat derecesinde herkes onu tanımaz” diyor. Yani bedahat, açıklık derecesinde. Hz. Mehdi (a.s) için de “belki” diyor. “O Eşhas-ı Ahir zaman imanın nuruyla belki tanınabilir” diyor. Sürekli Allah’tan korkuyor. Diyor ya, ne kuşuydu korkan?

OKTAR BABUNA: Gerkes kuşu.

ADNAN OKTAR: “Gerkes kuşu gibi de kalbi korkuyla çarpar” diyor. “Allah korkusuyla.” Hz. Mehdi (a.s) olduğunu bilse çarpar mı kalbi? Niye korksun? Cennete gidecek zaten. Gayet rahat olması lazım. Korkuyor. Yani bütün ömrü Allah korkusuyla geçer Hz. Mehdi (a.s)’ın. Emin olsa öyle bir şey olmaz. Bilmiyor yani. Hep cehenneme gitme korkusu içinde Hz. Mehdi (a.s). Bak, Hz. Mehdi (a.s) cehenneme gitme korkusu içinde ömrü boyunca. Ömrü boyunca.

Son günlerde “sizleri İsrail destekliyor” diyenlerin sayısı artmış. Kohen soyum, ama hakikaten de ben Kohen olmuş oluyorum. Davud (a.s) soyundan geldiğim için Kohen soyu benim soyum. Yani sadece Kohenler biliyorsun Tevrat’ı, tapınak, o zamanlar sadece onlar görevliydi Kohen’ler. Yalnız Kohenler çok yakışıklı oluyorlar. Biz de yakışıklıyız herhalde. Evet, çok güzel olur Kohenler.

Ahmet Acar, Edip Yüksel diyor ki; “Sen Adnan Hoca’yı kıskanıyorsun. Kabul et. O kadar yakışıklı birini kıskanmamak zor gerçi” diyor.

“Hocam, tahmini ne zaman zuhur edersiniz?” diyor. Ben ne yapayım? Çok şekerler.

İsa (a.s) tabii Amerika’da olabilir. Zaten bir Amerikalı havası da var üstünde yani benim gördüğüm. Gördüğüm, yani hissettiğim diyelim yahut düşündüğüm diyeyim inşaAllah. Modern delikanlı yani modern. İmanı çok kuvvetli İsa (a.s)’ın. Helal olsun ona. Konunun sırrını bulmuş o. Aklı fikri Allah sevgisinde, hiç bozmuyor onu. Bak, o sır ordadır yani. Akıllı bir insanın yapacağı budur. Detaylara girmiyor. Detaylarla uğraşmaya gerek yok. Sen Allah’ı seviyorsan senin işlerin sürekli rast gider. Kafana takma yani. Eğer Allah’ı sevemiyorsan her gün bela yağar. Yani baş edemezsin. Her gün belayla uğraşırsın. İsa (a.s) en doğrusunu yapıyor. Aferin ona, maşaAllah, elhamdülillah.

Ahmet Vırışta, “Mehdi (a.s) evlenmeyecek” diyor evlenmeme. Yani “nikâhlanmayacak” diyor. O kadar. Yani “çocuğu da olmayacak” diyor.

Sinan Albayrakoğlu, Sinan, “Kuran’dan delil var mı?” diyorsun. Canım, ciğerim, bak, hiçbir peygambere, “Şüphesiz o” İsa Mesih “kıyamet saati için bir ilimdir” (Zuhruf Suresi, 43) diyor. Sen ne anlarsın bundan? Bak, Hazreti Muhammed (s.a.v.)’e demiyor. Hazreti İbrahim (a.s)’e demiyor. İshak (a.s)’a demiyor, Yakup (a.s)’a, Nuh (a.s)’a hiç kimseye demiyor. Bir tek İsa Mesih için diyor. “İsa İbn-i Meryem kıyamet için bir alamettir” diyor. Ne alıyorsun sen? “…sana uyanları kıyamete kadar inkâra sapanların üstüne geçireceğim...” (Al-i İmran Suresi, 55) diyor. Ne anlıyorsun? Peygamberimiz (s.a.v.)’e demiyor. “Seni sevenleri dünya hâkimi yapacağım” demiyor. İbrahim (a.s) için demiyor. Nuh (a.s) demiyor. Bak, “…sana uyanları” diyor. “kıyamete kadar inkâra sapanların üstüne geçireceğim” diyor. Ve bizim Peygamberimiz (s.a.v.)’e demiyor. Hazreti Muhammed (s.a.v.)’e demiyor. Nuh (a.s)’a, İshak (a.s)’a hiçbirine demiyor. “…Kitap Ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur…” (Nisa Suresi, 159) diye var mı bir ayet peygamberler için? Peygamberimiz (s.a.v.) dâhil hiçbir peygambere demiyor. “…Kitap Ehlinden” hepsini diyor. Bak, kuzey kutbu, güney kutbu nerede varsa. Yerin altında, üstünde. “…Kitap Ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur…”  “istisnasız herkese zorla iman ettireceğim” diyor. “İman etmiyorum” diye bir şey yok. İman edecekler. Ne anlıyorsun sen bundan? Daha hala “İsa (a.s) gelecek mi?” diyor. Açık değil mi bu ayet? Üç ayet var. Hiçbir peygambere denmemiş bu. Anlamazdan gelinecek gibi değil, çok açık. Bütün hadislerde tevatür derecesindedir. “İsa Mesih İbn-i Meryem inecek” diyor. Bir de şaşacak bir şey değil ki. Allah “Binlerce kişinin ölüm korkusuyla yurtlarından çıktıklarını görmedin mi? Allah onlara: "Ölün" dedi, sonra da onları diriltti.”  (Bakara Suresi, 43) diyor. Kuran’da ayet. “Mevt” diyor. “Mevt oldu” diyor. Adam diyor ki “ölü dirilir mi?” diyor. Allah “dirilttim” diyor işte. Yine bir başka vakada da diyor ki “…"Ona (cesede, kestiğiniz ineğin) bir parçasıyla vurun" demiştik. Böylece, Allah ölüleri diriltir…” (Bakara Suresi, 73) diyor. “Ve ölüye vurdular, ölü dirildi” diyor. Ölü dirilmez diye bir şey yok kardeşim. “…Benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun…” (Maide Suresi, 110) diyor Allah ayette. Ne şaşıyorsun? İsa Mesih ölüyü dirilttiğe göre. Diyor ki “İsa öldü, nasıl gelecek?” diyor. Zaten “öldü demiyor Allah. Tevef, “seni Kendime yükselteceğim” (Al-i İmran Suresi, 55) diyor. “Seni vefat ettireceğim” yani uykudaki gibi. Derin uyku halindeyken göğe aldı Allah. Zaten mecburen uyku halinde olur. Nasıl gideceksin şeye? Başka bir boyuta nasıl geçilir? Mecburen ruhun alınır yani. Bedenin gittiğine göre ruhun da gitmiş oluyor işte. Yani ruhu mu kalacaktı dünyada bedeni gidip? Bunlar onu istiyor. Ruhu kalsın, bedeni gitsin istiyor. Bedeniyle, ruhuyla gittiğine göre değil mi? Tevefa, vefat etmiş. Alınmış. Allah katına alınmış. Bu öldü anlamında değil. Her gün ölüyorsun sen zaten. Kuran’da diyor “ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar)” diyor. “…öbürüsünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir…” (Zümer Suresi, 42) diyor. Evet.

“Cern’de yapılan deneyde gözlemlenen evrendeki cisimlere kütlesini ve enerjisini verdiği iddia edilen Higgs bozonu parçacığıyla esir maddesi aynı olabilir mi inşaAllah?”

EBRU ALTAN: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Esir maddesini hala bulamadılar. Tespit etmeye çalışıyorlar.

ADNAN OKTAR: Bulamıyorlar. İçinde yüzüyorlar zaten balık gibi. Bütün evren esirin içinde yüzüyor şu an. Allah’ın aklının tamamen içini sardığı bir şey esir. Yani su gibi bir şey. Tamamı enerji olan bir şey.

“Başını eğdiği zaman su damlar, kaldırdığı zaman ondan inci gibi gümüş taneleri yuvarlanır.” İsa Mesih. “Başına su değmediği halde sanki saçlarından su damlıyor gibidir.” Ebu Davud. O başındaki suyun ne olduğunu sonra anlatırım, inşaAllah. Bak, “başına su değmediği halde başında su var” diyor. O suyun ne olduğunu sonra anlatırız başka bir sohbette. Onun üstünde çok duruyor Peygamber (s.a.v.). Yani mühim bir şey olarak duruyor. Yani hayati bir konu ki çok üstünde durmuş. İnce bellidir İsa Mesih, Hz. Mehdi (a.s) ince belli değil. Hz. Mehdi (a.s) boydan boya geniş. “Yüzü dupduru ve pırıl pırıldır” diyor Nebevi İbn-i Hacer. “Sanki hamamdan yeni çıkmışçasına gibi al al yüzü” Buhari’de. “Yüzü hem ağırbaşlı hem canlıdır. Ağzı, burnu kusursuz güzelliktedir.” Kalkık burunlu, küçük, güzel bir burnu vardır. “Alnı düzgün ve temiz. Sık sakallı” sakalı düzgün kesilmiştir İsa (a.s)’ın. Yani kibardır sakalı, klasik böyle dolgun sakal değil. “Gözleri ateş gibi parlaktır. Yüzü kırmızıya çalan beyaz renkte.” Teberani Kebir’de. Peygamberimiz (s.a.v.) gördüğünü anlatıyor. Benim anlattıklarım hadis. Diğer söylediklerim de Kuran ayetleri. “Yeşile bakan gri gözlü” İsa (a.s). “Keskin bakışlı, yüzü hafif çilli” eller, ayaklar, patileri onlar çilli. “Altın rengine bakan kestane rengi saçlı.” Sakalı da aynı renk. Açık, yani sarı ve kestane rengi karışık. “Saçından su damlıyor gibi.” Yani bu bir fevkalade durumu anlatıyor. Herhangi bir şey değil bu. Saçları ıslak, bakımlı ve hafif dalgalı. Sakalı da öyledir İsa (a.s)’ın. Yani uzun, kürek kemiğine doğru geliyor saçı. O kadar kısa değil yani. Kulaklarına kadar bölümü düz saçlarının, ondan aşağı kısmı dalgalı. Şimdi ben anlatıyorum ki görünce şaşırmayın, aynısını gördüğünüzde. “Küçük ve güzel burunlu, elleri ve ayakları temiz ve parlak. Görünüşü kibar ve hoşnut, atletik yapılı. Parmakları uzun, el parmakları kibar ve uzun.” Yani ince kibar elleri. “Çevik ve güçlü bedene sahip. Ona bakanlar gözlerini çekmek istemiyorlardı” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), doyamıyorlar bakmaya.

İşin acayip yanı da Katolikler, Ortodokslar herkes kabul edecek İsa Mesih olduğunu. Hristiyanlar’ın Peygamberi olarak biliniyor, biliyorsunuz Museviler karşılar. Ama bakın işin acayip yanı Museviler de kabul edecek geldiğinde. “Ehli Kitaptan herkes seni kabul edeceğk” diyor ya işte mesela bu bir mucize. Museviler kesinlikle karşılar, kabul etmiyorlar. “Öyle bir peygamber yok” diyorlar. Ama geldiğinde kabul edecekler.

OKTAR BABUNA: Moşiyah vesilesiyle mi?

ADNAN OKTAR: Evet. Peygamberimiz (s.a.v.) “benim sağ yanımı boş bırakacaksınız” diyor. Gidip baksınlar esaslı bir boşluk vardır. Sol yanda Hz. Ebubekir (r.a) var, Hz. Ömer (r.a) çok daha ileriye gömülmüştür. Normalde hemen yanına gömdürürdü, değil mi? Yani niye o kadar büyük bir boşluk bırakılsın? Genişçe bir boşluk bıraktılar. “Benim yanıma gömün” diyor “İsa’yı kardeşimi, beraber kalkacağız” diyor. “Kum” Allah “kalkın” diyor. Kum o kelime birden canlanıyor. Allah’ın ruhu her yerde hakim. Bir anda bakıyorsun ayaktalar. İlk ayağa kalkan onlar. Peygamberimiz (s.a.v.) ve İsa Mesih, ondan sonra insanlar ayağa kalkıyorlar. Biliyorsunuz Allah’ın “Hay” isminin tecellisidir İsa Mesih. En çok onda tecelli eder “Hay” ismi.

Esir şu anda her yeri sarmış, bütün kainat deniz şeklinde onu sarmıştır. “Allah’ın ruhu onun üstünde hareket ediyordu” diyor. Yani “Allah’ın ruhu her yerinde” diyor. Kuran’da sık sık bunu görüyoruz. Yoksa hiçbir hareket olmaz, hiçbir şey olmaz.

“Canımın içi üstadım, sizi izlemek ne güzel nimet. Allah’a olan aşkım size böyle tutkuyla bağlanmamı sağlıyor. Çok uykum geldi, gözümü kırpamıyorum. Muhabbetinizden bir kelime bile kaçırmak istemiyorum” diyor. Ne yapsak acaba? Gidip yatsınlar.

“Hocam Ülkücüler hakkında görüşleriniz nelerdir?” İsmail Topaloğlu. Anlattım Ülkücüler’i, yani tam Osmanlı’nın, Selçuklular’ın, Türklüğün ruhunu barındıran vatanın nur gibi evlatları. Temiz evlatları, yiğit evlatları, delikanlılar, kabadayılar, efelerden oluşur.  Allah için gözünü kırpmaz canını verir.

“Mesih inancı Yahudi inancı” Büyük Kartal Ölmedi Tabip 3636; “Mesih inancı Yahudi inancı. Soruyorum Mesih gelirse tekrar yeryüzüne son peygamber kim olur?” Peygamberimiz (s.a.v.). O peygamberlik göreviyle değil, peygamberlik unvanıyla geliyor. Unvanı var, yoksa Kuran’a tabii oluyor.  Muhammedi olarak geliyor İsa Mesih. “Mesih inancı Yahudi inancı” daha sağlam. Yahudilikte varsa, Hz. İbrahim (a.s)’in sahifelerin de varsa, Nuh (a.s) Mehdi (a.s)’yi müjdelemişse, Hz. İbrahim (a.s) müjdelemişe, Hz. Musa (a.s) müjdelemişse, Tevrat’ta varsa Mehdilik hak, Mehdilik gerçek, hiç inkar edeceğin gibi değil. “Tevrat’ta ve Zebur’da vardır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) “bakın oraya” diyor.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey Hz. İsa (a.s)’nın temsili bir resmi vardı, uygun görürseniz gösterebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Bakayım. Evet yaklaşık, biraz burnu daha küçük düşünün, bir parça hafif daha küçük yaklaşık yani.

İskoçya’dan bir kardeşimiz diyor ki; “Uykum var yazısının mantığı nedir ağabey? Ben de buna ayar olamıyorum. Yarın tekrarını izlersin” diyor. Ama bak kardeşimiz de diyor ki “Uykum var ama gözümü kırpamıyorum ama muhabbetinizden tek kelime kaçırmayacağım” diyor. Yani sevgisini vurgulamak için kullandığı bir söz.

Ne yapalım biliyor musunuz? Şu son zamandaki harikalar, Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizelerini izleyelim, uykusu olanlar da uyusunlar. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Evet ahir zaman videolarıyla devam ediyoruz, inşaAllah.

VTR: Hz. Mehdi (a.s.)’In Bir Çıkış Alameti Daha Gerçekleşti: Güneşte Beliren Yüz Şekli

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü