Harun Yahya

Sohbetler (1 Eylül 2015; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Herkes hoş geldi, biz de hoş bulduk.

Evet, var mı haber?

KARTAL GÖKTAN: IŞİD’in etkin olduğu bölgeden ateş açılması sonucu 1 asker şehit oldu, 1 asker ise kayıp.

ADNAN OKTAR: PKK yapmıştır. Yani IŞİD’e yapılacak operasyonu meşru hale getirmek için yapıyor. IŞİD eğer eylem yapmak istese, Allah vermesin bomba yüklü kamyonlarla falan dalar her yere. O şekilde bir eylem yapmaz. Sınır kapılardan oradan buradan girer, ortalığı birbirine katar. Bunda bir yanlışlık var, oyun var. IŞİD’e yapılacak eylemi meşru gösterme eylemi bu. Birileri ayarlamış bu işi.

ADNAN OKTAR: Nejat Alp dünya çapında çok değerli bir sanatçı. Kimsenin haberi bile yok birçok kişi tanımıyor, bu çok ürkütücü, değeri bilinmesi lazım. Özellikle yaşlanınca da unutup gidiyorlar. Vefa vardır vefa, sadakat vardır, olmaz.

Anlat bir şeyler dinleyelim.

BÜLENT SEZGİN: Iğdır’da PKK’lı teröristler polise ihbar tuzağı kurdu. “Orada şüpheli 2 kişi var” diye haber yollayarak çağırdıkları polis memurlarını tarayarak şehit ettiler. Teröristlerin şehir merkezinde pastanede poğaça yediği ve bu sırada olayın yaşandığı öğrenildi.

ADNAN OKTAR: Adamların rahatlığına bak. Şehitlerimize Allah rahmet etsin. Annesine babasına Cenab-ı Allah, sabrı cemil nasip etsin. Yalnız tabii bu işin altında bir oyun var, beceriksizlik oyunu var. Eğer sonunda, ‘bakın görün işte PKK’yla baş demiyoruz, varsa sizin başka çözüm yolunuz söyleyin, işte Öcalan’ı da bırakın başkanlık sistemi olsun, federasyon da olsun bu işten kurtulalım’ falan derlerse, bu olmaz. Böyle bir şey olmaz. Bir de bu adamların yanına bırakma olayı nasıl oluyor? “Kanunu biraz elastiki hale getirsinler” dedim, daha hala bu dediğimiz yapacaklar. Bir kere 2 milyon yedeği askere alalım, en az. Sonra arkasından 2 milyon yedek daha alabilir, 4 milyon asker alalım. Bir de bu adamlar, olay anında yakalansın. Yani bu mümkün, bir şekilde bunu yapmıyorlar benim anladığım, bu şaşırtıcı. Yani ya kanunlarda bir elastikiyet gerekiyor yahut talimatta bir eksiklik olabilir yahut alınan tedbirlerde bir eksiklik olabilir. Mesela eşkali bozuk, tipi bozuk bir kere gözaltına alınmaları lazım. Kuşkulu adam, bir kere gözaltına alınır. PKK’lı kılıklı bir görüntü varsa adamda, eylem yapacak bir görüntü varsa, şüphe üstüne gözaltına almaları lazım. Benim gördüğüm çekiniyorlar, öyle olmaz. Direkt derdest yakalayacaklar. Bağırıyordur o zaten çok açık belli oluyordur. Oradaki adamlar da anlamıştır onun eyleme geldiğini, pastanedeki adamlar da biliyordur. Eğer bunun altından bir oyun çıkarsa, bunu kimsenin yanına bırakmayacağımızı herhalde tahmin ediyorlardır. Kanunla hukukla yakalarına yapışırız. Yani nesiller boyu devam eder. Sakın öyle bir çılgınlık istemiyoruz. Bir de, adam yaptı-kaçtı falan bu bitsin. Buna bizi alıştırmaya çalışıyorlar, böyle bir şeyi kabul etmeyiz. Ben anlayamıyorum, şurada oluyor adam elini kolunu sallayarak kaçıyor, yüzlerce kişinin gözü önünde oluyor nasıl oluyor böyle bir şey? Bir de vatandaştan da sivil polis ihdas edebilir, bekçi kadrosu içerisinde alabilirler, bekçi kadrosu içerisinde çok fazla sivil vatandaşı silahlandırabilir devlet. Mesela adam pastanede oluyordur, sokakta geziyordur falan, hemen yakalar. Bu kaçacak durumda olması, zaten eylemi yapamayacak durumda olması adamlar göğsünü gere gere eylem yapıyor. Silahını çıkarttığında daha, o anda hemen arkadaşların çökmesi gerekiyor bu adamların mı diyelim, zat diyelim en iyisi zevat yahut o kişiler.

Selçuk Özçelik; “Koza Grubu’na operasyon için ne diyeceksin?” ne operasyonu bu?

KARTAL GÖKTAN: Bugün Gülen camiasına yakınlığıyla bilinen BUGÜN TV ve Gazete sahibi olduğu bilinen Koza Holding’e sabah saatlerinde çok sayıda polis eşliğinde operasyon başlatıldı. Kendisine ulaşılamayan holding başkanı Akın İpek’in yurtdışına gittiği iddia edildi.

ADNAN OKTAR: Tabii, kanun ne diyorsa biz kanuna saygılıyız, hukuka saygılıyız. Ama kanunsuz bir şey olursa, tabii bu eninde sonunda ortaya çıkar. Mesela bizle de uğraşılmıştı kanun yakalarına yapıştı sonra. Ama kanuna uygunsa, ona kimse bir şey demez, hukuka uygunsa mesele yoktur. Bir gariplik varsa, bir acayiplik varsa tabii kanun bunu düzeltir. Ama haksız bir şey varsa bunu da yine kanun düzeltir. Yargıtayı var, anayasa mahkemesi var, insan hakları mahkemesi var, var oğlu var.

Her şey bir hayırla olur, hayırsız bir şey olmaz. Her şey hikmetle olur.

Koza Grubu. Bir şey olmaz, varsa bir acayiplik düzeltirler zaten. Tedirgin olacakları bir şey yok. Kanunsuz bir şey yapamaz kimse.

Bu polis ve asker şehit etmeleri, adamlar ellerini kollarını sallayarak gitmeleri falan ben bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Hükümet buna bir çözüm bulsun. Bu şahısların anında yakalanmaları gerekir, anında durdurulmaları gerekir. Bir gariplik var. Böyle tipler belli oluyor, ne yapacakları da anlaşılıyor. İlgili arkadaşlarla bir görüşebilsek keşke, bu nasıl oluyor, ben bunu anlayamadım. 5 metre ötedeki adam nasıl kaçar? Şimdi bunun bir açıklaması var mı? Adam 1,5, 2 metre yanında, etraf adam dolu, bir de adamlar çok sakin. Bak, orada bir şeyler yiyor, çay içiyor, vuruyor ve sakin sakin yürüyerek, olay yerinden eğlenerek gülerek ayrılıyor ve hiçbir sorun da çıkmıyor, adamlar da yakalanmıyor. Bu nasıl oluyor? O konuda yine ısrarlıyım; vatandaş polisi koruduğunda suç olmaması lazım, her ne yaparsa yapsın. Vatandaş askeri koruduğunda, her ne yaparsa yapsın suç olmaması lazım. “Nerden biliyordun” falan denmemesi gerekiyor. Adam silahı çıkarttığı an bitmiştir. “Nereden biliyordun vuracağını” olmaz o. Ortada silah varsa konu bitmiştir, açıklanacak bir şey yok. Adam, özellikle terör bölgesiyse, özel bölge için kanun çıkartsınlar, bu konu bu şekilde hallolsun. Şehir içinde falan da öyle mesela terörist oluyor arabaya yaklaşıyor elini kolunu sallayarak kalabalığın içinde falan, silahı çıkarıyor adamlar seyrediyorlar. O anda o arkadaşın orada kalması gerekir, yakalanması gerekir. Vatandaşlar, kanunda zor duruma düşmemeleri gerekiyor. Kanun bu konularda vatandaşa çok yardımcı olması lazım. Hatta vatandaş tebrik tahsil edilmesi lazım. Adamın mesela yakalanmasına sebep olduğunda hemen ödüllendirilmesi lazım ve kimliğinin de gizli tutulması lazım. Adamı adliyeye çağırıyorlar, bütün cümle alemin içinde, adam gizli şahit, açık şahit var mı? Herkes görüyor, bütün milletin önünde elini kolunu sallayarak, kafasına kesekağıdı geçirecek hali yok adamın, bütün cümle alem görüyor. Mahkeme kapısında bekliyor, hasımları falan herkes görüyor, olmaz. Adam yaptıysa bir iyilik, orada konu bitecek o kadar. Sadece bir polis tutanağı tutulsun, konu bitsin. Adama da “eline sağlık” dersin gider. Usul böyle olması lazım.

Mesela geçen günler bir korucuyu kasaba girişinde direğe bağlamışlar, ölü olarak, gözdağı vermek istiyorlar. Yani şehit etmişler. Böyle bir istihbarat ağı da kurmuşlar. İstihbarat ağı var da, sen oraya 300 bin askeri yığarsan şehrin içerisine, istihbarat ağı ne yapsın buna, değil mi? Sivil vatandaşlarla dolu olursa, vatandaşa da kendini koruma ve askeri koruma hakkı verirsen, konuyu uzatmaya gerek yok. Olay yeri incelemeye geliyor, güzel de vatandaşı biz oradan uzak tutalım. Vatandaş olay yeri incelemede falan şöyle oldu böyle oldu neyini anlatıyor? “Yaptıysan eline sağlık Allah razı olsun” dersin, bir de harçlık verir gönderirsin, bu kadar basit. Adam yeniden savcılığa gidiyor, ifade veriyor. Karakola giderken görüyorlar zaten, savcılığa gelirken de görüyorlar. Savcılık zaten kapı gibi ortada oluyor, bütün cümle alemin göreceği gibi. Elini kolunu sallayarak savcılıktan içeri giriyor, görüyor işte adamlar. Hedef göstermiş olursun, olmaz. Bir kolaylık yolunu açmaları gerekiyor, fevkaladeliği de görmek gerekiyor. Ama maazAllah neuzübillah “biz baş edemiyoruz, işte kusura bakmayın böyle oldu” falan diye duyarsak, bu bizi çok çok rahatsız eder, bunu kabul etmeyiz. Böyle bir şey teknik olarak mümkün değil çünkü, bilimsel teknik olarak mümkün değil.

Eskiden yuvarlak rakamlar veriyorlardı “900, 700 PKK’lı yok oldu” diyorlardı. Şimdi 943. “Böyle rakam olmaz” dedim ben yani. “600 tesisleri gitti, 700 tane de adam etkisiz hale getirildi” diyor, bir de bu laf çıktı. Etkisiz hale getirince, ben hep dondu duruyor zannediyorum. Etkisiz hale getirildi ne denmek? Varsa damın mezarını göster, cesedi de varda üstünü örtersin, bir kanaatimiz gelsin böyle bir şey olduğuna. Hayır zaten kimsenin öldürülmesini istemiyoruz biz, böyle bir yöntem olmaz. Bu bir yol değil böyle bir şey olmaz. Adamı sen Darwinist-materyalist yetiştiriyorsun sonra da çekip vuracaksın. Bu olacak iş değil. Önce Darwinist-materyalist yetiştirmeyeceksin. Diyalektik felsefeyle direkt devlet yetiştiriyor gençleri. Diyalektik felsefe resmi felsefe olmuş olmaz bu. Adeta okullarda bu okutuluyor. Ne demek bu resmi felsefe demek, olmaz. Biz ortaokulda okuyorduk, böyle elinde tahtlarla sopalar taş bağlanmış falan, “ilk dedeleriniz ceddiniz bu” derlerdi, orada bir şeyler kaynıyor, kadınlar çocuğa süt veriyor falan, vahşi varlıklar saç-sakal birbirinde, böyle anlatırlardı. “İlk atanız maymun” derlerdi böyle anlatırlardı, her yerde böyle anlatırlardı. Burada samimiyetsiz bir durum var.

Bir de ailelerden mesela babasına, oğlu PKK’lı ve açıkça söylüyorsa, aile içinde de söylediyse çocuk PKK’lı olduğunu bu yeterlidir. Babası oğlunu söylesin PKK’lı olduğunu, gözaltına alınır. Çünkü ortalık yatışıncaya kadar, vatanın selameti için bu gerekir. Oğlunun evde olmaması baba için tehlike zaten, kızı için de, annesi için de tehlike. Gözaltına alınması, tutuklanması en doğru olan olur. Hem çocuk da güvenliğe de kavuşmuş olur, babası olarak düşünüyorsa vurulmaz, asılmaz, kesilmez, PKK’yla bağlantısı kopmuş olur. Devlet de hapishanede bunları eğitsin. Adamları başıboş bırakıyorlar, adamlar pişpirik oynuyor, kağıt oynuyorlar. Hayır, adamlara baskı yapsınlar demiyorum da, sürekli bir televizyon yayını olabilir eğitici, sürekli akşama kadar açık. Hoparlörden güzel konuşmalar yapılabilir, oraya kitaplar, dergiler koyarsın okumaları için, olur. Mesela güzel seminerler yaparsın güzel bir yede, onların da hoşuna gider, cazip bulurlar. Cezaevinde koğuşta olacağına seminer yapılan yeri çok süslü güzel yaparsan, adam gideyim semineri dinleyeyim der, severek gelir. Oraya da profesörler getirisin, hocalar falan konuşma yaparlar, dinlerler. Böyle olur bu iş, eğer samimiyseler düzeltmek istiyorlarsa.

Ama Amerika kafayı takmış Türkiye’yi bölme konusunda. Amerika’yı bir türlü inandıramıyoruz müsaade etmeyeceğimize. Onlar da ısrarla biz bunu yapacağız diyorlar. Yok, öyle bir şey olmaz. O zaman Amerikalılar buraya falan gelemez, o tip şeylerde gelemez, kendi kendilerini yok etmiş olurlar. Komünist Kürdistan’a adam Amerikalıyı sokar mı? Kuzey Kore gibi olur, Allah esirgesin. Eğer Türkiye’yi bölmeye kalkarlarsa, oldu-bittiye getirirlerse, bunu yapan hiç kimse rahat yaşayacağını düşünmesin. Yani teşebbüs ettiğinde rahat yaşayamaz. Kanunla hukukla yanlarına bırakmayız. Her yerde herkesin ensesinin dibinde, Allah’ın gölgesi var. Allah onları gözetliyor, Allah onları sarmış çepeçevre. Kullar da her yerde, Allah’ın kulları da her yerde. En ummadık insanın ensesindeler. Nefes almadan onları hukuka, kanuna teslim edecek bir durumdalar. Onun için ben yaptım oldu diye bir şey olmaz, daha önce de söyledim, paraları alır kaçarım falan, öyle bir konu olmaz. Tayyip Hoca gereğini yapsın. Cumhurbaşkanı artık başkomutan. 900 kişi. 20 bin kişiyi tutuklayın. Etkisiz hale getirmek. Polis vurmak ne demek? Adamlar cayır cayır istediği gibi polis vuruyorlar. Bir acayiplik var. Ben Allah’a karşı büyük söylemeyeyim de, burada bir polis olacak da, benim yanımda vuracaklar, mümkünü yok bunun. Açıkça söylüyorum, böyle bir şey olmaz. İsterse denesinler, gelsinler meydan okusunlar, yapamazlar öyle bir şeyi. Böyle bir şey olmaz. Bir gariplik var. İnsanlar çekingenleşmiş anladığım kadarıyla, kendi dertlerine düşmüşler bir kısmı, böyle olmaz. Bu rahatsız edici.

Süratle IŞİD’i temizlemeye çalışıyorlar. Kardeşim, senin her gün askerini polisini vuruyor PKK. Şimdi de yeni bir atak daha yapmışlar, IŞİD asker vurdu diye. Asker vurmaz IŞİD, IŞİD’in stili böyle değil. Adam kamyonlarla girer 4-5 ton patlayıcıyla dalar içeriye Allah vermesin, darmadağın eder ortalığı. Uzaktan atışla falan asker vurma, öyle bir olay yok. IŞİD savaş açtı mı tam açar. IŞİD’in böyle bir niyeti yok. Bunu millete böyle bu şekilde empoze etmenin alemi yok, böyle bir şey yok, iş çıkartmasınlar. Biz çocuk değiliz, bizim zekamızla alay eder gibi hareketler istemiyoruz. Bu, PKK’nın yaptığı bir pislik, her zaman yaptığı ahlaksızlık. Bunların çok fazla uzaktan insanları vuran nişancı adamları, elemanları var, yıllarca eğitiyorlar onları, 3-4 yıl falan eğitiyorlar. Çok fazla da fotoğraflar var, silahları da Almanya’dan geliyor, Alman malı, en gelişmiş silahları veriyor Almanya, adam vurmak için, Türk askerini vurmak için silah veriyor Almanya. Buna da ses çıkartmıyorlar. Bu başlı başına bir savaş sebebidir, değil mi? Ültimatom verirsin Almanya’ya, “bunu yaparsanız biz de size savaş ilan ederiz” dersiniz. Sıkıysa yapsın. O Merkel denen hanım, sağlık düzeni bozulur kadının, değil mi? Türk askerini vurdurmak için silah vermek ne demek? Hep Alman malı silahlar adamların elinde. Almanya çıkıp açıklama yapacak, “biz silah vermiyoruz ve vermeyeceğiz” diyecek. Sürekli yardım yapıyorlar ve onlar destekler bir üslup kullanıyorlar, bu olmaz. Almanya’nın elinde kozlar varsa, bizim elimizde bin misli koz var. Eğer Almanya’yı karıştırmak konusu gündeme gelecekse, Allah belalarını verir, zannettikleri gibi olmaz. Orada Allah’ın çok güçlü kulları var, darmadağın olur Almanya. Allah belalarını verir. Akıllarını başlarına alsınlar. Yani böyle huzurlu yaşayamazlar, Allah bela verirse.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Siz, Amerika’yı da uyarmıştınız aynı yönde Adnan Bey, kısa süre sonra zenci ayaklanmaları başladı aynı anda.

ADNAN OKTAR: Evet. Yine öyle, Amerika için bu tehlike var. Yani bu operasyonlar, Türk askerinin yetersizliğini, güçsüzlüğünü vurgulama amaçlı bazı kişiler tarafından yapılmak isteniyorsa, özellikle beceriksizlik gösterisi şeklinde yapılıyorsa, buna kimse inanmaz. Çünkü bizim 48 saatte, 72 saatte 4 milyon asker toplama gücümüz var. Buna rağmen gücümüz yetmiyor, biz beceriksiziz falan derlerse, bu kişiler görevden gidecek, yerine başkaları gelecek. Tayyip Hoca bazen gücüm yetmiyor gibi üslup kullanıyor, bu Tayyip Hoca’ya yakışmaz. Herkes emrinde öyle bir şey yok, başkomutan. Ordunun elini tamamen çözsün, gereği olsun. Kandil’de Alman ajanları açık açık yürüyor fotoğraf çekiyorlar. Coniler de cin cin bakarak resim çektiriyorlar. Zaten onlarla onlar hep beraberler. Akşam birlikte yatıyorlar, bunlar sapık, Amerikalı cinsi sapıklar. O PKK’lı cinsi sapıklarla beraber aynı ortamda, aynı kayalıklarda falan sarmaş-dolaş birlikte yatıyorlar. Kadın kıyafeti giyiyorlar onlar da. Zaten görüyorsunuz adamları açık açık, makyaj yapıyorlar, kadın kıyafeti giyiyorlar, böyle değişik adamlar yani anormal bir tavır gösteriyorlar.

Apar topar IŞİD’le uğraşıyorlar. IŞİD’in seninle işi yok, PKK sana kabadayılık yapıyor. Askerini polisini vuran, PKK. Güneydoğu’da birçok ilimizi işgal etmiş durumda, işgal edilmiş durumda, düşman işgali tarzında, PKK işgal etmiş vaziyette. Ayrıca PKK Türkiye’nin Güneydoğu’sunda ayrı devlet kurdu, uçsuz bucaksız yüzlerce kilometre genişliğinde devlet kurdu. Sen bununla uğraş, IŞİD’le ne işin var? Amerika sıkıştırıyor falan. Defol git dersin Amerika’ya, bütün üslerini de kapatıyorum dersin, ne yapıyorsanız yapın dersin. Bütün Amerikan üslerini kapattık dersiniz, giriş çıkışlar da yasak, uçak da inmeyecek dersiniz. Bu kadar. Bizim sorunumuz PKK arkadaş dersin. Almanya’ya da ültimatom verirsin. İsrail’e böyle bir şey yapsalar, İsrail hallaç pamuğu gibi atar ortalığı. Böyle bir şey yapılacak da, İsrail susacak, böyle bir şey olmaz. Bir kere Hizbullah öyle bir şeyler yapmıştı İsrail’e, Hizbullah’ın bütün mahallelerini yerle bir etti, oturacak tek bir yer bırakmadı İsrail. Bu iyidir güzeldir demiyorum, ben her zaman şiddete karşıyım, bombalamaya da her zaman karşıyım, fikirle bu işler çok rahat hallolur. Ama bu olaylarda bir bit yeniği var gibi görünüyor, bir acayiplik var, bir şey dönüyor. Beceremedik diyen çekip gidecek, beceren gelecek, böyle olmaz. Teknik olarak Türkiye’nin zaten durumu müsait değil becerememeye. Öyle bir beceririz ki, bin kere beceririz. Becermek bizim işimiz zaten, inşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Bugün Şırnak’ta bir sevkiyat oldu Adnan Bey, 150 zırhlı araç ve 50 civarında otobüsün yer aldığı konvoyla özel harekat timi sevk edildi Şırnak’a.

ADNAN OKTAR: Özel harekat okulları nasıl kapatılır? Böyle bir olay nasıl olur, inanılır gibi değil, inanılır gibi değil. “Korucu sayısını azaltacağız” diyor CHP, “tamamen iptal edeceğiz koruculuğu” diyor. Allah aşkına basiretin mi bağlandı, ferasetin mi bağlandı, bu nasıl bir akıl? Üç yıldan beri dilimde tüy bitti, korucuların sayısı artsın diye, nihayet başbakan karar verdi 10 bin korucu daha alacağız diye.

Mesela Lübnan iç savaşında İsrail’e olay dokunmuştu o zamanlar, İsrail Beyrut’un ortasına kadar girdi tanklarla, kimseye de sormadı. Bütün dünya da seyretti. Suriye’de yamukluk yapıyorsa, ta Şam’a kadar girersin gerekirse. Ayar olun, düzelin çıkacağız dersin, bu kadar. Sıkıysa bir atak yapsın. Olmaz. Türkiye’nin dibince YPG falan olur mu? Oldu-bittiye getirilmesi lazım. Bir gece harekatıyla, YPG’nin işgal ettiği bütün bölgenin temizlenmesi lazım. Sonra da pardon kusura bakmayın dersin. Oldu bir kere dersin, boş bulunduk dersin. Yahut bana gece geç vakit telefonla bildirdiler dersin, haberim yok, ben gereken tedbiri aldım, kusura bakmayın dersin. Uzatacak bir şey yok, bir gecede bitirirsin.

Dün bir program var, kız çocukları çıkıyor, birbirlerinin elbiselerini falan eleştiriyorlar. Canlarım, birbirlerinin ne kadar canlarını yakıyorlar. Bir çocuk vardı kırmızılı güzelce bir kız baya güzel, çocuğun iflahını kestiler. Yok, “senin göğüslerin yok zaten, boyun kısa” çocuğun moralini altüst ettiler, çocuk neredeyse ağlayacak böyle. Yazık-günah değil mi, bu kadar eziyet etmeye ne gerek var? Hiç kimse de unutmaz, bütün arkadaşları falan konuşacak, çocuk günlerce gündem olacak. Bir genç kıza söylenecek söz mü şunlar? Güzelsin de bitir, ne oturup canını yakıyorsun? Ama çok nezaketiyle birkaç tavsiyede bulunabilirsin. Acayip üzüyorlar çocukları. Yazık, ben baktım hemen hemen hepsinin sinirleri bozulmuş vaziyette. Diyor ki, “yüzün sapsarı” diyor. O kadar kızdırırsan, yüzü de sararır. Çocuk, dedim ben herhalde tansiyonu 20’ye çıkmıştır dedim. Bu kadar eziyet etmeye ne gerek var? Yazık-günah değil mi çocuklara? Neşesini niye bozuyorsun, keyfini niye bozuyorsun bu kadar? Bir de öyle laf söylenir mi genç kıza? “Olmayan göğüslerini iyice örtmüş” diyor. Bu söylenecek laf mı şu? Bütün milyonlarca insanın içinde bunu söylüyorsun, çocuğu rencide ediyorsun. O da can havliyle yazık köfte, bir ona laf yetiştiriyor, bir ona laf yetiştiriyor. Adeta çocuğu neredeyse çıldırtacaklardı böyle. O da yaman bir şeymiş böyle. Ama yazık-günah, bu kadar üzmenin alemi ne bu çocukları? Böyle program mı olur? Acayip acıdım çocuğa, hepsine yazık çocukların. Gencecik delikanlı kızlar. Hayır, eleştirirsin de, nezaketiyle rencide etmeden olur. Özellikle fizik özelliğiyle ilgili bir genç kızı eleştirmek, çok çok ayıp, çok çirkin. “Boyun kısa” falan ne kadar ayıp bir söz. “Olmayan göğüslerini” falan diyor. O da o haliyle güzel olur, ne alakası var? Her vücut şeklinin kendine has bir güzelliği olur. Çocuğun moralini altüst ettiler yani özetle, bu doğru bir şey değil.

Tayyip Hocam bu işi bitirsin, bu sefer kazıyıp atsın.

OKTAR BABUNA: Hocam, Amerika’nın ünlü bir televizyon kanalının muhabirleri size geldiğinde, “sizin bulunduğunuz ortamlar çok güzel oluyor” demişlerdi, “nasıl oluyor” diye size sormuşlardı yabancılar.

ADNAN OKTAR: Doğru

OKTAR BABUNA: Onlar şöyle bir program yapıyorlarmış, bu Beverly Hills’teki evlerle ilgili ama dediler “özellikle sizin bulunduğunuz ortamlar çok çok güzel oluyor” dediler, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Özetle, hükümetin IŞİD’le alakası yok. Ben bu işleri baya iyi biliyorum, baya iyi biliyorum, kesinlikle alakası yok. Ölüm fetvası yayınladılar Tayyip Hoca’yla ilgili. Deli olan bunu anlar. Ne alakası var? Ölüm fetvası adamlar gayet ciddi, adamlar “gördüğüm yerde öldüreceğim” diyor, fetva vermiş. Sen diyorsun “iş birliği yapıyor.” Olacak iş mi şu? Gönderilen malzemeler normal ticaret için malzemeler. Dürüst konuşmuyorlar. O zaman o bölgeye hiçbir şey gönderemezsin. Alelade borular, alelade şeyler, top malzemesi falan, böyle bir şey yok. IŞİD’in ayrıca silaha ihtiyacı yok, istediğinde baskın yapıp zaten alıyor silahı. Mesela mühimmatı tükeniyor, herhangi bir yere saldırıp hemen alıyor oradan. Onlarda istediği kadar asker de var, istediği kadar mühimmat da var. Adamlar zaten mühimmatı bırakıp kaçıyor. Mühimmatı bırakıp kaçtıkları için o da bu imkanını kullanıyor. Bu normal su borusu, tarlada falan kullanılan su borusu. “Bunu silah yapımında kullanmak üzere gönderiyorlar” diyor. Türkiye’de her yerde su şebekeleri var o zaman, yerin altında falan. Irak’ta da her yerde yerin altı su borularıyla dolu. O zaman adamlar onları söksün, tabanca-tüfek yapsın. Şu akıl mı? IŞİD’in tanka falan ihtiyacı yok ki. Basıyor Irak tesislerini hepsini alıyor. Basıyor Suriye tesislerini hepsini alıyor. Daha da olmazsa YPG’ye saldırıyor, onların elindeki Alman malı silahları falan alıyor. Böyle bir derdi yok onların.

Tayyip Hoca dedi ki; “ben, Türkiye’nin Güneydoğu’sunda devlet kurdurmam, şunu yaparım bunu yaparım.” Adamlar kurdu işte, yüzlerce kilometre boyunda. Türkiye’nin IŞİD’i itmesini söylediler geriye doğru çekilmesi için, bastırmasını söylediler, Türkiye bastırdı, IŞİD geriye çekildi, oraya YPG güçleri, PKK güçleri gelip oturdular, devlet kurdular. Halen de Türkiye’ye talimat veriyorlar devam edelim diye. Bak, şimdi gittiler askeri vurdular şehit ettiler. Diyecekler, “hadi, IŞİD’e operasyon yapın.” O IŞİD’in işi değil, IŞİD öyle bir şey yapmaz. Yaptığında, nasıl yaptığını görüyorsunuz.

Benim, IŞİD zihniyetine karşı olduğum zaten alenen görülüyor. Ben sadece Kuran’a göre hareket edilmesi taraftarıyım ve şiddete şiddetle karşıyım. Kan dökülmesine şiddetle karşıyım. İnsanların burnunun kanamasını dahi istemem, inancım düşüncem bu. Ama IŞİD’le ilgili yalan söylenince de, bu insanı kızdırıyor. Mesela Urfa Sanayi Sitesi’nde, bu IŞİD’e gönderdiklerini iddia ettikleri borular her yerde var, tarımda, sulamada her yerde kullanılıyor. Milyonlarca boru var böyle Türkiye’de, Güneydoğu’da. O zaman sulama sistemi diye bir şey olmaz. Bundan tank-top bilmem ne yapılmaz. Bunun içinde barut patladığında, her taraf darmadağın olur, böyle bir şey olmaz. Tank, top, silahta kullanılan borular balistik çelikten yapılıyor, basınca çok esaslı şekilde dayanıklı oluyorlar. Dolayısıyla bunlar, böyle bir şey için kullanılmaz. Doğru konuşsunlar. Güya hükümeti zor durumda bırakacaklar. Onların da çıtı çıkmıyor, yarım yamalak cevap veriyorlar, böyle olmaz. Hayır, zekamızla alay etmeye kalktıklarında, o benim gıcığıma gidiyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: HABER 7’nin iddiasına göre HDP’li Kalkınma Bakanı Hüsnü Doğan ve AB Bakanı Ali Haydar Konca’nın çizgiyi aştıkları belirlenirse ülkede teröre alınacak önlemlere karşı çıkmaları ve Türkiye’yi uluslar arası arenada zorda bırakacak söylemler ve davranışlarda bulunmaları durumunda 109. Madde uygulanabilecek.

ADNAN OKTAR: Nedir o 109. Madde?

BÜLENT SEZGİN: Maddeye göre, görevden alınma ihtimalleri.

ADNAN OKTAR: Amma da umurundaydı sanki. Alınırsa alınır adam ne yapacak? Onu propaganda için kullanırlar. Sen adamı öyle bir pozisyona getiriyorsun ki, hükümeti alacak pozisyon oluşturuyorsun, sonra da “niye acayip konuştun?” Zaten olayın kendi acayip, değil mi? Suni bir partiyi, sanal bir partiyi iktidara getirip taşıyorsun, bakanlıklar veriyorsun adamlara, milletvekilleri veriyorsun, bir acayipliktir gidiyor. Biz dikkatlice seyrediyoruz.

Şu etkisizleştirme lafı benim çok sinirime gidiyor, onu Allah aşkına kullanmasınlar. Bir hayali vaka. Sanki adamları buzdolabına koymuş gibi böyle. Bir kişi bile onlardan ölse, baya şamata yapıyorlar, törenle kaldırıyorlar. Dağdaysa da, adamın dağda cesedi görülür. PKK’lı dağda ceset bırakmaz. Öyle bir şey olmaz. Mantık burada donuyor, bir acayiplik var. En iyisi o lafı söylemesinler, “etkisizleştirildi” lafını söylemesinler. Çünkü öyle bir vaka yok, benim gördüğüm.

BÜLENT SEZGİN: Siz daha önce göstermiştiniz, PKK’nın cenaze törenlerini fotoğraflarını.

ADNAN OKTAR: Hayır, cenazeye de meraklı değiliz biz, cesede de meraklı değiliz, istemeyiz de zaten böyle bir şey olmasını. Ama böyle bir olay yok yani. PKK yeri göğü inletiyor. Var mı sende resimleri?

BÜLENT SEZGİN: Evet, gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Göster. Böyle tören yapıyor adamlar çekinmiyorlar. Öyle bir şey yok. Böyle bir şey olsa, 943 kişiyi getirip böyle defnederdiler. “Etkisizleştirildi.” Ne demek etkisizleştirildi? Bu sözü kullanmalarına gerek yok. Dağı-taşı bombaladık diyebilirler, o ayrı. Ama böyle bir olay yok. “Tesislerini yerle bir ettik” diyor. Allah Allah ne tesisi? Adam mağarada yatıyor zaten. Yapmasınlar bunu, bizi sıkıyor böyle bir üslup. Bir de PKK cenazelerinde, tek bir kişi ağlamıyor, tabuta kapanan falan hiç gördünüz mü siz? Gayet sakinler. Bu bize yakışıyor mu? Teşvik ediyor bunu basın da, televizyonlar da. İşte, “yine yüreklere ateş düştü, evlere ateş düştü.” PKK cenazelerinde çıt çıkmıyor, baya sakinler. Tam tersine başları baya dik, intikam yemini ediyorlar, “intikamını alacağız” diyorlar, slogan atıyorlar. Kendi inançları içerisinde ne gerekiyorsa yapıyorlar. Biz Müslüman olarak yakışıyor mu bize? İslam’ın haram kıldığı bir şeyi yapıyorlar. Ve PKK propagandası oluyor, istemeseler de.

BÜLENT SEZGİN: PKK cenazelerinden fotoğraflar vardı.

ADNAN OKTAR: Evet. Bak, hiç kimsede bağırma, çağırma, ağlama hiçbir şey yok. En fazla slogan atıyorlar. Mesela aileleri de geliyor oraya, hiçbir aile hiç kimse öyle tabutun üstüne kapanmıyor, ağlamıyor. Bu bize yakışmıyor, olmaz böyle bir şey.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, yarın A9 TV’de değerli bir konuğumuz olacak. Saat 14:00’da 2 Eylül Çarşamba Yaşam ve Sağlık programı yayınlanacak A9 TV’de. Programın konuğu Prof. Dr. Turgut Göksoy. Kendisinin uzmanlık alanı fizik tedavi. Bu konularda bilgiler verecek.

ADNAN OKTAR: Hocamızı dinleriz, hocamızın ilminden istifade ederiz. Allah ömrünü uzun etsin. Allah ilmini irfanını artırsın. Doktorlar değerlidir, her yerde saygı hürmet görsünler. O acilde bazı saygısızlar saldırıyor falan, itlik yapıyorlar, büyük ahlaksızlık. Adam yorgun argın, anlayışlı davranmak lazım. Yorgun doktora karşı da doktor kadrosunu artırmak lazım. Acilde de, acil özellikle çok şefkat gerektiren bir yerdir. Acile kan revan içinde geliyorlar, acı içinde geliyorlar, ızdırap içinde geliyorlar. Oradaki insanların bu konuda özel eğitimli olması lazım. Gelenleri sakinleştirmek, onlara sevgi göstermek, onların acılarını dindirmek, hayati bir konu. Hastanenin o soğuk yüzüyle onları karşılaştırmak, yorgun hemşire, yorgun doktorlarla karşılaştırmak olmaz. Devlet burada ne harcama yapmak gerekiyorsa yapsın. Aciller geniş ve rahat, kadrosu da büyük olması lazım. Ama cart curt şey için de acile gelmek olmaz. İşte, “kulağım ağrıyor, kolum ağrıyor” diyor. Oraya perişan durumda insanlar geliyor. Şimdi bırak kolunun ağrıması, kolu ağrır insan, acillik ne var onda? Ama hakikaten acilse, o ayrı mesele. İki türlü acil yapmak lazım, bir fevkalade acil yani ağır vakıalar. Bir de böyle sıradan vakıalar için acil yapılması lazım. Ağır vakıalarda aileler çok zor durumda oluyorlar. Özellikle çocuklar, genç kızlar falan çok ızdırap çekiyorlar. Şefkatli koruyan, kollayan anlayışlı bir tavır yakışır güzel olur, ibadet olur.

“Hz. Mehdi (a.s), Hz Ali (k.v) evlatlarındandır. Onun gaybeti, Yusuf (a.s)’ın gaybeti gibidir.” Yani bir süre görünmeyecek diyor. “Onun dönüşü” yani insanlara görünmesi, “Meryem oğlu İsa Mesih (a.s)’ın dönüşü gibidir.” “Kızıl yıldızın çıkışında zuhur edecektir, Zevra mahvolacaktır.” PKK’nın olduğu bölge şu an, bak Zevra. Kızıl yıldız; komünist kızıl yıldız, PKK’nın yıldızı. Var mı resmi? Göster. Bak kızıl yıldız. “Kızıl yıldızın çıkışında zuhur edecektir Hz. Mehdi (a.s). “Zevra mahvolacaktır.” Bütün o bölge. Dicle ve Fırat arasındaki bölge, PKK’nın hakimiyet alanı olan bölge.

“Hz. Mehdi (a.s)’ın sesi güçlüdür” diyor. Bihar’ül Envar, 52. cilt, sayfa 32.

Yine ikinci hadiste de: “Hz. Mehdi (a.s)’ın sesi, nefes kesicidir.” Yani güzeldir sesi diyor. Ama bu Arapçadaki bu ses güzelliği, şarkıda kullanılan kelime. Arapçada biliyorsunuz dil zengin olduğu için, konuşma sesi ayrı, şarkıda kullanılan ses ayrı. “Hz. Mehdi (a.s)’ın sesi nefes kesicidir” diye şarkıda kullanılan kelime kullanılmış. Yani ''Güzel sesidir.'' diyor. MaşaAllah. ''Mehdi'nin iki bacağının arası geniştir'' diyor, ''boydan boya'' Fera İdu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar, sayfa 13: ''Mehdi Aleyhisselam'ın saçları kulaklarının üstünde dalgalanmaya başlar.'' Yani şuradan itibaren bir dalgalanma şeyi gösterir saçları diyor. İbn-i Hacer El-Heytemi El-Fetava El- Hadisiyye, sayfa, 41: ''Mehdi'nin sakalı, dalgalı iken, taranmadan kaynaklanan düz görünür” diyor. ''Düzleşmiştir.'' diyor. ''Taramadan kaynaklanan düzleşmiştir, normalde dalgalıdır sakalı'' diyor. Ama ''taranmadan kaynaklanan düzleşir, düzleşmiştir'' diyor. ''Yanlardan kısa ve açılmış'' yani ''şu kısım, açılmış geriye doğru'' diyor. ''İnceltilmiş.'' Nerede geçiyor; İbn-i Hacer El-Heytemi El-Fetava El- Hadisiyye, sayfa, 41'de. Bak ''Mehdi'nin sakalı dalgalı iken düzleştirilmiş'' yani ''taranma sonucu düzleştirilmiş'' sakal kısmı, şurası yani, ''yanlardan kısa'' şuralardan yani açılmış, kısa ve ''açılmış'' diyor zaten, ''alttan hafif daha uzundur.'' Yani ''Şu kısmı öbür kısımlarına göre daha uzundur'' diyor. ''Hafif'' diyor ama. Bayağı detaylı, Peygamberimiz (s.a.v) tarif etmiş sakalının görünüşünü.

''Batı tarafından Şam'a doğru gelen sarı bayraklı, gri binekliler olur. Çok büyük katliam ve kızıl bir ölüm” yani Komünistlerin yaptığı katliam, ''ölüm, sarı bayraklılarla hakim olur.'' Bu da YPG'nin bayrakları, onların hep bayrakları sarı. ''Şam'da Haresta'da katliam olur, ciğer yiyicinin oğlu Şam'da minberde oturur.'' Yani devleti idare eder. Yani Esad'ın oğlu şu an başta. ''Ciğer yiyicinin oğlu'' diyor zaten. ''Şam'da minberde oturur.'' Yani devlet idaresinde olur. ''Ancak bundan sonra Mehdi'nin zuhurunu bekleyin.'' Görüyor musunuz, bak ''sarı bayraklı'' YPG'nin bayraklarına varıncaya kadar anlatıyor. Bak kızıl olanları ayrı bak, kızıl yıldızı ayrı anlatıyor, sarı bayrakları ayrı anlatıyor. Yerini de söylüyor, ''Haresta'' diyor. ''Katliam olur'' diyor. ''Mehdi Aleyhisselam, zuhur edeceği vakit, Mervaniler'' o zamanki Kürtlerin bulunduğu bölgeye 'Mervan, Mervaniler' diyorlar. Yani o kavme 'Mervani' deniyor, Kürtlere, Kürtlerin yoğun olduğu yere. ''Mehdi Aleyhisselam, zuhur edeceği vakit, Mervaniler'le'' yani PKK’lılarla. Kürtler ayrı çünkü şu an. ''Mümin Kürt'' demiyor burada. ''Mervani'' diyor, yani Müslüman olsa, öyle demez. '' Mervaniler'le siyah bayraklılar'' bunlar da IŞİD, ''öyle korkunç bir savaşta savaşırlar ki, Mehdi Aleyhisselam zuhur edeceği vakit'' yani zahir olacağı vakit, ''Mervaniler'le'' yani PKK'lılarla ''siyah bayraklılar'' IŞİD, ''öyle korkunç bir savaşta savaşırlar ki, genç bir oğlan yaşlanır.'' Olayın şiddetinden. Yani müthiş bir sıkıntı oluyor. Hakikaten PKK'lılar kısa sürede çöküyorlar. ''Allah, Mervani'lerden'' yani PKK'dan ''galibiyeti kaldırır ve gökteki kuş ile yerdeki hayvanlara zalimlerin cesetleriyle doymayı emreder.'' ''Allah, Mervani'lerden galibiyeti kaldırır ve gökteki kuş ile yerdeki hayvanlara zalimlerin cesetleriyle doymayı emreder.'' Yani '' her yer onların cesetleriyle dolar” diyor. Bihar'ul Envar, cilt 51, sayfa 146. Öbür hadis, sarı bayraklılarla ilgili hadis; Bihar'ul Envar, Cilt 51, Sayfa 147. Mervaniler, 10 ve 11. yüzyılda, Diyarbakır'da hüküm süren Kürt hanedanı. Bak, o zamanki isimleriyle söylüyor Peygamberimiz (s.a.v), PKK demiyor. İlerideki şeyi söylüyor, anlaşılması için.

Ekrem Dumanlı, az önce televizyonda Erdoğan için ''Kaddafi gibi gideceksin'' demiş.

Zerdeşt; “Adnan Oktar, mesele Kürtler olunca kesin olarak şiddete karşı değilsiniz” evreka.

Kardeşim Kürtler deyin. Yani PKK'ya niye Kürtler diyorsunuz? PKK çok alçak, pislik, karaktersiz bir domuz sürüsü. Allah'sız, Kitapsız, pislik adamlar, kan dökücü mafya grubu. Çok ayıp yani PKK'lılara Kürt demek. Kürt, onurdur şereftir, delikanlıdır Kürt, nurdur Kürt. Yani bu pislik adamlara Kürt demek, Kürtlüğe hakaret olur. PKK'lıya PKK'lı diyeceksin, pislik. Zaten adını da koymuşlar; Pislik Kahpe Kalleş - PKK. Ben Şiddete her yönüyle, her zaman, her ortamda karşıyım. Ama diyor ki mesela 6.908 kişi etkisiz hale getirildi. ''Nerede bunlar?'' diyoruz. Yok. Kuşlar kaçırdı. Görelim. Ya bunu demeyin, ya görelim. Hayır, meraklısı olduğumuzdan değil. Ben yani zekamızla ilgili, insanların zekasıyla ilgili bir çıkış yapılırsa, bundan rahatsız oluyorum. Yani konu bu. Ne demek bu? Bin kişiden bahsediyorsunuz neredeyse. Nerede bu adamlar? Üç kişi bile olsa, adamlar yeri göğü birbirine katıyorlar. Marşlar söylüyorlar, sloganlar atıyorlar. “Dağ taş” sen diyorsun ''cesetle dolu'' diyorsun. Nerede bunlar? Üstelik PKK'nın hakimiyet alanı olan yerde ''oldu'' diyorsun bu. Yani bunu yapmayın. Senelerden beri bunu duyuyoruz, bu artık yakışık almıyor bu yani. ''On bin kişi gitti, işte beş bin kişi gitti'' falan, böyle bir şey yok. ''Dağı taşı bombaladık'' deyin bize. Yani güzel, bu doğru. Boş alanı bombaladık diyebilirsin. Ama o öbürlerine gerek yok, yani öbür söze gerek yok.

''Allah, Mehdi'nin eliyle Yeryüzünü inkarcılardan temizler'' diyor. ''Yeryüzünü adalet ve doğrulukla doldurur'' diyor. İnkar, Allah'ı inkar eden, işte Darwinist Materyalistler. Nasıl? İlimle, irfanla. İnşaAllah.

Kemaleddin, 36. Bab, 2. hadis, sayfa 377'de. ''Mehdi talebeleri 313 kişidir'' diyor. Ama ''On bin kişinin gücüne bedeldir güçleri” diyor. ''Onun doğumu insanlardan gizli olacak.'' diyor. ''Allah'ın Resulü’nün ismi ve künyesini taşır. Yeryüzü ona dürülür.'' İşte bu internet, şu bu, telefonlar, televizyonlar, ona işaret. ''Her zorluk, ona boyun eğer.'' Yani her zorluk onun için kolaylaşır. ''Yanında Bedir ehli sayısı, 313 kadar arkadaşı, yeryüzünün uzak taraflarından toplanırlar.'' Uzak taraflarından toplanır, yani her yerden gelirler. Uzak taraflarından mesela biri Almanya'dan geliyor, biri başka yerden geliyor, uzak taraflarından toplanır.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Darbe yönetiminin hüküm sürdüğü Mısır'da, kadın şarkıcı ve sanatçılara dekolte giyme yasağı getirildi, Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Şu nedenle yapmışlardır, muhafazakarlar, gelenekçi Ortodokslar işte ''bak bunları görüyorsunuz, işte kadınlara dekolte de giydiriyorlar, işte bunlar gâvur falan diye propaganda yaparlar'' diye kendince hükümet, bir uyanıklık yapıyor. Yoksa öyle bir şeyi isteyecek konumda değil, adam. Ama herhalde dengeleme siyaseti yapıyor, anladığım kadarıyla. Ama bu, iyi bir şey değil tabii Mısır için. Yani uzun veya kısa vadede, hükümetin bu, aleyhine olur. Yani modern bir görünüm Mısır için iyi olur. Bunu yaptığında, zaten bir hamle, bunun arkasından diğer hamleler gelir. Burada taviz verdiyse, arka arkaya tavizler verecektir, kendisi de bir süre sonra gelenekçi Ortodoks bir çizgiye doğru gider. Yani bunlar bir yol, yöntem değil. Çünkü bağnazlara taviz vermek, bitecek bir konu değildir. Şimdi adamlar ikinci hamleye geçerler, sonra üçüncü sonra dördüncü sonra beşinci hamle. Bir de bakar ki, kendisi de o sistem içinde boğulup gitmiş. Zaten daha evvelki hükümetin yıkılma sebebi de buydu. Böyle gelenekçi Ortodoks eylemler yapması ve kadın hürriyetlerini yok etmesiydi. Şimdi bu vatandaş da, aynı çizgiye doğru gidiyor, benim gördüğüm. Bu, onun başını yer, söyleyeyim. Yani iyi bir şey yapmıyor, yanlış yapıyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: HDP İlçe Binası'nda konuşan Figen Yüksekdağ, özerklik vurgusu yaptı; ''Bizleri yönetmeye çalışanlara karşı, bizim kendi kendimizi yönetme, şehirlerimizi ve hayatlarımızı, geleceğimizi yönetme hakkını elimize almamız gerekir'' dedi. Yüksekdağ; ''Bugün Hakkari halkının da yaptığı budur. Bizler bu meşru hareketi, bütün Türkiye'nin demokratik hareketi ve yeniden kuruluşunun temeli olarak görüyoruz'' diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Hükümete öfkeleniyorlar yani ''hükümetle hiç bir bağlantıları olmasın'' istiyorlar. Devletin de işte herhangi bir memuru gelip giderse falan herhalde ondan da biraz rahatsız oluyorlar, anladığım kadarıyla. Dolayısıyla ''kimse bize karışmasın, biz kendi işimize göre hareket edelim'' diyorlar. Ama bunu isteyenler yani sıradan makul bir vatandaş olsa, konu ayrı. Ama bunu isteyen, Marksist, Leninist, Stalinist PKK. Bu hanımefendiyi bunu demeye zorluyorlar. Ve bunun sonucu adam yani sırf özerk olup kendi kafasına göre yaşamak azminde değil. Asıl, orada Marksist, Komünist bir devlet kurulması ve Komünizmin Marksizm’in etrafa yayılması, diğer yerlere de kabul ettirilmesi. Bu kadar. Yani sırf rahat edelim, yan gelelim işte devlete öfkelerinden falan özerklik istiyor değiller. Yani hükümete öfkelerinden özerklik istiyor değiller. Ayrıca da öfke de gereksiz bir şey, çünkü öfke sonucunda sen, eğer Marksist, Leninist, Stalinist bir devletin kucağına düşersen, bütün hürriyetini kaybedersin. Yani mevcut hürriyetin şu an doksansa, sıfır virgül sıfır sıfır ikiye düşer. İyice açmaza girersin.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde yer alan açıklamada; Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı'nın personel mevcutlarına ilişkin bilgiye yer verildi. Buna göre “Türk Silahlı Kuvvetleri'nde 359 General ve Amiral, 40.458 Subay, 98.832 Astsubay, 22.439 Uzman Jandarma, 67.462 Uzman Erbaş, Sözleşmeli Erbaş ve Er olmak üzere, toplam 235.565 Uzman Personel bulunuyor.

ADNAN OKTAR: Güzel de, bu dediğimizi bir yapsınlar. Yani geçici olarak dört milyon askeri, silahaltına alsınlar. O PKK'nın yoğun olduğu yerlerde, asker çaka çaka orayı sararsa, yani bir kere suikastler falan şunlar bunlar olmaz, PKK böyle sünepe köpeğe döner. Ama çok az asker olduğunda, çok az polis olduğunda, her türlü itliği yapıyorlar. Bir de kanunla vatandaşın eli daha da çözünsün. Çünkü polise bir şey yapılacağı vakit vatandaş görüyor genelde ama bir şey yapamıyorlar bir kısmı, bir kısmı çekiniyor, bir kısmı herhalde korkuyor. Yani bunlar ortadan kalkar. Vatandaşı cesaretlendiren, teşvik eden, şevklendiren bir stil olursa, daha iyi olur. Mesela sen orada oturuyorsun, adam silahını çıkarıyor polis giderken polise doğru doğrultuyor, o anda adamın o adamın elini kırarsın yani. Ama ''adamın elini niye kırdın arkadaş?'' diye ortaya çıkarlarsa, bu olmaz o. Yani emniyette sabaha kadar bekliyor adam, ertesi gün de bekliyor. Savcılığa gidiyor, ifade veriyor, savcı yeniden çağırıyor, bir daha gidiyor, mahkemeye çağırılıyor. Olay Yeri İnceleme geliyor, onunla yine bağlantı kurması gerekiyor. Tatbikat yapılıyor, olayın nasıl olduğuna dair, oraya yeniden adamın gitmesi gerekiyor. Böyle olmaz. Yani adam böyle bir şey yaptıysa, ''helal olsun, aferin sana'' dersin, biter konu. Ya incinecektir, ya bir şey olacaktır, adamın elinden yani silahı düşürmek için başka ne yapacaksın? Yani bunun hesabını verirsen, bu şu an zor olur. Yani kolaylık istiyoruz. Kolay olsun her şey, vatandaş için.

Kırmızı arabaya da hanımların binmesini istemiyorlar mıymış? O ne anlama geliyor? Duydunuz mu siz öyle bir şey? ''Mini etek de giymeyecek.'' Niye giymesin? Giyer. Ama tabii vahşi adamların içinde olmaz. Ama nezaketli insanlar varsa, olur. ''Kahkaha atmayacak'' Onu, Bülent Arınç söylüyordu, evet. ''Börek yapacak ve çocuk doğuracak en az üç tane.'' Tayyip Hoca, onu iyi niyetle söyledi, onu o kadar büyütmeye gerek yok. Çok efendi insanlardır, Güneydoğulular.

Özetle, hanımların üstüne baskı kuran bir sistem uğursuzluk getirir. Böyle her sistem yıkılır. Yıkılmış ta şu ana kadar. Kadınlar dünyanın yarısını oluşturuyor, mübarek varlıklar. Allah seviyor kadınları. Kadınlara eziyet yapan her devlet yıkılır, her millet yıkılır. Kadınlara eziyet, zulümdür. Allah zulmü istemez. O zaman onu zulüm olarak Cenab-ı Allah değerlendirdiğinde, o ülke genellikle hep payidar olmuyor.

ECE KOÇ: Mısır'ı hem İttihad-ı İslam’ı, hem kadınları üstün tutma konusunda çok uyarmıştınız siz, Müslüman Kardeşleri, iktidarda iken.

ADNAN OKTAR: Tabii. Kadının özgür olduğu her ülke, payidar oluyor. Kadınlara baskı yapılan her yer, cehenneme dönüyor. Buna dikkat edecekler. Çünkü mazlum varlıklar. Allah, kendi mazlum kuluna zulmedildiğinde, o ülkeyi yerle bir eder. Bu olmaz. Bu bir ölçüdür. Kadın, istediği gibi giyinsin sana ne. Kadın sana soruyor mu nasıl giyineceğini? Kadını düzenlemeye, hizaya getirmeye kalkmak çok anormal bir hareket. Kadınlar, erkeklere karışmıyor ki. Sen de ona karışma, sana ne, ne yapıyorsa yapsın. Senden mi öğrenecek ne yapacağını? Orada bir büyüklük hissi var, olmaz. Allah, büyüklenenleri sevmez.

Çok kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Programımız kısa videolarla devam ediyor.

VTR: Peygamberimiz (s.a.v), PKK Terörünü ve Abdullah Öcalan’ın Adını 1400 Yıl Öncesinden Bildirmiştir.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımız devam ediyor.

ADNAN OKTAR: İmanlı gençlik yetiştirmek çok önemli. Yani partinin de imanlı gençliğe ihtiyacı var. Yani AK Parti'nin, MHP'nin, CHP'nin. Yani var tabii imanlı gençliği ama çok daha fazla olması lazım. Yani imanlı, güzel ahlaklı, güvenilir.

Her yerde iman zafiyetinden sıkıntı çekiliyor. İman nereye gitse, orayı güzelleştiriyor, imansızlık nereye gitse, orayı batırıyor. Mesela bak PKK'ya imansızlık girdi, mahvetti adamları, delirtti. Amerikan halkının arasına girdi imansızlık, vücut şekilleri de bozuldu, ahlakları, kişilikleri de bozuldu. Bereketleri de gitti, fakir bir ülke oldular. Çin, insanlıktan çıktı, adamlar makine oldular. Yani ucuz makine haline geldiler, büyük bölümü. Partiler, dernekler, her yerde iman zafiyeti olduğunda, orada bir ızdırap, güvensizlik, acı kol geziyor. İman içinde hurafe olmuyor işte. Akılcı, Kuran mucizeleri, iman hakikatleri. Aklın önünün açılması gerekiyor. Akıllı düşünmenin yolunun gösterilmesi gerekiyor. Vicdanlı, samimi düşünmenin güzelliği öğretilmesi gerekiyor. Samimi düşünüldüğünde, samimi insan zaten imanlı oluyor. Samimiyetin yolu, sonuna kadar açılması lazım. Samimiyette insan, çok şey kaybediyor gibi görünür ama gizlice çok şey kazanır. Geçen gün sen söylüyordun değil mi? Bak söylemiştim, o dikkatini çekmiş. Şahıs bakarsın sanki başı belaya giriyor gibi olur. Mal kaybediyor, imkan kaybediyor falan filan, Allah onu mala boğar adeta nimete boğar. Ama öbürü, vicdanını ezerek mala ve imkana kavuşacağını zanneder, dünya ondan kaçar, o da kovalar. Akıl almaz ızdırap çekerler. Ve müthiş bir sürünme, müthiş bir kovalamaca. Malın hızı çok, hızlıdır. Mal sürekli kaçar imansızdan, iman zafiyetinden, dünya sürekli kaçar. Şahıs da, onu delicesine kovalar. O delicesine kovaladıkça müthiş bir ızdırap onun ruhuna yerleşir. Halbuki Müslüman’da öyle olmuyor. Dünya, mal onun üstüne geliyor. O kaçıyor ama mal ve dünya, o kaçsa da onu yakalar. Ama küfür malı ve dünyayı yakalayamıyor. Diyor ya ''bir serap olduğunu görür'' diyor. Yani gidip vardığında, bir serapla karşılaşır. Çünkü yakaladığında da onun bir bereketini görmüyor. Yani yakaladığında onun başına belaya dönüşüyor. Hani korku filmlerinde vardır ya adam, bir şeyin peşinden gider birden o canavara dönüşür. Mal başına bela olur. Mal yüzünden hapse giriyor, sinirleri bozuluyor, midesi kaynıyor ,,aklı gidiyor. Ailesini kaybediyor. Kadın yüzünden cinayet işliyor. Başı belaya giriyor.

ENDER DABAN: ''Cehennemde de hepsinin azap olacağını' Allah bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Cehennemdeki, sonsuza kadar. Bu Dünya'daki kısmı, bu görünen.

BEYZA BAYRAKTAR: Siz, ''dünya'da cehennemleri başlıyor'' demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii, Dünyada başlıyor Cehennem. ''Dünya'da bir kısmını gösteririz.'' diyor. ''Ahirette sonsuza kadar'' diyor, Cenab-ı Allah.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Allah, başka bir ayette şöyle buyuruyor, Şeytandan Allah'a sığınırım; ''Kim bilir belki beklemekte oldukları azap onlara yetişmiştir bile.''

ADNAN OKTAR: Tabii. Müslümanlara Allah'ın bela vermesinin nedeni, hak dine sahiplerken böyle bir tavır içinde, şirk gösteriyorlar. Ama öbürleri, zaten bozulmuş bir dinin müntesibi. Bir televizyon kanalında bizim belgesellerimizin yayınlanmasının bedava olduğunu söylemişler, parasız olduğunu, adamlar acayip şoke olmuş, şaşırmışlar. Diyanet, Ramazan'da Kuran tilaveti için hazırlanan program karşılığında ücret istemiş. Yani ''Siz'' diyor ''nasıl oluyor?'' demiş, adam. Allah için hizmette para istenir mi?

OKTAR BABUNA: Şeytandan Allah'a sığınırım, Allah, ''sizden ücret istemeyenlere uyun'' diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ki.

Şu son ahir zaman hadisleri var ya onların açıklamaları, onları bir dinleyelim. Sonra devam ederiz, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Ahir zaman hadisleri ile ilgili videolarla programımız devam ediyor.

VTR: Bethlehem Yıldızı’nın Görülmesi Hz. Mehdi (a.s)’ın Geldiğinin Müjdesidir.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler, burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü