Harun Yahya

Sohbetler (3 Eylül 2015; 21:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler programımıza hoş geldiniz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk Bülent Bey kardeşim.

Haydi başlayalım.

KARTAL GÖKTAN: Mardin Dargeçit’te polis aracının geçişi sırasında terör örgütü PKK tarafından döşenen mayın patlatıldı. 4 polisimiz şehit oldu. PKK’lılar önce Dargeçit Meslek Yüksek Okulunda yangın çıkardılar. Yangına müdahale eden itfaiyenin rahat çalışması ve çevre güvenliği sağlamak için giden polislerin bulunduğu zırhlı aracın geçişi sırasında teröristlerin yola önceden döşediği patlayıcıyı uzaktan kumandayla infilak ettirdiler. Polis şehitlerimizden Akif Hatunoğlu’nun sosyal medyada yaptığı son paylaşımda; “sessiz olun, polisler şehit oluyor. Vicdanı olmayanlar, huzur içinde uyumaya devam edin. Siz bilmezsiniz ama bizler sizin için şehit olmaya devam ederiz” yazdığı görüldü. Polisin resmi de vardı.

ADNAN OKTAR: Evet, doğru söylüyor. Çünkü müthiş bir sessizlik var, çıtlarını çıkartmıyorlar, PKK’ya karşı toplu bir tepki yok. Sessiz, kendi işinde gücünde adamlar meşgul oluyorlar. Kimi futbolcu transferiyle uğraşıyor, kimi pantolon ticaretinin senetleri geldi mi gelmedi mi, onlara bakıyor, kimi çocuk okulunu çocuğu bitirsin diye uğraşıyor, kimi kızını evlendirmenin peşinde, yani her bir işte. Ne zaman uyanacaklar, o da meçhul. Bak, 5 polis birden şehit oluyor, birçok kişinin umurunda değil şu an. Konusunu dahi etmiyorlar. Pazarda neler ucuz, maydanoz suyu nelere faydalı olur, akıl almaz sakin. Türkiye çapında genel bir heyecan, genel bir tepki, genel bir teyakkuz olması gerekiyor ve çok hayati bulmaları gerekiyor. Türkiye işgal edilmiş, böğründe komünist bir devlet kurulmuş, Güneydoğu’su işgal edilmiş. Anlamazdan gelmenin alemi yok. Bu felaketi anlamamak için deli olmak lazım.

Şehitlerimize Allah rahmet etsin. Şehitlerimiz bu dünyanın zulümatından, acısından sıkıntısından şehit olarak kurtuluyorlar. Onlara imreniyoruz, Allah bizlere de nasip etsin. Sürekli askerimiz polisimiz şehit ediliyor ama onlara dokunulmuyor. Bu dokunulmama kararı nereden çıktı ben bunu anlayamadım. Polis de bir şey yaparsa yargılanıyor, kendini koruduğunda yargılanıyor, şaşırtıcı bu. Kanun değiştirilsin, hukuk daha elastiki hale getirilsin, terörle ilgili özel kanun çıkarılsın. Polis nefsi müdafaa yapıyor yargılanmıyor. Tamam, kanuna hukuka uygun olduğu için saygı duyuyoruz ama kanun değiştirilirse yargının eli rahatlar. Bin kere söylemenin alemi yok, süratle polis kendini koruduğunda suçlu olmasın, yargılanmasın terör olaylarından. Sadece terör olaylarından polisin yargılanması diye bir şey olmasın

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ekşi sözlük yazarları önceki gün Akdeniz’de Avrupa’ya gitmek için bindikleri botun devrilmesi sonucu, ölen çocuklar hakkında çok çirkin paylaşımlarda bulundular. Denizde boğulduktan sonra kıyıya vuran bebek hakkında, “ırkçı değilim ama ölmesi daha iyi oldu. Kıyıya vurmasaydı, dilenip parkı kirletecekti. Her yer Suriyeli doldu” şeklinde yazılar yazan ekşi sözlük yazarlarının bu ve benzeri paylaşımları tepki topladı.

ADNAN OKTAR: Savcılık harekete geçsin, bu tipler kimse, kamuoyu da tanısın bunları, bunlar gizli saklı kalmasın. İlgili kanun maddelerine göre teczi olsunlar.

Bir daha oku bakayım.

BÜLENT SEZGİN: “Irkçı değilim ama ölmesi daha iyi oldu. Kıyıya vurmasaydı dilenip parkı kirletecekti. Her yer Suriyeli doldu.”

ADNAN OKTAR: Bu halkta infiale sebep olacak bir konuşma, çok çirkin bir ifade. Gereken yapılsın.

Recep Yeter yazar değil, gazetenin istihbarat şefiymiş. Daha da kötü. Böyle bir adamı gazetenin istihbarat şefi yapıyorlar. “PKK diye bir konu yok, PKK’yı düşünmeye gerek yok” diyor, “paralel yapı” diyor. Hükümete şirin görünmek için bunu yapıyor. Tayyip Hoca’ya şirin görünmek için yapıyor. Akla bak, mantığa bak. Bu adamı derhal görevinden almak lazım.

Genel olarak bu mantıklar Hitler zihniyetidir. Irkçılık, insanları kitle halinde yok etme düşüncesi, umursuzluk, Hitler zihniyetinden kastım bu, yani bu belirli bir şahıs için değil. Genel olarak bir mantık için bu geçerli. Hitler zihniyetinde insanlara saygı yoktur, insan et yığını gibi görünür. Şu şahıs, bu şahıs için demiyoruz.

BÜLENT SEZGİN: Bahsi geçen ölen çocuğun resmi vardı gösterebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Şu tatlılığa bak, ama müthiş tatlı bir şey. Ayakkabısı da çok şeker, pantolonu, dünya tatlısı, maşaAllah.

İnsanların kitle halinde ölmesini istiyorsa bir insan, faşist düşüncededir, Hitler zihniyetindedir yahut Mussolini zihniyetindedir. İnsanlara değer vermiyorsa, insanları et yığını halinde görüyorsa, kendi menfaati için insanların ölmesini istiyorsa bu Hitler zihniyetidir. Falanca şahıs için demiyoruz biz bunu, kim yaparsa.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ertuğrul Özkök, Bodrum’da yaşanan mülteci faciası sonrası ajanslara düşen sahile vuran çocuk cesedi üzerine, “utan ey büyük adam” başlıklı köşe yazısı kaleme alarak, yazıda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı minik Suriyelini katili olmakla itham etti; “Gevşet biraz Rabia selamıyla takallüs etmiş parmaklarını. Kara siyasetinin sıktığı yumru aç, o eller duaya kalksın biraz. Bak arkadaş, bu çocuğu katili sensin” ifadelerini kullanan Özkök, yazılara gelen tepkiler üzerine yarınki yazısını bugün yayınlayıp, “Erdoğan’ı değil Esat, Müslüman Kardeşler ve diğer grupları kast ettiğini ve uzun süreli izne ayrıldığını” duyurdu.

ADNAN OKTAR: Falancayı kast ettim demiyorsa, demiyordur. Mühim olan birisini kast etmesi. Kimi kast ettin deyince şunu kast ettim diyorsa, tamam. Doğru, Esad hakikaten o çocuğun katili. Bağnaz düşünce de bu tip olaylara dolaylı yoldan sebep oluyor.

Materyalist ve Darwinist sistem en tepede ve asıl etkili oluyor. Darwinist eğitim yapan herkes bundan sorumlu. İnsan sevgisi, insana sevgi kalmıyor Darwinist eğitimde.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Şırnak’ta eşi ve çocuklarıyla hastaneden dönerken yolu PKK mensuplarınca kesilen uzman çavuş, vatandaşlar tarafından kurtarıldı. Yola geçişine engel olan silahlı 4 terörist uzman çavuş arabadan indirildi. Araçtan inip kocasının yanına gelen uzman çavuşun eşi, “öleceksek beraber ölelim” diyerek, teröristlere direndi. Uzman çavuşun çocukları ise olan biteni korku dolu gözlerle arabadan izlediler. Bu sırada yaşananları izleyen vatandaşlar, uzman çavuş ve ailesini korumak için müdahale. Ailenin etrafına toplanan bir grup vatandaş, eli silahlı teröristlere direnmeye başladılar. Teröristler, sayısı bir anda artan vatandaşları korkutmak için havaya ateş etti. Vatandaşlar bu kargaşadan yararlanarak jandarma uzman çavuş ve ailesini bir araca bindirip meydandan uzaklaştırdılar. Şırnaklı vatandaşlar sayesinde kurtulan jandarma uzman çavuş, bölgeden uzaklaştırılırken, PKK’lıların arkadan ateş açması sonucu hafif şekilde yaralandı. Vatandaşlar ellerindeki silahlara rağmen direndikleri teröristleri bölgeden uzaklaştırdılar.

ADNAN OKTAR: İşte benim Kürt vatandaşım, delikanlı vatandaşım, işte bu şekilde. Doğru muymuş yiğitlikleri? Doğru muymuş sözlerim? Delikanlılıkları, yüksek vicdana sahip olmaları, vatansever olmaları hep söylediklerim doğru. PKK alçakları yalnız kaldılar. Ama kanun vatandaş lehine değiştirilsin. Mesela orada vatandaşlar, o PKK’lıları istese onların tabiriyle söyleyeyim yahut işte genel, gereğini yaparlardı ama eli-kolu bağlı. Mesela aklı başında dindar vatandaşlara devlet, silah dağıtması lazım. Vatandaş kendini koruyabilmesi lazım, polisi askeri koruyabilmesi lazım. Vatandaşı polis yahut bekçi kadrosunda görevlendirebilir devlet, maaşa bağlar. Vatandaşı biz teşvik ettik, ilk meyvesini de aldık, elhamdülillah. Çünkü vatandaş daha önce çekiniyordu, çekinmemesi gerektiğini onlara hissettirdik. Onlar da üstün bir cesaret delikanlılık göstererek gereğini yapmışlar. Yoksa o subayımızı alıp götürüp şehit ederlerdi, hanımı da eğer direnirse, onu da infaz ederlerdi. Halk daha önce çekiniyordu ama şimdi daha da cesaretlendiler, yiğitliklerini ortaya koyuyorlar. Bu çok önemli bir olay tabii, yani bir dönemeç noktası. Vatandaşlarımızın, Kürt kardeşlerimizin ne kadar delikanlı, ne kadar kabadayı, yiğit olduklarının açık alameti. Çünkü silahsız insanlar, silahlı insanlara direniyor. Bu çok büyük bir olaydır ve canını ortaya koyuyor bak. Orada direnen herkes canını ortaya koyuyor, bu çok büyük bir olay.

Benim vatandaşımın belinde silah olmuş olsa, orada mesela üç dört vatandaşın belinde silah olsa, o PKK’lılar orada kalırdı, kaçamazlardı, hepsi de yakalanırdı. Kürt kardeşlerimiz fakir, onurlu, haysiyetli, şerefli, asil insanlar. Ama bekçilik kadrosu vatandaşa dağıtılmış olsa, vatandaşımız kendi ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayabilir. Bu da bize millet ol tak sevinç verir. Çocuklar lastik ayakkabı giymezler. Hatta belki konu-komşunun çocukları da alabilir o zaman. Bu bereket getirir. Kürt kardeşlerimiz, çok güzel ahlaklıdır. Ama imkansızlıklardan gururunu korumakta zorlanıyor. Yoksa onlar orada hiç konuşma da yaptırmaz Kürt kardeşlerimiz. Öyle pislik adım dahi atamaz. Hatta tek bir Kürt kardeşimiz bile yeter. 4 PKK’lıya tek bir Kürt kardeşimiz yeter ama silahı olursa. Ama bak, silahsız olmalarına rağmen müthiş bir delikanlılık, mükemmel bir kabadayılık göstermişler, helal olsun.

Bugün Mardin’de şehit olan polis kardeşimizin cebinden bir vasiyet mektubu çıkmış, özetle diyor ki: “Kızımı devlete emanet etmeyin” diyor polis, cebinden çıkan mektupta. “Çünkü devlet ite köpeğe göz yumarken bizim elimizi bağlıyor, göz göre göre bizi ölüme yolluyor” diyor. Baya içerlemiş. Şimdi hakikaten pisipisine bir durum var. PKK elini kolunu sallayarak geziyor. PKK’ya bir kere karşı koyan bir insanın yahut operasyon yapan bir insanın sorgulanmaması lazım. Sınırsız operasyon yetkisi verilmesi lazım, istediği gibi. Ve meydana gelen olaylardan da sorumlu olmaması lazım. Adamın elini kurşun sıyırsa sorgusu yapılıyor. Kanun ona göre elastiki hale getirilsin. Kanuna hukuka saygımı var her zaman söylüyoruz ama kanun değiştirilse, kanun adamı rahat hareket eder.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Macaristan Başbakanı Viktor Orban mültecilere seslenerek; “neden Türkiye’den Avrupa’ya gelmek zorundasınız? Türkiye güvenli bir ülke, orada kalın, gelmek riskli. Biz sizin kabulünüzü garanti edemeyiz. Sınırı koruyacağız lütfen gelmeyin. Türkiye güvenli ülke, aileniz çocuğunuz için kalmak daha güvenli” dedi. Macaristan mültecilerin girmemesi için sınırına duvar ve dikenli tel örgü ve gelen mültecilere Macar polisleri gaz sıkarak müdahalede bulunuyor.

ADNAN OKTAR: Çok çirkin, çok çirkin. Türkiye’yi de böyle kendilerince müsait görüyorlar anladığım kadarıyla, “orada kalın bize gelmeyin.” Ne kadar çirkin. Halbuki her ülke açması lazım sınırlarını. Ne kadar ayıp. Ve aralarında bu mübarek insanları taksim etmeleri lazım. Sen şunlara bak, sen bunlara bak şeklinde. Macar dediğimiz insanlar, güzel insanlar. Vicdanını niye kullanmıyorsun? Elini vicdanına koy. Sadece Türkiye’nin vicdanını devreye sokuyorlar. “Onlar vicdanlı adamlar, siz onların yanında kalın.” Senin vicdanın yok mu? Sen de vicdanlısın. Bunun çok üstünde durmak lazım. Bütün dünyanın önünde kendilerini küçük düşürüyorlar. Kendi ülkelerine de, kendi insanlarına da.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Macaristan hatta sınırlara jiletli tel çekiyor. Fotoğrafı vardı, girişi engellemek için.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Jiletli telle girişi engelleyecek. Ama “Türkiye müsait, Türkiye’de kalın” diyor. Biz bakarız, Allah onun bereketini de verir ama kendileri küçük düşüyorlar. Hiç inkar edemeyecekleri bir kişiliği kabul etmiş oluyorlar. Nasıl bir vicdan bu? Nasıl bir insan sevgisi? Koskoca Macaristan. Al 5 bin kişi, 10 bin kişi, onlar zaten çalışırlar da hayatlarını kazanırlar. Derde bak. Bir de hakikaten demokrasi dersi veriyorlar.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Davutoğlu bir açıklama yaptı mültecilerle ilgili. Şunları söylüyor: “Tartışmamız gereken, bir tiren vagonunun, bir kaçakçı teknesinin kaç mülteci aldığı değil yüreğinizin kaç insana yer açabildiğidir. Tarih boyunca mazlum milletlere ayrım yapmaksızın kucak açan bir medeniyetin çocukları olarak bizler Suriye’de, ırak’ta başı sıkışan, emin bir liman arayan herkese kapımızı açtık. 2 milyonu aşkın sığınmacıyı bağrımıza bastık. Biz Türkiye olarak kapımızı, gönlümüzü nasıl Suriyeli, Iraklı, Arap, Kürt, Sünni, Şii, Müslüman, Hristiyan tüm kardeşlerimize, akrabalarımıza açtıysak, bundan sonra da açık tutacağız” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama bütün dünya Türk milletinin üstün ahlakını görmüş oluyor. Mehdiyet ruhunun nerede olduğu görülüyor. Deccal egoistliğinin de nasıl olduğunu da insanlar görüyorlar.

PKK, kahpe olduğu için göğüs göğse çatışmaya yanaşmıyor. Bu bombalama işinde zayiat vermiyorlar. Uzaktan kumanda şimdi bunu tutturdular sistem olarak. Gece zaten onların kontrolünde tamamen. Bombayı yerleştiriyorlar, son derece kolay oluyor onlar için. Yani sıfır zayiat adamlarda. Sürekli asker-polis şehit ediyorlar. Buna karşı akılcı tedbir almak mümkün. Gece görüş kameralarıyla yolun kontrolü mümkün. Asker-polis bizim için kıymetli, değerli. Bizim muhterem mübarek evlatlarımız, kardeşlerimiz. Yol güvenliğini mutlaka sağlayalım ve havadan ulaşım, helikopterle asker taşıyalım. Olay yerine de helikopterle. Yeni taktikleri, ihbar yapıyorlar polisi oraya çağırıyorlar, orda da bomba patlatıyorlar. Tam kahpe ama değil mi? Kalleş, kahpe, pislik; P-K-K. Hasta var diye ambulans çağırıyorlar, ambulans gelince ambulansı tarıyorlar. Doktor çağırıyorlar hasta var diye, doktoru vuruyorlar. Yani akıl almaz derecede ahlaksız haysiyetsizler. Kürt kardeşlerimiz, Güneydoğu halkı bunlardan lağımdan tiksinir gibi tiksiniyor, baş belası oldular. Avrupalıların bunları desteklemesi, Avrupa çökmüş bir kurum, çökmüş bir sistem. Yani manen çökmüşler. Bunları desteklemesi zaten Avrupa’nın ne halde olduğunu gösteriyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Çek polisi, 2. Dünya Savaşı’nda Yahudilerin işaretlenmesi gibi göçmenlere kollarına numara yazarak damgalıyor. Sosyal medyadan gelen tepki sonrasında bu uygulamaya son verdiklerini açıkladılar. Fotoğraflar vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Bu şekilde gelen göçmenleri damgalıyorlar.

ADNAN OKTAR: En az 4 milyon asker silahaltına alınsın. PKK’yı net kökünden bitirelim. Seferberlik ilan edilsin, konu bitirilsin bu sefer. Bu çok uzayacak yoksa. Hem Avrupa’ya bir şamar olur, hem Amerika’ya bir şamar olur. Bir daha da böyle bize kafa tutmak, densizlik, dangalaklık yapamazlar, kim yapıyorsa.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, “terörle mücadele tek başımıza kalsak da sürecek” dedi. Şunları söyledi: “Bazı ülkelerin kendi çıkarları ve terör örgütleri arasında ayrım yaparak, kimine karşı mücadele ederken kimini de doğrudan veya dolaylı desteklemesini huzurlarınızda bir kez daha şiddetle kınıyorum. Ben buradan tüm dünya ülkelerine terörle mücadelede ortak hareket etmek çağrısında bulunuyorum.”

ADNAN OKTAR: Ortak hareket etmezler, çıkarına göre hareket ederler. PYD’yi, YPG’yi adamlar alenen destekliyorlar. İsim verse daha iyi olur Tayyip Hoca. Böyle yuvarlak konuştuğunda, anlamazlar. “Kim bilir kime diyor” derler. Daima net konuşmak çok iyi.

GÖKALP BARLAN: Deşifre edilmesi gerektiğini söylemiştiniz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Tabii, kaynağıyla. Mesela devletin elinde YPG’yle ilgili, PYD’yle ilgili çok müthiş bilgiler var. Bunu basına sunsunlar. Halkın haberi yok ama hükümetin haberi var. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın haberi var, jandarma istihbaratının haberi var, böyle olmaz. Bu bilgiyi halka sunsunlar ki biz de basın yoluyla bunu etrafa duyuralım.

Görülmemiş bir askeri güç PKK’nın moralini altüst eder. Alan hakimiyetini her yerde sağlamış durumda PKK. Ama Abdullah Öcalan’ın yıllar önce yaptığı bir eleştiri vardı, “gereksiz yere gruplar halinde saldırıyorsunuz ve müthiş telefat oluyor” dedi. “Halbuki bu tarz bombalama, sabotaj tarzında uzaktan askerleri şehit ederseniz hem kayıp olmaz hem de çok etkili olur” diye açıklaması olmuştu. “Böyle çok akılsızca davranıyorsunuz, sürekli adam kaybımız oluyor” demişti. Ondan sonra PKK, birebir çatışmaya girmedi. Eskiden toplu çatışmaya giriyorlardı. Onun verdiği taktikle, şu an adam taktikleri yok. Sürekli bombalayarak, teftiş hareketleri yaparak, oraya buraya pusu atarak yollarında ilerliyor adamlar. Buna bir çözüm bunması lazım.

Bir de devlet elindeki bilgileri halka dağıtsın. Mesela Amerika silah dağıtıyor PKK’ya, bunun fotoğraflarını versin kamuoyuna. MİT’in arşivinde kalmasın, jandarma istihbarat arşivinde kalmasın, genelkurmayın arşivlerinde kalmasın. Sadece başbakanın, cumhurbaşkanının bildiği devlet sırrı olmaktan çıksın bunlar. YPG’ye mesela silah yardımı yapılıyor, bunlar çarşaf çarşaf yayınlansın. PYD’ye mesela bomba taşıyorlar, uçaksavar taşıyorlar bunlar gösterilsin. Almanya’nın da silah yardımı gösterilsin. Biz bunu kendi elimizdeki imkanlarla bulabiliyoruz, yani zar zor elde edebiliyoruz. Mesela Alman silahları var YPG’ye verilmiş. Var mı resimleri siz de?

BÜLENT SEZGİN: Evet, var.

ADNAN OKTAR: Göster. Mesela bu Alman malı. Bu silahlar da aynı şekilde. Bunlar bizim zor şartlarda elde ettiğimiz bilgiler. Genelkurmayın arşivinde binlerce belge var, kamuoyuna açıklansın. Amerikan derin devletinin ipliğini pazara çıkaralım, rezil rüsva edelim. Yani bu gizli görüşmelerde olmaz.

Alenen Alman malı. Alman malı olduğu üstünde yazıyor.

Cankat Şamil Aydın; “Gerçekten Allah adamısın. Allah yolunuzu açık etsin. Herhangi bir konuda yardımım gerekirse ben buradayım.” Yardımın, kalbi muhabbet, dua, bunlar olur.

Hakan Tan; “Hocam, Sultan Baba’nın koltuğuna oturduğunuz videoyu gösterir misiniz? Alem delikanlı babayiğit görsün” diyor.

Çok sevimliler. Sultan Baba’nın evlatlarından bir anne geldi, “ben yaşlıyım, kalp hastasıyım her an ölebilirim. Hemen gelin de, o koltuğa oturduğunuzu göreyim” dedi. Sultan baba demiş ki; “Hz. Mehdi (a.s) gelip benim koltuğuma oturacak” demiş, “kim oturursa, o Hz. Mehdi (a.s)’dır” demiş. Çok sevenleri, dostları, hocalar rica ettiler, “illaki gel o koltuğa oturacaksın” diye. Apar topar gittik mecburen, çünkü yalvarıyorlar, ağlıyorlar falan “illa gideceksin” diye. Çok şekerler. Görebiliyor muyum o filmi?

VTR

Sultan Baba can. “O bizim evlatlarımızdan” demiş. Acayip seviyordu beni, Darwinizme karşı yaptığım mücadeleleri de biliyordu. Şeyh Nazım Hocam gibi beni çok candan seven gerçek bir şeyhti Sultan Baba. Dünyalar tatlısı, saf baldan oluşuyor böyle, saf şekerden oluşuyor. Gerçek Şeyh, gerçek Osmanlı Şeyhi. Son neslin halis samimi, muttaki müminlerinden. Mustafa Üstün Ağabeyimiz de, onun vekillerinden çok değerli bir ağabeyimiz, dünya tatlısı. Her geldiğinde zorla gelip elimi öpüyor çok şeker, çok değerlidir filmde görülen ağabeyimiz, maşaAllah.

Sosyal medyada paylaşılan haberlere göre Türkiye’den kalkan uçaklar bugün Rakka’da 7 sivilin şehit olmasına sebep olmuş. Bu çok ürkütücü, bunun günahı göklere kadar yükselir. Türkiye bu işe girmesin, bu alenen günah. “Bir müminin öldürülmesi bütün kainatın öldürülmesi gibidir” diyor Cenab-ı Allah. Ve ebedi cehennemdir cezası.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, önceki gece de PKK Şırnak’ta önde gelen ailelerden bir vatandaşı ve onun oğlunu infaz etmiş. Haberini okuyabilirim uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Evet, oku.

KARTAL GÖKTAN: PKK, Şırnak’ın Silopi İlçesinde İsmet tatar ve 19 yaşındaki oğlu Cengiz Tatar’ı önceki gece infaz etti. Fotoğrafı vardı. Bölgenin önde gelen ailelerinden olan Tatar ailesi, PKK’ya karşı tavrıyla biliniyor. Kavallı Köyü yakınlarında Çevre Yolu Köprüsü altında tabancayla vurularak öldürülen 19 yaşındaki Cengiz Tatar’a babasının gözü önünde işkence edildiği tespit edildi. Cengiz tatar’ın vücudunun çeşitli bölgelerinde çok sayıda kurşun bulundu. Ayrıca konunun kırık olduğu da tespit edildi. PKK’lılar oğlunu gözünün önünde işkenceyle öldürdükten sonra, baba İsmet tatar’ı ise tek kurşun ile şehit etti.

ADNAN OKTAR: Şehit etti de. “Ma katelehu” diyor Cenab-ı Allah “katletmediler” “ma salebuhu” diyor “asmadılar” Hz. İsa (a.s) için diyor. “Allah onu kendi katına yükseltti” diyor. Hz. İsa (a.s) da ölmemiştir, şehitler de ölmez.

Allah şahadetlerini mübarek etsin, hepsine uzun ömür versin, Tatar ailesine selam ediyorum.

İnanamıyorum, gidip ben mi tarif edeyim orada, ben nasıl oluyor anlayamıyorum ki. Adam nasıl orada çocuğu çeker adamı çeker de bilmem. Bir vatandaş gördüğünde, darmadağın etmesi lazım onları. Devlet hükümet yetki versin bak, olmuyor bu. Bu kötü bir görüntü veriyor, sıkıyor bu bizi. Ne diyeyim ben daha nasıl konuşayım? Ben orada olsam, müsaade etmem. O çocuğa hiçbir şey yapamazlar, adama da bir şey yapamazlar kardeşimize, müsaade etmem seyretmem yani. Her ne pahasına olursa olsun seyretmem. Vur eline düşür elinde silahı. Buna nasıl müsaade ediyorsun mübarek? Ama tabii vatandaş bunu yaptığında, “adamın elini niye kırdın” diyor. Kanunda düzenleme yapalım, böyle olmaz. Askerin polisini eli gevşesin, vatandaşın eli de rahatlasın. “Ulan ne istiyorsunuz” dersin, bir ona, bir ona konu biter, darmadağın olurlar. Zaten bunlar kahpe kalleş korkaklar, darmadağın olurlar. Kanunla hukuka gereğini yaparız, hepsini de alır hapse götürürüz.

Türk Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın 3 ayda kurtardığı kaçak göçmen sayısı, 48 bin 118. İşte bu insanlar benim görüşüm, Türk nüfusuna kayıtlarını yaptırsınlar, Türkiyeli olsunlar, vatandaş olsunlar. Baya kaliteli güzel insanlar.

Ama tabii Türkiye’yi de seyrediyor Avrupa. O onların küçük düşmesine sebep oluyor. İleride konuşacak halleri de kalmadı şimdi de konuşacak halleri kalmadı. Yani Macaristan bir daha nasıl insanlıktan, sevgiden, barıştan, kardeşlikten bahsedecek? Nasıl zulmü teline edecek? Jiletli telle sarıyor. Çoluk çocuk geçerken eli yüzü yırtılacak jiletli tel. Sahile vuran o çocuk da, PYD zulmünden kaçtığı için bu durum oluştu. Kobanili bu aile. Kürt dünya tatlısı. Hem PYD zulmü var Kobani’de hem de koalisyon uçaklarına her noktasını bombalattılar o uçakların. PYD’liler bombalatıyor. Kendi şehirlerini yerle bir ediyor Amerika, alkışlıyorlar, helal diyorlar ne güzel yapıyorsun ya diyorlar. Yağcı, aşağılık, karaktersiz PYD. Ahlaksız herifler, bak bu PYD’nin zulmünden orada çocuk rahat etse kaçar mı? PYD zulmünden kaçıyorlar. Çocuk Kobanili. Türk askeri girsin Kobani’ye, burada ki PYD’lileri darmadağın etsin. Kobani Türkiye’nin kontrolünde olsun. Yani ben anlayamıyorum bu olayı. Temizlesin geri çekilsin. Hepsini tutuklasın alsın götürsün.

Namık Kırmızı asker alınması olayına karşı. Kardeşim beş ay, altı ay alınır asker. Konu biter, terhis eder gönderirsin. Büyük bir şeref olur onlar için. Çok büyük bir şeref olur. Bölgeye özel harekat gitti buradan kamyonlarla, otobüslerle ama operasyon yapılmıyor. Ama iş başka bir konuya müteakip olduğunda mesela IŞİD yönelik olduğunda obüsler, havan topları, sahra topları ağır silahlar hemen bölgeye sevk ediliyor. IŞİD bizle işi yok. zaten bizim sınırlar PKK’lı kaynıyor. Bizim IŞİD’le ne işimiz var. Özel harekat gitti. Hiçbir şekilde harekât yok. Hallaç pamuğuna çevirsin yer yeri özel harekat. Devletin elinde çok fazla fotoğraf ve belge var. Amerika’nın PYD silah yardımı yapması, Almanların silah yardımı yapması gibi. Bu fotoğraf ve belgeleri basına servis etsin, devlet yahut hükümet kimse yetkililer. Bu adamları rezil kepaze edelim.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey Konya’da bu akşam Türkiye Letonya maçı vardı. Konyalı taraftarlar en az on dakika ya Allah Bismillah Allah-u Ekber diye tekbir getirmişler. Tekbire başladıktan bir iki dakika sonra Türkiye gol atmış.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Konya kardeşim.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğraflar vardı. Stadı da süslediler. Şehitler ölmez vatan bölünmez şeklinde süslemişler. Aslan, aslan Konya’dan koç yiğit çıkıyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ankara’dan da güzel faaliyet haberimiz var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Duyalım dinleyelim, bereketlenelim.

KARTAL GÖKTAN: Ankara’daki kardeşlerimiz, son günlerde çok güzel faaliyetler gerçekleştirdiler maşallah. 17 Ağustos ve 3 Eylül tarihleri arasında Ankara’nın çeşitli semtlerinde kitaplarınızdan ve broşürlerinizden dağıttılar. Dağıtım yer ve tarihleri şöyle; 17 Ağustos’ta Pursaklar da yedi yüz elli adet A9 TV ve Evrim Yoktur broşürü. 18 Ağustos’ta Kızılay’da yirmi beş tane Harun Yahya eseri. 22 Ağustos Pursaklar da yirmi beş adet Harun Yahya eseri. 24 Ağustos da Sıhhiye’de yüz yirmi beş adet Harun Yahya eseri. 24 Ağustos’ta Sıhhiye’de yüz yirmi beş adet eseriniz. 25 ağustos da hava alanı yolu Toki bloklarında dokuz yüz adet A9 ve PKK çözüm broşürü. 27 Ağustos’ta Seyran bağlarında yedi yüz adet A9 ve Çözüm broşürü. 28 Ağustos da İncirli’de otuz adet eseriniz. 3 Eylül’de de Demetevler metro çıkışında otuz adet eserinizi dağıtmışlar, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ankara Ankara olalı böyle olay görmemiştir. Efeler Ankara’yı sarmış. Güzel, çok güzel. Ankara’daki kardeşlerimize helal olsun. Çok güzel yapmışlar. Havadan, karadan güzel.

“Savaşın başlamasından bu güne geçen kırk günde, kırk üç gerilla ölmüş”. PKK’nın dediği bu, kırk üç kişi. Bu bile şüpheli. Bunun cenaze merasimleri olması lazım, o nerede o zaman? Özetle Türkiye’nin üzerindeki iki heyula var. Bir; Türkiye’nin bölünme tehlikesi ve bölünme tehlikesine açıkça yeşil ışık yakacak başkanlık sistemi. Çünkü federasyon getirecektir, büyük bir tehlikedir. İkincisi; PKK bir an önce bitirilmesi lazım. Bu iki tehlikenin bir an önce ortadan kalkması gerekiyor.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Doğu ve Güneydoğu da yüz yirmi aşiret reşide PKK’nın ülkeyi terk etmesini istedi.

ADNAN OKTAR: PKK’nın terk etmesini istediyse yüz yirmi aşiret reisi, bu çok iyi. Ama terk etmezler, yani hiçbir şekilde terk etmezler, azgınlarını daha artırırlar benim kanaattim. Bütün millet nefret ediyor. Zaten bütün Kürt kardeşlerimiz demektir. Yüz yirmi aşiret, zaten tamamı demektir. Yani Kürt kardeşlerimizin bunlardan ne kadar nefret ettiklerini görüyoruz, aşağılık, pislik heriflerden.

Ankara maşaAllah, Volkan, Hüseyin, Fatih, Ertan, Sadullah, Ömer sallıyorlar maşaAllah. İlimle, irfanla çok güzel. Olur mu öyle şey? Her parti ayrı olmasından dolayı, güzel bir siyasi denge oluşuyor. Sen onları karıştırmak istiyorsun birbirine. Bu olmaz, o zaman tek parti olur, Türkiye’de. Tek parti olmayacağına göre elleme, o ayrı parti olsun, sen ayrı parti ol. Kendi gücünle ortaya çık. Yani onun bunun gücü ile değil. Kendi gücünle. Kendi ideolojin ile kendi inanç sistemin ile ortaya çık.

Bunu yapıyor AK Parti, bu sefer iler ki dönemde sekizler onar ayrılıyorlar AK Parti’den, bizim zihniyetimiz ayrı diye. Kendi zihniyetinde kendi elamanlarınla, kendi milletvekillerinle bir şey yap. Sonra birden bire ortada kalacaksın. Mesela büyük kitlevi kopmalar oluyor. Daha öncede oldu, bunu da gördü. Kafalama ile gelen, kafalama ile gider. Buna bileceksin. Esnaf kafalaması yaparsan, bir başkası gelir, o da esnaf kafalaması yapar. Bazı esnaflar için söylüyorum bunu, hepsi için demiyorum, onunla gider. Birden bire, ortada açıkta kalırsın. Bu pantolon değil ki, yama ile örtmeye kalkasın. Bütün olarak kendi oyu olması lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Diyarbakır’ın HDP’li Sur Belediyesi ile 2012 kardeşlik protokol yapan Çanakkale Belediyesi’nin gönderdiği yardımların PKK’ya gitti iddiası, belediye meclisinde sert tartışmalara sebep oldu. AK Partili üyelerin kardeşlik protokolünün iptali talebi, CHP ve MHP üyelerinin talebi ile reddedildi.

ADNAN OKTAR: O kardeşliği niye ortadan kaldırıyorsun? Kardeşlik devam etsin de, malzeme sevki PKK’ya yapıldıysa, gider alırsın. Yani nasıl gittiyse, çünkü hırsızlık olmuş olur o zaman böyle bir şey varsa, PKK hırsızlık yapmış demektir, hırsızlık malına gider el koyarsın. Vatandaş oraya göndermiş, ona göndermemiş.

Allah bu kadar zulmü bu kadar acımasızlığı insanlara gösteriyor ki, Mehdiyet’in kıymeti bilinsin. Çünkü bu acılar görülmeden, insan Mehdiyet’e sığınmıyor. Daha da şiddetlenecek acı, yani bununla kalmayacak, söyleyeyim. Daha şiddetlenecek dedim şiddetlendi değil mi?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Daha da şiddetlenecek, Hz. Mehdi (a.s)’ı insanlar arayıncaya kadar, Allah’tan Hz. Mehdi (a.s)’ı isteyinceye kadar bu devam edecek. Allah, Cebbar ismi ile tecelli ediyor şu an. Allah zorla Mehdisi’ni insanlara buldurtacak ve zorla Mehdisi’nin dünyayı kurtaracak şekilde ortaya çıkaracak. Zaten hadislerde de açık açık görülüyor.

BÜLENT SEZGİN: Allah şöyle buyuruyor, “biz hangi ülkeye bir elçi gönderdiysek, (bir Mehdi gönderdiysek) onun halkı yalvarıp yakarsınlar diye zorluk ve sıkıntı verdik” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet yalvarıp, yakararak buna yaklaşacaklar.

GÖKALP BARAN: “Bize Katından yardım eden yolla diye haykıracaklar” inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ayet bu, Kuran ayeti “Katından bize bir yardım eden yolla (Nisa Suresi,75) derler” diyor Allah.

BÜLENT SEZGİN: “Bir veli gönder derler” diyor.

OKTAR BABUNA: Bediüzzaman Hazretleri “Hamiyeti İslamiye feveran edecek” diyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, “baş göz üstüne hemen Hz. Mehdi (a.s) çıkması gerekir” diyorlar da, “hayır öyle değildir” diyor. “İnsanlar öyle sıkılacak, öyle bunalacak ki, diyor, artık bir kurtarıcı arayacaklar” diyor. “Ve Hamiyeti İslamiye feveran edecek. Başlarına da Hz. Mehdi (a.s)’ı geçirip, tariki hak ve hakikate sevk edecekler.” Tarik demek; yol demek. “Ben Mehdi’nin pişdar bir neferiyim” diyor Bediüzzaman. “Öncü bir askeriyim. Ona yer hazır eden Dündar’ıyım” diyor. “Çiçekler baharda gelir” diyor, “biz kışta geldik diyor. Acele ettik kışta geldik” diyor, “onlar bahar da cennet asa bir baharda gelecekler” diyor. “Bizde Mehdi ve talebelerini kabrimizden seyredip, Allah’a şükredeceğiz” diyor.

ENDER DABAN: Ayette Allah, şeytandan Allah’a sığınırım “öyle dayanılmaz bir zorluk gelecek ki, Allah’ın yardımı ne zaman diyecek” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet.

Hiçbir Müslüman toprağı bombalanmaz. Bombalama haram. Çünkü bilmiyorsun o altta kimler var. Çoluk çocuk, kadın herkese isabet ediyor. Bu Amerika’nın acımasızlığının dünyaya bir yansıması. Böyle şey olmaz.

Eyüp; “Ağabey, neden gerçek kedi yok” diyor, “kedi getirip gösterin” olur. Çok güzel kedilerimiz var, getirebiliriz.

Cankat Şamil Aydın; “1998 ve 2002 arasında neredeyse terör hiç kalmadıydı” diyor. Doğru.

Murat İpek; “Atatürk hakkında görüşlerinizi merak ediyorum.” Ama bak, bizi hiç izlemiyorsun demektir. Kitaplarımızı okumuyorsun, sitemize girmiyorsun. Olmaz. Öyle hazırcı olma. Gir sitelerimize bak. Atatürk hakkında mebzul miktarda kitabım var, git o kitapları oku.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey A9.com.tr’den arkadaşımız ulaşabilirler videolara.

ADNAN OKTAR: Tabii, bir daha söyle.

BÜLENT SEZGİN: Harunyahya.org’dan ulaşabilirler. Ve A9.com.tr sitesinden, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Komiklik yapan filozof ismi; “Peki, IŞİD silahları kim yolladı” diyor. IŞİD’in silaha ihtiyacı yok, gasp ederek alıyor. Silah ihtiyacı oluyor, Irak’a saldırıyor, alıyor. Mesela yine silaha ihtiyacı oluyor, Suriye saldırıyor alıyor. Alman silahları geldi şimdi YPG’ye, yakında hepsini toplarlar onların. Yalnız bir arada olmalarını istiyorlar, silahın ve merminin çok olmasını istiyorlar. Bunu bekliyor. Bu yeterli çoğunluğa ulaştığına dahil onlara bilgi geldiğinde, çöküp alıp çekip gidiyorlar. Dolayısıyla Türkiye’nin silahın ihtiyacı yok onların. Türkiye’nin zaten Makine Kimya silahları var elinde. Onu alsa zaten görülür. Hep Alman yapımı, Amerikan yapımı, Çin yapımı, Rus yapımı silahlar.

CAN DAĞTEKİN: Adnan Bey siz daha öncede söylemiştiniz, Kobani’den çıkın demiştiniz PYD, silahlarınız alırlar tekrar IŞİD diye, aynısı olmuştu.

ADNAN OKTAR: Tabii baskın yaptılar, hepsini ellerinden aldılar. Amerika havadan baya silah attı onlara, geldi adamlar hepsini toplayıp götürdüler. Fotoğrafları da var. Amerika’nı gönderdiği jeepler, askeri jeepler o büyük var ya, tanklar hepsi ellerinde. Bu abrams tankları var ya gelişmiş, onlara da el koymuşlar.

Veysel Yıldırım, tabii ki Türkiye’ye gel.

Hakan Tan; “Hocam, bölgeyi iyi bilen Cübbeli emekli komutanlarımızdan istense, seve seve hizmet eder.” Tabii, çağırsalar paşaları, eski paşaları gayet güzel hizmet eder. Özellikle Osman Paşa. Paşam şurayı bir temizle deseler, Osman Paşa büyük bir heyecanla, zevkle yapar bu işi.

“Canım Hocam Adnan Bey” diyor. Sadece Adnan Bey demesi yeterli. “Her zaman ki gibi çok heybetli, çok yakışıklı çok nurlusunuz. Sizi Allah için çok seviyorum” diyor Şema. “Sizin gibi güzel oynayan hiç kimseyi görmedim. Aslan delikanlısınız. Kaşıkla oynamak size çok yakışıyor” diyor. Ankara’dan geldiğimiz için Seymenler biliyorsunuz kaşıkla oynarlar.

“Hocam hayırlı geceler” diyor, “ailecek kalabalık bir topluluk olarak sizleri izliyoruz” diyor, Kaya.

Gökhan; “Hocam, sizleri çok seviyoruz” diyor. “Allah yolunuzu açık etsin” diyor, Gökhan Çakmak.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey bir resim gösterecektim, Ağustos ayı boyunca Suriye’de can kayıplarını gösteren bir çizelge. Toplam 1964 kişi can kaybı var. Bunların kırk dokuzu işkence altında olmuş. Yüz doksan üçü kadın, iki yüz yirmi ikisi çocuk. Sadece Ağustos ayında.

ADNAN OKTAR: Bu sadece tespit edile bilenler. Tespit edilemeyen o kadar çok ki. Bombardıman yapıyor, bina altında kalıyorlar. Tek tek sayılıyor değil.

Dünya karmakarışık görülüyor. Halbuki, o karmaşıklığı en ince detayına kadar yaratan, Allah. Her gün olaylar oluyor, şehitler oluyor, bombalamalar, her şey oluyor. Allah’ı ilgilendiren, sevdikleriyle, sonsuza kadar beraber olmaktır. Allah yalnız olmak istemiyor. Ama meleklerle de sadece yalnız yaşamak istemiyor. Sonsuza kadar Allah yaşar. Başlangıcı da yok, sonu da yok biliyorsunuz Allah’ın. Ama insanın başlangıcı var, sonu yok, Allah’ın ruhundan üfürüldüğü için, Allah’ın ruhunu taşıdığı için. Ama sevdiklerinden Allah’ın razı olması gerekiyor. Şimdi melek olduğunda ne oluyor, melek kötülüğü bilmiyor. Yani kötülük yapmayı bilmiyor, yapamıyor. Korkmayı bilmiyor, üzüntüyü bilmiyor. Yani negatif hiçbir şeyi bilmiyor, bünyesinde yok. Allah’ı çok seviyorlar. Sürekli secdedeler. Sürekli rüku ve kıyam halindeler ve bundan da çok memnunlar. Bizim bilemeyeceğimiz bir şekilde yorulmuyorlar ve dehşetle haz alıyorlar, rükûda kalmakta, secdede. Ama Allah insan da olduğu gibi, onlardan o şekilde razı olmuyor. Allah aşkın tam olmasını istiyor. İnsan da o kadar belanın derdin içinde O’nu sevdiğinde, tam Allah’ın istediği aşk oluyor işte. Gerçek aşk oluyor. Yoksa insan da adam diyor ki “ben seni seviyorum.” Neyini; parasını, gençliğine, arabasına, adam ömrü boyunca kuşku içinde kalıyor. Hiçbir şekilde o sevgiyi hissedemiyor. Mesela Peygamberimiz (s.a.v)’in hanımları seviyorlardı, 63 yaşında evlendiği hanım 18 yaşında. Belli ki Allah’ın rızası için evlenmiş. Demek ki, aşk evliliği, gerçek aşk evliliği. Ama çıkar evliliğinde, müthiş bir gerilim kavga olur. Sevgisizlik diz boyu olur. Onun için Allah, gerçek aşkla sevilmeyi istiyor. Allah aşkı düşünüyor, o kadar. Bir avuç sevdiği var, bir avuç derken belki en en sevdikleri yüz kişidir, en fazla sevdikleri. İkinci derece sevdikleri bin kişidir. Üçüncü derece sevdikleri on bin kişidir. Dördüncü derecede sevdikleri yüz bin kişidir. Bir kademe daha bir milyondur. Cennet o kadar kalabalık değil. İnsanlar çok çok kalabalık sanıyor, öyle bir şey yok. Çünkü insanların çoğu insan değil bir kere. İnsan gibi görünen varlıklar. Birçoğu zombi. Gerçek insan nadir olur. “Mehdi devrinde” diyor Peygamberimiz (s.a.v), “insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki.” Bak “Mehdi devrinde insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, kişi o gün ailesi ile birlikte bir gemiye dolup kaçmak isteyecek.” “Fakat” diyor Peygamberimiz (s.a.v), “denizin dalgaları içerisine düştükleri bela, daha önceki beladan daha şiddetli olacak” diyor. Aynısı değil mi şu an? Aynısı. Nuaym Bin hammad kitabu’l fiten. 1294 numaralı hadis. Ahir zamanı aynısıyla tarif ediyor Peygamberimiz (s.a.v). Mesela Allah, Mehdisi’ni seviyor. Sırf Mehdisi için meydana getirdiği olaylar, milyonlarca olay. Bombalamalar oluyor, olaylar oluyor ama kıyamette gelmiş dünyaya dayanmış. Melekler kıyameti geri çekiyorlar. Yapışamıyor dünyaya, yapışsa darmadağın edecek. Bekletiyorlar, çünkü Hz. Mehdi (a.s) var. Peygamberimiz (s.a.v) “bak bir gün kalsa” diyor, “kıyamete bir gün kalsa, Allah benim evlatlarımdan Mehdi’yi gönderir, fesadı izale eder” diyor, “kıyamet durur” diyor. Kıyametin duracağına Hz. Mehdi (a.s) vesilesi ile duracağına, onlarca hadis var çok fazla. “Mehdi vesilesi ile kıyamet durur” diyor. Bak öbür hadislerde diyor. “Bir saat Mehdi yeryüzünde olmasa, yeryüzü allak bullak olur” diyor, “kıyamet kopar” diyor. Bir saat.

BÜLENT SEZGİN: Allah, “Sen içlerinde olduğun sürece, Allah onlara azap edecek değildir” diyor, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Mesela geçenlerde okuduğum hadislerde gördünüz. “Kısa bir süre dünya ile ilişkisi kesilse, bir sat ilişkisi kesilse, dünyayı Allah yerle bir eder” diyor. Sırf Hz. Mehdi (a.s) vesilesi ile devam ettiriyor Cenab-ı Allah. Allah sonra Mehdisi’ni alıyor, manevi bağrına basıyor. Onu ilgilendiren o, Hz. Musa (a.s), Hz. İbrahim (a.s), Hz. Mehdi (a.s), Hz. Muhammed (s.a.v). Mesela Peygamber (s.a.v)’e “Habibim” diyor, sevgilim. Çok seviyor. Hz. Mehdi (a.s)’ı çok seviyor. Hadiste görüyorum “Mehdi’yi seviyorum, onu seveni de seviyorum” diyor.

Bak diyor ki Ebu Harese’den Muhammed Bakır (a.s) Peygamberimiz (s.a.v)’den mealen buyuruyor: “Resulullah ferman etti. “Eğer imam Mehdi yeryüzünden bir saat çekilse, tıpkı denizin ehlini boğduğu gibi yeryüzü kendi ehlini yutar.” Denizden kastı da, belki esiri kastediyor. Esir, çünkü bir anda istese bütün dünyayı eritir yok eder, Allah’ın dilemesiyle, darmadağın eder. (Elkafi, cilt 1, sayfa 137)

Ebu Hamza’dan: “Allah’ın kullarından hücceti olan İmam Mehdi olmasa” dünyada olmasa, “yeryüzü baki kalmaz, helak olurdu” diyor Peygamberimiz (s.a.v). (Elkafi, cilt 1, sayfa 137)

Yoksa “PKK şunu yaptı.” PKK’yı, Allah istese darmaduman eder. Mesela IŞİD’i bir salar üstlerine, üç-beş saatte hepsini bitirebilir IŞİD. Mesela iki bin, üç bin kamyonla girerler, geri kalanı da tararlar otomatik silahla, hepsini bitirirler. Çünkü hazır mevzi arayıp bulacakları bir şey de yok. Ayette diyor ki, evlerin aralarına kadar girip güçlü kullarım aradılar” diyor. Şimdi Türk askeri bunu yapacak, o ayetin tecellisi olarak. Bak “evlerin aralarına kadar girerek” diyor. “Ev ev arayıp, onları helak ettiler” diyor, Allah ayette.

“Dünyadan bir gün bile kalsa” diyor Resulullah (s.a.v), “Allah-u Teala, o günü uzatıp benim ehlibeytimden Mehdi’yi dünyaya hakim kılmak için gönderecektir.” Bak bir gün kalsa. El-Kavlu'l muhtasar fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, hadis numarası 37.

İmam Bakır İmam Mehdi’yle ilgili olarak, hep bunlar on iki imam, İmam Bakır. “İmam Mehdi hakkında şöyle buyurmuştur: “Yeryüzü, Hz. Mehdi için dönecektir.” “Şu an dönüyorsa, Hz. Mehdi (a.s) için dönüyor” diyor. Millet çek, senet imzalasın, araba yarışları yapsın, futbol turnuvaları düzenlesin diye değil. “Hz. Mehdi için dönüyor” diyor. Bu nerede? Kemalüddin cilt 1, bab 32, he 16, sayfa 603.

“Benim ehli beytimden Hz. Mehdi (a.s), bütün dünyaya hakim oluncaya kadar günler ve geceler bitmez.” Yani kıyamet kopmaz. (Ennecmüssakip Ukaylinin)

Bak diyor ki Peygamberimiz (s.a.v); “Dünyada tek bir gün kalsa bile kıyamet kopmadan, Allah o günü uzatacak. Adı adıma, babasının adı da babamın adına uygun ehli beytimden Mehdi gelecek ve dünyayı ıslah edecek” diyor. (Ebu Davut ve Tirmizi büyük hadis külliyatı, Rudani 5. cilt.)

Tirmizi, bak sahih hadis imamı, ehli sünnetin hadis imamı. Sahih diyerek, sahih ne demek? Doğru. Ebu Hureyre’den tahric etti, sahabeden. Buyurdu ki; “Resulullah ferman etti. Eğer dünyadan bir gün bile kalsa Allah, Mehdi’yi idareyi ele alıncaya kadar, o günü uzatırdı.

Hasan bin Süfyan Ebu Hureyre’den tahriç ettiler ki; “Eğer dünyadan bir gece bile kalsa” bir gece, o çok manidar bir gece. Sabahına kıyamet kopacak artık. “Eğer dünyadan bir gece bile kalsa, Allah o geceyi uzatır, o günü uzatır ve ehli beytimden Mehdi’yi melik kılar” yani lider yapar. Allah onu uzatır, geceleyin kıyameti kopartmıyor. Vakti uzatıyor yani.

İbn-i Mace, Ebu Nuaym ve Ebu Hureyre’den tahric etti. Bak, önü sonu yok görüyor musunuz hadislerin? “O dedi Peygamber (s.a.v) ferman etti. “Eğer dünyadan bir gün kalsa, Allah o günü uzatır ve ehli beytimden Mehdi’yi melik kılar. O İstanbul’u ve Deylem Dağları’nı fetheder.” Manen. Ucu bucağı yok. İmam Ahmet, Ebu Davut ve Hasen ve sahih diyerek, Tirmizi, İbn-i Mesut’tan tahriç ettiler. Bak kaç tane ehli sünnet imamı sahih, doğru hadis diyorlar. “O dedi Peygamber (s.a.v) ferman buyurdu: “Dünya Müslümanlara ehli beytimden Mehdi’yi melik alana kadar yıkılmayacak ve gitmeyecektir. Onun ismi ismime uyacaktır.”

Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki; Bu Peygamberimiz (s.a.v)’e gök yüzünde, miraçta Hz. Mehdi (a.s) gönderiliyor uzaktan. Diyor ki Peygamberimiz (s.a.v)’e Cenab-ı Allah; “Bu kaim Mehdi’dir. Helalimi helal edecek, haramımı ise haram edecektir. Düşmanlarımdan da intikam alacaktır. Ey Muhammed onu sev, çünkü Ben onu seviyorum, onu seveni de seviyorum.”

Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki; “Işık gibi parlıyordu” diyor “imamların içinde, diğerlerinin içinde, “Ya Rabbi bu kadar nurlu olan, bu kadar ışıklı olan şahıs kimdir” diyor. “O Mehdi” diyor Cenab-ı Allah. “Ben onu seviyorum, sen de onu sev” diyor. MaşaAllah. Ama insanlar bilmeyecek. Üç yüz on üç kişi niye olsun? En küçük tarikat bile üç yüz on üç kişi olmaz. En alelade cemaat bile üç yüz on üç kişi olmaz. “Herkes ona” diyor “tavır alacak. Talebelerine tavır alacaklar. Cenazelerine gitmeyecekler. Onlara iş vermezler” diyor. “Hasta olsalar, ziyaretlerine gitmezler” diyor. “Herkes onlara tavır alır. Sayıları üç yüz on üç kişi kadardır. Onlarla İslam’ı dünyaya hakim edeceğim” diyor, Allah.

“İbn-i Şirin’den nakledilmiştir: “Mehdi, Ebu Bekir ve Hz Ömer (r.a)’dan üstündür.” Bak sahabelerden üstün diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Ebu Bekir (r.a)’e dediler ki; “Mehdi Ebu Bekir ve Ömer (r.a)’dan üstün mü olacak? Ebu Bekir diyor ki; “Bazı peygamberlerden bile üstün olacaktır. Bazı peygamber, o kadar çok ki üstün olduğu peygamber, çok fazla. (Berzenci Kıyamet Alametleri, sayfa 193)

Miraç gecesi Allah Acze ve Celle Cenab-ı Allah, Resulullah (s.a.v)’e vahyediyor, ''Ey Muhammed, Onları görmek ister misin?'' diyor. Daha önce konuşmuşlar aralarında. ''Onları'' deyince, zaten hemen anlıyor. Cenab-ı Allah, konuşmuşlar. ''İsterim ya Rabbim'' dedim. '' Şöyle buyurdu, Cenab-ı Allah, ''Öyleyse biraz ilerle'' diyor. ''Biraz ilerleyince'' diyor, Hazreti Ali (k.v)’nin evlatlarının hemen hemen hepsini görüyor. Ama ''Kaim Mehdi, onların içinde parlayan yıldız gibiydi'' diyor. Abartılı bir ışık ve nur var. Ve soruyor Peygamberimiz (s.a.v) ''Kimdir bu?'' diyor. ''Kıyam edici İmam Mehdi’dir'' diyor. ''Helâlimi helâl edecek, haramımı ise haram edecektir. Düşmanlarımdan da intikam alacaktır.'' Ne ile? İlimle irfan. İrfan ve ilim, Hz. Mehdi (a.s)’ın silahı.

''Ey Muhammed'' diyor, ''Mehdi’yi sev. Çünkü Ben, onu seviyorum'' diyor, Cenab-ı Allah, ''onu seveni de seviyorum'' diyor.

Dünyanın şu an hallaç pamuğu gibi olmasının nedeni Hz. Mehdi (a.s)’dır. Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhurudur. Allah'ı bu ilgilendiriyor. “Meydana gelen şiddet ve dehşet, Beni hiç ilgilendirmez'' diyor Allah. ''Ve Ben korkmam bundan'' diyor. ''Meydana gelen neticeden, Ben korkmam” diyor. ''Bu sizin için'' diyor, yani ''o size öyle gelir'' diyor. ''Dehşet salacağım, şiddet de uygulayacağım, her şeyi yapacağım, Mehdi'mi başa geçireceğim'' diyor, Allah. Çünkü insanlar anlamazdan geliyor. Anlamazdan gelince felaket, yağmur gibi yağıyor. Ama anlarsan durduruyor, Allah. Bereket veriyor, bolluk veriyor, zenginlik veriyor. Mesela bak, Hz. Mehdi (a.s) zuhur ediyor, akıl almaz bir zenginlik. Daha önce yapsa yine olurdu o zenginlik, aynısı olurdu. Bütün mesele, Allah'ın dediğini yapmada. Allah'la zıtlaştığında, felaket yağmur gibi yağıyor. Bak Hz. Mehdi (a.s) bu kadar değerli olmasına rağmen, bak kıyamet, onun sebebine kopmuyor. Adam onun sayesinde yaşıyor, haberi yok. O futbol muhabbeti yapıyor ama yaşamasının sebebi Hz. Mehdi (a.s), haberi bile yok. Bak ama diyor ki ''Evleri sırtlarındadır, Hz. Mehdi (a.s) talebelerinin. Eğer hazır olsalar tanınmazlar, eğer kaybolsalar aranmazlar. Kimseyi ilgilendirmez'' diyor. Yani o kadar kin oluyor. ''Hasta olsalar bile kimse onların ziyaretlerine gelmez, eğer evlenmek isteseler, kimse onlarla evlenmez. Eğer ölseler, cenazelerine kimse katılmaz. Onlar mallarını aralarında eşit olarak paylaşırlar ve birbirlerini ziyaret ederler'' diyor. ''Ayrı şehirlerde olsalar dahi, istekleri hep aynıdır. Onları yeryüzünün kenarlarında ara'' diyor. ''Evleri sırtlarında'' ne demek? Bir gün orada, bir gün orada, bir gün orada.

''İmam Mehdi ve talebeleri Bedir Ashabı kadardır'' diyor, 313. ''Evvelkiler, Hazreti Mehdi ve Cemaatini geçemediği gibi, sonrakiler de Mehdi ve Talebelerine yetişemezler.'' Evvelkiler de yetişemiyor, ''sonrakiler de yetişemez'' diyor. Bunda bir fevkaladelik var. ''Onların sayıları, Talut ile nehri geçenler kadardır.'' Yine 313 kişi. 313, masonlukta da önemli bir sayıdır.

Abdülaziz bin Müslim şöyle rivayet etmiştir: ''İmam Mehdi, ufukta doğan bir'' bak ''doğan bir güneş gibi nuruyla bütün alemi aydınlatır.'' Onun nuruyla dünya aydınlanıyor. ''İmam Mehdi, parıldayan dolunaydır. Parlak bir çıra'' bak parlak bir çıra ''aydınlık saçan bir nur'' Kuran'da var ya ''bir çerağ'' ''aydınlık saçan bir nur, zifiri karanlıklarda yol gösteren bir yıldızdır.'' Hepsi Kuran'dan olan kelimeler, ''zulümatlardan karanlıklardan aydınlığa çıkarır'' diyor ya. Usûl'ül Kâfi El Usûl Min'el Kâfi El Kuleyni, cilt 1, Sayfa 280-281.

Peygamberimiz (s.a.v), Hz. Mehdi için: ''Dinin Üstadı'' diyor. ''Üstad'' diyor, o da çok manidar. Nahc El Belağ, ''İnananların prensi'' bak ''İnananların prensi.” Resulullah (s.a.v) dedi ki, ''Dinin Üstadı'' bak ''Üstad'' diyor Peygamberimiz (s.a.v). ''Dinin Üstadı (Mehdi) kendisiyle birlikte olan'' bak kendisiyle birlikte olan ''bağlıları ile yolculuk eder'' arabada gider yani birlikte giderler ''talebeleri son bahar bulutları gibi onun çevresinde toplanırlar.'' Yani ''bir topluluk oluştururlar'' diyor. Gaybet Kitabı Allâme Muhammed Bakır El Meclisi, sayfa 182.

İşte Şiilerin güzel yönü bu, Hz. Mehdi (a.s)’a aşıklar ama delice bir aşk, bütün hadisleri saklamışlar. Hazreti Ali (k.v)’ye de müthiş bir sevgileri var. Ben, bugün onu da konuştum. Ya bu ne aşktır? Bin dört yüz yıldan beri, o aşkta en ufak bir azalma olmamış. Nasıl bunu diri tuttunuz, nasıl bu aşkı böyle söndürmediniz, helal olsun size. Yani çünkü orada çektikleri acı çok elim olmuş. Hazreti Ali (k.v), çok güzel çok yakışıklı, çok nurlu, çok güzel. O mübareğin yüzüne, biliyorsunuz zehirli kılıç vurdular, zehirli. Suratını yardılar, o mübarek sakallarına aktı kan. Vefat edip etmeyeceği şüpheliydi. Ama gittikçe kan kaybediyor, kan durmuyor, kan verme de yok o zaman. Yani şimdiki gibi değil. Kan kaybını bir türlü durdurmuyorlar, atar damarı kestikleri için. Bir süre sonra Şahadet mertebesine ulaştı. Zehrin de etkisiyle vefat etti. ''Mezarımı gizli bir yere defnedin'' dedi. ''Beni, gizli bir yerde defnedin'' dedi. ''Mezarım gizli olsun'' dedi. Çünkü adamlar çok ahlaksız. Taraftarlarında akıl almaz bir kin, onu şehit edenlere karşı. Ama akıl almaz bir nefret ve Hazreti Ali (k.v)’ye karşı da müthiş bir muhabbet ama tarif edilemeyecek bir muhabbet. Bunu nasıl muhafaza ettiniz mübarekler? Bak nesilden nesile, nesilden nesile hiç bir değişiklik olmamış sanki Hazreti Ali (k.v) yeni şehit edildi, hiç bir değişiklik yok. Helal olsun Alevilere, helal olsun Şiilere. Yüz binlerce, milyonlarca kere helal olsun. Bu ne güzel bir insanlıktır, bu ne güzel bir vicdandır, ne yüksek bir asalettir. Nasıl ağlıyorlar, vefat yıl dönümlerinde yani daha yeni vefat etmiş gibi. O çektikleri acıdan kendilerini yaralıyorlar biliyorsunuz, vücutlarını yaralıyorlar. Izdırabın şiddetine bak. Ve babadan oğla, babadan oğla, babadan oğla bu öfkeyi ve Hazreti Ali (k.v)ye olan muhabbeti muhafaza etmişler. Ve Allah o yüzden de bereket veriyor onlara ehli beyt sevgisindendir, şu an ki güçleri. Mesela İran'a Allah'ın öyle bir güç vermesi, ehli beyt sevgisidir. Yedi düvel karşısında, hiç bir şey olmuyor. PKK'ya koydu mu oturtuyor. Bizdeki gibi masaya oturup ''ne istiyorsunuz? Anlatın” falan demiyor İran. Bunlar bir ara kudurdular ''ne istiyorsunuz lan?'' dediler bunlara, dağları cehenneme çevirdiler. Yani PKK'lı cesetleri bulunamadı. Yani karbon bulundu dağlarda karbon, insan kalmadı yani. ''Eşek herifler'' dediler, ''bundan sonra tek bir İran vatandaşını, eğer PKK'ya kaydederseniz, alayınızı yok ederiz'' dediler. ''Aman Ağabeyim'' dediler bunlar, hazır ola geçtiler, ''ne istiyorsanız yapalım'' dediler. Yani kavunlarını yemeyi kabul ettiler artık o derece, ''ne istiyorsanız yapalım'' dediler ve asla ve kat'a bir daha kepazelik yapmadılar. ''Gösteri yapabilir miyiz?'' ''Yaparsınız'' diyorlar ''ama bizim gösterdiğimiz şehirde, bir köşede toplanacaksınız, adam gibi kıyafetiniz olacak'' diyorlar, ''ellerinizde küçük kartonlar, nezaketli bir üslupla o şekilde yapabilirsiniz'' diyorlar. O da Avrupa ve Dünya'ya görünsün diye yani hiç ret olmadığını. ''Ciğerinizi sökeriz'' dedi İran. Köpek gibi korkuyorlar. ''Asla'' diyorlar, ''İran'a yönelik bir hareket yapamaz.'' Halbuki Türkiye'den çok çok fazla Kürt var İran'da. Nefes dahi alamıyorlar PKK'lılar. ''Sıkıysa bir yapın'' dedi İran. Bir kere tokatladı, işi bitirdi. Hayır, ''Biz adamları karbona çevirelim'' demiyorum ben. Ama bu eşeklerin -eşek bunlardan çok üstün- eşek demeyelim de, mahlukat. Çünkü Eşek çok tatlı bir varlık, eşeğe hakaret olur bu. Mahlukat diyelim yani pislik mahlukat, bunlara hakkıyla bir ders verilse, bunlar bir daha ötmez. Bir türlü bunu yapmadılar gitti. Yapsalar, iş bitecek yani. Ama önce ilim ve irfan, akılla. Buna yanaşmıyorlar.

Evet, insanların çoğu tabii insan değil, yani birçoğu ölüdür, zombi varlıktır. Yani ruhsuz, ölülerdir. İnsan sayısı çok azdır. İnsan, insanı bulmaya gayret etsin dünyada. Yani ölü olduğunu anladığında, hiç uğraşmasına gerek yok. Ölüyse, uzak durmak lazım. Ölüler, ölülerle beraber olurlar. Ölü, anlattığını anlamaz zaten, insan anlar. Ruh sahibi oluyor onlar, anlatırsan anlar. Milyonlarca, milyarlarca zombi var. Ahirette insanlar görecek onların ölü olduğunu. İmtihan için özel yaratılmış varlıklar, onların içinde yaşıyorlar. Yani onların ölü olduğunu bilse insan, aklını atar insanlar. Ölüyle beraber yaşamak ne demek değil mi? Lokantaya gidiyor mesela otuz kişi ölü, yemek yiyor. Diskoya gidiyor mesela yüz elli kişi ölü, ölüler dans ediyorlar. Adam nereden bilsin? Bilse, feryat figan kaçar sokağa deli gibi kaçar yani farkında değil. Cinler, şeytanlar cabası, yani bir perde açılsa gözünden, aklını atarlar.

GÖKALP BARLAN: Şöyle buyuruyor Yüce Rabbimiz; Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım ''Andolsun, sen ölülere söz dinletemezsin ve arkalarını dönüp kaçmakta olan sağırlara da çağrıyı da işittiremezsin. Körleri de düştükleri karanlıktan çıkarıcı değilsin. Sen ancak bizim ayetlerimizi iman edenlere işittirebilirsin-ki, onlar zaten Müslümanlardır.''

ADNAN OKTAR: Tabii, bunu bilmedikleri için kendilerini çok yoruyorlar. Peygamberimiz (s.a.v)’e de Cenab-ı Allah diyor, ''neredeyse kendini helak edeceksin'' diyor. Çok üzülüyor Peygamber (s.a.v) ''onlar iman etmeyecek'' diye. Halbuki onlar ölü. Ölü olduğu için. Mesela Peygamber, her türlü delili veriyor. Hayretler içinde kalıyor adam, ''Nasıl inanmaz bu?'' diyor. Harikaları gösteriyor yine inanmıyor. Halbuki öyle yaratılmış o, sonsuza kadar öyle. Allah diyor ya, ''Geri döndürsem dünyaya yine böyle yaparlar'' diyor. Yani sonsuza kadar böyle olduklarını söylüyor Allah. ''Onlar ölüdürler'' diyor. ''Siz onları diri zannediyorsunuz, onlar ölüdür'' diyor ''İşitmezler, duymaz ve görmezler'' diyor, ''kalp gözleri de kördür'' diyor. Müteşabih zannediyorlar, hani böyle teşbih zannediyorlar. ''Ölü'' diyor Allah, ölü. ''Siz onları canlı zannediyorsunuz, onlar ölüdür.'' Daha nasıl söylesin Allah? Açık konuşuyor işte ''ölüdür'' diyor. ''Mevt'' diyor, ''Mevta'' ölü. Diriye ''diri'' diyor ''Hayy’dır'' diyor mesela, Allah. ''Hayy'' ''Ölü'' diyor işte ''Mevta'' diyor.

Ama bu Hazreti Ali (k.v)’ye olan sevgilerinden dolayı tekrar tekrar tebrik ediyorum. Dedeme olan muhabbetleri, müthiş. Ankara'nın Karaşar Kasabası vardı, Alevi köyüydü, saf Oğuz Türküydü, bu hepsi çekik gözlü falan. Hazreti Ali (k.v)’ye aşıktılar. Düğün yapmışlardı yer gök inliyordu böyle Hazreti Ali (k.v)’nin türküleriyle. Bayağı sevgi dolular, maşaAllah.

Şu Hazreti Ali (k.v) sevgisine bak, şu güzelliğe bak. Şu türkünün derinliğine bak. Ve meydana gelen öfkenin ve meydana gelen hasretin güzelliğine bak. Turnalardan soruyor yani müthiş bir şey yani çok çok güzel. Turnalara sevgi, Anadolu'da bütün türkülerde vardır. Hep sevdiğini turnalardan sorar, onlardan haber gelsin diye. Çünkü onlar, binlerce kilometre gidiyorlar, ta Afrika'ya kadar gidiyorlar. Çok tatlı varlıklar, her yeri geziyorlar. Onlarla haber gönderiyorlar ama manen tabii belli ki. Ama sevginin bir tezahürü o.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, bu sene nükleer müzakereler için Viyana'da bulunan İran heyeti, Şiiler için önemli olan 19. Günü Yası için, orada bir odada toplandılar. İran Dışişleri Bakanı da orada gözyaşı döktü. Fotoğrafları da vardı.

ADNAN OKTAR: Bak, şu Hazreti Ali (k.v) sevgisine bak. Şu güzelliğe bak.

BÜLENT SEZGİN: Dönüşte de ilk iş, Hazreti Ali (k.v) türbesine gitti, orada temizlik yapmış.

ADNAN OKTAR: Şu sevgiye bak. Sen böyle olursan, Allah seni payidar eder işte.

BÜLENT SEZGİN: Başlarına Kuran koyuyorlar. Dua etmelerinin sebebi, bu şekilde Kuran'a sığındıkları için, Allah'tan merhameti ummak.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, helal olsun. Ve 1400 sene bu kin gitmemiş ve bu sevgi gitmemiş, ne güzel. Ama Hz. Mehdi (a.s) konusunda tabii Allah bir hikmetle garip bir inanç şeklinde tezahür ettirmiş. Belki korumak için Cenab-ı Allah öyle yaptı. Çünkü bu sevgiyle delirirlerdi Allahualem, yani akıllarını atardılar. Çünkü delice bir sevgi var, Hz. Mehdi (a.s)’a karşı-ki, yakışan da odur, güzel olan da, odur. Yani eğer fark etseler, Allahualem sevgiden öldürmeye kalkarlar, bayağı tehlikeli olur. Allah koruyor. Onun için kuyunun dibinde, şu veya bu şekilde Cenab-ı Allah onları hep oyalamış. Hz. Mehdi (a.s) sevgisi, çok delicedir, Şiilikte Alevilikte yani çok cinnet tarzında bir sevgi vardır, çok coşkundur sevgileri. Bir de çok kabadayıdır Aleviler de Şiiler de, o kendilerine mahsus şiddetli bir kabadayılık ruhu vardır. Ben biliyorum, Ankara'da da biliyorum. Bir fıtrat olarak Allah onlara vermiş. Belki Hz. Mehdi (a.s) rahat etsin, rahat faaliyet yapsın diye Allah, o manevi yetmiş perdeden birini de, o şekilde yaratmış olabilir. Çünkü diyor ki ''Mehdi'nin geleceği zaman belli değil'' zaten bu Hz. Mehdi (a.s)’ı kurtaracak bir şey. İkincisi ''Mehdi'' diyor, ''kuyunun dibinde. Bitti. Yani artık Hz. Mehdi (a.s)’ın korunması tam olmuş oluyor. Belki Hazreti Ali (k.v) söylemiş de olabilir, ''kuyunun dibinde, deyin de benim evladıma bir şey yapmasınlar'' demiş de olabilir. Çünkü Alevi düşüncede yani Şii düşüncede, eğer fitne olacaksa, zulüm olacaksa, maslahat yapılıyor. Yalan değil, maslahat. Mesela adam öldürmeye girdiler de, odanın içine, sen diyorsun ki ''o adamı ben, dün Muğla'da gördüm'' diyorsun. Buraya ''böyle birisi gelmedi'' diyorsun. Adamlar koşarak Muğla'ya gidiyor, adamı kurtarıyorsun. Bu yalan değildir, buna maslahat denilir. Şiilikte de maslahat vardır, Şii inancında. Bunu bir maslahat olarak yapıyor olabilirler. Yani akıl almaz detay. Belli ki ''kuyunun dibi'' olacak iş mi Hz. Mehdi (a.s) yani? Yani gizlenmesi için Hazreti Ali (k.v) bir taktik olarak böyle söylemiş olabilir. Çünkü eğer bizde olan deliller onlarda olmuş olsa, bizim dediğimiz gibi anlatsalar, anında aşikâr olur zaten. Yani yer gök birbirine girer, üçüncü dünya harbi çıkar. Çünkü Hz. Mehdi (a.s)’a dokundurmayacaklar, Amerika aklını atar yani öyle bir şey olsa, Rusya da aklını atar. Yani dehşetli bir korku meydana gelir. Halbuki Hz. Mehdi (a.s) çok halim bir insan, hepsini koruyacak bir insan. Hristiyanları da, Musevileri de koruyacak bir insan. Ama bunu anlatacak zamanı olmaz o zaman. Allah zamana yaya yaya geliştiriyor. Hazreti Ali (k.v) çok zeki. O maslahatın derinliklerinden bir herhalde parça bu anladığım kadarıyla, bir bölüm. Yoksa o kadar bilgisiz olmaları mümkün değil yani. Kuyunun dibinde Hz. Mehdi (a.s)’ın olmadığını onlar da bilir. Koskoca adamlar niye görmesinler? Ama Museviler gibi inançları çok güçlü Şiilerin, Alevilerin bayağı güçlü. Türkiye'de de mesela akıl almaz ezmeye kalktı bazı çevreler. Ne zaman muhafaza ettiniz bu inancı? Nasıl böyle ayakta kaldınız? Hazreti Ali (k.v) sevgisini nasıl böyle muhafaza ettiniz? Hz. Mehdi (a.s) sevgisini nasıl muhafaza ettiniz? Hayret edilecek bir durum. Hizbullah ve Şiiler, Hz. Mehdi (a.s) ismi geçtiğinde, hangisi olursa olsun ''canımız, Allah için kurban olsun o Sultan'a'' diyorlar, Hz. Mehdi (a.s)’ın ismi geçtiğinde. Arapça veya Farsça olarak söylüyorlar, her seferinde. Hz. Mehdi (a.s) ile beraber mücadele ettiğine inanıyor Şiiler ve Aleviler. ''Eğer'' diyorlar ''biz, Hz. Mehdi (a.s) yolunda gayret ederken ölürsek, Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde, Allah bizi diriltecek ve Allah bize Hz. Mehdi (a.s)’ı izletecek'' diyor. ''Onu seyredecek, göreceğiz'' diyorlar. Bu sevgiyle olur. Allah'ın gücü dahilinde bu. Hazreti Ali (k.v) dedem diyor ki bak dünya tatlısı ''Mehdi'nin ilmi, hepinizin ilminden daha çoktur.'' İlim ayrıdır, nâkil ayrıdır. İlim ayrı bir şeydir, ilim akılla bağlantılı bir şeydir. Adam diyor ki mesela ''İlmim çok iyidir'' ilim, bilim adamı olur. Toplar, her şeyi toplar, nakleder. Ehli nâkildir o. İlim ayrıdır, vehbidir ilim. İlim ayrı bir konudur. ''Mehdi'nin ilmi, hepinizin ilminden daha çoktur'' diyor Dedem, Hazreti Ali (k.v). ''Onu görmeyi ne kadar da gönlüm istiyor'' diyor. Bihar'ul Envar, cilt 51, sayfa 115.

Medine Sağlam; ''Peki aynı Şiiler'' diyor, ''Hazreti Ömer, Hazreti Ebu Bekir, Hazreti Ayşe'ye sözüm ona beddua ediyorlar. Namazları kabul olur mu?''

Hiç bir gerçek Alevi, gerçek Şii de böyle bir şey olmaz. Avam içinde bir kısım insanlarda böyle bir şey oluyor. Daha yeni konuştu İran devletinin başı, ''böyle tavırlar çok çirkin ve yanlış'' dedi. Daha ne desin?

Şimdi bitirelim, yarın devam edelim, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımız kısa videolarla devam ediyor. 

Masaüstü Görünümü