Harun Yahya

Sohbetler (19 Eylül 2015; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Dinliyorum buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Tunceli’de Erzincan karayolu üzerinde bulunan Alacık Köyü yakınlarında yol kesen PKK’lılar, bir astsubayı durdurarak kaçırdı. Yolda kimlik kontrolü yapan PKK’lı grup Tunceli yönüne özel otomobiliyle giden bir astsubayın aracında kimliğini ve silahını buldular. Sivil giyimli olan astsubayı araçtan indirip kaçırdılar. Olayın duyulması üzerine güvenlik güçleri bölgede operasyon başlattı.

ADNAN OKTAR: Hayret, olay duyuluyor, halbuki yol güvenliğinin çok sıkı olması lazım ve sürekli sivil devriye gezmesi lazım. Çok fazla sayıda sivil polis olması lazım. her beş dakikada bir, iki dakikada bir sivil devriyenin gezmesi gerekiyor. Hadi kaçırdılar diyelim, anında yakalanması lazım. Bir acayiplik var, seyrediyoruz şimdilik bakalım.

KARTAL GÖKTAN: Vatandaşlar da müdahale etmek istemişler ama hep anlatıyorsunuz, kanuni hakları olmadığı için, fazla bir şey yapamıyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii, durdurmak son derece kolay. Kanunu genişletmek, vatandaşa yetki vermek lazım, terörle mücadele için. Polisini yetkisini genişletmek lazım, askerin yetkisini genişletmek lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: T24 Haber Sitesi, askeri bir kaynaktan alarak yayınladığını bildirdiği haberde, “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 2014 yılında PKK’ya yönelik 290 operasyon talebinde bulunduğunu, ancak bunlardan sadece 8’ine izin çıktığını” söyledi. “Buna göre TSK sadece 2014 şu an en fazla terör eylemlerinin yaşandığı kentlerden Şırnak’ta 110, Hakkari’de yaklaşık 100, Tunceli’de de 80 civarında müdahale talebinde bulundu. Bölgeden askeri kaynaklar, ‘bu sayılarda bir iki eksiklik veya fazlalık olabilir ama operasyon izni verilen şeylerde terör örgütüne ağır darbe indirecek türden şeyler değildi. O dönemde siyasi irade bunu uygun görmüş olabilir, ancak şu an artan terör eylemlerinden sanki TSK sorumluymuş gibi yapılan bazı değerlendirmelerin TSK personelini üzdüğünü belirtmeliyiz’” dediler.

ADNAN OKTAR: Hükümet gereğini yapsın. Böyle şey olmaz. Operasyon izni istediğinde, hemen iznin verilmesi lazım. Adamların saldırmasını, adamların kardeşlerimizi şehit etmesini beklemenin bir alemi yok. Yani millet buna sabrediyor ama çok rahatsızız. Bunun hiçbir anlamı mantığı yok. PKK operasyon izni istiyor mu? İstediği an saldırıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri nasıl operasyon izni ister de izin verilmez? Bunun mantığı ne?

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Avrupa’ya gitmek isteyen mültecilerin, Edirne’deki bekleyişleri devam ediyor. Mülteciler, konuşularak yeniden kamplara ve yaşadıkları illere dönmeye ikna ediliyor. Çünkü Avrupa mültecileri almayı kabul etmiyor. Macaristan’dan Avusturya’ya ulaşan ve buradan da Almanya’ya gitmek isteyen binlerce mülteci, hala Strazburg kentinde bekliyor. Hırvatistan Başbakanı Zoran Milanovic ise “ülkeye gelen mültecilerin ilerlemesine izin verileceğini ancak Hırvatistan’ın bir mülteci sahası haline gelmemesi gerektiğini” belirtti. “Bu insanları daha fazla kaydedip barındıramayız. Onlara su, yiyecek ve tıbbi yardım yapılacak. Daha sonra yollarına devam edebilirler. Avrupa Birliği, Hırvatistan’ın bir mülteci sahası haline gelmeyeceğini anlamalı. Kalbimiz var ama aklımız da çalışıyor” dedi.

ADNAN OKTAR: İşte aklın çalışıyorsa, şefkatli davranacaksın. Açlık korkusu içinde olmayacaksın. O insanlar çalışır, tarımda çalışır, ziraatta çalışır her yerde çalışırlar, değil mi? Hayvan besiciliğinde, her şeyde yardımcı olabilirler.

PKK’nın azgınlığı birden bitmez. Halk istiyor ki bitsin de rahat edelim, işimize gücümüze bakalım, böyle bir olay yok, bunu unutsunlar. Yani bu sürekli devam eder. Çünkü Türkiye, Amerika’yla savaşıyor, İngiltere’yle savaşıyor, Avrupa’yla savaşıyor. Adamlar sürekli bunları destekliyor, teşvik ediyor, eğitiyor, adam gönderiyor, silah veriyor, para veriyor yani bir anda bitecek bir şey değil. Halk buna alışacak. Oradan göç etmesinler ayrıca Diyarbakır, Mardin, Siirt’ten. Müslüman delikanlı olur. Hiçbir şekilde göç etmesinler, biraz beklesinler. Hükümet, asker takviyesi yapsın. Seferberlik hali önemli. Bu konuda gurur yapacak bir şey yok, inat yapacak da bir şey yok, sözümü dinlesinler, altı aylığına üç dönem askeri celp edelim seferberlikle. 4 milyon askerle konuyu kapatırız. Bak sokaklar bomboş, caddeler bomboş, adamlar fink atıyor, hiçbir şey yapamıyoruz. Asker-polis sayısı yetersiz. 600 bin kendi askerimiz var, o iç güvenlikte ilgili olarak görev alsın, bir yere kıpırdatmayalım, alacağımız 4 milyon askerle Güneydoğu’da rüzgar dahi estirmeyiz, rüzgar dahi esemez. 4 milyon askeri gördüğünde, adamın ayağı yere basar.

Şimdi kısa bir ara verelim, devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Güneydoğu’ya Güven ve Huzur Hakim Olmalı.

BÜLENT SEZGİN: Evet, yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bugün 19 Eylül Gaziler Günü. Tüm gazilerimizi minnet ve sevgiyle anıyoruz.

ADNAN OKTAR: Gaziler Kuran’da övülmüş mübarek bir taifedir. Gazilik büyük şereftir. Ahirette görecekler karşılığını. Şehitlik ayrı, gazilik ayrı. “Ey gaziler yol göründü” diyor, böyle bir mehter marşımız var.

Papa, artık Hristiyanların başı, diyor ki: “Bizim yaratılış efsaneleriyle bizim işimiz yok” diyor. “Bu Adem Havva hikayeleri” diyor haşa. “Biz bilime inanırız” diyor, “evrimle yaratıldık” diyor. “Evrim bizi meydana getirdi” diyor adam. “Bütün Katoliklerin de başıyım” diyor. Böyle adam Hz. İsa (a.s)’a da inanmaz, Allah’a da inanmaz, hiçbir şeye inanmaz. Yani vaziyetin ne kadar vahim olduğunu anla. Deccal bir kancasını da oraya atmış.

Kadınlar ne güzel varlıklar hepsi ayrı güzel. Mesela zenciler ayrı güzel, Japonlar ayrı güzel acayip şekerler. Bir yerde Japon kızların resimlerini gördüm toplu, hepsi çocukluklarının on numara büyüğü. Acayip masum tatlılar baya şekerler.

“İyi insan olmak için dindar olmaya gerek yok” diyor Papa, yeni bir gafı daha. Yani “ateist de iyi insan olur.” Halbuki iyi insan olması için, din ahlakına sahip olması lazım. O, eksik ahlakı yaşayan bir insan olmuş oluyor, din ahlakını yaşamamış oluyor. Sen dindar olduğuna göre, din ahlakına öre değerlendirdiğine göre, onun ahlakı dine uygundur diyemez. Dini kabul etmiyor çünkü.

Hz. Mehdi (a.s)’ın sesinin güzel olması, hadiste var. Arkadaş şaşırmış da. Kaynak da veriyoruz, kaynağına bak, 1200 senelik eser. Arapça bilen birisini bul tercüman git bak. İnternette de var, bizim verdiğimiz kaynaklar internette var ama İngilizce ve Farsça olarak var. İngilizce biliyorsundur, bilmiyorsan bir arkadaşını çağır, bak. Kaynağı belli.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PKK’nın Suriye kolu PYD, ülkenin kuzeyindeki Kürtlerin Avrupa’ya göç etmemesi için genelge yayınladı. Kendisi dışında hiçbir Kürt partisi ya da grubunu bölgede istemeyen ve bunları süren PYD, halkın göç etmesiniyse istemiyor. Halka göç etmemesi için baskı kuran grup, “gidenlerin mal varlıklarına bedelsiz olarak el konulacağını” açıkladı.

ADNAN OKTAR: Bu aklı Avrupa vermiştir onlara. “Siz böyle yapın da, onlar gelmesin” demiştir. Stalinist, Allah’sız Kitapsız adamlar, sıkılıyor Müslüman halk. Çünkü onlar idare ediyorlar. Bir Allah’sızın, Stalinist’in kendilerini idare etmesini istemiyorlar, kaçmak istiyorlar oradan, “yok kaçamazsınız, duracaksınız” diyorlar. Böyle bir eziyet görülmedi. İslam alemi de birleşmiyor, birbirleriyle uğraşıyorlar. Şii, Sünni, Vahhabi nur gibi Müslümansınız, zorunuza ne oluyor? Allah esirgesin, aklınıza zayilik mi geldi? “La İlahe İllaAllah” demiyor musunuz hepiniz? “Muhammeden Resulullah” diyor musunuz? Diyorsunuz. Kıble nerede? Kıbleyi de gösteriyorsunuz, her şeyiniz bir ne istiyorsunuz birbirinizden? Hayır, bir de baya titizler hepsi. Sünni, Şii, Vahhabi dinde adeta yarış halindeler, hepsi birbirinden titizler. O zaman niye birbirinizle uğraşıyorsunuz?

CAN DAĞTEKİN: Yüce Allah: “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, dağılıp ayrılmayın” diye buyuruyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Halk PYD’nin yanında savaşmak istemiyor. Zorla çoluk-çocuğu askere alıyorlar, onlar da yakalarını kurtarmanın peşindeler. Arabalarına, arsalarına, evlerine ne varsa hepsine el koyuyorlar PYD. Gaspçı, ahlaksız herifler. İşte Türk ordusu bir kabadayılık yapıp, 12 sat bir girip-çıksa oraya, baya ferahlarlar. Bunlara bir girip çıkmada fayda var. 24 saat de olabilir, 12 saat de olabilir, başka türlü ferahlamaz bu ahlaksızlar. Yazık oradaki kızlara da yazık.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Rudaw’ın haberine göre; “Kürtlerin üzerindeki PYD baskısı bitmiyor. Kuzey Suriye’de yaşayan Kürt annelerimiz, besledikleri hayvanlardan elde etikleri ürünleri kaçak yollardan Irak-Kürdistan bölgesine götürüp, satarak çocuklarının karnını doyuruyorlar. Köyden birkaç kadınla beraber yumurta, süt, yoğurt, kaymak gibi ürünlerle sabahın erken saatlerinde yola koyuluyorlar. Ancak sınırda ‘YPG savaşçılarının kontrolünden geçerek gümrük vergisi ödediklerini’ belirttiler. Annelerden, bir kilo kaymak için 500 dinar para alınıyor. 3 oğul ve 2 kıs annesi olan kadın, ‘oğullarının Rojava’da uygulanan zorunlu askerlikten dolayı Avrupa’ya kaçtığını’ belirterek, ‘kızlarım maddi sıkıntıdan dolayı okula devam edemedi. Onlara ekmek götürmek için çalışmam gerek’” dedi.

ADNAN OKTAR: Özetle bela işte PKK-PYD-YPG bunlar bölgenin belası. Türkiye İran’la anlaşıp, bunları bir süpürmesi lazım. Ama onlardan önce herhalde IŞİD halledecek gibi görünüyor bunları. Bak söyleyeyim, büyük kapsamlı bir kitle katliamı yapacak IŞİD. Gelsinler, Türkiye’ye teslim olsunlar sözümü dinlesinler. Bela kapıda.

Resulullah (s.a.v)’e soruyorlar; “Hz. Mehdi (a.s)’ı bize tarif et” diyorlar. Resulullah (s.a.v) ferman buyuruyor: “Evlatlarımdan Mehdi’nin omuzları geniştir, dişleri parlaktır.” Bak, bir kerede söylüyor. “İnce ve güzel bir burnu vardır, alnı geniş ve parlaktır, omuzları bir kaya kadar sağlamdır, yanakları biraz daha az dolgundur.” Dolgun gözüküyor. Bak, “yanakları biraz daha az dolgun gözükür ve yüzü bazen uykusuz kaldığında solgundur. Kasları kavisli ve güçlüdür, saçları kulağının üzerinde kıvrılmaya başlar, dudakları mükemmel ve güzeldir. Görünüşü iyi ve yakışıklıdır, yüzü iffet nuruyla görkemle doludur.” Bak iffet nuru ayrı, “ve görkemle doludur. Görkemli bir lider görünüşü vardır. Bakışları keskindir, etkileyicidir, sesi güçlü ve nefes kesicidir.” Seyyid Hüseyin Hüseyni’nin yazdığı eserde bu.

“Kaim Mehdi, zengin olacaktır” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Gaybet Kitabı Allame Muhammed Bakır El-Meclisi. Sayfa 62. Bağnazlar ne diyor; “bir lokma bir hırka yiyecek mübarek” diyorlar. Peygamberimiz (s.a.v) öyle demiyor, “zengin olacak Mehdi” diyor. Peygamberimiz (s.a.v)’ da zengindi.

“O (Hz. Mehdi (a.s) İsrailoğulları’ndan biri gibi görünür.” Zaten ehli sünnet kaynaklarında da var o. Çünkü Hz. Davut (a.s) soyundan, normal.

“Mehdi ailesinden ve akrabalarından ayrılacak, memleketinden uzağa gidecek ve evinden uzakta yaşayacak.” İhkak El-Hak cilt 19, sayfa 679. Bak, “Mehdi ailesinden ve akrabalarından ayrılacak, memleketinden uzağa gidecek ve evinden uzakta yaşayacak.”

“Hocam, benim ateist tanıdıklarım var, hem güzel ahlaklı, hem baya medeniler. Onların güzel ahlakının kaynağı nedir?” Selim İlter. Güzel ahlakın kaynağı ne biliyor musun? Kuran. Güzel ahlakı halktan görüyorlar. Halk nereden öğreniyor? Kuran’dan öğreniyor. Halka benziyorlar o zaman, yoksa insan nereden bilsin güzel ahlakı? Anadan doğduktan sonra çocuğu kendi haline bırakırsan, güzel ahlakı bilmez. Takliden Kuran’ı uygulamış oluyorlar.

Bu YPG’nin kontrol noktalarını birer ikişer IŞİD havaya uçurmaya başladı, her yerde. Yakında çok kapsamlı bir katliamdan geçecekler. Bak tekrar tekrar söylüyorum söylemedi demesinler, hepsini doğrayacaklar. Gelip Türkiye’ye teslim olsunlar. Sonra ağlayıp zırlayıp yerlere yatmasınlar.

Kader öyle. Önce bir PKK denen bir illet olacak, o olmasa milli bir uyanış pek olmazdı, PKK olmasa. Yani firavun olmayınca, Musa olmuyor. Nemrut olmayınca İbrahim olmuyor. Deccal olmayınca da, Mehdi olmuyor. Ben açıkça söyleyeyim; deccal yoksa bile, adamlar deccali meydana getiriler. Yani sistem öyle. Ama Cenab-ı Allah, deccali yaratıyor. Görünmez güçler deccale yardım eder, deccalliğini yapması için. Deccaller öldürülemez, hiçbir deccalı öldüremezsin. Hatta Peygamberimiz (s.a.v) böyle gezerken sahabelerle beraber, yanında Hz. Ömer (r.a) da varmış, orada bir gayrimüslim çocuk görüyor, gösteriyor diyor ki; “işte deccalin yüzü” diyor, “bu şekilde olacak yüzü” diyor, “görünümü.” Hz. Ömer (r.a) hemen kılıcını çekiyor, Peygamberimiz (s.a.v) elini tutuyor, “eğer o deccalse, sen zaten onu öldüremezsin, kaderine yok” diyor. “Eğer deccal değilse, niye öldürmeye kalkıyorsun” diyor. Ondan sonra Hz. Ömer (r.a) yeniden kılıcı kınına koyuyor. Şimdi bak, peygamber ne diyor, eliyle tutuyor ama bak, hemen vuracak kafasını indirecekken; “eğer o deccalse sen onu öldüremezsin.” Bak buradaki anlamı anlayın. Eliyle de tutuyor. “Eğer değilse” diyor, “zaten harama girersin yapamazsın” diyor. Bediüzzaman; “buradan da anlaşılıyor ki” diyor, “onun her türlü resmi ve heykelleri her yerde tezahür edecek.” Yani onun suretinde her yerde tezahür edecek. Mesela Marks’ın heykelleri, Lenin’in, Stalin’in heykelleri, değil mi? Deccalin mesela Darwin’in heykelleri, resimleri, yazıları, fikirleri her yerde temessül etmiş oluyor. “Ona işaret ediyor hadis” diyor. “Suri, cebbarane sistemini ilah gibi görür” diyor.

“Mehdi devrinde Fırat boylarında büyük bir musibet meydana gelecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Hakikaten bu deccal fitnesi, PKK fitnesi orada meydana geldi. Biharu’l Envar İngilizce tercümesi cilt 13. Eski baskısında var.

PKK bir anda bitecek bir şey değil. Çünkü fikri alt yapısı devletin kitaplarında var. Darwinist-materyalist sistemi devlet savunuyor zaten. Ancak üst kısmı, üreyen kısım etkisiz hale getirilebilir ama üreme devam eder. Çünkü Darwinist-materyalist eğitim devam ettikçe bu taun da devam edecektir. Bediüzzaman öyle söylüyor. “İkna ve telkin kabiliyeti geliştikçe, işte kitaplarla şunla bununla, “bu taun da tevessül der gelişir” diyor. “Kısa zamanda Çin-Maçin’i kontrol altına alan bu musibet eğer tedbir alınmazsa Kuran’la, bütün dünyayı yutabilir” diyor. “Ancak buna Kuran’la karşı konulabilir” diyor. “Kuran’ın hakikatleriyle karşı konabilir” diyor. Yani iman hakikatleriyle.

Şimdi 2015'teyiz. 2016 gelecek. 2016'da olaylar bayağı gelişir. Daha da dayanılmaz hal alır. Yani zannettikleri gibi bir yatışma olmaz. İnsanlar buram buram Hz. Mehdi (a.s)'ı aramaya başlayacaklar. Bütün İslâm âlemi öyle. Allah'ın dünyayı niye yarattığını anlayacaklar. Onlar zannediyor ki böyle kayak yapsınlar, denizde gidip yüzsünler, eğlensinler. Onun için yaratıldığını zannediyor dünya. Onun için yaratılmadı dünya. Sadece Allah sevdiklerini seçmek için yaratıyor dünyayı, o kadar. Kendi rızasının aranması için. Eğlence yeri zannediyor adamlar. Yanlış biliyorlar.

GÖKALP BARLAN: "Yalvarıp yakarsınlar diye" inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ve "Ben bundan korkmam" diyor Allah. "Çekinmem meydana gelen neticeden" diyor.

ENDER DABAN: Başka bir ayette Allah şöyle buyuruyor, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, "Yol bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için ölümü ve hayatı yarattı.”

ADNAN OKTAR: Tabii, ama işte insanlar böyle anlamıyor. İşte Avrupa Birliği'ni kuracaklar, restoranda yemek yiyecekler, balık kızartacaklar, eğlenecekler. Allah diyor, “eğer eğlenmeyi dileseydim, Ben böyle yaratmazdım dünyayı. Ben şanıma uygun yapardım” diyor. “Anlamazlarsa, zaten ben zorla anlatacağım" diyor Allah. Yani “anlayacakları dilden anlatacağım” diyor. Şu an dünyaya Allah anlayacakları dilden anlatıyor. "Beni seveceksiniz" diyor Allah. "Beni hatırlayacaksınız. Eğer Beni unutursanız, Ben de sizi unuturum" diyor. Hem Allah'ın nimetini yiyecek, hem Allah'a karşı gelecek. Böyle olmaz. Mesela Türkiye'de Darwinizm anlatılıyor. Allah'ın nimetini yiyor insanlar ama aynı zamanda da "Allah yok" diyorsun kitaplarda da. “Allah yaratmadı” diyorsun. Olmaz.

GÖKALP BARLAN: Yüce Allah bir ayetinde kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım. "Bize Katından bir veli gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyeceklerini söylüyor. Zulmeden kavimler olacak ve zulme uğrayan halklar olacak. Ve bir veli isteyecekler. Onlar için de mücadele etmemizi istiyor.

ADNAN OKTAR: Adamlar, o ayeti yok hükmünde görüyorlar, işlerine gelmeyen ayetleri.

EMRE ACAR: "Bir eğlence konusu isteseydik şüphesiz Kendi Katımızdan yapardık" diye buyuruyor Yüce Rabbimiz.

ADNAN OKTAR: Tabii.

"Kaim Mehdi zengin olacaktır" diyor Peygamberimiz (s.a.v.). O kadar.

O Birleşmiş Milletler'in yöneticileri kelli felli, kravatlarla falan burayı öyle bir konuşma, tartışma yeri olarak zannediyorlar. İşte oraya gidersin, toplantı yaparsın. Dünyanın sorunlarını konuşursun. Dünya da öyle sonsuza kadar yaşar. Öyle bir şey yok. Kıyamet çok yakında kopacak. Zaten acayip yaşlanmış dünya. Her halinden belli. Ayakta zor duruyor yani. Hiçbir sanat eseri yapmıyorlar zaten. Hiçbir yeni sanat çalışması yok. Yani dünya komaya girmiş, ölümünü bekleyen bir yaşlı hasta gibi.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim, devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: PKK’nın Kullandığı, Lenin’in Bir Adım İleri İki Adım Geri Taktiğine Karşı Teyakkuzda Olmak Gerekir

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Murat Karayılan’ın açıklamaları var.

ADNAN OKTAR: Ne diyor?

KARTAL GÖKTAN: “Öz yönetim ilanında silah bu kadar öne çıkmayabilirdi” demiş. “Bizce de yanlış oldu” diyor. Ayrıca ““Cizre’de otuz iki teröristi öldürdük” diyor İçişleri Bakanı “Peki bunların cenazesi nerede?” demiş. “Bunların hepsi yalan, şişirmedir hepsi. Yirmi bir sivil insan şehit düştü. Bunların hangisi gerilladır? İçlerinde gerilla var mıdır? Yok. Cizre’de öyle gerilla falan yok. Cizre gençliği vardır. Cizre halkı vardır. Silopi’de bir evi kuşattılar, akşamdan sabah kadar vurdular, yerle bir ettiler. Sonuçta üç PKK’lıyı öldürdük dediler.”

ADNAN OKTAR: Şimdi sen Karayılan’sın, biz senin sözüne niye inanalım? Bütün işin gücün yalan dolan zaten. Serbest atıştasın. Senin inanılacak bir yönün yok. Ama şu konuda hemfikiriz, ben de öyle bir geniş tepeleme olduğuna inanmıyorum. Bir dostum da geçen günler söyledi, bir tek ona güvenirim, saygı duyarım ama gerçekten inanmakta zorlanıyorum; “Dokuz yüze yakın kişiyi telef ettik” dedi. Yani bu işin içinde olan, en önemli kilit noktada olan birisi. Gerçekten inanmak istiyorum ama onunla ben bir görüşeyim. Bu neye göre bu böyle? Birinden mi duymuş, kendi mi saymış, onu ben göreceğim. Hayır, ben kimsenin öldürülmesinden yana değilim. Öldürme çok acayip bir metot. Adamın beynindeki fikri öldüreceksin. Adamı niye öldürüyorsun? Değil mi? Kafasındaki şeytanı öldüreceksin. Adamın şeytanını öldürdüğünde iş bitti. Adamla ne alıp veremediğimiz var bizim?

KARTAL GÖKTAN: Karayılan bir de şunu söylemiş. “Biz çözüm sürecinde cephane taşımadık. Elimizde ne varsa eskiden var olan.”

ADNAN OKTAR: Karayılan olmuş Karayalan. Ona Karayalan diyelim en iyisi. At atabildiğin kadar olur mu? Tam böyle kuyruklu yalan. Tonlarca bombayı sen nasıl taşıyacaksın? Elli ton, altmış ton, yüz ton bomba, TNT. TIR’la falan taşınması lazım. Belli ki çok uzun bir süreçte böyle bir taşıma işlemi olmuş. Bana yalan söyleme işini bıraksın. Onların buna ihtiyacı var. Böyle çözüm süreci denen olaya ihtiyaçları var ki silah stoklasınlar, hazırlık yapsınlar falan feşmekan. İsterse bir milyon ton bomba stoklasınlar, onları böyle öttüre öttüre saklandıkları deliklerden çıkaracağız. Tabii ki sivil Allah vermesin olabilir, çok nadir ama polis çok özen gösterdi. Ben bundan eminim. Ne demek PKK’lı yok? Cayır cayır çatışma, müsademe oldu. Halk mı silah sıkıyor? Akşama kadar otomatik silah sesi geliyordu. Nereden geliyor bu? Bana artistlik yapmasın. Pencerelerden, kapılardan falan bazuka mermileri yağdı. Otomatik silah seslerinden yer gök inledi. Bana gıcıklık yapmasın. Dürüst konuşsun.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bir de Murat Karayılan’ın talimatlarının bir başkası tarafından terör örgütüne iletilmesine dair telsiz konuşmaları var. Onu da okuyabilirim uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Oku.

KARTAL GÖKTAN: “Verdiğimiz zaiyatlar artık tahammül sınırlarını aşmıştır. Bu durum Cizre’de ve Yüksekova’da hat safhaya çıkmış, halk desteği yok denecek seviyelere inmiştir. Bölgedeki beceriksizlikler yüzünden bu duruma gelindiği kurulda değerlendirilmiştir. Bunların sorumluları gereken cezayı alacaklardır. YDG-H unsurlarımız hezimete uğramıştır. Bundan sonraki söylemlerinizde YDG-H unsurlarını PKK ile bağlantılı olarak tanımlamayacaksınız. YDG-H kendine has bir yapılanmadır. ‘YDG-H, PKK’dır söylemi yanlıştır’ diyecek, içerisinde dağ kadrolarının bulunmadığını özellikle basın yoluyla paylaşacaksınız.”

ADNAN OKTAR: Bunu yayınlasalar ne olur, bu telsiz konuşmasını? Ama “bu telsiz konuşması konuştu geçti biz bunu banda almadık” diyorlarsa çok ayıp, böyle hayati bir konuyu.

ADNAN OKTAR: Bir kere her telsiz konuşmasının banda alınması lazım. Banda aldıysan yayınla, konu bitsin. Çok etkileyici olur. “Ben duydum.” Kusura bakmasınlar, pek inanamam ben. Böyle olmaz, çok düzenli bir konuşma bu. İşte “mason arkadaşlara talimatı verdik. Gizli güçler devreye girdi” böyle yaparlar, böyle uydurma üsluplar olur. Onun gibidir demiyorum ama rahatsız edici. Telsiz konuşması varsa sen nasıl yayınlamazsın bunu? Bu ne ferahlık? Yayınla, bütün millet duysun. Adamlar öldüyse genetik olarak tespit edersin isimlerini, “şu şu şu şu öldü” dersin. İsim isim yayınla “şu adresteki şu kişi.” O yok, bu yok. Koyun olsa koyun bile biliniyor, kulağında tenekesi oluyor. Bu adamların üstünden kimlik çıkmıyor mu, PKK kimliği? Çıkar. Adı, soyadı hepsi yazılı oluyor. Söyle, kim olduğunu söyleyin. Çünkü bir ceset gelmiş, savcılık onu alın atın demez, mutlaka kimliğini tespit ettirir. Savcılıkta kimliği vardır, söyleyin anlayacağız, kanaatimiz de gelecek o zaman.

PKK’lı mesela öldüyse “Hüseyin oğlu işte Ahmet bilmem kim, bilmem kim” tek tek söyleyin. Cayır cayır faaliyet halinde herifler. Ama hafif tırsmışlar gibi havaları da var. Öyle bir imaj oluşuyor. Ama tırstı takılıyorlarsa, bu felaket. Yani birilerinin anlaşarak tırstı takılıyorlarsa, bu tam bir rezalet. Çünkü önce müthiş azgındılar, zınk durdu adamlar. Bunun altından bir oyun çıkarsa bunun kabul etmem. Bu herifler tamamen kazınacak.

PKK’nın yeni silahları yakalanmış bugün, HDP’li belediye başkanının arabasında. Son model silahlarmış. Silahlar arasında taarruz tipi el bombaları ve Rpg-7 de varmış. Bunlar PKK’nın eline yeni geçen silahlarmış. Çözüm sürecinde silah yığmadık diyorlar bir de. Hepsi yeni model silah. Mesela bütün yakalanan silahlar yeni, Alman malı ve Amerikan malı ve bu son yıllara ait imalatlar. Normalde bizim askerde otuz yıllık, kırk yıllık silahlar var, yirmi yıllık en az. Ama onlarda en fazla bir-iki yıllık.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğraf da vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Belediye başkanı “ben bir şey yapmıyorum” diyor. Halk desteği gerçekten yok Cizre’de. Yüz seksen bin nüfuslu Cizre. Törene dört bin kişi katılmış. O da başka yerlerden gelenler de dahil, yani civar köylerden gelenler de dahil.

TSK’ya göre bin yüzmüş öldürülen PKK’lı, gerçekte ise yedi yüz civarıymış. PKK telsizinden çıkan sayı yedi yüz civarı ama ben o telsizlere pek inanamıyorum. Telsiz varsa bir yayınlarsın, bomba etkisi yapar. Üstelik de adam yani merkezi şahısların dilinden söylüyorsun. Adam uzun uzun anlatıyor şunu dedi bunu dedi. Yayınla. Ne mahsuru var. Telsiz gürül gürül duyuluyor, cayır cayır duyuluyor. Onu banda almadılarsa bu çok acayip bir hareket zaten. Telsiz dinleyen neye dinliyor o zaman banda almayacaksa? Kulağında kaldığı kadar mı oluyor? “Ha duymuştum” falan olmaz ki. Telsiz dinleyen adam, telsizi muntazam, kesintisiz banda alması lazım.

“Hocam, Allah’ın selamı üzerinize olsun. Hrant Dink hakkında görüşleriniz nedir?” Sayan. Gariban bir insan, ayakkabısının altı bile delik. Fakir bir Ermeni insanı, Ermeni bir kardeşimiz. Çek sen onu sırtından tak diye vur, indir. Bu zulüm tabii. Yazık yani boylu boyunca onu oraya, caddeye uzatmak hem ayıp, hem günah, hem zulüm. Konuşursa konuşsun kardeşim, bırak ne konuşuyorsa konuşsun. Özgürce konuşsun, niye vuruyorsun? Niye vuruyorsun yani? Yani oldu mu onu boylu boyunca oraya uzatınca? Bir de elinize ne geçti? Ben bunu anlayamıyorum, hepsinde bir kayıp oluyor. Anlatsın, belki çok güzel fikirleri olacaktı sonra, daha güzel şeyler konuşacaktı. Fikirden yeni fikirler çıkar, bırak konuşsun, herkes konuşsun. Ona konuşturmayacaksın, buna konuşturmayacaksın, ne konuşacağız? Bir de senin istediğin gibi konuşacak adam nereden bulacağız. Herkes senin gibi olamaz ki. Ateist de konuşsun, komünist de konuşsun, masonu da konuşsun, bağnazı da konuşsun herkes konuşsun. Müslüman da konuşsun, kim konuşuyorsa konuşsun.

Mesela yetimhanede büyümüş Hrant Dink. Yazık günah değil mi? Haberi de yok, arkasından tak tak tak silahla vuruyorsun, boylu boyunca caddeye uzatıyorsun. Onun annesi var, babası var, kardeşleri var, ne kadar rahatsız olurlar. Bunun anlamı ne ki? Benim kanaatim, Ergenekon’un işi. Bir kere Ermeni diasporası, Hrant Dink’ten müthiş nefret ediyor. Bir kere onu sevmemiz için bu başlı balına bir neden. Ermeni diasporasının karşı olduğu ve nefret ettiği bir insan. Biz onu sevip kollamak konumundaydık. Ne malum, Ermeni diasporasının da bunu tezgahlamadığı, bu işi? Bir de Marksist bir delikanlı ama dindarlara karşı çok sevecen ve saygılı üslubu, Müslümanlara karşı, Hristiyanlara karşı, herkese. Bırak yaşasın, bırak konuşsun.

Beysel Yiğit, Hrant Dink’le ilgili konuşmama bozulmuş. B. Yiğit. Sevgisiz. Her kim olursa olsun, insan öldürmek çok korkunç, asla kabul etmem, kim olursa olsun. İnsan öldürülmez. Fikrine karşı fikirle karşı koyarsın. Fikrinden dolayı adam öldürmek ne demek? O zaman der ki ateist; “sen Müslüman’san ben de seni öldüreceğim” der. Komünist de; “sen Hristiyan’sın, ben de seni öldüreceğim” der. Bunun önü sonu gelir mi kardeşim? Hatta der ki Şii; “Ya sen Şii değilsin Sünni’sin, ben seni öldüreceğim.” Nitekim yapıyor işte görüyorsunuz. Sünni Şii’yi öldürüyor, Şii Sünni’yi öldürüyor. Bu akıl mı bu? Yazık günah değil mi?

Kardeşim tutuklamalar en az otuz bin kişi falan olması lazım PKK’da. Doldur, üç hapishane açarsın, hepsini doldurursun. Beklet, bırakma. Ortalık yatışsın, ondan sonra düşünürüz. Fitne varsa, adam bırakılmaz. Kanunu ona göre ayarlasınlar, ona göre kanunu genişletsinler. Hatta adam mesela “infial” diyor, infial neticesinde tutuklanıyor. Kardeşim mesela KCK’dan tutuklamışlar, adam kanser olmuş. Bırak adamı tabii ki yani kanserli adam tutulmaz. Çok ağır bir enfeksiyon geçiriyor, cezaevinde onu tutacak halin yok, tabii ki hastaneye gidecektir. Ama kanserde olmaz tabii ki, kanun ona göre düzenlenmiş. Benim ona bir şey dediğim yok. Ama zıpır gibi KCK’lılar, kanun düzenlensin, adamlar da bırakılmasın.

“Hz. Mehdi (a.s), Allah’ın azameti karşısında huşu içindedir.” Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor. “Kanatlarını açıp, başını aşağı dökerek gökyüzünün zirvesinden yere doğru inen bir kartal gibidir.” Bak, “kanatlarını açıp, başını aşağı dökerek gökyüzünün zirvesinden yere doğru inen bir kartal gibidir” diyor “Hz. Mehdi (a.s).” “Hz. Mehdi (a.s), Allah’ın celali karşısında böyle tevazu ve huşu edendir. Allah ve yüceliği onun (Hz. Mehdi (a.s)’ın) vücudunda tecelli etmiştir. Ve Hz. Mehdi (a.s) Allah’ın varlığında yok olmuştur.” Yani vücudu nur kesiliyor, inşaAllah. Bak, “Hz. Mehdi (a.s), Allah’ın varlığında yok olmuştur.” Çok acayip. (El-Mehdiyy-il Mev’ud cilt 1, sayfa 280). İsteyen bakabilir.

Bak bu kadar günlerden beri hadisler söylüyorum. Çık de ki; “bunları nereden uyduruyorsunuz siz?” de. “İngilizcesinde de yok. Bin iki yüz yıllık değil bu kitap” de. “Bihar’ul Envar diye bir kitap yok” de. De, de bir duyayım. “Bunun anlamı bu değil” de. Mesela “Hz. Mehdi (a.s)” diyor, “yeşil gözlüdür.” “Hadra.” “Yok” de “bu anlama gelmiyor” de. Hıdır, Hızır oradan gelir, yeşil. Aynulhadra. Yeşillik, çimen için de kullanılıyor, yeşil çimen için. “Yok” de “cahilsin” de “bilmiyorsun” de, elini ayağını öpeceğim ben senin. Gıkları çıkmıyor. Ölüm sessizliği var adeta. Ne oldu, ne dedik yani? Niye panik oluyorsunuz kardeşim?

Hz. Mehdi (a.s) hakkında soruyorlar. “Eyüp bin Nuh Peygamberimiz (s.a.v)’den rivayet ediyor. “Peygamber (s.a.v) ferman etti: “Biz ehlibeytten hiç bir imam yoktur ki, Hz. Mehdi (a.s) hakkında yazışmalar olmasın.” Yani “gazetelerde, dergilerde orada burada, hakkında yazılar çıkacak” diyor.“İnsanlar, onu parmaklarıyla göstermesin.” Hz. Mehdi (a.s) geçerken öyle bir şöhret olacak ki, tanınacak. Tabii sevdiklerinden değil, öfkeden gösteriyorlar, parmağıyla gösteriyorlar. Çünkü üç yüz on üç kişi ona tabi olan. “Ona sorular sorulmasın.” “İnsanlar ona soru soracak o da cevap verecek” diyor. Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor bunu. “Ve suikast düzenlenmesin.” “İlla ki ona suikast düzenlenecek” diyor, haddi hesabı olmayan. (Usul-u Kafi, usul minel kafi, el kuleyni, cilt 1, sayfa 502.)

“Herkes seni gibi düşünse, ülke kurtulur diyorum.” Hrant Dink konusuyla ilgili açıklamalarıma.

Bu Suriyelilere ne kadar eziyet ediyorlar Avrupa’da. Öküz gibi böğürüyor herif, asker, kafaya bir şapka geçirmiş akıl almaz bir nefretle “böyle böyle böyle” el kol hareketleriyle. Çoluk, çocuk, kadın ne yapacağını şaşırmışlar, terbiyesizlik yapma. Bir avuç insan, bakamıyor musun o kadar insana? İki tabak yemek, başka bir şey istedikleri yok. Bütün çirkefliğiyle saldırganlaşıyor.

Bugün Kürt kardeşlerimiz geldi yine hanımlar, hepsi çarşaflı. Bir tane ufaklık var, dizilerde falan da oynamak istiyormuş, hakikaten yakışıklı bir tip. Sen ilerde gelirsin buraya dedim, bayağı sevindi. Ne kadar güzel insanlar Kürt kardeşlerimiz, bayağı güzeller, maşaAllah. Anneleri tam Osmanlı anne, maşaAllah. Peçeli, bir tek gözleri görünüyor. Yazık, acayip sevgiyle, hüngür hüngür ağlıyor burada sürekli. “Cahil hocalar seni anlamıyorlar” diyor ama akıl almaz veryansın ediyor onlara. “Ben canlı yayına çıkıp anlatacağım” dedi. Aman dedim aman. Yani illet olmuş bu bilgisi eksik hoca efendiler hakkında. “Nasıl anlamazlar” diyor “birçok konuyu sen çok güzel anlatıyorsun” diyor. “Çocuklar” diyor “sürekli ağlıyor, senden bahis açıldığında” diyor “seni çok seviyor” diyor.

PKK, bir abidik gubidik yapıyor ama pek anlamadım. Önce kudurmuş gibi saldırdılar, şimdi birden zınk diye kesildiler. Bir oyun oynuyorlar ama tam anlayamadım. Kimlerle bu oyunu oynuyorlar, onu da anlamadım. Ataktan vazgeçtiler. Ya toptan imha olmaktan çekiniyor olabilirler, bilmiyorum.

GÖKALP BARLAN: İçişleri bakanı açıklama yaptı; “21 ilde beş bin korucu alacaklar ve korucu sistemini güçlendireceklerini” söyledi.

ADNAN OKTAR: Üç yıldan beri, dilimde ot bitti derler ya, üç yıldan beri uğraşıyorum. Yirmi bin Koruyucu?

GÖKALP BARLAN: Beş bin koruyucu?

ADNAN OKTAR: En az yirmi bin olması lazım. Beş binden ne olacak. Hatta otuz bin.

KARTAL GÖKTAN: Şöyle diyor, tam açıklamasını okuya bilirim isterseniz.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Selami Altınok; “Başbakanımızın talimatı ile Güneydoğu’daki koruyuculuk sistemini daha etkin hala getireceğiz. Koruyucu olmayı arzu eden çok değerli kardeşlerimize müjde vermek istiyorum. Beş bin koruyucu alınacak.”

ADNAN OKTAR: Beş binle ne olur. En az otuz bin olsun. Birde devlete acayip sadıklar. Çok güzel ahlaklılar, baya kaliteli asil delikanlılar. Çoluğuna çocuğuna acayip güzel bir müjde. O minik patilerinde artık lastik ayakkabı görmeyeceğiz. Birde o köylere PKK hiç uğrayamıyor. Çevrelerinden de geçemiyor, ne güzel.

BÜLENT SEZGİN: Birkaç fotoğraf göstere bilir miyim Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Kürt çocukları.

ADNAN OKTAR: Kürt, şu güzelliğe bak gözlere, gözlerin rengine bak. Bediüzzaman’ın gözleri de renkli, sarışın Bediüzzaman oda Kürt. Bak bak tatlığa bak. Yaklaştır şunu. Ben bunu yerim. Yüzündeki mazlumluğu görüyor musun abisinin. Can anneler can, beş vakit namazında. Hay maşaAllah. Çok güzel insanlar Kürt kardeşlerimiz, çok çok güzeldirler. Bu gün annenin on iki tane çocuğu varmış Osmanlı maşaAllah. Gelenekçi Hocalara gıcık oluyor bir kısmına. Diyor; “Anlatıyorsun, anlamıyorlar anlatıyorsun yine anlamıyorlar, ben anlamıyorum” diyor. “Benim onlara bir çift sözüm olacak” dedi, aman dedim yani. Yanında bayrak getirmiş, “PKK’ya da gerekenleri söyleyeceğim” dedi. Ben olay çıkar diye şey yapmadım. Baya doluydu çünkü. Çok güzel çocukların hepsi baya güzellerler.

BÜLENT SEZGİN: Biraz önce bahsettiğiniz konu vardı, mültecilere kötü muhammenle ile ilgili. Onunla ilgili haber ve video vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Şu zulme bak ya, orada çoluk çocuk var, kadınlar var.

BÜLENT SEZGİN: Makedonya sınırında yağmur altında.

ADNAN OKTAR: Yazık, şu çocuğun şekerliğine bak. Bak çök diye bağırıyor orada. Bu kadar eziyet inanılır gibi değil. Suriyeliler ne kadar güzel insanlar, çok çok güzel insanlar.

İmam Bakır, ramazan ayındaki korku hakkında soruldu dedi ki “siz Allah’ın şu ayetini okumadınız mı? Şeytandan Allah’a sığınırım “Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir” (Şuara Suresi, 4) işte burada geçen ayet mucize” diyor. Evet.

“Abdülaziz Bin Müslim şöyle rivayet etmiştir; “Allah Ezze ve Celle, Mehdi diğer kullarının işleri idare etmesi için seçtiği zaman onun Hz. Mehdi (a.s)’ın) göğsünü bu işin üstesinden gele bilecek şekilde açar.” Peygamberimiz (s.a.v) nasıl göğsünü açıyor Cenab-ı Allah, inşirah, onunda göğsünü açar diyor. “Kalbine hikmet kaynaklarını yerleştirir. Ona (Hz. Mehdi (a.s)’a) öyle bir ilim ilham eder ki, Mehdi bundan sonra hiçbir soruya cevap vermekten zorlanmaz.” Usul-u Kafi usul minel kafi el kuleyni. Cilt bir, sayfa 281. “O (Hz. Mehdi (a.s)) benim zürriyetimden biridir. Hadisleri açıklayacak şerh edecektir.” Yani benim hadislerimi açıklayıp şer edecektir diyor. Şeyh Tursil gayrekum bin dört yüz on bir sayfa dört yüz otuz yedi dört yüz otuz sekiz.”

Evet, birisi bir şeyler söylesin.

KARTAL GÖKTAN: Geçtiğimiz ay görevinden istifa eden Bitlis vali yardımcısı Ömer Faruk, İlhan bütün bürokratlara ve valilere sivil itaatsiz eylemi çağrısı yaparak, “Allah korkunuz varsa istifa edin, hükümeti ferce uğratın” dedi.

ADNAN OKTAR: Bir daha oku bakayım. Yanlış duymadım değil mi ben? Kim dedin? Bir daha söyle.

KARTAL GÖKTAN: Geçtiğimiz ay görevinden istifa eden Bitlis vali yardımcısı Ömer Faruk İlhan.

ADNAN OKTAR: O değişik biriymiş demek ki. Sivil itaatsizlik, biz sivil itaatli savunuyoruz, o da sivil itaatsizlik savunuyor. Hz. Mehdi (a.s) konusunda hocalar, “arkadaş sen nereden çıkarıyorsun bu sözleri? Yani bunun bir kaynağı yok bir şey yok, kaynağı olmadığı halde bu dediklerinin. Olmayan şeyleri niye anlatıyorsun milletin vaktini alıyorsun.” Biri niye çıkıp demiyor bana. “Bunun aslı yok, böyle bir şey yok” desin. “Bunlar uydurma hadis, bunlar gerçeklemedi bunlar boş” desin. Diyemiyorlar. Çünkü olmuş. Kaç tane? Yüz elli hadis en az. Her gün biri çıkıyor.

BÜLENT SEZGİN: Evet yayınımıza kısa videolarla devam diyoruz. Görüşmek üzere.

VTR: Peygamberimiz (s.a.v)’in Gizlenen Ahir Zaman Mucizelerinden-3

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah.

ERDEM ERTÜZÜN: Murat Karayılan'ın şöyle bir açıklaması olmuştu; "Kandil'de barınamıyoruz. Civardaki diğer kamplarımızda dahil, 600 - 700 kişiyle durumu idare etmeye çalışıyoruz. Lojistik ve mühimmatımız yok denecek seviyede. İçimizde hainlerde var ki, bugüne kadar tespit edilemeyen çok korunaklı depolarımız, cephaneliklerimiz Türkiye Cumhuriyeti uçakları tarafınca imha edildi. Çok sayıda kayıp verdik. Suriye'deki güçleri geri çağırmak zorundayız. Türkiye kırsalında da yetişmiş savaşçılarımız yok. Tunceli'de ağır kayıp verdik, telafimiz zor."

ADNAN OKTAR: Kim bu adam. Şu meşhur PKK'lı. Şu PKK şeysi. Her bir ağızdan aynı şekilde. Bu numarada olabilir, oyun oynuyor da olabilir. Çünkü daha hala kabadayılık, itlik yapıyor bunlar. Hiza oldularsa, böyle itlik yapmamaları lazım. Daha hala gelin masaya şu, bu falan. Şöyle asarız, böyle keseriz diyorlar. Bu ayrı bir şey söylüyor. İşin doğrusu insan bunu anlayamıyor. " Bütün PKK'lılar bir ağızdan böyle bir şey yok, kamuoyunu yanlış bilgilendiriyorlar " diyor. Daha geçenlerde öbürü " Hakkari'nin yüzde seksenine hakimiz, hükümet bunu gizliyor halktan " diyor. Bu da ayrı bir konu anlatıyor. Bak bakalım nasıl bir şeymiş o. Onu diyen kimdi, Hakkari'nin yüzde seksenine hakimiz diyen?

BÜLENT SEZGİN: O da sanırım Karayılan'dı, açıklama yapan da.

ADNAN OKTAR: Bu ne demek? Agop demek, bir isimdir. Bu adamlar ne demek istiyor, ben bunu anlayamadım.

OKTAR BABUNA: Kendi ifadeleriyle çelişkili şeyler söylüyor sürekli.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, o Karayılan'ın haberini tekrar okuyabilirim.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PKK'nın kandildeki liderinden Murat Karayılan, Fırat Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada: "19 Haziran 2012 beri Hakkari'yi kontrol ettiklerini ve bunun kamuoyundan gizlendiğini” iddia etmiş.

ADNAN OKTAR: Son konuşma da onun.

BÜLENT SEZGİN: Evet, son konuşma da onun.

ADNAN OKTAR: Peki ona ait olduğunu nerden biliyoruz? Sonra çıkıp inkar etmesin. Onu açıklayan kim?

EREL AKSOY: Telsiz konuşması olduğu iddia ediliyor.

ADNAN OKTAR: Telsiz. İnsaf insaf, o zaman yayınlayın. Allah Allah, bu nasıl telsiz dinlemesiymiş. Değil mi? Yayınlayın, mükemmel delil olur. “Ben duydum.” Olur mu öyle şey? Ben duydum. Bu çok hayati bir istihbarat. Nereden duydun? “Ezberledim.” Nerde görülmüş böyle bir şey, kelimesi kelimesine ezberleme. Cep telefonu var, al sesini kaydet. Zaten istihbaratçıysan sen, onu gayet net tarayıp tespit etmen lazım. Öyle sahra telsizi varsa orada, ona göre de alet edevat olması lazım. Ses alıcı cihaz orada olmaması orada ne kadar ilkel bir durum. Olur mu öyle şey?

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, program tanıtımı yapabilir miyim tekrar.

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Pazar günü sabah 9 - 10 arası, sizin arkadaşlarınızdan Aylin Kocaman ve Didem Ürer Beyaz TV'de Uyan Türkiye'm programında Tahir Sarıkaya'nın canlı yayında konuğu olacaklar.

ADNAN OKTAR: Bu bittik muhabbeti, yani PKK'yı bitirdik muhabbeti, eğer bu meşhur gazetelerin bir uydurmasıysa, çok çok ayıp yapmışlar. Biz öyle kafalanacak adam falan değiliz. Ak Parti propagandası için bunu yapıyorlarsa, bu çok çok tehlikeli olur. Adamlar çivi gibi ayakta. Amerika destekliyor bunları, Avrupa destekliyor, domuz gibi palazlandı herifler. Bölgeye nasıl hakim olmuş bunlar o zaman. Madem böyle bitmiş, erimiş mum olmuşlar, yüzlerce kilometre Türkiye’nin Güneydoğusu’nda koskoca bir toprak parçasına nasıl hakim oluyor bunlar o zaman? Güneydoğuda da alan hakimiyeti nasıl sağlıyor böyle bitmiş, tükenmiş bir topluluk? Girilemiyor şu an Güneydoğu’ya. Gece kimse sokağa çıkamıyor. Madem bitmiş değil mi? Böyle bir şey olmaması lazım. Bu bir eğer propaganda metoduysa-ki, zaman zamanda doğru söylemiyorlar. Görüyoruz, çok ayıp yapıyorlar.

“Abdülaziz Bin Müslim, Resulullah (s.a.v.)’tan rivayet ediyor; "İmam Mehdi’nin ilmi gelişmiş. İlmi eksizdir. İmamette güçlü, siyasette bilgedir. Mehdi, Allah'ın kullarına nasihat eder."

Eğer bu bize kafalamaysa, işte “PKK'yı bitirdik” bilmem ne falan, bu çok ayıp. Çünkü bitirdiysen, o zaman elini kolunu sallayarak Güneydoğu’da gezelim. Gezilemiyor. Peki, Türkiye'nin Güneydoğusu’nda yüzlerce kilometrelik ve yaklaşık 250 kilometre kalınlığında bir toprak parçası oluştu. 500 kilometre genişliğinde. 600 - 700 kilometre hatta uzunluğunda, 250 hatta 300 kilometre yer yer kalınlığında bir toprak parçası oluştu. Ve bunu PKK şu an sahipleniyor ve koruyup kolluyor. Türkmen köylerini basıyorlar, Arap köylerini basıyorlar. Madem PKK yok oldu, bu ne peki bu? Biz mi yanlış görüyoruz yani? Burada bir anormallik var.

Cizre, 8 gün boyunca baş edilemedi. Devlet günlerdir hendek temizliyor, patlayıcı topluyor. PKK bittiyse bu nasıl oluyor.

200 kişi köşeye sıkıştı demişlerdi, 20 cenaze kalktı. Bu 200 kişi nereye kayboldu? Bir acayiplik var. Ya biz anlayamıyoruz, ya anlatanlar anlatamıyor, ya kafalanma moduna girdi bazıları, ya kafalama ve kafalanma.

Dinliyorum, evet.

BÜLENT SEZGİN: PKK'nın Mardin'in Dağ Geçidi ilçesindeki bombalı eylem girişimi mobese kameraları tarafından kaydedildi. Görüntülerde gece karanlığından faydalanan bir grup teröristin yoldaki taşları sökerek toprak zemini kazıp beyaz bir çuval içerisindeki yaklaşık 100 kg. patlayıcıyı yerleştirdiği yer alıyor.

ADNAN OKTAR: Aylardan beri söylüyoruz. Gizli kamera monte edin her yere yol boyuna. Bunlar böyle bir şey yaptığını hiç bilemedik. İlk defa görüyorum. Var mı filmi?

ERDEM ERTÜZÜN: Videosu vardı Hocam.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Terörist mi bunlar?

OKTAR BABUNA: Evet.

ADNAN OKTAR: Nerede bu adamlar?

BÜLENT SEZGİN: Sağ tarafta, geliyorlar. Ekranın sağında gözüküyor Adnan Bey şu an.

ADNAN OKTAR: Ben bunları anlamam. Adamları kazırlar, gideriz rahat rahat namazımızı kılarız, rahat rahat Allah’tan, dinden bahsederiz. Mardin’de, Siirt’te vatandaş istediği gibi göğsünü gere gere oyunu kullanır, kimse de tehdit etmez, o zaman olur. Yoksa, “biz bittik” falan. O zaman operasyonları durduralım. Siz de yeni bir kurnazlıkla yeniden yayılmak için siyasete başlayın. Daha önce başka bir teknik kullandılar. “Süreç devam ediyor, aman ellemeyin” falan, PKK palazlandı da palazlandı. Şimdi de “PKK bitti dümdüz oldu” diyorlar. “Herkes işine baksın, asker kışlaya çekilsin, polis de karakola gitsin. Bir şey yok” diyorlar. Ne yapacaksınız? “Bomba yerleştirmeye devam. Silahlanmaya devam.” Olmaz. Bir tane PKK’lı kalmayıncaya kadar operasyona devam edilecek. Öyle bir şey olmaz.

Selami Altınok, delikanlı aleminin sıkı delikanlısıdır. Ama beş bin korucu çok az. Hadi elli bin olmasa bile, en az otuz bin kişi alsınlar.

PKK; “Tunceli’de hoşaf olduk” diyor. Ama geceleri nakliyeciler tarafından kullanılamıyor. Kaldırım taşlarını söküyorlar, altına patlayıcı yerleştiriyorlar. Benim bir kere bu işe aklım hiç yetmez. Yedi yüz kilometre falan boyunda, iki yüz elli-üç yüz kilometre eninde, bir toprak parçasını PKK aldı, kısa sürede. Bunun adamın şalgamı yoksa, iti kopuğu yoksa, bu nasıl oldu? Şu an onların kontrolünde Türkiye’nin Güneydoğu’su, boydan boya. Bize sakın kimse kafalama yapmasın. Güneydoğu’da kimse dışarıya çıkamıyor. Sıkıysa bu saatte dışarıya çık.

Çok güzel, böyle şarkılarda Allah sevgisinin anlatılması mükemmel oluyor. Baba’ya da helal olsun. Hakikaten güzel sanatçı, değerli sanatçı. Ama yeni yeni eserler olsun. çünkü dünyada da, Türkiye’de de bir pus var. O sanatçıları mahvetti. Hiçbir sanatçı yeni parça çıkaramıyor. Sanatçı aşkla açılır, sevgiyle açılır. Dünyanın üstündeki bu duman onları da boğdu. Hiçbir sanatçıdan sanat eseri gelmiyor. Hiç, sıfır. Herkes evine çekildi.

PKK konusunda sakın bize kafalama falan yapmasınlar. Bu mikropların hiçbirinin olmaması gerekiyor. Ben bir tane bile bakteri veya basil görürsem, inanmam. Hepsi kazınacak, hepsi. Her neye mal olursa olsun. Gerekirse seferberlik ilan ederiz. Dört milyon asker çıkartırız. Beni de alsınlar, en başta giderim. Hepsi kazınacak. Yeter artık yani. Yıllardan beri bize küfrediyor adamlar, her gün hakaret ediyorlar, her gün kafa tutuyorlar. Böyle kaprisli bazı mahalleri hanımları olur ya, onun gibi. Yok şunu isteriz, yok bunu isteriz. Elinin körü. Direkt tepeleyeceğiz sizi ve itliğiniz de bitecek. Bıktık usandık artık. Amerika değil, isterse beyiniz gelsin, kim gelirse gelsin. Amerika da ahlaksızlığı bıraksın. Bu terbiyesizliği unutmayız, Amerika’nın yaptığı bu terbiyesizliği. Onu da bir kenara not düşsünler.

Dinliyorum.

ERDEM ERTÜZÜN: Kılıçdaroğlu, Almanya Dışişleri Bakanı ile buluştu. Alman Dışişleri Bakanı Steinmeier, sohbet sırasında Erdoğan’ın 1 Kasım seçimleri sürecindeki performansını eleştirerek, “Erdoğan, PKK ile mücadeleyi öne çıkartarak ve basını suçlayarak seçimleri kazanmak istiyor” ifadesini kullandı.

ADNAN OKTAR: Yok kardeşim, öyle şeylerle seçim kazanılır mı? Bir de ayrıca PKK ile her hükümet zamanında herkes mücadele etti. Netice alamadıktan sonra hiçbir anlamı yok. Yani o, oy kazandırmaz. Bir de basına baskı var mı? Ama neyi kastediyor basına baskıyla? Hürriyet falan mı?

ENDER DABAN: En son Nokta Dergisi’ne baskı olmuştu.

ADNAN OKTAR: Ama o şey halkı çok irrite edecek bir şey. Çünkü halkın en hassas olduğu dönem. Yani şehitler konusunda millet çok hassas. Tayyip Hoca ne yapıyor? Elinde bir fotoğraf çekecek zımbırtı gülüyor, arkasında da şehit cenazesi var. Bu halkı galeyana getirir. Yani bilen var, bilmeyen var. Bu çok kızdırıcı olur. Akıl almaz bir öfke meydana getirir. Tayyip Hoca’nın hassasiyeti normal burada. Ne yapması gerekiyor? Hayır, hakaret var zaten ama bu hakaret üstü bir şey bu. Bu korkunç yani dehşet verici bir şey bu. Burada haklı. Burada lamı cimi yok olayın. Bilmiyorum yani ben fert olarak diyorum. Tabii hukuki yönünü onu mahkemeler belirler. Yani kanun belirler, o beni ilgilendirmez. Suç vardır veyahut yoktur biz kanunlara saygı duyarız. Ama fert olarak, bana çok ürkütücü geldi. Bazı gazeteler de, alenen PKK propagandası yapıyorlar. Ama işte bunu hükümetin aldığı kararlar tetikledi. Basına kızıyorlar ama Bülent Arınç ne diyor? “Biz, PKK bayraklarını serbest bıraktık” diyor. “Öcalan’a sayın demeyi serbest bıraktık, Öcalan’ın resimlerini taşımayı serbest bıraktık” diyor. Sen onu yapıyorsan, adam da bunu yapıyor işte. Sen bunu diyorsan, adam da bunu yapıyor işte. Yani adama kızıyorsun ama sen ne yapıyorsun? Burada bir acayiplik var.

Evet, birileri başka bir şeyler söylesin.

ERDEM ERTÜZÜN: Polis Akademisi Başkanlığı beş bin özel harekatçı alımı yapılacağını açıkladı. Buna göre sadece özel harekat branşında polis memuru olarak yetiştirilmek üzere beş bin erkek polis memuru öğrenci alımı yapılacak.

ADNAN OKTAR: Kaç aydan beri söylüyorum, kaç yıldan beri dilimde tüy bitti artık. Nihayet ikna edebildik, nihayet. O, bütün okulları açsınlar, kapanan okulları. Çok yetenekli hocalar var. Söyle söyle söyle söyle gına geldi yani artık. Gına gelmedi de yani çok söyletiyorlar. Ama sonunda yapıyorlar, maşaAllah.

Şimdi bu PKK bayağı bir abidik gubidik yapmaya kalkmaya başladı. Son olarak diyor ki, “YDG-H bizimle alakasız” diyor. O da PKK, “biz tanımıyoruz bunları ya, nereden çıktı bunlar?” diyor. Şimdi nereden çıktığını ben sana söyleyeceğim de, burası müsait değil. Acayip gıcık herifler. Sıfır numara PKK adamlar. Böylece diyecekler ki, “Bunların terörle alakası yok. PKK da bitti, Türkiye’yi de tüketti.” “Yaşasın YDG-H.” Yok, öyle şey yok. Zekamızla alay eder gibi dangalaklık yapıyorlar. Böyle tüp gaz markası gibi peş peşe peş peşe isimler, müsaade etmeyiz. Artistlik yapmayacaklar. Komünist, Stalinist yapı istemiyoruz.

Karayılan diyor ki, “Onları biz kontrol edemiyoruz” diyor. Yalan söyleme, koskoca adamsın. Böyle yalan olmaz. Nereyi kontrol edemiyorsun? Sana muhalif bir güçse, sen köpek gibi saldırırsın onlara. Her türlü suikastı işlersin. Adamlar, PKK’nın isminin değişmiş şekli. PKK bayrakları, Öcalan resimleri hepsinde var. “Bu silahlar nerden geldi?” diyorlar, “silah mağazasını bastılar da, oradan aldılar” diyor. Ulan gerzek, senin kafan çalışmıyorsa, Türk milletinin de mi kafası çalışmıyor? Sahtekarlık yapma, üçkağıtçılık yapma. O silahlar, sizin verdiğiniz silahlar, PKK silahları. Almanya veriyor, Amerika veriyor. Sahtekarlık yapmayın. Demek ki bunlar biz olmasak, her gün bir yalanla böyle samba yapacaklar. Her seferinde yakalıyorum, her seferinde rezil rüsva ediyorum. İtliği bırakacaklar. Dikkatlice izliyorum, bir tane PKK’lı kalmayacak.

Karayılan; “Onları kontrol edemiyoruz.” Süper sahtekar.

“Adnan Hoca ortam yapmış, stüdyo yıkılıyor” diyor. “Kendisine arkadaş yapmış.” Başka ne yapmış var? Araba yapmış, mekan yapmış.

Sinan Cengiz; “Adnan Ağabey, ben Erzurumluyum ama Kürt olduğum için kınanıyorum. Askerliğimi layıkıyla yaptım. Bir daha olsa, bir daha yaparım ama dışlanmak kötü.” Seni dışlayanlar aşağılık, kahpe, kalleş, pislik, haysiyetsiz adamlardır. Onlar insan değil, mahlukat. Kürt nurdur. Kürt asildir. Kürt baş tacıdır. Benim Üstadım Said Nursi Hazretleri, Kürt’tür. Bazıları ona Kürtlüğü çok görüyor, “Kürt değil” diyorlar ama Kürt’tür, halis muhlis. Zaten sarışınlığıyla, gözünün rengiyle Kürt olduğu açık. İftihar ediyoruz. Berzenci Hazretleri Kürt’tür. Birçok müceddid, müçtehid Kürt’tür. Kürt delikanlılığın diğer adıdır.

Bu Avrupa çekincesi nedir? İsteyen ülke istediğini yapıyor. Sürekli çekiniyorlar. Türkiye’nin bütünlüğünü yok etmeye karar vermiş, Türkiye’yi işgal etmiş bir terör grubu varsa, Türkiye’nin kendisini savunmasından daha doğal ne olabilir?

Ortadoğu’da tabii ki bir kan akacak. Bu hadislerde var. Olaylar çıkacak, fakat bu, Türkiye’yi bölme şeklinde olmaz. Türkiye, Hz. Mehdi (a.s)’ın yurdu. Sen Türkiye’yi bölmeye kalkarsan, seni ev sahibi bir daha evine almaz. Bilardo oynayacaksın ama çuhayı delmeyeceksin. Çuhayı delersen, ev sahibini huylandırırsın. Huylandırırsan, bir daha seni evine almaz. Yani yapamayacakları işlere girmesinler. El sillesi yemeyen kendi tokadını, vaziyetini anlamaz derler. Belasını aramasın Amerika. Psikopatlık istemiyoruz. Türkiye’yi böldürmeyiz deyince böldürmeyiz. Çok hayati bir konu olduğu için, tabii ki gece gündüz üstünde duruyoruz. Biz kafalama falan da istemiyoruz. PKK yok olacak, o kadar. Yapamayan varsa geri çekilir, yapan gelir. Biz bir avuç it kopukla uğraşmak istemiyoruz.

Tabii Türkiye’nin de zorda olması, Ortadoğu’nun zorda olması, Mehdiyet’in bir şartı. Yani kaderin bir şartı. Mehdiyet, planının bir şartı. O plan gereğince bunlar oluyor ve olmaya da devam edecek. Suriye’nin parçalanması, Irak’ın parçalanması tamamen ahir zamanda Mehdiyet’le ilgilidir. Hadislere baktığımızda bu, ışık gibi görünür, çok açık sarihtir. Mesela bak yüzlerce yıl parçalanma olmuş ama Hz. Mehdi (a.s) devri geliyor, paramparça oluyor. Ve süresi de belli. 2019’lar, 2021’ler artık deccaliyetin gerileyeceği, çökeceği yıllar. Ama bu aralar felaket ve helaket yıllarıdır. Ben masonlara da söyledim; “kan durmaz” dedim. “Devam edecek” dedim. Duracak olsa, söylerim. Ama bir süre sonra kesilecek. Buna sabredecekler. Üzülerek değil, tevekkül ederek. Allah burayı eğlence yeri olarak yaratmadı. Ve “meydana gelen olaylardan” Allah, “Ben hiç etkilenmem” diyor. Yani “feryat figan, şehirlerin yıkılması Beni hiç ilgilendirmez” diyor Allah. “Ben dediğimi yaparım” diyor. “Beni unutursanız, Ben de sizi unuturum” diyor. Allah’ın aradığı aşktır. Kendisini delice bir aşkla seven olmazsa, yıkar kavurur, bu kadar.

ENDER DABAN: Allah bir ayette, “Beni anın, Ben de sizi anayım” diye buyuruyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. “Beni anın, Ben de sizi anayım. Beni unutursanız, Ben de sizi unuturum” diyor Allah.

PKK’lı veyahut terörist her kim olursa olsun, eğer kanser hastasıysa cezaevinde tutulamaz. Olmaz, tahliyesi gerekir. Bazı aileler teşekkür etmişler de, doğru bu, kim olursa olsun. Akıl almaz bir zulüm olur öbür türlü. Çok anormal bir şey olur. Kanser hastasının cezaevinde ne işi var? Olur mu? Ve hatta devlet bakımını üstlenmesi lazım. Orada artık ceza diye bir şey kalmaz. Ağır hasta yani ağır hastaya ceza uygulanır mı? Olmaz öyle şey. Çünkü orada amaç, ıslah etmek. Onun ıslah edecek hali kalmamış ki zaten, hastalanmış yani.

Kahin, o da yayınları çok beğeniyormuş.

Aras Dağlı; “On numara” diyor program için.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Galatasaray’ın dünyaca ünlü Belçikalı futbolcusunun bir sözü vardı. Onu gösterebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Şöyle diyor duayla ilgili Jason Denayer: “Dua etmek karmaşık bir şey değildir, Allah ile kalpten yapılan bir konuşmadır. Dua, beni daha güçlü yapar. Allah-u Ekber.” Ve ayet paylaşmış. Bakara Suresi, 186’yı.

ADNAN OKTAR: Aslan aslan, Ağabey’inin aslanı. Ağzından nur dökülüyor, nur. Çok güzel. Allah hidayetle sarsın, nuruyla sarsın, ömrünü uzun etsin, sağlık sıhhat versin. Aferin delikanlımıza.

Timur Arı; “Mahmut Efendi Hazretleri’yle görüştünüz mü? Hakkındaki görüşleriniz nelerdir?” Mahmut Efendi’ye ben eskiden de sık sık giderdim. Çok mütevazi, çok efendi bir insandır. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışını savunur ama içi, ruhu saf sevgidir. Öyle asalım, keselim, doğrayalım onda yoktur. Haşinlik, gaddarlık, acımasızlık yoktur. Hasetlik bilmez. Sevecendir, yüzü çok nurlu muhterem, müberra bir insandır. Nezakette üstüne yoktur. Çok kibar bir insan, Allah ömrünü uzun etsin. Bir de rahatsızlığı oldu biraz, bir hayır vardır.

“Hocam Kürt değilim ama Kürdistan gerçeğine saygı duyuyorum” diyor. Türkiye sınırları dışında bir Kürdistan oluşursa, yani Kürdiye; Müslüman, mümin, muttaki, İttihad-ı İslam’ı isteyen, iftihar ederiz.

Şimdi kısa bir ara verelim. Muhabbete yine devam edeceğiz, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Programımıza kısa videolarla devam ediyoruz, inşaAllah.

VTR: Peygamberimiz (s.a.v.)’in Gizlenen Ahir Zaman Mucizelerinden -5- İran-Irak Savaşı

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Yarın tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü