Harun Yahya

Sohbetler (23 Eylül 2015; 19:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler fasılla başladı, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hoca’nın o sözünde ne var da üstüne gidiyorlar? “Milli bir meclisi olsun” diyor adamlar, “milli olsun seçtikleriniz” diyor. Milli dediği, yani memleketin hayrına hareket eden, İttihad-ı İslam’ı isteyen, büyük Türkiye’yi isteyen, Türkiye’nin lehine adamlar, bunu kastediyor. Ne var bunda? Üç günden beri yapmadık şamata bırakmadılar. Bunda acayip bir şey yok, bayağı güzel bir söz. Ne var bunda? Milli ama kendisi milliyetçi olmadığını söylemişti hakikaten. Ama “ırkçı değilim” anlamında dedi o. Yani “milliyetçi değilim.” Irkçı değilim anlamında. Yoksa milli menfaatleri korumuyorum, kollamıyorum.

Sözcü Gazetesi ne yapıyor? Oturmuş Kürt kardeşlerimize, hani “yerli milli” diyor. Sen aklını başına al. Sen ne konuştuğunun farkında mısın? Kürt demek can demek, bizim parçamız demektir. Nasıl yerli olmuyor? Senin de, ey Sözcü Gazetesi bütün oradaki yazarların hepsinin kadronda tamamında, Kürt kanı var. Eğer onlarda bir kişide Kürt kanı olmadığını bana göstersin, ben onlara ne kadar para istiyorsa vereceğim. Bir kişi de yani Kürt kanı. Kürtlük şereftir, onurdur, güzelliktir. Dün büyük bir Kürt aşiretinin lideri geldi, Allah razı olsun, yani çok sözü geçen birisi Güneydoğu’da, aşiretlerin hemen hemen tamamına sözü geçiyor. Nur gibi akıl almaz efendi. Beş dakika ayrılıyorum, ayağı kalkıyor. Geliyorum, yine ayakta. Hürmet, nezaket, efendilik, mübarek insanlardır Kürtler. Nasıl milli olmuyorlar? Bu nasıl bir konuşma? Özür dilesinler, sözlerini geri alsınlar. Bir acayip laf olmuş, çok çok çirkin olmuş. Ermeni nasıl milli olmuyor? Millet-i sadıka. Paşalarımız hadsiz sayıda paşamız, Ermeniydi. Bu nasıl bir kafa? Bu nasıl bir mantık? Tayyip Hoca’nın sözünde bir şey yok. Gayet güzel, düzgün, nezaketli, akıllıca bir söz. Hiçbir şey yok sözünde, çok ayıp yapıyorlar. Bu nedir böyle? Sıra sıra Kürt. Ne kadar güzel. Kardeşlerimin ben Kürt olduğunu bilmiyordum birçoğunun, öğrendim, iftihar ediyorum, iftihar.

“A9’da yer yerinden oynuyor, kaçırmayın. Bayram böyle karşılanır” diyor, İngiltere’den bir kardeşimiz.

Canan diyor ki; “bu müzik değil bir ziyafet, aşk-ı muhabbet” diyor.

Millet niye alınıyor ki? “HDP’ye dedi bunu” falan, ne alakası var? Vatanını milletini sevene adamlar gelsin diyor bu kadar basit. Yani dışarıya bağlı olmayan, İngiliz istihbaratına bağlı çalışmayan, anlatmak istediği bu. Ben tam özetleyeyim ne demek istediğini bakın; Amerikan istihbaratına, yani Amerikan derin devletine ve İngiliz derin devletine çalışmayan adam, bunu kastediyor, bu kadar. Kafalarını karıştırmasınlar bunun dışında, başka bir şey anlamında değil. Bak özetle ve çok net; Amerikan derin devletine ve İngiliz derin devletine çalışmayan adam. Kastettiği bu. Cumhurbaşkanı olarak niçin demesin? Cumhurbaşkanı, milletin menfaatini koruyan insan demektir. Yerli ve milli. Ne desin? Nasıl diyemez? Hayır kendi partisi için demiyor ki? Ak Parti’yi seçin falan da demiyor? Yerli ve milli seçin diyor. Kimi seçerseniz seçin, yerli ve milli olsun diyor. Ajan olmasın diyor, bu kadar.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mardin’de PKK mensuplarınca bir eve silahlı saldırı düzenlendi, uzun namlulu silahlarla. Bir kişi öldü, bir kişi yaralandı.

ADNAN OKTAR: Eve mi?

KARTAL GÖKTAN: Evet bir vatandaşın evine.

ADNAN OKTAR: İşte, PKK’nın nasıl kudurduğunun ve köşeye sıkıştığının alameti. Vatandaşları koruculuk kapsamında silahlandırsınlar. Belli ki o ev, sağlam bir ev. Yani onlara silah verilmesi lazım, otomatik silah verilecek, bak bakalım gelebiliyorlar mı? Dindardır, vatana, millete sadıktır.

BÜLENT SEZGİN: Diyarbakır Silvan’da da şehidimiz var Adnan Bey. Uzman çavuş Mehmet Ali Sarak, bu sabah sivil kıyafetle evinden çıkarak görev yaptığı birliğe giderken, PKK’lı teröristlerin silahlı saldırısı sonucu şehit oldu.

ADNAN OKTAR: Tek gezmesinler, bu yanlış.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Doğan Haber Ajansı, NATO Genel Sekreteri Stoltenberg'in, Norveç radyosuna iki ay önce verdiği demeci Davutoğlu’na PKK uyarısı diye sunmuştu. NATO’da dün şöyle bir açıklama yaptı; “Türkiye’deki bazı yayın organlarının NATO Genel Sekreteri’ni atfederek yayınladığı yorumlar doğru değildir. NATO Genel Sekreteri, BBC Ukrayna’da bugün yayınlanan röportajında Türkiye ile ilgili konuşmamıştır. NATO, Türkiye ile güçlü bir dayanışma içinde bulunmaktadır.”

ADNAN OKTAR: Güzel, bazen ağızlarından yanlışlıkla bir şeyler kaçıyor, uyarılınca hemen nezaketle düzeltiyorlar, bu da güzel. Söylemediği bir laf değil de, lafı geri almış.

Aslında askerde mutlaka el bombası atan, otomatik silah gerekiyor. Yani bomba atan makineli tüfek çok önemli. Çünkü onun caydırıcı gücü çok şiddetli. Cehenneme çeviriyor ortalığı, adamın kaçarı göçeri olmaz. Mecburen teslim olacak. Türk, Kürt kardeşlerimiz dindar olduklarını söyleyemiyorlar, hep sakallarını kesiyorlar. Namaz kıldıklarını gizliyorlar. PKK’nın vahşeti bu, olmaz. Biz de sevineceğiz bunlar iki bin kişi ölmüş, hadi gidelim. Adım atamazsın. Güneydoğu’da işgal devam ediyor, PKK işgali. Çünkü bu tip propaganda rehavet meydana getiriyor. İki bin kişi diyor, “o zaman tamam” diyor, “hiçbir şey kalmamış” işgal devam ediyor. İşgal kırıldığında olur. PKK işgali kırılacak tamamen. Onun dışında ben dinlemem.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin’le birlikte, restore edilen yüz on bir yıllık Moskova Merkez Camii’nin açılışını yaptılar.

ADNAN OKTAR: Helal, çok güzel.

BÜLENT SEZGİN: Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın da katıldığı törenlerden sonra Putin ve Erdoğan’ın Suriye konusunda görüşecekleri bildirildi.

ADNAN OKTAR: Ne konuşacaklar? Bir de Baas’çı komünistler var. Esad’ın yapacağı; arkadaş ben Baas sisteminden vazgeçtim diyecek. Elhamdülillah Müslüman’ım. Şii’yi de seviyorum, Sünni’yi de seviyorum, Alevi’yi de seviyorum, hepsi benim başımın tacı, İttihad-ı İslam’ı da istiyorum ama bağnazlığa karşıyım diyecek. Kuran Müslümanlığı istiyorum arkadaşım diyecek. Aslında bir daha ben ona mektup yazayım da, bunu desin. Bunu dese, bitecek iş.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sinan Oğan, MHP’nin 1 Kasım’da iktidar olamamasına halinde genel başkanlık yarışına girebileceğini ima eden bir açıklama yaptı.

ADNAN OKTAR: İktidar olamazsa. MHP kitle partisi değil. Bir fikir partisidir, bir hareket partisidir. O derece büyük olması zor. Çünkü kitle partisi olarak ortaya çıkmıyor şu an MHP. Yani Ülkücü bir zihniyetin partisi. Bu çok güzel de, bütün Türkiye’nin ülkücü olması biraz zor. O zaman her fikriyata açık olması lazım, ülkücülerin yönetiminde ama her fikriyata açık bir sistem olması lazım. Mesela AK Parti’de Saadet Partisi kökenli ama her fikre açık. CHP’lisi de geliyor, MHP’lisi de geliyor, herkes geliyor. Ama çekirdeği yani Mili Selamet Partisi kökenli. Aynısını yapabilir MHP. Kökeni ülkücü, çekirdek ülkücü ama çevresinde böyle bir halelenme o zaman olur.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Kılıçdaroğlu terör sorununun çözümünü şöyle sıraladı. “Bir; Samimi ve dürüst olacaksınız. Unutmayın samimi ve dürüst olacaksınız ben bu sorunu çözerim demek için. Gizli kişisel olmayacak. Millete hesabını veremeyeceğiniz angajmanlara girmeyeceksiniz.”

ADNAN OKTAR: Olmuş olabilir kardeşim, yani birine söz vermiş olabilirler de, ne diyeceksin? “Ya arkadaş” dersin “ben böyle bir söz verdim ama kusura bakmayın vazgeçtim” dersin. Bu kadar. Allah Allah, mecbur muyuz kardeşim? Mesela adam diyor ki; “ben yarın gelirim” diyor, inşaAllah. Ertesi gün telefon ediyor “kusura bakma gelemeyeceğim” diyor. Allah Allah, bu kadar basit. “Evet böyle bir angajman oldu doğru, söyledim inkar etmiyorum. Bandı da sizde olabilir. Vazgeçtim” dersin. “Var mı diyeceğin” dersin. Oluyor da insanlarda bu, mesela “tamam ben yarın gelirim” diyorsun ama adamı kırmamak için söylüyor sonra bir şeyler idare ediliyor. Bunun gibi yapmış olabilirler. “Vazgeçtim arkadaş” dersin, Allah Allah. Hatta çık televizyona açık açık söyle, “ben bu adamlara böyle söz verdim, kafalamak için yaptım” dersin ve “vazgeçtim arkadaş” dersin onlara “teşekkür ediyorum” dersin. “Varsa bir sorun, dert gelip anlatın” dersin. Ne mecburiyetin var yani?

“Kardeşim” dersin, “Mehdi diye bir şey varsa ve alametleri varsa bir görelim” dersin “alametleri neymiş bunların? Sayarsın, işte kuyruklu yıldızın çıkışı, iki uçlu kuyruklu yıldız, Fırat’ın suyunun kesilmesi, hepsini sayarsın. “Kardeşim” dersin, “eğer gerçek olsaydı, bunlar gerçekleşirdi” dersin. Diyemiyor, çünkü hepsi gerçekleşmiş. Ne kadar kestirme yolu var, böyle olur mu yöntem? Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki; “Mehdi’nin alametleri var” diyor, saymış yüz tane alamet yaklaşık. Sen sayarsın hepsini “koçum” dersin “canım bana bir tanesini göster, hangisi bunların oluşmuş?” dersin. “Ağabey, hepsi oluştu” diyor ve “söyleyemem” diyor. “Ben de söyleyemem, sen de söyleyemezsin hiç kimse söyleyemez” diyor “ama Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek” diyor. Boş yere uğraşıyorsun.

Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili ben yeniden bir kitap yazayım, çünkü yeni hadisler yok, Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili kitapta yok. Halbuki hu yeni rivayetler, yeni hadisler kafirun ve kafirat, munafikun ve munafikat, cahilun ve cahilat ve ehli haseti, şakır şakır çatlatacak şekilde, değil mi? Şart. İlaveli baskı demeyelim de yeni bir isimle ben onu hazırlayayım.

Hz. Mehdi (a.s)’a karşı olanlar bana diyecekler ki; “iki uçlu bir kuyruklu yıldızdan bahsediyorsun, bu kuyruklu yalandır, külliyen yalan. Ne zaman çıktı bu kuyruklu yıldız?” desinler. Ellerini öpeceğim. “On beş gün arayla Ramazan ayında ay ve güneş tutulması. Nereden uydurdunuz bunu, yalan?” desinler. Yeni gençler internete giriyor, çocuklar bile giriyorlar. Nasıl baş edecekler? Bir de Stil mitil tam Mehdi sakalı bırakıyorlar, böyle Mehdiyet görüntüleri vermeye çalışıyorlar. Etraflarına benim talebelerimden, arkadaşlarımdan grup oluşturmaya çalışıyorlar. Her suni Mehdi hareketi, Mehdiyet’e istese de istemese de hizmet eder.

Bak, korucu kardeşlerimiz yazıyor; “Hocam, beş bin kişi az” diyorlar. İlk planda en az bir on beş bin kişi olsun.

MaşaAllah bizim çocuklarda namazını çok nadir insan böyle kaçırıyor. O da bayağı rahatsız oluyorlar, saati kuruyor şey yapıyor ama bir aksilik oluyor. Çok çok nadir binde bir yani yılda bir kere falan rastladığımız olay. Hep sahibi tertip denilir, muntazam namazını kılan insanlar, maşaAllah. Mesela bizim hanım kızların hepsi dekolte ama dışarıda tek bir tatsız olayları yoktur. Namuslarına, iffetlerine yönelik, tek bir kelime kimse edemez. Çünkü çok titizler, hem ne titizlik. Titiz olduktan sonra, o iffet nuru üzerinde olduktan sonra, istediği gibi dekolte de giyinsin, ne yapıyorsa yapsın.

Benim bu güzeller güzeli zenci sevdiğimi, herkes seviyor. Hem modernliği çok güzel, hareketleri falan her şeyi güzel. Yürüyüşüne bakıyorum, oturup kalkması, duruşu çok klas. Bak, Katolik iken, Müslüman oldu. Mesela bak Danny Ortodoks iken, Müslüman oldu. Bak o iki kardeş, Dilemler, annesi Musevi iken, Müslüman oldular. Nadya yine öyle, o da Ortodoks iken, Müslüman oldu. Biz çarşafla, peçeyle gelsek olmazlar. Çarşaf, peçe dışarıda gerekir. Benim Kürt kardeşlerim geldi, annelerimiz hep çarşaflı, hatta peçe, peçeliydi. Öyle, o yorumu doğru. PKK’nın içinde yaşıyorlar, tabii ki öyle olacak.

Şimdi bir ara verelim, sonra devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Bethlehem Yıldızı’nın Çıkış Mehdi (a.s)’ın Çıkış Alametlerindendir

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İran Daily, İran Haber Ajansı ve Ahlul Bayt News Agency, bu üç yerde aynı anda bir makaleniz yayınlandı Adnan Bey. Makalenizin başlığı “Güvenlik sorunu duvarlarla çözülmez.” Bu makalenizde, göçmen akınıyla mücadelenin yanı sıra terörden korunmak içi sınırlarına duvar ören ülkelerin, yanlış mantığını örnekleriyle anlatıyorsunuz. Bu gibi sorunların sınırları duvarlarla ayırmakla, daha fazla silahlanmakla, bölgelere daha fazla asker konuşlandırmakla, yani salt güvenlik önlemleriyle halledilemeyeceğini belirtiyorsunuz. Tüm sorunların ardındaki sebeplerin, ancak sevgi şefkat ve insaniyet içeren isabetli eğitim politikalarıyla çözülebileceğini söylüyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Bu haberi bir daha oku bakayım.

KARTAL GÖKTAN: İran Daily, İran Haber Ajansı ve Ahlul Bayt News Agency, bu üç yerde.

ADNAN OKTAR: Üçü nerenin?

KARTAL GÖKTAN: Üçü de İran, İran basını.

ADNAN OKTAR: İran’da benim dışımda yazı çıkarabilen kimse yok. MaşaAllah, elhamdülillah. Kitapları yayınlanan da yok benim dışımda. Çünkü bir sevgisizlik hakim. Halbuki Şiiler müthiş titizdir dine. Ve Hz. Mehdi (a.s) sevgisiyle içleri dolup taşar, Ehli Beyt sevgisiyle. Ben bu düşmanlık, öfkeyi anlayamıyorum. Şii gördüğü yerde, tak şehit ediyor. Kardeşim bana bir anlat, Ehli Beyti sevmek suç mu? Hz. Ali (r.a.)’ı sevmek suç mu? Beş vakit namazında, helale harama çok titiz, mübarek, muhterem insanlar ne istiyorsunuz? Şii de mesela bazı Şiiler Sünni görüyor, hemen yok etmek peşinde. Hemen şehit ediyor. Fitne ayyuka çıkmış.

Bak, beş bin korucu kadrosu için yirmi bin başvuru olmuş. Yirmi binini de alın kardeşim. Ne güzel. Hem kardeşlerimize bir sosyal yardım diyorsun, alâsı olur. Değil mi? Doğuyu kalkındırmak böyle olur. Fakir fukara insanlar, yani ne kadar güzel bir şey. Babasının evinde otomatik silah var. Korkup içinde oturmayacak çocuklar ne güzel. Yüzlerce binlerce mermi. Hem para kazanıyorlar, hem eve yiyecek geliyor. Eve huzur gelir. Allah Allah. Biz vereceğiz parasını, ne derdine düşüyorlar? Yapsınlar. Ama korucu kardeşlerimiz, hiçbir şekilde devlete küsmesinler, buna çok dikkat etsinler. Ben buraya gelenlerle de konuşuyorum. Bazen bir aksilik olduğunda, devlete küsme eğiliminde oluyorlar. O en son akla gelecek şeydir ve en son akla geldiğinde de söylenmez. Olacak iş değil bu. Çünkü kendi bildiğin dalı kesiyorsun. Kendi sistemini yok etmiş oluyorsun. Devlet küsülecek bir müessese değil. Devlet tamir edilir.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cizre'de 200 araçlık askeri konvoy sevk edildi. Askeri konvoy için Cizre'de havadan helikopter, karadan da komandolar tarafından sıkı güvenlik önlemleri alındı.

ADNAN OKTAR: Ne gerekiyorsa yapsınlar, bitirsinler bu işi. Gerekirse, seferberlik. Korucu seçiminde herhalde bir mülakat yapıyorlar anladığım kadarıyla, o iyi. Bir de korucu kardeşlerimiz birbirlerini tavsiye ediyorlarsa, biz ona da güveniriz. Mesela bir kişiye beş korucu garanti veriyorsa, eski korucular, tamamdır. Biz bunu tanıyoruz güvenilir diyorsa, tamamdır. Mülakata bile gerek yok. 15 yıl 20 yıl devlete hizmet vermiş birisi korucu " falanca kişiyi ben tanırım, güvenilirdir" öbürü diyor ki " ben de" bitti.

Barzani'yi, Amerika kafalamaya çalışıyor. Bak o efendi bir insan. Nakşibendi, temiz bir insan. IŞİD ile falan uğraşmasın, başı belaya girer. IŞİD Müslüman, tamam yanlış yoldalar, terör estiriyorlar, doğru. Bunlar yanlış şeyler. Ama sana ne? Sen kendi toprağında mutlu mesut yaşa. Sen böyle şeylere girme. YPG ile de bağı olmaması lazım. Amerikalılara da "arkadaş ben burada bir avuç kardeşimle yaşıyorum, işinize bakın" demesi lazım. Diyemiyorsa, dedirtiriz. Yani yardımcı oluruz. Adamlar doluşmuşlar sarayına. Evine mi diyelim? Baskı yapıyorlar benim gördüğüm. Türkiye müdahale etsin. Bir de Putin ile de bağlantıyı daha da güçlendirsin Türkiye. Iranla da çok güçlendirsin. Amerika aklı evvellik yapıyor bu konuda, derin devleti. Sen Müslümanları niye karıştırıyorsun bu işlere kardeşim? Varsa alıp veremediğin kendin ne yapıyorsan yap. Müslümanları bu işlere karıştırma.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğraflar var toplantıdan Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Göreyim.

BÜLENT SEZGİN: PYD Eş Başkanı Salih Müslim, “Kürdistan bölgesel başkanı Mesut Barzani'nin yakında Rojava'yı ziyaret edeceğini” söyledi. Salih Müslim: “geçtiğimiz günlerde Kürdistan bölgesi başkanı Mesut Barzani ile görüştük. Yakın zamanda Rojava'yı ziyaret edebilir" diyor. "Her zaman oturup konuşabiliriz. Temasımız, IŞİD'in önünü nasıl alabileceğimiz ve cephemizi nasıl güçlendirebileceğimiz üzerineydi. Amerikalı yetkililer de bu yüzden görüşmede vardı. Ne zaman gerekirse bir araya gelebiliriz" dedi.

ADNAN OKTAR: IŞİD ile yapacağı en güzel şey, IŞİD'le muhatap olmamak. Barış anlaşması yapsın. Aklını toplasın, kendine gelsin. Sen, IŞİD ile kapışmaya kalkarsan, seni IŞİD kazır, bir gecede bitirirler seni. Sen ne yapıyorsun? Garibanın tekisin sen. Bir avuç kardeşin var. Nakşibendi insansın, kıl namazını, rahat, huzurla otur. Ele buna ilişme, şuna buna ilişme. Başını belaya sokma durduk yere, otur oturduğun yerde. Amerikalıların kafası bozuk. Seni cinayete teşvik ediyorlar, başını belaya sokacaklar. Hepsi kaçar gider, bir uçağa doluşur. Hepsi uçar gider. Sen orada belanın içinde kalırsın. Senin kaçacak yerin de yok. Amerikalılar eğlence peşinde. Ona kısa, özlü bir mektup yazalım, uzun değil de.

PKK'ya destek vermezse, kurtulur. Yoksa bence bir gecede bitirirler. Barzani sözümü tutsun. Gece uyurken hallaç pamuğuna çeviriler. Sarayına falan iki üç kamyonla girerler, yerle bir ederler. Ne gerek? "Ben bu adamlardan uzağım, onlar da benden uzak, buraya geliyorsunuz tamam hoş geldiniz, sefa geldiniz ama beni cinayete teşvik etmeyin" diyecek. "Benim, Allah'a verecek bir can borcum var, ben kimseden çekinmem" demesi lazım. Türkiye ile de iş birliği yapsın, Rusya ile de konuşsun, Putin ile de, "ben böyle pis işler işine girmek istemiyorum" desin. Amerikalıları gördüklerinde, iliklerine kadar korkuyorlar. Adamlar da langır lungur şarap falan içip toplanıp geliyorlar. Hep kendi kafalarına göre. Bunları kabul edersen dost oluyorlar, kabul etmezsen düşman oluyorlar. Böyle şey olmaz.

Önüne gelen parti kurmamı istiyor. Halbuki siyaset zaten yeteri kadar kurumlaşmış, oturmuş da. Fikre ihtiyaç var, bilgiye ihtiyaç var.

Bu mesele iyi, yani sandıkların güvenli yerlere taşınıp, orada oy verilmesinin istenmesi iyi. Ama vatandaş oraya nasıl gidecek? Ama gidemezse de, en azından PKK’ya bir darbe olmuş oluyor. Girilemeyen mahalle demek, acz demektir. Böyle bir şey olmaz. Mesela büyükçe bir mahalle, mahallenin tamamını yerle bir edersin, dozerle girersin. Vatandaşlara da çok güzel lüks villalar yaparsın, onun yerine. Yeraltındaysa, yeraltına su basarsın, olur biter. Böyle tarla köstebeklerine yapılıyor, o suyla beraber dışarı fırlıyor onlar. Bu herifler de bu köstebekler de öyle fırlarlar.

Yelco; “Hoca, Barzani sadece bir kukla, bunu sen de biliyorsun.” Kardeşim niye kukla olsun, garibanın teki, mazlum adam. Orada Kürt kardeşlerimiz yaşam savaşı veriyor. Bir Saddam döneminde mahvettiler, bir şimdi mahvediyorlar. Nefes alamıyorlar, hep dehşet içinde yaşadı o insanlar. Bırakın normal yaşasınlar. Amerikalılara da desin, “arkadaş yakamdan düşün.” IŞİD’de öyle, “bizim sizinle işimiz yok, bizden uzak durun.” Bu kadar. Sana ne, PYD ile iç içe oluyorsun, Amerika ile iç içe oluyorsun. O zaman adamlar seni düşman ilan edecek, IŞİD. İki yüz-üç yüz kamyonla gelmiş olsalar bitti, mahvoldun yani. Hepsini darmadağın ederler. Yazık günah değil mi Müslüman’ı Müslüman’a kırdırıyorsun? “Ben bu ite yokum arkadaş” dersin. Bu kadar basit. Bütün televizyonları çağırırsın canlı yayın, bütün TRT’yi falan hepsini çağır, Rus televizyonlarını da çağır “ben böyle pis işlere girmek istemiyorum” dersin. “Ne IŞİD’le bir işim var, ne de sizle işim var. Ben burada bir avuç Müslüman kardeşimle yaşıyorum, bırakın yakamı” dersin. “Kusura bakmayın. Misafir olarak gelin ağırlayayım ama ben bu işlerde yokum” dersin. “Eğer beni de öldürmeye kalkarsanız, ahirette yakanıza yapışırım” dersin. Zaten bir şey yapamazlar. Yok yok, Barzani çok büyük hata yapıyor. Senin neyine, bir avuç adamın var, sen garibanın tekisin. Ucu ucuna yaşıyorsun sen, milletle savaşmak senin neyine? Irak devleti baş edemiyor, Suriye devleti baş edemiyor IŞİD’le, sen mi baş edeceksin bir avuç adamınla?

Kardeşim korucu alırken, şimdi gidersin köy muhtarına, koruculara, “arkadaş” dersin, “sizin güvendiğiniz kişiler kimler? Mesela yirmi kişiyi getirirler “güveniyorsunuz bunlara. Neden güveniyorsunuz? Anlattırırsın. Ayrıca da mülakat edersin, bitti. Muhtar güveniyorsa, köylüler güveniyorsa, adam sağlamdır. Sen ayrıca istişare etme. Mülakatla anlayamazsın. Ne anlayacaksın mülakatla? Yine mülakat yap ama adam garanti veriyorsa, bitti. Mesela korucu kardeşlerimiz var buraya geliyorlar. Bir insana diyorlarsa sağlam adam, sağlamdır. Adam yirmi yıldan beri tanıyor. Sen yirmi yıldan beri adamı tanımadığına göre, mülakattan ne anlayacaksın sen? Onların garantisi üstüne hareket et, gerekirse mülakat da yap ayrı, ondan sonra al. Güvenecek adam çok miktarda var. Güvenilmeyecek insan, PKK’ya gidiyor zaten.

Masaüstü Görünümü