Harun Yahya

Sohbetler (31 Ağustos 2015; 21:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz, Adnan Oktar ile Sohbetler başlıyor. Adnan Bey, hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

BÜLENT SEZGİN: Hoş bulduk.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Diyarbakır eski AK Parti Gençlik Kolları Başkanı Yunus Koçak, bugün iki kişi tarafından düzenlenen silahlı saldırıda hayatını kaybetti. Yunus Koçak'ın milletvekili adaylığı sürecinde defalarca PKK'dan tehdit aldığı biliniyor. Saldırının PKK'ya bağlı gençlik grupları tarafından düzenlenmiş olacağı tahmin ediliyor. Daha önceki tweetlerinde “Bizim davamız, İlahi Kelimetullah davasıdır. Emelimiz de İttihad-ı İslam'dır. Aksi size olsun” yazan Yunus Koçak kardeşimiz, son yazdığı tweetlerden birinde ise şöyle demiş; “Diyarbekir ortasına vurulmuş uzanırım. Ben bu kurşun sesini nerede olsa tanırım.”

ADNAN OKTAR: Bak, aslanıma malum olmuş. İnşaAllah. Şahadeti mübarek, kendi mübarek. Şahadetini tebrik ediyoruz. Allah annesine, babasına uzun ömür versin. Sabr-ı Cemil niyaz ediyoruz Rabbimizden, yakınlarına ve ailesine.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafı vardı Yunus Koçak'ın.

ADNAN OKTAR: Evet, bakayım. Aslan o aslan Yunus, maşaAllah. Peygamberlerle, Sıddıklarla beraber, inşaAllah. Yalnız tabii böyle bu kadar tehdit alan bir insana polis koruması verilmemesi, acayip. Diyarbakır gibi yani yüksek risk bölgesinde özellikle. Böyle korunması gereken kardeşlerimizin, çapraz polis korunmasına alınması lazım. Her nereye giderse gitsin polisin izlemesi lazım. Bol polis kullanılması da diğer olaylar için de faydalı olur.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: PKK, güvenlik güçlerine karşı zaman zaman doçkaları kullanırken, özellikle bunları propaganda amaçlı gösteriye çıkarıyor. Üst düzey bir güvenlik görevlisi dört doçkanın ev ev dolaştırıldığını belirterek şu bilgiyi verdi; “Bölücü örgüt, dört doçka ile adeta psikolojik harp yürütüyor. Bunlar çok ender olarak saldırılarda kullanılıyor ama ev ev dolaştırılıyor ve örgütün, ağır silaha sahip olduğunun ve devlete kafa tutacağının propagandası yapılıyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani o ne demek “ev ev dolaştırılıyor”? Dolaştırıyorsa, gidip el koysunlar. Yani niye seyrediyorlar? Ben böyle bir dönemi kâbus gibi görüyorum. Rüya gibi yani, inanılır gibi değil. Ev ev dolaştırılıyorsa eve girersin, adamı sille tokat gözaltına alır, alır götürürsün, silaha da el koyarsın. Ev ev geziyorsa, görüyorsan neden müdahale etmiyorsun? Yani kim engelliyor? Hükümet bu konuda esaslı, kararlı bir adım atsın, böyle olmaz. Yani ben böyle bir dönemi rüyamda görsem inanmazdım. Tam anlamıyla kâbus.

GÖKALP BARLAN: Siz hep söylüyorsunuz; “Yeterli asker olsa, orada öyle dolaşamazlar diyorsunuz.”

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Bir de klasik siyasi demagoji ile PKK'yı alt etmenin mümkün olacağını düşünüyorlar. Yani Menderes döneminin politika anlayışıyla, yani eskimiş, demode, sıradan siyaset anlayışıyla, politik demagoji ile PKK'nın ideolojisini yenemezsin. Marksist, Leninist düşünceyi bilimle yenersin, aklınla yenersin, delillerle yenersin. Bunu yapmadıktan sonra böyle esnaf muhabbetiyle yahut işte müteahhit mantığıyla bu meseleyi halledemezsin. Esnaf muhabbetiyle esnaflık yaparsın, müteahhit kafasıyla müteahhitlik yaparsın. Siyasette bu olmaz. Yani kafalama mantığıyla falan hiç bir yere varılmaz.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, emekli askeri hâkim Ümit Kardaş'ın bazı açıklamaları var: “Ordunun terörle mücadele etmek istemediğini, neden ölüyoruz?” diye sorduğunu iddia etti. “Kürt sorunu doksan beş yıllık bir mesele olmakla birlikte, otuz yıldır süren bu ölümler silahlı kuvvetlerde de bıkkınlığa ve yılgınlığa neden oldu. Netice itibariyle bizim ordumuz zorunlu askerlik modeline dayanıyor. Öteden beri bu savaşta mağdur olan kesim, halk çocukları. Halkta da artık bıkkınlık, yorgunluk var. Bu ölümler daha ne kadar sürecek? Çocuklarımız hangi amaçla, niçin ölüyorlar? Olanlarda bizi yönetenlerin kusuru, ihmali yok mu? Neden barışı sağlayamıyorlar? Bu sorular halkta olduğu gibi, TSK'da da sorulmaya başlandı” diyor.

ADNAN OKTAR: Ne barışı kardeşim? Marksist, Leninist düşüncede, Stalinist düşüncede barış nasıl olur? Yani Stalinizm ile Marksist, Leninist düşünce ile barışı bir araya getirmeye kalkması bir insanın çok ilgisiz olmasını gerektirir. Yani hiç bir şey bilmiyor olması lazım. Marksist, Leninist, Stalinist düşünce ile barış, kardeşlik, sevecenlik, güzel ahlakı bir araya getiremezsin. Marksist, Leninist, Stalinist düşüncede, dehşet ve şiddet vardır. Hedefine ulaşıncaya kadar her türlü kalleşlik, oyun, adilik mubahtır. Banka soyar, adam öldürür, oraları buraları yakar, sabotaj yapar. Hepsi mubahtır. Hatta Lenin şaşırıyor, “bizi zalimlikle itham edenlere şaşkınlıkla bakıyorum, hayret ediyorum” diyor. “En basit Marksist, Leninist kaideleri dahi bunlar bilmiyorlar.” diyor. Yani esnaf muhabbetiyle olmaz. Vardır ya, bazı uyanık esnaflar vardır. Hepsi için demiyorum da belirli. Yani orada burada falan turistleri falan kafalamaya çalışırlar. O tarz bir kafalamayla olmaz bunlar.

CAN DAĞTEKİN: Adnan Bey, siz daha iyi bilirsiniz, çözüme ve barışa yönelik her harekette, PKK daha çok güç kazanıyor.

ADNAN OKTAR: Daha iyi bilmem diye bir konu yok, “inşaAllah” diyebiliriz.

Bir daha söyle.

CAN DAĞTEKİN: Çözüme ve barışa yönelik her harekette PKK daha çok güç kazanıyor.

ADNAN OKTAR: Tabii kardeşim. Zaten ona vakit veriyorsun. Nefeslenmesini sağlıyorsun. Doçkalarını daha rahat yerleştiriyor, evleri oturtuyor. Adamları eğitiyor, siyasi eğitim veriyor, politik eğitim veriyor. Sen siyasi eğitim de vermiyorsun politik eğitim de vermiyorsun. Normalde bizim gençlerimiz kendi haline bırakılıyor, büyük bir bölümü. Epey bir bölümünü köşe dönmeci olarak yetiştiriyorlar. İşte evlensin, işine gücüne baksın, iyi bir arabası olsun, keyifli yaşasın. Ama PKK'nın ideolojisinde Stalinizm’i bir an önce hâkim etmek, Orta Doğuyu Komünist, Marksist, Leninist düşünce etrafında birleştirmek, Proletarya Diktatörlüğünü kurmak. Bunun için de adamlar dağlarda yatıyorlar. Evlenme, şu bu falan hiç bir şekilde düşünmüyorlar. Birçoğu üniversite terk, okullarını da bırakıyorlar, sadece bu gayeye matuf bir hayat geliştiriyorlar. Gece gündüz okuyorlar, bilgilerini artırıyorlar. Yanlış bir düşünce olmakla beraber yine de bir idealleri var. Bizim gençliğimizin büyük bölümünü idealsiz yetiştiriyorlar. “Nedir idealin?” diyor. İşte “Evleneceğim, kendime güzel bir araba alacağım, iyi bir iş yapacağım. Hayatımın gayesi bu” diyor. Başka bir gaye olmuyor. PKK'nın gayesi de Marksist, Leninist düşünceyi dünyaya hâkim etmek. Adamlar kayaların içinde yatıyor, taşların içinde, mağaraların içinde yatıyor, ölümü göze alıyor. Ölmeyi ve öldürmeyi çok rahat kabul etmiş durumda. Sen öyle bir gençlik yetiştirmiyorsun ki. Onlara karşı onların azminden, kararlılığından çok çok daha güçlü bir gençlik yetiştirilmezse, sen onları yenemezsin. Yani Darwinist, materyalist düşünceye karşı gençliği eğitmezsen, sen onları ideolojik olarak da yenemezsin, siyasi yönden de yenemezsin, hiç bir yönden yenemezsin ve yenemiyorsun da görüyorsun. Gece gündüz PKK propagandası yapılıyor. İstenmediği halde bu oluyor. Her gün televizyonlarda işte “PKK şöyle eylem yaptı, şu kadar polis öldürdü, asker öldürdü, yine bir ocağa ateş düştü. Evler cayır cayır yanıyor, enneler, babalar feryat figan ediyorlar” diyor. Ve akıl almaz bir PKK propagandası bütün yurdu sarmış vaziyette, asker çaresiz, polis çaresiz gibi gösteriliyor. Her eylem yapan hemen hemen kaçıyor, yakalanamıyor. “Doçkalar bak evleri geziyorlar” diyor, “hiç bir şey yapamıyoruz.” diyor. Bir polis de “Molotof kokteyli, yönetmelik olarak yayınlanmadıktan sonra bomba olarak kabul edilemiyor” muş yani onun demesine göre. Yönetmelikte de yayınlanmamış duyduğum kadarıyla. O yüzden polis müdahale edemiyormuş. Varsa böyle eksiklikler, hukuki yönden sorunlar bunların da bir an önce halledilmesi lazım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: MHP'li Semih Yalçın, akil adamları eleştirdi: “Son yaşananların vebali sizin gibi akillerin üzerinde bilesiniz. Sizin gibi korkak ve omurgasız yarı aydınların tavizkar bir tutumla soyunduğu akillik komedisi yüzünden, PKK daha da çok şımardı. Bölücü katillerin sırtlarını sıvazladınız, cinayetleri durdurmaları için ricacı oldunuz. Yar yar yalvararak devletin, milletin haysiyetini ayaklar altına aldınız da ne oldu? Bölücü terör örgütü ne silahları bıraktı, ne de siyasi kanadı HDP, barış ve demokrasi güvercini çıktı. HDP sözcüleri, kaos ve fitne baykuşu olduklarını kısa sürede gösterdiler.”

ADNAN OKTAR: Görebiliyor muyuz resmini bu koç yiğidin? Aslan aslan koç yiğit. Ben tanıyorum zaten. Koç yiğittir, aslandır. Çok değerli bir kardeşimiz, sıkı dava adamıdır, hakiki aslandır.

Amerika, Allah'ın hikmeti, İngiltere özellikle İngiltere, Fransa'yla birleşip bir kötü mühendislik peşindeler. Ama ne kadar çok satılmış adam varmış. Allah Allah. Yani satılmış adamın aslında milyonda bir olması lazım, bayağı var. Bir makama, mevkiye, biraz paraya kendini satıyor. Ne kadar çok alçak insan var, hayret ediyorum, Ortadoğu'da. Ama böyle bir delice plan için niye gerek duydu Amerika ben anlayamıyorum. Sen Stalinist bir devlet kurup ne yapacaksın? Başına bela alacaksın. “İşte İslam'ı ortadan kaldıracağız onların kanalıyla” diyorlar. Yani “komünist Stalinistleri silahlandırıp, PKK'lı azgın psikopatları, Müslüman katliamında kullanacağız” diyorlar. Kardeşim Müslüman’ı katledeceksin. “Musevileri de zaten toptan yok edeceğiz” diyorlar. “Çok az bir Musevi kalacak” diyorlar. “İsa yapacak” diyorlar ama pek Hz. İsa (a.s)'a bırakmazlar onu Allahüâlem, direkt kendileri yaparlar. O, laf o. Yani “İsrail'de onları bir toplayıp, sonra yok edeceğiz” diyorlar. Türkleri yok edeceksin, Arapları yok edeceksin, kendi halkını da yok ediyorsun. Dünyada yaşayacak kim kalacak yani? Amerikan derin devletinin bir avuç yaşlı bunağı var, şarapçı bunak, bir tek onlara kalacak herhalde, bir de İngiliz bunakları var, onlara da. Koskoca dünya yani siz manyak mısınız? Bu nasıl bir adamdır, ben anlamıyorum bunları. Herkesi yok etmenin peşindeler. “Onu yok edelim. Bunu yok edelim. Arapları yok edelim.” Sonunda da PKK'lıları da yok edecekler. Böyle bir manyaklık, yani bunlar iblisin dünyadaki şubesi benim gördüğüm. Bir de “iz yaparız, oldu” falan diyorlar, öyle bir şey olmaz. Yaptığın her hatayı sana düzelttiririz. Her tükürdüğüne burnun değer. Yani seni saçından tutar, burnunu değdirtiriz, kanunla, hukukla. Amerikan derin devleri bu artistik hareketlerini bıraksın. O satılmışlarıyla beraber, hepsi kanuna hukuka teslim olurlar. Densizliği bıraksınlar. Her gün asker, polis vuruluyor. “Hadi seçime gidelim.” diyorlar. Kardeşim PKK'yı kazısana. Asker kışladan çıkmıyor. Birisi talimat veriyor asker kışladan çıkmıyor. Polis karakoldan çıkmıyor birisi talimat veriyor. PKK'lılar sürekli doçka yerleştiriyorlar. Yani bir garipliktir, bir uğursuzluktur gidiyor. Anlayabilen varsa, ortaya çıksın. Bir de HDP'den bir şeyler bekliyorlar. HDP zaten, PKK'nın korkusuyla tir tir titreyen bir yapı. Adamlardan ne bekliyorsunuz? Stalinist, komünist bir sistem, kendi inancını oluşturmadan, o davadan vazgeçmez. Sen fikirle mücadele etmezsen, yenemezsin. Fikirle mücadele etmeye de yanaşmıyorlar. O zaman yenilirsin. Olmaz. Yolları açacaksın, biz de ezeceğiz adamları. Sen beceremiyorsan becerecek adam var ortada, becerecek insanlar var. Buldozer kimdeyse, rica edersin gelir dümdüz eder asfalt gibi. Doğru mu? Evet.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Selahattin Demirtaş, Terörle Mücadele'de ihbarda bulunana ödül verilmesini öngören yönetmelikle ilgili “sakın ola ki, para için komşularınızı ihbar etmeyin. İspiyonculuk onursuzluktur” dedi. Devamında “Türkiye Cumhuriyeti ordusu NATO'nun en büyük ordusu, Dünya'nın yanılmıyorsam 3. büyük ordusu. Polis Teşkilatı itibariyle dünyanın en büyük polis teşkilatına sahiptir. Milli İstihbarat Teşkilatı, Jandarma İstihbaratı ve Emniyete bağlı istihbarat birimleri var. Böylesine büyük olduğunu söyleyen bir Devlet, güçlü olduğunu belirten bir hükümet, nasıl bütün bu güçlere rağmen çaresiz kalıyor da, vatandaştan ispiyonculuktan medet umuyor? Utanç verici bir şey” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi o dediğin, vatandaşta bir anormal bir şey varsa söylemesi lazım. Mesela bir katil bir yerde gizlenmiş, askeri vuracaksa, tabii ki hemen söylemesi lazım. Bu farzdır zaten, aksini yaparsa harama girer. Bu Allah emri. Bunu ibadet olarak yapacak, Allah rızası için. Bir yere mesela bir PKK'lı bomba döşüyor, tabii ki hemen haber vereceksin. Çünkü aksinde cinayete ortak olmuş olursun. Ama bunun için para alınmaz. “Parayı verirseniz size bir ihbarım olacak, parayı vermezseniz ihbar etmeyeceğim” olur mu? Ama ihbar eden vatandaşı koruyup kollamak, mağdur etmemek, fakirse yardımda bulunmak, istisnasız zaten herkes için olsun. Yani o, para için yapmasın da, devlet bir ikram olarak, bir güzellik olarak bunu, bu tip güzel ahlak gösteren vatandaşına yapsın. Mesela gazi oluyor, gaziye para versin, şehidin ailesine para versin. Büyük bir bombalama olacakken engellemiş, mesela evinin kirasını ödeyemiyorsa, ona bir ev alır devlet. Böyle yani. Bunu bir sabit sisteme bağlamak değil de şartlı bilmem neli falan adam, şu bankaya gidecek bu bankaya gidecek, makbuz götürecek, imza atacak, böyle değil. Adamın evine gidip, direkt avucuna parayı vereceksin. O kadar. Yani iyilik yapacaksın ve peşin peşin “sana para vereceğim” demeyeceksin. Güzel ahlaklı her insanı koruyup kollayacaksın, o kadar. Tabii burada şey biraz daha kapalı yollu PKK'nın gücünü vurgulamış oluyor. Yani “siz burada bu kadar orduya rağmen bak, küçük bir gerilla grubuyla baş edemiyorsunuz”a getirmiş gibi oluyor. Gerçi öyle demek istememiş ama anlam ona çıkıyor. İşte İngiltere'nin Amerika'yı kışkırtmasıyla uygulanan kötü bir siyaset mühendisliği var, bu kadar satılmış da varsa, tabii çok kolay ilerliyorlar. Ortadoğu ülkelerinde satılmış adam çok oluyor. O satılmışlarla bir sistem kurmak çok kolay oluyor. Yani istediğin adamı ayartabiliyor adam, istediğini istediği yere yerleştirebiliyor. Her türlü adilliği yaptırabiliyor. Para verdi mi adam hopluyor zaten yahut çıkar sağladığında. Mesela Filistin'de falan da öyle, o kadar çok muhbirler falan var ki. Mesela kendi vatandaşını bombalatıyor. Yani “şuraya toplandılar” diyor, söylüyor, adamlar da gelip vuruyorlar.

Bir hanım kardeşimiz diyor ki; “Adnan Bey, her zamanki gibi çok çarpıcı, klas, son derece şık, müthiş yakışıklı ve olağan üstü cazibelisiniz” diyor. MaşaAllah.

Vatanseverlikle, Allah rızası için insanları teşvik etmek lazım. Parayla adam ayarlama sistemi, o iyi bir şey değil. Güzel değil. Mesela bakıyoruz adam, davasını satıyor. Bakıyoruz adam, kendini satıyor. Bir de pis pis sırıtıyor. Yani millet nefretle seyrediyor. Olmaz. Davaya ihanet olmaz.

Taylan; “PKK, NATO'nun kurduğu maşa bir örgüttür” diyor.

Ne işine yarıyormuş? Yani NATO'nun ne işine yarayacak? Her sözü NATO'ya getiriyorlar. NATO diye bir şey yok. İngiltere vardır, Amerika vardır. Ne NATO'su? NATO, garibanlardan oluşan bir topluluk. NATO'nun ayrı bir beyni, ayrı bir kafası yok ki. Onları Yöneten üst akıl çok önemlidir. NATO'yu maşa olarak kullanıyorlar. NATO bir topluluk, o topluluğu yönetene sen bakacaksın.

“Stalin'le aranızdaki husumet sizin eski Troçkist olduğunuz yıllara dayanıyor galiba” diyor.

Troçki nereden çıktı? Nereden bağlantı kurdu acaba? Troçki Musevi kökenli, oradan falan mı bağlantı kurdu acaba?

YASEMİN KİRİŞ: Hayal güçleri bayağı geniş.

ADNAN OKTAR: Yani ufukları çok geniş. Troçki garibanın tekiydi, adamı eze eze öldürdüler. O entel dantel takıldı kendince bir şeyler yaptı, böyle şöhret olmak istedi, tanınmak istedi. Hikmet Kıvılcım vardı yaşlı bir amca, o onun peşinden gidiyordu, küçük bir grubu vardı onun. Kimsenin kaile almadığı garibanın teki o yani, öyle bir şey yok. Marksizm, Leninizm, Stalinizm çok azgın bir sistemdir.

Sabri Akkan, “Ulu Apo hadislere kadar girmiş Hocam? Bu kadar ulu biri devlet de kurmuştur herhalde.”

Sabri Akkan Aşhakkan Eshakkan. hadislere kadar giren kim var? Deccal var, süfyan var, deccaller var. Hadislere kadar. Ayete giriyor firavun, değil mi? Nemrut, nemrut döneminden bahsediyor Kuran. Yani hadislere girmiş olması, onun ulu olduğunu göstermez o anlamda. Tamam, bir hacmi var, büyüklüğü var. Mesela deccal de çok büyüktür. Devletiyle, gücüyle falan büyük bir yapılanmadır. Yani her hadise giren manevi yönden uludur, üstündür anlamına gelmez. Muhtelif deccallardan bahsediyor, muhtelif süfyanlardan bahsediyor. O ekibe girmemesi çok önemli. O ekibe girdiğinde, bir anlamı yok.

Alpertunga asker, 1842; “Dünyanın hiç bir yerinde Marksist, Leninist ideolojiler kabul görmezken bu kadar takıntınız nedir bu görüşe?”

Koskoca Türkiye Cumhuriyeti, Marksist, Leninist düşünceyle baş edemiyor. Şu an fiili durum var. Elle tutulur bir durum var. Adamlarla masaya oturmaya kalkıyorlar. O kadar büyük bir açmaz var. Ve Türkiye'ye meydan okuyor on bin kişilik Marksist, Leninist bir grup, yeri yerinden oynatıyor. Sen de diyorsun ki “hiç bir yerde ideolojileri kabul görmez.” Bizzat yaşıyorsun, Türkiye'de görüyorsun.

Amerikan derin devleti solcu, Marksist görüşlü. İngiliz Derin Devleti de solcu, Marksist görüşlü. Yani Marksizm’i kullanıyorlar daha Türkçesi. Solculuktan kasıt; Allah'sız, Kitapsız, dinsiz, imansız, sadist, psikopat ve terörist ruhlular, kan dökücüler. Yani öyle bir solculuk anlayışları var. Bizim bildiğimiz solculuk anlamında değil, daha başka yani.

Hasan ynk konsept; “Barzani Ailesi Yahudi kökenli, Kürdistan'ı kurup Türkiye'yi bölecek.” diyordunuz.” diyor. “Şimdi ise, Barzani’yi koruyorsunuz” diyor.

Doğru, Musevi kökenli. Musevi kökeni var ama seyyiddir aynı zamanda. O dönemde, öyle bir tehlike vardı. Yani Amerika'nın planı o yöndeydi, İngiltere'nin planı o yöndeydi. Sonra Barzani PKK'ya tavır aldı, ciddi tavır aldı. Şu an Türkiye'ye dost, üslubu dost. O yüzden destekliyorum. Eğer tavrını değiştirmiş olsa, ben de tavrımı değiştiririm. Yani zaman birçok şeyi değiştirir. Yani elastiki olmak lazım. Bir şey olduğu gibi durmaz. Demir durursa paslanır, odun çürür. Ağacı ekersin, koskoca otuz metrelik ağaç olur. Hayatta hiç bir şey durağan değildir. Sosyal olaylar, siyasi olaylar sabit değildir. PKK da mesela tamamen değişse, İttihad-ı İslam'ı savunsa, Marksist ideolojiyi bıraksa, suç işleyenler hariç hepsiyle ahbap oluruz. Yani Türkiye ile dost olsa, İttihad-ı İslam'ı savunsa, imanlı bir topluluk haline gelse, suç işleyenleri ayırırız, onlar cezalarını çeker ama hepsiyle dost oluruz. Yani bir sabitlik yok. Ben katı bir insan değilim. Sen benim katı olmamı istiyorsun. Ben bunu söyledim, yirmi beş yıl önce söyledim.

OKTAR BABUNA: Adaletlisiniz, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii.

BÜLENT SEZGİN: Allah ayette şöyle buyuruyor; “Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız.” (Al-i İmran Suresi, 103)

ADNAN OKTAR: Tabii. Şu an ki tavrı iyi niyetli. PKK’yla ciddi şekilde çatışma halinde. PKK düşman oldu. Bu durumda, tabii ki koruyup kollarım. Ama konsept sürekli değişir. Mesela Amerika’da da solcu yazarlar var ama üslubunu düzelttiklerinde, biz onlara güzel gözle bakıyoruz. Mesela masonluğa karşı da ben tavırlıydım, şiddetle eleştiriyordum ama masonluk dindar bir çizgide beni karşılayınca, onlarla da ahbap, dost oldum. Yani bende bir katılık beklemeyin, böyle bir şey olmaz. Daima elastikiyim. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışını savunuyordum, sakalım göbeğimdeydi, sonra Kuran Müslümanlığını savundum. Yani Kuran’ın yeterli olduğuna inandım. Sen istiyorsun ki, başlangıçta ne ise, sonuna kadar da o olsun. İnsan sürekli iyiye doğru güzele doğru inkişaf eder. Dünyanın özelliği budur. Ben sürekli kendimi geliştiren bir insanım.

Barzani, Barzan denen büyük bir aşiret ve topluluğun üyesi. Barzan’ın büyük bir kısmı Musevi kökenlidir herkes bilir. Sosyolojik bir gerçektir. Ben bunu söyledim. Bende Musevi kökenliyim. Yani Ben-i İsrail kökenliyim bu suç değil ki, o da Ben-i İsrail kökenli. Doğru söylüyorum ama o devirde tehlikeydi. Yani üslubu falan tehlikeliydi Barzani’nin. Türkiye’ye karşı üst perdeden konuşuyordu ama şu an mütevazı oldu, olgunlaştı. Bak, en önemlisi bana haber gönderdi bir Milletvekiliyle. “Ben değiştim” gibisinden. “Hocamız beni bu şekilde değerlendiriyor ama üslubum değişti” dedi. Yani “iyi niyetli bir insanım” dedi. “Nakşibendi’yim” dedi. Güzel sözler etti bende ona karşı tavrımı değiştirdim. Konu bu. Değişiyorsa bir insan, ben de değişirim. Ama o değişirse yeniden değişirse ben de değişirim. Satranç maçı gibidir bu işler. Yanlış bir hamle yaparsa hamlesini hemen görürüz. Doğru bir hamle görürsek de onu doğru değerlendiririz. Ablamov, “No pasaran” Ne demek No pasaran? Var mı bir anlamı?

KARTAL GÖKTAN: Vardı evet. Geçit yok.

ADNAN OKTAR: Geçit yok.

“PKK hala Marksist, Leninist ideoloji için imi savaşıyor?”

İdeoloji olmadan adamları dağa sen nasıl toplayacaksın? Sen nasıl bir kafadasın adam niye toplansın dağdan? Bir ideoloji, bir sistem olmadan bu kadar insanı toplayamazsın, silahlandıramazsın hiçbir ülke de desteklemez. Ama sen Marksist, Leninist olduğunu söylediğinde, dünyanın bütün Marksist, Leninistleri seni destekler. Nitekim İngiliz Marksistleri, Amerikalı Marksistler, Fransız Marksistler hepsi destekliyor PKK’yı. Rus Marksist, Leninistler yani komünistler daha Türkçesi, hepsi destekliyor. Komünist deyince, adam böyle gözünden ışıklar saçan falan, öyle bir şey yok. Adam normal kıyafetiyle Marksist oluyor. Ama sen “Marksist değilim” dersen, seni hiçbir ülke desteklemez. “Ben Marksizm’e karşıyım” desin PKK, toz duman ederler. Ama “Marksist, Leninist düşünceye sadığım” dediği müddetçe, dünya çapında desteği görür ve devam ediyor destek. Bak, Çin’den geliyorlar onlara yardımcı olmak için, silah gönderiyorlar, malzeme gönderiyorlar, para gönderiyorlar. Rusya destekliyor. Amerika destekliyor. Herkes destekliyor. Çünkü bir ideoloji var ortada. Ve devlet bu ideolojiyle çatışamıyor şu an Türk devleti. Tartışmaya girmiyor, hükümet girmiyor tartışmaya. Bilimsel olarak yenmeyi düşünmüyor veya düşünemiyor. Bunu yapması gerekiyor. İdeolojik yönden yenersen, bitti. Bütün dünya çapında yenmiş olacaksın. Yapmıyorsanız bize yolu açın, biz yapalım. Yahut size biz destek sağlayalım. Veyahut biz hiç karışmayalım siz yapın. Ama yapın bunu bir şekilde. Her PKK mensubu günde 12- 14 saat falan kitap okuyorlar. Bak, 12-14 saat, yani yoğun eğitim var. Bütün Marksist eserleri su gibi biliyorlar. Herhangi bir PKK’lıyı getir, acayip bilmiş oluyor. Bilmediği yok. “Ekonomi, çelişki” falan diye böyle ama hepsini biliyor yani. Şivesi önemli değil.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: PKK yürütme komitesi üyesi Duran Kalkan; “HDP yönetiminin, AK Parti ile seçim sonrası o denli karşıtlaşması ve “CHP-AKP hükümeti kurulsun biz destek verelim” demesi hatalıydı” diyerek HDP’yi eleştirdi. “HDP olmadan CHP ile AK Parti’nin bir hükümet kuramayacağı ve kursalar bile bu hükümetin demokratik değerinin olmayacağı açıktı. Yani CHP-AK Parti hükümet kurma çalışmalarının içinde HDP de olmalıydı ve buna öncülük etmeliydi” dedi.

ADNAN OKTAR: PKK’nın onura ihtiyacı var, onur. Yani kabule ihtiyacı var. Toplumda böyle aşağılık, pislik, ahlaksız adamlar olarak tanınırsa, yaklaşım dünya çapında olumsuz oluyor. Ama onore edersen, büyük gösterirsen, her yönden desteklenen bir görünüş sunarsan, gelişme hızı daha yüksek oluyor. PKK’nın buna ihtiyacı var. Bunu her şekilde elde ediyor. Yani herkes de yardım ediyor benim gördüğüm birçok kişi. Herkes derken, belirli, kişiler yardım ediyor ve netice alıyorlar.

İnsanlar baş edemedikleri bir ideoloji olduğunda, o ideolojinin yok olduğunu iddia ediyorlar. Diyor ki mesela; “Marksizm, Leninizm mi var?” diyor. Allah, Allah. Devletin baş edemediği sistem ne peki? Ne ile savaşıyorsun sen? Hop oturup hop kalkıyorsun. Her gün polis, asker şehit ediliyor. Kim bunları şehit eden? Hangi ideoloji? Nasıl anlamazdan gelirsin? “Darwinizm mi kaldı?” diyor. Allah Allah. Ortaokul, lise, üniversitede sabahtan akşama kadar sen eğitim alıyorsun, Darwinizm sana anlatılıyor, imtihanda soruluyor, “evet, bu, bu şekildedir” demezsen, sınıfı geçemiyorsun. Nasıl, sınıfta kalacağını göre göre, aksini söyleyemediğine göre, o zaman, demek ki sistem cayır cayır işliyor. Diyebiliyor musun ki sen “ne Darwin’i? Allah yarattı?” de bakalım derste de, diyebiliyorsan. Diyemiyorlar. Ortaokulda da, lisede de, üniversitede de cayır cayır “bizim yaratılış şeklimiz tamamen tesadüftür, çamurlu suların içerisinde bir bakteri üredi, bu bakteri gelişti, solucan oldu sonra kurbağaya dönüştü. Sonra kurbağa da primata dönüştü, primat da maymuna, maymun da insana dönüştü” diyorsun. “ Bizim atamız mikrop” diyorsun. Hürriyet Gazetesi’nde açıkça yazı çıktı, “atamız mikrop” diye. Bütün üniversitelerde bu olduğuna göre nasıl “yok” diyorsun sen? Bunu anlamazdan gelmekle bu ideoloji ortadan kalkmaz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: HDP’li AB Bakanı Ali Haydar Konca, 1915 olayları üzerine gelen soruya karşılık, “sözde özde fark etmiyor ama bir katliam yapıldığı çok açık ve nettir” dedi. Açıklamasında ayrıca şunları da söyledi: “Ülkemizin sorunlarının demokratik bir toplumda konuşarak çözülebileceği düşüncesindeyiz. O nedenle açık bir çağrı yapıyoruz. Silahlar susmalıdır, silahlar gömülmelidir. Yumruklarımızı sıkarak değil, diyalogla da bu sorunları çözmememiz için bir neden yok. Bunu yaparsak, Ortadoğu bataklığından kurtulma şansını elde edebiliriz” dedi.

ADNAN OKTAR: HDP’nin bir ideolojisi yok. PKK, HDP’yi hiçbir şekilde kaile almaz, fakat şu an bir zemin olarak orada Avrupa’ya karşı bir gösteriş olarak, bir onur gösterisi olarak, böyle bir sisteme ihtiyaçları olduğu için, PKK bu sistemi alttan alta bütün gücüyle destekliyor ve hayat hakkı tanıyor. Zaten diğer partilere hayat hakkı tanımıyor, Güneydoğuda PKK. Yani bir MHP, CHP falan giremiyor oraya zaten. AK Partilileri de teker teker vuruyorlar, görüyorsunuz. Bugün de bir çocuğu şehit ettiler. Ama sadece HDP’lilere kapı sonuna kadar açık. O yüzden HDP çığ gibi gelişiyor orada. Ama asıl ideoloji, zeminde PKK’dır. Dolayısıyla HDP’nin konuşmalarının hiçbir anlamı olmaz PKK için. Hiç kaile de almazlar. “Silahlar gömülsün” diyor mesela, adamlar ninni gibi dinliyorlardır onu. Yani çok komik bir söz olarak. Çünkü silah gömüldüğünde, zaten HDP olmaz. Silahı PKK gömdüğünde, PKK riski ortadan kalktığında korku da kalkacağı için, halk HDP’ye niye oy versin? Konu biter. Dolayısıyla, o sözün pek bir anlamı yok, öyle bir şey olmaz. Devlet, söke söke silahı elinden alırsa olur. Yoksa adama sen rica edeceksin, adam da silahı bırakacak. Silahı vermesi demek; adamın ölümü demektir, onların açısından. Her yönden kaybetmesi demektir, her şeyini kaybetmesi demektir. Şu an ki gücünü silahla elde etti PKK. Yani gidip masaya oturup konuşuyorlarsa, adaya gidip konuşuyorlar, gidin konuşun diyor adamlar. Bu, silahla sağlandı. Silahla sağlanmazsa, adam adaya niye gitsin? Hep beraber doluşuyorlar motora, hep birlikte gidiyorlar adaya. “Sayın Öcalan, merhaba biz geldik” falan diyor adamlar. Silah olmasa, böyle bir şey olmaz. Yani HDP elini kolunu sallayarak Güneydoğu’da rahat rahat geziyor. Ama bir CHP’li elini kolunu sallayarak gezemiyor. Bu HDP için müthiş bir avantaj olmuş oluyor. Rahat rahat kazanmasını sağlıyor. Silah olmasa böyle bir şey olmaz. Silah olmasa CHP’li gider istediği gibi orada propaganda yapar. İstediği anda da müthiş bir halk kitlesi de ona döner. Ama dönemiyor şu an. Adam biliyor CHP’ye oy verdiğinde, yani belediye başkanı seçse, boşa seçeceğini biliyor. Milletvekili de seçse boşa seçeceğini biliyor. Çünkü hiçbir faydası olmayacak olarak düşünüyor. CHP milletvekili oraya gidemez zaten. Adam seçse bile, kendi seçim bölgesine giremez. Mesela MHP’yi seçse bile, kendi seçim bölgesine giremez, sokmazlar. O durumda adam, yani kafası o kadar çalışıyor. “Madem böyle” diyor, “bari buraya girebilecek bir adamı seçeyim ben” diyor. “En azından beni vurmazlar, asıp kesmezler” diyor, “hayatım garanti altında olur” diyor. “HDP’li gösterirsem kendimi, PKK bana dokunmaz” diyor. Yöntem bu.

Evet, birileri bir şeyler söylesin.

KARTAL GÖKTAN: Suriye, Afrin’de yaşayan Kürtler, bölgeden göç etmeye başladılar. PYD denetiminde olan Afrin’de, özellikle Kürt gençler, PYD’nin kendilerini zorla silahaltına almasından şikâyetçi. Halk da baskılardan bıktığı için göç ediyor. Daha önce de PYD kantonlarından yüz binlerce Kürt göç etmişti. PYD’den kaçan Kürtlerin çoğu Türkiye’ye, bir kısmı da Barzani yönetimine sığınmış durumda.

ADNAN OKTAR: Adamları Amerika, dünyanın başına bela etti. Ve bunları Almanya bütün gücüyle destekliyor. Silah veriyor, bozuka veriyor, tank mayını veriyor, Türk askerine karşı kışkırtıyor, onlar da sürekli suikast yapıyorlar. Almanya’yı, Türkiye uyarması lazım. Nota vermesi lazım. Çok çirkin bir eylem yaptıkları. Savaş ilanı gibi bir şey. PKK’yı desteklemek ne demek? Yeri göğü birbirine katması lazım Türkiye’nin.

Bak, IŞİD ile Erdoğan’ın ittifak halinde olduğunu söylüyorlardı. IŞİD, Erdoğan için ölüm fetvası yayımlamış. Resmi fetva. Onlar açısından resmi olan bir fetva. Kendi sitelerinde yayınlamışlar. Daha hala “IŞİD’i destekliyor” derseler, bu ayıp olur.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: PKK’nın Suriye kolu PYD, ‘Mezopotamya Sosyal Bilimler Akademisi’ adı altında üniversite kurdu. Üniversitenin eğitimcileri arasında Türkiye’den çok sayıda isim var. PKK üniversitesinin destekçisi, Mezopotamya vakfı üyeleri arasında, akil insanlar heyetinden birçok üye ve on HDP milletvekili ile beraber, CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Şivan Şerver, Murat Belge, Osman Kavala, Nazan Üstündağ, Cengiz Çandar ve Yılmaz Ensaroğlu gibi birçok isim bulunuyor.

ADNAN OKTAR: Bu nedir? Nerede oluyor bu?

KARTAL GÖKTAN: Suriye’de.

ADNAN OKTAR: Bunu bir araştırmak lazım. Amaçları ne bunların?

KARTAL GÖKTAN: Üniversite eğitimi vermeyi planlıyorlar.

ADNAN OKTAR: Savaş ortamında üniversite olur mu? O üniversiteye kim gider, yani? Ne eğitimi verecekler ayrıca? Onu bir araştıralım.

Yani böyle bilgisi olmayan, az bilgisi olan insanlara dayalı siyaset anlayışı, bir gün Marksist, Leninist düşüncenin yetiştirdiği üniversitelilerle, liselilerle karşılaşır. Sayı olarak onlar bu sefer daha çok olurlar. Bilgisiz bir kısım halka güvenenler, yani onların kitlevi oylarına güvenenler bir anda ortada kalırlar. Vakit varken bilgisiz insanları yetiştirip üniversitedeki insanlarla rahatça tartışabilecek, onları fikren yenebilecek hale gelmek lazım. “Nasıl olsa elimizde böyle hazır kitle var oylarını kullanalım, tepe tepe kullanalım böyle bir süre daha idare ederiz” olmaz. Bir süre sonra çünkü süratle yeni nesil geliyor, aydınlanıyorlar, bilgileniyorlar. Sen onları ideolojik yönden yetiştirmediğinde de Marksistlerin, Leninistlerin, Stalinistlerin eline geçiyor gençlik. Çok çok çoğalırlar. Bu sefer baş edemezsin, ortada kalırsın. Bilgisi az halk kitlelerine güvenen siyaset anlayışı, Adnan Menderes devrinde vardı. Demirel zamanında da vardı, Özal zamanında da vardı. Ama şu zamanda büyük bir tehlike olur bu. Çok büyük hata olur. Yani “nasıl olsa adamlar oy torbası gibi, bol miktarda oy veriyorlar, konuları da anlamazlar, bunlar Marksizm’i, Leninizm’i de bilmez. Darwinizmi de bilmez. Hiç kurcalamayalım, böyle gidiyor” diyemeyiz. Bir süre sonra bu insanlar bu bilgilerle karşılaşırlar. Ve ani karşılaşmada da ani toparlanma çok zor olur. Böyle bol bol zaman varken, imkân varken sözümü dinlesinler, bu belayı ilimle irfanla, akılla, bilgiyle, sevgiyle yok edelim.

Bir koruyucu kardeşimiz yazıyor; “Canım Hocam, iki gündür köylerimize gelen giden bütün araçları PKK durdurup, halka kimlik kontrolü yaptırıyor. PKK’lıları her gelen jandarmaya haber veriyoruz. Ama yani netice alınmıyor” diyor.

Şu an üniversitelerin hemen hemen tamamında sol hâkim. Adamlar seyrediyorlar. Halbuki ideolojik olarak rahatça yenmek mümkün, düzeltmek mümkün, doğrusunu anlatmak mümkün. Ama daha hala esnaf kafalaması, “şunu yaparsanız size para veririz, şunu yaparsanız size makam veririz, mevki veririz.” Böyle bir yere gidemezsin. Bundan bir netice alamazsın. Elinde imkân varken boş yere gücünü kaybedip, yenileceksin. Gurur yapmayın da söz dinleyin. Bunları fikren yenelim. Bunu açıkça bütün dünyaya da göstertelim. Böyle bir imkân bizde geniş çaplı var. Adamların pestil gibi ezildiğini görecekler. Ama buna imkân tanımaları lazım. Susma ile olmaz.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Diyarbakır’da PKK’lılar, durdurmak istedikleri bir aracın kaçması üzerine ateş açtılar. Saldırıda araçtaki Abdullah Birol yaşamını yitirdi.

ADNAN OKTAR: Adamlarda kanun, hukuk yok tabii. Allah korkusu yok. Marksist, Leninist düşünceye saplanmışlar. Marksist ideoloji, Leninist ideoloji bunu gerektiriyor diye yapıyor adamlar. Son derece rahatlar. Lenin de diyor; “bunda rahatsız olacağınız bir şey yok, bu bir bilimdir” diyor. Yani “adam öldürmek, terör ve şiddet Leninizm’in bir gereğidir. Gönlünüz çok rahat olsun, bunu yapın” diyor. Adamlar diyor ki; “biz Marksizm’İ, Leninizm’i benimsiyoruz. Dünyanın en modern ideolojisi” diyorlar. Öcalan diyor ki; “ben bu çağın Lenin’iyim” diyor. Karşıtlar da “Leninizm mi kaldı?” diyorlar. “Öyle bir iddiası yok” diyorlar. Adam söylüyor. Bağıra bağıra anlatıyor. Kitapları var adamın yüzlerce izah anlatıyor, hepsi birden koro halinde, “Biz Marksist, Leninist’iz” diyor. “Yok, öyle bir şey yok. Öyle bir şey demiyor” diyorlar. Kendini kandırmanın âlemi ne? Adam diyor, sen ona cevap vereceksin sadece. Eleştirip etkisiz hale getireceksin onun fikirlerini.

Bir Kuran parşömeni bulmuşlar. Karbon testinde “Kuran’ın, Peygamberimiz (s.a.v.)’den önce yazılmış olma ihtimalini gündeme getirdiğini” yazmışlar. Kuran’la baş edemeyince ne yapacaklarını şaşırmışlar. O ilaçlardan bir daha koklasınlar biraz da tadına baksınlar, Peygamber (s.a.v.) zamanında yazıldığını görecekler. Boşa çırpınıyorlar. Daha öncede o dönemde de aynısını söylüyorlardı, “birisi ona öğretiyor” diyorlardı Peygamberimiz (s.a.v)’e. (Bunu kendisine ancak bir beşer öğretmektedir”) (Nahl Suresi, 103) diyorlardı Peygamberimiz (s.a.v.)’e. Bu ne yetenekli adammış böyle. Yazabiliyorsa bir daha yazsaydı öyle bir şey varsa. O zaman Cenab-ı Allah ayette söylüyor; “Eğer kulumuza indirdiğimiz (Kur'an)'den şüphedeyseniz, bu durumda, siz de bunun benzeri bir sûre getirin” (Bakara Suresi, 23) dedi Allah. “Şu halde, eğer doğru sözlüler iseler, benzeri bir söz getirsinler.” (Tur Suresi, 34) dedi. Hepsi uğraştı, hiç kimse yapamadı. Dolayısıyla boş atışlarla bir yere varamazlar. Vahiy herkesin gözü önünde oluyordu. Peygamberimiz (s.a.v.)’in üstüne vahiy iniyordu. Bembeyaz oluyordu, boncuk boncuk terler döküyordu. Baygınlık geçiriyordu. Sonra uzun uzun o sureleri okuyordu. Herkesin önündeydi hayatı Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Kuran’da her söylenen çıkıyor. Hepsi bilimle tam mutabık. “Daha önce yazılmış.” Daha önce Levh-i Mahfuz’da yazılmıştı. Doğru. Levh-i Mahfuz’dan geliyordu.

OKTAR BABUNA: Rum Suresi’nde de gelecekteki bir olay anlatılıyor. Bizanslılarla Persler arasındaki savaş, tam denilen tarihte gerçekleşiyor. Allah kimin galip geleceğini söylüyor, o galip geliyor. “Yakın bir yerde” (Rum Suresi, 3) diyor. Dünyanın en alçak yerinde oluyor o savaş, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bak mesela, bu hadis, PKK’lılar bunu şu an çok heyecanlı bir şekilde paylaşıyorlar. “Allah, kendilerinden bahsederken” bak, “kendilerinden bahsederken isimlerini gizleyen adamlar gönderir.” Bütün IŞİD’ciler isimlerini gizliyorlar. Künye kullanıyorlar ve yüzlerini de gizliyorlar. Büyük bir bölümü yani yüzde doksanı öyle. “Onlara galibiyet verilmiştir.” Bin iki yüz yıl önce yazılmış bir eser bu. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir hadisi. Bak, “onlara galibiyet verilmiştir. Onların saçları ve bıyıkları da sakalları gibi uzundur.” Bunların saçı, sakalı, bıyığı uzun mu? Uzun. “Siyah kıyafet giyerler” doğru mu? Siyah. “Ve bayrakları da siyahtır.” Bu da doğru. “Kendilerine karşı gelenleri heyecan içinde öldürürler.” Heyecan içinde insanları öldürüyor mu bunlar? Öldürüyorlar. Kendilerine karşı gelenleri heyecan içinde öldürüyorlar. Aynı hadise uygun olarak. “Onlar” bak, “onlar fitneci” PKK’yı tarif ediyor bak, “fitneci” demek, devlete karşı ayaklanana fitneci denir. “Fitneci, kaba” adamlar hakikaten sığır gibi kaba PKK’lılar. “Ve göçebe” bunlar göçebe hayat yaşıyorlar mağaradan, oradan oraya sürekli hareketliler. Yani sabit evde filan oturmuyorlar. Göçebe hayatı. Bak, “onlar fitneci, kaba, göçebeleri öldürmek üzere gönderilmişlerdir.” Allah tarafından. Öldürüyorlar mı PKK’lıları? Öldürüyorlar. “Fırat boylarındaki mekânlarında o fitnecileri öldürürler” diyor. “O kişileri öldürürler.” Yani “o fitneci kaba olan, o göçerleri öldürürler” diyor. Nerede? “Fırat boylarındaki mekânlarında.” Kendi mekânlarında öldürürler onları “diyor. Bihar’ul Envar 51 ve 53. ciltler, sayfa 128. Bin iki yüz yıl önce yazılmış bir eser. Biz IŞİD’i de desteklemiyoruz, terörü de, şiddeti de desteklemiyoruz. Ama Peygamber (s.a.v.)’in anlattığı bu. Demek ki, Allah tarafından bela olarak gönderilmişler PKK’ya. Ahir zamanda bu Fırat bölgesindeki deccal hareketini Peygamberimiz (s.a.v.) çok detaylı anlatmış. Yer vererek anlatıyor zaten. “Deccal evlerinize girmiş, çocuklarınızı esir almıştır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Ben bunu gördüm” diyor. Yani bak, 1400 yıl önce “gördüm” diyor. “Deccal evlerinize girdi” diyor, “şu an görüyorum” diyor. “Ve çocuklarınızı esir aldı” diyor. Ahir zamanın insanlarına sesleniyor. Müslüman Kürt kardeşlerimizin evlerine giriyor PKK, çocuklarını esir alıp dağa götürüyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafları vardı Adnan Bey, çocuk PKK’lıların.

ADNAN OKTAR: İşte bak, hadisin tam tahakkuku. Çocukları esir alıp dağa götürüyorlar. Gencecik kızlar. Bak, el kadar çocuklar. Yani on dört, on üç yaşında, on iki yaşında çocuklar. Bir kısım insanlar da, PKK’ya yağcılık yapıyorlar, liderlerine de yağcılık yapıyorlar, Öcalan’a da yağcılık yapıyorlar. “Bir kısım insanlar deccalle sohbet edecekler ve diyecekler ki; “biz onun kâfir olduğunu biliyoruz. Yemeğinden yemek, ağacından faydalanmak için onunla arkadaşlık yapıyoruz.” Yani çıkar sağlamak için, bir yer edinebilmek için, gazetelerde orada burada filan küçük çıkarlar elde etmek için. Bir de arama yapan adamları nasıl yakalamazlar? Helikopterle gidersin, hepsini yakalarsın. Zaten oradalar. Kıraç arazi, açık yani. Hepsini tutuklarsın. Helikopterle insinler, gereğini yapsınlar. “Deccaliyet hareketiyle, AKP hareketi Dolmabahçe’de mutabakat mı yaptı?” HDP farkına varmadan deccaliyetin pençesine düşmüş bir yapı. Yani deccaliyet, yani PKK hareketi, pençesiyle onu adeta kavramış durumda, onlar istemese de. Bunu herkes biliyor.

Alone man1. Mit Bedir Axan. X harfini niye kullanıyor? Bedir Axan. Acayip bir şey oluyor. Okunacak gibi de olmuyor. Sırf süs olsun böyle hani “biz ayrı bir yapıyız” havası mı vermeye çalışıyor. Biraz İngiliz takılıyorlar. Mir, açıkça söyle Mir, Bedir, Bedirse yaz ismini, “Mir Bedir” dersin. Q’lar x’ler falan, bırakın bunları. PKK tabii ki bir deccal hareketidir. Bunda şaşacak ne var? Deccal ne yapar? Allah’a karşı savaş verir. PKK ne yapıyor? Allah’a karşı savaş veriyor. Deccalin ana vasfı bu değil mi? Allah’a isyanı körükler, teşvik eder, kendisinin ilah olduğunu ilah eder. Adamlar, ilah olduklarını iddia ediyorlar. Mesela Rusya’da böyle bir PKK hareketi olacak, bir yerde yol kesecekler, Moskova’ya girişinde yol kesecekler, adamlar buhar olur, asla müsaade etmezler.

Bak, diyor ki o kardeşimiz, Güneydoğu’dan, Siirt’ten yazıyor, orada görevli. “Bu teröristlerin arama yaptığı yerde, aslında çok açık bir arazi, devlet istese on dakikada on kişiyi de hepsini yakalarlar” diyor. “Kaçıp göçecekleri bir yer yok” diyor. “Zaten beş kişilik bir grup, bütün bölgeyi tedirgin ediyor, devletin gözü önünde” diyor. “Beş kişiler” diyor. “Bütün köylere haraç kesiyorlar” diyor, “yol kesiyorlar” diyor, “kimse bir şey yapamıyor” diyor.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey fotoğraflar vardı. Yol kesip, araçlardan indirip uzun süre propaganda konuşması yapıyorlardı. Kimse gelmiyor o sırada da.

ADNAN OKTAR: Mesela bak, burada “ne yapıyorsunuz lan?” diye gitsen, hemen yakalanırlar. Ben şimdi dikkatlice izliyorum. Yani bunun sonucunda “bak, gördünüz, bütün gücümüzü imkânlarımızı kullandık. Ama adamlar bizi ezim ezim ezdiler, yapacağımız bir şey yok. Sürekli şehit cenazeleri geliyor, en iyisi biz bunlarla anlaşalım” demeye kalkarlarsa, o zaman kanunla, hukukla devreye gireriz. Yani bunu yapanlar bilmiyorum Dubai’ye mi kaçar, başka bir yerlere mi kaçar, yanlarına bırakmayız. Sakın böyle bir oyun oynamaya kimse kalkmasın. Tayyip Hoca diyor; “Ben söylüyorum, adamlar yapmıyorlar” diyor. Yapmıyorlarsa, adamları görevden al. Başbakan alsın. Mesela orada da çok kalabalık topluluk var. Fotoğrafta gördünüz, izliyorlar. Orada bir kişi anlatan. Oradan birisi kalkıp, kulağında tutup “gel ulan buraya it herif” derse, konu biter. Tak koluna kelepçeyi teslim et. Ama onlar da korkudan kıpırdayamıyorlar. Şimdi adama bir şey olsa hakikaten, onu yapanı da alıp hapse atabilirler. “Senin ne üstüne vazife?” diyebilirler. Yani bu olmuyor böyle.

Bak, bir Kürt kardeşimiz diyor ki; “biz Kürtler hem devletin yanlış politikalarının, hem de PKK’nın zulmünden, vandallığından bıktık. Devlet adam gibi halkı korumadıkça, bu işler zor düzelir. Tıpkı mafya ve çetelerin esnaftan haraç alması gibi, mafya ve çetelerle devlet mücadele etmezse veya edemezse insanlar boyun eğer ve ne derse yapar. PKK ve Kürt ilişkisi de budur. Bir Kürt olarak derken insanın memleketini, ülkesini ve dünyayı seven bir Kürt’üm” diyor. Aslansın sen. Doğru söylüyorsun tabii.

Kürt kardeşlerimizi bıraksalar huzur içinde yaşarlar. Komünist, Stalinist sistemi adam niye istesin? Yani böyle bir bela niye istesin? Kan kokan bir sistem. Her yeri kan. Hürriyet olmaz, rahatlık olmaz. Şu an istediği gibi istediği yere gidiyor. Stalinist bir devlet ne demek? Ne kadar korkunç. Her gün sıkıyönetim olacak yani. PKK sıkıyönetimi.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, içişleri bakanlığından bir açıklama yapılmıştı. Okuyayım mı?

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: “Buna göre Terör Örgütü PKK, uyuşturucudan yıllık bir buçuk ile üç milyar dolar arası gelir elde ediyor. PKK’nın bir yandan büyük gelir elde ettiği uyuşturucu satarak gençleri zehirlerken, bir yandan da bu gençleri eylemlerde kullandığı ortaya çıktı. Bağımlı gençlerin bir kısmını uyuşturucuyla eyleme hazır hale getirirken, bir kısmını da uyuşturucu vermemekle tehdit edip zorla eyleme götürüyor. Terör örgütü bu kişileri eylemin ardından uyuşturucu ile ödüllendiriyor yöntem olarak.

ADNAN OKTAR: Bu çok bayat bir yöntem, kötü bir yöntem. Böyle PKK ile mücadele olmaz. Bunlar ta 1960’ların kafası. “Bunlar uyuşturucu kullanır, kadın, kız satarlar. Fuhuş yaparlar” filan bunlar hikâye. Adam oraya fuhuş yapmaya, uyuşturucu kullanmaya çıkmıyor. Adam hayatını ortaya koyuyor. Ortada bir Marksist, Leninist ideoloji var. Sen onu yenemeyeceksin, adama bu sefer “yok sen ahlaksızsın, şusun, busun,” işte “uyuşturucu kullanıyorsun” filan. Hayır, örgüte para sağlamak için uyuşturucu satıyorlardır, bu doğru. Zaten bunlar adam öldürüyorlar, gasp yapıyor adam. Uyuşturucu ne ki? Ama “benim büyük ideolojim için ben bunu yapıyorum” diyor adam. Sen onun büyük gördüğü ideolojiyi yok edersen, adam bundan vazgeçer. Yoksa böyle laflarla hiçbir yere varılmaz. Bunlar demagoji olarak değerlendirilecek laflar. Ve kimse de inanmaz. Adam silahla çıkmış dağa, canını ortaya koyuyor, sen oturmuşsun, “adam şöyle yapıyor.” Tamam, tabii ki bir büyük uyuşturucu şebekesini yönetiyorlar. Gelen paraları da PKK için kullanıyorlar ama bunu silaha, mermiye kullanıyor ve yiyecek alıyorlar, üst, baş alıyorlar adamlara. Saldırıda kullanmak üzere doçkalar, şunlar, bunlar falan alıyorlar. Silaha yatırıyorlar o uyuşturucudan gelen parayı. Bunu adamlar son derece makul görür oradaki insanlar. Çünkü gaspla da yapıyor haraç olarak da yapıyor, her şekilde alıyor. Ama sen bunu demekle bir yer varamazsın. Adamları daha da korkutursun. Yani bu bir yol değil ki, “adam uyuşturucu satarak para kazanıyor.” Etkilenmez millet ondan. Sen onun fikri alt yapısını, ideolojisini yok edersen etkili olur. Sen o ideolojiyle çatışmaktan kaçınıyorsun. Ağzına dahi almıyorsun. Hiç duydunuz mu; “PKK ile fikri mücadele şart. Bilimle mücadele edelim. Bilimsel açıklamalar yapalım. Bu insanlar yanlış yönlendiriliyor. Doğrusunu anlatalım” dedikleri duydunuz mu? Asla demiyorlar. Çünkü yenemeyeceği kanaatinde. Yeneceğini sana Allah Kuran’da söylüyor; “Hizbul galibun” diyor, “Allah hizbi galip olandır” diyor. Hakla, hakikatle çıkarsan, ikna edersin. Sen “yenemeyeceğim” dersen, zaten o ideoloji dünyanın en güçlü ideolojisi haline gelir. Sen devlet olarak “ben bunu yenemem” dersen, çünkü cevap vermemenin anlamı bu. Adam bunu anlar. Sen hiçbir şekil bak, “silahla mücadele yapalım” diyorsun. “Psikolojik mücadele de yapmak lazım” diyordu bir ara bir paşa ama asla söyleyemiyor “fikri mücadele yapılması gerekir” demiyor, asla diyemiyor. Psikolojik mücadele nedir? Ne demek? Adamı mı gıdıklayacaksın? Ne yapacaksın psikolojik mücadele yapacaksın? Fikri mücadele vardır.

Mesela bu Yunus Koca’ya beş saldırı yapılmış. Bu beşinci saldırıymış. Bu çocuğun sahipsiz bırakılması ne kadar acı. Üstelik de AK Parti’de önemli bir görev yüklenmiş, Gençlik Kolu Başkanlığı yapmış. Böyle bir delikanlı partiye de hizmet etmiş bir insana bir vefa borcu olarak bu gerekmez mi? İki polis tak peşine, sivil polis tak korusunlar çocuğu. Artık söylüyor devletine. O bir ülkücü aslanımız vardı, o da demiş, bak, “beni vuracak bu adamlar, tehdit ediyorlar. Koruma verin, bir şey yapın.” Çocuk ne yapsın? Silahla, pusatla okula gidecek hali yok. Öğrenci çocuk. Ne desin?

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde yapılan operasyonda terör örgütü PKK, KCK üyesi altı kişi yakalandı. Şahısların evlerinde yapılan aramalarda üç kalaşnikof, üç tabanca, iki el bombası gibi çok sayıda mühimmat ve patlayıcı ele geçirildi. Ele geçirilen mühimmatlar arasında makine ve kimya endüstrisi kurumu yapımı olanların da bulunması dikkat çekti.

ADNAN OKTAR: Askerden filan gasp etmişleridir, polisten gasp etmişlerdir. Şehit ediyorlar askerleri, onların elinden almış olabilirler. Türkiye’de sağın acı bir gerçeği vardır ki, aydın insanların oyuna pek talip olmaz, bir kısmı diyelim, bilgi dağarcığı daha dar olan, daha az okuyan, daha az araştıran kitlelere yönelmek isterler ve hep böyle de idare etmişlerdir ama yolun sonuna geldiklerini söyleyeyim. Hep böyle kalmaz Türkiye. Adım başı üniversite, her yer üniversitelilerle dolu. Marksizm’le hesaplaş Darwinizmle hesaplaş. Ya bunlara mağlup olursun, ya yenersin. Ama bak yeneceksin. Ayet sana müjde veriyor, Kuran sana müjde veriyor, Allah sana müjde veriyor ve bunu yenecek ekip de var. Yenmiş, zaten yenmiş göstermiş yendiğini, darmadağın ediyor.

Mesela HDP, bilgisiz yahut bilgisi az olan kitleleri hedeflemiyor. Türkiye Komünist Partisi de öyledir. Bilgisi az olan bir kitleyi hedeflemez. Oradan ona oy çıkmaz. Araştıran, okuyan kitleleri hedefler. Sağ da okuyan, araştıran kitleleri esas hedef olarak alması lazım. Bunu yapması içinde Marksist, Leninist, Darwinist ideolojiyle, son kere ve esaslı bir şekilde hesaplaşması lazım, bilimsel yönden. Yenip, dümdüz edip yoluna devam etmesi lazım. Yoksa karşısında dağlar gibi Darwinizm, materyalizm dururken sıçramalarla, zıplamalarla netice alamaz. Yani kenarından koşarak, üstünden geçerek netice alamaz. Dağ, dağlığını devam ettirir.

Şırnak’ın Silopi ilçesinde teröristlerce, Ağustos ayında şehit edilen yirmi iki yaşındaki polis memuru Şahin Polat Aydın’ın amcası emekli Jandarma Albay Cemil Aydın, bugün şehit evinden bana selam göndermiş ve hürmetlerini iletmiş. Aleykum Selam diyorum, ben de hürmetlerimi iletiyorum ellerinden öpüyorum. Şehidimize de selam ediyorum.

BÜLENT SEZGİN: Şehidimizin fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Aslan aslan, koç yiğit. Canım benim.

BÜLENT SEZGİN: Bir fotoğraf daha vardı, özel harekat polisi babasıyla beraberken.

ADNAN OKTAR: Aslan onlar aslan, can. Baba oğul maşaAllah. MaşaAllah iki aslan yan yana. İki Koçyiğit yan yana. “Akşam yemeğini, Resulullah (s.a.v.)’in yanında yiyeceğim” diyor. Güzel. Allah şahadetini mübarek etsin. Allah bizlere de nasip etsin. Bütün müminlerin hayalindeki nimettir şahadet.

Yunus Koca’nın, Diyarbakır’da şehit edildi ya AK Partili kardeşimiz, babası açıklama yapmış “ölürsek de böyle ölelim” demiş “böyle yiğitçe. Hak yolunda ölelim, bizim vicdanımız rahat. Allah biliyor” demiş” maşaAllah.

Mr Ra; “Birkaç kelime de Yahudiler hakkında söz etseniz” diyorum. Ama Yahudilerle ilgili ne istiyorsun, onu söylemen lazım. Chtylmez. Kuran’da Yahudilik kavramı mı? Tarihini mi merak ediyorsun? Neyi kastediyorsun onu sorman lazım.

Diyarbakır’da bu gün şehit edilen AK Partili Yunus Koca’nın eczanesine “ben JİTEM’denim” diyen birisi gelmiş. Bak, PKK cinayetten önce nasıl yerini yapıyorsun görüyor musun? Adam “ben JİTEM’denim” deyince, “o zaman bu kardeşimizi vuran JİTEM” diyeceksin. “Ben JİTEM’denim.” JİTEM’den olan adam “ben JİTEM’denim” der mi? Ve arkasından da cinayet işler mi? Olacak iş mi bu? Tam PKK aptallığı, ahmaklığı. JİTEM’den birisi gelmiş, Yunus Koca’da şüphelenmiş, araştırılmasını istemiş. Güvenlik kamerasını ve birçok şeyi vermişler, deliller vermiş polise, kişinin tespitini istemiş, bugün de şehit edildi. Bak, bugün oluyor hepsi. Müthiş bir lakaytlık ve vurdumduymazlık, inanılmaz derecede yaygın. Hükümet buna bir çözüm bulması, acil çözüm bulması gerekiyor. Vatandaş bağırıyor “ya beni vuracaklar” diyor. “Ey millet beni duyun” diyor, birçok insanın umurunda dahi değil. Yol kesiyorlar, umurunda değil. Askere polise ateş ediyor adam, elini kolunu sallayarak çekip gidiyor. Yani çok garip olaylar oluyor. Bunu bir kökten çözsün hükümet. Bitirsin bu konuyu artık. On iki gün önce olmuş bu olay. Bak, on iki günden beri tedbir alınmamış. Hâlbuki öyle gelen adam olduğunda adamı hemen oradan yakalamaları lazımdı. “Madem JİTEM’densin, gel bakalım buraya.” Yolda da vurmaya kalkanlar kimse o vuranlar, silahını çektiği anda oraya hemen çökertilmeleri gerekirdi, hemen. Bir polis izlemesi gerekirdi, adam silahını çıkardığında, adamı oraya bırakmaları gerekirdi. Ve oradan da alıp götüreceklerdi hapse. Nasıl siyasiler kıymetliyse, nasıl siyasiler özenle korunuyorsa vatandaş da kıymetli, onlar da özenle korunması lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, bugün Diyarbakır’da PKK’nın yol çevirmesi sonucu kaçan ve durmayı reddeden şehit kardeşimiz Doktor Abdullah Biroğul’un fotoğrafı vardı. Twitter’daki paylaşımı da şu şekilde. “Ey kabir yan yanayız. Şimdi hayattayım ama aramızdaki mesafe ömrümün geri kalanı kadar” yazıyor.

ADNAN OKTAR: Yani “çok yakın ölüm” diyor. Aslanımız. Allah şahadetini mübarek etsin. Kanını bu adamlardan hesabını sorarak geri alacağız. Kanı yerde kalmayacak yani.

Peygamberimiz (s.a.v.), ahir zaman deccallarını, ahir zamanın azgınlarını, Fırat bölgesindeki deccal hareketini en ince detaylarına kadar vermiş. Ve başlarında bulunacak kişileri, eylemlerini, şekillerini, şemaillerini hepsini anlatmış. Anlaşılmayacak gibi değil bak, “başlarında” diyor “Abdullah diye birisi olacak” diyor, ismini vermiş. Bin iki yüz yıllık bir eserde geçiyor bu.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Almanya Başbakanı Merkel, PKK’yla barış süresinin devam etmesini istediklerini söylerken masaya dönme çağrısı yaptı. Merkel, “mülteci konusunda Türkiye’nin yükünün ağır olduğunu” vurgulayarak “bu yükün hafifletilmesi gerektiğini” söyledi. Ayrıca yine “barış sürecinin devam etmesini istediklerini” de vurguladı.

ADNAN OKTAR: O lafta kalır. Barış süreci diye de bir şey yok. Zaten adamların Güneydoğu’da komünist devlet kurma hayalleri var, “bunu sen yapıyor musun yapmıyor musun?” diyor adam bunu soruyor.

Şehitlerimizin yüzünü yaklaştırmamızın sebebi, yüzlerindeki nuru görmek istememiz, nurlarından istifade etmek.

Özetle böyle fırsatçı politikalar, kolay politikalar artık gitmez. İlimle, bilimle, akıl kullanarak, sevgiyle, sağlam zeminli politikalar gerekiyor. Siyasetin böyle bir yönde ilerlemesi gerekiyor. O kullanılan zemin, kısa sürede erir. İnternetin olduğu, ilimin bu kadar geliştiği bir çağda, fırsatçı siyasetler mağlup olur.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü