Harun Yahya

Sohbetler (17 Eylül 2015; 12:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz, Adnan Oktar ile Sohbetler başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Kadına dekolte çok güzel oluyor. Mesela dışarı çıktığında insanın güzel kadın görebilmesi lazım ama derin saygı da olması lazım. Derin sevgi olması lazım. Namusuna, iffetine çok titiz olunması lazım. Onlar da çiçek gibi dışarıda gezmesi lazım. Öyle değil ki. Mesela kadın görüyor adam, öküz gibi böyle sarı kahverengi dişleriyle abuk sabuk laflar ediyor. Bıyık burmalar, pis pis sırıtmalar, aptalca hareketler bunlar. Samimi bir insanın yapacağı bir şey değil. O, bir sanat eseri karşındaki. Sen sanat eserinin hakkını vermek istiyorsan, önce ona saygı duyacaksın, değer vereceksin, koruyacaksın kollayacaksın, nezaket göstereceksin, efendi olacaksın. Öyle kızana gelmiş domuz gibi olursan, olmaz.

Dekolteye karşı Ortadoğu ülkelerinde şiddetli bir tepki var. Peki onunla kalıyor mu? Kadının bakımlı olmasına da şiddetli tepki var. Onunla kalıyor mu? Kadının gülmesine de, araba kullanmasına da, sokağa çıkmasına da, telefonla konuşmasına da yani neredeyse öldürecek. Artık geriye bir şey kalmıyor. Bu nedir, bu kadınların çektiği? Bu nedir, bu ızdırap böyle? Hayır, çocuk da ayrı bir çile çekiyor Allah rızası için. Değil mi? Onlar annelik yapıyor, çok zor bunlar. Bütün ailece çullanma peşinde oluyorlar kadına. Müthiş bir ızdırap verme eğilimi var. Onlar da savunmasız oldukları için ses çıkaramıyor. Ama erkek çocuklar öyle değil. Erkek çocuğu kendini savunabiliyor. Ama kız çocuklarına çok eziyet ediyorlar, benim gördüğüm. Güneydoğu’da da öyle, yani ben nereye gitsem ekariyetle çoğunluk öyle. Ben eziyet çekmeyen genç kız neredeyse görmedim, çok nadir oluyor. Bırakın rahat yaşasınlar, yazık günah. Bırak huzurlu yaşasın. Güzelliğini göstermek ister o, sevgi ister, nezaket ister, hürmet ister. Adam nasıl tuzağa düşüreceğinin peşinde, nasıl oyun oynayacağının peşinde. Tuzağa düşürdükten sonra ahlaksızca ve alçakça da adi sözler ederek onu kendisinden uzaklaştırmanın peşinde oluyor. Bu, çok büyük bir karaktersizlik.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İsveç’te PKK’lılar polisle çatıştı. İsveç gibi sakin bir ülkede PKK yandaşları barış gösterisi adı altında sokaklarda terör estirdi. Sosyal medyada bir İsveçlinin, “Türklerin bunlardan neden bu kadar nefret ettiğini anlıyorum” tweti dikkat çekti.

ADNAN OKTAR: İşte. PKK’lı olduğunda, silah elinde olmazsa, bir şey demiyorlar. Ben anlayamıyorum. PKK propagandası yapıyorsa, İsveç polisinin tamamını tutuklaması lazım. Al, on yıl hapis ver, hepsini içeri sok, bak bakayım yapıyorlar mı bir daha? Demokratik tepki bilmem ne falan hikaye. Çirkin tavırları, çirkin yani rahatsız edici.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Amerika’nın IŞİD’le savaştan sorumlu generali, Amerikan Kongresi’nde bazı konuşmalar yaptı. Bu konuşmaların, Obama yönetiminin IŞİD’i bitirme stratejisi olarak anlattığı yöntemlerin darmadağın ve etkisiz olduğunu gösterdi. Konuşmaları hafife alındı Amerikan kamuoyunda. Ve analistler hazırladıkları raporları, Obama’nın istediği şekilde, Beyaz Saray’ın hoşlanacağı şekle sokuyorlarmış. Bu konuda bir araştırma yapılıyor şu an bağımsız müfettişler eliyle.

ADNAN OKTAR: Obama hiç belalı bir işe girmek istemiyor. Ne o olsun, ne o olsun, işte, sakin gidelim falan kafasında. Amerikan politikasında öyle bir şey yok. IŞİD’le mücadele için, Mehdiyet’i araştırsınlar. Çözüm odur. Hz. İsa Mesih (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s). Hz. İsa Mesih (a.s)’ın dönüşü için, zahir olması için Allah’a dua etsinler. Dünya dua ile yaşar. Öyle kaba kuvvetle, adam öldürmekle, asmakla kesmekle, sadece dünyayı cehenneme çevirirler, başka bir şey olmaz.

Hep unutuyorlar, her şeyi Allah yaratır. Üniversite imtihanına giriyor, diyor, “Bu başka.” Onu da Allah yaratıyor. Senin her soru ve cevabını da Allah yaratacak.

BÜLENT SEZGİN: Bütün güzellikler etrafınızda Adnan Bey her zaman.

KARTAL GÖKTAN: Güzelliği en çok takdir eden insan olduğunuz için, Allah size en çok güzellilerle karşılaştırıyor, maşaAllah.

OKTAR BABUNA: Allah’ı çok sevdiğiniz için, Allah’tan çok korktuğunuz için, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şaşı göz ne kadar güzel oluyor kadında, çocukta da çok güzel oluyor. Normal bir sevimliyse, on sevimli oluyor acayip şeker oluyorlar. Kadına, özellikle çok çok yakışıyor. Yazık, onlar da yanlış anlıyorlar. Mesela yarım resim çektiriyor, onu göstermemeye çalışıyor, gözlük takıyor. Halbuki inanılmaz yakışıyor kadına, çok çok güzel oluyorlar. Bayağı yanlış kanaatleri kadınların yaygın. Ne deseler inanıyor. Mesela birisi bir şey söylese, “Burnun büyük” diyor inanıyor. Ömür boyu inanıyor. Gayet güzel, yüzüne tam oturmuş burun. İlla küçük burun yakışacak diye bir şey yok ki. Her burnun kendisine has bir güzelliği vardır. Dudağını eleştiriyor, kulağını eleştiriyor, boyunu eleştiriyor. Hepsi bir ayrı güzel. Mesela minyon ayrı güzeldir, uzun ayrı güzeldir. Boş yere kendilerini üzüyorlar. Çok zalim insanların bir kısmı, çok sevgisizler.

Mesela sıfır beden diyor. Nereden biliyorsun sıfır bedenin yakıştığını? Hayır, o da tamam güzel ama yani kadın kum saati gibidir, klasik. Elleme, çocuk istediği gibi yesin içsin. Yemek yedirmiyorlar. Ömrü boyunca süründürüyorlar adeta. Gece gündüz salata yiyorlar, tavşan gibi kırpıp kırpıp. Bırak zımba gibi yesin içsin. Çocuklar sapsarı oluyorlar. Delikanlı kız öyle olur mu?

Mesela çili oluyor, "hastalığa mı yakalandın" diyor. Ne kadar vicdansızlık bu. Çil bayağı yakışıyor kadına, bayağı şeker oluyor. Onlar da çilinden kurtulmanın derdine düşüyor. Yakışıyor. "Yakışıyor" deyince, inanmıyorlar bu sefer teselli için söylediğimizi zannediyorlar. Mesela benim bu tatlım çok çok güzel. Mesela sen bunu bir kıza göster, bin bir türlü kusur bulur çocukta, binbir türlü. Kıskandığından hasedinden. Çok güzel işte, açık, belli. Ne oyun oynuyorsun? Niye samimiyetsizlik yapıyorsun? Dünya tatlısı. İlla bir şey buluyorlar. Suratına bakıyor; "Yüzün simetrik değil" diyor, akılsızca izaha bak. Yüz simetrik olur mu? Bayağı ürkütücü durur. Tabii. Yüzün özelliği simetrik olmamasıdır. Allah öyle süslüyor. Öyle güzel olur yüz. Karma karışık kafalar. Bir tane, iki tane, on tane, yirmi tane değil.

Benim canım gördüğüm kadarıyla çok çok çok güzel bir insan. Ama getir şimdi dışarıdan, gıcık kızlardan da oluyor erkeklerden de oluyor ona erkek de denirse artık bazı tipler, akıl kalmaz laflar ediyorlar bin bir türlü. Genç kıza bu söylenir mi? Güzel yönlerini ortaya koysana. Burası cennet değil. Tabii ki insanın eksiklikleri kusurları olur. Sen sadece güzel yönlerini göreceksin. Onları iyi gündeme getir. Kusursuz insan nerede var? Olur mu öyle bir şey? Bir kere yaratılıştan, Allah kusurlu yaratıyor. Ne yaparsan yap, kusur olur. Ben bazen anlattım ya bir kaç kere, kıyafet konusunda birbirlerini eleştiriyor çocuklar, kız çocuklarını diziyorlar, akıl almaz birbirini eziyor çocuklar. Nasıl çirkin laflar ediyorlar, yani sinirden adeta çılgına dönüyorlar. Bu kadar birbirlerini üzdürmenin alemi var mı? Bir de cümle alemin önünde bunları söylüyorlar. Mesela diyor ki "zaten yok gibi olan göğüslerini" diyor, "bu elbise tamamen yok etmiş" diyor. Bir genç kıza bu söylenir mi? Bütün cümle alemin önünde bu söylenir mi? Mesela diyor ki "boyun zaten kısa olduğu için" diyor, "Bacağın zaten kısa olduğu için" diyor. Kardeşim milyonlarca insanın önünde söylüyorsun ne kadar ayıp. O haliyle de o çok güzel. Boyu kısaysa minyon çok çok güzel. Çok etkileyici. Hakikaten ben samimi olarak söylüyorum, yemin de edebilirim, minyon çok güzel oluyor kadın, bayağı yakışıyor. "Göğsü küçük."

Sana ne göğsü küçük büyük, ne fark eder? Hepsine ayrı, Allah bir güzellik veriyor. Hepsine ayrı bir cazibe verir. Güzel yönünü öne çıkarmak lazım. Güzel yönünü öne çıkarmayıp zorla kusur aramaları, ahir zamanın bir garipliği çirkinliği. Gazetelerde falan da bakıyorum, bir sevgiden bahsedin. Biri oluyor, hemen onu küçük düşürecek bir şey.

Ama işte çok iyi bakılırsa, bu güzelliği muhafaza edebiliyor. Yani çok iyi bakmak lazım. Uykusuna dikkat etmek lazım. Yemeğine dikkat etmek lazım. Üzmemek lazım. Mesela aileler çok kız çocuklarına ızdırap veriyorlar. Müthiş stres içinde yaşatıyorlar çocukları. Onların da sağlıkları bozuluyor o zaman. Kuş bile hayvan, bir strese düşerse hayvan ölüyor. Tüylerini falan döküyor. İnsan nazik bir varlık, üstüne gitmeye gelmez. İyilik yaptığını zannediyor, çok büyük kötülük yapmış oluyor. Mesela biraz yetiştiğinde çocuklar, "hadi git kendine koca bul." Bakkaldan gidip konserve mi alıyor çocuk, nereden bulsun? "Kimi bulursan bul." Ne kadar çirkin bir söz.

Mesela çocuğa diyor, "Git kendi başına iş bul." Kız çocuğu, ne kadar zor bir şey bu. Kardeşim bakmayacaksan niye doğuruyorsun? Bakacaksan doğur. Kız çocuğuna git iş bul falan ne demek bu? Ne kadar zor bir çocuk için böyle bir şey. Kız çocuğu. Bir de nasıl gözleri, ruhları, kalpleri bu duruma uygun halde, ben buna şaşırıyorum. Bir kadın kültürü yok. Dünyanın birçok yerinde de yok, Türkiye'de de çok çok az. Kadın çiçektir. Çiçeğe nasıl bakıyorsun, yollarda nasıl çiçekler var bahçelerde çiçek var, çiçek gibi bakacaksın. Kadın dediğinde, hemen akıllarına böyle cinsel ilişki, tecavüz etmek. Zaten Allah güçlerini de almış, ayrı mesele o da. Çok akılsızca böyle aptalca bir kafaları var. Bu sanat eseri, senin karşındaki. Ona sevgi göster, saygı göster, nezaket göster, koru kolla. Biz çiçeğe basıyor muyuz, basmıyoruz. Uzaktan sevgiyle seyrediyoruz. Kadın da öyledir. Sen onun onurunu kırarsan, şerefini zedelersen, olmaz. Kız çocukları korkudan mini etek giyemiyorlar mesela. Türkiye'de de Ortadoğu'da da bitti yani. Dekolte giymeleri sanki suçmuş gibi oldu. Çocuklar ne yapacaklarını şaşırdı. Ne yapsalar, suç. Kapalı giyiniyor, suç oluyor. Açık giyiniyor, suç oluyor. Araba kullanıyor, suç oluyor. Gülüyor, neşeleniyor suç oluyor. Bu nedir bu?

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bugün saat 19:00'da Hayata Dair programı yayınlanacak, A9TV'de. Programda Altuğ Berker ve Gülen Baturalp'in konuğu, Adnan Menderes Dernekler Federasyonu Genel Başkanı, Fenerbahçe Spor Kulübü Yüksek Divan Kurulu üyesi Fatih Kavaloğlu. Bugün Adnan Menderes’in idam edilmesinin seneyi devriyesi olması sebebiyle, programda Sayın Fatih Kavaloğlu Aydın Menderes’in anılarından ve derneğin faaliyetlerinden bahsedecek. Sayın Fatih Kavaloğlu çekimler esnasında size selamını iletmemizi istedi.

ADNAN OKTAR: Aleykum Selam.

KARTAL GÖKTAN: Yayınları takip ettiğini söyledi. “Allah başımızdan Hocamızı eksik etmesin” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah, hazrete de uzun ömür versin. Bütün milletimize bereket ferahlık, mutluluk versin, bütün ümmeti Muhammed’e, Allah’ı sevenlere. Sevmeyenlere de hidayet versin.

Bu elektrosaz muhteşem bir şey, çok çok güzel maşaAllah. Tabii her insan ayrı zevk alır, imanının ölçüsünde. Bazısının kulağını tırmalar, bazısı da çok şiddetli zevk alır. Kadınlar da öyledir. Kadın bazı insana çok şiddetli haz verir, bazısı için de kavga edilecek, saldırılacak, düşmanca davranılacak bir varlıktır. Allah çeşit çeşit insanlar yaratır. Cehennem ruhluysa, zevk almıyor ama cennet ruhluysa, detay detay çok şiddetli zevk alır. ‘Tarif et’ desen edemez. Çünkü o zevki bilmesi için o olması lazım. O olamayacağına göre, bilemeyecek demektir. Hiçbir kimse, ahirette cennette karşısındakini bilemiyor. Ne derece zevk aldığını bilmiyor, aynı ortamdalar, halbuki ayrı zevkler alıyorlar ama bilmez. İmanın derecesine göre dünyada da ahirette de aynı kanun geçerlidir. Sırf cennette zannediyor, dünyada da öyledir.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bugün Ankara’da Adnan Bey, 12:00’da 14 sivil toplum örgütünün düzenlediği teröre karşı yürüyüş yapıldı. Yüzbinlerce insan katıldı. Ankaralı vatandaşlarımız da sokakları bayraklarla süslediler. Bazı bayrakların altına yer alan “kan dökmeyi seven bir millet değiliz, ancak söz konusu vatansa, dünyanın şah damarını keseriz” ve “Türk bayrağı göklerden inemez, kimse bu vatana ihanet edemez” sözleri dikkat çekti.

ADNAN OKTAR: Dünyanın şah damarını keseriz demek; kıyamet kopar demek. Onu, gece gündüz ben söylüyorum. Benden alıntı bir söz ama o tabii daha değiştirilmiş. Çünkü bak “düşmanın” demiyor “dünyanın” diyor. Şah damarı kesmek demek, kıyametin kopması demektir. Ama bunun yetkisini Cenab-ı Allah, Hz. Mehdi (a.s)’a, Hz. Hızır (a.s)’a vermiştir. Hz. Mehdi (a.s) bir an dünyadan çekilse, kıyamet kopar, bir an. On dakika çekilmiş olsa, kıyamet kopar. Onun için melekler, akıl almaz bir titizlikle müthiş bir blokaj meydana getiriyorlar, Hz. Mehdi (a.s)’ın çevresinde. Hadislerden bunu görüyoruz. Bak yüzlerce, binlerce melek blokaj meydana getiriyorlar ‘aman bir şey olmasın’ diye. Çünkü kıyamet kopar, Hz. Mehdi (a.s)’a bir şey olursa. Cebrail (a.s), Mikail (a.s) hepsi böyle, hiç yanından ayrılmıyorlar, yani en tedirgin oldukları, tedirgin oldukları demeyeyim de en teyakkuzda oldukları konu. Çünkü Allah açık açık söylüyor, hadislerde bu açık görülüyor. “Bir an” diyor “olmadığında, kıyameti koparırım” diyor Allah. Onun için, imtihanın devam etmesi için, dünyanın yeniden mamur hale gelmesi için bu devam ettiriliyor. Yoğun bir blokajla devam ettiriliyor. Yoksa Hz. Mehdi (a.s)’ı bir insanın şehit etmesi, çok çok kolaydır. Yolda yürürken Allah esirgesin, kafasına ateş eder şehit eder yahut bir şey olur şehit olur. Bir şekilde yapılabilir, yapabilirler yani. Ama Allah müsaade etmiyor ve çok fazla melek bu işle görevli. Hadislerde bu açık belirtiliyor.

BÜLENT SEZGİN: Hz. Mehdi (a.s)’a işaret eden bir ayette Allah şöyle buyuruyor; “Sen içlerinde olduğun sürece, Allah onlara azap edecek değildir.”

ADNAN OKTAR: Evet azap, yani külli bir azap. Demek ki, sözlerim çok etkili oluyor ki bak, dünyanın şah damarı demek; dünyanın ölümü demektir, kıyamet kopması. Benim sözümü bu hale getirmişler, bu da çok güzel.

Mesela Orhan Baba da öyle, gelmiş geçmiş en büyük sanatçılardan. Değeri biliniyor mu? Bilinmiyor. Görüyor musunuz televizyonlarda? Görmüyorsunuz. Otuz kere söyledim, devlet ödünç madalyası verilebilir, som altından madalya. Beş bin lira da maaş bağlarsın. Onunla ihya olacak değil ama o ona bir rahatlık olur. Devlet şeref madalyası, bir de bir tane de değil, ödünç madalyası, şeref madalyası. Kaç tane sanatçı var ve kaç kere böyle sanatçı geliyor dünyaya? Sanatçı çok büyük olaydır. Mimar çıkar, mühendis çıkar, herkes çıkar ama sanatçı apayrı bir olaydır. Sanatçının hakkının verilmesi lazım. Adam genel müdür olabilir, bakan olabilir, başbakan olabilir ama sanatçı olmak bambaşka bir olay. Çok iyi değerinin bilinmesi lazım. Yani o mesela reenkarnasyona da inanır. Gerçi inanç olarak bana zıt bir inanç sistemi ama bir kardeşim olarak, bir insan olarak, mümin olarak ben onu görüyorum. Olabilir, o konuda yanlış bir inancı olabilir, dua ederiz düzelir, inşaAllah. İnancından dolayı da ben ondan nefret etmem.

Ebu Harese’den Muhammet Bakır (a.s) şöyle buyurdu: “Eğer İmam Mehdi, yeryüzünden bir saat çekilse, tıpkı denizin ehlini boğduğu gibi yeryüzü kendi ehlini yutar.” Yani “yeryüzü bütün insanlığı yutar yok eder” diyor “paramparça eder” diyor “kendini de parçalar, insanlığı da parçalar” diyor “yeryüzü.” (El Kâfi cilt 1, sayfa 137.)

“Ebu Hamza’dan: “Allah’ın kullarından hücceti olan imam Mehdi olmazsa yeryüzü baki kalmaz.” (El Kâfi cilt 1, sayfa 137.)

Onun için böyle hep yakın, omuz omuza melekler, Mehdilerin etrafında çok yoğun blokaj oluşturuyorlar. Normalde tek bir melek bile koruyabilecekken, binlerce melek blokaj oluşturuyor. Büyük melekler Cebrail (a.s), Mikail (a.s) iki tarafında yer alıyorlar, sağında solunda. Normalde bir tane melek yeter. Ama Cenab-ı Allah öyle anlı şanlı olsun diye meleklere bir güzellik olsun diye, o aleme, her an peşindeler. Allah şaşaayı, ihtişamı sever. Şanına uygun olmasını beğeniyor Cenab-ı Allah.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Aksiyon Dergisi yazarlarından Haşim Söylemez, Cizre’ye girdi ve oradaki gözlemlerini şöyle anlattı: “Cizre, KCK anayasasının fiilen uygulandığı ilk pilot uygulama. Yüz seksen bin nüfuslu ilçede bütün mahalleler örgütün elinde. Sadece şehrin merkezinde ve ana caddelerinde polis konuşlanmış durumda. Sur, Cudi, Nur ve Yasef Mahalleleri ve kurtarılmış bölge. Zaten ilçenin tamamı da bu ana mahallelerden oluşuyor” diyor. “Mahalleler Demokratik Halk Meclisleri adı verilen bir sistemle yönetiliyor. Bu bütün muhtarlıkları ve sokakları içinde barındıran bir yapı. Her sokağın bir temsilcisi var. Belediye başkanlıkları da buraya bağlı bir birim. YDG-H adı verilen silahlı yapı ise, halk meclislerinin silahlı gücü konumunda. Demokratik Halk Meclisi Eş Başkanı Asiye Yüksel; “silahlı gruplar halkı korumak için devrede olan öz savunma birimleridir ve bunlar bizim çocuklar” diyor. “Her mahallenin girişinde hendekler ve kayalardan oluşan barikatlar var. Giriş ve çıkışlar kontrol ediliyor. Bir yabancının girmesi kolay değil. Hendek ve kayalardan sonra köşe başlarına konulan kum torbaları mevzi görevi görüyor.”

ADNAN OKTAR: Ne alaka kardeşim? Öyle bir girilir ki. Beceremiyorlarsa, becerenlere bırakacaklar. Lafı uzatmaya gerek yok. Kum torbası ne hikaye? Ezer geçersin yani. İki yüz tankla girersin, dümdüz edersin ne demek yani? Yüz bin askerle sararsın gerekirse. Böyle laf olur mu? Biz, sabırla bekliyoruz şu an. Sakın bize bir oyun oynamaya kalkmasınlar sakın, hiç tavsiye etmem. Yani biz acze düştük havası vermeye kalkarlarsa o öyle olmaz böyle olur diye ortaya çıkarız, kanunla-hukukla. Ve gereğini de yaparız. Ve nesiller boyu anlatılır, nesiller boyu. Bize kimse oyun oynamaya kalkmasın.

“Abdullah (r.a)’dan rivayet edilmiştir. Resulullah (s.a.v.) buyurdu: “Ehli beytimden, ismi ismime mutabık bir kişi başa geçecektir. Dünyanın ancak bir günü kalmış olsa bile Hz. Mehdi (a.s)‘ın başa geçmesi için Cenab-ı Allah o günü behemahal uzatır. (Sünen-i Tirmizi 4. cilt, 92. sayfa). O, ehli sünnetin en önemli eserlerinden. Tirmizi burada geçiyor.

Murat Kayhan 1881; “Bu ülkede sanata acayip bir saygı vardır ha. Gık diyen sanatçı içerdedir, guk diyen sanatçı devlet tiyatrolarından atılır.” Ama öyle değil. Adam Marksist, Leninist, Stalinist oluyor, sanatla da alakası yok, pis pis tablolar yapıyor leş gibi, gidip kağıtları falan kirli gazete kağıtlarını yapıştırıyor, ayağınla üstüne bastırıyor. Öyle sanat olmaz. Yahut zırıltı tarzında müzik yapıyor, ben sanatçıyım diye veyahut direkt Marksist propaganda yapan tiyatro eseri hazırlıyor, sevgi, merhamet, şefkat hiç içinde olmuyor. Ben ona sanatçı demem, ben gerçek sanatçılardan bahsediyorum.

Küçük çocukların da dişlerine çok dikkatli bakmak lazım. Flor takviyesi yapmak lazım. sürekli şeker yediriyorlar, dişlerini yıkamıyorlar çocukların, çocukların dişleri çürüyor, ondan sonra ıstırap duyuyor çocuklar. Tabii ki, dişlerin hepsi aynı anda çekilemez, böyle bir mantık olmaz. “Çocuktur bir şey olmaz.” Olmaz olur mu? Olur. Çocuk nasıl bulsun diş fırçasını dişini yıkasın. Bir kere şeker yedirtmek doğru değil, yemekten sonra da ağzını mutlaka yıkamak lazım çocuğun.

Şimdi kısa bir ara verelim devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: PKK’nın Silah Bırakma İddiası Bir Aldatmacadan İbarettir.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bolu'da Kürt işçilere saldıran kalabalığı sakinleştirmeye çalışan kişilerden biri de şehit babası Ahmet Temel'di. Şehit babası Bolu'yu terk eden işçilerden, eğer geri dönerlerse özür dileyeceğini ifade etti. Ve şunları söyledi; "Madem biz kendi meselemizi kendimiz hak edeceksek, askeri polisi çiğneyip bunları PKK'lı diye yargılayıp kendi işimizi kendimiz yaparsak, o zaman bizim dağdaki PKK'dan ne farkımız kaldı. Doğuda bulunan vatandaş zaten PKK'dan bunalmış, bir ızdırap ve arayış içerisinde. Biz de burada onları bunaltırsak işini, aşını vermezsek, o zaman bu adam ya vuracak, ya yıkacak ya da dağa çıkacak. Böyle oyunlara düşmeyelim. Türkiye'de birlik beraberlik olsun, Vatan bölünmesin" dedi.

ADNAN OKTAR: Dağa mağa çıkmaz onlar. Acayip olmuş o ifade, olmamış. Açlıktan öleceğini bilse, yine dağa çıkmaz. Benim Kürt kardeşim delikanlıdır, yiğittir. Çıkarı için, sıkıştığı için bilmem ne falan, öyle tavır değiştirmez. Ama bu alçaklar çok zorladıkları için şu an adeta şoktalar. Bu işin hallolması da öyle makul bir çalışmayla olmaz. Mesela yüz kilometre yolu olduğu gibi asfaltı kazırsın dozerle. Sen yüz kilometre yolu olduğu gibi atarsan, bu PKK'yı dehşete düşürür. Dört milyon askeri askere alırsan, bütün dünyayı sallarsın. Ne kadar kararlı olduğunu gösterir. Burada bir kararlılık görüntüsü olmamış oluyor. "Bire bir, ona on, üçe üç, sekize sekiz" Böyle bir şey olmaz. Kırk yıldan beri, ümmeti Muhammed hop oturup hop kalkıyor bu alçaklar yüzünden. Konuyu uzatmaya gerek yok. Üç dönem gençler askere alındığında, dört milyon asker bu. Mevcut askeri iç güvenlikte kullanırsın, altı yüz bin askeri. Dört milyonu olduğu gibi Güneydoğu'ya gönderirsin. PKK kıpırdayabiliyorsa, bana söyleyen ne söylüyorsa söylesin. Nefes bile alamazlar. Dağı taşı askerle dolduracaksın, konu biter. Konuyu uzatmaya gerek yok. Dört milyon asker, bir kere moral yönünde acayip çökertir PKK'yı bu. Adım başı asker, sokaklar asker, adam ne yapsın, PKK yani. Boş sokakta köpeğe dönecek. Hiç bir şey yapamaz.

İki: O bomba olan, daha önce bomba çıkan asfaltları yüz kilometrede enine boyuna hepsini dozerle dümdüz edersin, toprak yola çevirirsin. "Bir daha yaparsanız, hepsini kazıyacağız" dersiniz. Olur biter. Sırayla her gün asker şehit olmasını beklemenin bir alemi yok. Bu alçaklar, o dönem içerisinde her türlü ahlaksızlığı yapmışlar. Belediyeler de asfalt dökmüş üstüne, öyle olmaz.

AYLİN KOCAMAN: Sizin dediğiniz yapılmış olsaydı, Cizre'de girilemeyen sokaklar konusu hiç kalmazdı şimdiye kadar. Askerler oraya yığılmış olsaydı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim tabii. Halk askeri kendi evinde de besler. Kardeşlerimizin evine girerler. Dedem mesela bize, Batmantaş Köyü'ne bir müfreze kadar asker geldi bayağı çok fazla jandarma, kumandanını bizim evdeki misafir odasına aldı dedem, çoluk çocuk doluştular, karısı çocuklarıyla beraber, bayağı güzel bir oda orası, hoş bir yer, aylarca kaldılar orada, iki ay falan kaldılar. Diğer askerler de çadır kurmuşlardı köyün içinde, yan taraflarda falan. Köylüler acayip seviyorlardı, ikramda da bulunuyorlardı. Biz de ikramda, mesela dedem akşam yiyecek yaptırıyordu falan böyle tavuk kestiriyordu, kızarttırıyordu falan gönderiyordu, sevap olur diye. Usul budur kardeşim, bayağı akıl almaz saygılıydı kumandan, akıl almaz hürmetliydi. Dedem hep bütün hayatı öyle geçti. Bekir Sami Bey'in mahiyetinde görev almıştı o zamanlar. Bekir Sami Bey de bizim köyden, Batmantaş'tan, o nereye, dedem oraya. Her geleni dedem ağılamış hep köyde. Onun bir geleneği, çok hoşuna gidiyor. Böyle olunması lazım. Böyle bir kişilik, yani sevecen bir kişilik olması lazım.

Rahmetli ne mübarek insandı, maşaAllah. Allah gani gani rahmet etsin. Allah cennetiyle şereflendirsin.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Bunların derdi kurtarılmış bölgeler. Ama bu ülkede bunlara asla böyle bir fırsatı vermeyeceğiz. Ama buradan da sesleniyorum, onlara destek veren medya grupları, onlara destek veren sermaye grupları, onlara iç ve dış destek verenler, bunun bedelini er veya geç ödeyecekler” dedi. Seçim güvenliği noktasından alınan tüm tedbirlere rağmen terör örgütü oralara sızmak suretiyle, tehditlerle sandık kurullarında kurdukları otoriteyle tehditle, oyların kendi desteklediği siyasi partiye gittiğini tespit ettik” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama biz bunu yıllardan beri söylüyoruz. Üç yıldan beri söylüyorum. Yeni olan bir şey değil. Tayyip Hocam sevdiğimiz bir insan, kardeşimiz, bir mümin, Müslüman muttaki bir insan. Allah rızası için üç dönem gençleri askere alsın. Dört milyon askerle bu işe girelim. Bu şekilde olmaz. Yani bunu uzatmaya gerek yok. Yolları da hallaç pamuğuna çevirsinler, bomba çıkan yolları. Yani böyle makul bir üslupla olmaz bu işler. Karşımızdaki makul değil ki, biz makul hareket edelim. Kürt kardeşlerimiz, devletin güçlü olmasını istiyor. O onları üzüyor, rahatsız ediyor. Bir kilometrede bir asker var, bir kilometrede bir polis var. Böyle olur mu? Kum gibi kaynayacak kum; asker, polis. Sivil polis, her yer sivil polis olacak. Her yerde MİT elemanları olması lazım. Sıkıysa yapsınlar. Hayır, MİT güzel faaliyet yaptı da, bu aslanların faaliyeti boğazlarında kaldı adeta. Kanun yeniden değiştirilsin. Yani KCK ile ilgili kanun değiştirilsin. Tutuklama kolay hale gelsin. Eski sisteme dönelim. Adamlar çaka çaka dolmuşlardı hapishaneye, güzel işte. Kanun değiştirelim, yine dolduralım. Tamamen yatışıncaya kadar, yatıştıktan sonra bir şeyler düşünürüz. O ayrı mesele ama şu an fevkaladelik var.

Deniz Yılmaz, dört milyon askerin nasıl besleneceğini soruyor. Biz besleriz. Hiç derdine düşme. Türk milleti akıl almaz heyecan duyar böyle bir şeyden. Bölge halkı da gereğini yapar, biz de yaparız, herkes yapar. Tırlarla böyle yüzlerce, binlerce ton yiyecek maddesi gider. Öyle bir sorun olmaz. Mühim olan bizim aslanlarımızın o görevi yapması. Bizim dört milyon askeri besleyemeyecek bir gücümüz olmadığını iddia etmek, çok acayip bir şey. Çok uzun süre de değil, altı aylığına.

Tayyip Hoca, iki yönde millete söz versin. Bir; gençliği için, delikanlılığı için yemin etsin PKK’yı kazıyacağına, “Allah rızası için bunu yapacağım” desin. “Yapmazsam, bu hayat bana haram olsun” desin. İkincisi; bu asker alma işi. Onu mutlaka halletsin. Bir de şu başkanlıktan kesinkes vazgeçtiğini belirtsin. Nasıl süreçten vazgeçmiş? Değil mi? Açıkça söylüyor. “Ben bundan da vazgeçtim” de. “Bunların oyun oynayacağını anladım, vazgeçtim.” Bu kadar.

Camii ne güzel bina. Çok yakışıyor, bayağı güzel oluyor. Çok şeker duruyor böyle, her yere güzel gidiyor. Ama camiler çok güvenli yerler olması lazım. Kilse, sinagoglar da öyle. En çok bombalanan yerler oluyor. Bu nasıl iştir böyle? Ateistin de yapmaması, komünist de yapmaması lazım. Çok çirkin. En güzel camii modeli; Osmanlı modeli. Modern cami yapımına müsaade edilmemesi lazım.

Şimdi kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Hz. Mehdi (a.s)’ın bir Alameti Daha Gerçekleşti: Güneşte Beliren Yüz Şekli.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Yarın tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü