Harun Yahya

Sohbetler (15 Eylül 2015; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Efendim, hoş buldum, siz de hoş geldiniz. Ne var ne yok haberler? Anlatın bakayım bir şeyler.

BÜLENT SEZGİN: Teröre karşı birlik için otuz milyonluk bir kesimi temsil eden on dört işçi ve işveren örgütü Perşembe günü 16.30’da “Teröre Hayır Kardeşliğe Evet” yürüyüşü yapacak. Tüm vatandaşlar bayraklarıyla yürüyüşe katılmaya davet edildi. Ankara’da olmayanların da kendi şehirlerini Türk bayraklarıyla donatması çağrısı yapıldı. TOBB başkanı Hisarcıklıoğlu, yürüyüşte kardeşlik ve sağduyu mesajı vereceklerini hiçbir siyasi görüşün veya sivil toplum kuruluşunun simgesinin bulunmayacağı yürüyüşte sadece T ürk bayrağı taşıyacaklarını açıkladı. Hisarcıklıoğlu, “Binlerce yıllık kardeşliğimiz bozulmak isteniyor. Bu tuzağa düşmemek, birliğimizi ve kardeşliğimizi korumak yine bizim elimizde. Kökenimiz, kimliğimiz, inancımız ne olursa olsun yetmiş sekiz milyon hepimiz Türkiye’yiz” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, binlerce yıldan beri beraberdik de, binlerce yılın sonuna doğru 1800’lerde Marksist düşünce ortaya çıktı. Darwinist düşünce ortaya çıktı ve bin yıllık kültürün tam zıddı bir inançla ortaya çıktı. Yani yeni bir şeytani din ortaya çıktı. Ve dünyanın hemen hemen tamamı bu dine girdi. Yani Darwinist oldu. Yani istese de istemese de Darwinist oldu. Ve devletlerin tamamı, istisnasız hepsi Darwinizm’i resmi ideoloji olarak öğretiyorlar bütün devletler. Yani sizin atanız mikroptu. “Tesadüfen oldunuz. Her şey bir tesadüftür. Dinler de evrimle geliştirilmiş bir felsefi akımdır. İnsanların iyiliği için dürüstlüğü için insanlar tarafından oluşturulmuş bir sistemdir” diyor. Şimdi böyle bir şey olduğunda sen artık kardeşlikten falan bahsedersen seni dinlemezler. Ama eski din olsa, eski inanç olsa, yani Marksist düşünce olmasa, Darwinizm olmasa bu hakikaten acayip gelir adamlara. “Bin yıldan beri kardeşliğimiz devam ediyor yine devam etsin” der adam. “Ne oluyor?” falan der. Ama bak bininci yılın sonunda bu dinlerin tamamını reddeden bir din bütün dünyaca kabul edilmiş. O zaman senin bu anlatımını onlar dinlemezler. Yani Marksist, Leninist düşünce kardeşlik iddiasını asla kabul etmez ve çok kızdırıcı bulur. Kalabalık olması da onlar için bir şey değiştirmez. Mesela çarlık Rusya’sında da Lenin, bir avuç insanla ortaya çıktı ilk çıkışında. Bir avuç insanla. Ama bütün Rusya’yı fikriyle aldı. Çin’de de koskoca Çin kısa sürede bu fikre teslim oldu. Onlar da diyorlardı “Biz kardeşiz. Kardeş kardeşi vurur mu?” Çarlık Rusya’sında öyleydi. “Kendi devletine karşı ayaklanıyor musun? Birik beraberliğimizi bozuyorsunuz? Terörist, anarşistsiniz siz” falan diyorlardı. “Kan dökücüsünüz” diyorlardı. Adamlar da onlara gülüyorlardı. “Marksizm’in, Leninizm’in gereği bu, tabii kan dökeceğiz” diyorlardı. Sonunda Marksist, Leninist inançta olanlar hakim oldular. Dolayısıyla Çarlık Rusya’sı da çok hafife almıştı o zaman. Çar Nicola süslenip püslenip sarayında ahkam kesiyordu yani Tayyip Hoca’ya bir gönderme falan yapıyor değilim ben. Bir gerçek bu, tarihi bir gerçek olarak. Ve ilgilenmediler. Yani felsefi yönüne cevap vermeye gerek duymadı Çarlık Rusya’sı. Hiç cevap vermedi. Cevap vermeyince o felsefe tek yanlı çok kolay gelişti. Halbuki cevap verilse gelişemez. Ama karşısında hiç cevap veren olmayınca yıldırım hızıyla gelişti ve hakim oldu. Çar’ı da öldürdüler. Çocuklarını da öldürdüler. Ve Rusya gitti. Halen de Rusya’da şu an hakim olan düşünce Darwinist düşüncedir. Darwinist, materyalist düşüncedir. Yani şimdi diyorlar ki “Komünizm mi kaldı? Kardeşim, ekonomik yönü önemli değil komünizmin. O bizi hiç rahatsız etmez. Adam devletleştiriyorsa bir şeyleri. Devletçi politika izliyorsa altı okun bir tanesi de zaten devletçiliktir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin altı okundan birisi devletçiliktir. Devletçilikten bizim rahatsız olduğumuz falan yok. Yani zaruriyse adam devletçi olabilir. Bası sektörler devlete bağlanabilir. Özel sektörde suiistimal oluyorsa devlet el koyar bu şekilde vatandaşa hizmet eder. Bu rahatsız edici bir şey değil. Biz Marksizm’in, Leninizm’in Allahsız, Kitapsız, dinsiz imansız yönüne önem veriyoruz. Bunu anlatamıyoruz adamlara. Çin şu an Allahsız, Kitapsız bir rejim. Rusya yine aynı şekilde dinsiz bir rejim. Ve dünyadaki rejimlerin hemen hemen tamamı dinsiz rejim. İran “Biz dindar bir rejimiz” diyor ama akşama kadar Darwinizm’i öğretiyor millete. Dolayısıyla materyalist, dindar görünümlü bir rejim. Suudi Arabistan materyalist, dindar görünümlü bir rejim. Darwinizm gece gündüz anlatılıyor millete. Mühim olan bu. Türkiye de dindar gibi görünen ama devlet felsefesi Darwinist olan bir sistemdir. Yani hükümetler dindar olabiliyor son zamanlarda. Rejim dindar değil. Rejim laik. Yani rejim ayrı. Rejim laik. Ama devlet felsefesi Darwinist Türkiye’de. Okullarda okutuyor. Yani kendi felsefesini, kendi inancını okutuyor devlet.  Bu yanlış, yani dayatma olmaz. Kitaplarda Darwinizm her yönüyle anlatılması lazım. Cevabıyla ve kendisiyle. Cevabı verilmeden anlatılıyor. Bu bir sorun. Dolayısıyla şimdi Hisarcıklıoğlu iyi niyetle tabii ay yıldızlı şapkalar yaptırmış. Bu PKK’yı hiç etkilemez söyleyeyim. Çünkü sen Rıfat Hoca olsun, başkaları olsun ideolojik olarak onlara karşı koyuyor musun PKK’ya? Koymuyorsun. Belki sen de Darwinist’sin. O zaman sen PKK’yla baş edemezsin. AK Parti topluyor iki milyon adam topluyor zaten. Sorun değil ki. Milliyetçi Hareket Partisi de mesela bir milyon, bir buçuk milyon insan topluyor. CHP de bir-bir buçuk milyon insan topluyor. İnsan toplamak sorun değil. O, PKK’nın gözünü korkutmaz öyle bir şey. Yani Marksist, Leninist, terörist bir sistemde zaten kalabalığın olduğunu adam kabul ediyor. “Az yapıyla çoğunluğu biz teslim alırız” diyor. Bu nasıl oluyor? Bir kere bütün toplumu Darwinist yapmışlar mı? Yapmışlar. Adam zaten ana konuyu halletmiş. Devlet bu felsefeye cevap veriyor mu, hükümet? Vermiyor. O zaman diyor ki bu felsefe; “Biz haklı olduğumuz için, güçlü olduğumuz için, bizim felsefemiz geçerli olduğu için hükümet cevap veremiyor” diyor. “O zaman biz ilerlemeye devam edeceğiz” diyor. Ve “Bir anda olacak” demiyor adam zaten. İlk, Heval falan çeşitli dergileri vardı o zamanlar, çeşitli çalışmaları vardı. Millet gülüp geçiyordu. Ama şu an hükümetle pazarlığa oturuyorlar adamlar. Yani yapılan operasyonlar da bir şeyi değiştirmez söyleyeyim. Yani fikren sürekli gelişiyorlar, liselerde, üniversitelerde. Türkiye’deki bütün üniversiteler solcuların kontrolünde, hemen hemen tamamı yani. Gençliğin ezici çoğunluğu solcu. Sağcı olan gençlerin de büyük bölümü Darwinist yahut dinin gereğini yapmıyor epey bir bölümü. Yani şuurlu dindar sayısı Türkiye’de az. Bu doğru. Bilimsel bir gerçek. Ama genel olarak Allah’a kabul ediliyor. Adam diyor ki “Ben Darwinizm’e inanıyorum, Allah’ı kabul ediyorum.” Zaten o şekilde dinle alakan kalmadığı belli çünkü Allah “evrimle yarattım” demiyor. “Ben yarattım” diyor. Sen diyorsun ki “Çamurlu suda tesadüfen bir mikrop olmuştu. Ondan insanlar oluştu.” Allah diyor ki “Hazreti Adem’den yarattım” diyor. Sen “Mikroptan yaratıldı” diyorsun.  O zaman dinle alakan kalmaz. Öyle bir şey olmaz. “Yok” diyor “Hem dindar, hem Darwinist.” Böyle bir şey olamaz. Yani kendini kandırmış olursun. Fikren yenmedikten sonra bir şey olmaz. Adamların acele etmedikleri açık yani. Adam on yıl, yirmi yıl sonra diye düşüncesini devam ettirecek şekilde bir politikası var. Şu an halkın Marksizm’i bilmeyen kanadı tabii ki Marksizm’e karşı oluyor ama sen üniversite öğrencisine öğrettiğinde Marksizm’i makul görüyor. Darwinizm anlatıldığında makul görüyor. Cübbeli’nin din anlayışına göre, ona göre kıyasladığında. Bizi de susturmak için adamlar kıyasıya bir mücadele içindeler yani çılgınlar gibi. Değil mi? Yani böyle cinnet tarzında bir susturma politikası var. Benim gördüğüm, en akılcı dini anlatan topluluğuz. Tabii fert fert yahut partiler içerisinde çalışanlar var ama böyle sistemli olarak akılcı dini anlatan bir grup varsa söz bir Allah bir ben onun kimse başı, lideri kimse ayağının altını öpeceğim iki ayağının altını bütün televizyon kameralarının gözü önünde öpeceğim ve o insana ben tabi olacağım. Emrine gireceğim, ne istiyorsa yapacağım. Öyle bir topluluk yok. O yüzden yani ben öyle hani ben “Ben en büyük en akıllıyım” falan demiyorum. Allah'ın herhangi bir kuluyum ben. Hoca da değilim. Ama dini en akılcı en güzel anlatan kişiler olduğumuz açık görülüyor. Hayır varsa gözümü kırpmam,  hemen peşinden gideceğim. Söylesinler yazsınlar bana bak burası açık "Şu grup, şu şahıs" desinler bitti olay. Pakistan'da varsa oraya da gideceğim söz. Söz bir Allah bir. "Sibirya'da" desinler oraya da giderim. Ama yok. Varsa söylesinler.

ALTUĞ BERKER: 1970'lerde evrime inanma ve Allah'a inanma oranı yüzde elli elliyken sizin çalışmalarınız vesilesiyle şimdi Allah'a inanma oranı yüzde doksan. Araştırmalar ortaya koydu inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bu Türkiye için böyle. Yunanistan şu bu falan yatmış vaziyette. Türkiye'de çok yoğun bir faaliyet yaptığımız için böyle bir netice oldu. Birçok aile işte kızını evlendirsin. Kilo vermeye kafayı takıyor, birçoğu sinir ilaçlarıyla ayakta duruyor, Allah'ı unutmuş, dini unutmuş. Dine şüphe ile bakıyor. Kızı evlense bile “daha zengini var mıydı acaba?” aklı ona takılıyor bu sefer “Ya” diyor “biz doğru mu hareket ettik.” Kızlar da kendilerine flört arıyorlar "Daha zengini var mı, daha zengini var mı?" Çünkü kızlar flört yapmazsa "lezbiyen herhalde bu" diyorlar. Bir erkek arkadaş. Erkek arkadaşı olursa da "herhalde bu fahişe" diyorlar. Hiçbir şey yapmazsa "sapık herhalde" diyorlar. Yani böyle anormal bir sistem var herkes için değil ama bayağı bir kesim için bu böyle. Kız çocukları da ne yapacağını şaşırmış vaziyetteler. Akıl almaz ağır bir baskı var üstlerinde işte din hakkıyla yaşanmadığında böyle bir sıkıntı ortaya çıkıyor. Bak çocuğun o mübarek bedeni denizde kıyıya vuruyor daha hala insanların umurunda bile değil, birçok insanın. O anda mesela PKK ile çatışma anında; bir başka şahıs bilardoyla vakit geçiriyor, bir tanesi işte pişpirik oynuyor, bir kısmı futbol maçı seyrediyor yani kendi işinde gücündeler. Bir delikanlı işte zengin bir kız bulayım da onun parasını yiyeyim derdinde oluyor. Güzel bir kız da zengin bir koca bulayım da onun parasını yiyeyim derdinde oluyor. Bir tek zengin koca bulduğunda kız değil de ailesi de beraber yani akbaba gibi üşüşme peşindeler; babası, anası yani tam bir bela olma mantığında oluyorlar. Şimdi damat adayı öyle bir kızarmış piliç gibi geliyor onlara yahut kızarmış bir kaz gibi. Her bir budunu kim yiyecek onu araştırıyorlar yani "nasıl onu hallaç pamuğuna çeviririz?" Babası, annesi, kız kardeşleri, kardeşleri falan ilk sırada oluyor. Sonra amcaları ve dayıları sırada oluyor. Dedesi, dedesinin bilmem torunları herkes sırada yani böyle akbaba sürüsü gibi. Şöyle bir iflahını kesseler, şöyle ta çamaşırına kadar bir soysalar damat adayını. Onun derdinde oluyorlar. Yani sevgi saygı sistemi olmuyor. Deveden tüy koparsak kar olur. Mesela erkeklerden de böyle bakıyorsun gayet terbiyeli saçı da yandan taramış, tam evcimen olmuş böyle. "Ya" diyorlar "bu ne evcimen damat bunu iç güveysi alalım bari" diyorlar. Terlik falan da giyiyor. Evde kravatla geziyor böyle anneciğim babacığım tam yalaka yani. Ne para gelecek onun derdinde oluyor yani ne çıkar sağlayabilir; işte üstüne bir evin falan tapusunu yaptırabilirse o onun için büyük bir zafer. Ama tabii aileler de nefret ediyorlar, çok aşağılık görüyorlar, hiçbir şekilde yapmamaya dikkat ediyorlar, ama bazıları da boş bulunup yapıyorlar yani mesela umumi vekaletname falan veriyor damat da ne var ne yok hepsini soyuyor soğana çeviriyor kaçıp gidiyor. Ondan sonra vay yandıma düşüyorlar. Damada öyle bir yatırım yapma sebepleri de damadı bağlamak. Yani “Sana” işte “bu kadar çok güveniyoruz" falan. Damat da sanki onların anlamında sanki enayi onların felsefesine, inancına göre. Sen nasıl onu enayi görüyorsan o da seni enayi olarak görüyor; sen ona nasıl saygı duymuyorsan o da sana saygı duymuyor. Böyle berbat bir kafalama sistemi cayır cayır işliyor. Mesela kızını evlendiriyor kadın, bin pişman. "Ya" diyor "başka bir damat adayı olsaydı" diyor "bunun iki misli parası olabilirdi adamın" diyor. Damadı da soyma bir sorun oluyor tabii nereden yaklaşacağını da şey yapıyor. Var ya hani böyle kurtlar bir sürüye yaklaşıyor orada da aslanlar falan da oluyor. Hayvanlar tam karar veremiyorlar nereden saldıracağına. Değil mi? Bir etrafında dolanıyor; çakallar falan da öyle yapıyorlar. Acayip sesler çıkararak bakıyorlar, kamera onlara gelince gözleri kırmızı kırmızı görünüyor böyle ışıl ışıl. Bunlar da öyle tam tipik çakal yani. Nereden bir saldırsa da bir tokatlasa; yüklü para kaldırsa onun derdinde oluyorlar. Bu çok iğrenç bir şey. İşte böyle bir sistemde uğraşırken Marksist, Leninist düşünce dipten dipten ilerliyor adamlar bunlarla uğraşırken, tabii hepsi için demiyorum bir kısım insanlar için söylüyorum bunu. Böyle korkunç bir riyakarlık, korkaklık; "Aman ben hiçbir şeye karışmayayım, hiçbir şey beni ilgilendirmez." Mesela PKK'nın aleyhine tek kelime söylemiyor. Ailesine kendisine zarar gelecek diye. "Aman neyimize lazım ya ne yaparsa yapsınlar" diyor. Yani hiçbir yerde hiçbir şey konuşmuyor. Onun bütün derdi; ailesi, çocuğu, karısı. Yani egoist bir yapı. Böyle hani hayvanlarda falan oluyor ya bu ne bileyim işte daha ziyade çakallarda tilki sürülerinde falan oluyor. Küçük bir sürü oluyor ama bütün menfaat oraya yönlenmiş oluyor. Bir de merkitler var onlar da böyle ailece yaşıyorlar. Merkit ailesi gibiler böyle. Etrafı korku içinde kolluyorlar; aileye bir zarar gelecek mi? Bir şey fark ederse hemen, merkit hemen hopluyor böyle değil mi? Birkaç saniye içinde anında dalıyorlar evin içerisine. Bir kısım insanlar da bu karakterde oluyor yani bu karaktersizlikte oluyor. PKK ilerliyormuş, Marksizm, Leninizm gelişiyormuş adamın hiç umurunda dahi değil. Şehit haberleri oluyor "Ya kapat şu radyoyu şimdi keyfimizi kaçırmayın" diyor. Gençliğin, ideallerle donatılmış ülkü ile donatılmış, manevi yönden mükemmel hale getirilmiş, Darwinizm’in, materyalizmin kıskacından kurtarılmış, yaratılış düşüncesinin, yaratılış inancının bütün bilgileriyle mükemmel donatılmış, imanlı akıllı gençler olarak yetiştirilmeleri lazım. Marksist düşünceye karşı, komünist düşünceye karşı, PKK'ya karşı tam donanımlı; onun ideolojisini tam kavrayan; nasıl mücadele edeceğini çok iyi bilen bilimsel yönden mükemmel bir gençlik yetiştirmemiz lazım. Şu an gençliği başıboş bırakmış durumdalar. Darwinist eğitim veriliyor. Biyoloji dersi veriliyor.  Çocuklara; "Ne olacaksın?" dendiğinde, "İyi bir işim olsun, iyi para kazanayım, bir eşim olsun, çocuklarım olsun"  olduktan sonra da soruyorlar "Senin amacın ne?" "Çocuklarım benim ilgilendiren, başka bir şey yok" diyor, "onların istikbalini kurtarayım başka bir şey istemiyorum" diyor. "Ekmek bizim derdimiz" diyor. PKK'ya soruyorsun; "Nedir senin derdin?" "Benim derdim komünist Kürdistan'ı kurmak" diyor. "Başka?" diyorsun "Başka bir idealim yok" diyor. "Bunun için ne yaparsın?" “Ben canımı veririm bunun için” diyor. Şimdi adam orada kirli olmak şartıyla kirli bir avantaja sahip oluyor. Ama müthiş bir kirli avantaj, o kirli avantaj ilerliyor işte o zaman. Şimdi mesela operasyon falan diyorlar. Kazıdık üçte ikisi gitti falan diyorlar. PKK bir dahaki seneye bakın yine aynı azgınlıkta olacaktır, yine masa davetleri olacaktır, yine masa muhabbeti olacaktır, önü sonu gelmez. Fikren yenilmedikten sonra adım adım bak üniversitelere hakim oluyorlar, liselere hakim oluyorlar. PKK düşüncesi imanlı gençliği de sürekli adım adım geriletiyorlar. Yani benim gördüğüm hemen hemen bütün üniversitelerde sol hakim. Böyle dinden uzak yetiştirilmiş, din deyince Cübbeli'nin anlattığı İslam dini akla geliyor birçok çevrede. Bizim anlattığımızı da daha yeni yeni kavramaya başladılar. Bizde de zahire takılıyorlar; işte zenginlik, güzel kadınlar, müzik, eğlence; onun gibi görüyor ilk başta. Yani kitapları göremiyor, eserleri göremiyor ama sonra incelemeye başlayınca; adım adım bir cennete geldiğini anlıyor. Bir mana ruhuna yaklaştığını anlıyor. Yaklaştıkça dünyası aydınlanıyor, aydınlandıkça ilerliyor, ilerledikçe de aydınlanıyor.

GÖKALP BARLAN: Hep söylüyorsunuz "Bu tip kişiler Müslümanlar söz konusu olunca aslan kesiliyor, ortaya çıkıp onlara saldırıyorlar ama PKK'ya tek laf etmiyorlar" diye söylüyorsunuz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Mirketler çok tatlı hayvanlar. Hep ayakta, göbüşler de şöyle, büyük bir dikkatle etrafı izliyorlar. Aile süper titiz, birbirlerine acayip bağlılar.

Yayın saatini tabii düzgünce yazın. Yayın saatini herkes bildirsin Facebook'ta. Bir yerde yayınlandığında farz edelim saat 11'de diyorsa hemen Facebook'unuza koyun ki, arkadaşlarınıza bildirin ki insanlar haberdar olsun. Nasıl haberdar olacaklar? A9 sitesinde ayrı, birçok yerde yani binlerce yerde birden ilan etmeniz gerekiyor ki, çünkü ani değişiklikler oluyor insanlar nereden bilsin? Başka türlü bilemezler.

Damat böyle avanak zannettiklerinde kafalamak için hep bu uyanıklığı yapar. Para alacak kişiler, oltanın ucuna bir yiyecek takarlar, ki onu bir seferinde yakalayabilsin. Genellikle vekalet veriyorlar veyahut evini üstüne yaptırıyorlar, diyorlar ki "Biz sana damat acayip güveniyoruz o kadar ailedensin ki." O da zannediyor ki onu yapınca artık o daha delicesine bunlara hizmet edecek. Onları hastaneye getirip götürecek, pazardan yiyecek getirecek. Keriz olduğuna tam inanmış o çünkü, enayi olduğuna, onu kullanacağına; ömür boyu tepe tepe kullanacağına inanmış. Halbuki insan evlenirken bir insanı kullanmak kastıyla evleniyorsa bu ahlaksızlıktır. Bazı genç kızlarda da var sanki bir enayi arıyormuş gibi. Mesela ömür boyu ona bakar, mesela genç olmasına dikkat ediyor, dinç olmasına, dişleri dökük olmasın. Sanki yük taşıtacak kadana beygiri arıyor. Ne alaka seviyorsan sen ne fark eder yani? Bunları hastaneye götürüp getirebilir mi? Ev işleri yapabilir mi? Babasına, dayısına gidip gelirken sorun çıkarmadan halledebilir mi? Çok amaçlı bir makine satın alıyor gibi alıyorlar. Böyle olmaz, dürüst olacaklar.

Evet, dinliyorum Ender.

ENDER DABAN: Ali Bulaç, "NATO Güneydoğu'ya müdahale eder mi?" başlıklı bir yazı yazdı. Ve PKK sebebiyle NATO'nun Türkiye'ye müdahale edebileceğini gündeme getirdi.

ADNAN OKTAR: Yok. Yani onluk bir konum yok. Orada bir anarşist terörist hareket var. Hangi ülke olsa bu tarz cevap verir. Burada bir de halk PKK'ya şiddetle karşı. Öyle bir konum yok.

Bunlar bilinen ama söylenemeyen gerçekler oluyor yani halk bunu biliyor. Mesela ben birçok genç kızla konuşuyorum, hep böyle bir enayi damat arayışındalar. Zımba gibi olsun böyle tosuncuk tarzında, adam kuş gibi bakıyor, belli. Ama onun enayi olduğuna inanmış. Diyor, “Bu ömür boyu bana da bakar, anama da bakar, babama da bakar. İyi sırtında adam da taşır. Eşek gibi bir şey” diyor “Bayağı iyi olur” diyor. “Her yere de götürür çanta gibi” diyor. Menfaate dayalı sevgi olur mu kardeşim? Allah için seveceksin. Bu nasıl bir kafa? Onda aşk, tutku olmaz ki. Sen kadına beygir mi alıyorsun, insanla mı evleniyorsun? Değil mi? Onda bir mantık olması lazım. O dürüstlük anlayışının yayılması gerekiyor. Dürüstlük olduğunda, samimiyet olduğunda Allah yardım eder. Samimi olmadıklarında hep felaketle karşılaşıyorlar. Enayi zannettikleri damat kurt kesiliyor. Enayi zannettikleri kız, bu sefer o da kurt kesiliyor. İnsancıl, vicdani, samimi bir karar almaları lazım. Bunun dışında olmaz.

GÖKALP BARLAN: Adnan Bey bu karakterlerin hepsini teşhis etmiştiniz adamlıkla ilgili bir kitabınız vardı. O kitabı her okuyan kendini görüyordu. “Burada ben yazıyorum. Benim birçok yönüm burada var” diye.

ADNAN OKTAR: Evet. Adamlık Dini kitabı ünlü o evet. Aslında onu daha da geliştirebilirim. Yani onun daha da kapsamlısını hazırlayabiliriz.

“Allah aşkıyla sevdiğim, hiç candan öte can olur mu? Oluyormuş ben gördüm. Canımdan öte cansınız siz. Sizi çok seviyorum.” Selma.

Abdullah Demir, “Hocam, Kürt halkı olarak sizi çok seviyoruz. Sizi hep destekliyoruz. Müthiş sohbet ediyorsunuz” diyor. Allah razı olsun. Kürt kardeşlerimiz candır. Bizim Cüneyt falan hep Kürt’tür onlar. Ben Cüneyt diyorum ya aslan gibi yakışıklı. Kız arkadaşlarımızdan bayağı Kürt var. Çok güzeller maşaAllah hepsi de.

Zimandreş 048, “Eş, iş istemek bir ideal değil mi Hocam?” Şimdi köpek de eş ister, köpek de yiyecek ister, aş ister yani. Eş ve aş başka derdi yoktur. Hayvanların da bu özelliği var. Ama insanın bir ideali vardır. Dava yönü vardır. Yüksek idealleri vardır. Bir kere Allah’a hakiki kul olmak, en büyük ideali budur. Allah’ın rızasını kazanmak en büyük ideali, onun için yaşar mümin. Allah’ın rızasını kazanırken, Allah’ın rızasına uygun olmayan hareketlere karşı emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münkeri yapar yani cihat yapar. Cehd eder, gayret eder yani. Cehd; gayret anlamındadır. Eş, iş, aş bunlar vesiledir, hedef değildir. Yani o davasını güçlendirmek için bir vesiledir bunlar. İnsanın böyle hedefi olmaz. Yani tabii ben bunu isteyenler hayvandır demiyorum ama hayvanlar da aynısını istemiş oluyorlar. “Tek hedefim bu” diyorsa, eş ve aş diyorsa hayvanlar da aynısını istiyor, onlar da eş ve aş diyorlar. O yönüyle benzerlik olmuş oluyor o zaman. İnsanın yüksek idealleri vardır. Allah rızası için yaşar insan.

ENDER DABAN: Bir ayette, şeytandan Allah’a sığınırım, Allah; “Ben cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım” diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: İşte o kadar. Sen buraya eş kovalamaya, iş kovalamaya, aş kovalamaya gelmedin.

BÜLENT SEZGİN: Yine, “Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi Allah içindir” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. İnsanın hayat gayesi sadece Allah’ın rızasıdır.

Zimandreş; uzun lisan demek Kürtçe.

Mesela PKK’nın kirli de olsa bir ideali var. Adam onun için gidiyor mağaralarda yatıyor. Onlar bilmiyor mu evlenmeyi? Onlar bilmiyor mu iş, eş, aş aramayı? Herkesten iyi bilirler belki de birçoğu. Yahut onlar kadar bilirler. Ama adam ideali için yaşıyor. Kirli ve yanlış olan ideali için. Kendini öldürtüyor. Ölümü göze alıyor bunun için. Bütün ömrü böyle geçiyor. Dağlarda, üç bin metre dağda. Eksi otuz derecede. Mağarada, bak mağaranın içerisinde yaşıyor. Taşların üstünde yatıyor. Akreplerle çiyanlarla. Öbürü bir avanak damat bulayım derdinde, öbürü de işte bir kız bulayım da zengin falan ailesinden para koparayım onun derdinde. Bu normal bir hareket değil.

GÖKALP BARLAN: Hep söylüyorsunuz Adnan Bey, “Allah’a vefa göstermeyen, her şeyi kendine verene vefa göstermeyen zaten ona niye vefa göstersin? Hep mutsuz oluyorlar” diye anlatıyorsunuz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii. Bak benim sırf iki tanıdık var bildiğim her şeyi damadın üstüne yapmışlar. Damat da dolandırıp gitti ikisinde de. Yani güya kafalayacaklar. “Sen bizim ailedensin bak” diyorlar “Biz bunu ispat etmek için malımızı, mülkümüzü üstüne yapıyoruz” diyorlar. Yani daha iyi onu kullanacağını, daha motive edeceğini zannediyor. Yani böyle arabaya benzin koymuş gibi olduğunu düşünüyorlar. Adam da benzini alıp kaçıyor. Kendini enayi konumuna sokturmak istemiyor kendi kafasına göre.

BÜLENT SEZGİN: Muş’ta yine bir saldırı oldu Adnan Bey. Askeri aracın geçişi sırasında yaşanan patlamada on iki asker yaralandı. Yaralanan on iki asker ambulanslarla hastaneye kaldırıldı.

ADNAN OKTAR: Asfalt olan yolların hepsini dozerle açsınlar. Mesela iki bin dozerle girsinler hepsini açsınlar. Binlercedir bomba yollarda yani bir tane, iki tane değil. HDP’li belediyelere verdiler. Adamlar bombayı koydu, HDP’li belediye de üstüne asfalt döktü. Belki de haberleri yok bilmiyorum, belki haberi olanlar da var içlerinde bilmiyoruz. Yani hangi memur, hangi kişi ilgileniyorsa. Dolayısıyla o asfaltların hepsinin sökülmesi gerekiyor. Yan yolların taranması lazım. Çünkü kablo çok fazla derine gömemezler. En fazla elli santim falan, bir metreden falan derinlikten toprağın taranması lazım. Bir traktörle falan rahatça tarayabilirler, kabloları sökebilirler. Derince toprağa girecekler bir çelikle, sürükleyerek geçecekler. Her yerde koparır kabloları. Ama sırf kabloların kopması yetmez, bombanın çıkarılması gerekiyor. Çünkü yine kablo döşeyebilirler. Orada bomba durduğu müddetçe. O zaman yapılacak olan asfaltın kaldırılması. Boydan boya hepsini yana döksünler. O sökülen asfaltı da bir yerde bir şekilde kullanırlar. Eritip falan bir şey yapabilirler.

Kendine Ateist, İnanç Virüsü, “Doğal seleksiyon yoluyla evrim dünyanın mantıklı bulduğu ve kabul ettiği bir açıklamadır.” Tamam kardeşim, doğal seleksiyon oluyor. Mesela hasta olan hayvan ölüyor, başka; güneşten mutasyonla hayvana bir şeyler oluyor sakatlanabiliyor güneş ışığından. Ama bu böyle bir nesil, yeni bir tür meydana getirmiyor, bir şey meydana getirmiyor. Sakatlanıyor hayvan, ölüyor. Yani o tür yok olur. Ama karşında sağlam bir uçak var mesela bir kuş olarak düşünelim. O kuşun kanadını güneş koparabilir ama kanadı kopan uçak uçmuyor bir daha. Mühim olan bu. Biz “Uçağı kim yarattı?” onu anlatıyoruz. Bunlar diyor ki, “Uçağa şöyle olabilir, böyle olabilir.” Tamam da uçağı kim yaptı? Uçağı Allah yarattı. Tabii ki rüzgardan etkilenir, bilmem neden etkilenir, kurt-kuş yer. Yahut onun neslini tüketebilir başka hayvanlar. Ama bu, yaratıcı bir olay değil bu. Yani o hayvanı yaratmıyor. O hayvanı şekillendirmiyor. Olduğu gibi duruyor hayvanlar. Yedi yüz milyon fosil var, hiçbirinde evrime ait en ufak bir kalıntı yok. Bir tane.

OKTAR BABUNA: Zaten bir tane getirene on trilyon lira vaat etmiştiniz. Bir kişi bile çıkmadı yani tek bir şey getiremediler örnek.

ADNAN OKTAR: ““PKK ile konuştuğumuzu ispat edemeyen şerefsizdir, müfteridir, namerttir” diyen ve sonra “Ben emri verdim” şahsiyetten konuşsanız. Hani hayali başkanlık olan.” Yani Tayyip Hoca’yı kastediyor. Neyini konuşayım? Eleştiriyorum işte. Doğru yönlerini de söylüyorum, iyi yönlerini de söylüyorum, yanlış yönlerini de söylüyorum.

OKTAR BABUNA: Hatta öyle de demiş olabilir ama aldattım desin.

ADNAN OKTAR: Hayır canım, PKK’ya dersin, “Ahlaksız herifler sizi kandırdım, oyun oynadım size. Enayiliğinize doymayın.” Sonra da “Gidin” dersin uygun bir şekilde, o kadar. Zaten caiz onlara, oturup tabii ki yani Allah rızası için ona zaten yalan denmez. O maslahattır.  “Sizin gibi enayilere oyun oynadım” dersin bu kadar. Onlar da diyor ki “Asıl biz size oyun oynadık” diyor. “Çünkü o zaman içerisinde bombaları yerleştirdik, strateji geliştirdik, adamları dağa çıkarttık, silahlandık, siz de bize karşı tedbir alamadınız, asıl uyanık biziz” diyorlar. Uyanık da olabilirsin belki de, şeytani bir uyanıklık ama seni o uyanıklığından uyandıracağız, ilimle irfanla, akılla fikirle.

Mutasyon; bir şeyi bozdun mu, o nesillere aktarılmaz. Onlar zannediyor ki nesillere aktarılır. İptal olur o.

OKTAR BABUNA: Ayrıca dediğinizi teyit eden zaten bilim adamları “Türlerin yüzde doksan dokuzu yok oldu” diyor. Dediğiniz gibi yok ediyor doğa şartları. Yüzde biri hayatta.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Bazı kızlar çok şirret oluyorlar. Erkekten daha beter oluyor, bazı erkeklerden yani. Böyle mafya erkekleri falan oluyor ya bazen şirret oluyorlar. Onu on kere katlıyor. Mafya bile çekiniyor onlardan. Yani nasıl elde ediyorlar bu azgınlığı, hayret ediyorum. Bazen mafya filmlerinde falan da oluyor. Adam korkuyor böyle sıçrıyor falan.

Bazen bazı kişilere diyorum ki; “Sen İslam’ı, Kuran’ı bilen bir insansın. İman ettiğin de anlaşılıyor. Namaz kılsan iyi olur” diyorum. “Kaderimdeyse kılarım” diyor. Çok münasebetsiz bir izah. Zaten her şey kaderde olur. Böyle bir ifade var mı? Seni kader zorlamaz. Sen karar vereceksin. O senin kaderinde olmuş olacak. Nerede görülmüş böyle bir şey? Mesela üniversite imtihanına girecek oluyor. Kaderimdeyse girerim demiyor ki. Gidiyor kursa kaydoluyor, dünyanın parasını veriyor. Geceli-gündüzlü çalışıyor, gayret ediyor. Kaydını yaptırıyor, her türlü zorluğa giriyor.

Kızlar çok tatlı varlıklar. İnsanlar onların kıymetini bilmiyorlar ama. Bayağı şekerler. Çok acımasız davranıyorlar. Kedilere falan da öyle acımasız davranıyorlar, tavşanlara. Mesela çok süslü, güzel köpekler var, onlara. Ağaçlara, çiçeklere, her şeye acımasızlar.

BEYZA BAYRAKTAR: Kendilerini de sevmiyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet, kendilerine de sevgileri yok.

Sebepsiz ayrılma diye bir şey yok. İşte imana dayalı olmayan bir sevgi, ayrılmayla biter. İmana dayalıysa ayrılma diye bir şey olmaz. Ama çıkara dayalıysa, adam başka bir yerde daha çok çıkar görürse, gözünün yaşına bakmaz. Bırakır gider. Bütün şarkılarda hep, hemen hemen tamamında hep ayrılıktan bahsediliyor. Ayrılığın sebebi iman zafiyetidir. Sen Allah için seversen niye bırakasın? Ama çıkar için seversen; çıkar için gelen, çıkar için gider. Olmaz.

Bu Kürt kardeşlerimize orada burada ahlaksızlık yapmaya kalkanlar oluyor. Terbiyesizlik yapmasınlar. Bir de polis çok titiz davransın böyle ahlaksızlara karşı. Mesela Kürt bakkal, alışveriş yapmıyor. Kürt kasaptan alışveriş yapmıyor. Kürt işçi çalıştırmıyor. Kürt’e selam vermiyor. Bu senin ahlaksızlığından, vicdansızlığından, zalimliğinden. Ne kadar dangalakça bir şey. Türk’ten terörist yok mu, ahlaksız herif? Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi var, hepsi Türk. O zaman gelsin Kürt kardeş, desin ki; “Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi hep Türkler’den oluşuyor genellikle. Aralarında Kürt çok az. Ben böyle bir ırkın mensubu olan bakkaldan, kasaptan hiçbir şey almam. Bir yerde çalıştırmam. Bir yerde görev vermem” dese, bunun ahlakla, vicdanla bir alakası var mı? Ne kadar aptalca bir şey bu. Böyle münasebetsizlik olur mu? Türkler’in birçok mafya gurubu var. Der adam; “Bak sizde böyle mafya var. Ben sizinle görüşmek istemiyorum” der. Böyle dangalaklık olmaz. Zaten Kürt kardeşlerimizin canı yanmış onlardan. Zaten burunlarından getirilmiş. Bir de adam ahlaksızca diyor ki; “PKK Kürtler’den çıktı. Sen de Kürt’sün, senin evini yakacağım.” Kolunu, bacağını kırarız. Aklını başına alacaksın. Kanunla, hukukla ciğerini sökeriz senin. Yani polis bu konuda çok titiz davransın. Böyle münasebetsizlik istemiyoruz.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, birkaç gün önce Kırşehir’de Kürt kardeşlerimizin dükkanları saldırıya uğramıştı. Kırşehirli bazı kardeşlerimiz Doğu Ve Güneydoğu Anadolu bölgesine giden otobüslerdeki yolculara çikolata ikram edip, çiçeklerle uğurlamışlar. Fotoğraf da vardı. Ve Kürt kardeşlerimize şunları söylemişler; “Nereden geldiği belli olmayan, kendini bilmez Vandallar sürüsü bazı esnaflarımızın iş yerlerini yakmış, talan etmiş. İlimizden geçen Doğu Ve Güneydoğu illerimize ait bazı yolcu otobüslerini taşlamışlardır. Bu yaşananlar sevgi ve kardeşliğin kenti Kırşehir’e hiç yakışmamıştır. Bundan dolayı özür dileriz.” Mesajı vermişler.

ADNAN OKTAR: Kardeşim orada ne biçim insanlar var, ben anlamıyorum ki. Mesela orada delikanlıysa, kulağından tutup, sürükleyerek karakola teslim etmesi lazım o terbiyesizleri. “Ne oluyor?” dersin. “Kabadayılık yapacaksan burada mı yapıyorsun? Git PKK’ya kabadayılık yap” dersin. İtlik yapmaya kalkarsa, kulağından tutar, götürüp karakola teslim edersin. Böyle şeyleri seyretmesinler. Götürüp polise teslim etsinler.

Kürtler candır. Çok çok yüksek ahlaklı, çok asil insanlardır. Benim kız arkadaşlarım var, Kürt. Acayip güzeller, acayip şekerler. Genelde esmer ve sarışın da oluyorlar. Bayağı dünya tatlısı, çok güzel ahlaklılar. Bizim çocuklardan çok fazla Kürt var, kardeşlerimizden. Aklımızın ucundan geçmez. Yeni çıktı bu moda da onun için konuşuyorum. Biz bunu tahayyül bile edemeyiz. Bizim Adnan Tınarlıoğlu falan hep Kürt’tür yani. En eski talebelerimden birçoğu Kürt’tür. Nur gibi insanlar. Bu nereden çıktı bu? Mantığa bak, Kürtler’den PKK çıktı. Senden de mafya çıkıyor. Olur mu öyle şey? Mafya mensubunun çoğu Türk, Türk asıllı. O zaman? Tamam, o da seni geldi gördüğü yerde sana saldırsın. Var mı bunun mantığı? Böyle münasebetsizlik olur mu? Hayır, kardeşim zaten bizar olmuşlar ondan. Zaten mağdurlar, PKK’nın mağduru. Mağdura saldırıyorsun sen deli misin? Bir de ucuz kahraman ayaklarında.

Dünyanın en güzel süsü kadınlar, insanlar değerini bilmiyor. İnanılır gibi değil. Kadının üstüne bir şey yok. Akıl almaz kıymetli bir varlık kadın. Nefis varlık. Yürümesi güzel, oturması-kalkması güzel, bakışları güzel, temizliği güzel, muhteşem bir varlık.

OKTAR BABUNA: Hep söylüyorsunuz, “Daha fedakar, merhametli oluyorlar, sanat anlayışları” falan.

ADNAN OKTAR: İnanılır gibi değil. Nasıl fark edemedi insanlar bunu? Meclise bakıyoruz, pehlivan gibi koç yiğitler dolu, yüz-yüz on kiloluk falan. En az yarısı zarif, güzel kadınlarla dolu olması lazım. Bu nedir bu, ne demek istiyorsunuz yani? Çünkü meclis zaten yorucu bir yer değil. Hep kadın olsun. Sen nasıl bunu fark edemiyorsun ben anlamıyorum.

BEYZA BAYRAKTAR: Kadından sonra dünyanın ikinci en güzelliği nedir sizce?

ADNAN OKTAR: Kedi. Çok büyük zenginlik kedi. Ama güzel bir kedi olacak. Böyle kıytırık olmayacak yani.

Btlbtl; “Bence PKK’yla sadece Hocamız baş edebilir. Bunu herkesin anlaması lazım. Ve bugün yine şahane görünüyor Üstadımız. Teşekkür ederim” diyor.

Kızlar akıllı erkek istiyorlar. Delikanlıların bir kısmı çok akılsızlar. Şu kurban için getirilen danalar var ya, yaklaştın mı dana gibi bakıyor. Nasıl oluyor böyle bir şey, anlamıyorum. Bayağı boş kafalı bir kısmı. Akıllı, uslu, oturaklı olsa, bir de imanlı olmayınca sıkıyor genç kızları bu. Çünkü Allah’ı fark edemiyor, onu nasıl fark etsin? Allah’a vefa gösteremiyor, ona nasıl vefa göstersin? Böyle bitirim hareketler, beşi beş kuruştan beş yumurta kaç kuruş yapar falan, böyle abuk sabuk izahlar. Laf dalaşına giriyor. Kızı mahcup etmeye, küçük düşürmeye çalışıyor. Ne geçecek eline, hadi mahcup ettin? Sen mi büyüyeceksin yani? Aşağılanmış olursun. Bir kadını aşağıladın mı, kendini aşağılarsın sen. Ne kadar akılsızca bir hareket. İlla dalaşsın böyle. Halbuki sevgini sun, saygını sun, nezaketini sun. Kadının ilk başta ihtiyacı olan saygıdır ve değer verilmesidir. Sen değer vermediğini gösteriyorsun. Saygı duymuyorsun. O zaman bittin sen zaten. Bu sefer de ağlayıp, zırlıyor, ayağına kapanıyor. Kız tam deliye çattığını anlıyor. Artık kurtarabilirse yakayı kurtarsın. Bir de ahlaksız herifler mesela kadın boşanıyor gidip vurmaya kalkıyor. Kadınlar da gidip polise şikayetçi oluyor ben anlamıyorum nasıl koruyamıyorlar? Bir kadın tehdit aldığında, telefonla ispat ediyor, adam konuşuyor bangır bangır “seni öldüreceğim” diyor. Yazılı da gönderiyor şahitler de var. “Efendim siz bize haber verirseniz biz geliriz” diyor. Haber vereceksin de emniyetten adam gelecek. Yarım saat, bir saat, zaten trafikten yollar da tıkalı, sonra orda duracak. Adam saniyeler içinde şehit ediyor o kadınları. Olur mu adamın bir kere tehdit ettiğinde evine gideceksin paldır küldür. Savcılık talimatı ile içeri girip direkt “Selamun aleyküm biz polisiz” diyeceksin. Evi hallaç pamuğu gibi arayacaksın. Hatta gerekirse sandalyenin astarını falan da sökersin. Her yeri ararsın. Tavan araları bilmem neyi falan. Ondan sonra “İyi, silah yokmuş” dersin. Ertesi gün bir daha gelirsin. Ertesi gün bir daha gelirsin. Bir daha yapıyorsa yapsın bakalım. Mesela kahvehaneye gittiğinde polis gider karşına oturur. Polisin bir yöntemiydi bu, bunu terk ettiler.

Evet dinliyorum.

ENDER DABAN: KCK yöneticisi Mustafa Karasu “Biz tahkim edilmiş bir ateşkes çerçevesinde arabulucular gözetiminde bir müzakereye demokratik çözüme hazırız” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Onların da herhalde şeyi sıkıştı anladığım kadarıyla, normal değil sürekli haber gönderiyorlar. Yani müzakerede kardeşim senin istediğin bir şey var. Ne istiyorsun? Önce onu bir söylesene. Müzakere niçin yapılır? Senin bir isteğin vardır, karşı tarafın da bir isteği vardır. Biz karşı tarafın isteğini bilmiyoruz. Başbakan da bilmiyor. Hiç kimse bilmiyor. Ama müzakereler sürekli devam ediyor. Ben söyleyeyim; Türkiye’nin Güneydoğu’sunu istiyorlar bu kadar. Bir de katillerin bırakılmasını. Böyle müzakere olmaz.

Şimdi kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Türkiye’deki Okul Kitaplarında Evrim Aldatmacası

BÜLENT SEZGİN: Evet, yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bakan Nihat Zeybekçi Cizre hakkında sert açıklamalarda bulundu. Açıklamasında “Tek çakıl taşını dahi Türkiye’den koparmak gibi bir girişim olursa bu devlet gök kubbeyi onların başına yıkmakta haklıdır.”

ADNAN OKTAR: Kelimesi kelimesine. O “çakıl taşı” da benim sözüm. “Gök kubbeyi başlarına geçiririz” sözü de benim sözüm. Kendimiz evdeyiz ama fikirlerimiz iktidarda.

Evet dinliyorum.

ERDEM ERTÜZÜN: Savcılık, Doğan Grubu’na ait medya kuruluşlarında yer alan bazı haberlerden dolayı yetkililer hakkında soruşturma başlattı. Suçlama; terör örgütü propagandası yapmak. Fotoğrafların sansürsüz yayınlanması. Tunceli’de öldürülen PKK’lıların fotoğraflarının sansürlenmesi ile Cüneyt Özdemir’in PKK’ya katıldığı iddia edilen kırmızı fularlı kız olarak bilinen Ayşe Deniz Karacagil ile televizyondaki röportajının soruşturmaya konu olduğu öğrenildi.

ADNAN OKTAR: Evet, kanun hukuk ne diyorsa o olur. Çünkü biz bir kanun devletiyiz, hukuk devletiyiz. Hukuka aykırı bir şey varsa ilgili kanun maddelerine göre soruşturma açılır. Beraat eder veya tecziye olunur, artık ne olursa olur.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PKK’lılar Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesindeki bir çocuk parkına HDP’nin toplantısı öncesinde patlayıcı yerleştirirken yakalandı. Görgü tanıklarının iddiasına göre parka patlayıcı tuzaklamak isteyen kişileri devriye gezen polis fark etti. Polis kaçmaya çalışan şahıslara ateş açarak etkisiz hale getirdi. Olayın ardından polislerin didik didik patlayıcı aradığı parkta 15 Eylül Salı günü ise HDP’nin organize ettiği bir yürüyüşün gerçekleştirileceği bildirildi.

ADNAN OKTAR: Ne gerekiyorsa yapsınlar, o PKK’yı bitirsinler. “Ezdik, bitirdik, yok ettik” falan diyorlar yıllardan beri. İşte “Beş bin PKK’lı dümdüz oldu” falan diyorlar. Bakıyoruz hiçbir şey yok. Adamlar kazık gibi ortadalar. Yine işte “PKK biçildi. İki yüz kişi kaldı” diye adamlar hüngür hüngür ağlıyor PKK kanalında. Bence o bir taktik, bir oyun. Birisi akıl vermiş, o da o aklı uyguluyor. Öyle bir şey olduğunu hiç zannetmiyorum. Öyle olsa sol basın falan yer yerinden oynardı. Çıtları çıkmıyor. Bir gariplik var. Orada o adamı ayarlamışlar benim kanaatim. “Böyle söyle de arkasından iyi bir şeyler olur, yardım gelir” falan gibi. Birileri bir şey çeviriyor ama dur bakalım. Mesela “Şuraları bombala” falan diyorlar, tamamen flu bir zemin, siyah ve gri bir hareketlenmeler oluyor. “İşte böyle yerle bir ettik” diyor. Böyle olmaz.

Evet dinliyorum.

ERDEM ERTÜZÜN: Cizre’de sokağa çıkma yasağı sürerken evde yiyecek ekmekleri kalmadığı için “Ben yaşlıyım, kimse bana bir şey yapmaz” diyerek dışarı çıkan Mehmet Erdoğan çatışma arasında kalıp vurulmuştu. Yetmiş dört yaşındaki Mehmet Erdoğan’ın geçimini sağlamak için çöpten hurda topladığı, topladığı hurdaları ise on lira karşılığında sattığı ortaya çıktı. Kuran’ı Kerim’i iyi bilen Erdoğan bir dönem hafızlık da yaptı. Mahallede Seyit Mehmet olarak biliniyordu. Yaşı ilerlediğinde Erdoğan, inşaat ve çöplerden topladığı hurdalarla geçimini sağlıyordu.

ADNAN OKTAR: Canım benim, çok temiz, nurlu, halis, tertemiz bir Kürt kardeşimiz ve ne kadar onurlu, ne kadar haysiyetli olduğunu düşün ki bak beş çocuğu var ama hurda toplayarak geçimini sağlıyor ve kimseye minnet etmiyor. Asil insanlar, soylu insanlar ama tabii temiz kalpliliğinin, iyi niyetinin sonucu böyle bir şahadet mertebesine ulaşmış. Mantık olarak düşünmüştür tabii yani herkes onu saygı gösterip tanıyıp bilecek, kimse bilmez. PKK zaten onun dindarlığıyla ilgilenmez. Polis de onun kim olduğunu anlamaz uzaktan. Çatışmada bir kör kurşun isabet etmiş demek ki. Allah gani gani rahmet etsin. Allah cennetini genişletsin. Allah çoluğuna çocuğuna yakınlarına sabr-ı cemil nasip etsin. Şahadetini mübarek etsin Allah. Allah demek ki onun öyle acı çekmesini istemedi. Çöplerden metal toplamasını, şunu bunu Cenab-ı Allah istememiş olabilir. Akşama Resulullah (s.a.v)’ın yanında yemek yemeyi Allah ona nasip etmiş, cennet sofrası nasip etmiş, cennet zenginliği nasip etmiş, cennet köşküne almış. “Yeter bu kadar kaldığın” demiş Cenab-ı Allah “imtihanın bitti seni yanıma alıyorum” demiş. Mübarek, muhterem, müberra bir insan olduğu her halinden belli oluyor. Allah böyle güzel insanlara cennette her türlü güzelliği nasip etsin. Sahabelerle sonsuza kadar yaşamayı nasip etsin. Peygamberanla,  değerli büyük İslam alimleriyle, değerli Müslümanlar’la sonsuza kadar cennet bahçelerinde sohbet etmeyi nasip etsin Cenab-ı Allah.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Devlet Bahçeli gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu Adnan Bey. Terör örgütü PKK ile Kürt vatandaşlarının aynı kefeye konulmasının bir cinayet olduğunu ve millet adına bir tuzak olduğunu söyledi. “PKK kurtarılmış bölge peşine düşmüşken hükümet buna omuz vermiş, ön açmıştır. Cizre, Yüksekova, Nusaybin gibi ilçelerimizde kanton teşebbüsü görürken hükümet uyumuş veya önemsememiştir. PKK hendekler kazıp haraca bağlarken, hükümet vizyonsuzluğun, gayri milli tutumun kurbanı olmuştur. AK Parti’nin kiralık cinayet örgütü olan PKK’dan medet umması, Türkiye’yi peşkeş çekmesi felaketlerin kapısını aralamıştır. İktidarın hiçbir öngörüsü gerçekleşmemiştir.”

ADNAN OKTAR: İşte Başbuğ çok azimli, kararlı, yiğit yetiştirdiği için Sayın Bahçeli’yi biz hep gençliğimizde, çocukluğumuzda duyardık Bahçeli, Bahçeli. Tanımazdım ben. Şefkat Çetin, Devlet Bahçeli hakikaten MHP’nin önde gelen tanınan kişileridir. Yine büyük ağabeyler var. Şu an MHP’de mi bilmiyorum da, çok çile çekmiş insanlar. Bahçeli tabii içi yandığı için bunları söylüyor, dava adamı ruhuyla bunları söylüyor. Ama her karanlık gecenin bir sabahı vardır. Zulümat bir yeri kapladığı vakit arkasından nur gelir. Bu Allah’ın adetullahıdır. Her firavun ve deccal sisteminin arkasından Mehdiyet zuhur eder. PKK ahir zamanda deccaliyetin bir kolunu temsil ediyor. O kolu kanunla hukukla kökünden kıracağız.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey biraz önce bahsetmiş olduğunuz dedemiz Mehmet Erdoğan’ın bir fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Göreyim. İşte dedenin mübarekliği. Herhalde seyit de, durduk yere seyit demezler. Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan olan biri ama soylu ve şerefli insan, onurlu insan, bak çok da zayıf da, çöplerden onları topluyor, namazında niyazında ve hafız. Böyle mübarek insanlar göremiyoruz, bilemiyoruz. Bilsek mesela o mübareğe öyle zor bir hayat yaşattırmayız. Ama Cenab-ı Allah imtihanı bitince hemen cennetine alıyor. Allah şehadetini mübarek etsin.

PKK firavun zihniyetidir, deccal zihniyetidir, tuğyan ve delalettir. Bir kafir topluluğudur, küfür topluluğudur. Ve Müslümanlar’ı kitle halinde ortadan kaldırmayı kendine şiar edinmiş azgın bir iblis hareketi. Gereği yapılacak evvelAllah, ilimle irfanla.

“Güzel yüzlü, nur yüzlü Hocam, sizi çok çok seviyorum, Allah aşkıyla seviyorum. İmanıma vesile oldunuz. Sizden evvel dinden uzak ve korkan bir insandım ama şimdi Allah’ıma aşık, dinimi çok seven, nasıl güzellik, ahlak, sevgi dolu bir din olduğunu anladım. Allah sizden razı olsun Hocam.”

Av. Mustafa Utku. Utku Mustafa; “Bu masonlar yaman adamlar. Adnan Oktar’a bile etki ettiler, fikirlerinden vazgeçirdiler.” Kardeşim bak, bu mason localarında hiçbirinde Kuran yoktu. Bu locaların hepsine ben Kuran-ı Kerim koyulmasını sağladım ve Kuran üstüne yemin etmelerini sağladım. Ve bu loca mensupları geldiklerinde burada gördünüz namaz kıldırlar. Tapınak şövalyeleri de aynı şekilde geldiler, namaz kıldılar. Ben onlara uymuş olsaydım ben namazı, niyazı bırakırdım, masonluğu kendime din gibi seçerdim. Ama tam tersi bir durum var. Onlar mason ideallerine uymaya devam ediyorlar fakat İslam’ı yaşamaya başladılar. O zaman onlar benim fikrimi, inancımı kabul etmiş oldukları görülüyor. Dolayısıyla güç kimdeymiş? Allah’ta. Ne mason güçlü olur, ne ben güçlü olurum. Güç Allah’tadır. Allah onlara hidayet verdi, namazlarını kıldırıyor, İslam prensiplerini yaşatıyor. Namaz kılmak ne demek? “İman ettim” demek, “Müslüman oldum” demek.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz Adnan Bey 1979’dan beri anti-materyalist, anti-Darwinist, anti-komünist, anti- faşistsiniz. Hiç değişmedi bu. Bugün de aynı şekilde.

ADNAN OKTAR: Tabii, benim fikirlerimde en hafif bir değişiklik olmadı. Sadece gelenekçi tutucu Ortodoks İslam anlayışına sahiptim, onu bıraktım Kuran’a tam uyuyorum. Konu bu. Ama hiçbir kararlılığımda, hiçbir düşüncemde farklılık yok.

AYLİN KOCAMAN: İdealiniz de hep aynı oldu; İslam Birliği’ni kurmak.

ADNAN OKTAR: Tabii. Beni hiç kimse de yıldıramadı. Ne hapis, ne tımarhane.

Sayın Bahçeli “Mobese” kamerası diyeceğine “modesa” demiş. Twitter yıkılıyormuş şu anda. İnsanlık hali bunu herkes yapıyor akşama kadar. Bu köfteler yapmıyor mı? İnsanın dili sürekli sürçer. “Püskevit out, modesa in.” Sayın Bahçeli şefkatli, kibar, efendi, nezih bir insandır, ariftir, hikmetlidir, derin düşünen mübarek bir insandır. Gerçek bir liderdir, gerçek bir dava adamıdır. Oradan buradan kişiler çıkıp “ben lider olacağım” diye ortaya çıkıyorlar. Böyle olmaz.

Mesela PKK, bu mübarek amcayı şehit etmesinin amacı sansasyon meydana getirmek. PKK’lıların onu tanımadığını ben zannetmiyorum. Bilerek ve özellikle yani Müslüman olduğu için şehit etmişlerdir. Hem de yaşlı olduğu için ses gelir diye şehit etmişlerdir. Çünkü bizim polisimiz çok uyanık onu hemen görürler, anlarlar yani öyle bir şeye asla yanaşmazlar. Elinde ekmek, görüyor onun ne olduğunu hemen anlar.

Bahçeli’nin çok sevildiğini ona yapılan şakalardan anlıyoruz.

Dinliyorum.

ERDEM ERTÜZÜN: Diyarbakır’da polis aracı geçerken patlatılan bombada şehit olan on üç yaşındaki Fırat Sımpil’in babası “Kedi ölse daha çok gündeme gelirdi” dedi. Oğlunun şehit olduğunu duyduğunda “Korucu oğlum için mi yaptılar diye düşündüm” dedi ve şunları söyledi: “Bölgede YDGH diye başıboş bir yapı var. Adamlar ellerindeki silahlarla istedikleri kişilerin evlerine girip çıkıyor. Kimse korkudan bir şey diyemiyor. Yüzü maskeli kişilerin kimin adına çalıştıkları belli değil. Rastgele sokakları tarıyorlar. Olaydan sonra PKK yöneticisi Murat Karayılan, “Sımpil ailesinden özür diliyoruz” demiş. Bizim için bu özür boştur. Şehrin içine bomba koyacaksın, çocuklar ölecek. Sonra kuru bir özür dileyeceksin. Biz bunu kabul etmiyoruz. Özür acılarımızı hafifletmedi. Oğlumun ölümüne sebep olan YDGH üyelerinin yanına bu kar kalmamalıdır.”

ADNAN OKTAR: İşte biz gece gündüz bunu söylüyoruz. Bir gereksiz tutukluk var ama bunu anlamak mümkün değil. Mesela diyor ki, “On bin yeni eleman alacağız” diyorlar Kürt kardeşlerimizden. Ne zaman? Bir dahaki sene. Bunu dediğinde en fazla haftasına, bir hafta içinde yapman lazım. Neyi bekliyorsunuz? Çok modern silahlar verin. Beklemeyin. Bol mermi de verin. Kürt kardeşlerimiz delikanlı, kendine laf söyletmez.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz biliyorsunuzdur inşaAllah Adnan Bey, bu şehit olan kardeşimiz de Kürt, on üç yaşındaki.

ADNAN OKTAR: Tabii canım Güneydoğulu.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafı vardı Adnan Bey Fırat Sımpil’in.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Ah benim aslanım ah. Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanına gitti. Ne güzel. Sahabelerin yanına gitti. Şimdi merakla diğer gelecekleri bekliyoruz. Ayette öyle diyor. Heyecanla bekliyorlar diğer gelecekleri. Babası zaten korucu. Korucu Kürt kardeşlerimizden seçiliyor zaten. Genellikle öyle, Güneydoğu’da öyle yani inşaAllah.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Charlie Hebdo Dergisi’nin son sayısının kapağında mültecilerin sembolü haline gelen Aylan Kurdi’nin kıyıya vurmuş haldeki…

ADNAN OKTAR: Şimdi adamların şeyini yapmayalım. Zaten onlar değişik adamlar. Şimdi biz onları oraya gösterdiğimizde onların sözü yerini bulmuş olur adeta. Yapılan çirkin bir hareketin faş edilmesi olmaz. İnşaAllah. Yaptıkları çok çirkin. O tatlı şehidi saygıya uygun olmayan bir üslupla kendilerince karikatürize ediyorlar. Allah’tan korkmayınca böyle oluyor işte.

“İran, Ortadoğu’daki sorunların çözülebilmesi için Çin’in katkı ve desteğine açık olduğunu açıkladı.” Çin korkar öyle işlerden. Hiçbir şekilde girmez o işlere. Rusya girebilir. Ama Rusya tabii kendi menfaatlerini düşünüyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz dört yıl önce söylemiştiniz “Çin asla girmez” diye.

ADNAN OKTAR: Tabii.

AYLİN KOCAMAN: Geçen gün Çin yeni füzelerini tanıtmış Adnan Bey, bayağı gösterişli bir şeyle, “Dünya barışı için” demiş.

ADNAN OKTAR: Elinde satır, “Dünya barışını size anlatacağım” falan diyor.

Korucu sayısının arttırılması çok hayati. Yani o konuyu çok ciddi şekilde etkileyecek bir özellik gösterir. Hem korucu kardeşlerimize ekonomik ciddi bir katkı, hem de onların onurunu korumada onlara ciddi bir güç. Ne on bini? Yirmi bin, otuz bin korucu alınsın. Devletin otuz bin memura vereceği parası mı yok. Değil mi? Bu devletin lehine olur. Güneydoğu’nun kalkınmasına sebep olur, hareketlenmesine sebep olur. En az otuz bin korucu alınsın. Biz tüp geçit falan istemiyoruz. Önce bunlar hallolsun.

Sayın Bahçeli hakikaten çok hoşgörülü de mesela çok espri yapılıyor. O rahatsızlık bir yana daha da hoş bir tavır gösteriyor.

“Allah’ı bu kadar seven ve sevdiren ve hiç yılmadan ölümü dahi göze alarak devam eden güzeller güzeli seni çok seviyoruz” diyor.

Başka bir hanım kardeşimiz, “Beni hiçbir şey yıldırmadı” sözüm çok hoşuna gitmiş.

“Üstad, Kürt meselesinin elbet Marksizm’le alakası var. İsrail’in vaat edilmiş topraklarına ulaşmada Kürtler’in kullanıldığı aşikar. Biraz da bu konu üzerinde bizleri aydınlatırsanız.” Muammer Pınar. Vaat edilmiş toprakları bütünüyle alacak olan Mehdi (a.s)’dir. Yani Moşiyah’tır. Moşiyah’tan önce Museviler’in böyle bir toprak bütünlüğünü kontrol altına almaları diye bir konu yok. Yani bu olmaz, hiçbir Musevi bunu kabul etmez. Şu an sadece kendi topraklarında rahat etmek istiyorlar o kadar. Yani oraya Kürtler yerleşecek, işte Kürtler’den kasıt PKK yani Kürt değil de PKK. Sonra da PKK’lıları İsrail kovalayacak. Sonra da o vaat edilmiş topraklara yerleşecekler. Böyle bir şey yok. Yani bu Musevi inancına karşı. Musevi inancında Moşiyah, Mehdi (a.s) gelir. Mekke, Medine’ye kadar hakim oluyor. Türkiye’nin Güneydoğu’su hepsi onun içine dahildir. Kıbrıs, bütün Mezopotamya, her yer. Bu Müslümanlar’a yani İsrailoğulları’nı temsil eden Muhammed Mehdi (a.s)’a Allah tarafından lütfedilecek topraklardır. Bu bölgede Museviler, Müslümanlar, Hristiyanlar huzur içinde yaşayacaklardır. Konu bu. Yoksa, “İsrail gelecek, buraları işgal edecek.” İsrail zaten üç milyon falan. Yani bu kadar milyonlarca kilometrekare toprakta İsrail nerede Musevi bulsun da oraya yerleştirsin. Her otuz-kırk- elli kilometrede bir, bir Musevi koyması lazım. Her elli kilometrede bir Musevi. Bu size mantıklı geliyor mu? Olmayacak iş.

CEYLAN ÖZBUDAK: Bütün dünyadaki Museviler’in toplamı on dört milyon.

ADNAN OKTAR: Tabii, bir avuç Musevi var İsrail’de.

AYLİN KOCAMAN: Bu konuyu yeni kitabınızda çok güzel anlatmışsınız Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Tabii maşaAllah.

Hüvelya Zaza “Sen de o makama gitsene” diyor yani şehitlik makamına. Ben isteyince gidilmez ki, Allah’ın lütfudur o. Allah verir o nimeti. Masonlardan niye otuz üç derecelik diploma aldım onu soruyor. Onu da masonlar verdi, ben “Bana diploma verin” demedim. Ben diplomayı almadım onlar diplomayı getirdi bana verdi. Şehit olmayı istersin sadece Allah lütfeder. Cenneti Allah’tan istersin Allah lütfeder. Ama şehitlik dünyada garantili cennet demektir. Mesela bir kardeşimiz vefat ediyor biz bilmiyoruz cennete mi cehenneme mi? Ama şehitse kesin, net cennet.  

Canan Doğan, “Allah’ın benzersiz güzellikteki tecellisi Seyidim, Sultanım” siz benim sultanımsınız. Ruhum diyebilir mi bir hanım? Allah’ın ruhu, tabii der. “Nurum, Üstadım” diyor. MaşaAllah.

Abdurrahman Açfidancı. “Hocam merak ettim yıllarca anlattığınız İslam’ın en büyük ve en tehlikeli düşmanını buldunuz. Masonluk size neden onur ödülü verir?” Onur değil masonluk diploması verdiler yani ayrı ayrı Amerika’nın en büyük mason locaları yani ana localar, onların üstüne yok ve İtalyan locası da ayrı ayrı otuz üç dereceli üstatlık diploması verdiler. Onurla ilgili de verdiler evet, onurla ilgili de onur yazısı verdiler. “En büyük ve en tehlikeli düşmanı” ben öyle bir şey demedim. O yazıyı bana göstersinler. Ben Darwinist yönlerini tehlikeli buldum. Onu anlattım. Mesela George Bush’a otuz iki derece masonluk diploması verdiler. Obama’ya da otuz iki derece. Otuz üç derece kimseye vermiyorlar. Dünyada zaten o gün söyledi “Biz hiç kimseye vermeyiz” dedi “otuz üç derece masonluk diploması.” Bir tek bana verdiler. Demek ki seviyorlar.

OKTAR BABUNA: Ayrıca Büyük Üstat unvanı da var ayrıca.

ADNAN OKTAR: Evet.

Turan Kelleci “Eyalet sistemi Türkiye’de olsa nasıl olur, açıklar mısınız?” Paramparça oluruz. Ne olur? Allah vermesin. Onun için başkanlık sistemi istemiyoruz.

“Sizin mason karşıtı videolarınızı izliyorduk küçükken. Şimdi ne oldu da böyle değiştiniz? Fikrinizi ne değiştirdi?” Vettanre. Fikrimde değişiklik yok. Darwinizm’e karşıyım, materyalizme karşıyım. İmanlı bir masonluk istiyorum, Masonlar da kitle halinde İslam’ı yaşıyorlar şu an. Çok küçük bir topluluk kaldı iman etmeyen.

AYLİN KOCAMAN: Ateist masonluğa hala karşısınız.

ADNAN OKTAR: Ateist masonluğa yine karşıyım. Fransız masonluğunun bir kısmı öyle, onlara karşı eğitici faaliyet içindeyim. Ama öbür masonluk maşaAllah İslam’a, Kuran’a coşkun bir sevgiyle bağlı hale geldiler. Benim görüştüğüm bu mason kardeşlerimiz, mason arkadaşlarımız Amerika’daki en büyük mason locasının yöneticileri, başları. Obama da bu locaya mensup. Beni otuz üç derece ilan eden locaya mensup.

Fena Men, “Din dünyada cennet hayatı sunar. Her türlü güzellik, her türlü kalite, he türlü hoşluk İslam’da vardır” sözüme karşılık olarak Fena Men de “Mesela etrafında çok fazla hanımlar var” diyor. Tamam, ne güzel, Allah o sevgiyi nasip ettiyse. Sen de iftihar et. Kıskanıyorsan bu olmaz.

CEYLAN ÖZBUDAK: Doğru. Biz sizin imanınızı en çok seviyoruz. Çok fazla yönünüzü seviyoruz ama imandan kaynaklanıyor, sizin imanınızdan.

ADNAN OKTAR: Tabii ki, maşaAllah.

CEYLAN ÖZBUDAK: Kendisi de en az sizin kadar imanlı olsun, herkes onu da sever, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah, maşaAllah.

“Cahilliğimi mazur görün, korucular bölgede yaşayan halktan oluşmuyor mu? Yani korucular nasıl arttırılacak? Bölgeye göç mü olsun?” Şimdi Kürt kardeşlerimiz; birçoğunun işi gücü yok. Çoluğuna, çocuğuna bakamıyor. Ama sen onu korucu olarak alırsan kadrona, oluk gibi maaş alır. Devletin de koruması altında olur. Rahat, huzurlu olur. Çoluğuna, çocuğuna ayakkabı da alır, kıyafet de alır. Hem de aslan gibi gönlü rahat bu alçaklara boyun eğmeyecek esaslı bir güce sahip olur. Arkadaşlarıyla beraber dağ, bayır PKK’yı kovalar.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Hanım korucular da var.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, aslan onlar. Hanımlar da, beyler de.

Fatih Kaan Süleyman, The Laz Lord; “Avuç kadar anında kan şekerini ölçme cihazı var. Aynısının DNA ölçme cihazı çıkınca Yahudiler’in yıldızlar kadar çok olduğu anlaşılacak.” Yani bundan mutlu mu olursun, üzülür müsün? Anlamadım ki. Irkçı bir kafayla bunu anlatıyorsan çok ayıp.

“Üstadım her konudaki samimi açıklamaların, kendinden eminliğin cazibenizi daha da arttırıyor. Siyasi yorumların cazibene cazibe katıyor.” İlim, irfanla. Evet, ben de olsam, böyle konuşan bir insan olsa, dinlerim.

Selda Yıldırım, Bahçeli’yi beğenmiyormuş. Sen beğenmiyorsun ama milyonlarca insan beğeniyor. Sen kenarda, köşede yine otur. Beğenmemenin neden olduğunu bir düşün. Erdoğan’ı da beğenmiyorlar, Tayyip Hoca’yı da ama milyonlarca insan beğeniyor. CHP’de de öyle, Kılıçdaroğlu’nu da beğenmiyorlar ama milyonlarca insan beğeniyor. Mantıksız bu yani.

“Hocam, çok çok asilsiniz. Bugünkü çizgili takımınız ve papyon bir insana bu kadar mı yakışır? Alemin aslan delikanlısısınız.” Bade Akar.

“Hocam kadınları sizin kadar tanımıyorum ama hepsi size Allah aşkıyla aşık. Alem alem olalı sizin gibi delikanlı görmedi” diyor. Eser, Antalya. Canım çok delikanlı var. O delikanlılardan biri de biziz.

AYLİN KOCAMAN: Sizin gibisi yok Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Canım benzemez tabii delikanlılar birbirine.

Ateistler mason localarına artık giremiyorlar. Bir tek Fransa’da kaldılar, o kadar. Tabii bu üstün gayretlerimiz sonucunda oldu, maşaAllah. Mesela geldiklerinde söylediler. “Biz Allah’a inanmayanı almayız localara” dediler. Bitti. Ama daha önce öyle değildi. 

“Üstadım, Obama da 32. dereceden mason dediniz. Masonların sözünü dinlemez mi Obama? Şu PKK’ya haddini bildirmede Türkiye’ye yardımcı olsa?” İşte sen masonluğu biraz yüzeysel görüyorsun da ondan. Yani kaderin akışını yüzeysel görüyorsun. Hızır (a.s)’ın ne iş yaptığından pek bilgin olmadığı anlaşılıyor. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Ahir zamanda çok büyük felaketler yaşanacak. Kan akacak. Abdullah diye birisi gelecek. İnsanların büyük bölümü katledilecek. İnsanlar denizlere gidecekler. Denizlerde de onları felaket ve fitneler bekleyecek” diyor. Şimdi bu olacak. Bunu masonluk engelleyemez. Bunu kimse engelleyemez. Mehdi (a.s)’ın çıkışını da hiç kimse engelleyemez. Ama bu olurken yani nasıl söyleyeyim? Mesela deccal deccalliğini yapamaz eğer Allah’ın yardımı olmasa. Yani Hızır (a.s)’ın desteği olmayan hiçbir olay hareket edemez. Ledün ilmi denir buna. Zahirinde çok acayiptir, çok yanlıştır. Batınında doğrudur. Bu olaylar başlamadan önce bir toplantı yapılır. Bir ülke çökertilecekse Hızır (a.s)’ın başkanlığında, oranın manevi ileri gelenlerinden oluşan bir heyet buna karar verir. Yıkılma kararı verildikten sonra geri dönüş olmaz. Onun için nereye bakacaksın? Kehf Suresi’nde Hızır (a.s) kıssasına bakacaksın. “Biz bir ülkeye yıkım kararı verdiğimizde” diyor. Değil mi? Hızır (a.s) duvarcı ustasıydı. Bak altını çizerek söylüyorum, duvarcı ustasıydı. Hızır (a.s) kıssası, Kehf Suresi, 59. ayette. “İşte ülkeler (ve onların halkları),” diyor bak, oradaki insanlar. “…zulmettikleri zaman” Bak, zulmettikleri zaman. Ne demek zulüm? Kuran’a uymadıkları zaman. Ekariyetle, çoğunlukla Kuran’a uymadıkları zaman. “…onları yıkıma uğrattık; ve yıkımları için” Bakın dikkat edin. “…bir buluşma zamanı tespit ettik.” (Kehf Suresi, 59) Önce toplantısı yapılır. İleri gelenler gelir. Hızır (a.s) da bulunur toplantıda. Ve yıkım oluşur. Suriye için de karar alınmıştır, yıkılması kararı ve uygulanmıştır. Çünkü Mehdi (a.s) düzeltecek. Mehdi (a.s)’ın düzeltmesi için yıkılması gerekiyor. Mesela halifelik kaldırılmıştır çünkü Mehdi (a.s) gelecek. Mehdi (a.s)’ın gelmesi için halifelik kaldırılmıştır. O karar tek başına alınmış bir karar değil. İnsanlar onu yanlış anlıyor.

AYLİN KOCAMAN: Irak’ta olan bitenler.

ADNAN OKTAR: Tabii. Irak’taki bütün olaylar da, hepsi bilinen olaylardır. Afganistan da öyle. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Mehdi zamanında Afganistan işgal olacak.” Mutlaka işgal olacak demektir. “Kuyruklu yıldızlar çıkacak.” İllaki çıkar. Yani ne deniyorsa olur, hepsi olur.  

GÖKALP BARLAN: Allah bir ayette Hocam şöyle buyuruyordu Yüce Rabbimiz, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Biz, bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman, onun 'varlık ve güç sahibi önde gelenlerine' emrederiz, böylelikle onlar onda bozgunculuk çıkarırlar. Artık onun üzerine söz hak olur da, onu kökünden darmadağın ederiz.” (İsra Suresi, 16)

ADNAN OKTAR: Bak ileri gelenler görev alıyorlar. Bak bozgunculuk çıkarıyorlar. Allah vahyediyor. Onlar da bozgunculuk çıkarıyorlar. Bu ledün ilmidir. Yani insanlar da rahat yaşamak için Allah’a dua ediyorlar.  ‘Ya Rabbim biz rahat yaşayalım.’ Öyle bir şey yok. Sen O’nu seviyorsan sen zaten rahat yaşarsın. Sevmiyorsan seni süründürür. Bundan kurtulamazsın. Ya manen süründürür ya maddeten süründürür. Dünyasını cehenneme çevirir. ‘Ben yapıyorum, oluyor.’ Olmaz, sürünürsün. Böyle tipler oluyor. “Ben yapıyorum, oluyor” diyor. Sen yapıyorsun ama sürünüyorsun. Avuç avuç sinir hapları alıyorsun. Istıraptan için yanıyor. Ayağından kalbine kadar bir ateş seni sarıyor, durduramıyorsun. Bak, 'varlık ve güç sahibi önde gelenlerine' emrederiz, böylelikle onlar onda bozgunculuk çıkarırlar.” Varlık ve güç sahibi, genellikle hep masonlar olur. Bak, emrederiz diyor Allah, vahyederim. Şeytan yapar demiyor. “Ben emrederim” diyor, Allah. “böylelikle onlar onda bozgunculuk çıkarırlar.” Bu ledün ilmidir.

BÜLENT SEZGİN: Sizin dediğiniz gibi, “toplantı yaparlar” demiştiniz. Orada “emrederiz” diyor, Allahualem, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii. Burada “emrederiz” diyor. Oradaki toplantı, o kararın verildiği yer. “Artık onun üzerine söz hak olur da, onu kökünden darmadağın ederiz.” Yani şu an yapılan odur. Irak’ta, Suriye’de yapılan odur. Afganistan’da yapılan odur. Ama daha da derinine girmeye niyetim yok. Ama bu kadarını söyleyeyim. Bir ülke kurulması gerekiyor mesela İslam hakim olması gerekiyor. Onda da heyet toplanır. Ondan sonra o olur. Zamanı gelmeden olmaz. Allah’ın vahyetmesi gerekir. Allah vahyediyor, “İslam birliği olsun” diyor. İleri gelenler toplanır, yapılır. Masonluk şu an o emri daha almadı. Ben onun için dedim. “Daha bekleyeceksiniz” dedim. “Daha bu acı sürecek” dedim. “Ama sonunda rahatlayacaksınız” dedim. Yani hepsi çok önemli görevlerde olan insanlar, buraya gelenler. Çok kilit görevlerde bulunan insanlar. Hepsi üniversite mevzunu, önemli üniversitelerden mezun. Ve çok önemli görevlerde görev ifa eden insanlar.

“Masonların geldiği gün gözlerimi ellerinizden alamadım. Ne kadar güzel bir görünümünüz var. Ne kadar temiz ve düzgün. Asil bir beden diliniz var” diyor. Damaskus.

“Eskiden sizi pek izlemiyordum. Bir süredir bağımlınız oldum. Güncel konular hakkındaki yorumlarınızı çok merak ediyorum. Mutlaka sizin yayınınızı açıyorum. Ufkunuz çok geniş. Bir de çok sade ve özlü bir aklınız olduğunu fark ettim.” Umut Canak.

“Son zamanlarda okuduğunuz ahir zaman hadislerini tekrar anlatır mısınız?” Var onlar bizim sitemizde. İnternetten değil mi? Oradan bakabilirler.

AYLİN KOCAMAN: Film olarak da.

ADNAN OKTAR: Tabii, film olarak da var.

BÜLENT SEZGİN: a9.com.tr sitesinden izleyebilirler.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Evet dinliyorum.

ERDEM ERTÜZÜN: Hazro’da İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne roketli saldırı düzenleme girişiminde bulunan PKK’lı, elindeki roketi yere doğru ateşlediği için kendisini öldürdü. Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde teröristler tarafından zırhlı polis aracına atılmak istenen roketatar bir çay ocağına isabet etti. Üç vatandaşımız yaralandı.

ADNAN OKTAR: İşte baş belası herifler. PKK’nın usulen değil, gerçekten kökten kazınması lazım. “Şunu yaptık, bunu yaptık, darmadağın ettik.” Adamlar çivi gibi ortada duruyorlar. Özellikle lider kadrosu.

Tabii, masonlar Kuran okuyor ve namaz kılıyorlar, filmini de gösterdik. Tapınak şövalyeleri de geldiler, onlar da aynı şekilde namaz kıldılar. Fotoğraflarını gösterebiliyor muyuz tapınak şövalyeleri namaz kılarken? Mason arkadaşlarımız namaz kılarken onu da gösterelim ve bütün localara Kuran gönderdik. Her locada Kuran var.

OKTAR BABUNA: İlk defa oluyor bu.

ADNAN OKTAR: Tabii.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey video olarak vardı. Gösterebilir miyim o şekilde?

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Son gelen mason misafirlerimiz. Sultan Ahmet Camisi’ni ziyaret etmişlerdi. Arkadaşlarımızla namaz kılıyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Yemen’de savaş yüzünden çok susuzluk varmış. Bir fotoğraf vardı çocukların halini gösteren. Bu şekilde.

ADNAN OKTAR: Bu, ne bu?

BÜLENT SEZGİN: Allahualem oradan geçen bir su borusundan.

ADNAN OKTAR: Yazık. Canım benim.

BÜLENT SEZGİN: Bir bilgi daha vardı. Bir yandan da golf sahalarının yeşil tutulması için bir günde tüm dünyanın ihtiyacı olacak kadar su harcanıyormuş.

ADNAN OKTAR: Nerde?

BÜLENT SEZGİN: Genel olarak Allahualem dünyada.

ADNAN OKTAR: Hayır su ama içecek suyu götürülmesi lazım. O yapılabilir bütün ülkelerde. Bir, kolayca yiyecekleri yiyecek gönderilmesi. Canlarım benim onlar da aynı şekilde yani Mehdi (a.s)’ın gelişiyle olan olaylar.

BÜLENT SEZGİN: Yemen’de günde sekiz çocuk ölüyormuş Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Çok daha fazladır.

BÜLENT SEZGİN: Koalisyon saldırılarından.

ADNAN OKTAR: Koalisyon saldırısı rezalet zaten.

AYLİN KOCAMAN: Suudi Arabistan başta.

ADNAN OKTAR: Ne fark eder Şii-Sünni. Hepsi mümin. Sünni’yse ne güzel, Şii’yse ne güzel, Vahabi’yse o da çok güzel. Nedir zorunuz?

BÜLENT SEZGİN: Yemenle ilgili bilgi verebilir miyim Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Nüfusu yirmi dört milyon. On üç milyon kişinin temiz su erişimi yok şu anda. On milyon kişi açlıkla karşı karşıya. Dokuz milyon kişiye ilaç ulaştırılamıyor, son durum.

ADNAN OKTAR: İşte Yemen aynı kader yani Suriye, Yemen aynı olaylar. Tam Kuran’a dönüldüğünde bu felaket bitecektir. Mehdiyet’le bitecektir. Mehdiyet’e dudak bükenler bunun böyle olduğunu olaylar daha da şiddetlendiğinde daha da iyi anlayacaklar. Ve gittikçe şiddetlenerek artacak. Yani Mehdiyet’i hafife alanlar çarnaçar Mehdiyet’e tabi olacaklardır. İsa Mesih’in inişiyle kendince alay etmeye kalkanlar çarnaçar İsa Mesih’e sevgilerini açıklayacaklardır. İmanlarını açıklayacaklardır. Yani Allah’ın gücünü hesaplayamıyorlar bunu görecekler.

Evet dinliyorum.

ERDEM ERTÜZÜN: İslami camianın tanınan yazarlarından Hakan Albayrak son AK Parti kongresinden sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştiren iki yazı yazdı. Şunları söylüyor yazısında; “Erdoğan birçok konuda çok önemli konularda çok isabetsiz kararlar verebiliyor. Yanlış tavırlar sergileyebiliyor ve etrafında “bu doğru değil efendim” diye yekten itiraz edebilecek kimse kalmadı. Bu tehlikeli bir durum. Mürşidi yok, icabında ona muhalefet edebilecek bir yol arkadaşı da yok. Allah hiçbirimizi böyle bir yalnızlığa düşürmesin. İki senedir acil başkanlık sistemi ve saray yahut külliye hikâyesine çıkıyor memleketin bütün siyasi mevzuları. Bir kısır döngü içinde enerjimizi boş yere tüketip duruyoruz ama gelin de Erdoğan’a anlatın bunu. Yeterince hızlı hizmet etmediği tespit edilen herkes ve her şey Erdoğan tarafından veya Erdoğan adına acımasızca harcanıyor. Bu böyle devam etmemeli. Başka bir gidiş mümkün değilse ki mümkün görülmüyor. AK Parti kesinlikle çaycısından genel başkanına kadar Erdoğan’ın gönlüne yüzde yüz yatan bir Ak Parti olmalı. İyice rahatlamalı Erdoğan. Rahatlarsa bazı yanlışlarını tashih etmeye çalışan hiç kimse kalmazsa partide ihanet saplantısından mütevellit inatlaşmalarının zemini tamamen ortadan kalkarsa belki daha seri kanlı ve isabetli hareket eder.”

ADNAN OKTAR: O arkadaşı göreyim resmini. Hakan Albayrak. Evet göreyim. Hakan Albayrak evet bu delikanlıyı tanıyorum. Hangi gazetede yazıyordu?

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Yeni bir gazete çıkardı kendisi diye hatırlıyorum. İsmini hatırlamıyorum.

ADNAN OKTAR: Ama yani herhalde internetten falan öğrenebilirsiniz.

BÜLENT SEZGİN: Diriliş Postası.

ADNAN OKTAR: Bu yazısı sebebiyle Hakan Albayrak şu anda adeta manen linç ediliyormuş. Hainlikle damgalıyorlarmış onu da. İslam Birliği’ni savunan delikanlı bir çocuk. Bayağı dürüst bir delikanlı. Davutoğlu’ndan yana tavır almış. Davutoğlu’nu esas alan bir politikası varmış. “Erdoğan’a ihanet ediyor diyorlar” diyor. Yok, yani “PKK” işte “olaylar çıkarttı. Ne yapalım? Adamlarla anlaşalım bari” falan öyle bir şey olmaz. O zaman beceremiyordur, beceremeyenler gider esaslı şekilde bu işi beceren gelir. PKK’yı hamur teknesinden kazır gibi ta dibinden kazır atar. Beceremeyen de seyreder. Öyle bize kimse artistlik falan yapamaz boş yere de heveslenmesinler. Ne Öcalan bırakılacak ne PKK’lı katiller bırakılacak ne de PKK’ya taviz verilir. Kimse böyle bir heyecan içerisinde de olmasın. Kanunla, hukukla kafalarını ezeriz. Boş yere öyle hayal görmesinler. Tayyip Hoca da bu konuda gerekeni yapsın. Cumhurbaşkanı artık başkomutan değil mi? PKK’yı üzüm gibi çiğnesin. Biz laf değil işte “şu kadar adam yaptı üçte ikisi gitti geriye kaldı üçte biri” falan. Böyle biz bunlara tokuz. PKK’nın gıkı çıkmayacak şekle geldiğinde biz bunu görürüz. Millet rahat rahat Güneydoğu’da camisine gidiyorsa, elini kolunu sallayarak geziyorsa PKK o zaman bitmiştir. Millet sokağa çıkamayacak vaziyetteyse PKK’nın üçte ikisi gitti, üçte biri kaldı bilmem bunlar hikaye. Bunları dinlemeyiz. Net netice istiyoruz.

Şimdi kısa bir ara verelim, devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Bethlehem Yıldızı’nın Görülmesi Hz. Mehdi (a.s)’nin Geldiğinin Müjdesidir

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne güzel.

Evet dinliyorum.  

ERDEM ERTÜZÜN: Bugün İran’ın önde gelen İngilizce gazetelerinden İran Daily’de ilk kez yazınız yayınlandı. “Bölgeyi şekillendirecek olan İran-Türkiye ortak mirası” başlıklı yazınız İran ve Türkiye gibi bölgedeki yaşanan çatışmalara son verebilecek güce sahip iki güçlü ülke arasında mevcut olan ortak noktalarla ilgili detaylı bilgiler içeriyor. İran’ın devlet resmi ajansı Irna da makaleyi özel tanıtımla beraber tüm metin olarak yayınladı. Ayrıca İran Daily Gazetesi Editörü özel olarak gönderdiği teşekkür mesajında şunları yazdı; “Gerçekten çok teşekkür ederim. İki ülke arasında dostluk ilişkilerini destekleyen benzer makaleleriniz varsa göndermenizden memnun oluruz. Lütfen İran Daily gazetemizi kendi gazeteniz ve İran’ı da kendi eviniz olarak kabul edin. Bizler kardeşiz ve politikacıları Müslümanlar arasında ve özellikle İran ve Türkiye arasında bölünmekten kaçınmalarına yardımcı olmalıyız. Allah sizi korusun.”

ADNAN OKTAR: Tam bak Müslüman evladı. Bayağı güzel konuşmuş. Bu haberi bir daha ver.

ERDEM ERTÜZÜN: Bugün İran’ın önde gelen İngilizce gazetelerinden İran Daily’de ilk kez yazınız yayınlandı. “Bölgeyi şekillendirecek olan İran-Türkiye ortak mirası” başlıklı yazınız İran ve Türkiye gibi bölgedeki yaşanan çatışmalara son verebilecek güce sahip iki güçlü ülke arasında mevcut olan ortak noktalarla ilgili detaylı bilgiler içeriyor. İran’ın devlet resmi ajansı Irna da makaleyi özel tanıtımla beraber tüm metin olarak yayınladı. Ayrıca İran Daily Gazetesi Editörü özel olarak gönderdiği teşekkür mesajında şunları söylüyor; “Gerçekten çok teşekkür ederim. İki ülke arasında dostluk ilişkilerini destekleyen benzer makaleleriniz varsa göndermenizden memnun oluruz. Lütfen İran Daily gazetemizi kendi gazeteniz ve İran’ı da kendi eviniz olarak kabul edin. Bizler kardeşiz ve politikacıları Müslümanlar arasında ve özellikle İran ve Türkiye arasında bölünmekten kaçınmalarına yardımcı olmalıyız. Allah sizi korusun.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah ağzına diline sağlık çok güzel konuşmuş. Namazını kılıyor mu?  Kılıyor. Kıbleye dönüyor mu? Dönüyor. Resulullah (s.a.v)’a aşık mı? Aşık. “Allah bir” diyor. Zorun ne? Derdin ne yani? Tamam La İlahe illAllah Muhammeden Resulullah dese yeterli zaten. Hem Tamam La İlahe illAllah Muhammeden Resulullah diyor, namazlarını kılıyor, orucunu tutuyor, zekatını veriyor, hacca gidiyor, kelimeyi şehadet getiriyor adamı öldürmeye kalkıyorsun. Böyle bir çılgınlık olmaz, çok büyük anormallik ve çok büyük günah. Aynı şekilde Şiiler’i de tahrik ediyorlar, onları da Sünniler’i bazen öldürüyorlar yahut şehit ediyorlar akıl alacak gibi değil. Her iki taraf da şehit olmuş oluyor ama inanılır gibi değil. Sünniler’e baktığımızda fazlalık var fazlalık ama eksiklik yok. Şiiler’e baktığımızda eksiklik var mı yok sadece fazlalık var. Bir fazlalık bulabilirsin ama eksiklik bulamazsın. Nasıl uğraşıyorsun sen bu adamlarla? Vahabiler son derece takva, dindar insanlar niye uğraşıyorsun onlarla? Nur gibi Müslümanlar. Hayır, genel anlamda İslam’ın bütün kurallarına uyuyorlar. Elleme adamları. Bu kafa, bu zihniyet ortadan kalkmalı. İran, Türkiye iki dev ülke, süper devlet sayılırlar. İkisi bir araya geldi mi kahredici bir güç olmuş oluyor yani dayanılmaz bir güç. Öyle azim bir güç ki dünyayı titretir. Bir kere Türkiye-İran bir kere saldırmazlık paktı bir, dostluk anlaşması iki, ortak askeri pakt. Bu kadar. Bas imzayı bas imzayı bas imzayı konu bitsin. Ortak askeri pakt. Birine başka biri saldırdığında o kendine saldırı yapılmış kabul edecek. Bitti. Tir tir titretir bu. Pakistan’ı da ona ilave ettin mi, atom bombası da var Pakistan’ın al sana yeni bir blok. Ama saldırgan mı? Yok, sevgi dolu, merhametli, şefkatli, akılcı, sadece sevgiyi savunan. Onun için Mehdiyet’i önce Türkiye-İran-Pakistan paylaşmalı. Ondan sonrası kolay. Ona bir de Mısır ekledin mi Ürdün peşinden zaten hemen gelir. Suriye, Irak her yer zenginleşir, bereket olur, ferahlık olur. Bu Müslüman kıyımı biter. Gece gündüz binlerce, yüzbinlerce çoluk çocuk, kadın hep şehit oluyor. Bir kısmı denizlerde, bir kısmı Avrupa’da aşağılanıyor ayaklarına çelme takıyorlar, çocukların o mübarek bedenleri şehit olmuş çocukların mübarek bedenleri sahile vuruyor. Yer gök inliyor. Bakıyorum mesture tertemiz hanımlar, çok hanım kızlar. Başı açık hanım kızlar Suriyeli aslan gibi delikanlı kızlar. Her yerde onurlarıyla oynanıyor, her yerde aşağılıyorlar. Çocuklar banyo yapamıyor, yemek yiyemiyor o genç kızların durumunu ben düşünemiyorum. Çocukların durumunu düşünemiyorum.  Ne kadar zorlu bir durum. İran-Türkiye “biz dostuz arkadaş” desin dostluk anlaşması biter. Saldırmazlık anlaşması ve ortak askeri pakt. Hiç tereddüt etmeden yapılması lazım. Şiiler nur gibi Müslüman’dır. Sünniler nur gibi Müslüman’dır. Hiç uzatmaya gerek yok. Suudi Arabistan da keşke ona dahil olsa. Suudi Arabistan dehşetli bir güçtür, hem ekonomik yönden de çok güçlü. Bir kere Suudi Arabistan’ın kabusu biter. Suudi Arabistan’ın en büyük korkusu ayaklanma korkusu. Krallığın yıkılma korkusu. Konu kökünden hallolur. Hiç kimse karışmaz görüşmez. Konu biter. Yabancı işçi istediği kadar da alır. İstediğini de yapar. Yani bunun bir an önce hallolması lazım. Putin de otomatik olarak olayın içine dahil olmuş olacak. Çünkü hem Türkiye’yi seviyor Putin, hem İran’ı seviyor. Dev iki dost Putin için. Çekiniyorsan gizli anlaşma yap. Yahut açık anlaşma yap. Ama Putin dört köşe olur sevinçten. Rusya’nın ekonomisi bilmem nesi şunu bunu her şeyi rahata bağlanmış oluyor. Müthiş bir güvenlik onun için. Rusya’nın en çekindiği şey dostu olmaması; yalnız kalmak. Yalnız kalma korkusu ortadan kalkıyor. Yani güçlü olduğunu daha çok hisseder.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Evet yayınımız kısa videolarla devam ediyor.

VTR: Bilgi Küpü: Milyon Yıllık Timsah

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü