Harun Yahya

Sohbetler (24 Eylül 2015; 19:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi akşamlar değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz cümleten.

Fikret Bey buyurun dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bugün hacda Mina’da şeytan taşlama sırasında yaşanan izdiham nedeniyle 717 kişi hayatını kaybetti. Binden fazla kişi de yaralandı. Hayatını kaybedenlerin sayısının çok fazla olduğu ifade ediliyor, bu sayıdan da fazla olduğu ifade ediliyor. Şeytan taşlamaya giden yolda yürüyen merdivenlerde kalabalıklardaki kişilerden insanların birbirini itmesi sonucu izdihamın başladığı söyleniyor. Hacıların üçüncü kattan aşağı düşerek hayatlarını kaybettikleri söyleniyor.

ADNAN OKTAR: Bu nasıl bir şey? Bir mantığı yok. Teknik olarak açıklanabiliyor mu bu nasıl olduğu?

KARTAL GÖKTAN: Şu şekilde söylüyorlar; bir şeytan taşlamaya gidiş yolu var bir de çıkış yolu var. Çıkış yolundan çıkanlarla normalde gidiş yoluna gitmesi gerekenlerin karşılaştığı söyleniyor. Yanlış yönlendirme sonucu bir izdiham olduğu söyleniyor. Ama resmi bir açıklama yok henüz.

ADNAN OKTAR: Yine de mantıksız, çok acayip olmuş. Neyse, hacda vefat eden kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Orada defnedilecekler, değil mi o şekilde oluyor? Allah gani gani rahmet etsin. Allah cennet nasip etsin, Allah ailelerine de sabr-ı cemil, güzel bir sabır nasip etsin. Zaman zaman hacda bu tip olaylar oluyor. İyi bir organizasyon gerekiyor, iyi bir teknik plan gerekiyor. Bu tip kalabalık olaylarda bu tip şeyler sürekli olabilir. İnşaat olduğu için yollar daralmış herhalde öyle mi? Ama her halükarda başlarında telsizler bulunan kişiler bulunması lazım. Mesela yüzlük ve onluk birimler halinde, mesela onluk; on kişiye bir çavuş, yüz kişiye yüzbaşı öyle bir disiplinli çalışma yapmaları lazım. Sonra binbaşı, bin kişinin başına bir binbaşı gerekir, telsizle yönetmeleri lazım. Onbaşılar da onluk grupları yönetecek, hepsinde telsiz olması lazım. Öyle olur yoksa bu tip olaylar peş peşe olur, bayağı rahat olur.

OKTAR BABUNA: Son yirmi beş yılda üç bin altı yüz kişi bu şekilde hayatını kaybetmiş.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, dün Moskova Merkez Camii Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Putin’in katıldığı bir törenle açılmıştı. Burada konuşan Putin, İslam’ın Rusya’nın ayrılmaz bir parçası olduğunu belirterek Müslüman kanaat önderlerinin barışın ve toplumsal anlayışın gelişmesine önemli katkı sağladığını söyledi.

ADNAN OKTAR: Putin, ben her zaman söylüyorum yaman bir delikanlı. Tayyip Hoca da herhalde onun farkına vardı. Ben “sürekli onunla görüş” diyorum, “meseleleri onunla hallet” diyorum. O da onunla herhalde bir arkadaşlık geliştirmeye çalışıyor. Çok samimi arkadaş olsunlar. Putin bayağı yaman delikanlı. Hem Putin’e sahip çıksın Tayyip Hoca hem de beraber çok güzel şeyler yapabilirler. O, genel olarak dindar Putin. Hristiyanlığa da sevgi dolu bakıyor, Museviliğe de, Müslümanlığa da müspet yani bakış açısı. Makul mantıklı bir delikanlı, iyi niyetli yani. Tabii hataları, eksikleri, günahları olur insan bu, vardır yani. Allah hidayet versin, Allah doğru yola ulaştırsın, hatalarından onu vazgeçirsin, doğru yolda daim kılsın. Her insanın yanlışı hatası olur. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Açılışı yapılan camide bugün bayram namazı kılındı. Yüz binlerce Müslüman katıldı namaza. Fotoğraflar vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. MaşaAllah hayret çok şahane olmuş. Hep sokaklara taşmış.

BÜLENT SEZGİN: Bayram namazını kıldıran Rusya Müftüler Konseyi Başkanı Ravil Gaynuddin birlik mesajı verdi. Ve Müslümanlar’ı Ortadoğu’da barış sağlanması için dua etmeye çağırdı.

ADNAN OKTAR: Ravil Hoca güze ahlaklıdır. Bana birkaç kere geldi buraya ziyaretime Allah razı olsun. Çok efendi böyle çok sevecen insandır. Ona bizi sormuşlar diyor; ““Nurçi mi, Süleymançi mi nedir ?” dediler bana” diyor. “Ne Nurçi ne de Süleymançi dedim” diyor. Bir ara Hoca’yı davet edelim. O da yaman maşaAllah, Putin’e yakınlığı da çok güzel. Bizim yemekli toplantımıza gelmişti, oraya Putin de geldi, Ravil de oradaydı, Putin Ravil’e kaşıkla pilav yedirdi böyle onu biz videoya almıştık. Sadece biz aldık videoya, biz vardık orada. Rus polisi bizi tanıdığı için hiçbir sorun çıkmamıştı. Büyük çoğunluk bizim çocuklardı maşaAllah. Tek kamera da bizdeydi.

Burak Tatkan, “Masonlarla görüşüyorsun, hahamlarla görüştün. Peki ya diğer Müslüman cemaatlerle neden kopuksunuz?” Diğer Müslüman cemaatlerle tek bağlantıda olan benim. Müslüman cemaatler birbiriyle görüşmüyorlar. Tek Müslüman cemaatlerle görüşen benim. Nurcular’la, Nakşibendiler’le, Kadiriler’le.

Bak yıldırım hızıyla, buradaki masonlarla yaptığımız konuşmadan sonra yıldırım hızıyla alınan karar hemen uygulandı. Dedim ya ben duydunuz değil mi? “Esad’a küçük bir devlet ayarlansın” dedim, “o şekilde seçime gidilsin” dedim. “Amerika, Rusya beraber, İran olayın içinde olsun, Türkiye olayın içinde olsun” dedim, aynısı.

Büşra Gül, “Kuran’da ayın yarılması hakkında bilgi verebilir misiniz?” Aklın ihtiyarını kaldıracak hiçbir şey olmaz. Adam çok kısa bir süre, belki birkaç saniye baktığında ayı iki parça görüyor. Bazen insanın gözünde böyle şeyler olur ya ışık iki parça gibi görünür, öyle gördüğünü de düşünmüş olabilir adam yani oradaki kişiler bir an için. Yahut hava olayından dolayı öyle gördüğünü düşünmüş olabilir ama olay doğru. Fakat hiçbir şekilde ne o mucizeyi yapılan peygamberde aklın ihtiyarı kalkar ne de görenlerde, hiçbir şekilde olmaz.

“Büyüden ve büyü yapanlardan korunmak için hangi ayetleri okuyalım?” En alası bana gitsin büyü yapsın, dünyanın bütün büyücüleri bir araya gelsinler, yine Gül Ali’yle oynarım, kola-gazoz içerim hiçbir şey de olmaz. Büyü diye bir şey yok, hiçbir şekilde etkisi olmaz. Bütün güç Allah’ındır. Ne demek? Sen büyüye ayrı müstakil güç verirsen bu şirk olur. Olur mu öyle şey?

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Selahattin Demirtaş, “Mina’da yaşanan facia değil katliamdır, Allah hepsine rahmet eylesin. Türkiye’yi yönetenler Suudi yönetimini sert bir dille uyarmalıdır. Kutsal mekanlar Suudiler’in malı değil İslam’ın kutsal değerleridir. Kendilerine harcadıkları servetin haddi hesabı yokken hac organizasyonuna halen turizm geliri olarak yaklaşan bu zihniyettir katliamdan sorumlu olanlar. Bunların kralına ulusal yas ilan edenler utanır mı acaba?”

ADNAN OKTAR: Nezaket olarak yaptılar bunu. Yas tuttuğundan değil öyle bir örf olduğu için, Ortadoğu’da öyle bir gelenek olduğu için onu yaptılar. Ayrıca onlar niye utansın? Onların yaptığı bir şey değil ki. İyi bir teknik planlama gerekiyor. Askeri bir sistem uygulanması lazım. Onbaşı, yüzbaşı, binbaşı şeklinde, değil mi? Mesela on kişinin bir çavuşu olması lazım, yüz kişinin yüzbaşı, bin kişinin binbaşı böyle kıtalar halinde çok disiplinli olmaları lazım. Yoksa bu çok tehlikeli.

“Adnan Hoca kurban kesti mi? Merak ettim.” Et mi istiyorsun? Bay Suphi. Suphi’ye biraz et gönderelim. Kurban bayramı olur da kurban kesilmez mi? Şu laf mı? Hemen kavurma geldi anında, beklenmez. Yani ertesi güne kadar nasıl olsun öyle iş, değil mi? Sabah keser kesmez hemen kavurma olur usûl budur.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Suudi Sağlık Bakanı da bir açıklama yaptı Halid El-Falih. Faciaya disiplinsiz hacıların neden olduğunu savundu. Bakan Halid, “Hacılar talimatlara uysaydı bu tip bir kaza önlenebilirdi” dedi. Birçok hacının yetkililer tarafından konan programa riayet etmeden hareket ettiğini ve bunun faciaya neden olduğunu öne sürdü.

ADNAN OKTAR: İşte onbaşılar çok önemli orada. Onbaşı on kişiyi kontrol edecek, çok katı bir disiplin uygulanması lazım. Akıl almaz bir kalabalık var. Orada ben öyle bir disiplin görmüyorum. Herkes istediği gibi istediği hareketi yapıyor. Böyle şey çok rahat olur o zaman.

Evet Bülent ve Fikret Beyler.

BÜLENT SEZGİN: Adnan bey, Adana’daki şehitlikte askerler silah arkadaşları için nöbet tuttular ve topluca dua ettiler bugün. Fotoğraflar vardı.

ADNAN OKTAR: Aslan aslan aslan, Ağabeyinin canları.

BÜLENT SEZGİN: Sınır bölgelerimizdeki askerlerimiz de bayramı kutlamayla ilgili fotoğraflar vardı.

ADNAN OKTAR: Aslan onlar, onlar kınalı kuzu onlar, maşaAllah aferin benim aslanlarıma, maşaAllah, elhamdülillah. Mehmetçik nur, bereketli, nereye gitse bereket, güzellik.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Bahçeli Cizre’de PKK hakimiyetinin ve sandıkların taşınmasının kabul edilmemesi gerektiğini ifade etti. “Burada üç mahalleye PKK’lılar hakim olmuş ve her tarafı kazımak, dinamitlemek, silah depoları haline getirmek suretiyle bir tavır ortaya koymuşlardır. Buna son verilecek yerde bu üç mahallede seçim yapılamıyor diye bir gerekçeyle orada sandıkların kaldırılıp bir başka yere nakli Türkiye Cumhuriyeti devletinin toprakları üzerindeki hükümranlık haklarının bir kısmını seçim bahanesiyle terk etmek demektir. O hakim kimse görevden alınmalıdır ve savcılar harekete geçmelidir” dedi.

ADNAN OKTAR: Öyle şey olmaz tabii. “Biz burayı kontrol edemiyoruz ne demek? Ondan sonra diyorlar ki, “İki bin kişiyi öldürdük, otuz bin kişiyi darmadağın ettik.” Sen Cizre’yi teslim ettiysen adeta yani gücün yetmiyorsa anlattıkların boş. Ne demek bir ilçeye oraya sen hakim olamıyorsan o zaman diğer illere de ben hakim olamadım demeye hazırsın demektir, değil mi? Diğer yerlere de gücüm yetmiyor anlamına geliyor bu. Bir yeri eğer kabul ettirirlerse, “Evet bizim hakikaten buraya gücümüz yetmiyor” deniyorsa o zaman ikinci bir yer üçüncü, onuncu, yüzüncü yerlere de aynı şeyleri söylemek gerekecek. Çünkü onu makul gören onu da makul görür. Böyle şey olmaz, böyle seçim de olmaz, derhal sökülüp atılmaları lazım. Mahalleyi gerekirse dümdüz edersin, yerle bir edersin. Böyle şey olmaz. Mahalle halkını alır başka yere taşırsın dün de söyledim, çok güzel villa verirsin onlara, dozerle girersin her yeri yerle bir edersin. Bu ne demek? “Bizim buraya gücümüz yetmiyor seçimi başka yerde yapalım” falan hiçbir şekilde kabul edeceğimiz bir şey değil. Günlerden beri söylüyorum, bizim hükümeti başarılı bulmamız için bizim orada elimizi kolumuzu sallayarak gezmemiz gerekiyor. Gezemiyorsak PKK hakim demektir. İşte, “liderler ağlıyor bittik” dediler. Ne malum tembihlenmedikleri adamların? Ne malum Türkiye’den birilerinin onlara böyle rica etmediği? “Böyle deyin de burası yatışsın siz de istediğinizi yapın, siz de biz de rahat edelim yoksa bizi böyle sıkıştıracaklar, baskı yapacaklar. Ama böyle dersek konu kapanır, siz de biz de rahat ederiz” diye mesaj göndermedikleri ne malum birilerinin? Ne demek? Orada sen seçim yapamıyorum dediysen mağlubiyetini kabul etmiş oluyorsun, olur mu böyle şey? Derhal derhal süratle kapatılması lazım, bu rahatsızlığın halledilmesi lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Bahçeli bayram namazı çıkışında şunları söyledi: Artık anlaşılmıştır ki terör meselesi Türkiye’de birilerinin söylediği gibi Kürt meselesi değildir. Türkiye’yi bölmeye yönelmiş bir ihanet şebekesinin başta Kürt kardeşlerimiz ve milletimizin bütün fertlerine yapılan saldırıdır. Bunun kökünün kazınması lazımdır ve Türkiye’de bir arada yaşamayı kuvvetlendirecek kardeşlik şuurunun geliştirilmesinde fayda var.”

ADNAN OKTAR: Ankara’da pek gezilecek yer yoktu bizim çocukluğumuzda, bir lunapark vardı. Oraya ailece gittiğimizde acayip bir sevinç kaplardı içimi. Sucuklu tostlar, kaşarlı tostlar falan ama çok güzel bir tost kokusu hakim oluyordu daha girildiğinde. Semaver kokusu falan. Orada bir metre derinliğinde falan bir göl vardı, kayıkta kürek çekenler tak tak betona vururlardı küreği böyle, derin olmadığı için sürekli ses gelirdi. O zaman çok güzel fasıllar olurdu, böyle siyah takım elbiseler giymiş sazendeler oluyordu çok güzel fasıllar yapıyorlardı. Darbuka, klarnet, keman, sanatçılar da oluyordu, o olaylar adeta tamamen bitti. Eskiden her sanatçı gündemde olurdu. Ben bir tane sanatçının gündemde olduğunu görmüyorum. Hiçbir yerde ne adı-sanı duyuluyor. Sanki böyle Suudi Arabistan gibi olduk, bir şey oldu. Bunun düzeltilmesi lazım, her yerde sanatçıların isminin duyulması lazım. Bir tane sanatçı çıkıp neşe içinde bir parça okuyamıyor. Millet içine kapandı bir garip bir şey oldu. Bu felaketi hükümet görüyor mu bilmiyorum. Bu kadar neşesizlik, bütün milletin içinde korku gibi bir his var benim gördüğüm. Herkes evine çekildi sessiz sedasız senelerden beri ne olacak ne bitecek onu izliyor. Bu hoş bir durum değil. Hükümet tutucu bir hükümet değil, dışa dönük bir politika izlesin, sanatçıları kucaklasın. Neşeli, böyle hayat dolu bir Türkiye’yi hedeflesin. Kaliteyi, güzelliği, estetiği esas alan bir politika izlenmesi lazım. “Bununla ilgili bakanlık kurulsun” dedim hiç. Kim bilir kaç sene sonra sözümü yapacaklar?

BEYZA BAYRAKTAR: Sanatçıların her şeyine karışılıyor kıyafetlerine özellikle dekolte diye çok fazla eleştiriyorlar, bayanlara özellikle.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela göğüs dekoltesi kimsenin aklının ucundan geçmezdi eskiden eleştirmek. Şu an bir sanatçı herhangi bir şekilde bir dekolte giydiğinde yer-gök birbirine karışıyor. Bu bir gariplik ve acayiplik. Ama diğer sahil kentlerinde herkes külotla sutyenle hanımlar denize giriyor, buna hiçbir şey demiyorlar. Çünkü kendiler de giriyor. Kendi hanımları da öyle, sutyenle külotla denize giriyorlar birçoğunun. Ama ne hikmetse bu konularda ortak bir bakış açısı geliştirdiler. O hanımlar da tabii tek başına buna direnemiyorlar, mağlup oluyorlar ses çıkaramıyorlar bir daha da çıkmıyorlar, hiç konuşmuyor. Bakın bütün sanatçılar ortalıktan çekildi. Bunun ürkütücülüğünü hükümet görmesi lazım, bu normal bir şey değil. Bu yakışıksız bir görünüm. Mısır’da falan olur bu, Mısır’dan, Suudi Arabistan’dan pek bir farkımız kalmadı. Pek hoş bir görünüm değil bu, bunun düzeltilmesi lazım.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Avrupa Birliği üyesi ülkelerinin liderleri dün göç krizini görüştü. Görüşmede çeşitli raporlar ele alındı. 2018 yılına kadar Avrupa’ya beş milyon göçmenin daha geleceği hesaplandı. İlk olarak yüz yirmi bin göçmen için Yunanistan, İtalya ve Bulgaristan’da önalım merkezleri oluşturulacak. Ancak Avrupa Birliği ülkelerinin eğitimli ve nitelikli iş gücünü seçip istemediklerini geri göndereceği yönünde şüpheler var. Türkiye de geri kabul anlaşmasına imza attığı için ülke üzerinden Yunanistan ve Bulgaristan’a geçen ve Avrupa tarafından kabul edilemeyen kişileri geri alacak.

ADNAN OKTAR: Bu insani bir güzellik Türkiye için ama Avrupa için de çok aşağılayıcı. Yani bu suç olması lazım. Bayağı ürkütücü bir şey. Anneannelerini geçirtmeyeceğiz diyor, babaannelerini geçirtmeyeceğiz, dedesi geçemez ama şu beyler şu hanımlar geçebilirler, çok anormal bir hareket.

KARTAL GÖKTAN: Türkiye’ye de bir milyar Euro verme konusunda anlaştı liderler, Avrupa Birliği liderleri.

ADNAN OKTAR: Bir milyar Euro. Aman ne çok paraymış? Nereden bozduracağız o parayı?

CEYLAN ÖZBUDAK: Altı buçuk milyar dolardan fazla harcadı Türkiye tek başına.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Paraları da kıymetli, her şeyleri kıymetli bazılarının. Çok çirkin bu, ayıp yapıyorlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Şehit eşleri, çocukları ve kimsesiz çocuklar Cumhurbaşkanımız’ın bayramını kutlamaya gelmişler bugün. Külliyenin bahçesinde fotoğraflar vardı.

ADNAN OKTAR: Ne şeker şeyler bunlar. Pembeleri giyinmiş, bayağı da süslüler. Tayyip Hocam’ın da keyfi yerinde.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Amerika’nın “PYD’yi terör örgütü olarak görmüyoruz” açıklaması vardı. Sayın Erdoğan cevap verdi bu açıklamaya. 

ADNAN OKTAR: “Cevap versinler” dedim. Evet.

KARTAL GÖKTAN: “PYD ve YPG bunların hepsi terör örgütüdür bize göre. Amerika bu işte şu anda bedel ödemiyor, bedel ödeyen biziz. Ve PYD’nin yaptıklarını da, YPG’nin yaptıklarını da bilen de biziz. Dolayısıyla bu yanlış bakışı, yanlış değerlendirmeyi herhalde tekrar değerlendireceklerdir diye düşünüyorum. Avrupa Birliği de PKK’yı terör örgütü olarak ilan etmiştir. Biz terör örgütlerinin elinde onların silahını görünce rahatsız oluyoruz. Sanıyorum Sayın Başbakan Amerika’da ortaklarla görüşmeler yapacak.”

ADNAN OKTAR: Ama ne kadar cılız gidiyor, hükümetin tanıtma faaliyeti ne kadar cılız. Ben hayretler içinde kalıyorum, ne kadar kolay bir şey bu. Bak cevap kaç günden beri gecikti. Ben söyledim bak, “Cevap verin” dedim. Ta kaç gün değil mi? Üç gün, dört gün geçiyor ondan sonra cevap veriyorlar. Anında.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Davutoğlu bugün Yüksekova’da askerlerle bayramlaştı. Fotoğrafları vardı.

ADNAN OKTAR: Helal, çok iyi olmuş bayağı güzel. Çok iyi olmuş bayramda aslanları ziyaret, çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: Davutoğlu’nun açıklamaları da vardı bugün. “Yurtiçinde ve yurtdışında bir takım çevreler ‘çatışmasızlık ortamına girilsin’ çağrısı yapıyor” ifadesini kullandı. “Türkiye’de silahlar bırakılana, meşru güvenlik güçlerimiz dışında tek bir silahlı unsur kalmayana kadar mücadeleye devam edecek. Silahları gömün, değil toprak altına magmaya kadar gömün” şeklinde konuştu.

ADNAN OKTAR: Silahı devlet alsın müsadere etsin askere dağıtsın, bombayı da öyle. Bombayı niye imha ediyorlar ben anlamıyorum. Alın götürün bir yerde kullanırsınız onu, ihtiyaç olur. Değil mi?

KARTAL GÖKTAN: Devamında da şöyle söylüyor: “Çatışmasızlığı çok denedik fakat her seferinde bir sonraki saldırıya hazırlanıldığını gördük” diyor Sayın Davutoğlu. “Demokrasi olan yerde eğer birileri silahla bize bir şey dayatmak isterse karşısında silahlara karşı her kökenden kardeşimizle omuz omza bir arada oluruz.”

ADNAN OKTAR: Tamam da askeri tedbirlerle olmuyor işte. Kamboçya, Vietnam, Laos, Nikaragua, Küba hiçbirisinde böyle bir çözüm netice vermedi. Fikirle karşılık vermeleri lazım. Fikirden çekinirsen mağlup olursun. Demek ki fikrine güvenmiyorsun. İnancına, fikrine güveniyorsan koysana fikrini, inancını ortaya. “Arkadaşım” dersin, “komünizm, Darwinizm, Stalinizm yanlıştır, doğrusu budur benim fikrimdir” de. Senin fikrin nedir? “Benim fikrim yok” diyorsun. Senin fikrin diyorsun. “Stalinist, komünist, Darwinist’im” diyor. Senin fikrin ne? Bir şey anlattığın yok, susuyorsun sen. Bak kaç yıldan beri? Kırk yıldan beri susuyorlar. Susmayla olmaz, cevap verilmesi lazım. Felsefi, inanca dayalı cevap. Bediüzzaman diyor; “Hz. Mehdi (a.s)’ın birinci vazifesi bu taunu ortadan kaldırmaktır” diyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hürriyet’in telefonla ulaştığı PYD Eş Başkanı Salih Müslim, “YPG’nin Cerablus’u IŞİD’den geri alma planı var mı?” sorusuna, “Şu anda çok önemli bir toplantıdayım” yanıtını verdi. Müslim, “Bu iddiaya yalanlamıyorsunuz değil mi?” sorusuna da, “Valla hayır, şimdi konuşmak istemiyorum” cevabını vermekle yetindi. Hürriyet’e konuşan yetkililer YPG’ye silah yardımı yapılmasında Türkiye’nin çekincelerinin Amerikan yönetimi tarafından bilindiğine dikkat çekerek, “Bu silahların PKK’nın eline geçmeyeceğinin garantisi yok. Bu endişemizi Washington çok iyi biliyor. Çünkü Irak ve Suriyeli Kürtler’e verilen bazı silahların PKK’da çıktığını Amerika ve diğer batı ülkeler biliyor” dediler.

ADNAN OKTAR: YPG eşittir PKK zaten. Böyle dediklerinde onlar zaten yardım etmiş oluyorlar. “Sen YPG’ye veriyorsun. Ya PKK’ya verirse?” Zaten direkt PKK’ya vermiş oluyor. YPG zaten PKK’nın diğer adı. Sen burada YPG ile PKK’yı ayırmış oluyorsun, YPG’ye silah verilmesinin mahsurlu olmadığını söylüyorsun ama “ya PKK’ya giderse?” diyorsun. Zaten adamların iddiasını kabul etmiş oluyorsun sen. Böyle olursa mağlup olursun. Kendi düşüncende mağlup olmuş oluyorsun. Bu nasıl bir mantık? YPG eşittir PKK. Sen burada nasıl bir konuşma yapıyorsun? “YPG ayrıdır” diyorsun, “Temiz bir yapı bunların bir mahsuru yok, bunlara silah da verilebilir. Ama bütün sorun ya PKK’nın eline geçerse ki geçeceğini de zannetmiyorum” diyorsun. “Çok zor bir ihtimal bazen hani bir iki ihtimal var, bazen öyle duyuyoruz” falan diyorsun. Böyle dediğinde zaten Amerika’nın iddiasını kabul etmiş oluyorsun. O zaman oluk oluk adam silah verir ve senin böğründe Marksist, Stalinist, Leninist devleti de kurar. Zaten adı konacak devletin, devlet hazır, toprakları da hazır. Tayyip Hocam, “Biz devlet kurdurmayız” dedi. Zaten kurdu adamlar, sadece açıklanması kaldı. IŞİD’e de “Siz saldırın” diyorlar, “Böylece PYD’nin yani PKK’nın topraklarını genişletelim” diyorlar. Bir açmaz var, Türkiye çok cılız cevap veriyor. Çok güçlü cevap vermesi lazım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Amerikan Savunma Bakanlığı Sözcüsü Peter Cook, Suriye’de hava ve kara gücü yığınağı yapmayı sürdüren Rusya’nın gerçek niyetinin ne olduğunu bilmediklerini söyledi. Amerikan Savunma Bakanı’nın Rusya Savunma Bakanı’yla telefonda görüştüğünü belirten Cook, “Umuyoruz ki bu görüşmelerle birlikte Rusya’nın IŞİD’e karşı mücadeleye destek vereceği sonucu çıkar” dedi.

ADNAN OKTAR: Yok, Suriye’deki rejimi yıkılmasını istemiyor, Suriye’nin devamını istiyor Rusya, bu kadar basit. IŞİD, Rusya’yı ilgilendirmez. Amerika da boş şamata yapıyor öyle bir şey yok. Çünkü o rejimin yıkılması demek, Suriye’nin parçalanması demek diğer ülkelerin de parçalanması demektir. Amerika’nın planının tıkır tıkır işliyor olması demektir. Onun için Esad, Baasçılıktan vazgeçsin İttihad-ı İslam’ı savunsun, Suriye’nin bütünü onun kontrolünde olabilir o zaman. İttihad-ı İslam’ı savunsun, Mehdiyet’i savunsun, bağnazlığa karşı olduğunu söylesin, “Alevi-Sünni kim olursa olsun herkes kardeşimizdir” desin bütün Suriye’de kontrol onun olabilir. Sırf o küçük devletçik olarak değil. Ama bunu demiyor, bunu demesi lazım. Bunu aslında demesi için ısrarcı olalım, bir daha söyleyelim. Aramızda konuştuğumuz uygulandı şu an, burada masonlarla konuştuğumuz uygulandı hemen zaten bugün gündeme getirmişler. Süratle uyguluyorlar konuştuğumuz konuyu. Ama bu pek netice vermez. Sayın Beşar ortaya çıksın, açık açık bu dediğimi altını çizerek net olarak “Elhamdülillah Müslümanım” desin, “Beş vakit namazımı kılıyorum, Sünni veya Şii değilim Kuran Müslümanıyım, bütün Müslümanlar Kuran’da birleşsinler. Baasçı da değilim” desin, “İttihad-ı İslam’ı istiyorum ama modern İslam’ı istiyorum, kadınlar dekolte rahatça gezsin, müzik de olsun, resim olsun, heykel olsun, hayat cıvıl cıvıl olsun” desin Suriye’nin bütünün kontrolü ona verilir. Hiç bölünmez Suriye. Bunu söyleyelim. Bu çözüm değil şu anki yapılacak şey konuşuldu ama bu usulen bir şey yani onu hiç kâle almıyorlardı Beşar’ı ben onu sağladım. Konuşma ve diyalog sağladım. Ama bu dediğimi yaparsa çok çok daha onun lehine olur. Baas kaldırılsın, Baası tamamen lağvetsinler, Baasçılık olmaz. 2015’te Baas Partisi ne alaka? Yüzyıl önce olsa tamam daha yeni felsefe batıl ama artık kokuşmuş, çökmüş, batmış bir felsefe Baasçılık, olmaz.

“IŞİD hepimiz için tehlike” demiş Putin. Yok, IŞİD’i gözlerinde büyütüyorlar. IŞİD bir saatte, iki saatte lağvedilecek bir yapılanma. En fazla bir saat sürer. Öyle bir şey yok. Kuran Müslümanlığını savunsunlar gerisine karışmasınlar, Kuran Müslümanlığı. Esad da bunu yapsın. Bunun dışında böyle Baasçı kafayla falan tabii ki IŞİD güçlenir. Marksist kafayla IŞİD güçlenir. Amerika’nın yaptığına bak, Stalinistler’le işbirliği yapıp Müslümanlar’a mücadele vermeye kalkıyor. Sen nasıl bir kafadasın kardeşim? Amerika’nın özelliği komünizme karşı olması. Sen Stalinistler’le kucak kucağasın. Stalinistler, Türkiye’de yüz bine yakın kardeşimizi şehit ettiler. IŞİD en fazla bin kişiyi şehit etmiştir. Yüz bin kişi şehit edeni tehlikeli görmüyorsun, onlarla kucak kucağasın. Bin kişiyi şehit edeni ortadan kaldıracağız diye yüz bin kişi şehit edenle kol kola girip cinayet işliyorsun. Buradaki anormalliği Amerika’nın görmesi lazım.

Hanımlar dans edecek, eğlenecek, gülecek, istediği gibi giyinecek. İttihad-ı İslam olduğunda bu olacak. Siz zannediyorsunuz Hz. Mehdi (a.s) çıkınca mevcut bağnazlığın on misli olacak. Mevcut bağnazlığın yüz misli gidecek, yüz misli gidecek normal insani bir hayat olacak. Müzik var, resim var, heykel var, sanat var. İpek de giyersin, altın da takarsın, eğlenirsin, gülersin, plaja da gidersin, beş vakit namazını da kılarsın, cayır cayır ezanlar okunur, Kuran okursun, istediğin kitaplardan da okursun herkes hür ve özgür olur.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz Adnan Bey anlatmıştınız, çok aklımda kaldı benim de. “Hz. Mehdi (a.s) döneminde inşaAllah dünyada bir daha ortaya çıkmamak üzere bağnazlık ortadan kalkıyor” dediniz. “Daha sonraki bozulma döneminde de bağnazlık olarak ortaya çıkmıyor zaten bozulma” diye söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Sonraki bozulma faşizm tarzında, faşist düşünce tarzında. Dehşet ve kan üstüne kurulu, bağnazlık üstüne kurulu değil. Bağnazlık yeryüzünden tamamen kalkıyor Hz. Mehdi (a.s) devrinde. Çünkü Hz. Mehdi (a.s) öyle anlatıyor ki bir daha geri dönüşü yok.

Zero; “Hocam bayramınız mübarek olsun” diyor. Allah senin de mübarek etsin, Allah tekrarına erdirsin, bütün Müslümanlar’a mübarek olsun bayramları, bayramımız.

Benha Fırat, Fırat Benha; “Fikirle cevap verenleri de cezaevine yaka paça attığınızı gördük” diyor “bize biraz görülenden bahsedin.” Fikri yaka paça cezaevine atmak olmaz, yanlış. Fikre hürriyet olması lazım. Kim atıyorsa yanlış yapıyor. Sanki ben başsavcıymışım gibi üslup kullanıyorsun. Ben ne zaman kimi attım hapse?

Yok, Beşar Esad diktatörlük meraklısı falan değil. Onu diktatör konumuna getiriyor etrafındakiler yoksa gariban, öyle birisi değil o. Etrafındaki derin devletin ortadan kalkması lazım. Tabii Beşar’i yeniden cumhurbaşkanı olarak yahut devlet başkanı olarak Suriye’nin başına getirmek mümkün. Ama derin devletini lağvedecek . O it, çakal bir kere hapse girecek hepsi. Bunu kabul edecek. Kardeşi başta olmak üzere hepsi hapse girecek, bir. İkincisi; Baascı kafadan vazgeçecek. Hayır, o vazgeçmeyecek etrafı vazgeçecek. Onun öyle bir derdi yok. O Baascı değil zaten, derin devletle de işi yok onun. O zaman Esad’ı başa getiririz, Suriye’nin de bütünlüğünü koruruz. Tamamına normal başkan olarak gelir, hiçbir şey olmaz. Ama İttihad-ı İslam’ı kabul edecek, Mehdiyet’i kabul edecek, çıktı demesi şart değil, çıkacak diyecek. “Şii, Sünni, Vahabi, Alevi, Bektaşi hepsi kardeştir” diyecek. “Ben bağnazlığa şiddetle karşıyım” diyecek. “Allah’ın helalini helal bilirim, haramını da haram bilirim. Helallerin haram edilmesine karşıyım” diyecek. “Şiddete, teröre karşıyım” diyecek. Bunu desin devlet başkanı yapalım. Bütünlüğünü de koruruz Suriye’nin hiçbir sorun olmaz. Gürül gürül, cayır cayır Putin’in falan yanında bunu söylesin. Putin’le birlikte açıklama yapsın. Putin delikanlı çocuk, var hataları yanlışları eksikleri ama onun yanında konuşsun. Bütün oradaki birimlerin hepsini çıkartırız Suriye’den. Ne IŞİD kalır, kimse kalmaz.

Millet taktı benim kurban kesmeme. Evet evet evet, iki tane kurban kestim evet. Ben kesmedim de kestirdim yani.

"İnsanın canı alınırken Azrail (a.s) kişiye görünür mü? Görünürse nasıl bir surette görünür?" Eğer müminse yakışıklı, güzel, sevgi dolu olur. Öbür türlü hırçın ve sert bir görünümde. Ama zaten tek değil geldiğinde, yanında yardımcılarıyla gelir Azrail (a.s). Onlar dövme göreviyle gelirler. Kafasına, gözüne, sırtına her yerine vurarak canını alırlar. Ama etrafındaki kişiler görmez onu. Başka boyuta alırlar, orada dövülüyor. Yani o boyutta dövmezler.

Evet, mason arkadaşlar namaz kıldılar ve kılıyorlar da, evlerinde de kılıyorlar. Bu hiçbir Müslüman'ın şu ana kadar başarabildiği bir güzellik değildir. İlk defa masonlara namaz kıldırmaya vesile olan insanım. Tapınakçılara da namaz kıldırmaya vesile olan insanım ilk defa. İslam tarihinde yok.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: "Sizin kitaplarınızı, Kuran'ı okuyup öğrenmeye kendimi adadım" diye söylemişti.

ADNAN OKTAR: Tabii. "Sizin kitaplarınızı okuyorum, Kuran okuyorum ve kendimi buna adadım" diyor. Tapınak şövalyelerinin dünyadaki başkanı bunu söyleyen.

Avukat Eziz Ruhavi, Azizbeg, "Orada dur Hoca, Barzani'ye buyruk vermeye kalkma." Barzani bizim kardeşimiz. Tabii ki emr-i bil mâruf nehy-i anil münker yapacağız. Başı belaya giriyor öbür türlü. Sözümüzü dinlemedi, binlerce Kürt kardeşimiz şehit edildi. Tabii ki uyaracağız ve uyarmaya devam edeceğiz. Bunun sonucunda Müslümanlar helak oluyor. Gittiler IŞİD'e kafa tuttular. Dedim ki "Bak anlaşın buna gerek yok. Adamlar çeker gider" dedim. Direkt kafa tuttular, Amerika tahrik etti. Sen Amerika'nın emrine girersen, Allah seni helak eder. Amerika'nın buyruğuna sen bir şey dedin mi? Demedin. Asıl buyruğu veren Amerika. Ben nasihat ediyorum. Ama buyruk veren Amerika, emir veren Amerika. Avukat Eziz Ruhavi, sen dedin mi ona, "Sen bunların emrini dinleme Amerikalılar’ın, buyruğunu dinleme" dedin mi? Demedin. Çünkü sıkar. Ama benim emr-i bil mâruf nehy-i anil münker yapmamı sen engelleyemezsin. Çünkü o Kuran'ın emri. Çünkü Müslümanlar şehit ediliyor ben bunu söylemediğimde. Ve edilecek daha da. Tamamını kazırlar. Yani Barzani marzani kimseyi bırakmazlar. IŞİD istese bir gecede hepsini bitirir. Sözümü dinlerlerse aziz olurlar, sağlıklı olurlar, güçlü olurlar, hakim olurlar, rahat yaşarlar. İnsan kendi kardeşini korur, mümini korur. Büyük bir felaketten onları koruyorum, beladan koruyorum. Bu Müslüman'ın üstüne görev olan bir vecibe.

Evren Korkmaz, "Sosyal açıdan koruculara çok büyük haksızlık ediliyor ama" diyor. Varsa hemen düzeltilsin. Biz sürekli onu söylüyoruz. Sen bunu daha yeni kavramışsın Evren Korkmaz. Ben bunu üç yıldan beri söylüyorum. Son yıllarda da özellikle yoğunlaştırarak anlatıyorum. "Polis kadrosuna alsınlar" diye. Korucular polis kadrosuna alınsın. Her türlü sosyal hakları olsun. Burada korucu kardeşlerimizle de onu konuştum. Dilekçe olarak da söyledik. Her türlü güzellik için gayret ediyoruz.

Şaban Tuğrul yasa girmemizi istiyor. Sen Şaban yasa girersen, harama girmiş olursun. Müşrikler yasa girerler. Yas ne demek? "Allah'ın yaptığından hoşlanmadım. Allah yanlış yaptı" diyorsun haşa. Ve "O yüzden de ben üzülüyorum, ağlıyorum, yas tutuyorum" diyorsun. Olmaz. Yası Eski Yunan'da yapıyorlardı. Eski Mısır'da, Sümerler'de vardı, Hititler'de vardı. Bütün müşrik kavimlerde vardı. Peygamberimiz (s.a.v.) haram olduğunu belirtti. Allah'a isyanın diğer adıdır yas. Olmaz. Müslüman'ın yapacağı bir şey değil. Kutsal zannediyorsun ama yanlış biliyorsun.

"Siyonizm Felsefesi kitabınız yayında mı? O görüşlere hala katılıyor musunuz?" Ebubekir Koten. Katılıyorum tabii. Bir faşist Musevi çıkar da, "Bütün dünyayı ben esir alacağım. Bütün dünyayı ezeceğim.” İşte “Musevi ırkı üstündür" derse, bu bir sapkınlıktır. Böyle bir adam var mı? Çıkar, kırk kişi-elli kişi. Ama böyle bir şey şu an İsrail'de hakim değil. Bizi ilgilendiren bu. Yani hükümet bunu savunmuyor. Partiler bunu savunmuyor. Ama partilerin, bazı faşizan eğilimli partilerin içerisinde, bunu düşünen insanlar olabilir. O tehlikeye dikkat çektim. Genel, külli bir tehlike yok bu yönde.

Burcu Zeynep Hanoğlu, "Sayın Hocam, kadınların açık giyinmesi, flört etmesi günah mıdır? Cevaplarsanız sevinirim." Açık giyinir. Nerede? Güvenliyse. Güvenli olduğu yerlerde mini etek de giyer, dekolte de giyer. Ama güvensiz bir yerde ise haramdır. Çarşaf giyecek; celabibuhum, cilbab. Bütün elini hatta yüzünü de kapatacak, ağzını yüzünü. "Yüzünü gösterebilir" nereden çıkardın onu? O senin kafan. Kadının en dikkat çeken yeri yüzü zaten. Dudakları, gözleri değil mi? Tamamını kapatacak; elini, ayağını, hepsini kapatacak. Tehlikeyse, tehlikeye karşı tam tedbir alırsın. Olur mu öyle şey? Ama tehlike yoksa; serbest. İstediği gibi giyinir. Flört? Flört yani nikahsız karı-koca ilişkisi diyorsan bu olmaz. Yani nikahsız bir şey olmaz. Olur mu öyle şey? Ama dost olabilir, arkadaş olabilir. Konuşur, ona şefkat duyabilir, saygı duyabilir, değer verir, korur kollar. Bir elinde yükü vardır alır götürür, otobüste yerini verir, hürmet eder. Ama sen iffetini kirletmeye kalkarsan onu öldürmüş olursun. Sevsen onu yapmazsın zaten. Demek ki saygın da yok sevgin de yok demektir. Saygıda, sevgide sen onun iffetini koruyacaksın, onurunu koruyacaksın. Sen onu yerle yeksan etmiş oluyorsun o zaman. Olur mu öyle şey? Flört; yani saygı anlamında tamam, değer verme anlamında tamam. Ama iffetini, haysiyetini, onurunu yıkmaya yönelik bir eylemse bu olmaz.

"Hayırlı bayramlar Seyidim, nurum, Allah aşkıyla sevdiğim Üstadım, sizi Allah aşkıyla çok seviyorum." Emine Hanım. "Kız kardeşimiz çok güzel oynadı" diyor. "Bugün Diyarbakırlı bir kardeşimle telefonla konuşurken bana dedi ki, 'Hocamız ve arkadaşları seni çok seviyorlar.' Ben keyfimden neredeyse uçacaktım hala çok heyecanlıyım Hocam sizleri çok seviyorum. Allah beni sana hizmetçi kılsın." Estağfurullah ben hizmetçinizim sizin, kölenizim hatta. Bütün Kürt kardeşlerimizin kölesiyim, hizmetçisiyim.

Allah hepimizin bayramını mübarek etsin.

"Hazreti Mehdi (a.s) insanlar için neyin iyi neyin kötü olduğunu bilir." Nehc'ul Belağa, Sayfa 155.

Zazalar çok mükemmel insanlar. Bırak şimdi münasebetsizliği. Çok fazla Zaza kardeşim var, çok yüksek ahlaka sahip, mübarek muhterem, müberra insanlar. Irkçı kafalar bunlar çok yanlış, çok ayıp.

Kentin Eskicisi, sen ne diyorsun? Sen de yani o üslubun ırkçılığı andırıyor yakışmıyor sana.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz hep söylüyorsunuz, Adnan Bey; "Kendisinin soyuna baksa orada da çıkar zaten Kürt, Zaza, Rum."

ADNAN OKTAR: Bunlar sanıyor ki "Saf ırk var." Öyle bir şey yok. Her Kürt’te Türk kanı vardır, her Türk’te de Kürt kanı vardır. Böyle bir şey olmaz.

Gaybet-i Numanî Muhammed İbn-i Hammam Fezari'den, o da İbn-i Ebil Hattab'dan, o da Hüseyin İbn-i Ali'den, o da Salih İbn-i Sah'dan, o da Ebu Abdullah İmam-ı Sadık'dan tahric etti: Yetmişinci Sure'nin birinci ayeti, şeytandan Allah'a sığınırım "İstekte bulunan biri muhakkak gerçekleşecek olan bir azabı istedi." (Mearic Suresi, 1) Mutlaka kaderde olacak bir olay. Peygamberimiz (s.a.v.) açıklıyor; "O Taviye’de alevlenecek olan bir ateştir. Sonra” -bak açık isim veriyor- “Esad kavmine” Suriye'ye. Şahısları tek tek saymış Peygamberimiz (s.a.v.); mesela Abdullah diyor Öcalan'ın ismini veriyor, Esad. Beşir diye onun oğlunun ismini veriyor. Açıkça söylüyor yani 'Beşir' diye. Esad'ın ismini de 'Esad' diye söylüyor. Bak -Esad kavmine sonra da Takif kavmine ulaşır. O ateş Muhammed (s.a.v.)'in evlatlarına düşman olanları yakar." Kim bu ateş? Şu an gördüğümüz IŞİD ve diğer o tarz gruplar. "Bu Kaim Mehdi (a.s)'in çıkışından önce meydana gelir." Yani zahir olmasıyla meydana gelir diyor. Bihar'ul Envar, Cilt 13; Yeni Baskısı 51, 52 ve 53; Gaybet Kitabı, 113. İsmiyle söylüyor mu? Hepsini söylüyor "Esad Kavmi" diyor, açık açık söylüyor. Oğlu Beşir'in ismini "Beşir" diye veriyor. Öcalan'ın ismini "Abdullah" diye veriyor. Bu normalde yabancı bir gazetede çıksa yer yerinden oynar. Mesela Amerika’nın büyük bir gazetesinde çıksa mesela Hürriyet Gazetesi bile verse yer yerinden oynar bütün Türkiye  ama alimler Peygamberimiz (s.a.v.)’in bu hadislerini gizliyor ama başka enaniyetlerini takviye edecek şeyler oldu muydu uzun uzun anlatıyorlar. Burada bak isim verilmiş bu alenen bir mucize bütün dünyayı sallayacak bir şey. 1300 sene evvelinden Esad’ın ismini söylüyor. Adamlar bir kere gelenekçi hocalar başta olmak üzere bunu ısrarla saklıyorlar. Saklamak bir şeyi değiştirmez şimdi ben bunu kitap olarak yazacağım, internetten anlatacağım, yıllarca anlatacağım kurtulamazlar, eninde sonunda dediğim oluyor.

Bily Dikit; Bily adındaki çocuk anlamına geliyor. “İyi tamam da dansla müzikle PKK nasıl bitecek?” Dans müzik devam ederken benim kitaplarım alttan altta PKK’yı oyuyor oyuyor, milyonlarca kitabım. Biz burada dans ediyoruz, eğleniyoruz ama kitaplarım matkap gibi oymaya devam ediyor yüksek devirle. Çeliği bile deliyor çeliği, inlete inlete internet sitelerim yıkıyor ortalığı, CD’ler, makaleler yer gök inliyor. Her gün binlerce kitap dağıtılıyor, on binlerce kitap dağıtılıyor; ben de burada oynuyorum sevincimden.

Salih Kısa, “Hocam bu sorumu cevaplarsanız sevinirim,  şehide yas tutulur mu?” Yok, haram olur.

İzlem Arpacı, “PKK’ya komünist diyorsunuz ama PKK artık komünistim demiyor.” O şeytani bir taktik. Olur mu? Net komünist yapılanma herkes biliyor, kendileri de biliyorlar. “Ayrıca komünist olmayan Amerika destekliyor bu bir çelişki bence.” Daha büyük rezalet, o da Amerika’nın derin devletinin ahmaklığı. Bak PKK nasıl kafalama yapıyor görüyor musun? “PKK komünistim demiyor” inanmış. Sen katili yakaladığında diyorsun ki sen adam öldürdün mü? “Yoo” diyor sen de yedin bunu “evet yedim ağabey” diyor, o zaman geç içeri geç derler.

EMRE ACAR: Hocam Amerika komünistleri desteklemez diyorlar ama siz geçtiğimiz programlarda ispatladınız Vietnam’da olan savaşta komünist örgütleri daha önce Amerika desteklemişti Kamboçya’da.

ADNAN OKTAR: Tabii bütün komünist örgütleri destekledi sonra bütün komünist örgütlerle gitti boğuştu Amerika.

Ali Teke, o da bize yas tutmamızı tavsiye ediyor. Teke; haramdır yas haram. Yas ne demek? Allah’ın yaptığı bir şeyi beğenmiyorum demektir. Cenabı-ı Allah yanına almış vardır bir bildiği.

Van HDP Milletvekili Adem Geveri, herhalde o da aşiret; Geveri. Kardeşim seçimlerde Milletvekili adayları Güneydoğu’daki kardeşlerimizin hiç tanımadığı adamlar. Aşiretlerden seçsene, Vanlı’yı Vanlı’dan seç. Ne yapıyorsun? Aşiretlerin çok sevilen insanları var onları seçsene, ısrarla seçmemişler. Ne yapsın şimdi Vanlı kardeş?

Esperio Yandes, “İnsanlar eğitilerek düzelebilir diyorsunuz. PKK’nın silah bırakmayacağından nasıl bu kadar emin konuşabiliyorsunuz?” PKK intihar gibi bir şey kabul eder yani hem Marksist, Leninist düşünce, Stalinist düşünceden vazgeçmiş oluyor hem kırk yıllık mücadelesini terk etmiş oluyor ne karşılığında? “Git” diyor “ananın çorbasını iç” böyle bir şey yapmaz adam yani ölümü göze almış, öldürmeyi göze almış adam bunu yapmaz. Boşa uğraşıyorlar fikirle olur bu iş.

EMRE ACAR: PKK’nin liderleri de söylüyor, “Neden silah bırakalım?” diye.

ADNAN OKTAR:  Hepsi teker teker söylüyor.

Semih Işık, “Hocam, Ankara’dan takip ediyorum. Sayenizde hem bu dünyamız hem de ahiretimiz inşaAllah kurtulur” diyor. Vesile oluruz inşaAllah.

“Hocam kurbanı niçin kesiyoruz?” İbrahim Keskin. Niye kesiyoruz? Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünneti Kuran’da da var olan bir ibadet, güzellik ayrıca çok da zevkli bir şey. Yalnız oraya buraya niye gidiyorlar bayramlarda çok acayip bir şey. Bayramlarda bayramlaşılır akraba dost ziyaretine gidilir sanki misafirden kaçıyor gibi dostlardan kaçıyor gibi. Ne demek evin kapalı kilitli falan? Gitme bir yere git akrabalarını ziyaret et, dostlarını ziyaret et ne güzel olur bayram sabahı. Sabah erkenden ilk önce küçük çocuklara bayramınız mübarek olsun diye hemen onlara harçlık dağıtırdık hemen komşular gelmeye başlardı. O zaman Ankara’nın yerlileri vardı bizim komşular Tatar Atcesi vardı. Karşımızdaki komşular falan hep Ankara’nın yerlisiydiler. Sonra teker teker komşular ahirete intikal ettiler, kalmadı. Köylerde falan da öyle çok zevklidir bayramlaşmak falan büyük bir nimettir. Bunu bir külfet gibi görüp yaka paça kaçmanın bir alemi yok, çok ayıp. Zaruri olanlar dışında ben yakıştıramıyorum. Çok hoş bir adet bu, güzel bir gelenek çok güzel bir örf. Hoş bir sünnet.

Adem Geveli; helal olsun Adem Geveli’ye. Bak o da Van’dan HADEP Milletvekili. Her HADEP’li PKK’lı değildir ama her PKK’lı HADEP’lidir. “Âlem-i İslam savaşlardan talanlardan, örgütlerden, mezhepçilerden bıkmış durumda. Gerçek bayram İttihad-ı İslam’dan geçer.” Helal olsun, Adem Geveli. Altan Tan gibi o da dindar. Yani keşke bütün HADEP böyle olsa da, konu bitse.

Bak diyor, “Bela Esad kavmine sonra da Takif kavmine ulaşır. O ateş Muhammed’in evlatlarına düşman olanları yakar. Bu, Kaim Mehdi’nin çıkışından önce meydana gelir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Esad kavmini açık açık söylüyor.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Suriye’de bir bölge var Zabadani isminde. Suriye ordusu ve Hizbullah burayı geri almak için iki bin yüz otuz bir varil bombası atmışlar. Bombalamadan sonra son halinin görüntüsü vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Tam Kuran’da diyor ya “Harap olmuş şehirler, o yollar üstündedir. Gidip görebilirsiniz” diyor Allah, işte bu hale getiren Allah. Onları bu hale varil bombası getirmiyor, Allah bu hale getiriyor. Varil bombasını Allah vesile ediyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İstanbul’da bazı işyerlerinde çalıştırılan Suriyeli çocukları, Amerikan televizyon kanalı CBS görüntüledi. Gizli kamerayla çekime çıkan CBS ekibi Suriyeli küçücük çocuklarla dolu onlarca atölye bulduklarını, yaşları ona varabilen Suriyeli çocuk çalıştırmayan işyeri neredeyse bulunmadığını açıkladılar. On yaşındaki Hüseyin Ömer dokuz kişilik ailesinin geçimine katkıda bulunmak için yirmi beş dolara tekabül eden haftalık veya ayda yüz dolar yapıyor yaklaşık üç yüz Türk lirası, çalışıyormuş. Ve haftada altı gün, günde on iki saat çalıştırılıyormuş.

ADNAN OKTAR: Çok korkunç tabii Allah vermesin. Devlet ne gerekiyorsa yapsın, biz bu acıları duymak istemiyoruz.

Tansu Bey, “Adnan Bey Üstadım siz bayanlar konusunda bir üstatsınız malum” teşekkür ederim naçizane. “Kız erkek ilişkilerinde trip atmak olmazsa olmaz bir hale dönüşmüş durumda. Özellikle bayanlar tarafında. Çare nedir? Bu alışkanlık nasıl yok edilebilir?” Kuran’la. Sen Kuran’a uyarsan trip sana çok ilkel, çok sıradan, basit, münasebetsiz bir hareket olarak gelir. Kuran’a tabii olmazsan, mürşit kim oluyor? Şeytan olur. Sana trip de attırır, başka olaylar da yaptırır. Alaycı da konuşturur, münasebetsizlik yaptırır, hırçınlaştırır, kavgacılık yapar, ara bozar. Sevgisizlik meydana getirir, iç enerjini yok eder. Karşında kız olması önemli değil ki, Allah gücünü alır, sevgi duyamazsın. İstediğin kadar uğraş. Yahut kız seni sevemez. İstediğin kadar uğraş. Allah sevdirir. Yok, “ben sevdiririm” dersen iyi uğraş, sabahtan akşama uğraş hiçbir şey olmaz. Adam etin neyini sevsin? Sevgiyi veren Allah’tır. Bu bir mucize olarak meydana gelir. Yani tutkuyu meydana getiren Allah’tır. Tuğyan ve delalette tutku olmuyor. Uğraşıyorlar olmuyor. Ne yaparsa yapsınlar olmuyor. Filmlerde onu işliyorlar, romanlarda işliyorlar ama pratik hayatta asla. Niye? Çünkü bu imanda oluşan bir mucizedir. İmanlı erkek ve imanlı kadın arasında oluşan bir güzelliktir. “Mümin erkekler mümin kadınlara, mümin kadınlar mümin erkeklere” diyor Allah “İtaatli erkekler ve itaatli kadınlar, gönülden (Allah'a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah'a) itaat eden kadınlar, namaz kılan erkekler ve namaz kılan kadınlar.” (Azhab Suresi, 35)

“Mehdi bütün viraneleri abad edecek” diyor Hz. Mehdi (a.s.) devrinde. Her yer güzelleşecek. O perişanlık dünyadan kalkacak. (Kemal-ud Din, Cilt 1 Bat 32) İmam Bakır, İmam Mehdi hükümeti dönemini anlatırken şöyle buyurur: Resulullah ferman etti “Yeryüzündeki bütün viraneler Mehdi vesilesiyle abad olacaktır.” Mükemmel olacaktır.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin yürütülen mücadele ile PKK terör örgütüne en büyük zayiatın verildiğini, bundan sonra toparlanmalarının kolay olmayacağını bildirdi.

ADNAN OKTAR: Tamam da Güneydoğu’ya giremiyoruz bu nasıl zayiat verildi, zayi oldular? Ezdin, biçtin tamam; ki böyle olmaz bunun yolu. İlimle irfanla olur. Güneydoğu’ya girebiliyor musun? Mardin’e gir o zaman. Siirt’e gir. Açık bir toplantı yap. Değil mi? Cumhuriyet Halk Partisi gitsin Siirt’in ortasında bir toplantı yapsın. Kemal Kılıçdaroğlu göğsünü gere gere bir Siirt’in ortasından geçsin. Beş tane koruma da olur beş, on tane. Geçsin. Yirmi korumayla gezsin. Geçemez. Milliyetçi Hareket Partisi giremiyor. Cumhuriyet Halk Partisi giremiyor. Saadet Partisi, herkes, AK Parti milletvekilleri de “biz giremiyoruz” diyorlar. Nereyi fethettin, nereleri düzelttin? Öyle bir konu yok. Sanal olmaz bu işler. Bak “o mahalleye biz giremiyoruz” diyor “orada seçim yapmayacağız, seçimi başka yerde yapacağız. Oraya giremiyoruz çünkü” diyor. Yerle bir etmiştin hani? Bunun usulü şu; Mardin’in caddelerinde Ankara’nın bağlarını söyleyerek gezersin, başından sonuna kadar. Bunun dışında olmaz. Hiç inandırıcı değil. Orada kitap dağıtılabiliyor mu? Dağıtılamıyor. Allah’tan bahsedebiliyor musun? Bir toplantı yapabiliyor musun? Başbakan “ben kuş sesi duyuyorum” diyor. Etrafını bin adet özel harekâtçı sarmış camiinin, iki bin, üç bin jandarma da tertibat almış. Kuş sesi duyarsın tabii. Kim olsa duyar kuş sesi. Ama vatandaş kurşun sesi duyuyor. Burada samimi olmak lazım. Güneydoğu işgal altında. Amerika da YPG'ye destek oldu. Orada şu an dokuz yüz kilometreye falan çıktı hakim oldukları alan. Dört yüz kilometre falan da enine ulaştı. Dokuz yüz kilometre boyunda, dört yüz kilometre eninde bir toprak parçası şu an YPG'nin. Yani PKK'nın kontrolünde Amerika'nın desteğiyle. Her an devlet ilan edebilirler, her an. Hemen Amerika da tanır. Yani bu gerçekler ortadayken işte “bin kişi gitti, iki bin kişi gitti” bunlar olmaz. Önce Diyarbakır, Mardin, Siirt hepsi bizim olacak bunu göreceğiz. Yani bizim derken orayı rahatça kullandığımızı göreceğiz. Kendi toprak parçamızı kendi vatanımızda rahat rahat kardeşlerimizle sohbet edeceğiz. Kürt kardeşlerimizle gidip biz orada sohbet edebiliyor muyuz? Habire subayları vuruyorlar, polisi vuruyorlar, askeri vuruyorlar.

Para karşılığında Müslümanlık anlatılmaz, Kuran anlatılmaz.  Hocaefendiler para karşılığı anlatıyorlar. Televizyona çıkanlar. Bu dedeler falan var ya hepsi hemen hemen tamamı. Bayağı da para veriyorlar onlara. Böyle şey olmaz. Haramdır bu.

Şehit ailelerinden borçları olanları devlet ödesin. Bir de borcuna mahsuben de herhangi bir adli işlem yapılamasın. Şehit ailesiyse kanunen bu mümkün olmasın. Mesela evine gidip eşyalarını haczediyorlar. Bu kanunla yasaklansın.

Kanser hastalarının da  hastanedeki odaları, yaşadıkları ortam adeta cennet gibi olsun. Bir odaya sokuyorlar daracık, üç kişi yan yana. Hava alma penceresi açılamıyor böyle. Açtığında zaten örümcek ağları, bilmem neler de beraberinde geliyor. Tozlu, topraklı, mazot dolu yerlere bakıyor. Akıl almaz havasız ve basık. Tepede de bir florasan lamba. Bembeyaz, gri duvarlar. Yani sarımtırak duvarlar. Metal birkaç eşya. Oraya  adam koyarsan ölür orada adam zaten manen. Allah esirgesin. Kanser değil, normal adamı koysan ölür Allah esirgesin. Olmaz. Açıklık, ferah, büyük binalar yapılması lazım. Yani çok geniş. Mesela bir hastanenin odası en az şu kadar geniş olması lazım. Değil mi? Ailesi gelecek, bilmem şeyi gelecek. Yeşillik falan, rahatlık, güzellik olması lazım. Boydan boya pencere, zor bir şey değil ki yapılır.

Zafer Sönmez, "Selam, Nasılsınız?" Allah'a hamdolsun. "İyi bayramlar, rica etsem hocamız İsa aleyhisselamı ve Hızır aleyhisselamı anlatabilir mi?" Hızır aleyhisselam, İsa aleyhisselama sürekli yardımcı olan nurani varlık. Çünkü onu durumu zor kendini gizlemesi gerekiyor. Gizlenme işlerinde ve bu zor yerlerde Hızır (a.s) hep görevde olur. Sarayda bir insan koşarak geliyor Hazreti Musa (a.s)'ya. Sıkışık bir yer. "Aman" diyor. "Doğru söylüyor" diyor. Orada Hazreti Musa (a.s)'nın gizli yardımcısı Hızır (a.s). Mesela kardeşleri öldürecek Yusuf (a.s)'u "yok öldürmeyin" diyor. "Kuyuya bırakalım onu" diyor. Biliyor sonucun ne olduğunu. İçlerinden bir kişi mesela kardeşleri görünümünde konuşuyor. Haberi bile yok. Bir anda onun kardeşi görünümüne girer. Peygamberimiz (s.a.v.) mağaraya saklanmıştı iki kişiydiler. Ayette "iki kişi" diyor.

Anti Hain, ismi çok komik.  Efe 2010. Kanser hastalarına destek vermemden memnun olmuş herhalde anladığım kadarıyla. Ama biraz da bozulmuş gibi bir hali var. Kanser hastalarını korumak milli bir görevdir, herkes için. Kim olursa olsun. Bir kere hiçbir şekilde ücret alınmasın. Ne korkunç para almak. Eczaneye gidiyor cayır cayır para ödüyor kanser hastası. Şu olacak iş mi? Bilakis devlet üstüne para versin kanser hastalarına. Kanser hastasının ne tedavisinde ne ilacında para alınması kesinlikle yasak olmalı. Suç olması lazım. Yani kanun kapsamında suç olması lazım.

Altan Tan; delikanlı, cesur, mümin, muttaki bir insan. O özerklik talebi de PKK'nın baskısından oluyordur. O, hür, rahat bir ortamda alenen İttihad-ı İslam’ı savunan bir insan olduğu için “Ne özerkliği?” diyecektir. Müslüman İttihad-ı İslam'ı savunuyorsa, özerklikle ne işi olur?

Çatlasanız da patlasanız da HDP'li, dindar kardeşlerimizi  televizyona da çıkaracağız, dost da olacağız, arkadaş da olacağız, konuşacağız da. O mantıksızlığı, o sevgisizliği bırakacaksınız.

BEYZA BAYRAKTAR: Altan Tan HÜDAPAR'lı gençler şehit edildiğinde PKK tarafından PKK'yı eleştirmişti. PKK ciddi şekilde tehdit etti.

ADNANOKTAR: Tabii canım. Bayağı cesur bir delikanlı. Helal olsun. Kürt dediğin delikanlı olur.

Ben kanser olan insanlara çok acıyorum. Aileden biri kanser oluyor. Zaten fakir aile. Memur adam. Ne kadar zor durum. Pahalı da ilaçları. Çocuğa parayı veriyor,  eczaneye tomarla. Yiyeceğinden, içeceğinden kesiyor. Çocuk okula gitmiyor. Hanımı evdeki yiyeceklerden kesiyor. Her türlü tedbiri alıyorlar. Bin bir türlü ıstırap içerisinde tomarla parayı eczaneye veriyor. Getiriyor babasına o ilacı takdim ediyor. Şimdi bu oluyor mu? Ne alaka? Biri kanser oldu mu devlet direkt ailelere, fakir ailelere ciddi şekilde para yardımı yapsın. Çünkü adam mesela farz edelim oto tamircisi. Bir daha tamir yapamıyor ve ailesine bakamıyor. Bir de üstüne adamdan para istiyorsun. İnanılır gibi değil. Adamın o kazandığı kazancının aynısını ona vereceksin bir. İkincisi; ilaçları da bedava olacak, bakımı da bedava olacak. Olur mu? Allah seni de bir gün vurur. Neye uğradığını şaşırırsın. Yazık günah. “Bana ne? Ben nasıl olsa hasta değilim, beni ilgilendirmez” dememesi lazım hiç kimsenin. Ben şefkat duyuyorum öyle insanları duyunca.

BÜLENT SEZGİN: Bir video gösterebilir miyim Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Evet. Canlandırmaya mı çalışıyor onu? Yazık, çok tatlı. Çektiği eziyete bak. Onları canlandırmaya çalışıyor. Ne tatlı hayvan bu böyle. Burnunu sürtüyor, bakıyor ölü mü canlı mı diye, bayağı canı da yanıyor. Hayret. Ne yapacağın şaşırmış vaziyette. Çok şeker.

Tamam, şimdi kısa bir ara verelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Evet, Adnan Oktar'la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü