Harun Yahya

Sohbetler (7 Eylül 2015; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Dağlıca ile ilgili olarak bugün Genelkurmayımız tarafından açıklama yapıldı. Açıklamaya göre Hakkari Dağlıca’da 16 asker şehit oldu, 6 asker hafif şekilde yaralandı. Açıklamada, terör örgütü PKK’ya ait 6 mağara, 2 depo, 3 barınma alanı, 12 doçka mevzii dahil olmak üzere 23 hedefin vurulduğu belirtildi. Saldırıda Tabur Komutanı Kurmay Yarbay İlker Çelikcan’ın da şehit olduğu duyuruldu. Ayrıca olayın nasıl geliştiğine ilişkin olarak da bazı bilgiler var. Resmi kaynaklara göre iki zırhlı kobra aracımız yol kenarına yerleştirilmiş kablolu patlayıcılar yüzünden şarampole yuvarlanıyor. Ve bu esnada araçlardaki askerlerimiz şehit oluyorlar. Bu olayın üzerine çatışma başlıyor. Dağlıca’da komutanımız da sahaya inerek teröristlerle savaşıyorlar ve komutanımız bu esnada şehit oluyor. Normalde komutanın böyle bir çatışmada üsden çıkmaması gerekiyor ama komutanımız kendi askerleri için öne çıkıyor.

ADNAN OKTAR: İşte çözüm süreci denilen süreç içerisinde adamlar geçiş yollarına plastik patlayıcılar yerleştirmişler. Habire bize hükümet, “kuş sesleri duyuyoruz, betona gömecekler, yavaş yavaş gitmeye başladılar, süreç devam ediyor.” Süreç bu şekilde devam etti. Yani adamlar önemli kilit noktalara bomba yerleştirdiler. Silah sevkiyatı oldu. Ve bunu üç yıldan beri söylüyorum, üç yıldan beri sürekli söylüyorum. Cumhurbaşkanı yeni söylüyor diyor ki, “bunu yapmışlar” diyor. Gece-gündüz söylüyoruz. Bir de Cumhurbaşkanı olarak senin bunu bilmemen mümkün mü? Nasıl bilmezsin, değil mi? Milli İstihbarat var, emniyet istihbaratı var, jandarma istihbaratı var, genelkurmay istihbaratı var nasıl bilmezsin? Buna karşı yapılacak şey; seferberlik ilan edilmesi. Çok fazla askerin, dört milyon asker silahaltına alınırsa altı aylık bir faaliyet içerisinde her yer aranır kazınır halledilir. Bütün yol boylarında kabloların geçeceği bütün alanlar adeta böyle sürülmeli yani toprak taranması gerekiyor kabloların sökülmesi için yol kenarlarından. Mesela en fazla elli santim derinliğinde yapmışlardır. Oturup o kadar derine kablo gömmezler. O kabloları yol boyunu tarayarak hepsini sökmek lazım. Bütün askerlerin geçeceği yollara böyle bomba yerleştirdikleri anlaşılıyor, bunları sökelim. Plastik patlayıcı olunca tabii bunu detektör almıyor almaz. Ultrason tarzı aletlerle bakılabilir. Bombanın öbür türlü tespiti mümkün değil ama kablolar sökülebilir. Pille falan olmaz o, pil zaten kısa sürede tükenir. Kablolu yapıyorlar, genellikle uzun kablo döşüyorlar. Yol boyu tarandığında kablolar sökülür. Kablo söküldüğünde zaten bombanın etkisi de kalmaz. Ama tabii seferberlik ve dört milyon asker olması PKK’nın moralini yerle bir eder. Bu tip olaylar PKK’nın moralini çok yükseltiyordur tabii. Ama özellikle ailelerin ağlaması, tabuta kapanması, feryat etmesi, baygınlık geçirmeleri, asıl PKK’nın istediği bu. Yoksa şehit olsa, tekbirlerle şehidimiz kaldırılsa bu PKK’nın işine gelmez, bu çok rahatsız eder. Çünkü tamam beş kişi, on kişi şehit oluyor ama bütün Türkiye’de müthiş bir manevi gerilim, müthiş bir güç gösterisi, müthiş bir heyecan oluyor. Ve aileler de bundan onur duyuyor, şeref duyuyor. PKK’nın morali sıfıra gider. Ama işte, “ocağa ateş düştü, mahvoldular, yandılar, aile perişan oldu, babası baygınlık geçirdi, annesi kendini yerlere attı” dersen adam keyiften dört köşe olur. Çünkü o zaman müthiş bir heyecan meydana gelmiş oluyor, muazzam bir heyecan meydana gelmiş oluyor. Bir kere PKK’nın oyununu burada bir bozalım. Yani şehitle güç kazanma oyununu kaldıralım. Mesela şehidi alıp şehir içerisinde saatlerce gezdirsen tekbirlerle, salavatlarla yeri göğü inletsen PKK’nın bu hiç işine gelmez. Çünkü bu muazzam bir manevi gerilim; herkes şehitlerden yana olur. Ve aileler de göğüsleri dimdik, mesela babası, “ben de şehit olmak istiyorum,” annesi, kız kardeşi “ben de şehit olmak istiyorum, helal olsun şehidimize. Allah şahadetini mübarek etsin, imreniyoruz şehidimize” deseler PKK’nın işi bitti demektir, o yönden sıfıra gider. Çünkü on kişi, on beş kişi PKK için hiçbir şeydir. Çünkü seksen milyonluk Türkiye, oradan hiçbir netice çıkmayacağını bilir. Ama moral çöküntüsü meydana getirdiğini düşündüğü için, moral yönden yıktığını düşündüğü için müthiş etkilediğini düşünüyorlar. Bunu en kısa sürede hayata geçirmek lazım, bu dediğimi.

Düşün mesela Kayseri, bütün Kayseri halkı katılıyor, iki milyon kişi katılıyor, yer gök inliyor tekbirlerle, bu PKK’nın işine gelir mi? Ailesi çakmak çakmak gözleri, “Biz de şehit olmak istiyoruz.” PKK hiçbir güç kazanamaz o zaman. Onun için hiçbir anlamı kalmaz, aleyhine olur yaptığı eylemler. Ama şu an televizyonları açıyorum, işte “ocağa ateş düştü, babası hastanelik oldu hastaneye kaldırdılar, annesi baygınlık geçirdi, yüreğimiz yanıyor milletçe, perişan olduk.” Arkasından cenaze marşı PKK’nın tam aradığı olaylar. Cenaze marşıyla bizim ne işimiz var? Şehide cenaze marşı olur mu? ‘Cenaze marşı’ cenaze diyorsun zaten, cenaze marşı çalıyorsun. Şehit ölmediğine göre cenaze marşı nedir? O cenaze mi o? Değil. Niye cenaze marşı çalıyorsun? Bir de soğuk bir marş cenaze marşı. Bize ait milli bir marş değil, mehter marşı çalsan aklım alır. Bizim cenaze marşıyla ne işimiz var? Milletin moralini altüst ediyorlar. Yani bir ıstırap, acı ifade eden bir marştır yani bir müziktir. Acıyı ifade etmek için icra edilen bir müziktir, matem müziğidir, ıstırap acı müziğidir. Şehidin cenazesinde bu oluyor mu şimdi? Bunu hemen yasaklasınlar kaldırsınlar, olmaz böyle bir şey. Bir de, ‘şehitler ölmez vatan bölünmez’ başka slogan yok mu? Sürekli aynı şeyi söylüyorlar yıllardan beri. Slogan değiştirin bin bir türlü. Değil mi? Mesela, “şehitlik şereftir” dersin bu kadar. “Kahpe PKK” de mesela slogan olarak, “alçak PKK” de birçok şey denebilir. Bu konuların yönlendirilmesi gerekiyor, toplu akıl onu bulamaz, ferdi akılla bu uygulanabilir yani fert aklıyla. Çünkü toplu akıl, her bir kişi ayrı bir şey düşünür apayrı bir şey olur. Tekbirin de tek bir yönden, tek bir kişi tarafından organize edilmesi gerekiyor. Mutlaka bir hoparlör, mikrofon sistemi olması lazım. O zaman müthiş bir gövde gösterisine dönüşür şehit cenazeleri yahut şehitlerin kaldırılması cenaze demeyeyim de şehitlerin defnedilmesi.

Uzaktan yakından alakası olmayan tipler çıkıyor televizyona işte, “Ben yıllardan beri PPK ile ilgili uyardım hep söyledim, silah yığınağı yapıyorlar, silah bırakmazlar.” Ama benim dediklerimin kelimesi kelimesine aynısını. Sen nerede dedin? Ne atıyorsun? Dediğin mediğin yok. Böyle ucuz kahramanlık yapmaya kalkmıyorlar mı insanın kan beyine çıkıyor. Bir de benim kelimelerimi kullanarak yapma bari, değiştirerek söyle. Harfi harfine, kelimesi kelimesine benim dediklerimin aynısını söylüyor, “ben bunları yıllardan beri söylüyordum” diyor. Nerede söylüyordun? Hayır, göster de bir bakalım nerede söylemişsin. Atıyor.

Geniş tutuklama yapılması lazım. Özellikle bu KCK, PKK’lı olan bilinenler. PKK mensubu olmak başlı başına suç olması lazım. Devam ediyorsa, mesela PKK’lı olmaktan yatmış çıkmış ama PKK’lı olmaya devam ediyorsa yine suçtur yine tutuklansın. Yani adam mesela bir suç işlemiş, yatmış çıkmış, suçu yine yeniliyor mükerrer, yeniden tutuklanması lazım yeniden suç işliyorsa.

ADNAN OKTAR: Evet, siz bir şey söyleyin ben de konuşayım.

BÜLENT SEZGİN: Başbakanımız’ın verdiği bilgilere göre, dün gerçekleşen operasyon aslında 2 Eylül’de başlamış ve 2 Eylül’den itibaren Yüksekova ve civarındaki kırsal kesimde terör örgütünün yuvalandığı mevzilere dönük olarak çok kapsamlı bir operasyon yürütülmüştür. 2 Eylül’den bu yana kademeli bir şekilde ilerleyerek Dağlıca bölgesine doğru adım adım gelinmiş, bu noktaya gelindiğinde bu saldırıyla karşı karşıya gelinmiş.

ADNAN OKTAR: İşte yol kenarları didik didik edilmesi lazım. Sabanla nasıl sürülüyor tarla, adeta sabanla sürecekler kenardan. Bütün kabloları koparmaları lazım yol boyunca, zor bir şey değil. Çok derine kablo koymaları çok zor. İki metre falan çünkü çok anormal bir şey olur, boydan boya derin bir hendek kazacaklar. En fazla elli santime falan gömebilirler. Saban gibi böyle sürdün mü, zaten teknik alet-edevat var birçok şey var, böyle taktın mı kancayı boydan boya toprağı eşerek gideceksin. Bütün kabloları sökerek devam edersin. Ama en çok, çok asker bulundurmak bir, dört milyon falan asker olması lazım. İkincisi, şehitlerimizin büyük bir alayiş ve gösterişle toprağa verilmeleri, mükemmel tekbirler, salavatlarla yerin göğün inlemesi ve ailelerin de son derece sevinç içinde olmaları, bu PKK’yı mahveder.

Bir de askerin elini çözsünler, polisin elini çözsünler. Daha yeni dün bir kararlar almışlar. Ben söyledikçe mi oluyor bu anlamıyorum ki, söylememe gerek var mı yani?

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Allah, “Yalnız olarak yarattığım kulumu bana bırak” diyor, inşaAllah. Herkes kendi yaptığıyla sorumlu tutuluyor Allah’ın karşısında.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela enaniyet yapacak hal yok ki insanların. Sen kandan kemikten, etten, sinirden oluşmuş bir şeysin. Doğal ihtiyaçların var, ne havalara giriyorsun? Ölüp gideceksin. Öldüğünde bayağı şişiyor mezarın içinde ve patlıyor cenaze bayağı patlıyor, onun için kalınca üstünü örtüyorlar. Sen nereye poz yapıyorsun? Ve bu kısa sürede bu bitiyor. Çok kısa sürede bitiyor hayat. Mezarın içinde şişip patlıyor alenen her cenaze. Havaya girecek bir hali yok insanın, zavallı bir varlık. İşte “ben dün Londra’daydım” falan. Sen Londra’da garibanın tekisin sen, Londra’da olsan ne olur? İşte, “Paris’te bilmem neredeydik.” Sonra dönmeyecek misin? Londra mezarlıkla dolu. Londra dediğin ne, eski binalar.

CEYLAN ÖZBUDAK: Halep’in 2011’de çekilmiş bir gece resmi var, her taraf ışıl ışıl çok imrenilecek bir yer dışarıdan bakıldığında. Şu anda çekilmiş bir resmi var, tek bir tane bile ışık yok gece.

ADNAN OKTAR: Tabii. Hayır, Londra; binanın şerefi sana geçmez. Sen boş adamsan boş adamsındır. Bizim Türkler’de de mesela Londra’ya gittiğinde şeref kazanacağını, hava kazanacağını zannediyor. “Ben Londra’daydım” falan diyor. Yine garibanın tekisin yine garibanın tekisin. Nereye gitsen garibanlık seni takip eder. Bırak. Allah’ın herhangi zavallı bir kulusun ne havaya giriyorsun? Gittiğin mekan seni şereflendirmez. Gittiğin mekanda ne var? Beton var, demir var, taş var, tuğla var, ahşap var, asfalt var, bir de ağaçlar var. Bundan dolayı sen niye şeref kazanasın? Nereye havaya giriyorsun. İşte, “bilmem ne lokantasında yemek yedim.” Yemek yedin ama ondan kurtulmak için de ayrı bir uğraşıyorsun, zavallı bir varlıksın. Ağzını yıkamasa ağzı rahatsız oluyor, yediği yemekten kolesterolü yükseliyor. Böyle gereksiz bir sükse kafası oluyor. İşte, “şuna bindik, şuna geçtik.” Bunların hiçbiri insanın değerini artırmaz. Amerika’dan geliyor Türkiye’dekileri beğenmiyor. Amerika’daki o da seni beğenmez, neye göre bu beğenme beğenmeme? Gariban oluyor, mesela halbuki hakikaten yurt dışında mesela Türk dedin mi adamlar kasılıyorlar. Sen bir kere ağzınla kuş tutsan Türk olman onlar için yeterli oluyor zaten, nereye havaya giriyorsun? Müslüman olman zaten yeterli oluyor, Türk olman Müslüman olman yeterli oluyor adam için. İstersen havalarda uç, değil mi? Sen Müslümanlığınla övün, oturup Amerikalılığın, Fransızlığın neyine övünüyorsun? Onlar neyine övünüyor ayrıca? Yüz yıl önceki Fransızlar’ın hiçbiri yok şu an hepsi ölmüş, hepsi toprağın altında. Yüz sene evvel artistik havalar yapıyorlardı, şampanya bardaklarıyla falan, mösyö bilmem ne falan diyerek, hepsi toprağın altındalar. Mesela Pakistanlı garibanlar da var öyle, gidiyor İngiltere’de sükse yapmaya kalkıyor. Seni adam kâle almaz onlar ırkçı kafadalar. Sen bir kere koyu tenli misin değil misin, bittin yani onlar için. Mesela Fransa’ya gitmiş Türk, sen Fransız olmazsın oraya gidince ömrün boyunca o damgayla yaşarsın onlar için, damgalı görür adam seni. Hiçbir şekilde de kâle almaz. Gelip Türkler’e burada hava atmanın bir alemi yok. Orada sen bilakis aşağılanmış oluyorsun. Aşağılanıyor, Türkiye’de aşağılanmıyorsun sen, ama orada aşağılanmış oluyorsun. Adam seni kâle almıyor, birçoğu öyle, hepsi için demiyorum ama büyük bölümü böyle. Orada gariban geziyorlar, ezik geziyorlar buraya gelip hava atıyorlar. Orada ezildiğini söylemiyor, aşağılandığını söylemiyor, adam yerine konmadığını söylemiyor. Orada sanki sükse yapmış da böyle gelmiş gibi. Ayrıca Fransız olsan ne olur ayrıca? Allah’ın kulusun nihayetinde, ömrün belli ölüp gideceksin sonunda, etten kemiktensin, doğal ihtiyaçların var her yerin Fransız olsa ne olur? Böyle kendi kendilerine garip değerler meydana getiriyorlar bunlara gerek yok. Allah’ın karşısında herkes garibandır zavallıdır öyle bir üsluba gerek yok.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Dağlıca saldırısından sonra sabaha kadar çatışmaların sürdüğü bölgeden gelen bilgilere göre, güvenlik güçlerine her türlü tehlikeyi vurabileceği yönünde kesin emir verildi. Bölgede havadan ve karadan üst düzeyde askeri hareketlilik sürüyor. Gelen bilgilere göre Dağlıca bölgesiyle sınırlı kalacak şekilde herhangi bir tehdit unsuruna karşı hedef gözetmeksizin ateş açılması yönünde talimat verildi.

ADNAN OKTAR: Böyle olayları mı beklemek lazım böyle şeyler için? Asker kendini rahatça savunabilsin.

AYLİN KOCAMAN: Konunun uzmanı biri vardı Adnan Bey, sizin dün söylediğinizin aynısını söyledi.

ADNAN OKTAR: Tabii ki.

Baktım, özellikle de hani oynuyorum falan ki o tip kafalara girmesinler diye, buna rağmen daha da beter, “vay mübarek vay” diyor, “bu da Mehdi alameti” diyor.” Bırak, böyle bir iddiam yok Allah Allah. Normal Allah’ın herhangi bir kuluyum, hoca da değilim, alim de değilim. Ne diyelim? Evet, üstad-ı azam iyi o.

Büyük olan yüce olan Allah’tır, insan büyük olmaz. İnsan zavallı bir varlıktır, garibanın tekidir. Gelip geçici,  görüntü varlık neyi ne yapabilir? “Ya Mehdi” diyor. Tamam Mehdi olduğunu farz etsek bir insanın gücü veren yine Allah’tır. Onun şahsının yapabileceği hiçbir şey yok. Kaderini yaratan Allah, o mübareğin müstakil gücü olmaz, öyle bir şey olmaz. Herhangi bir insan, Allah’ın bir kulu, Allah’ın ruhundan üfürdüğü bir insan. Allah onu seçmiş oluyor, o kadar seçmiş. Allah, “onu seçtim” diyor ayette, Allah’ın takdiri o. Başka birini de seçebilir, onu seçmiş.

BÜLENT SEZGİN: Allah, “Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer; seçim onlara ait değildir.” (Kasas Suresi, 68) diyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Bütün dünyada var, böyle İngiliz hayranlığı, Amerikan hayranlığı, Fransız hayranlığı, İtalyan hayranlığı, gelip onun süksesini yapıyorlar, işte “ben İtalya’dayken” bilmem ne. Kardeşim, banyoya giden adamsın, doğal ihtiyaçları olan insansın. Ağzını yıkamasan ağzın kirli kalıyor, kulağını yıkamasan kulağın kirli kalıyor nereye hava yapıyorsun? İtalyan dediğin o da garibanın teki. Hastaneye gidiyor, apandisiti patlıyor, karnı ağrıyor, midesi bozuluyor. Midesi bozulunca “İtalyan’ım ben ey mide dur” demiyor midesi. Mide İtalyan olmasını takmaz, değil mi? Azrail de onun İtalyan olmasını dinlemez, alır canını koyar mezara.

CEYLAN ÖZBUDAK: En son kendilerinden nefret eder hale geldiler büyük bir ölçüde. Günde yirmi iki Amerikan askeri intihar ediyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Onunla sükse yapılacak bir şey yok hepsi zavallı. Bir de Almanya’da şurada burada falan zaten köle gibi görüyorlar. Avusturya’da, Fransa’da falan Türkler’i köle gibi görüyorlar. Zaten büyük bölümü kâle almıyor zavallı görüyorlar. Böyle zencilere nasıl gözle bakıyorlar dünyanın bazı yerlerinde? Öyle bir ırkçı kafa var insanlarda. Tük olduğunu duyunca zaten konu bitiyor adamda, konu kapanmıştır. İşte “Ben Fransa’da doğdum” demekle Fransız olmuyorsun. Mesela Almanya’ya gidiyor, “ben burada kaldı” bilmem ne. Kardeşim, ne havasına giriyorsun? Seni zaten zavallı görüyor adamlar diyorum zavallı. Havaya gireceğin bir hal yok, üçüncü sınıf insan olarak görüyor seni adam. Bırak havaya girmeyi. Irkçı kafa yayılmış dünyaya öyle bir şey yok ki. “Ben Almanya’dayken” diyor, git de bir Alman’a sor senin hakkında ne düşünüyor? Büyük bölümü ırkçı kafayla bakıyor ve değer vermiyor sana, boşa havaya giriyorsun. Hizmetçi gibi görüyor, hizmetçi kötü bir şey değil ama o görüşe göre kötü onun gözünde.

Evet, Fikret.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, dün Balıkesir merkezde on bin adet eseriniz halka ücretsiz dağıtıldı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: İşte bu hizmet, Hz. Mehdi (a.s)’ı beklerken böyle bekleyeceksin. Yoksa işte “mübarek beni kurtaracak, elimden tutup beni cennete geçirecek” falan gidip üstüne başına baygınlık geçirerek ağlamalar falan, bunlara gerek yok. Böyle hizmet edersen tamam çok güzel. Bakayım.

KARTAL HÖKTAN: Beş bin adet Karanlık Tehlike Bağnazlık, beş bin adet de Komünist Kürdistan Tehlikesi kitaplarınızdan.

ADNAN OKTAR: Bak süper, gayet güzel hizmet. İşte böyle olur.

KARTAL GÖKTAN: Dağıtıma Balıkesir merkez, ilçelerinden, Manisa’dan, Uşak’tan, Mersin’den, İstanbul’dan yaklaşık otuz beş kardeşimiz katıldı.

ADNAN OKTAR: Aslan onlar aslan aslan, maşaAllah.

Zayıf bazı basit insanlarda basit şeylere karşı hayranlık oluyor. Aklı zayıf insanlar da onunla sükse yapmaya kalkıyorlar. “Ağabey, silikon vadisine gittim” bilmem ne, adam eriyor bitiyor. Silikon vadisine sen gitmiyor musun? Bağırsağın var, miden var, et kemik yağdan oluşmuş garibanın tekisin, ölüp gideceksin. Silikon vadisi de zaten kıyamette darmadağın olacak. Hayır, her yer silikon olsa ne olur, silikonun içine gömülsen ne olur tamamen? Her yerin silikon kaynasa ne olur? “Yok, ben Fransa’dayken” bilmem ne. Bırak bana bunları bırak. Çünkü ona mutlaka birisi öyle sükse yapmıştır, o onunla ezilmiş demek ki etkilenmiş, o da başkasına onu yapacağını zannediyor. Öyle bir şey olmaz. Hatta kitap okumada falan da öyle, “Ağabey ya adam Kafka’yı devirmiş” falan diyor. Kafka’nın kitaplarını okuyan adamlar birçoğu şizofren gibi oluyorlar içine kapanıyorlar falan. Onunla neyine sükse yapıyorsun? Ayrıca kitapla övündün diye seni o anlamda kimse kale de almaz, istersen on ton kitap oku. Hatta bizim zamanımızda okulda başarılı olan öğrencilere bir isim verilerdi, şimdi burada söylememe gerek yok, herkes de bilir. Birçok insan onu kâle almaz.

PKK’yı hafife alıyor eskiden beri hükümetler benim gördüğüm, şimdiki hükümet de öyle biraz hafife alıyorlar. Mesela futbol maçına gidiyor, boynuna o şeyi asıyor, alkışlıyor, bir şey yok havasında. Kurtuluş savaşı veriyoruz, Güneydoğu işgal edilmiş. Ve Türkiye’nin Güneydoğu’sunda bir devlet hazır halde bekleniyor. Devlet hazırlamışlar adamlar, her şey hazır sadece ilanı kalmış geriye. Böyle bir felaketin içerisinde bu umursamaz görüntünün anlamı ne? İstediğin kadar umursamaz görüntü ver, adam adım adım ilerliyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakanımız bugün yaptığı açıklamada, “o dağlar o teröristlerden temizlenecek, ne olursa olsun temizlenecek. Bu ülkenin dağları, ovaları, yaylaları, şehirleri teröristlere tek edilmeyecek” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama her gün felaket haberi geliyor. PKK toplu propaganda yapıyor, silah eğitimi yapıyor. Hayır, olduğunda da gösteriyorlar zaten, bayraklara falan sarıp şamatayla adamları gömüyorlar. “Mağaraya operasyon.” Mağaraya operasyon yapılır mı kardeşim? “Mağarayı top ateşine tuttuk” diyor. Kayaya bir şey olmaz, taşa bir şey olmaz. “Araziyi bombaladık” diyor, araziye hiçbir şey olmaz, toprak havaya kalkar geri düşer. Böyle bir mücadele olmaz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Fatih Altaylı bugün gün içinde, Dağlıca’da otuzdan fazla şehidimiz olduğunu ve PKK’nın elinde askerlerimiz olduğunu iddia etti. HDP Milletvekili Esat Canan ise, şehitlerimizin PKK’nın elinde olduğunu, kendilerinin görüşme yaparak şehitleri aldıklarını iddia etti. Ancak bu bilgiler resmi kaynaklar tarafından doğrulanmadı. HDP’li yetkililerin PKK cenazelerini toplamak için bölgede olduğu söylendi.

ADNAN OKTAR: Bizim askerlerin bedenlerini alıp götürdüler. Ne yapacaklarmış?

BÜLENT SEZGİN: Propaganda için diyorlar.

ADNAN OKTAR: Propaganda için. Çok psikopatça bir hareket. Propagandayla ne alakası var onun? Tam PKK aptallığı.

Mehdiyet’le ilgili bütün alametlerin tamamının çıkması acayip değil mi? Son zamanlarda, ben artık bitti zannettim alametler, daha hala çıkıyor, daha hala. Hadislere araştırdıkça baktıkça çıkıyor.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Çok detaylı, en ince detaylarına kadar olaylar hep aynı şekilde gerçekleşiyor.

ADNAN OKTAR: Güneşteki alamet mesela, “insan yüzü belirir” diyor. İlk defa oluyor, tarihte ilk defa insan yüzü belirmesi güneşte. NASA da şaşırdı tabii. Mesela bu yıldızın doğuşu Hz. İsa (a.s) zamanında var, Hz. İsa (a.s)’ın doğumunda var Bethlehem Yıldızı, 2000 yıl sonra yeniden çıkıyor, hem Hz. Mehdi (a.s)’ın, hem Hz. İsa (a.s)’ın gelişine işaret olarak, zuhur alameti olarak. Hadiste de belirtiliyor aynısıyla oluyor. İki uçlu kuyruklu yıldız detaylarıyla belirtiliyor aynısı oluyor. Halley kuyruklu yıldızının çıkışı belirtiliyor aynısıyla oluyor. Hayret. Çok çok acayip, hepsi birbirinden acayip. Ramazan ayında bak on beş gün arayla ay ve güneş tutulması, bir kere oluyor tarihte ve oluyor. Ve hepsi aynı dönemde peş peşe oluyor, blok olarak oluyor. Zaten hadiste diyor ki, “hepsi peş peşe olur, blok olarak olur” diyor. Yani tarih içerisine yayılmamış. Tarih içerisine yayılsa da mucize olurdu ama hepsi toplam otuz yıllık dönemin içinde hepsi olmuş. Net mucize.

CEYLAN ÖZBUDAK: Mekke’de yapılan Kabe’nin yanında bir kule olur ama saat olmaz üstünde.

ADNAN OKTAR: Tabii, normal kule olur.“Olaylar daha şiddetlenecek” dedim daha geçen hafta, bak gördünüz. Daha da artarak devam edecek bu olaylar Hz. Mehdi (a.s) zuhur edinceye kadar. Allah Mehdi’sini bir an önce zahir ettirsin. Hz. İsa Mesih (a.s)’ı bir an önce zahir ettirsin. Ve bu felaketler, bu zorluklar, insanların karşılaştığı bu acılar dinsin düzelsin. Ama imtihan da bitmiş oluyor bununla. Bunların dinmesiyle tamam insanlar mutlu oluyor ama sevap kapısı da kapanıyor. Mesela bir milyon sevap alan adam bir sevap alabiliyor İslam hakim olduğunda. Daha önce bir icraatından, bir uygulamasından bir milyon sevap alan İslam hakim olduğunda beş sevap alır. Ondan sonra dünyanın anlamı kalmadığı için yani imtihan bittiği için artık süratle kıyamet geliyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın vefatı, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın vefatından sonra süratle kıyamet, inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

BÜLENYT SEZGİN: Cizre’de sokağa çıkma yasağı devam ediyor. Sokaklar tek tek mayınlardan temizlenmeye çalışılıyor. Ve bu sırada teröristlerle güvenlik görevlileri arasında çatışmalar devam ediyor. Yedi kişinin öldüğü bildirildi. Bunlardan biri otuz beş günlük bir bebek, diğeri de on üç yaşında bir kız çocuğu, balkonda uyurken vuruldukları iddia ediliyor.

ADNAN OKTAR: Bir savaş hali olduğu için PKK’yla, çünkü işgal edilmiş. Nasıl İngiliz işgali vardı aynı o şekilde işgal var, PKK işgali var. İşgalin kırılması için tabii ki bir mücadele olacak, inşaAllah.

Bu son zamanlardaki hadislerin de videosunu hazırlayın yani tamamını anlattığım her konunun onların da videosunu hazırlayalım öyle iyi olur.

Münafıklar lağım kokusunun içerisinde oturuyorlar ama siz bahar kokusu içerisinde yaşıyorsunuz. Zenginlik, bereket, güzellik içerisinde.

TUBA BABUNA: Münafıklar için her şey kötüye gidiyor Adnan Bey siz günden güne güçleniyorsunuz, güzelleşiyorsunuz. Üzerinizdeki nimet artıyor, herkesin size sevgisi arıyor. Siz bizim veli nimetimizsiniz, sizi çok seviyoruz maşaAllah ben çok seviyorum maşaAllah elhamdülillah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Dün Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında “polisin ve askerin vurma yetkisi vardır” demişti. Bugün Emniyet Genel Müdürlüğü’nün de bu yönde bir genelgesi ortaya çıktı. Genelgede 4 Nisan 2015 tarihinde yürürlüğe giren iç güvenlik paketinde toplumsal olaylarda kamu düzenini bozucu eylemlere karşı alınacak güvenlik tedbirlerinin belirlendiğine dikkat çeken Lekesiz, “Son günlerde meydana gelen toplumsal olaylarda bu yetkilerin tam ve etkin bir şekilde kullanılmadığı müşahede edilmiştir” dedi.

ADNAN OKTAR: Asker, polis kendini koruduğunda başı belaya girmemesi lazım. Adam silah çekiyor diyor “daha ateş etmedi ki” bu nasıl bir üslup? Elinde silahı varsa adamın otomatik silahı bir insana doğrulttuysa ateş etmesini beklemenin alemi ne? Ateş ettiğinde zaten karşıdaki kendini savunamaz biter konu. Böyle bir şey olduğunda kendini savunabilmesi lazım. Meydana gelen olaylardan da sorumlu olmaması lazım polisin. Önce uyaracaksın sonra havaya ateş edeceksin, sonra topuğuna ateş edeceksin yani bu yaklaşık en az iki-üç dakikayı alacak bir olay. Karşıdaki adamın üç saniyeye ihtiyacı var en fazla yahut bir saniyeye ihtiyacı var. Olmaz öyle.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PKK’nın Kandil’deki liderlerinden Cemil Bayık’ın özel birliklerin yapacağı operasyondan son anda kurtulduğu iddia edildi. AK Parti’ye yakın Vahdet Gazetesi’nin haberine göre özel birliklerin düzenlediği paket operasyonu Amerika tarafından deşifre edilerek Bayık’ın kaçması sağlandı.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: PKK’nın Kandil’deki liderlerinden Cemil Bayık’ın özel birliklerin yapacağı operasyondan son anda kurtulduğu iddia edildi. AK Parti’ye yakın Vahdet Gazetesi’nin haberine göre özel birliklerin düzenlediği paket operasyonu Amerika tarafından deşifre edilerek Bayık’ın kaçması sağlandı. 

ADNAN OKTAR: Bir kere bu doğru bir haber değil. Böyle kolay kahramanlık üslubuna girilmemesi gerekiyor. Türkiye’nin burnunun dibinde operasyon yapılamıyor da orada nasıl operasyon yapıyorsun sen? Yani bu gereksiz. Yapılıyor ama yeteri gibi olmuyor. İkincisi operasyon yapılacaksa zaten Türkiye’nin Güneydoğu’sunda bir devlet hazırlığı var yani Kobani’den başlıyor yahut daha da ilerilerden başlıyor yüzlerce kilometrelik alan. Var mı harita?

Bakın o sarı bölge var ya, o gri bölge IŞİD’in. Şimdi o aradaki gri bölgeyi de Türkiye’ye temizletmek istiyorlar IŞİD’den ve Amerika diyor ki “buraya da YPG yani PKK yerleşsin” diyor. Şimdi burası boydan boya askeri mevzilerle dolu. Mesela yüz kişilik, iki yüz kişilik, beş yüz kişilik birliklerle dolu, PKK birlikleriyle dolu. Ve bu adamlar makineli tüfekler, bazukalar, havan topları, obüslerle falan burada konuşlanmış vaziyette yani burada ordu kurulmuş, açık ordu var. Yani açık hedef var. Eğer sen PKK ile mücadele ediyorsan PKK seni orada bekliyor zaten. Mağarada beklemiyor açıkta bekliyor orası mağaralık bir yer değil bilmiyorum anlatabiliyor muyum derdimi? Yakalamak istiyorsan senin tabirinle etkisiz hale getirmek istiyorsan al sana hedef ama gitmiyorsun. Gidiyorsun IŞİD’i vuracağım diye gidip garibanları vuruyorsun. Yine hava operasyonları yapıldı IŞİD’e diye. Bizim IŞİD’le ne işimiz var? Sen PKK’ya operasyon yapamıyorsun yüzlerce kilometre öteye gidip IŞİD’i vurmaya kalkıyorsun ve hakikaten de vurmuşlar yine. Ve burada hep garibanlar var, halk var, yaşlılar, çoluk çocuk var. IŞİD yer altında.

CEYLAN ÖZBUDAK: Hiç hedef almamışlar dediğiniz gibi.

ADNAN OKTAR: Tabii. Her gün operasyon oluyor. Al sana işte YPG. PKK yani hazır mevzileri, askerleri, polisi vuran şehit eden alçaklar ve cinsi sapık hepsi, Amerikalı Alman cinsi sapıklarla beraber topluca bir arada duruyor adamlar işte. Hedef istiyorsan al sana hedef, operasyon yap adamların hepsini tutukla, ablukaya al. Mevzilerini hallaç pamuğu gibi at, bütün silahlarını havaya uçur yani doçkalar şunlar bunlar her türlü ağır silah var; hepsini vur, parçala, darmadağın et adamları da yakala. Hepsini tutukla getir. Yapmıyorsun. Nereye gidiyorsun? IŞİD mevzisi diye gidip garibanları vuruyorsun. Yani bu çok acayip bir olay “mağaraya gittik, mağarayı vurduk” mağarada taşa ateş ediyorsun, taş ateşten anlamaz. Mağaranın içinde adamlar saz çalıp oynuyor sen onları bombalarken adam kâle almaz. Yüzlerce metre derinlikte mağara sen istediğin kadar oraya ateş et. İşte “uçakla vurduk” diyor bilmem ne. Vatandaşın milyonlarca lirası oralarda bomba olarak harcanıyor, kayalara atıyorlar, böyle olmaz. Kandil eğer düzenlenmek istiyorsa anlattım kayalık bölgeler belirli, mağaralık bölgeler belirli. Mağaralık bölgede en alt kısımda, en dip kısımda mesela iki yüz metre, üç yüz metre derinliğinde mağara var. Fazla değil, on ton TNT konulsa, kapatacaksın ama ondan sonra geri kalan kısmını yani güzel ala kapatacaksın beş metre duvarla kapatacaksın. Düğmeye bastığında oranın coğrafi yapısını değiştirirsin yani olduğu gibi o dağ aşağıya iner tamamı iner. Mesela içinde kaç mağara var? İki yüz mağara var, o mağaraların tamamı yok olur. Bunu yapın, yapamıyorsanız yapana bırakın da o yapsın. Uzatmaya gerek yok. Her gün haber “Dokuz yüz kişi etkisiz hale getirildi.” Bak şimdi demiyorlar artık etkisiz hale getirdik diye çünkü öyle bir olay yoktu. PKK hakikaten askerimizi şehit ediyor, görülüyor net bu ama bizimle ilgili duyduğumuz olaylar yani bizim askerin polisin yaptığı iddia edilen olaylarda ispat edilecek bir görünüm yok. Tekrar ediyorum ben kimsenin öldürülmesinden yana değilim. Bilgiyle ilimle bu iş çok rahat hallolur. Darwinist eğitimi kaldırırsın ortaokuldan, liseden, üniversiteden Allah yok diye yapılan propagandayı kaldırırsın. Çünkü çocuklara ne öğretiliyor? “Atanız mikroptu” diyor, “Çamurlu sularda oluşan bir mikroptu” diyor. “Allah yaratmadı” diyor, “tesadüfen oldunuz” diyor. “Bilim bunu söylüyor” diyor “ama dindar olmak isterseniz size din dersi de var” diyor. “Bilimin dediği bu, bizim için gerçek olan da bilimdir, bilim bir şeyi ispat eder” diyor. “Ama din de bir inançtır” diyor mesela “canınız istiyorsa din de anlatabiliriz size” diyor. Adam o zaman dini kabul eder mi? Bilimin yok ettiği bir şey adama nasıl anlatılsın, nasıl anlatacaksın, zayıf bir vicdana, güçsüz bir vicdana bunu nasıl anlatacaksın? Adamı dinsiz yapıyorsun. Önce bunun kaldırılması lazım bak her yerde çözüm var her yerden sırf Darwinizm’i darmadağın etse devlet, dünya çapında biter olay, dünya çapında biter. Dediğimiz tedbirlerden herhangi birini alsalar biter. PKK’ya karşı mesela bu ağlama feryat etme üslubu kaldırılsa yine PKK’nın gücü geniş çapta kırılmış olur. Mesela şehitler her seferinde tekbirlerle yer gök inleyerek şehirde gezdirilse sloganlar atılsa yine PKK böyle bir şeye yanaşmak istemez çünkü aleyhine olur. Adam yani on kişiyi şehit etmiş bilir ona göre bir şey değil. Trafik kazasında bile her gün o kadar insan vefat ediyor veyahut şehit oluyor.

Bediüzzaman diyor ki “Âhirzamanın Süfyan ve Deccal gibi nifak ve zındıka başına geçecek eşhâs-ı müdhişe-i” müthiş şahıslar “muzırraları,” yani muzır olanlar bu kişiler “İslâmın ve beşerin hırs ve şikakından istifade ederek,”  hırs ve şikak ne demek? Birbirlerine muhalif olma, birbirleriyle uğraşma.

“İstifade ederek az bir kuvvetle nev-i beşeri hercümerc eder ve koca âlem-i İslâmı esaret altına alır” diye diyor rivayetlerden anlaşılır” diyor. Şu anda da hakikaten İslam alemini birbirine düşüyor Sünni-Şii. Halbuki nur gibi Müslüman hepsi, Vahabi hepsi mükemmel Müslümanlar.

Aleyküm selam “Muhterem Adnan Bey bugün Viyana’da okullar açıldı. Dilara ve ben doyamıyoruz hiç canımız bir tanemiz Hocamız’ı dinlemeye. Tüm kardeşlerimiz öyle Viyana’da kendisini görünce çok mutlu oluyoruz, bizim mutluluğumuz bir tanemiz Hocamız canımızdan çok seviyoruz. Hocamız’a olan Allah aşkıyla olan sevgimiz çok büyük bir aşk, bitmez elhamdülillah. Sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz ve o mübarek ellerinden öpüyoruz.” Estağfurullah ben sizin ellerinizden öperim.

“Canım kızım Sevil’in mutluluğuna çok seviniyoruz” anne seni çok seviyor mutluluğuna çok seviniyormuş, o da anneyi çok seviyormuş biz de Nadide Hanım’ı çok seviyoruz.

“Dünkü RudaW TV haberlerinde PYD’nin okullara Abdullah Öcalan’ın felsefesi dersini koyduklarını ilan ettiler bizim siyasetçilerin hala PYD-PKK ayrı demelerine cevap olur inşaAllah. Bunların hepsinin PKK olduklarına ve bunların birinin diğerinden ayrı olmadığının delilidir” diyor. Canım bilmez olurlar mı? Biliyorlar da anlamazdan geliyorlar. Dışişleri Bakanı çıktı birbirinden ayırıyor PYD ile PKK’yı. Aynısı anlamazdan geliyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz hatırlatmıştınız. Türkiye’de zaten karar var o da terör örgütü diye ve PKK ile bağlantılı diye.

ADNAN OKTAR: Mahkeme kararı da var. Ama buna rağmen bakan, “yok ya onlar ayrı” diyor. “Onlar PKK’ya karşılar” diyor. Abdullah Öcalan’ın resimleriyle, PKK bayraklarıyla silah üstüne yemin ediyor adamlar. Müslüman köylerine saldırıp şehit ediyorlar. “Yok, onlar ayrı” diyorlar. “Bizim işimiz IŞİD’le” diyor. “Onlar ayrı” diyor. “Bizim onlarla bir işimiz yok” diyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: PKK ile görüşmeye gelen yabancı gazeteciler oluyor Adnan Bey. Türkiye’de PKK ile görüşüyor. Sonra Suriye’ye geçip YPG ile görüşüyor. “Buradakiler aynı kişiler” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii ki tek bir ordu bunlar.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, konuyla ilgili birkaç resim vardı. Gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: PYD, Kuzey Suriye’de okul kitapları basmış. Neredeyse her sayfasında Öcalan’ın resmi var.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: PYD okul kitaplarına Kuzey Suriye’de her sayfasında neredeyse Öcalan’ın resmi var kitapların. PYD’nin basmış olduğu Suriye’de.

ADNAN OKTAR: Ve kitaplarda Darwinizm anlatılıyor. Materyalizm anlatılıyor. İnsanın bir mikroptan türediği anlatılıyor bu kitaplarda. Devletin kitaplarına, hükümetin bastırdığı kitaplara bakıyoruz. Orada da insanın bir mikroptan türediği, Allah’ın olmadığı anlatılıyor. PKK’nın kitaplarında da aynısı anlatılıyor. Yapmayın, etmeyin böyle politika olmaz. Allah intikam alır. Büyük felaket gelir. Yapmayın bunu. Allah’tan korkun. Yapmayın. Kâinatı Allah yarattı. Tesadüfen bir şey yaratılmaz. Ortaokul, lise, üniversite öğrencilerine bunları anlatmayın. Felsefe, tarih, psikoloji, biyoloji, hemen hemen bütün derslerde yoğun olarak Allah’ın olmadığı anlatılıyor. Hemen hemen bütün üniversitelerde sol hâkim. Yapmayın, etmeyin. Bunu durdurun.

BÜLENT SEZGİN: Öcalan’ın kendi sözleri Adnan Bey. “Gençliğimde dine yatkındım, yakındım” diyor. “Lise yıllarımda felsefik bir bunalım yaşadım” Hâşâ “Tanrı ile savaş verdim. Bu savaştan başarıyla çıktıktan sonra yarı tanrı oldum” diyor. Yıllarından sonra.

ADNAN OKTAR: İşte “Darwinist eğitimden sonra böyle oldum” diyor Abdullah Öcalan. Bak, PKK’nın kitapları var şimdi PYD’nin. Okullarda okutuluyor. Adam orada devlet olmuş. Milli Eğitim Bakanlığı var. Kitap basıyor. Adamın maliyesi var. İçişleri Bakanlığı var. Dışişleri bakanlığı var. Yargısı var. Polisi var. Adam devlet olmuş orada kendi kafasına göre. Daha devletler tarafından tanınmadı ama devlet ilanı an meselesi. Tayyip Hoca diyor ki “kurdurmayacağım” diyor. Direkt IŞİD’e Türk uçakları saldırıyor. IŞİD’e diye. IŞİD yeraltında, gariban halk bombalanıyor. Çoluk çocuk şehit oluyorlar. Irak’ta, Suriye’de. Yapmayın etmeyin, günaha giriyorsunuz. Okullarda Darwinist eğitimi durdurun. Allah’ı inkâr ediyor bu felsefe. Adamlar binlerce kilometrelik yol üstünde binlerce yere bomba yerleştirmişler kablolarla. Yüzlerce ton, binlerce ton bomba yerleştirmişler. Canları istediğinde basıyorlar düğmeye patlatıyorlar. Bütün yollar aşağı yukarı, askerin geçeceği yollar bomba döşeli.

CEYLAN ÖZBUDAK: Ve siz çok yakında Adnan Bey, Almanya’nın ve diğer Avrupa ülkelerinin silah vermesini anlatmıştınız. Göstermiştiniz hatta roketatarları. Askerimiz açıklama yaptı. Daha sonra yardıma giden askeri gruba roketatarla saldırı yapılmış. “Çok güçlüydü roketatarları. Biz karşılık veremedik” diye söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Hep Alman malı, Amerikan malı. Kardeşim, bu savaş sebebidir. Almanya’ya ültimatom vermesi lazım Türkiye’nin. Böyle şey olur mu?

Sinan Oğan şunu söyledi, “Bu bölgede yeni asfaltlama yapıldı. Devlet bu şirketlerle bir araya gelip detaylı harita çıkarıp tek tek tespit yapabilir” diye. Ne demek istiyor? 

CEYLAN ÖZBUDAK: Yerleştirildikten sonra üstüne asfalt dökülmüş. Yani asfalt yapan belediyelerin bunu bilmiyor olması ihtimali çok düşük diye söylüyorlar.

AYLİN KOCAMAN: “Çözüm süreci sırasında bombalar yerleştirildi” dedi sizin dün söylediğinizi söyledi. “Onun üstüne de asfaltlama yapıldı ama hiçbir şirket bunu böyle bir şey yapmadı” dedi. “Oraları araştırıp bomba var mı yok mu diye, halbuki fark etmeleri gerekirdi” dedi. 

ADNAN OKTAR: Toprak yolsa altına döşediyse bombayı, toprak yol da dümdüzse adam nereden bilsin? Ayrıca plastik patlayıcı bu. Detektörle tek tek kontrol etmeleri lazım. O asfalt yapan şirketin işi değil ki, bu askerin yapacağı iş, polisin yapacağı iş.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, YPG’ye verilen Alman G36 silahları PKK’nın eline geçmiş. Bir fotoğraf vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Alman yapımı silah G36 YPG’ye veriliyor. Şu an PKK’nın eline geçmiş.

ADNAN OKTAR: Eline geçmiş değil. Zaten dağıtıyorlar adamlar da alıyor. “Eline geçmiş” diyor. Gasp etmiş değil ki doğrudan veriliyor. Ve Türkiye hiçbir açıklama yapmıyor Almanya’ya “bu silahları niye verdiniz?” demiyor.

BÜLENT SEZGİN: Yine bir fotoğraf gösterebilir miyim? Bu silah da Amerikan yapımı bir tanksavar füze TOW olarak ismi geçiyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bu silahlar YPG ve PYD’nin elinde. Bu bölgenin açıkça söyleyeyim boydan boya ani bir hareketle, bir gece hareketiyle yerle bir edilmesi lazım. İki bin-üç bin tankla girsin Türk ordusu burayı tarumar etsin. Bütün silahlarına da el konsun. Bu silahlar oradan Türkiye’ye geçiyor ve bunların hepsi PKK’lı. Hem hava operasyonu, hem kara operasyonuyla hallaç pamuğuna çevirsinler yirmi dört saat sonra geri çekilsinler. On iki saatte falan bitirirler. On iki saat çok uzun bir süre, yirmi dört saate bitirirler. Sonra geri çekilsinler.

“Bugün aday değilim” dedi. Sinan Oğan diyor. Aday olsan da kazanamazsın. Sen böyle tavırlı olursan bazı dindar cemaatlere, gruplara, seni oraya getirenlere tavır alırsan böyle olur. Rahmetli Menderes de öyleydi.

Hakkâri Dağ Komanda Tugayı; Allah sizleri aziz etsin. Allah sizlere hidayet güzellik versin. Kalbinize cesaret versin. Allah sizleri korusun kollasın fitneden fücurdan, kahpe kurşunlardan. Allah düşmanlarınızı kahrı perişan etsin. Hidayetle düzeltsin Cenab-ı Allah, hidayetle düzeltmezse kahrı perişan etsin. Allah kalplerine korku salsın, basiretlerini ferasetlerini bağlasın. Allah üstten de size oyun oynayanları helak etsin. Allah üstten de sizin yolunuzu kapatanlara hidayet versin, hidayet vermezse Allah perişan etsin.

Bir aydır Dağlıca Yüksekova yolu kapalıymış. Her yer tuzak doluymuş. Havanın kötü olmasını beklemişler PKK’lılar. Destek gelmemiş on altı saat. “Şimdi burada bir hareketlilik yok” diyorlar. “Birlikler geldi,” şehitleri köylüler getirmiş. Bu canlarımıza Allah her türlü güzelliği nasip etsin.

AYLİN KOCAMAN: Bir süre önce Dağlıca yolundaki mayınlar temizlenmiş Adnan Bey. Fakat ondan sonra hiçbir kontrol yapılmamış bomba için.

ADNAN OKTAR: İstense mayına dayanıklı araç da yapılabilir. Yani o araç oradan geçer mayın varsa zaten patlar. Mesela eğer yol şüpheliyse ayrıca dozerle de yol tamamen temizlenebilir. Asfaltsa da asfaltı tamamen dozerle açarlar. Yol boyunca boydan boya açarsın. Ayrıca kamera sistemleriyle donatılabilir yol boyu. Çünkü beş ton-on ton bomba yerleştiriyor. Bu kamyonla falan gelmesi lazım. Bunun yerleştirilmesi saatler alır. Bomba yerleştirirken gelirsin “ne yapıyorsunuz lan burada?” dersin kulağından tutar sille tokat alır götürürsün.

Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü hocası gazetede yazdığı yazıda Güneydoğu’daki sözde öz savunmanın, özerkliğin ne kadar doğru olduğunu anlatıyormuş. “Şiddet; birçok açıdan üretici bir güçtür, şiddet; düzen özne üretir, değer üretir, mekan ve zaman üretir, iktidar üretir” diyormuş yazısında. Bak “Şiddet; birçok açıdan üretici bir güç, şiddet; düzen özne üretir, değer üretir, mekan ve zaman üretir” adam işte, Marksist bir açıklama. Marksist, Leninist, Stalinist bir açıklama. Böyle bir yazıyı yazıyor hoca ders veriyor. Benim bildiğim bunu kanun çıkarırsın adama müebbet hapis verirsin yatsın yatabildiği kadar.

Bingöl Jandarma Özel Harekat; benim canlarıma Allah sağlık sıhhat versin, uzun ömür versin. Cenab-ı Allah onları melekleriyle korusun. Kahpe kurşunlardan Allah muhafaza etsin. Allah kalplerine ferahlık versin, düşmanlarının kalbine korku salsın. Allah onları hidayetle düzeltsin, hidayetle düzeltmezse Allah kahrı perişan etsin. Basiretlerini ferasetlerini bağlasın, akıllarını bağlasın, Allah başı dertlerine düşürsün. Allah helak etsin. Askerimize Allah güç kuvvet versin, cesaret versin, nur versin Allah nuruyla sarsın.

KARTAL GÖKTAN: Şöyle diyor Cübbeli Ahmet; “Onların ellerini kır kurut Ya Rabbi. Bunları destekleyenleri helak eyle, kahreyle Ya Rabbi.” PKK’ya para ve silah yardımında bulunan dış güçlerin de birbirine düşmesini istiyor.

ADNAN OKTAR: Para silah onlar için dert değil.  Adam gasp ediyor alıyor zaten. Silahın elinden alınması lazım Türk ordusunun envanterine kaydedilmesi lazım. Mesela YPG, PYD’nin olduğu bölge silah deposu. Orada Alman ve Amerikalıları da yakalamak lazım. “Sizin burada ne işiniz var lan?” diyeceksin al hapse at onları da. Amerika, Türkler orada bir suç işledi mi alıp hapse atıyor. Bunlar Türk diye bırakmıyor. Sen de al içeri hapse at. Vatana, millete, devlete saldıran adamlar. Kan dökmeye hazırlanan adamlar.

Bu zırhlı araçlar devrildiğinde patlama olmasa dahi ölüm oluyor Allah esirgesin. Çünkü en az on ton ağırlığında bu araçlar. Araç savrulduğunda iç kanama geçiyor askerler. O patlamanın etkisiyle de iç kanama oluşuyor. Yoksa bedenlerinde kırık falan olmuyor da fakat iç kanama oluyor. Şehitlik çok oluyor o yüzden. Bütün askerlerimizi Cenab-ı Allah korusun kollasın. Sürekli çeşitli komanda gruplarından yazılar geliyor. “Hocam bize de dua edin” diye. Şimdi böyle olmaz toptan. Allah hepsini koruyup kollasın, hepsine hidayet versin, hepsini kahpe kurşunlardan muhafaza etsin. Allah ordumuzun tamamına güç kudret versin.

Beypazarı’nda mevsimlik Kürt işçileri linç etmişler. Bazı illerde de Kürtler ’in evlerine saldıran mahalleliler olmuş. Bu çok büyük bir ahlaksızlık, haysiyetsizlik, şerefsizlik ve namussuzluktur. Kürt nurdur, Kürt asildir, Kürt efendidir. Gücün yetiyorsa git PKK’lıyla çatış ahlaksız. Kürt’ten ne istiyorsun haysiyetsiz adam? Kürt asil, temiz, nefis ahlaka sahip mükemmel insandır.

CEYLAN ÖZBUDAK: Gelibolu’da da galiba Adnan Bey, dün gece doğudan gelen otobüslerin şehre girmesini engellemişler. Otobüsleri taşlamışlar.

ADNAN OKTAR: Ne kadar büyük ahlaksızlık, terbiyesizlik. Diyarbakır otobüsü içinde nur gibi Müslümanlar var, nur talebeleri var, Nakşibendiler var, dindar insanlar var ahlaksız adam neyine taşlıyorsun? Ne suçu var onların? Affedersin şeyin yiyorsa git PKK’yla çatış ahlaksız. Git, polis kadrosuna yazdır kendini ''Ben özel harekâtçı olacağım'' de git çatış haysiyetsiz. Nur gibi Kürt kardeşlerimizden ne istiyorsun?

KARTAL GÖKTAN: Duyuru yapabilir miyim, Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Duyuruyu yap.

KARTAL GÖKTAN: 8 Eylül Salı günü, saat 14.00’te Hayata Dair Programı yayınlanacak A9 TV'de. Altuğ Berker ve Sedat Altan'ın konuğu, İskilipli Atıf Hoca gibi birçok ödüllü filmin yönetmeni olan Mesut Uçakhan. Çekimler esnasında size selamını iletmemizi istedi kendisi.

ADNAN OKTAR: Aleykümselam. Mesut Hoca, maşaAllah hiç yaşlanmıyor. On beş sene önce falan görüşmüştüm yine böyleydi. Hiç değişmemiş maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin. Çok akıllı, gayretli, şevkli bir kardeşimiz. Sanat yönü çok güzel. İyi yetiştirmiş kendini. Allah, muvaffak kılsın her konuda.

''Hocam siz PKK'ya saydırmadan önce kimse, birçok kimse'' diyor bazı kimseler, ''cesaret edip PKK'ya tek söz söyleyemiyordu. Ama şimdi çoğu yürek yemiş de gelmiş modunda'' diyor. Doğru yani bir anda kahraman kesildiler.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Sizden sonra, ''Ülkeyi böldürmeyeceğiz'' de demeye başladılar.

ADNAN OKTAR: Birçoğu yani hepsi için demiyoruz da evet.

Hakkari Dağ Komando Tugayı'ndan, ''Çok ihtiyacımız vardı duaya. Hocamız’dan Allah razı olsun'' diyorlar. Çok sevimliler maşaAllah.

Türkiye, esaslı bir gövde gösterisi yapsın. YPG ve HPG'nin bulunduğu o sınır bölgesine, boydan boya, üç bin tankla falan girsinler. Yerle bir etsinler. Hep, bütün silahlara el konulsun. YPG, HPG, hepsi tutuklansın. Alsınlar, Türkiye'ye getirip hapse koysunlar. Bölge de tamamen temizlensin. Geri çekilsinler sonra. Bir gecede bitirirler. Sonra ''Pardon'' desinler. Yani ''Şaşırdık, boş bulunduk'' falan desinler. Böyledir ''Biz onları kovalarken bilmeden girmişiz'' diyeceksin. Yani ''Birden kaptırdık kendimizi ortaya kadar gelmişiz biz PKK'yı kovalıyorduk böyle oldu.'' Yani usulü budur bunun. Uluslararası yöntemi de budur bunun. "Pardon" diyorsun ''Kusura bakmayın. Hemen çekiliyoruz.'' diyorsun zaten. Yani yetmiş iki saat falan dursan tamam ama hemen anında çekiliyorsun. Daha basında haber olmamış bile oluyor daha. Hallaç pamuğu gibi atarsın. PKK'ya akıl almaz bir ders olur. Akıl almaz bir ders. Dışişleri Bakanlığı’nın çekingen ürkek tavrına gerek yok. Delikanlıca, korkmasın. Yani Allah'a verecek bir can borcu var. ''Korkuyor'' demiyorum. ''Korkak'' da demiyorum. Ama Allah'a verecek bir can borcu var. Çekinmesin, bir kere vefat edecek, bir kere. Amerika, onu ne yapacak? Doğrayacak hali yok ya. Doğrarsa doğrasın. Ne olur yani? Bassın, girsinler.

CİHAT GÜNDOĞDU: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Kıbrıs Barış Harekatı'nda da kısa sürede ortaya kadar gelmişlerdi.

ADNAN OKTAR: Bu kadar. Erbakan Hocam, ''Tamamını alın'' dedi. Dinlemediler. Tamamını alsalar daha iş bitecekti yani. Ve ''Konuyu da uzatmayın'' dedi, Erbakan Hocam. Dedi ki ''Türkiye'ye bağlayın Kıbrıs'ı'' dedi. ''İlhak edelim'' dedi. Daha hala uzattılar. Bak yıllardan beri ''Kıbrıs sorunu'' ilhak et. "Türkiye toprağıdır" diyeceksin bu kadar. ''Buraya bir saldırı olursa Türkiye'ye saldırılmıştır'' diyeceksin bu kadar. Kimsenin gıkı çıkmaz, bir şey olmaz. Çok makul bir şey bu. Zaten bize ait bir toprak. Kıbrıs'ın tamamı bize ait zaten. Sen, üçte birini falan alıyorsun. Zaten hakkın. Tamamını da alsan hakkın. Yani tapusu bizde Kıbrıs'ın. Yani hukuki tapusu bakın hukuki tapusu, Osmanlı'dan bize kaldı. Bize ait, üstümüzde yani tamamının tapusu. Hukuki olarak bizim olan bir yerin, ilhak edilmesinde ne var? Kendi evin. Yani yabancı bir ülkeyi işgal etmiyorsun ki. Tapusu üstüne olan bir yere, kendi evine giriyorsun.

İran, PJAK'ı bir gecede bitirmişti. Her yerde dediler ki Avrupa'da falan ''Operasyonu bize niye haber vermedin?'' İran da dedi ki, "Ya siz kim oluyorsunuz da ben size haber vereceğim?" dedi. “Biz haber vermeyiz” dedi. “Biz sadece sonucu bildiririz” dedi İran. Yani “nasıl kafalarını ezdiğimizi bildiririz” dedi. “Ne yaptığımızı bildirmeyiz” dedi. Avrupa'da böyle lokum tıkanmış tavşan gibi sustu. Tavşana lokum yedirirsen boğazına tıkanır.

CEYLAN ÖZBUDAK: O gün, bugündür de PKK hakkında bir şey demiyorlar İran'a.

ADNAN OKTAR: Hiç.

Geçen yıl bir terörist heykeli dikilmişti biliyorsunuz. O heykeli kırıp postalıyla üzerine basan polise soruşturma açılmış. Ve siciline işlenmiş. Bu durumda polis nasıl faaliyet yapsın? Kanunun düzenlenmesi gerekiyor. Hukukun yeniden düzenlenmesi gerekiyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Uzun yıllar Bitlis, Siirt, Van ve Şanlıurfa'da valilik görevlerinde bulunan ve şimdi milletvekili olarak mecliste bulunan Nuri Okutan, çözüm süreci sırasında güvenlik birimlerine terör örgütüne operasyon yapmaması için baskı yapıldığını söyledi. Açıklamasında şu ifadeleri kullandı Nuri Okutan; "Orada o hale getirildi ki, bizim terörle mücadele eden birliklerimiz bir tarafta duruyor. Çıplak gözle görülebilecek terör örgütünün kampları bir tarafta duruyor. Mahkemeleri bir tarafta duruyor. Karakollardan, birliklerden, güvenlik güçlerimiz terörle mücadele ekiplerimiz çıkarılmadı. Onlara telkinde bulunuldu. Hatta talimatlar verildi. “Görmeyeceksiniz, çıkmayacaksınız” şeklinde talimatlar verildi."

ADNAN OKTAR: Bu doğru.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İçişleri Bakanı Altınok, terörle mücadeleyi son terörist silahını bırakıp teslim olana kadar sürdüreceklerini belirtti. “Türk milleti, vatanın bağımsızlığı için canını veren şehitleri unutmayacak. Evlatlarını kendi evladımız gibi kucaklayacağız ve yanımızdan hiçbir zaman ayırmayacağız” dedi.

ADNAN OKTAR: EvvelAllah. EvvelAllah. Allah ailelerine hayırlı, bereketli uzun ömür versin. Şehitlerimizin de Allah, cennette sonsuz hayatlarında şeref ve nimetler içinde yaşamasını nasip etsin. Sonsuza kadar yaşayacaklar ne güzel. Burada; cennetle, cehennem arası bir yer burası. Orası tam cennet.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Facebook’taki Terörle Mücadele Şubesi Diyarbakır hesabında, Diyarbakır'da şehit olan polislerin fotoğrafı paylaşıldı. Fotoğrafların altına da şunlar yazıldı."Biliyor musun Diyarbakır, Muzaffer Can ve Mustafa şehit oldu bu sabah senin için. Sabah uykusuzduk, yorgunduk. Diğer arkadaşlarımın çoğu da tıpkı benim gibi tıpkı Muzaffer Can gibi, Mustafa gibi yorgundu, bitkindi. Sadece görevimizi yapıyorduk. Sen rahat rahat yaşa diye ölümü bekliyorduk. Sadece sen sabah dükkanını rahat rahat aç. İşe rahat rahat git ve ailen huzur içinde yaşasın diye ölüme kendimizi siper ettik. Sonra bir fısıltı gibi geldi ölümün sesi. Kahpe roket tıpkı bir gölge gibi sokuldu yanı başımıza. Ardından gürültü, ateş ve duman Allahu ekber dedik düşerken. Muzaffer Can ve Mustafa aldı elimizden şahadet mertebesini ."

 ADNAN OKTAR: Allah Allah.

Mesela teröristler açık açık sınırdan geçiyor. Görülüyor. Silahla, tüfekle geçiyor. Asker de görüyor. Fakat müdahale hakkı yok askerin.  Adamlar sırtında silahla geçiyorsa, adamı indirirsin. Yakalarsın götürürsün hapse atarsın. Yetki verilmemesi inanılır gibi değil. Baksana bakan ne diyor? “PYD ayrı onlar” diyor. “Onlar bambaşka” diyor. “Onlar PKK'ya bile karşılar” diyor. Gel de domates, peynir, ekmek beraber yemek yiyin bari. Buraya getiriyor olayı. PYD eşittir PKK. Bunu herkes biliyor. Mahkeme kararı da var. Açık açık. PKK'lılar PYD'ye giriyor. PYD'ye giren de PKK'ya giriyor. Tek bir topluluk bunlar.

CİHAT GÜNDOĞDU: Salim Müslim'i özel uçakla getirip konaklatmışlardı. Görüşmeler yapmışlardı.

ADNAN OKTAR: İnanılır gibi değil. İnanılır gibi değil. Devlet Başkanı gibi karşılıyorlar Salim Müslim’i.

Mevsimlik işçilere falan Kürt kardeşlerime saldırmaları ne kadar büyük ahlaksızlık. Haysiyetsiz herif. Artistlik yapacağına git müracaat et. Güneydoğu’da değil mi? Polis olarak müracaat et. Git kadrolu olarak çatış.

CEYLAN ÖZBUDAK: Çin'in Doğu Türkistan'a yaptıkları zulmü protesto etmek için burada Çinliler’e saldırdıklarını düşünerek Doğu Türkistanlı birisini dövmüşlerdi.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

CEYLAN ÖZBUDAK: Çin'in Doğu Türkistan'a yaptığı zulmü protesto için burada Çinli zannedip Doğu Türkistanlı birisini dövmüşlerdi.

ADNAN OKTAR: Adam da şaşırmış. Kızcağız. Bir mana veremiyor. Bağıra bağıra anlatıyor. Gözünün çekik olması yeterli oluyor. Onu kahramanlık olarak görüyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: Sonra da zaten yanlış dövdük diye söylemişlerdi savcıya.

ADNAN OKTAR: Ne kadar büyük hata.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Türkiye'nin birçok noktasında teröre karşı sokak yürüyüşleri düzenlendi. Fotoğraflar da var. Ve çeşitli illerde askerlik şubelerine gelen yüzlerce kişi gönüllü askerlik yapmak istediklerini beyan ettiler.

ADNAN OKTAR: Asker alınması gerekiyor. Onu geciktirmesinler. Tabii. Türkiye'nin böğründe koskoca bir devlet oluşturulmuş. Adı konmamış daha. Daha tanınmayı bekliyor. Gir bütün PKK'lıları al gel. Konu biter. Bütün silahlarına da el koy. Alman malı, Amerikan malı silahları. Amerikalıları tutukla. Almanları da tutukla. “Bak terörist bunlar” dersin. “Teröristle işbirliği yapıyor” dersin.  Bütün dünyaya ilan et. Televizyonlarda göster.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Dün Hürriyet Gazetesi’nin yaptığı haber üzerine iki yüz kişilik bir grup gazete önünde gösteri düzenlemiş. Ve binanın camları kırılmıştı. Hürriyet gazete binasına sopalarla saldıran yaklaşık iki yüz kişilik grup ve orada bulunan AK Parti milletvekilinden şikayetçi oldu.

ADNAN OKTAR: Bir kere böyle bir yöntem AK Parti’ye hiç yakışacak bir yöntem değil. Bu yolun açılması çok tehlikeli. Bir de başlarında milletvekili var. İnanılır gibi değil. Güvenlik çemberini kırıyor. İçeriye giriyor falan. Hadi gazetenin önüne geldin toplandın, bağırdın, çağırdın olabilir. Bir yöntem olarak düşünülebilir. Hukuk çerçevesi içerisinde yapılıyorsa. Ama cam, çerçeve kırıp içeri girmek bu olmaz.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Başka biri açıklama yapıyor Adnan Bey orada. "Kim içeri girerse, kim saldırırsa bizden değildir" diyor. Ama sonrasını bilmiyorum.

ADNAN OKTAR: Ama işte orada halk provoke olmuş vaziyette. Dalar adam. Coşturursan öyle olur. Olmamış. Neydi orada konu? Dört yüz falan bir şeyler vardı.

BÜLENT SEZGİN: Öyle bir haber yapmıştı Hürriyet.

ADNAN OKTAR: Nedir? Haber neydi?

TUBA BABUNA: Dağlıca olayı. “Dört yüz milletvekili olsaydı Dağlıca olayı olmazdı” gibi diye.

ADNAN OKTAR: Tamam.

 YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Anayasa değişikliği yapılsaydı böyle bir şey yaşanmazdı.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hoca dememiş mi böyle bir şey?

TUBA BABUNA Tam bu cümleyi kurmamış.

CEYLAN ÖZBUDAK: “Onlar için demedim” diye söylüyor.

TUBA BABUNA: Dört yüz milletvekili olsaydı durum bugün çok farklı olurdu. Türkiye’de gibi bir açıklama yapmış. Ama Dağlıca olayına bağlamamış.

ADNAN OKTAR: Dağlıca’ya bağlamamış.

TUBA BABUNA: Evet.

ADNAN OKTAR: Onlar Dağlıca’ya mı bağlamışlar?

HÜMA BABUNA: Onlar direkt Dağlıca olarak cümle olarak Twitter’da böyle yazmışlar.

ADNAN OKTAR: Ayıp yapmışlar o olmaz. O çirkin. Böyle saptırırsan önü sonu gelmez o zaman. Mesela ben diyorum ki “Sizi çok seviyorum.” İşte ““Ben Lenin'i çok seviyorum” dedi” dersen “sizi çok seviyorum” Müslümanlar’a diyorsun. Ne alakası var onu o şekle getiriyorsun? Ayıp yapmışlar. Yani böyle bir şeye yaklaşmamaları lazım. Demokratik tepkide olabilir. Ama cam, çerçeve içeri girip kırıp içeri girmek olmaz.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar'la Sohbetler sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü