Harun Yahya

Sohbetler (26 Eylül 2015; 19:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi akşamlar değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Müslüm Baba’ya ait müzeyi olduğu yerden başka yere götürme iddiası, araştırıyor musunuz? Adam niçin bunu yapmış vali, niye bunu istiyor yani? Bunun bir mantığı yok. Bir şey bir yerde duruyorsa dursun durduğu yerde. Bir de gelin eşyaları alın demesi, Muhterem Nur yaşlı başlı bir insan. Urfa’ya gelecek, eşyaları alacak falan ne kadar eziyet. Durduk yere böyle bir şeye niye giriyorsunuz? Ömrü boyunca zaten ilgilenmediniz bari şu anda rahat bırakın da, değil mi? Bir rahat yaşasınlar. Çok çok ayıp.

KARTAL GÖKTAN: Arkadaşlarımız araştırıyorlar Adnan Bey. Birkaç kişiyle görüştüler tam nedenini öğrenmeye çalışıyorlar.

ADNAN OKTAR: Yaşlı başlı kadın. Şimdi otobüse binecek, uçağa binecek Urfa’ya gelecek, eşyaları alıp-yükleyecek geri dönecek. Nereye koysun evde onları, değil mi? Bu yakışık alır bir hareket değil. Bunu dilekçeyle de bildirin. Vali bu konuşmalarımın üstüne durdurmuş bu operasyonu fakat yine de tetikte dikkatli olmak lazım. Tetikte derken tabanca tetiği değil tabii; kafa tetiği. Bazen böyle şeylere tamam diyorlar birden gürültüye getiriyorlar, aniden bir şeyler yapıyorlar buna karşı da dikkatli olalım. Vali delikanlı bir vali olarak biliniyor Urfa Valisi. Sağlam delikanlı olarak biliniyor ona gitmez böyle şeyler.

Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışından önce iki Allahsız felsefe çıkacağını Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Biri Marksizm biri Darwinizm. Yani iki güçlü felsefe. “İnsanların Allah’a inanmaktan muaf olduğunu söyleyen iki kitap, iki ekol çıkmadan Mehdi gelmez.” Marksist-Darwinist sistem. Darwin’in kitabı meşhur, Marks’ın kitabı da meşhur. 1400 sene öncesinden bu fitneyi bildiriyor Peygamber (s.a.v.). Peygamber (s.a.v.)’in mucizesini görüyor musun? Ahir zaman adamlarını isim isim sayıyor. Mesela 12 Eylül’de Kenan Evren çıktı, “Kenane’nin çıkışı” diye söylüyor. Esad için direkt “Esad” diye ismiyle söylüyor, oğlu için açıkça “Beşar” diyor. 1200 yıllık hadis kitapları. Öcalan’ın ismini açıkça “Abdullah” diye söylüyor. İsim isim söylüyor hepsini.

Bak, “Ahir zamanda iki kitap çıkacak” diyor, “İki ekol yani Allahsız, ateist iki ekol ve iki kitap. “İnsanların Allah’a inanmaktan muaf olduğunu söyleyen iki kitap çıkmadan Mehdi gelmez.” Çünkü Hz. Mehdi (a.s) ona karşı savaşıyor.

İmam Muhammed Bakır dedi ki: “Kaim Mehdi (a.s)’a 313 kişinin eşlik ettiğini görür gibiyim.” Yani o talebeleri görür gibiyim. Bak, “Kaim Mehdi (a.s)’ın 313 kişi ile beraber çıktığını görür gibiyim. Onlar iki rekat namaz kılacaklar” diyor. Herhalde şükür namazı. Ama hep geçiyor hadislerde hep “İki rekat namaz kılarlar.” Bütün hadis kitaplarının tamamında var bu. Onu önemli bir konu olarak Peygamberimiz (s.a.v.) belirtmiş. “Kaim Mehdi’nin yanındakilerin çok azı Arap olacak.” Arap kökenli yani belki üç-beş kişi. “Kaim minbere ilk çıktığında” yani tebliğ yapmaya başladığında “ondan koyunlar ve keçilerin kaçışı gibi şuursuzca insanlar kaçacaklar.” Tebliğ yapmaya başladığında, koyun ve keçi gibi. Koyun nasıl boş boş bakar, deli deli kaçar? Keçi de öyle değil mi? Çok anlamsızdır bakışları falan, şuursuzca kaçar, yanına yanaşsan, iyilik de yapsan kaçar. Hz. Mehdi (a.s)’dan kaçıyorlar dikkat edin. Ama koyun ve keçiye benzetiyor Peygamberimiz (s.a.v.). Çünkü bu hayvanlar müthiş şuursuz ve akılsızdır yani “akılsız oldukları için kaçacaklar” diyor. Koyun mantığında, keçi mantığında olacaklar. Mesela keçiyi ne ilgilendirir? Ot ilgilendirir, yesin, uyusun, geviş getirsin, bir şey de gördü müydü kaçsın. “Koyun gibi huysuz” yani insan ahlakına göre huysuz tabii, “keçi gibi inatçı bir kişilik gösterecekler” diyor. Koyunun nedir huyu? Lakaytlık, ilgisizlik, apati. Keçinin nedir? İnatçılık, yine lakaytlık ve ürkeklik ikisinde de. Böyle hayvani özellikler gösterecekler diyor ve çok veciz bir açıklama bu. Kimden kaçıyorlar? Hz. Mehdi (a.s)’dan. Ne zaman? Tebliğ yapmaya başladığında. Bak, tebliğ yapmadan önce kaçmıyor, tebliğe başladığında kaçıyorlar. Çünkü Allah’ın anılmasını istemiyor. O zaman mutlu olacağını zannediyor.

“Mehdi çıktığında onun karşısındaki cahiller Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanındaki cahillerden daha şedit olacaklar. “Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında cahiller tahtaya ve taşa tapıyorlardı, oysa Mehdi zamanındaki cahiller Kuran’ı kendi keyiflerine göre yorumlayarak Mehdi’ye karşı mücadele verecekler” diyor. Yani hadislerle yorumlayarak.

Hz. Mehdi (a.s) hakkında soruyorlar Peygamberimiz (s.a.v.)’e, “Onun zamanında zımnilerin durumu nasıl olacak?” Yani ehli kitabın durumu nasıl olacak? Diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.): “O zımnilerle barış yapacak.” Barış içinde yaşayacak. Yani Müslüman topluluklar içerisinde olacaklar, dostça kardeşçe yaşayacaklar.

Mesela Peygamberimiz (s.a.v.), Hüsnü Mübarek’i de anlatıyor. “Görünümü karga gibi olan” diyor, “Burnunda bir küçük çıkıntı olan, delik olan çukurluk olan birisi çıkacak, çok iriyarı olacak, uzun boylu olacak” diyor ve “saltanatını kaybedecek” diyor. Bütün ahir zaman şahıslarını saymış Peygamberimiz (s.a.v.).

Bediüzzaman diyor ki Said Nursi Hazretleri, “Rus da” yani Sovyetler Birliği’nde, Rusya, “Rus da dinsiz kalamaz, geri dönüp Hristiyan da olamaz.” Marksist, Leninistler ya geri dönüp şimdi Hristiyan da olamaz, “Olsa olsa küfrü mutlak-ı kıran ve hak ve hakikate dayanan hüccet ve deliller istinat eden ve aklı ve kalbi ikna eden Kuran ile musalaha veya tabi olabilir.” Rusya’nın da Müslüman olacağına işaret ediyor Bediüzzaman. “O vakit dört yüz milyon ehli kitaba kılıç çekemez.” O zaman dört yüz milyon şimdi yaklaşık iki milyarı falan buldu Müslüman alemi.

Orada burada bazı arkadaşlar yurtdışında Almanya’da, Hollanda’da, Danimarka’da falan bizi sevenler bazen bana isnat ederek bazı ataklarda bulunuyorlar, bazı tavırlarda bulunuyorlar bunların hepsi yalan. Ben sadece Kuran’a uyan bir Müslümanım ve insanları Kuran’a davet ediyorum. Onların özel hayatları şunlar bunlar beni ilgilendirmez. Özel hayatlarıyla ilgili aldıkları kararlardan hiçbirinden ben sorumlu değilim. Böyle bir talimatım da olmaz tavsiyem de olmaz. Ahmakça ve aptalca yalan söylüyorlar terbiyesizlik yapıyorlar, kim yaparsa dangalaklık yapmış oluyor. Böyle bir şey olmaz. Bana ne özel hayatından adamın, ne yaparsa yapsın beni ilgilendirmez. Ben dedi diye bir şey yaparlarsa kimse buna inanmasın, bil ki o adam yalancıdır, sahtekardır. Beni ne ilgilendirir? Bir kere bağlantım yok ki ilgileneyim. Adamla konuşmam görüşmem hiçbir şekilde hatta tanımam dahi arada sırada gelen adamlar. İşte “Adnan Bey dedi, Hocamız dedi.” Öyle bir şey yok yalan bunlar. Veyahut bazı aptallar fıkhi hükümler çıkarıyor. İşte; Ramazan’da on gün oruçtur, ilk defa duyuyorum ben bunu çok dangalakça bir şey. Ramazan ayında herkes bir ay oruç tutar, Peygamber (s.a.v.) zamanından beri bu böyle. Nereye on gün? Canın tutmak istemiyorsa tutmazsın ayrı mesele. Ama kendi kendine on güne indirmenin alemi ne? Böyle dangallar var bunlara muhatap olma gözüyle bakmasınlar.

Allah’ı unutunca mutlu olacaklarını zannediyorlar bazı insanlar, böyle olmaz. Allah bin bir türlü bela veriyor o zaman haberi olmuyor. Devamlı Allah içini sıkar, sürekli sıkıntı oluyor, hiçbir şeyden zevk almaz, hiçbir şeyden keyif almaz. Allah’ı unutarak mutlu olma diye bir şey yoktur. Allah sürekli bela verir, bir bela biter bir bela başlar. Haberi bile olmaz, Allah ona hiç sezdirmeden süründürür. Allah diyor, “Onlar, farkına varmayacakları bir yönden onlara yaklaşırım” diyor. Ya genel umumi felaket veriyor ya şahsi bela verir. Ufacık bir bela bile insana yetiyor. Mesela insan tırnağı ağrısa bile bütün vücudu ağrıyor, mesela bu beladır. Gözü ağrısa bütün vücudu iptal olmuş oluyor, değil mi? Hayat onun için bambaşka bir şekle giriyor gözü ağrıdığında. “Bana ne sadece gözüm” diyemez. Vücut ruh bir bütün, bir yeri gitti mi her tarafı gidiyor. Kalp durdu mu adam ölüyor, “Ne olacak kalbin ölümünden? Olsun bedenim yaşıyor” diyemezsin sen. Mesela genç kızlar dindar kişilerle görüşmek istemiyorlar birçoğu. Hadiste de var ya “koyun gibi, keçi gibi kaçarlar” diyor. Mutlu mu oluyor? Yok, tek başına birçoğu angut kazı gibi yaşıyorlar. O gençler genellikle çirkin kızları buluyor bir tane güzel bir kızsa, onunla işte kanka oluyor, yine de bir nefret de oluyor aralarında bir kişi öyle onunla arkadaşça yaşıyor. Diğer arkadaşları var ama onlardan da çok çekiniyor. Kimi haset ediyor, kimi azgınlık yapıyor, kimi tuzak kuruyor, kimi dangalaklık yapıyor, sanki onu yapınca mutlu yaşıyor. Sürünüyorsun. Onu yaptığında mutlu olsan, deriz ki, “İslam’ı yaşamıyor ama Allah imtihan olarak ona bir mutluluk da veriyor, keyif veriyor, Müslümanlar için bu daha bir üstünlük” deriz, sabredecekleri için. Müslümanlar beyler paşalar gibi yaşıyorlar sen sürünüyorsun, tek başına it gibi sürünüyorsun. Her yerde aşağılanıyorsun, bir yere gidiyor birisi küfrediyor, bir yere gidiyorsun kavga oluyor, bir yere gidiyorsun hasetlikten kepazelik çıkarıyorlar. Öyle kişilere annesi babası da bela oluyor, akrabaları da bela oluyor, arkadaşları da bela oluyor, kendi bedeni de kendine bela oluyor. Öyle insanları annesi babası da rahat bırakmıyor, benim gördüğüm hep bela oluyorlar. En yakın arkadaşları başına bela oluyor. Hep sap gibi tek başına yaşıyorlar. Bir tane yancısı oluyor, o da ona para falan verdiği için, işte eve götürüyor onu, kurabiye falan alıyor, yaş pasta alıyor falan, tombalak falan oluyor arkadaşları da onu ayı besler gibi besliyor. Sevgi yoksa merhameti yoksa, şefkati yoksa, nevrotik manyak gibi bir adamsa olacağı bu. “Ben Müslümanlıktan rahatsız olurum” diyor. Müslümanlıkla sen huzur bulacaksın. Müslümanlık sana zenginlik getiriyor, bereket getiriyor, bolluk getirir, iç ferahlığı getirir, sana arkadaşlar dostlar sağlar, herkesle barışık yaşayabilirsin. Küfür zehir zemberektir, ıstıraptır, acıdır, sürünürsün küfürde. Mutlu olacağını zannediyor. Olsan görürüz kardeşim, görürüz. Ve sendeki o mutluluğa biz de Müslüman olarak zaten sahip çıkarız, onu biz de elde ederiz o zaman senin elde ettiğin bir yöntem varsa. Sen sürünüyorsun öyle bir şey yok. Alenen sürünüyorsun. Ben küfre düşüp de mutlu olan bir kişi görmedim. Derdik o zaman, “Küfre düşen mutlu oluyor ama siz Allah’a sarılın cennette mutlu olacaksınız onlara özenmeyin” derdik. Ama alenen cehennem hayatı yaşıyorlar.

GÖKALP BARLAN: Adnan Bey, Kuran’da Yüce Rabbimiz zaten belirtiyor, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “Kim Allah’ın ayetlerini yalan sayarsa onun için sıkıntılı bir geçim vardır” diyor. “Kim de iman edip salih amellerde bulunursa onları da güzel bir hayat yaşatırız” diye buyuruyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Benim hayatım ortada kendimden görüyorum. Mesela küfürde ancak kendi yaşıtı olursa onunla mutlu olma inancı var. Mesela bu da bir pagan inancı, put inanç, kendi yaşıtı. Sen mesela 19 yaşında, 18 yaşındasın veyahut 25 yaşındasın, kendi yaşıtın adam aradığında tek kalıyorsun adam bulamıyorsun. Senin şartların ağır. Kendi yaşıtın olacak, senin kaprisini çekecek, münasebetsizliğine katlanacak, kabalığına ses çıkarmayacak, saygısızlığına ses çıkarmayacak, egoistliğine ses çıkartmayacak, millet enayi mi? Sana yanaşmaz kimse o zaman. O zaman da yalnız kalırsın. Müslüman sabırlıdır, Müslüman sana yanaşır. Küfürde öyle bir şey olmaz. Nitekim hepsi de sap gibi ortada görüyorsunuz. Buğday sapı gibi yani kötü bir şey değil.

Müslümanlıkta yaş farkı diye bir şey olmuyor. Çünkü mesela farz edelim 16 yaşında bir genç kız 17 yaşında, mesela 40 yaşında bir insanla çok rahat anlaşabilir, 50 yaşında bir insanla çok rahat anlaşabilir Müslümansa. Çünkü orada aklı var, birikimi var, kişiliği var, ruhundaki enerji var. Sen 17 yaşında karşına alıyorsun zıpır sesi böğürtülü bir tip, hepsi için demiyorum da bazı tipler için, sen zıpır o zıpır bayağı kötü bir ortam oluyor. O vahşi sen de vahşi, sen egoistsin o da egoist, sen nevrotik sinirlisin o da nevrotik sinirli, sen kıskanç hasutsun saldırgansın, o da kıskanç hasut saldırgan, cehenneme döner ortalık. Ama senin yaşın küçük ama karşındaki insanın yaşı büyüktür olgundur, senin hasetliğini düzeltir, azgınlığını düzeltir, kabalığını düzeltir, dangalaklığını düzeltir, kıskançlığına denge getirir, sevgisizliğine karşı sevgiyle karşılık verir seni dengeler, sabırla karşılar münasebetsizliklerini. Yaptığın kabalıkları nezaketiyle düzeltir. Mesela zıpır zıpırı nasıl düzeltiyor? Hayvani metotlarla. “La böyle olur mu la?” falan diyerekten bilmem ne. Hayvan gibi karşılık veriyor o anda da bitiyor. Böyle olmaz. Yani Kuran ruhunda yaşıt diye bir ruh yok. Akıl yaşı vardır, akıllıysa insan bitti, isterse 90 yaşında olsun. Adam mesela yaşı ileri oluyor ama çocuk gibi aklı zayıf, olmaz. Benim kastettiğim akıllı insansa hiç fark etmez. O yüzden küfrü o sınıflandırmadan, hatta zenginse zengin arkadaş arıyor. Çünkü hepsinde huysuzluk oluyor hemen hemen birçoğunda, birçok insanda olur bu. Ancak o sabırla dengelenir, şefkatle dengelenir, sevgi onu bastırır, sevgiyle insan kötülüğe iyilikle karşılık verebiliyor. Yoksa kötülüğe kötülükle, kıskançlığa kıskançlıkla, münasebetsizliğe münasebetsizlikle karşılık versen anında biter. Onun için hayat ancak Müslümanlık içinde rahat yaşanacak gibi yaratmış Allah. Ben çünkü konuşuyorum, hangi genç kızla konuşsam hep yalnızlar, “Hiç arkadaşım yok” diyor, “Bir tane arkadaşım var” diyor, “İki arkadaşım var” diyor. Mesela güzel bir kızın güzel bir arkadaşını pek görmedim hep çirkin arkadaşları.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Geleceğe dair bir hedefleri de olmuyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ki.

BEYZA BAYRAKTAR: Bir de hep kavgalı oluyorlar, barışıyorlar tekrar kavga ediyorlar.

GÖKALP BARLAN: Çıkarları çatışmadığı sürece arkadaşlar, en ufak bir çıkar çatışmasında.

ADNAN OKTAR: Tabii.

“Sadece Kuran Müslümanlığı diyorsunuz ama iş Mehdiyet’e gelince hadislere başvuruyorsunuz. Bu ne yaman çelişkidir?” Niye çelişki olsun? Biz hüküm konusunda Kuran’a uyuyoruz hüküm, helaller haramlar konusunda. Bunda hüküm tamam. Hadis, ayrıca mesela diyor ki ayette “namaz kılın” diyor. Hadis ne diyor? “Namaz kılın” tamam bu da doğru. Yani “Peygamber (s.a.v.) hiçbir şey söyleyemez.” Sezar “Veni, vidi, vici” diyor değil mi, adam “Geldim, gördüm, yendim” diyor onu kabul ediyorsun, değil mi? 2000 yıl önceki olayları kabul ediyorsun. 1400 yıl önce Peygamber (s.a.v.) hiç mi söz etmedi? O zaman ölçü ne? Kuran’a uyuyor mu? Uyuyorsa tamam doğrudur. Mesela diyor ki, “Oruç tutun” diyor Peygamber (s.a.v). Kuran ne diyor? “Oruç tutun” tamam doğru. Biz bunu niye reddedelim? Biz hadise uyuyoruz derken bunu söylüyoruz. Mesela ahir zamanla ilgili hadis söylüyor, “İki uçlu kuyruklu yıldız çıkacak” diyor, hiçbir bilim adamı hiç kimse söylememiş, hiçbir bilimsel kayıtta yok. Dediği çıkıyor mu? Çıktı. Doğru. Ölçüsü ne? Olayın çıkması. Mesele PKK’yı tarif ediyor Peygamber (s.a.v.), “Başında da Abdullah olacak” diyor. Doğru çıkıyor mu? Çıkıyor. Mesela “Hz. Mehdi (a.s)’ın olduğu yerde bazı olayların başında Kenane isimli bir adam olacak” diyor, Kenan Evren’i söylüyor, çıktı mı? Çıktı. “Kenan” diyor, ismiyli söylüyor. Esad’ın ismini açıkça “Esad” diye söylüyor, oğlunun adı “Beşir” diye açık açık söylüyor. Bir kısmının tiplerini tarif ederek söylüyor. Mesela, “Uzun boyludur, burnunda çöküklük vardır, kargaya benzer” diyor hepsini söylüyor, doğru çıkıyor mu çıkmıyor mu? Çıkıyor. Tamam, o zaman doğru. “Fırat’ın suyu kesilecek” diyor. Kesildi doğru. “On beş gün arayla ay ve güneş tutulmaları olacak Mehdi devrinde” diyor, oldu mu? Oldu. “Kabe basılacak Mehdi’nin çıktığı yıl” diyor, oldu mu? Oldu. “Büyük bir ateş sütunu çıkacak mübarek beldede İstanbul’da 1979’da” oldu mu olmadı mı? Oldu. Sabaha kadar sayarım. Hepsi olmuş. Olunca ne demektir? Hadis sahih, gerçek ve doğru demektir.

GÖKALP BARLAN: Adnan Bey, Yüce Rabbimiz Kuran’da haber veriyor, “Peygamberleri içinde seçtiği kullar müstesna” diyor, gaybla ilgili bilgiyi vereceğini söylüyor peygamberlerin içinde.

ADNAN OKTAR: Gayb bilgisi zaten veriliyor peygambere onu gösteriyor Allah. Mesela Hz. Yusuf (a.s) diyor, “Siz yemeğinizi bana getirmeden hangi yemeği getireceğinizi bilirim” diyor, “bana sorun”. Gayb bilgisini Allah bildiriyor bilmez olur mu? Mebzul ayet var. Mesela savaşın sonucunu Allah ayette bildiriyor, değil mi? “Üç veya dokuz yıl arasında dünyanın en alçak yerinde karşı taraf mağlup olacak” diyor. Bu gayb haberi; doğru çıkıyor. Dünyanın en alçak yerinde doğru, verilen tarih de doğru. Haddi hesabı yok Kuran’da verilen olaylar hepsi çıkmış ayette belirtilen. Mesela cennetle ilgili hadisler Kuran’la mutabık. “Cennette huriler vardır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Ayete bakıyoruz ayette de diyor aynısını. Peygamber sözü bu mu? Sözü tamam, doğru uygun, yani Kuran’a uygun. Ha inanmak farz mı? Değil hadise, Kuran’a inanmak farzdır. Ama Hz. Mehdi (a.s)’la ilgili hadislerin hepsi çıktığına göre bunun herhalde bir açıklaması olması gerekir. Bir mucize değil mi bu? Hayır, bir tane olur, iki tane olur, on, yüz, kardeşim tamamı. Mesela Hz. Mehdi (a.s)’la ilgili eşkal bildiriyor başından ayaklarına kadar, en az altmış madde var. Hz. Mehdi (a.s) devrindeki olaylar; en az yüz maddeyle bildiriyor Peygamber (s.a.v.). Hepsi doğru çıkmış. Tam bir mutabakat, nasıl reddedelim? Sen Nostradamus’u kabul ediyorsun, kahvedeki falcıyı da kabul ediyorsun Allah’ın sana bildirdiğini kabul etmiyorsun. Üstelik doğru çıkmış, tahakkuk etmiş, meydana gelmiş yani olay. Mesela diyor ki, “Pazar günü yağmur yağacak” diyor, pazar günü gelince yağmur yağıyor ama tabii bulutların akışından falan tahmin ediyorlar. Peygamber (s.a.v.) söyleyince niye inanmıyorsun, değil mi? 1400 sene ne? Daha dün gibi yeni söylemiş. Unutulmamış kayda geçmiş yazılmış, 1200 yıl önce yazmışlar kayda geçmiş, hepsi doğru çıkmış.

“Bireysel silahlanma hakkında ne düşünüyorsunuz Adnan Bey? Daha özgürce insanlar alabiliyor Amerika’da” diyor. Erdal Beyoğlu. Kültürlü bir toplum için olabilir bence ama daha yeni eğitimi gelişen, yeni bilgilenen, yeni şuurlanan toplumlarda sadece kendini savunması gerektiğine inanılan insanlara silah verilmesi lazım, risk altındaki insanlara. Onun dışında olmaz. Çünkü mesela bizim milletin bayağı bir kısmı sinirli. Hayır, ya kendini vuruyor ya başkasını vuruyor. Mesela canı sıkılıyor akşam balkona çıkıyor sigarayı yakıyor böyle, “Ne yapayım? Kendimi vurayım bari” diyor. Veya çocuğu ufacık bir hata yapıyor, çocuğu alıyor yüksekten atıyor yere şehit ediyor çocuğu. Karısına mesela sinirleniyor, kadını tavuk keser gibi doğruyor şehit ediyor. Trafikte de kafa-göz falan, ben gördüm bir kere gidiyorduk, birden indiler arabalardan falan, “ne oluyor?” falan dedik. Akıl almaz birbirlerine girdiler kalemler falan cebinden fırladı, ceplerindekiler döküldü rezalet. Ortada hiçbir şey yok.

Bir kere Peygamberimiz (s.a.v.)’den hadis diye, mesela diyor ki; “Mehdi; Peygamberimiz (s.a.v.)’in zırhı ona olmaz” diyor İmam-ı Caferi Sadık. “Vücudu geniştir zor sığar Mehdi Peygamberimiz (s.a.v.)’in zırhına” diyor. “Çünkü bana giydirdiler ta dizime kadar geldi” diyor. “Sen Mehdi’sin” diyorlar, “o zaman getirin Peygamber (s.a.v.)’in zırhını giyeyim” diyor. “Mehdi’ye gelmeyecekti bu zırh” diyor. “Görüyorsunuz dizime geliyor, ben Mehdi değilim” diyor. “Ben zayıf bir insanım nereden çıkarttınız?” diyor. “Mehdi iriyarı olacak, yapılı olacak” diyor. “Altın ve ipek karışımı kumaş giyecek Mehdi” diyor. Altın ve ipek karışımı, çok net bir ifade. Böyle altınlı ipekli kumaş zamanımızda çok zor bir şey. “En güzel kumaşı, en güzel elbiseyi o giyecek” diyor İmam-ı Caferi Sadık. Allah talebe etmeyi bizlere nasip etsin bekliyorum. Siz de bekliyorsunuz ben de bekliyorum o mübarek şahsı. 

Cahiliyede arkadaş ilişkileri acayip oluyor. Mesela genç kız kansere yakalandığını söylesin bir tane arkadaşı kalmaz etrafında hepsi kaçar. Binlerce vaka vardır herkes bilir meşhur. Mesela evlenecek, “genç koca olursa bana ömür boyu bakar” diyor. Mesela “Daha yaşı ileri olan daha erken ölür o” diyor hesap yapıyor, “ben de ortada kalırım o zaman” diyor. O hesabı Allah tam tersine çeviriyor. O yaptığı hesap doğru çıkan hiç adam olmaz. Ya kendi ölüyor erkenden veyahut da hesabı tamamen tersine çıkıyor. Öyle bir şey olmaz. Çünkü bu tevekküle aykırı, Allah’a haşa meydan okur gibi bir ifade. Ben yaşayacağım o ölecek, garanti altına alıyor, ömrün boyunca da sürünüyorsun. Peygamberimiz (s.a.v.) yaşlıydı, hanımları 18 yaşındaydı, 19 yaşındaydılar ne oldu? Paşalar gibi yaşadılar. Aslan gibi yaşadılar, hiç kimseye de muhtaç olmadılar. Gayet güzel mutlu, cennette şu an sonsuza kadar birlikteler. Senin oradaki kastettiğin hayat ne kadar? Kaç yaşında evleniyorsun? Hadi 20 yaşında diyelim iki on senede bitiyorsun sen, 40 yaşında bitti, iptal, iki on senede. 40 yaşında akıl almaz çöküyor. Kadınların 40 yaşında ne hale geldiğini herkes bilir birçoğunun. Hepsi için demiyorum da birçoğu öyle. İki on sene için bütün hayatını veriyorsun sen. İki on sene başka yok. Gençliğim mençliğim dediği hepsi onun içinde. “İleride ne yapacağım?” Sen iki on senede yaşlanacak mısın, yaşlanmayacak mısın? Neyin hesabını yapıyorsun o zaman? Mesela diyor ki, “Ben henüz 18 yaşındayım.” Ee, iki on sene sonra 40 yaşında oluyorsun, 38 yaşında, 40. Bütün ömrün iki on sene, göz açıp-kapayıncaya kadar geçer. On seneler bir sene gibi geçiyor. Bütün ömrün bitmiş oluyor, neyin hesabını yaptın sen?

Geçen gün haber vardı, kadın tüfeği alıyor kızlarını vuruyor, sonra kocasını vurmaya kalkıyor tüfek tutukluk yapıyor, adam da gidip kadını boğazlayıp kesiyor, bu kadar kolay oluyor adama. Onun için silah bulundurmak çok riskli. Çünkü silah sürekli vurma duygusunu veriyor insanlara. Mesela belinde silah varsa, “Bu silah neye yarıyor? Bir gün mutlaka birini vurmam gerekiyor” diyor. O, ömür boyu kullanılmamak için oraya konur, caydırma amaçlıdır silah. Silah kullanılmaz. İllaki birini vuracak. Beline ruhsatsız silah alıp da birini vurmayan adam çok nadirdir. İllaki onun bir işlevi olması gerektiğine inanıyor. Yanında bıçak taşıyorsa mutlaka birini bıçaklıyor, zaten azmetmiş demektir. Onun için zaruret olmadıktan sonra silahın evde dahi bulunması doğru değil. Hiçbir yerde silah bulunmamalı. Silah tehlikeli bir şey. Bastı mı tetiğe ateş alıyor, bir tetik nihayeti. Hatta yere düşse bile ateş alıyor, tehlikeli bir şey.

Mesela rahibeler manastırlarda, “Ben Hz. İsa (a.s)’la evleneceğim” diyor. “Hz. İsa (a.s) yok” diyorsun, “Ahirette evleneceğim onunla” diyor. “Daha çok var” diyorsun, “Yok, iki on sene en fazla” diyor. “Ben 19 yaşındayım, iki on sene sonra 40 yaşıma gireceğim ben” diyor. Ondan sonra hayat bitiyor onun için. Hakikaten 40 yaşından sonra hastalıklar başlıyor, kanserler, ülserler, romatizmalar. Yani yaşıyor ama bir de ona sen sor. Neyin hesabını yapıyorlar ben anlamıyorum. O zannediyor ki 19 yaşından sonra on sene sonra yine 19 yaşında olacak zannediyor.  Öyle olmuyorsun sen. İki on senede 40 yaşına giriyorsun.

Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’e ait olduğunu iddia ettikleri en uydurma hadisleri bile ballandıra ballandıra gelenekçiler anlatıyorlar, Ortodoks gelenekçi Müslümanlar. Bu anlattığımız mucizelerin hiçbirini ağızlarına dahi almak istemiyorlar. Mesela şu iki uçlu kuyruklu yıldızın çıkışı hiçbir bilimsel eserde yok, tarihte yok. 1400 yıl önceden Peygamber (s.a.v.)’in bilmesi çok büyük mucize. Yani kaç bin yılda bir geçti bilinmiyor. Elli bin yılda bir mi, yüz bin yılda bir mi geçti? Bilinmiyor. Peygamber (s.a.v.)’in bilmesi tamamen mucize. Bak diyor ki, “Bütün kuyruklu yıldızların tersine gidecek” diyor. Yani imkansız bilinemez. Mesela belki elli bin yılda bir geçiyor bilinmiyor, tarihte hiçbir kayıt yok. “Diğer kuyruklu yıldızların aksi istikamete gidecek” diyor, “Çok daha parlak olacak” diyor diğer kuyruklu yıldızlardan. “İki uçlu olacak” diyor, “İki ucunda da kuyruk olacak” diyor, bu olacak iş değil. Hiçbir kuyruklu yıldız ters yöne gitmez ve iki uçlu da asla olmaz mantığı da yok, bilimsel olarak da mantığı yok. Oluyor mu? Oldu. Doğru, aynısıyla çıktı. Mucize mi? Çok büyük mucize. Dünyayı sallayacak mucize. Yabancılar da, yerliler de kimse gıkını çıkartmıyor. Çünkü; bunu kabul ettiklerinde Mehdi (a.s)'yi de kabul edecekler. Ödleri kopuyor ama "Korkunun ecele faydası yok" derler. Ecel geliyor yani. Herkes için tabii. Ecel yani son. Sona doğru gidiyor dünya.

AYLİN KOCAMAN: Siz daha önce  söylemiştiniz "geçmedi" desinler o zaman diye. Bir kişi de  çıkıp böyle bir şey de diyemiyor.

ADNAN OKTAR: De ki "Böyle bir hadis yok" de. "Böyle bir olay da olmadı" de. Bak diyor ki "Ondan önce bir kuyruklu yıldız daha geçecek" diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Yani büyük bir kuyruklu yıldız çıkacak diyor. Halley Kuyruklu Yıldızı tam denilen vakitte çıktı. Sonra da diyor "Mehdi devrinde Mehdi'nin ve İsa Mesih'in  çıkış alameti olarak da Bethlehem Yıldızı çıkacak" diyor. İki bin yılda bir çıkıyor bu çünkü. O da çıktı. Gık yok. Kardeşim Bethlehem bütün tablolara, heykellere, hikayelere, romanlara her yere geçmiş bir olaydır Bethlehem Yıldızı. Bütün Hristiyan heykellerinde, bütün kiliselerde var. Aynı yıldız bir daha çıkmış niye ilgilenmiyorsunuz ey kilise mensupları? Neden korktunuz ey Müslümanım diyen Ortodoks gelecekçi kardeşlerim? Niye bahsetmiyorsunuz? Bethlehem Yıldızı’nın olmadığı hiçbir Hristiyan tablosu yok. Her yerde vardır. Hristiyanlar’ın o üst taşıdıkları sancaklarda hep yıldız şeklinde o görünür, Bethlehem Yıldızı. İsa (a.s)'yı temsil eder. İsa (a.s)'nın zuhurunu temsil eder. Her yerde vardır, ışık saçan yıldız.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Davutoğlu, New York'ta Türkmen Vakfı'nın düzenlediği akşam yemeğinde konuştu. Şunları söyledi: "Bugün itibariyle  şunu ifade etmek isterim ki; Türkiye'ye dönük terör tehdidinin beli kırılmıştır. Kuzey Irak'ta PKK'nın barındığı sığınaklar, mühimmat depoları, karargahlar, Suriye'de sınırımızda DAEŞ'in Türkiye'ye dönük tehdit oluşturan bütün yapıları ve sığınakları, barınakları önemli ölçüde etkisiz kılınmış;  ülke içinde de şehirlerimizde ve kırsal alanda kamu düzeni ve egemenliğinin sağlanması yönünde büyük mesafe kat edilmiştir" dedi.

ADNAN OKTAR: İşte mesafenin kaç santim olduğunu, ne kadar yol kaldığını, kaç metre yol kaldığını bilmek lazım. Yani Güneydoğu'da vatandaş mesela Kılıçdaroğlu gidip Mardin'in ana caddelerinde göğsünü gere gere geziyorsa bu tamam. Milliyetçi Hareket Partisi, Siirt'in ortasında konuşma yapabiliyorsa tamam. Yapamıyorsa  başarılı bir çalışma yok demektir. Kitap dağıtımı yapılabiliyor mu şu an? Yapılamıyor. İmani, Kurani bir konferans verilebiliyor mu? Verilemiyor. O zaman daha yol alınmış değil. Ama yolun başındalar. İlerlemişler ama daha gidilecek çok yol var.

Nevzat Çiçek. Nevzat Çiçek gazeteci. Göreyim. Evet bu genci tanıyorum. Ne diyor? Time Türk'ün Genel Yayın Yönetmeni. "Türkiye'nin tanıtımını Adnan Hoca'ya versinler. Suud Gazetesi’nde yarım sayfa yazısı var" diyor. Evet Suudi Arabistan'da yazısı çıkan bir tek ben varım. Rusya'da da Pravda'da, İran'da, İsrail'de. Amerika'da dünyada her yerde yazılarım çıkıyor da. Bu ülkelerde yazarların yazısı çıkmıyor. Bir tek benim yazılarım çıkıyor. Özelliği bu. Rusya'da, İran'da Tahran Times; ki merkezi gazeteler. Pravda yani hep devlet gazeteleri. Suudi Arabistan'da da öyle. Benim yazılarım sürekli çıkıyor. MaşaAllah.

ECE KOÇ: Bir önceki yazınızda Rusya'nın da dahil olduğu İslam Birliği çözümünü sundunuz. Onu yayımlıyorlar. Komünist bir gazete normalde.

EBRU ALTAN: Bugünlerde en çok okunan makaleler arasında.

KARTAL GÖKTAN: Yine bu hafta Pravda'da  ve diğer pek çok yerde çıkan yazılarınız var. Okuyabilirim Adnan Bey. Ünlü Rus gazetesi Pravda'da bu hafta İngilizce olarak çıkan "Rusya'nın Suriye’deki yeni hamleleri" başlıklı yazınızda Rusya'nın Suriye'deki askeri üssünü güçlendirdiğini ve  askeri yardımda bulunduğunu anlatıyorsunuz. Söz konusu yazıda Suriye'de Türkiye'nin garantörlüğünde sivil vatandaşların korunabileceği bir tampon bölge oluşturulması gerektiğini açıklarken, Esad'ın da aday olduğu demokratik bir seçim yapılmasını ve yeni seçilen hükümetin de kan dökmeden karşılıklı anlayış ile ulusu yönetmesi gerektiğini belirtiyorsunuz. Rusya'nın da içinde olduğu bölgesel ülkelerden oluşan müttefik bir gücün Suriyeli halkın refahı için çok daha verimli olduğunu ifade ediyorsunuz. Arap News Gazetesi ve onun internet sitesinde iki yeni yazınız yayınlandı. Bunlardan ilki "Medya, sosyal medya ve terör" başlığını taşıyor. Diğeri ise "Allah rızası için kurban kesmek." Bu yazınız Amerika'daki Jeffersin Corner sitesinde de çıktı. Mültecilerin içinde bulundukları zor durumu ele aldığınız "Vicdanlar ölünce gözler körleşir, kulaklar sağırlaşır" başlığını taşıyan yeni yazınız Dubai merkezli Arabian Gazette’de yer aldı. MBC Times'daki "Mültecileri ölüme mahkum etmek" başlıklı yazınız Fransızca olarak yayınlandı. İngiltere'nin büyük yayın organlarından El-Arabi sizin "Rusya, Suriye için ne yapabilir?" başlıklı makalenizi yayınladı sitesinde. Aynı makalenize Hans India sitesi de yer verdi. "Kurban bayramında zulüm gören kardeşlerimiz için dua edelim" başlıklı yazınız Malezya'nın önde gelen İngilizce gazetelerinden News Street Times'da çıktı. Fas'ta yayın yapan Morocco World News sitesinde "Kurban bayramının Müslümanlar’a getirdiği sevinç" başlıklı yazınıza yer verdi. Bu yazınızın yer aldığı diğer iki gazete The Malaysian Insider ve Gulf Daily News. News Rescue haber sitesinde iki tane makaleniz yayınlandı. Başlıkları sırasıyla şöyle, "PKK terör örgütünün Suriye'deki ismi PYD'dir" ve "Güney Afrika'da yeni bulunan Homolanade üzerinde kurulan evrimci senaryo boşa çıktı." Arapça olarak yayınlanan Sasa Port'ta "Mültecileri ölüme mahkum etmek" başlıklı yazınız yer aldı. 
Bosnia Times'da çıkan Boşnak dilindeki yazınız "Güvende hissetmek için Allah'a güvenin" başlığını taşıyor. Son olarak Daily Mail sitesindeki yeni yazınızda mültecilerin içinde bulundukları durumu ve karşılaştıkları zorlukları ele alıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Allah Allah. Dünya çapında masaAllah. Allah'ın lütfu maşaAllah.

Nevzat kardeş Kürt’müş. PKK'lılar çok baskılar yapıyorlarmış. “Hainsin sen” diyorlarmış. “Niye Kürdistan demiyorsun?” falan diye. Helal olsun Nevzat'a. Aslanca tavrını, inancını ortaya koyuyor. Türkiye, Türkiye. Lazistan, Türkistan, Kürdistan öyle bir şey yok. İttihad-ı İslam'ın mükemmel uygulandığı bir yer Türkiye.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PKK'nın terör eylemleriyle ilgili konuşan Kılıçdaroğlu şöyle dedi: "Bence bugün PKK'nın yaptığı terör eylemleri tamamen HDP'yi zor durumda bırakıyor. Ben şahsen HDP'nin baraj altında kalması gibi bir amacı taşıdığını düşünüyorum. Bir anlamda PKK'nın politikası sarayın yani Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın politikasıyla paralel yürüyen bir politika olarak ortaya çıkmıştır” diyor.

ADNAN OKTAR: Olur mu canım? Şiddet kullandıkça PKK her zaman güçleniyor. Terör örgütleri güçlenir. Ama şiddeti ezdiği için devlet şu an gücü kalmadı tabii. Yani azaldı. Fakat kırsal alanda, şehirlerde o azgın tavrını devam ettirdiği için henüz vatandaş orada özgür, huzurlu değil.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ağrı Valiliği yaptığı açıklamada PKK'nın kendi bölgelerindeki bomba üretim merkezinin imha edildiğini söyledi. Bomba merkezi dedikleri yerin fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Evet, imalat yapıyorlarmış demek ki. Ama üretim merkezi? Böyle üretim merkezi mi olur? Alenen mağara. Oraya bomba stoklamışlar biraz o kadar. Üretim falan yapacaklarını zannetmiyorum.  Orada üretimlik bir yer yok. Üretim için kimyasal tesis gerekir. Belki montaj yapıyor olabilirler. Yani parçaları birleştiriyor olabilirler. Ama onu her yerde yapabilirler alakası yok.

İran'ın iki İngilizce gazetesi var. Biri Tahran Times, diğeri İran Daily her ikisinde de yazım çıkıyor.

ECE KOÇ: Sizin orada çıkan yazılarınızı devlet resmi haber ajansı IRNA mutlaka kullanıyor. Özel olarak alıyor.

ADNAN OKTAR: Tabii.

AYLİN KOCAMAN: Ve size özel teşekkür etmişlerdi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Evet, dinliyorum.

ECE KOÇ: İran’da Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA, orada da yayınlanıyor sizin makaleleriniz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet, İslam Devleti Haber Ajansı, orada da çıkıyor yazılarım doğru.

"Adnan Hoca'nın dini en güzeli ya. Kime inanmamız gerekiyor acaba?" Benim dinim değil. Allah'ın dini, İslam dini. Bak senin hoşuna gidiyor o din. Bağnazlık hoşuna gitmiyor. 

"Facebook’ta bayram boyunca kurban için vahşetmiş gibi bahsediyorlar.” Laf o canım. Olur mu öyle şey? Hepsi yemek yiyor. Zaten ölürler et yemeseler. Ne alakası var?

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Yurt dışında bazı gazeteler özel olarak görüntüleri uygun olmayan fotoğrafları seçip yayınlıyorlar.

ADNAN OKTAR: Canım olur mu? Allah onları kurban olarak  yaratmış. Kurbanlık zaten adı üstünde. "Etlerinden faydalanırsınız" diyor Allah. "Ben size nimet olarak yarattım" diyor. Görünüşü de güzel, etleri de güzel. Çok besleyici, vücut için faydalı, nimet. Vahşetle ne alakası var? Helaliyle kesiliyor hayvanlar.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, sosyal medyada tartışma yaratan bir mesaj vardı. Tiyatrocu Genco Erkal yazdı, kişisel sosyal medya hesabında; "Hiç sevmem bu bayramı. Kanlı bayram, ilkel bayram, insanlığın karanlık dönemini kutsayan örümcek kafanın bayramı benden uzak olsun."

ADNAN OKTAR: Ama lokantaya gitti miydi de, ızgara-salata karışık büyük bir iştahla yiyor. Böyle titreyerek pirzolayı kemiğiyle sıyırıyor, "Nefismiş" falan diyor. Samimi bir ifade değil. Ne güzel, fakir fukara et bayramı yapıyor. Dünyadaki en güzel yiyecek, et. En faydalı yiyecek. Et olmasa insanlık ölür, bayağı hastalanır ölürler. Çünkü hayvansal protein olmadan vücut direnci olmuyor. Her türlü hastalık olur. Fasulyeyle, mercimekle yaşayamazsın. Çok sağlıksız bir nesil olur, insanlık yok olur. Öyle bir şey olmaz.

Şebnem Akastiel, Şebnem Vns, "Ben güzel değilim, kız arkadaşlarınız çok güzel kıskanıyorum" diyor. Şimdi şöyle diyeceksin; "Ben gıpta ediyorum" diyeceksin, gıpta. "Keşke onlar gibi olsam" diyeceksin.

Ramazan Erdem, "Hayatım boyunca böyle güzel kız arkadaşım olmadı bir tane" diyor. O da ağırına gitmiş. Olmaz çünkü kendini eğitmiyorsun. Allah nasip eder, Allah yaratır dersen; Allah'a hizmet edersen Allah sana güzel kız arkadaşlar yaratır. Sen zannediyorsun sokakta olur, elini kolunu sallayarak gezersin, pazardan meyve alır gibi alırsın. Öyle olmaz. Allah onu özel yaratır. Özel karşına çıkarır. Haset etmeyle olmaz.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Biz sizi ahlakınızdan dolayı çok seviyoruz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Ramazan Erdem, "Ağırıma gidiyor. Benim neden böyle güzel kız arkadaşım yok? diye" diyor. Niye yok? Çünkü Allah'a boyun eğmiyorsun. Allah'a tevekkül etmiyorsun. Allah'ı çok seversen Allah sana da böyle güzel hanım arkadaşlar nasip eder. Benim başka ne güzel kız arkadaşlarım var ayrıca. Siz daha onda birini görmediniz.

BEYZA BAYRAKTAR: Onları görseler yer yerinden oynar.

ADNAN OKTAR: Ne yapacağınızı şaşırırsınız.

"Hiç düşünüyor musunuz Mehdi (a.s) olabileceğinizi? Merak ettim." Uzak Ufuklar. Her insanın Mehdi olmayı istemesi lazım, her müminin. "Ya Rabbi beni Mehdi (a.s) yap, beni takva yap, beni evliya yap, veli yap, kendine yakın yap" demesi lazım. “Biz kimiz? Biz işte cehennem odunu olabiliriz ancak” falan böyle münasebetsiz ifade bunlar. Böyle olmaz. Ama tabii ben her an korkuyorum cehenneme gideceğim diye. Üslubumu da görüyorsunuz Mehdilik iddiam olsa sarıkla, cübbeyle çıkardım, şalvarla. Gelenekçi, Ortodoks çünkü İslam alemi. Bizim sunduğumuz görünümle bir İslami lider olarak kabul etmeleri yahut Mehdi olarak kabul etmeleri imkansız üstü imkansız üstü imkansız. Bir; sen gitmişsin hem Amerikan localarından -Amerika'nın en büyük mason localarından- hem Avrupa'nın en büyük mason locasından 33. dereceden mason olmuşsun, tescillenmiş. Bu zaten konuyu kapatıyor. Buradan imkansız. Mehdilik iddia eden bunu yapmaz. İki; tapınak şövalyeleriyle görüşüyorsun, onlar sana Tapınak Şövalyesi Üstadı, Baş Üstadlık veriyor. Buradan da bitersin. Hahamlar geliyor, Baş Haham geliyor, İsrail Baş Hahamı geliyor. Onunla görüşüyorsun, sevgi gösterilerinde bulunuyorsun karşı karşıya, buradan da bitersin. Yani nereden baksan olay biter. Ayrıca dekolte hanımlar var, mini etekli, onlarla çok samimiyim. Ve şakır şakır kaşıkla oynuyorum. Mehdi (a.s) kaşıkla oynamaz. Değil mi? Şarkı söylüyorum; Mehdi (a.s) şarkı söylemez. Daha ne yapayım? Varsa anlatacakları başka bir şey, onu da yapayım. Ama yaptıkça daha da kanaatleri geliyor. Yani bu çok ürkütücü bir şey. Ben kaçıyorum onlar kovalıyor. Ne yapalım yani? Ben "Mehdi (a.s) değilim" diyorum. Onlar da "Mehdi (a.s) değilsin" diyor. Karşılıklı bağrışıyoruz. Bilmiyorum sonu ne olacak yani?

Zeki Kavanoz, o da kıskanmış hanım kardeşlerimizi "Çok çok güzeller ama ben hayatımda bu kadar güzel hanımlar görmedim. Peki benim niye böyle kız arkadaşım olmuyor?" diyor. Olmaz. "Eğer bu hanımlar kadınsa benim kız arkadaşım ne? Benim kız arkadaşım kadınsa onlar ne?" diyor. Olmaz. Sen haline şükredeceksin. İnşaAllah.

Coco Jambo, "Hocam çok çirkinim. Ne yapayım?" diyor. İmanını güzelleştir.

"Bu Adnan Hoca olayında benim aklıma yatmayan şeyler var. Bir kız arkadaşım var, dört günde ona aşık olduğunu söyledi. Mürit oldu. Nasıl bir şey ya?" diyor. Şimdi, Allah aşkıyla sever. Dört gün de sürmez. Peygamberimiz (s.a.v.)'i görüyorlardı; dört dakika bile sürmüyordu, aşık oluyorlardı, Peygamberimiz (s.a.v.)'i seviyorlardı. İmanla sever. Müritlik de ayrıca ben tarikat değilim ki mürit olsun. Şeyh değilim, hoca değilim.

BEYZA BAYRAKTAR: Aklı başında bir kadın sizi gördüğünde bir daha bırakmaz zaten.

ADNAN OKTAR: Bendeki tutku, derinlik belki sevgi, samimiyet, o coşkulu aşk, Allah aşkı, o tabii ki etkiler insanı.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Aklınız çok etkili, sadakatiniz.

ADNAN OKTAR: Adam, tamam, kalıplı malıplı ama kız gözüne bakıyor adam uzaya açılıyor. Yapacak bir şey olmaz. Kadın istese de sevemez. Uzaya açılan pencere gibi. Bir kadında da bakışlar, tutku, derinlik, akıl önemlidir. Tabii ki fiziği önemli ama o olmazsa olmaz. Mesela Eva’yı ben sırf fiziği için sevmiyorum. Akıllı kız, çok samimi, vicdanlı; o yüzden çok seviyorum. Yoksa benim işim olmaz.

Alp Okan, "Adnan Bey, arkadaşlarınız yayın haricinde zamanlarını gün içinde nasıl geçiriyorlar? Sosyal hayatları nasıl?" Onlara sor tek tek işte. Herkes ayrı ayrı; kiminin işi gücü var, kiminin kültürel faaliyetleri oluyor, kimi spor yapıyor, kimi tatilde oluyor, oluyor oğlu oluyor ama hemen hemen herkesin bir işi gücü var.

"Hakikaten doğru söylüyorsunuz Hocam cahiliye ahlakındaki bir kadın, aynı anlattıkların gibi oluyor. Eli ayağı boşanmış adeta deli gibi oluyor. Tam enaniyetli bir baş belası oluyor. Birçoğu öyle. Ben de öyleydim. Eşim benden çok çekti. Allah onu da, beni de, çocuğumu da Mehdi (a.s)'ye talebe eylesin" diyor. Tabii birçok yerde öyle oluyor. Kadın yarı deli gibi varlık tanınıyor birçok yerde. Öyle şey olur mu? Kadın çok oturaklı, akıllı, samimi, dirayetli, dürüst olması lazım. Makul bir akla sahip olması lazım. "Psikopatlık" bu ne yani? Bunun anlamı yok ki. Kendini üzüyor, etrafı da üzüyor. Kendini yıpratıyor, etrafı yıpratıyor. Kendini ihtiyarlatıyor, etrafını ihtiyarlatıyor. Sadece çöküntü vesilesi, hiçbir işe yaramaz. Manyak gibi olmanın alemi yok ki. Huysuz, kıskanç, edepsiz böyle, saygısız, küstah, saldırgan. Hiçbir anlamı olmaz.

"Şefim, sizi dinlemiyordum normalde ancak dayanamadım. Bir süredir izliyorum. Şu geçenlerde masonlarla izledim. Hakikaten dediğiniz gibi oldu. Birden Amerika, Rusya, Esad, Türkiye tam programda konuşulanlar oldu. Helal olsun. Nasıl birisiniz siz?" Orta boylu, geniş yapılı bir kardeşinim. Gizli, özel olsa pek inanmayabilirlerdi. Burada konuştuk, imzaladık, mektubu gönderdik. Mektuptakilerin aynısı, Tayyip Hoca da ona katıldı, Amerika da bu olaya katıldı, Rusya da katıldı. Amerika'da masonlar Obama'yla görüştüler. O görüşme notunu bana ilettiler. Aynı şekilde Putin'le de görüştüler, aynı şekilde Esad'la da görüştüler. Ve ortak bir deklarasyon meydana geldi, onun uygulaması oldu, gördünüz neticeyi.

AYLİN KOCAMAN: Orada şunu söylediler, Adnan Bey size; "Barışı sağlayacak cesaret ve manevi gücü sizde buluyoruz" dediler.

ADNAN OKTAR: Evet, ben içeriğini detaylı anlatmıyorum çünkü özel konuştular. Gizli tutulmasını istediler, ben de gizli olduğu için söylemiyorum. Esad'dan gelen mesajı da söylemiyorum, o da gizli. Zaten gördünüz canlı yayında özel görüşmek istediler, gittik özel görüştük.

"Mehdi (a.s), Musa (a.s)'nın kendisinin yerine itaati farz kıldığı Harun (a.s) konumundadır." Harun (a.s)'a dikkat çekmiş Peygamberimiz (s.a.v.). Harun (a.s) bak diyor, "Mehdi (a.s) Harun (a.s) konumundadır." Yani Harun Yahya'ya dikkat çekiyorum anlamında demiyorum. Çünkü Harun isimli yüzlerce insan vardır, binlerce insan vardır. Ama çok manidar. "O, Tabiye'de alevlenen bir ateştir” ahir zamanda Mehdi (a.s) devrinde. “Sonra Esad Kavmine” -Yani Suriye'ye bak Esad Kavmine, ismini veriyor, Esad. “Mehdi (a.s) devrinde Esad Kavmi.” Sonra da Takif Kavmine ulaşır, o ateş” yani anarşi, terör “Muhammed'in evlatlarına düşman olanları yakar” yani Mehdi (a.s)'ye düşman olanları yakar, Mehdiyet’e karşı olanları yakar. “Bu Kaim Mehdi'nin zuhurundan önce meydana gelir" diyor Yani zuhuru; zahir olmasından. Gelişi değil, zahir olmasından önce. Bihar'ul Envar'da 51,52 ve 53; Gaybet Kitabı, 113. "Mehdi (a.s), Konstantiniye” İstanbul “ve Deylem Dağları'nı fetheder." Deylem Dağları, PKK'nın hakim olduğu bölge. Oraları fetheder diyor, bak Deylem Dağları. “PKK'nın olduğu bölgeyi ve İstanbul'u manen fetheder” diyor. “Mehdi (a.s)'nin sakalı dalgalı iken düzleştirilmiştir.” Mehdi (a.s) tarafından düzleştiriliyor. “Yanlardan kısa ve açılmış, alttan hafif daha uzundur." Yani “yanak kısmından hafif açılmış” şuralardan böyle açılmış; “alttan da kısadır” diyor.

"Hocam, son günlerde Mekke'de gerçekleşen olayla ilgili fikriniz nedir? İkidir çok insan kaybıyla neticelenen olaylar oluyor" diyor. Evet, iyi planlansa bir şey olmaz. Dedim ya on başı, yüz başı, bin başı şeklinde planlanması gerekiyor ve organize edilmesi gerekiyor. Askeri nizam olması lazım. Orada bayağı rahatlar, o kadar kalabalıkta öyle bir şey olmaz. Askeri nizamın dışında bir şey olmaz. Çok çok tehlikeli olur.

"Canım, muhterem, Muhammed Adnan Oktar Hocam, ortalama on gün önce 'Mehdi (a.s) kadınların başlarındaki örtüyü atacak' diye bir hadis okumuştunuz. Acaba tekrar o hadisi kaynaklarıyla beraber okuyabilir misiniz? Hadisi internetten aradım, bulamadım. Sizi Allah aşkıyla çok seviyorum” diyor. Bihar'ul Envar'da Gaybeti Numanî'den aktarılıyor o hadis. Bihar'ul Envar'da Gaybeti Numanî'den aktarılıyor. İbn-i Ukdah Muhammed İbn-i Mufaddal'dan, o da İbn-i Faddal'dan, o da Taliba'dan, o da Muammer İbn-i Yahya'dan, o da Davud Deccaci'den, o da İmam Muhammed Bakır'dan rivayet etti: "Resulullah ferman etti, Mehdi (a.s) zuhur ettiğinde hanımlar örtülerinden çıkacak, uyuyanları uyandıracak." Bak hanımları örtülerinden çıkaracak, uyuyanları uyandıracak. Bihar'ul Envar'ın İngilizce çevirisinden bakabilir arkadaşlar. İkinci Cilt, Sayfa 126'da. Kadri Akçakale yazmış.

Sibel Yıldız, "Tamam yakışıklısın. Ama bu kadar bayan arkadaşın aynı anda nasıl oluyor ya? Hiç mi kıskanan yok aralarında." Zannetmiyorum şey olur ancak gıpta olabilir. Kıskanma alameti alenen ben görmedim. Ama daha iyi olma yarışı gördüm. Daha öne geçme, daha dikkat çekmek için gayret etme; ama bu güzel bir şey, gıpta bu.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Biz sizi seven herkesi çok seviyoruz.

ADNAN OKTAR: Sevgi bir yarıştır zaten, onda bir şey yok. "Beni kıskandığından böyle gayret ediyor" demek yersiz olur. Bir sevgi alameti gösterdiyse, "Beni kıskandı işte nispet ediyor falan" denmez. Sen de daha iyisini yap o zaman. Değil mi? O zaman onu yapmaması lazım. O sevgi alametini göstermemesi lazım. Yahut işte onun gösterdiği sevginin tarzında bir sevgi de gösterebilir. Güzel, örnek almıştır senden. Yakışan bir şeyde aynısını yapar. Bu kötü bir şey değil ki, güzel ahlakta yarışıyorsun. Güzel ahlakta örnek olmuşsun. O örneği o da sana uygulamış. Daha ne istiyorsun yani ne yapması lazım? Her seferinde değişik bir model mi çıkaracak? Gördüğü güzel bir tavrı, aynısını uygulayabilir bir insan. Bu güzel ahlaktır.

BEYZA BAYRAKTAR: Bir de gerçek sevgi oluyor, onlar yanlış anlıyorlar; bencil bir sevgi anlayışları var. Sadece beni sevsin, sadece benle ilgilensin gibi.

ADNAN OKTAR: Olmaz.

BEYZA BAYRAKTAR: Halbuki sevgiyi görmek de sevilmek kadar güzel.

ADNAN OKTAR: Hayır, kıskanç kız arkadaşlarım var. Acayip uğraştırıyorlar beni, acayip. Beyza da bilir. İflahımı kesiyorlar. Uğraş Allah uğraş. Var ama çok fazla değiller. Nadirattan yani mesela toplam on kişi falandır. Ama benim yüzlerce kız arkadaşımda böyle bir şey yok, Allah'a şükür. Zor iş kıskanan bir hanımla uğraşmak, dengelemek.

BEYZA BAYRAKTAR: İşiniz zor ama sizin sevildiğinizi görmek, sevdiğinizi görmek de ikisi de çok zevkli.

ADNAN OKTAR: Ama tabii, o kadar çok sevgi olmasına da insan hem acıyor hem şefkat duyuyor. Boş yere canını yakıyor. Çünkü benim ona sevgim zaten değişmez. Boş yere üzülüyor, boş yere kendine acı veriyor. O zaten kıskansa da ben onu severim. Kıskanma eylemiyle ben ondan vazgeçmem hatta daha da çok severim. O bir çözüm değil. O zaman o daha güzel ahlaklı, daha akıllı, daha derin olmaya dikkat edecek. Öyle olur. Ama birbirlerinde gördükleri güzel şeyleri, güzellik anlamında takdir etmeleri bir üstünlüktür. Mesela güzel bir makyaj yapmış, o da yapıyor; tamam güzel. Bu kıskançlık alameti değil ki, bu sevgide bir yarışma bir güzellik bu.

BEYZA BAYRAKTAR: Özellikle bakışlarda güzel bir bakışı.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela bakışı sen daha da güzel bakmaya gayret ediyorsan bu bir üstünlüktür. "Beni kıskandı o yüzden" bunun mantığı yok. O zaman onun hiçbir şey yapmaması lazım. Hiçbir sevgi göstermemesi lazım. Bu korkunç bir şey olur. Bu bir yanlış anlaşılma, ters bir mantık. Olmaz bu. "Bana nispet etmek için böyle bir şey yapıyor" denmesi çirkin. Adam o zaman gidip otursun. Olur mu öyle şey? Tabii ki güzel tavırlar gösterecek. O da ona yakışacak. Sen de daha güzelini yap. Allah seni de güzelleştirir o zaman. Sevgi göstermek sevaptır, sevap alırsın. Allah katında güzellik oluşmuş olur. Çünkü Allah tecellisini seviyorsun sen, Allah'ı sevmiş oluyorsun. Allah seni o zaman daha çok sever. Daha çok içini genişletir, kalbini genişletir. Birini kıskandığında, Allah'ı kıskanıyorsun, Allah'ın tecellisini kıskanıyorsun haşa Allah'a kötülük yapmış oluyorsun o zaman. Olmaz.

"Mehdi (a.s)'nin iki bacağının arasında mesafe vardır" diyor yani "uylukları geniştir" diyor. Cübbeli "oylukları" diyor "oylukları, vardır ya bazı insanların oylukları geniş olur" diyor. "Uylukları geniştir." diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). Bu da dikkat çekici bir özelliği. "Mehdi (a.s) devrinde vatandan uzak kılma fitnesi olacak" diyor. “Barış yolları kapanacak ve insanlar firar edecekler kendi vatanlarından. Çatışmalar olacak. Nihayet benim soyumdan, evlatlarımdan Mehdi (a.s) ortaya çıkacaktır. Dördüncü fitne on sekiz yıl devam edecektir" diyor. Tabii bunun ne zaman başlayıp ne zaman bittiğini bilemeyiz, Allah bilir. "Mehdi (a.s) gelenekleri paramparça yapacaktır." Gelenekçi İslam anlayışını ortadan kaldıracağını açıkça söylüyor, Peygamberimiz (s.a.v.). Bak "Mehdi (a.s) gelenekleri paramparça yapacaktır." Gelenek yok, sadece Kuran. "Müminlerin Emiri ayağa kalktı, Mehdi (a.s) benim neslimdendir. Gelenekleri paramparça yapacaktır."

Başörtüsü hadisi, sormuşlardı ya; Farsça’dan İngilizce’ye bir tercüme bu, hepsi aynı kaynak diye geçiyor, eski cilt-yeni cilt olarak Bihar'ul Envar'da var. "İmam-ı Sadık, Kaim Mehdi (a.s) için şöyle bildirdi, İmam Mehdi (a.s), Allah Resulü (s.a.v.)'nün cahiliyet işlerini yıkıp ortadan kaldırdığı gibi -yani gelenekleri, o devrin görenekleri, halkın kendine yaptığı baskıları kaldırdığı gibi- İmam Mehdi de kendisinden önceki olan şeyleri, gelenekleri yıkıp ortadan kaldıracaktır." Alametleri ile Birlikte Beklenen Mehdi (a.s) Ayetullah Muhammed Cevat Horasani, Sayfa 420. “Kaimimiz, Mehdi (a.s) kıyam ettiği zaman -faaliyete başladığı zaman- Yüce Allah Kaim Mehdi (a.s) ile dostlarımız arasında dört fersahlık yol olsa bile oldukları yerden onunla konuşabilecekler ve duyabilecekler ve onu görebilecekler" diyor. Dört fersah yani yaklaşık sekiz-on kilometre.  “Dostlarımız arasında görecekler” diyor. Bak, "Duyacaklar, görecekler ve konulabilecekler" diyor. Telefona, televizyona ve internete açıkça işaret ediliyor. Cevat Horasani'nin kitabı, Sayfa 355, Alametleri ile Birlikte Beklenen Mehdi (a.s).

Birileri bir şey söylesin.

KARTAL GÖKTAN: MHP Milletvekili Ümit Özdağ, “Çok başarılı bir operasyon algısıyla artık başarılı olduk PKK ile tekrar görüşmelere başlarız” şeklinde bir yaklaşımın bunu takip edeceği endişesini taşıdığını belirtti.

ADNAN OKTAR: Hayır canım görüşsün de. Görüşmesi şöyle olur. Dersin ki “Silahlarınızı alıp gidin.” Adamlar da “Hayır” diyeceklerdir. Yine çatışma olacaktır. Yani şöyle olabilir. Adamlar der ki; “Siz bize operasyon yapmayın. Müdahale de etmeyin. Akşamları bu bölge bizim olsun. Bomba ve silah yığmaya devam edelim” derler. O karşılığında ne diyecek? “Siz de bize saldırmayın o zaman” diyecek. Böyle bir anlaşma olmaz. Bu çok korkunç bir şey. Daha önce bir anlaşma olmuş. Onlar istemese de yani hükümet istemese de olay böyle gelişti. Şu an yapılacak olan PKK’yı sıfır hale getirip yani masaya oturacak adam bırakmamak gerekiyor. Masaya oturacak üç kişi bile kaldığında bu iş olmaz. Sıfır, hepsini kazıyacaksın. Hepsini hapishaneye doldursunlar.

KARTAL GÖKTAN: Bugün yine bir şehidimiz var Adnan Bey. Tunceli’de PKK ile çatışmada Jandarma Binbaşı Yavuz Sonat Güzel şehit olmuş. Fotoğrafı var.

ADNAN OKTAR: Ağabeyinin koç yiğidi, efesi, aslanı, nurlusu. Allah şahadetini makbul etsin. Allah annesine, babasına uzun ömür versin, sabr-ı cemil nasip etsin. Şahadetini tebrik ediyorum. Allah bizlere de nasip etsin o güzel makamı.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Memleketinde de böyle karşılanmış. Fotoğraflar vardı maşaAllah. Adıyaman’da Kürtler’in çoğunlukta olduğu bir şehir.

ADNAN OKTAR: Kürt kardeşlerimizin.

BÜLENT SEZGİN: Kürt kardeşlerimizin.

ADNAN OKTAR: Delikanlıya bu yakışır, güzel olmuş. MaşaAllah aslanıma. MaşaAllah koç yiğidime, maşaAllah. Keşke bir İstanbul’a da getirselerdi de İstanbul’da da bir gezdirseler. Yakışan odur. Hemen götürüp gömüyorlar. Öyle olmaz. Şehidi birkaç gün gezdirmeleri lazım. Yer gök yıkılacak yani.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, yine Tunceli’de öldürülen PKK’lıların üzerinden Türkiye’de daha önce rastlanmamış olan helikopterlere karşı kullanılan Zagros adında bir silah ele geçirildi. Bu silahların Amerikan askerleri tarafından da kullanıldığı ortaya çıkmış durumda. Özel kuvvetlerde, Amerikan ordusunda özel kuvvetlerde yaygın olarak kullanılıyor bu silahlar ve balistik mermi atabiliyor.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafları vardı silahın. PKK’da bulunan silah, Amerikan askerlerinin de kullandığı silah.

ADNAN OKTAR: Yani Amerika’ya daha hala bir ültimatom vermemeleri çok acayip. Nota vermeleri lazım değil mi? Yani bu konuyu şiddetle bütün kamuoyunda kınamaları gerekiyor. Tamamen darmadağın edilmesi lazım PKK’nın. Cenab-ı Allah da öyle diyor, “Onları yakalarsan tamamen darmadağın et” diyor. Böyle yarım yamalak bırakılmaz. Sözle yenme olmaz. Özde, fiilde yenmek gerekir. Böyle tiplerle anlaşma, şu, bu falan olmaz. Bunların anlayacağı hapishanedir.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: YPG’nin Cerablus’taki IŞİD karargâhlarına bombardıman başlattığı duyuruldu Adnan Bey. Bu akşamüstü bir açıklama yapmış YPG. “Cerablus’u IŞİD’den alacağız” diye bir açıklama yapmış. “O arada kalan tek bölge” diye bir söylemleri olmuş. Bazı kişiler de “O zaman Türkiye, YPG ile savaşır” diye yazmışlar.

ADNAN OKTAR: İşte hükümetin orada bir hatası, daha hala onların orada tutulmasına imkân veriyorlar. Yaklaşık yedi yüz kilometrelik de şu an, bin beş yüz kilometrelik bir alana doğru gidiyorlar. Yani şu an bin kilometrelik alan olmuş olacak. Yani bin kilometre boyunda, dört yüz kilometre eninde bir alan PKK’nın eline geçmiş durumda. Adım adım da ilerliyorlar. Türkiye’nin bunu seyretmesi olmaz. Bir gece harekâtıyla tamamını ellerinden alması lazım YPG’nin.

MaşaAllah, ben ismini koymuştum bu Ahmet Adnan’ın. Şubatta dört yaşına girecekmiş. Bir göster bakayım. Yani olay hat safhada. MaşaAllah, ne çabuk geçiyor vakit.

Nimetullah Hoca Moskova’da rahatsızlanmış. Hastanede muayene esnasında kalp krizi geçirmiş. Canım benim. Anjiyo olmuş. Bir damarı tıkalıymış. Mücahit Cihan iletmiş. Moskova’da arkadaşlarımız var. Hemen ilgilensinler. Ne gerekiyorsa yapsınlar. Ama Moskova’daki hastaneler iyi genellikle. Durumunu bir öğrenelim. Ne gayretli maşaAllah Nimetullah Hoca. Acayip şeker. Çok güzel huylu. Dünya tatlısı. Ben elini öpmeye gayret ettim. Başaramadım. O arada bir fırsat buldu, geldi elimi öptü. Süper şeker maşaAllah. Seksen yaşında falan vardır. Çok mütevazı, mazlum, güzel ahlaklı, mübarek bir insan.

Ah severim ben onu, Nimetullah Hoca, hastanede ameliyata alınırken sürekli “Allah” diyormuş. Videosu varmış. Şahane insan.

“Merhabalar neden tekil bir konuşma yapıyorsunuz? Karşı düşünceden birisiyle neden hiç tartışmıyorsunuz? Kolay gelsin Selamlar.”Aleyküm Selam. Kılıç 44. Canım, karşı düşüncede olan birisi bize yasın, cevabını vereyim. Yani o istiyor ki karşımıza gelsin ağız kalabalığı olsun. Var ya yapıyorlar. Kimin ne dediği belli olmuyor. Bağırtı, çağırtı falan. Öyle olmaz ki, sıkılırsınız öyle bir şeyde.

BEYZA BAYRAKTAR: Ayrıca siz evrimcilerle görüşmek istediniz. Kaçtılar.

ADNAN OKTAR: Tabii. Geldi mi Nimetullah Hoca’nın resmi? Sürekli “Allah” diyormuş hastanede. Şeker. Bakayım. Bak, tatlılığa bak. Orada da tebliğ yapıyor. Görüyor musun şekerliği? Tatlılığa bak. Ne şeker insan, ne tatlı insan. Bak çocukların da çok hoşuna gitmiş oradaki genç kızların, maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Hocamız’ın bir fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım, o dünya tatlısı.

BÜLENT SEZGİN: Moskova camisine gitti. Erdoğan ve Putin’e teşekkür etti. “Putin Müslüman olacak inşaAllah” buyurdu.

ADNAN OKTAR: Putin zaten yani inançlı birisi.

Ali Haydar, “Sen de şehit olmak ister misin?” Mümin için farz olan bir şeydir şehitliği istemek.

EBRU ALTAN: İlk siz söylediniz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Bunu ilk söyleyen benim. Benden sonra bakanlar söylemeye başladı. Sonra da Cumhurbaşkanı söyledi. Yani cumhuriyet tarihinde hiç kimse bunu söylemedi. “Allah bizi de şehit etsin” demedi. Hiçbir devlet görevlisi bunu demedi. Bakan, başbakan, cumhurbaşkanı kimse söylemedi. İlk defa cumhuriyet tarihinde ben söyledikten sonra bakanlar ve Cumhurbaşkanı bu sözü söyledi. Bu Allah’ın emridir.

Dünya tatlısı, dünya şekeri Nimetullah Hocamız Moskova’da şu an iyiymiş. Bilinci açık, yoğun bakımda, halsizliği var görüştük şu an yani Rusya’yla görüştük “iki-üç gün kalır” diyormuş doktorlar. Yoğun bakımdaymış ama siz her gün izleyin Moskova’daki arkadaşlar da gitsinler ama kızların falan çok hoşuna gitmiş baksana başına toplamışlar.

Hattâ izâ futihat Ye’cûcu ve Me’cûcu ve hum min kulli hadebin yensilûn(yensilûne). “Yecuc ve Mecuc barajı açtığında ki onların her biri saldırıya geçen hedeptendir.” Açık hedeptendir diyor, HDP açık. PKK da HDP’li hakikaten, doğru. Enbiya Suresi, 96. ayet kendileri açıp bakabilirler. Bak “Hatta izâ” olduğu zaman, “futihat” açıldığı, “Ye’cûcu” Yecüc “ve Me’cûcu” mecüc yani anarşist ve teröristler Yecüc Ve Mecüc “ve hum” ve onlar, “min külli” hepsinden, “hedebin” hedep, taraftan, taraftar” taraflı olan, tepeden anlamına da geliyor taraf anlamına geliyor. “Hedebin” hedep. “Yensilûne” hızla koşar saldırırlar, atağa geçerler. Bundan niye rahatsız oluyorsun? Açıkça hedep diye geçiyor yani hadep diye geçiyor. Hedep diye de oku hadep diye de ikisi de Arapça’ya uygun. “Yecüc ve Mecüc’ün setleri açıldığında” anarşist ve teröristlerin setleri açıldığında, barajı açtıklarında “onlar her bir tepeden akın eder saldırırlar” diyor ayette. Bu asrın Yecüc Ve Mecüc’ü de PKK’dır. Ayette ne diyor? Hattâ izâ futihat Ye’cûcu ve Me’cûcu ve hum min kulli hadebin yensilûn(yensilûne). (Enbiya Suresi, 96 ) Bak “Hatta izâ” olduğu zaman, “futihat” açıldığı, “Ye’cûcu ve Me’cûcu” Yecüc ve Mecüc anarşist ve teröristler “ve hum” ve onlar, “min külli” hepsinden, “hedebin” açıkça hedep yani hadep hedep taraf anlamına geliyor. Taraftan, tepeden yani o kısımdan anlamına geliyor ama taraf anlamına da geliyor, hızla koşarlar saldırırlar “yensilüne” hedepe işaret etmiş oluyor Hadep’e. Yanlışsa söylesinler. “Karşılıklı tartışın” diyor buraya yazarsın cevabını veririm, cevabını verdiğimde eğer bir eksiklik görüyorsan; cevabını veriyorum zınk oturup kalıyorsun. Değil mi yani? “Yok öyle değil” de ya Allah Allah yayınlayayım burada.

Adnn Asln, “Her gün kendi kanalında soyağacını yayınlıyorsun” diyor. “Mehdilik iddia ediyorsun” diyor. Şimdi ben adam kızdırmayı severim. Mesela bu hedep; ben bunu okudum anlattım Edip Yüksel dediği için yani çok çok özür dilerim ayıp olacak kızdırmak için yapıyorum yani. Soyağacını niye yayınlatıyorum? Kızdırmak için. Kimi? Münafıkları çünkü kuduruyorlar o da benim hoşuma gidiyor. Sadistçe mi? Evet sadistçe. Açıklıyorum yani. Doğru. Ben açıklıyorum. “Ama bu acımasız” falan diyebilirler. Mantıksız buluyorum ben de onu yani keyifli, hoş adam kızdırmak. Dediler “Sen İsraillisin.” “Evet İsrailliyim” diyorum. “Aaron Kohen” diyorsun soyumu ben sana gösteriyorum Hz. Davut (a.s)’a kadar dayanıyor, Davut (a.s)’dan da Hz. İsrail (a.s)’e kadar dayanıyor ve Hz. İsrail (a.s)’in soyundanım. Ben sizin dediğinizi tasdik için yayınlıyorum zaten aynı zamanda, tabii geniş çapta da kızdırmak için yapıyorum. Evet yanlışsa da yapıyorum. Evet seyidim, Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundanım, dedelerimin hepsi seyyid silsile olarak tamamı. Bütün anneler seyyide ve şerife, evlendikleri annelerin hepsi seyyide ve şerife. Ailem de meraklıymış maşaAllah dedelerim. Seyyidliğe kalben bir muhabbet duymuşlar başlangıçtan ve sürekli öyle götürmüşler. Hz Ali (r.a)’nin evlilikleri çeşitli; bir Hz. Fatma annemizle evliliği var. Hz. Fatıma, ben Hz. Fatıma’nın soyundan değilim. Başka bir hanımla evleniyor Hz. Ali Efendimiz (r.a) o soydan geliyorum fakat ileriki nesillerde çok fazla anne seyyide ve şerife yani Hz. Fatıma soyundan onlar, oradan dolayı seyyid oluyorum. Evlendikleri bütün anneler seyyide ve şerife babaları. Yoksa Hz. Fatıma soyu değil benim soyum. Hz. Ali (r.a)’nin soyundan geliyorum ama Hz. Fatıma’nın soyu değil. Hz. Fatıma’nın soyuyla ben sonra bağlantı kuruyorum yani ileriki nesillerde annelerden bağlantı kuruluyor. O anlamda hem seyyid hem şerifim. Anneler, hem seyyide hem şerife anneler. Benim soy şecerem gelsin de oradan anlatayım madem rahatsız oldular. Film olarak gösterelim de madem tansiyonu çıkıyor kardeşimizin oradan görsünler.

VTR: Seyyid Olan Sayın Adnan Oktar’ın Hz. Davud (a.s)’a Kadar Uzanan Şeceresi

ADNAN OKTAR: Evet şecereyi yeniden gördün. Vesile oldun. Teşekkür ederim. Milyonlarca seyyid var. Her seyyid Mehdilik iddiasında bulunacaksa o zaman sözüm yok sana. Sözünde bir mantık var mı? Bir insan seyyidse eşittir Mehdi anlamına mı gelir? Seyyid olmak bir güzelliktir şereftir.

Mesela Bediüzzaman’ı da zorla seyyid yapmaya kalkıyorlar. Seyyid yaparsa Hz. Mehdi (a. s) olacağını zannediyor o var ya profesör. Seyyid olmak bir güzelliktir. Ben daha da şeceremi genişlettiğimde, baktığımda Hz. İsrail (a.s)’e kadar gittiğini görüyoruz. Çok güzel, çok güzel iftihar ediyorum. Niye rahatsız oluyorsun bundan? Sen ve senin gibi kişiler kızıp kıskandığı müddetçe devam edeceğiz anlatmaya.

Çılgın Bakış; “PKK’yla alıp veremediğin ne var bu kadar?” diyor. “Sabah akşam PKK. Başka konun mu yok? Yoksa bunun için devlet sana para mı veriyor?” Kardeşim her şeyi siz parayla halletmeye kalkıyorsunuz. Namaz parayla kılınmaz. Oruç parayla olmaz. İslam’a hizmet parayla olmaz. PKK’yla mücadele de parayla olmaz. Bu gönül işidir. Allah rızası için yapılır. Bir deccal hareketi varsa deccaliyete karşı mücadele farzdır, farz-ı ayndır. Her gün askerimizi, polisimizi şehit ederken sen başka konuyu daha önemli görürsen bu olmaz. En hayati konu şu an bu. PKK kazınıncaya kadar bu devam edecek. Kazındıktan sonra biz konu buluruz sana eğlenecek. Başka konular var ama bu konu zor bir konu fakat eğlence konusu ayrı bir konu. Eğlenceyi yaparız ama her gün asker, polis şehit edilirken başka konuya geçemeyiz. Kapsamlı olarak ilmi mücadelemiz devam ediyor. Kitaplar yazdım. Yine bir kitap daha hazırlıyorum. Binlerce, yüz binlerce broşür dağıtılıyor, CD’ler dağıtılıyor, konferanslar veriliyor. PKK’ya aman vermeyeceğiz. Deccala aman vermeyeceğiz. Deccalın kırk yıllık ömrü doldu. Deccalla mücadele her Müslüman için farzdır. Farz-ı ayndır. Biz de bu mücadeleyi yapıyoruz. Bak diyor ki Allah “Onlar her defasında ahitlerini bozarlar,  onlar sakınmazlar” diyor Enfal Suresi, 8/56’da. PKK öyledir yani azgın ve ahlaksızdır hiçbir şekilde güvenilmez. Onlarla anlaşma da yapılmaz.

AYLİN KOCAMAN: En az yedi-sekiz kere ateşkeslerini bozdular.

ADNAN OKTAR: Tabii, hiçbir şekilde anlaşma olmaz.

Şarkılarımız, oynamalarımız da münafık kızdırmak amaçlıdır. Yani geniş çaplı o amaçlıdır. Kızdırdığımda da zevk alıyorum ben. Sadistçe olduğunu kabul ediyorum ama böyle. Zenginliğimiz de münafıkları kudurtuyor. Kız arkadaşlarımın çokluğu da kudurtuyor. Onları kudurtan başka çok daha vahim özelliklerim var, o iyice çileden çıkarıyor onları. Sayda say bitmez yani.

EBRU ALTAN: Sizi derin aşkla, tutkuyla sevmemiz Allah aşkıyla.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. O çılgınca sevginiz, o Allah aşkıyla sevmeniz onları pişiriyor, kudurtuyor, hoplatıyor. Kızmak yok. Kıskançlık yor. Siz kıskandıkça ben pişireceğim sizi. Sizi köfteler sizi.

Hasan Kutlu; “Bir insanın soyunun seyyidlerden gelmesi münafıkları neden kızdırıyor?” diyor. İşte biz de anlayamıyoruz ama kızdırıyor. O da bana zevk veriyor yani onların kızması.

“Hz. Mehdi (a.s)’nin çıkış alametlerinden birisi de Abbasîler’in ordusundan mühim görülen bir adamın Celawla ve Hanekin arasında yakılmasıdır.” Bu, IŞİD tarafından; Ürdün’ün ünlü ailelerinden birinin çocuğu, savaş pilotuydu bu Abbasi soyundan bu çocuğu yaktı biliyorsunuz. Demirden bir kafesin içine sokup bu arkadaşları yaktılar. Bak yerle belirtmiş Peygamberimiz (s.a.v.) “Celawla ve Hanekin arasında” diyor. Hakikaten o bölgede oldu. Bu çok büyük bir mucizedir. “Hz. Mehdi (a.s) devrinde olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.).

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafları vardı.

ADNAN OKTAR: Göster. Orada da yaktılar evet.

Dünyada adı konmayan bir acı yaşanıyor genç kızlarda, genç delikanlıların arasında da. Bakıyorum kızlar, delikanlılar; ilk programda da anlatmıştık hep yalnız yaşıyorlar. İstiyor ki yani egoistliği rahatça yapsın ama karşıdaki egoist olmasın. Kıskançlığı kendi yapsın ama karşısındaki kıskançlık yapmasın. Bencil olsun karşısındaki bencil olmasın. Olur mu öyle şey? Sen kıskançsan o da kıskanç oluyor işte, bencil olursan bencil oluyor. Ama Müslümansa işte öyle olmuyor. Kıskançsan seni kıskançlıktan kurtarmaya çalışır. Bencilsen bencilliğine karşı güzel ahlakla karşılık verir. Ama ne hikmettir ahir zamanda Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor ya “Hz. Mehdi (a.s)’den koyun gibi, keçi gibi kaçarlar” diyor. Koyun ne demek? Koyun aklı vardır diyor kaçanlarda. Keçi aklı vardır. Keçi mantıksızlığı ve keçi inadı vardır. Koyun aptallığı vardır. Çünkü kendini akıllı zannediyor. Kaçtığında Allah seni nimet denizinden uzaklaştırıyor. Geldiğinde nimet denizine yaklaşmış olursun. Mantık olarak baktığında tabii ki sana şeytan düzü ters gösterir, tersi de düz gösterir. Mantıkla yaklaşılmaz, vicdanla yaklaşacaksın. Vicdanla yaklaşmadığında sürünürsün. Bir bak gece gündüz hiç mutlu olduğun bir an var mı? Her gün üzülüyorsun. Her gün elin ayağın boşalıyor. Her gün acı içindesin. Her gün bir rahatsızlığın oluyor. Yani Müslümanlıktan kaçınca rahat mı ediyorsun? Allah seni nereye kaçsan kovalar Cenab-ı Allah manen. Her yerde ezer seni Allah. Allah’tan kurtulamazsın.

AYLİN KOCAMAN: Siz daha önce söylemiştiniz. “Sıkıntıların, dertlerin, gittiği yerde onu bırakacağını zannediyor hâlbuki onlar birlikte geliyor onunla” diye.

ADNAN OKTAR: Tabii. “İlla” diyor mesela “yaşıtım olsun.” Kardeşim hepsi için demeyeyim de bir kısmı için. Sen zıpırsın, o da zıpır. Sen görgüsüzsün, o da görgüsüz. Sen akılsızsın, o da akılsız. Sen sinirlisin, egoist bencilsin, o da sinirli, egoist ve bencil. Yakar bitirirsiniz birbirinizi. Yaşla ne alakası var bunun? Akılla alakası vardır. İmanla alakası vardır. İsterse on beş yaşında olsun. İsterse karşıdaki insan altmış beş yaşında olsun. Aklı ve imanı oturuyorsa o seni o beladan kurtarır. Seni o pislik denizinden kurtarır. Yani iki bela bir araya gelince bela ortadan kalkmaz. İki pislik bir araya gelince bir temizlik meydana getirmez. Bu o tarz vakalar için söylüyorum yani herkes için demiyorum. Pisliği su temizler. Sen suyu istemiyorsun.

Bir Tevrat tefsirinde Haham Yitzhak Tevrat’ı şöyle açıklıyor, 13. Yüzyılda bu, 13 yüzyıl. Yani bak yüzyıllar önce. “Kral Moşiyah’ın yani Hz. Mehdi (a.s)’nin çıkacağı yıl dünya üzerindeki tüm ülkelerin kralları birbirleriyle mücadele edecekler. Pers kralı” yani İran rejimi “Arap kralını kışkırtacak” yani savaşa teşvik edecek. “Arap kralı tavsiye için Aram’a” Şam ve civarındaki bölgeye “gidecek.” Bak gidecek. “Dünyanın tüm ulusları kargaşa ve terör içinde olacak. Yüzlerinin üzerine düşecekler, doğum sancıları gibi acılara tutulacaklar.” Mesela Suudi Arabistan Müslüman ülkelere kışkırtılıyor İran tarafından. İran da Suudi Arabistan’ı, Suudi Arabistan da İran’ı kışkırtıyor. Kardeş kardeşi ezmiş oluyor. Halbuki her ikisi de mübarek, muhterem, tertemiz Müslümanlar. Bak Tevrat’ta da bu hüküm geçiyor.

Hasan Kutlu, bizi ideal görüyormuş topluluk olarak.

Ersin Karabin, “Şehidin tebrik edildiğini ilk defa sizden duydum.” Tabii, şehadet cennet anlamına geldiği için, onun cennetini, şahadetini, mübarekliğini tebrik edersin. Bir insan bir yere kral oluyor, tebrik ediyorsun. O, ebedi kral olmuş oluyor. Ebediyete kadar yani sonsuz kral olmuş oluyor. O yüceliğini, o güzelliğini, o krallığını, o saadetini, o mutluluğunu, cennet mutluluğunu tebrik edersin.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Allah şehitler için “Sevinç içindedirler” (Ali İmran Suresi, 170) diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Ve “Beklerler “diyor “diğer gelecekleri beklerler.”

Erdal Bıçakçı, “Yahudi mi Adnan Hoca?” İsrailliyim. İsrail kökenliyim. Yehud ayrıdır, Yehud Kavmi vardır Museviler’in içinde, Yehud Kavmi. O ayrı bir kavimdir, Musevilik ayrıdır. O bir ırktır, Yehud Kavmi ayrı bir ırktır. Ama İsrail Hz. İsrail (a.s)’in soyundan gelenlere derler.

“Kaim Mehdi’nin yanındakilerin çok azı Arap olacak.” (Bihar-ül Envar, 51-52 ve 53. Ciltler, sayfa 243) “Kaim Mehdi minbere ilk çıktığında” yani tebliğ yapmaya başladığında “insanlar ondan koyunlar ve keçilerin kaçışı gibi şuursuzca kaçarlar” yani tam angulik bir hava olduğu anlaşılıyor, tam klasik angut havasındalar. “Onunla sadece yakın talebeleri kalır” diyor, “angutlar kaçar” diyor. Çünkü bak “keçi ve koyun gibidir” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “şuursuzca” diyor yani şuuru da yok. Hayvan gibi kaçıyor, hayvan sürüsü gibi, akılsızca, düşünüp, bağlantı kurarak falan değil. Keçi gibi inatçı, koyun gibi de şuursuz. Müthiş bir hadis.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey yarın saat 12:00’de yeni bir belgesel yayınlanacak A9 TV’de, Kuran Mucizeleri 2.

ADNAN OKTAR: Ne güzel. Ne güzel.

Hüseyin Uçkun, “Hocam, HDP’yle ilgili açıkladığınız ayetin mealinde “Barajı aştıklarında saldırıya geçerler” diye geçiyor. Gerçekten de HDP seçimde barajı aştıktan sonra PKK saldırıları başladı” diyor. Ayette öyle her HDP’li PKK’lı değildir. Ama her PKK’lı HDP’lidir.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan Twitter’den Tunceli’de şehit olan binbaşımızla ilgili değerlendirmelerde bulundu. “Tunceli’de şehit düşen Binbaşımıza Yüce Allah’tan rahmet diliyorum. Mübarek günde gerçekleşen bu hain saldırılar karşılıksız kalmayacak. Nasıl Kandil bombardımanlarla örgütün başına yıkılıyorsa içerideki Kandilcikler de tamamen temizlenecek. Bu kanlı eylemlerin hesabı sorulacak.”

ADNAN OKTAR: Ama biraz acele etsinler. Tek bir PKK’lı istemiyoruz. Kanunu da değiştirsinler PKK’lı olmak suç olsun.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Avusturalya’nın yeni hükümeti Suriye politikasında değişiklik mesajı verdi. Yeni Dışişleri Bakanı Julia Bishop, Suriye’de en makul çözümün Devlet Başkanı Beşar Esad’ın da dahil olacağı bir ulusal birlik hükümeti kurulması olduğunu düşünenlerin sayısının arttığını belirtti.

ADNAN OKTAR: Düşünen müşünen sayısı yoktu, öyle bir konu yoktu. Onun kararı bir yerde alındı beni şimdi konuşturmasınlar. Ne düşünmesi? Şu an düşündürülüyorlar. Öyle bir şey falan düşündükleri yoktu. Kaç yıldan beri devam ediyor düşünen müşünen falan yok. Net “Esad’ı istemiyoruz” diyor Avrupa diyordu. Ben ne dedim? Yok dedim. O iyi bir delikanlı dedim onu derin devlet bu hale getiriyor, onun bu işlerde bir dahili yok dedim. Fakat küçük bir devlet kurabilir dedim geçici olarak aynısını Cumhurbaşkanı da söyledi. Arabistan olayın içinde olsun dedim Türkiye içinde olsun Rusya, İran. Toplanıp konuşalım dedim. Hatta bir dahaki safhaya toplantı Türkiye’de olabilir onu da söyleyeyim. Şimdi bunlar söylenmez de. Obama, Putin Esad, Tayyip Hocam, İran Devlet Başkanı Beyefendi anlaşıldı. Türkiye’de uzatacak bir şey yok. Ama biraz devam edecek. Bu seneyi bir geçsinler, bir kere geçecekler Allahualem. İstemem ama öyle. Olay öyle. Seksen beşi unutsunlar. Seksen altı, seksen yediler öyle diyelim de anlayın. 2016’lar 2017’ler güzel, hoş.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bugün basında teslim olan bir PKK’lının itiraflarına yer verildiğini ve Kandil’in büyük bir yıkıma uğradığı iddia edildi. İtirafçı mağaralarda tüneller olduğunu ve doçkaların raylı sistemle bu mağaraların içine saklandığını anlatıyor. Güvenlik birimlerinden alınan bilgiye göre ise PKK’ya yönelik hava harekatlarında kullanılan TÜBİTAK tarafından geliştirilen nüfuz edici mühimmatlarla bu türdeki hedefler artık imha edilebiliyor. Bu sayede mevzi içinde her ne tedbir alınırsa alınsın içeri giren mermi çok geniş bir alanı etkiliyor. Ve teröristler etkisiz, silahlar da kullanılamaz hale getiriliyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi düz mağaralık alan ya helikopterden veyahut herhangi bir yerden atış yaptığında mağaranın ağzına giriyor. Dikey olarak vuruyorsun veyahut hafif yatay vurabilirsin. Orada çarpar mermi seker, tamam oradan hadi diyelim bir kere daha vurdu ama bu iki yüz, üç yüz metre, dört yüz metre derinliğinde tüneller. Orada mermi heba olur. Böyle bir özellik göstermez. Ama düz duvarı vurursan düz mesela bir binanın duvarını onu deler geçer geçtikten sonra yeniden infilak ediyor o dediği doğru. Ama burada düz bir hedef yok. Kaya hedef var. Kayanın sadece ağzını parçalar o kadar. TÜBİTAK’la alakası yok bu olayın. Oraya gidilecek, biraz emek verilmesi lazım. Anlattık mağaranın içine girecekler en az kırk-elli ton TNT’ye ihtiyaç var. Trinitrotoluen, güzel ala dolduracaklar. İstiyorlarsa amonyum nitrat, amonyum sülfat gübresi de on, on beş ton da ondan koyarlar üstüne daha renkli olmasını istiyorlarsa. Sonra duvarlar kapatılacak emek verilecek o biraz uğraştırır. Birkaç aylık işleri var. Duvarla, beton duvarla kapatılır çok kalın mesela beş metre, dört metre kalın duvar yapılacak. Dört ayrı fitil de yapılır sağlam olsun diye. Ateşleyeceksin. Çulluklara da haber vereceksin önceden “Ey mahlukat, ey haşerat”  sürekli yayın yapacaksın “burayı boşaltın. Burası tepenize göçecek” diye. “Ey mahlukat, ey haşerat, ey mahlukat, ey haşerat” sonra çıkar onlar kış kış diyeceksin. Sonra gümbür gümbür aşağı indireceksin olay bu. Bir daha da oraya giremezler. Normal anlattıklarıyla öyle bir şey olmaz. Teknik olarak olmaz bilimsel olarak isterseler kendileri de anlatsınlar, ben de anlatayım mümkün değil. Mağaranın yapısı açısından mümkün değil. Bir buçuk metre, iki metre mağara ağzı var yandan giriyorsun. Mermiyi sen nereden vuracaksın da nereden mağaranın içine? Hayır, mesela katyuşa roketi gibi mağara içinde yol alsa mermi bu olabilir. Vurup delip, vurup delip yol açsa, öyle bir şey yok. İlk dönemeçte biter iş. Ama tabii mağara içinde çok ciddi basınç oluşur. Eğer bir açıklık hava alma yeri yoksa, başka bir yere geçme imkanları yoksa o basınç tabii öldürücü etki yapabilir. Mağara ağzındaki bir infilak içerde de çok yüksek basınç meydana getirebilir. Ama mağaralar çok uzun. Derinliği çok uzun ve iki ağızlı genellikle. Başka yerlere açılıyor. Bir de o patlamadan önce söylenmesi lazım boşaltın diye benim stilimde öyle bir şey yok. Adamların öldürülmesi değil de caydırılıp kaçırılması düşüncesi var bende.

KARTAL GÖKTAN: İtirafçının PKK’nın cenazeleri nasıl taşıdığı ve gömdüğüne dair de anlattıkları var.

ADNAN OKTAR: Evet. 

KARTAL GÖKTAN: Örneğin geçtiğimiz haftalardaki bir çatışmada öldürülen PKK’lılar gizlice Van’daki sözde PKK şehitliği denilen yere gömülmüş. Bu mezarlıkta son dönemde öldürülen toplam almış altı örgüt üyesinin cenazesi gömülüymüş itirafçının anlatımına göre.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, bu Türkiye’nin kontrolünde o şehitlik dedikleri yere, sözde şehitliğe gidiyorlar görüyorlar. Öyle bir şey yok olduğu gibi duruyor. Sadece kapısını bozdular, kapısındaki yazıları kaldırdılar. Oradaki slogan taşıyan afişleri kaldırdılar. Öyle bir şey yok. Hükümet iki bin kişiden bahsediyor. Tayyip Hoca iki bin kişiden bahsediyor. Altmışaltı kişiden bahsediyorsun sen. Bu zaten bunun itirafı böyle bir şey yok. İki bin kişi yok edildi diye böyle bir konu yok. Altmışaltı kişi de laf öyle bir şey yok. Ama toplam yirmi beş, otuz kişi, kırk kişi olabilir yani. En fazla elli-altmış kişidir. Ki o da şüpheli yani. Mağaranın içinde adamlar. Bak “tesislerini bulduk” diyor, “bomba imalat tesislerini bulduk” diyor. Bir kaya parçasının kovuğu. “Tesisleri, bomba imalat tesisini bulduk” diyor. Yapmasınlar bunu, biraz yakışık almıyor bu. Yani biz normal zekâdayız. Yapmasınlar, etmesinler. Normal kaya kovuğu, nerenin bomba imalathanesi, bilmem ne? İmalathane öyle mi olur? Dinamit lokumunu getiriyordur, TNT’yi getiriyordur, o da fünye takıyordur. O ayrı mesele. Onun için bir yere gerek yok ki, açık havada da yapar onu. Mağaranın kovuğu niye imalathane olsun? Yapmasınlar bunu. “Havadan darmadağın edildi, filmler ele geçti. Şu an filmleri gösteriyoruz” diyor. Filmlerde çok koyu bir renk var, çeşitli mantar gibi görüntüler oluşuyor. Nerde çekildiği belli değil. Nereye ait filmler olduğu belli değil. Böyle olmaz. PKK bütün azgınlığıyla askerlerimizi şehit etmeye devam ediyor ve bölgeye girilemiyor. Girilemediği için de diyorlar ki “Biz buralarda seçim yapmayacağız” diyorlar “Merkezde yapacağız, oraya giremiyoruz” diyor. Dozerle gir yerle bir et. Bütün evleri yık. Ne varsa hepsini yık. Sivil halkı al kenara, dümdüz tarla yap her yeri. PKK’lıların hepsini de tutuklarsın. Konu da biter. Dev dozerlerle gir, yerle bir et. Bilmiyorum bunu niye bu kadar uzatıyorlar?

Reşit Emin, talebelerimden. Sütünü içerek beni seyrediyormuş şu an. Göster. Bu benim ünlü talebelerimden. Ağabeyini seyrediyor, Ağabeyinin kuzusu bu, minik kuzu bu.

İmam Sadık Hazretleri şöyle buyurdu: “Kaim Mehdi elini uzatacak, eli göz kamaştırıcı beyazlık içinde görülecektir” diyor. Yani “Elinde dikkat çekici bir beyazlık olacak” diyor. “Sonra Mehdi halka hitap edecek, bu el Allah’ın elidir, Allah’ın tarafındandır ve Allah’ın emriyledir, Allah yaratmıştır. Ardından şu ayeti tilavet edecektir: “Hiç şüphesiz sana biat edenler, ancak, Allah’a biat etmişleridir. Allah’ın eli onların elli üzerindedir. Şu halde kim ahdini bozarsa, ancak o kendi nefsi aleyhine ahdini bozmuş olur.” (Fetih Suresi, 10) Diyor “Sonra biat edilecek” diyor Hz. Mehdi (a.s.)’a. “Sabah vakti yapacak” diyor biat.

“Adnan Bey oradaki arkadaşlar size neden bu kadar bağlılar? Bir şey mi vaat ediyorsunuz?” diyor. Cennet. Allah vaat ediyor, ben vaat etmiyorum, Allah’ın rızası, en başka Allah’ın rızası, cenneti ve rahmeti.

GÖKALP BARLAN: Adnan Bey bir ayette Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım “Hiç şüphesiz Allah, mü'minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere canlarını ve mallarını satın almıştır.” (Tevbe Suresi, 111)

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Hakan Gizmaz, “Seçime giden bir Türkiye var. Ülkeyi karıştırmak isteyen PKK’ya dışarıdan destek vererek Türkiye’yi bölme tehlikesiyle karşı karşıya getiren dış güçler var. Sizce emellerine ulaşabilirler mi?” Onlar ancak şeye ulaşabilirler, cehenneme. Başka yapabilecekleri bir şey yok. Sen seni bil, sen seni.

“Seyit olmak güzelliktir, şereftir. Seyit olduğumu söylemek Mehdilik iddia etmek değildir” sözüme karşılık “Kendi kendini övmek doğru mu? Kuran ahlakına uygun mu?” diyor. Bu bir övme değil, bu bir nimete şükretmektir. İnşaAllah. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. İbrahim (a.s.) soyundandır. Kendisi de söylüyor Hz. İbrahim (a.s.) soyundan olduğunu. Bu, nimete şükretmektir. Övünmek yani en üstünüm sizden ezici yönde, ırk olarak üstünüm anlamında değil bu. Bu nimeti fahşetmektir, Allah’ın verdiği güzelliği ifa etmek, anlatmaktır.. “Şüphesiz Allah (c.c.) nimetinin eserini (görüntüsünü) kulunun üzerinde görmek ister.” (Buhari, Libas 1; İbnu Mace, Libas 23.) diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadisi, Allah’ın verdiği nimeti anlatıyorsun. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) bakıyor yüzüne aynada “Ya Rabbi ne kadar yüzümü güzel yarattın. Ahlakımı da güzelleştir, bana cennet nasip et” diyor. Bu övünme değil, bu nimete şükretmektir. Dolayısıyla benim ifadem de şükür.

İsmail Karaçam, “PKK’lılar operadan anlamaz, eşek gınıltısından anlar. Deh, çüş falan demek lazım.” Canım o operada da onlara bir ifade var, anlatım vardır.

Nimeti Müslüman anlatacak. Hatta Cenab-ı Allah ayette “Ey insanlar, Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın.” (Fatır Suresi, 3) diyor. Allah beni böyle güzel bir soydan getirdiği için anıyorum. Hamd ediyorum, Ben-i İsrail soyundan geldiğim için, çünkü Kuran’da övülen bir güzellik. Ben-i İsrail’e Cenab-ı Allah bütün Ortadoğu’yu verecek. Vaat edilen topraklar. Arz-ı mevud; vaad edilen topraklar anlamına geliyor. Onu işte Allah Hz. Mehdi (a.s) ve talebelerine yani Moşiyah ve talebelerine vaat etmiştir, Hz. İbrahim (a.s) neslinden gelen. Ta Tevrat’ta kadim nimet olarak belirtilmiştir.

Hz. Ali (r.a)’ın soyu, annesi Fatıma tarafından Hz. Davut (a.s)’a bağlanıyor, Fatıma annemiz tarafından. Baş Haham Hofnayn’ın kızı ve Eset İbni Haşim’in evliliklerinden Hz. Ali (r.a)’ın annesi Fatıma binti Eset doğdu. Baş Haham Hofnayn’ın kızı, Eset İbni Haşim ile evlendi. Eset İbni Haşim’in kızı Fatıma’dır. Fatıma’nın oğlu da Hz. Ali (r.a). Onun neslinden de ben geliyorum. Dolayısıyla İsrail soyundanım.

“Hz. Mehdi (a.s), elini kaldırdığında göz kamaştırıcı bir beyazlık içinde görülecek” diyor. Herhalde yüzüne göre beyaz anlamında çünkü beyazlık izafi bir şey.

Giresun, bak Karadeniz’e gelmiş adamlar. Güce de jandarma karakoluna PKK tarafından ateş açılmış, iki asker, iki sivil yaralıymış. Bu saldırı yeni oldu. Diyorlar “İki binini yok ettik.” Zaten bitirmişsin, geriye bir şey kalmamış. Adam diyor ki “altmış küsur” diyor. Buraya sözde şehitler getirdiler, öyle bir şehitlikleri bir şey yok. Orada toprak kazılsa görülmez mi? Oraya asker, polis giriyor. Ben olmasam Allahualem götürecekler işi. İnandıracaklardı herhalde. Yok öyle şey. Gerçek anlamda PKK yok olacak ben öyle bir şey istemiyorum. Yani o tarz lafları biz eskiden beri duyuyoruz, çocukluğumuzdan beri duyarız. İşte, “Darmadağın ettik, bombaladık, F104’ler hallaç pamuğuna çevirdi, şehirlerini, binalarını, tesislerini yok ettik.” Adamın binası diye bir şey yok. Kayalık alanlar var. Öyle bir şey yok.

“Hz İsa (a.s)’ın çocukları kıyameti görecekler mi?” Hz İsa (a.s)’ı yedi yıl sonra evlendirdiğimizi düşün, hesap et. Ne yapıyor? O yıl çocuğu olduğunu düşün.

OKTAR BABUNA: 2022 inşaAllah.

ADNAN OKTAR: 2120’ye kadar bir şey yok.

OKTAR BABUNA: Yüz on sekiz yıl var.

ADNAN OKTAR: Evet, kıyameti görmezler. Onsan sonra zaten evlenmez çocuklar, onun nesli durur. Hz. Mehdi (a.s) kıyametin yakın olduğunu bildiği için durduruyor orada kendi neslini. Hemen kıyamet kapıda çünkü.

Anti Tartar; “Ya bu nasıl iş anlamadım. Yıllardır masonlara saydır da saydır, şimdi el elesin” diyor “gülerek neşeli şekilde resimler çektiriyorsun, mason olduğunu söylüyorsun. Yıllardır videolarla milleti doldurdun masonlara karşı, şimdi de ortada bıraktın” diyor. Yok canım dediklerin doğru, ben ateist masonluğa yine karşıyım. Ateist masonluk ciddi bir yapılanma ve ciddi bir tehlike. Ben Allah’ı seven, Allah taraftarı masonlarla beraberim. Yoksa ateist masonlar var, yine geçerli oradaki sözüm. Onlar bir bela. Ben mason olduğumda onlar kudurdular, bayağı kudurdular çok tedirgin oldular. Alenen Allahsız, Kitapsız adamlar. Ama gerçek masonlar mutlaka Allah’a inanırlar. Allah’a inanmayan mason olmaz. Ama böyle bir ekip de var. İşte onları da düzeltmeye çalışıyoruz. Bir kenara atmak değil, düzeltmek. Benim stilim o.

Davutoğlu “Terörün belini kırdık” açıklamasıyla PKK medyası şöyle açıklama yapıyormuş. “Daha önce Tansu Çiller’in ya “bitecek ya bitecek demesi” Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın “PKK’yı beş kez bitirdik” dediği, yetkililerin sayısız kez “bitme noktasına geldi”, “beli kırıldı”, “büyük darbe vuruldu” dediği PKK’yı bu kez Başbakan Ahmet Davutoğlu “belini kırdık” sözleriyle bitirdi. Ancak yılda en az bir kaç kez bitirilen PKK ile yürütülen savaş boyunca yirmi hükümet, on iki başbakan, on bir genelkurmay başkanı, yedi cumhurbaşkanı değişti. Bitti denilen PKK ve onun ideolojisi ise artık sadece Türkiye’de değil Ortadoğu’da da bölge siyasetinde etkili bulunuyor.” Doğru söylüyorlar. Böyle bitirme olmaz. Bunlar bir nevi demagoji olmuş oluyor. Koydun mu oturtacaksın, böyle olmaz. Bilmiyorsan da bilene görev ver o bitirsin.

“Hocam münafıkları anlatınız” diyor Özdilek. Anlatırım.

Kocatepeli; “Hocam hadislerde Hz. Mehdi (a.s)’ın 1400’de çıkacağı belirtiliyor. Neden o zaman sahabeler dahil her dönem bir Mehdi beklentisi olmuş?” İşte Hz. Mehdi (a.s)’ı çok sevdikleri için.

İşte benim Hz. Ali (r.a) ile evlenen annem Havle Binti Cafer El-Hanefiye. Havle Hanım. Havle Hanım’la Hz. Ali (r.a)’ın yani dedemin nikahından Muhammet Bin El-Hanefiye oluyor. Muhammed Bin El-Hanefiye Hz. Mehdi (a.s)’a çok benziyormuş. Sahabenin en çok şüphelendiği oydu. Muhammet Bin El-Hanefiye. Ona sürekli soruyorlar “Sen Mehdi misin yoksa?” Yani çok benziyor dış alametleriyle, görüntüsüyle. Bak, genetik kodu görüyor musun? Kaç defa soruyorlar “Sen misin Mehdi?” diye. Detaylar var da şimdi girmeyelim olaya.

Şimdi kısa bir ara verelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Yeni Bulunan Fosiller Evrimcileri Yalanlamaya Devam Ediyor

Masaüstü Görünümü