Harun Yahya

Sohbetler (2 Ekim 2015; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler programına başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Amerika’nın 2014’e kadar Suriye politikasındaki en etkili isimlerinden olan, eski Şam Büyükelçisi Robert Ford; “Amerika’nın PYD’ye Kürtleri sevdiği için IŞİD’le savaşacak bir milis grup bulduğu için destek verdiğini” söyledi. “PKK’yla PYD’nin aynı şey olmadığına dair Amerikan resmi söyleminiyse aslında doğru değildir, herkes de doğru olmadığını bilir” diye niteledi. Konuşmasında şöyle diyor Ford: “Amerikalılar PYD’ye Kürtleri sevdiği için ya da PYD’yi sevdiği için yardım etmeye başlamadı. Eminim sizi temin ederim, Washington’a gidip PYD neyin yerini tutuyor diye yetkililere sorarsanız bilmezler, hiçbir fikirleri yok.”

ADNAN OKTAR: Bilmez olur mu? İşte terörist it-kopuk takımı, çakal hepsi, cinayet şebekesi. Abdullah Öcalan ne diyor; “sizin düşündüğünüz o dev Müslüman katliamında, hazır katiller ordusunu ben size sundum” diyor. “Bu katiller ordusu, bu cinayet şebekesi Armageddon tabir ettiğiniz o büyük Müslüman katliamında en başta” diyor bak “en başta görev yapacak ahlaksız, alçak, pislik kan dökücü iblislerdir” diyor. Dün okudum, açık sarih ifade, başka bir şey yok. Amerika neyin ne olduğunu bilir de, fakat o da ayıp olmasın diye öyle söylüyordur. Tabii ki PKK’lı olduklarını biliyorlar PYD’nin eşek olsa bilir, anlaşılmayacak bir yönü yok onun. Ben bu şahsa mektup da göndermiştim, konuyu açıklamıştım onu, onu da söyleyeyim. PYD’nin aynı olduğunu ona anlatmıştım, olayı biliyor o. Şimdi Ortadoğu’nun ve İslam aleminin, Avrupa tarafından beğenilmeyen yönü kadınlara bakış açısı, bundan çok nefret ediyorlar. Avrupa’da kadınlar çok hür. İstediği gibi giyinir, dekolte de giyinir, makyaj yapar, gezer-tozar, eğlenir, dans yapar kimse karışmaz, normal insan muamelesi görür. Ama İslam aleminde, potansiyel günahkar, insanların başını belaya sokan, haşa şeytan gibi gördükleri bir varlık kadın. Ne kadar kısmında? En az yüzde 90’lık kısmında böyle. Yahut yüzde 95’lik kısmında diyelim. Kadın daima suç işlememesi için korunması gereken, her an fahşaya hazır, insanların başını belaya sokmaya hazır bir varlık ve yarım akıllı bir varlık. Bak, yarım olduğundan hepsi emin. Bütün fıkıh kitaplarında yazar, kadın yarım varlık olarak yazarlar. Buçuk diyorlar zaten, gayet eminler o konuda. Şimdi Avrupa da buna gıcık oluyor tabii. Amerika, Avrupa bütün dünya gıcık oluyor. Şimdi bunlar yetmiyor, adamlar müziği yasaklıyorlar, müziğe karşılar. Müzik dünyanın ruhu gibi bir şey, çok insanı açan, insanın kalbine ferahlık veren bir nimet. Hiçbir mahsuru da yok. Ben müzik dinleyince, kimsenin şeytana döndüğünü görmedim. Müzik güzel bir şey. Başka? Resim. Aslında resim olunca, televizyondaki görüntü de olmaz. O diyor ki “gölgenin hapsedilmesi” falan. Bırak şimdi bana, işline gelen yerde öyle yapıyorsun “gölgenin hapsedilmesi” falan diyerekten. Nerenin gölgesi, alenen görüntü işte o da, fotoğraftan hiç bir farkı yok. Fotoğraf yasak, resim yasak, görüntü yasak. Şimdi burada da olay bir belanın içinde. Kadının gülmesi zaten direk fahşa olarak görüyorlar rezalet. Kendileri eşekler gibi katıla katıla gülüyorlar, onda bir sorun olmuyor bağnazların bir kısmı yerlere yatarak gülüyor ama “kadın gülemez” diyor. “Arabaya da binemez” diyorlar, “telefonla da konuşmaz” diyorlar. Şimdi bir Avrupalının, bir Amerikalının böyle anormal bir düşünceyi kabul etmesi mümkün değil. Onlar diyorlar ki, “eğer böyle bir şey varsa, bunlar bu insanları öldürmek istiyorlar, kadınları adeta öldürüyorlar canlı canlı, biz de bunlarla mücadele edeceğiz” diyorlar özetle. Öcalan çok uyanık, baya kurt. Bunların Armageddon planını anlamış, benim kitaplardan okuyup anlamış. Bir kısım Hristiyan, bir kısım Musevilerde var bu Armageddon inancı ama asıl Hristiyanlarda vardır, evanjeliklerde vardır. Ne diyor Öcalan: “Sizin bu Armageddon inancında katile ihtiyacınız var mı yok mu” diyor, “var. En baş katil olarak en kapsamlı katil olarak göreve hazır olduklarını” söylüyor. Adamları can evinden vuruyor. Bak bir de diyor ki; “bağnazlar kadınlara karşı biz kadınları seviyoruz, saygı duyuyoruz” diyor. Hakikaten mesela HDP de falan da bakıyoruz sırf PKK’da değil, kadınlara karşı müthiş bir saygı var.

AYLİN KOCAMAN: Siz söylemiştiniz Adnan Bey, “özgürleşen kadın özgürleşen Kürdistan’dır” diye slogan atmışlardı.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Yani Ortadoğu’nun tek makul düşünen bir topluluğu gibi gösteriyorlar, Stalinist bir topluluğu, bir katil ordusunu böyle gösteriyorlar. “Hem cinayet için müsaidiz” diyor, “hem de kadın haklarını savunuyoruz” diyor. Onun için onlar da destekliyorlar. Ortadoğu’nun yapacağı, kadınlara özgürlük verilmediği müddetçe her ülke helak olur, söyleyeyim. Bu konuda alınmış bir karar var, Allah katında bunun hükmü bu. Dünya açısından da bunun hükmü bu. Kadına karşı olan her sistem, her hükümet, her devlet yıkılır, bunu bilecekler. Bir zulüm olmuş oluyor.

ENDER DABAN: Mısır’da da aynı dediğiniz şekilde olmuştu. Siz, Mursi’ye söylemiştiniz “bayanları daha ön plana çıkarın” diye.

ADNAN OKTAR: Öbür türlü hayat olmuyor. Mesela Mısır’ın fotoğrafları var kahverengi, Kahire’nin koyu kahverengi, orta kahverengi ve gri hakimiyeti var. Yeşilin mavinin tonlarını bulamazsın. Her yere bir kir hakim. Yağlı çok iri adamlar, tabii normal insanlar da var ayrı mesele. Çok kirli sokaklar, çok kirli insanlar ve kirlenmiş de bir ruh birçok insanda.

GÖKALP BARLAN: Kadınlara taciz yüzde 81’miş.

ADNAN OKTAR: Taciz ve tecavüz yüzde 81 Mısır’da. Kadına saygı yok.

Öcalan diyor ki: “Kürt kadınlarının çoğunun bedenleri ölü, kokuşmuş, soğuk ve çok kabadır. Fizikleri biraz böyledir, ruhları donuktur. Fikir düzeyi hiç yoktur.” Acayip bir nefret ifadesi var. “Bir papağan kadar bile sözcükleri tekrarlayamazlar.” Abdullah Öcalan Nasıl Yaşamalı, sayfa 91. “Darwin de kitabında kadının evlilikteki rolünü şöyle açıklar” diyor Charles Darwin: “Devamlı arkadaşlık, yaşlılıkta bile süren bir arkadaşlık, sizinle ilgilenecek biri, bir köpekten daha iyi oyalayabilecek ev ve evin sorumluluklarını alacak biri.” “Bir köpekten daha iyidir” diyor. Bak “ev ve evin sorumluluklarını alabilecek biri.” Evrimin ara aşaması olarak görüyor Darwin kadını, yani ilkel bir varlık olarak görüyor.

Bak diyor ki Öcalan; “Armageddon için büyük bir Kürdistan planı olduğunu öğrenince batı yanlısı görünüm almış kendisinin batının ve Hristiyan ve Musevilerin destekçisi gibi göstermeye çalışıyor.” Öcalan’ın sözü diyor ki: “İslam unutulur, inkar edilir kıldığı bu halk” yani İslam’ı biz inkar ettik diyor, Kuran’ı inkar ettik, dinsiz bir topluluk olduk diyor, Kürt toplumu kardeşlerimiz için haşa. Bu PKK’yı kaset ediyor, “PKK, tüm tarikatçı yapılanmalara karşı” ki, zaten Abdullah Öcalan dedi, “tarikatlara, cemaatlere karşıyım” dedi ve “bir an önce yok edilmeleri gerekir” diyor. “Tüm tarikatçı yapılanmalara karşı Armageddon’da ağırlıklı olarak, Hristiyan ve Musevilerin yanında yer alacaktır” ağırlıklı olarak. Yani Müslüman katliamında, ağırlıklı olarak PKK yer alacaktır diyor. Burhan Semiz. PKK ve KCK’nın din stratejisi, sayfa 210.

Ortadoğu’nun büyük bölümünde kadınlara karşı çok vahşi bir bakış var. Ama Almanya’ya falan gittiklerinde de, orada hizaya geliyorlar, ne hikmetse. Amerika’da falan tam coni oluyorlar böyle blue jean ile falan. Mesela dekolte hanımların içinde gayet rahat normal insan gibi yaşıyorlar. Buraya gelince vahşileşiyorlar bir kısmı. Pakistan’a git mesela, Pakistanlılar gidiyorlar çeşitli ülkelere, mesela Amerika’ya, İngiltere’ye falan, tam entel dantel kadın haklarını savunan, kadınlara iç içe baya saygılı hürmetli, Pakistan’a gittiğinde, sakal bırakıp şalvarla falan, azılı bağnaz havalarına giriyorlar. Havasından mı suyundan mı nedir bu anlamadım, bir garipler. Mesela buradaki bağnazlar Almanya’ya gittiğinde, baya hiza oluyorlar. Kadın işçilerle beraber Almanya’da çalışıyorlar. Kadınlar şortla falan oluyor yanlarında, garip gülüşleriyle böyle onlarla eğleniyorlar. Plajda da böyle göbeklerini kaşıyarak plaja giriyorlar, böyle bir konu olmuyor. Bir de bu tip kadın dekoltesine karşı olanlar, genellikle kadınlar tarafından hep kovalanan, iteklenen, biraz da aşağılanan tipler. Bunlar yanaşmaya çalışıyorlar kadınlara ama kadınlar bunları adam yerine koymuyor. O zaman kadın düşmanı oluyorlar, dekolte düşmanı oluyor. Madem öyle internete niye kadınların resimlerine bakıyorsunuz? Beni konuşturmayın, tek tek hepinizi ifşa edecek imkanım var. Mesela “buradaki hanımlar niye dekolte” diyor. Öfkeleniyor çünkü asla bir bağlantı kuramayacağını biliyor asla. Hiçbir şekilde tahayyül dahi edemeyeceğini biliyor o zaman ne yapıyor, ‘meyve veren ağaç taşlanır’ misali, başlıyor taşlamaya. Olmaz. ‘Derici beğendiği deriyi yerden yere vururmuş’ derler. Benim senden haberim bile yok, bak sen oturup bizim kanalı buluyorsun açıyorsun, sabahtan akşama kadar da seyrediyorsun, ondan sonra da bas bas bağırıyorsun.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Mısır’ın şehir renklerinden bahsetmiştiniz. Birkaç fotoğraf vardı gösterebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Göster. Bak koyu kahve. Şu felakete bak. Bir Avrupa şehriyle kıyasla, dehşet verici görüntüsü.

Mesela Atilla diyor: “Dekolteye ne gerek var” falan. İfşa etme imkanım nasıl olur? Facebook’una girerim orada onun rintin resimlerini bulurum, gösteririm. Bu anlamda. Yoksa cinlerimi üstlerine gönderir, onları yakalarım anlamında demedim.

Öyle bir hayatı hiç kimse yaşamak istemez.

Bizim ortaokul lisede falan da olurdu, güzel kızlara böyle kafasını takan tipler olurdu, elde edemeyince kızlara olmadık iftira atarlardı, olmadık laflar ederlerdi elde edemeyince haset ediyorlar. Konu bu başka bir şey değil. Yoksa bunlar o anlamda yaşayan insanlar değiller. Zaten gerçek bağnaz, hiç seyretmez. Bu öle-bayıla seyrediyor ama acı veriyor ona, o hiçbir şekilde ulaşamayacağı için. Çünkü o kafadaki bir adamla muhatap olmayacağı belli, buradaki hiçbir insanın da muhatap olmayacağı belli, dolayısıyla o öfkenin bir tezahürü oluyor bu.

Mesela Avrupa’ya gittiğinde kadınlar, git Amerika’ya, git Avrupa’ya mini şortla paten kayar genç kızlar, mini etekle gezerler, eğlenirler, gülerler, normal hayat. Müzik dinlerler, arabayla gezerler ama Ortadoğu’da bu dehşet verici bir şey gibi gösteriliyor. Erkekler de normal yaşayamıyor aslında. Kadınlara ağır baskı, kadın zıtlığı erkekleri erkelere yöneltmiş, kadınları da kadınlara yöneltmiş. Yani fıtratı bozmuşlar. Kadınları erkek gibi yapıyorlar, erkeleri kadın gibi yapıyorlar, fıtratı tamamen bozuyorlar. Halbuki kadın, kadın gibi olması lazım, saygı görmesi lazım, değer verilmesi lazım. Vahşi, küstah ve saldırgan bir kadın anlayışı var, Ortadoğu’nun epey bir bölümünün. Bir de şöyle yapıyorlar, “senin anan bacın olsa, erkeklerin karşısına çıkartır mıydın” bilmem ne. Sen küfreder gibi konuşuyorsun, öyle konuşursan bu olmaz. Senin annen bacın geliyor okulda, öğrencinin yanına oturuyor, “sen ananı bacını adamın yanına oturtur musun” desen, bu küfür olur, bu çok münasebetsiz bir şey. Normalde makul bir şey bu. Böyle konuşursan böyle olur anlamı. Otobüse biniyor anan bacın, yanında da adam oluyor minibüste, “ananı bacınla beraber minibüsle gönderir misin” falan. Bunlar gıcık hareketler. O zaman da kadınları bir acayip konuma sokmuş oluyorsun.

Kırgız Ali; “Adnan Bey, özellikle AKP döneminde basına saldırı, baskı, tehdit çok ön plana çıktı. Özgürlükler kısıtlanıyor gibi bir hava var. Tüm bunlar diktatör söylemlerini güçlendirmiyor mu sizce?” Bu çocuğa yapılan saldırıyı mı kast ediyor? Başka kime saldırdılar?

AYLİN KOCAMAN: Zaman Gazetesi’ne, saldırı değil de operasyon olmuştu.

ADNAN OKTAR: Operasyon olmuştu. Ama orada hükümet kendine yönelik bir yıkıcı faaliyet şüphesi içerisine girdi. O ayrı bir konu. Ama bu Ahmet Hakan olayı, tabii çirkin. Bunu bulmaları lazım, azmettirenleri. Eğer bulunamazsa anlamı kötü yani baya kötü. Ama Ahmet Hakan hiç fütur vermesin. Mesela geçen günlerde bir eleştiri yazmış gayet haklı. “Siz değil misiniz bunları yapanlar” diye bir liste yazmış, AK Parti’yi eleştiriyor, doğru söylüyor. Aynısını da ben yayınlayabilirim, anlatabilirim.

Uzman çavuşların silahı olmuyormuş tabancası. Beylik tabanca verilmesi lazım uzman çavuşlara, olmaz. Çok vahim bir şey, nasıl olur? Güneydoğu'da görev yapıyorsa, değil mi?

Mesela Avrupa’da yemek yiyenler, sağ eline bıçak alıyor, sol eline de çatal alıyor, yemek yiyor. Türkiye’de de var bu, başka türlü olmaz. Çünkü sağ güçlü, bıçağı tutan el güçlü olması lazım, solla da çatal tutar. “Sen nasıl çatalı sol elinle tutarsın?” Bu konuda baya bir takıntılılar. Kuran’da olmayan bir şeyi farz hale getirmek doğru değil, hayatı çekilmez hale getirirsin. Adamın kolu ağrıyordur, sol elle yer. Normalde herkes sağ elini kullanır. Ama yemek yerken sağ elinde bıçak varsa adamın, sol elinde de çatal varsa, bu normal, bunda bir şey yok. Veya solaktır adam, sol elini kullanmaya alışmıştır. Bırak nasıl yiyorsa yesin, sana ne?

Cavide Çevik; “PKK’ya karşı en mantıklı mücadeleyi, Adnan Hoca veriyor” diyor.

Sonsuzluk “Adnan Bey, Recep Tayyip Erdoğan senin terör faaliyetlerine karşı gerekeni yapmadı” diyor. “’Kökünü kazıyacağız’ diyor, bir şeyin kazındığı yok. Her gün şehit veriyoruz hala. Halkın gözüne baka baka bunları nasıl söylüyorlar” diyor. “Bunlarla aynı masaya niye oturuyorlar” diyor. “Siz Recep Tayyip Erdoğan’a nasıl destek oluyorsunuz ki hala, o ayrı bir konu” diyor. Ben bu yönlerini eleştiriyorum, hem nasıl eleştirme, bütün gücümle eleştiriyorum ama tamir sistemi vardır. Cumhuriyet Halk Partisi’ni iktidara getirmiş olsak, doğrudan doğruya konuya giriyor “özerklik vereceğiz biz zaten” diyor. Yani yapacak hiçbir şey yok. Yine AK Parti’yi biz eleştirdiğimizde utanıyorlar da, geri adım atıyorlar. CHP’ye nasıl gücümüz yetsin? “YPG terör örgütü değildir” diyor CHP. Ne diyeceksin? Müthiş bir felaket var. Bu durumda yine zor da olsa onara söz dinletebiliyoruz ama onlara nasıl söz dinleteceğiz. Kılıçdaroğlu mükemmel bir insan güzel ahlaklı ama etrafında komünisti var, PKK’lısı var, her çeşit adam var. Nasıl kontrol edeceğiz? Nasıl söz dinleteceğiz?

Uzaman çavuşları rahatça şehit edebiliyorlar PKK’lılar bu yüzden, beylik silahları yok. O çocukların, o gençlerin aslanlarımızın gelişmiş otomatik güzel silahları olsun. Bu konuda dilekçe verelim, böyle şey olmaz. Uzman çavuşlara, devlet silah versin. Öyle makine kimyanın da değil, böyle gelişmiş güzel silahlar.

Klasik bir 7.65 var küçük, zırt pırt tutukluk yapıyor falan, böyle olmaz. Adamlarda kalaşnikof silah var, onların elinde 7.65, avuç kadar silah var. Böyle olmaz, gelişmiş silahlar vermeleri lazım. Tabancaların da çok kaliteli olması lazım, güçlü, etkileyici silahlar olması lazım.

BERİL KONCAGÜL: Ve az sayıda mermi verilmemesini söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii, mesela en fazla on dört tane mermi, bir şarjör kadar mermi. Kırıkkale'de zaten içler acısı durum. Böyle olmaz. Yanında en az üç-dört adet dolu yedek şarjör olması lazım.

Şehit aileleri, en şerefli insanlardır. Allah'ın nimete gark ettiği, o mübarek evlatlarıyla onur duyabilirler. Çünkü onları, Allah cennetine doğrudan almış. Cennet ehli olmuşlar ve cennet kuzusu onlar. Cennet kuzusunun annesi oluyor, cennet kuzusunun babası oluyor. Ne kadar büyük bir güzellik, ne kadar şerefli bir annelik ve babalık. Allah'ın, o anne babaya sabrından dolayı verdiği sevap da, çok fazla ve çok yüksek sevap. Allah onlara da cennet nasip etsin, onlara da hayırlı, bereketli, uzun ömür versin. Bu nimeti görenlerden olmayı onlara nasip etsin. Allah bizlere de bu nimeti nasip etsin, şehitlik nimetini.

Şu an korucu kardeşlerimiz yazıyor; "Canım Hocam, şu anda korucu arkadaşlarla birlikte yol emniyetine yürüyerek gidiyoruz ve Hocamızın ellerinden öper, milletimizin huzuru için her daim dikkatli, milletimizin huzuru için hiç durmadan göreve hazır olduğumuzu bilmelerini istiyoruz." diyor. Aslansınız siz aslan, koç yiğitsiniz. Allah ömrünüze bereket versin. Allah fitneden, dertten, hastalıktan korusun.

Osmanlı'da Darwinist materyalist eğitim yapılıyordu, biliyorsunuz. Osmanlı'nın yıkılma sebebi budur. Darwinist eğitim yapmış. Darwinist eğitim nedir? Allah'ı inkar ediyorsun; "Allah yaratmadı, tesadüfen oldun diyorsun." Osmanlı'da bu geniş ve kapsamlı olarak yapılan büyük bir haram, büyük bir fesattı ve fitneydi. Ve Osmanlı'nın yıkılış sebebi de budur. Sende var mı o konu ile ilgili bilgi? Size geldi.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Osmanlı'da Darwinizm ve materyalizm eğitimi 1805'ten itibaren 3. Selim Dönemi; 1807'den itibaren ise 4. Mustafa Dönemi, Batılılaşma adı altında iki yüzden fazla kitap, Arapça ve Türkçeye tercüme edildi. Bu kitapların hepsi dönemin materyalist Darwinist kitaplarıydı. Dönemin tıp fakültesi olan Mektebi Tıbbiye-i Adliye-i Şahane'de, tamamen Darwinist materyalist eğitim veriliyordu. 1847'de okulu ziyaret eden Mac Farrelyn, anılarında bu okul için şöyle diyor; "Çoktan beri bu kadar düpedüz materyalizm kitaplarını toplayan bir koleksiyon görmemiştim. Kanepenin üzerinde bir kitap vardı, aldım baktım. Bu D’Holbach’ın Dinsizlik kitabı, Doğanın Sistemi'nin en son Paris baskısıydı. Kitabın çok okunmakta olduğunu sayfalarından birçok parçaların işaretlenmiş olmasından anladım. Bu parçalar özellikle Tanrı'nın varlığına inanmanın (haşa) saçmalığını, ruhun ölmezliği inancının güya imkansızlığını matematikle gösteren parçalardı. Okullarda okutulan yazılardan örnekler var; Darul Fülün'da (İstanbul Üniversitesi'nin ilk hali) doğa bilimleri okutulması için, özel bir kürsü kurulmuştu ve bu kürsüde evrim eğitimi veriliyordu. Kürsüde okutulan makalelerden, Hoca Tahsin'in Tarih-i Tekvin (Yaratılış Tarihi)'nde şu ifadeler yer alıyor; "Bütün kainat ve varlığa hükmeden tekamül (evrim) kanunu gereğince, kainat gelecekte erişmiş olacak. Ahmet Mithat'ın evrimi anlattığı makaleleri de okutuluyordu. Mesela Ahmet Mithat'ın "İnsan Tenha Yaşasa Ne Olur" makalesinde, insanın tamamen hayvani bir geçmişe sahip olduğu zamanla gelişerek bugünkü düzeye ulaştığı, bir bebeğin hayvanlar arasında yaşaması durumunda, tamamen hayvani özellikler göstereceği anlatılıyordu. Ahmet Mithat'ın okullarda okutulan "Dünyada İnsanın Zuhuru" makalesinde; "İnsanlar bir nevi hayvan olduğundan bu türün dünya üzerinde nasıl türemiş olduğunu elbette merak ederiz." ifadesi yer alıyordu. Ahmet Mithat'ın okullarda okutulan "İntikam" başlıklı makalesinde, vahşiliğin (güya) insan doğası gereği olduğu anlatılıyordu. Şu ifadelerle; "İntikam bir nevi hakkaniyet ve adaleti vahşiyanedir. Lezzet almak için fenalık edildiği pek nadir olup, bunların kaynağı genellikle hırs, şan ve menfaattir. Bu halde doğamızın özünde kötü davranışların bize zarar vereceğini nereden çıkarırız? Deve dikeni yırtıcı ise yaratılışı böyle olduğu içindir." Hayrullah Efendi'nin, "İnsanın Meydana Çıkışı ve Yaratılışı (İnsanın Satıhı Arzda Sureti İntişarı) yazısı okullarda en çok okutulan yazılardan biriydi. Yazıda insanın Hazreti Adem'le başlayan tarihinin dışında, bilim gözüyle anlatımı yapılması gerektiği anlatılıyordu. Münih Paşa tarafından Cemiyeti Tedrisiye-i İslamiye grubu kurulmuştu; amaç yayınlanan bilim dergileri ile materyalizmi ve evrimi anlatmaktı. İlk bilim dergisi olan Mecmua-i Fülün, evrim yazılarından oluşuyordu.

ADNAN OKTAR: İşte Osmanlı'nın niye yıkıldığının açıklaması.

Bunlar şehitlik arzumuzu yanlış anlıyorlar, talebimizi. İbadet olarak şehitliği isteriz. Ama "Gelin bizi vurun, şehit olalım, cennete girelim" böyle değil. Küfürle deccalla mücadele edersin, en akılcı şekilde bütün tedbirlerini alırsın, bütün bunlara rağmen şehit olursan, o şehitliktir. Ama tabii yaptığın mücadele makul zeminde zaferle sonuçlanır.

"Hocam, aklınıza samimiyetinize hayranım." Samimiyetim, evet ben ona katılıyorum. Adam dese ki bana samimi, hakikaten ben samimi bir insanım, vicdanlıyım ama hoca değilim. "Bu dünyada en değer verdiğim sizsiniz." Olmaz. "En değer verdiğim insanlardan birisiniz" diyeceksin. "Ben gelenekçi bir toplumda dünyaya geldim. Gelenekçilerin bir kısmının akılsızlığı, gerçekten mucize gibi. Ömrümü bu sevgisiz baskıcı sistemde geçirme düşüncesi bana rahat vermiyor. Bana ve benim durumumda olanlara dua edin Hocam, ne olur. Allah bizlere bir çıkış yolu sunsun. Ellerinizden hürmetle öpüyorum" diyor. Hakikaten bir gelenekçi aileyle ne kadar zor hayat yaşamak. Müzik yok evin içinde, çıt yok. Eğlenemiyorsun, gülemiyorsun. Sanat yok. Genç kız bakım yapamıyor, güzelleşemiyor, süslenemiyor.

Melih; "Ailecek sizi zevkle izliyoruz" diyor.

Evet, dinliyorum sizi.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Davutoğlu bu akşam "Çözüm süreci boyunca PKK'nın güçlenmesine göz yumuldu mu?" sorusuna şöyle bir cevap verdi; "Bize dendi ki 2013'te 'biz, silahlı mücadeleyi bırakıyoruz. Bu olaylar çözüm sürecini baltalamak için yapıldı.' Tamam artık bu iş buralarda tamamlanmalı iradesiyle bütün her şeyi yaptık. 6-7 Ekim olaylarında daha yeni görev almıştım. O zaman biz fark ettik ki mesele başka. Biz son bir şansta geçen Nevruz'a kadar ısrarlı bir takiple oradan kalkmamak için çaba sarf ettik" dedi.

ADNAN OKTAR: Uyardık, hatırlattık. Devlet Marksizm’in, Leninizm’in ne olduğunu bilmez mi? Hükümet Marksizm’in, Leninizm’in ne olduğunu bilmez mi? Hangi Marksist, Leninist, Stalinist sistem olur da alır silahlarını betona gömer, çimentoyla kapar üstünü? Olacak iş mi şu? Belli ki, böyle olacak olay. Şu an telafi edin o zaman.

Obama, az önce Amerikan TV'sine açıklama yapmış; "Eğit Donat Programı yerine, IŞİD'e karşı Suriyeli Kürtlerle birlikte çalışacağız" diye. Suriyeli Kürtler Müslüman, zaten onlar bunu yapmaz. O zaman PKK'yı kastediyor. Yani Türkiye ile Eğit Donat Programı yapmayı tamamen durdurdular, sadece PKK ile birlikte çalışacaklar. Türkiye'nin PKK'yı ağır silahlarla feci şekilde ezmesi lazım, hepsini hapse tıkıp, Amerika'nın bu isteğini kursağına tıkamaları gerekiyor. Bizim "IŞİD" diye bir derdimiz yok. Şemdin Sakık; -bu süreç var ya hükümetin açıkladığı- "Her ateşkes sonrasında silahlı militanların eğitimi, silahlandırılmaları, gerekli alanlara kayırılmaları, mevzilendirilmeleri, belirli faaliyetler ve planlamalar yoğunluk kazandı. Yani her ateşkesi aslında barış için değil, kesin olarak daha gür, daha yaygın ve daha yakıcı, daha yıkıcı bir ateş gücü için kullandık ve kullanacağız da" diyor.

OKTAR BABUNA: Tam söylediğiniz gibi.

ADNAN OKTAR: Başbakan da "adamlar, silahlarını alıp gömecekler" diyor. Adam da böyle açıklama yapıyor. “Bir ara silahlarını Türkiye'de bırakıp gittiklerini” söylüyor, 12 Eylül döneminde, "Lübnan'da istediğimiz kadar silahlandık, ihtiyacımız kadar askeri ve siyasi eğitim aldık, ilk kez burada askeri örgütlenmenin bütün kurallarını yaşamımıza uyarlamaya başladık. İki yıl kadar kaldığımız Filistin kamplarında, fiziki olarak da toplandık ve ardından gruplar halinde Türkiye'ye döndük." Filistin, orası tamamen komünistti eskiden. İsrail'le rekabet edeceğiz diye sonradan dindar oldular, çok değiştiler. İsrail, onlara öncü oldu o konuda. Çünkü dinsiz olarak İsrail'le mücadele edemeyeceklerini anlamışlardı. "Hedeflediğimiz yere ulaşır ulaşmaz, Türkiye'de bıraktığımız tabancalar yerine, kalaşnikoflarla kuşandık. Çünkü gittiğimiz Lübnan gerçek anlamıyla bir silah deposuydu" diyor. Şu an yaptıkları teknik de bu. Yeni Avrupa'nın ve Amerika'nın stratejisi, sadece Esad'ın Baas rejimi ve PKK'nın komünist Stalinist rejimi; bunları ayakta tutmayı düşünüyorlar, Müslümanlara karşı. Bu çok çirkin bir tavır. Terör böyle engellenmez. Terör sevgiyle engellenir, ilimle irfanla olur. Israrla Hazreti İsa (a.s)’ın gösterdiği yolu değil de, kendi şeytani deccali yollarını demeye kalkıyorlar.

Çok kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Bölünmek Yok Olmak Demektir

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü