Harun Yahya

Sohbetler (5 Ekim 2015; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar'la Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey, hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Efendim hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Dün başbakan Davutoğlu'nun açıkladığı AK Parti seçim beyannamesinde 'Başkanlık Sistemi' yer alıyor. Şöyle dedi Davutoğlu: “Demokratik doğasını kaybeden parlamenter sistemin karşısında etkin ve dinamik bir yönetim anlayışıyla başkanlık sisteminin daha uygun olduğunu düşünüyoruz.”

ADNAN OKTAR: Yok kardeşim, olur mu öyle şey? Başkanlık sistemi, şu ana kadar askerimizin, polisimizin şehit olmasına neden olan federasyonu getirmiş olacak. Yani Türkiye birleşik devletleri olmuş olacak. Olmaz. Onu acilen çıkartsınlar. Niye olmasın koalisyon cayır cayır olur. Daha rahat daha renkli hoş bir ortam olur. Ne olur koalisyon olsa yani? Ne riski olurmuş koalisyonun, niye çekiniyorlar?

BÜLENT SEZGİN:  Şu anki sistem için şöyle bir açıklaması var. “Mevcut sistem cumhurbaşkanı ve başbakanın farklı siyasi geleneklerden gelmeleri durumunda kriz yönetme potansiyelini taşımaya devam etmektedir.”

ADNAN OKTAR: Yok canım, ne alakası var? Çok ufak tefek olaylarda öyle olaylar oluyor, başka onun dışında olmuyor. Yani bir karşı görüş de olması lazım. Demokraside herkes herkesi kontrol edebilmeli, dengeleyebilmeli. Tek başına bir parti sürekli iktidarda. Ne oluyor? Hiç mesela PKK olduğu gibi duruyor. Daha azgınlaştı. Askerimizi, polisimizi havaya uçuruyor her gün. Üçer beşer askerimiz, polisimiz şehit oluyor. Mesela MHP, koalisyonda olsa çok güzel olurdu. Ne olur yani? Şartları, yani şartı ne? Ağır bir şartı yok MHP'nin. Makul şartları. Yani yüzde otuzla kaçla oluyor o zaman iktidarda hükümet? Yüzde otuz bile yetiyor herhalde değil mi? Olur mu öyle şey? Yüzde otuz, yüzde yetmişi yönetecek. Nerede görülmüş böyle şey? Yani diğer görüşte insanların da fikirlerini temsil eden partiler hükümette yer alması lazım. Hiçbir şey olmaz. Başkanlık sistemi olmaz özetle. Yüzde kırk da çok az. Yüzde kırk, yüzde altmışı yönetiyor, nasıl oluyor böyle bir şey?

AYLİN KOCAMAN: İlk AK Parti geldiğinde yüzde otuz beş gibi bir oyla gelmişti, MHP barajı geçemediği için. Yani o zaman hükümeti yüzde otuz beş ile kurmuştu sadece.

ADNAN OKTAR:  Ee tamam yani koalisyonda bir mahsur yok daha Türkçesi. Umacı gibi göstermenin de alemi yok. Dünyanın her yerinde koalisyon hükümetleri var. Hiçbir şey olmaz. Mühim olan şu an İttihat-ı İslam'ın kalesi olduğu için Türkiye, Türkiye'nin bölünmesi olayına yeşil ışık yakacak her şeye karşı çok şiddetli karşılık verilmesi lazım. Konu bu. Yoksa şudur budur falan, bu milletin bütünlüğünü sağlamak çok önemli. Üçüncü köprü, dördüncü köprü, beşinci köprü bunlar değil sorun. Sen köprü yaparsın düşman gelir bütün köprülerine el koyar. Hepsini senin elinden alır. Sen kırk sene çalışırsın, adam kırk günde bütün malına mülküne el koyar. Bölünme asıl büyük tehlike. Mesela alır adam Keban Barajı’na falan hepsine el koyar Güneydoğu'da. Katrilyonlarca lira para harcandı oraya. Değil mi? Bir el koyar bitirir. Yani işte şunları yaptık, bunları yaptık diye bir konu yok. Bir komünist devlet kurulur oraya. Mahvolursun. Her şeyini elinden alırlar. Asıl olan güvenlik ve Türkiye'nin bölünmemesi konu bu.

BÜLENT SEZGİN: PYD, Suriye’de o şekilde davranıyor. Halkı evlerinden çıkarıp, mallarına da el koyuyor Adnan Bey. Bildiğiniz üzere.

ADNAN OKTAR: Tabii. Bütün o bölgeye hakim oldular. Kısa sürede PYD. Yani Stalinistler’in eline geçti. Türkmenler’in köyleri, Müslümanlar’ın, Araplar’ın köyleri hepsi onların eline geçti.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: “Hürriyet Gazetesi yazarı Ahmet Hakan'ın darp edilmesine ilişkin mahkemece sorgulanan yedi şüpheliden biri kasten yaralama suçundan tutuklanırken, diğer altısı serbest bırakıldı. Serbest bırakılan üç şüpheliye adli kontrol tedbiri uygulanmasına hükmedildi. Serbest bırakılan şüphelilerden birinin PKK sempatizanı, birinin eski özel harekatçı olduğu iddia ediliyor. Yeni Şafak Gazetesi saldırıyla ilgili olarak gözaltına alınan Uğur Adıyaman'ın terör örgütü PKK mensubu olduğuna dair bazı fotoğraflar paylaştı. Gazetenin iddialarına göre Uğur Adıyaman'ın ağabeyi, Seyhan Adıyaman da yirmi dört yıl önce PKK'ya katılmış birisi.”

ADNAN OKTAR: En baştan söyledim “bundan bir şey çıkmaz” dedim. Söyledim mi söylemedim mi? İlk gün söyledim. Yani olayın rengi hemen belli oluyor. Nereden geldiği nereye gittiği. Amacı. Anlamıyorlar. Dünyayı bir bütün değerlendirmek lazım. Sanki burası eğlence yeri. Kore, komünizme önem vermedi o zamanlar. Habire bayındırlığa önem verdi. Yollar, köprüler bilmem neler, barajlar şunlar bunlar. Büyük bir heyecanla yaptı. Komünizmi engellemek için uğraşmadı. Sonra ne oldu? Kore şak, ortadan bölündü. Katrilyonlarca liralık malı, mülkü, parası komünistlerin eline geçti. Koptu gitti. Koskoca, hem mülk gitti hem toprak gitti. Hem tesisler hem mal, mülk her şey gitti. İdeolojik mücadele yapmak istemediler. Daha hala da yapmıyorlar, Darwinizm’e karşı bir mücadele vermiyorlar.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Rusya’yı da örnek vermiştiniz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Her yerde bu geçerli.

Yol, köprü yapıyorlar bilmem ne falan feşmekan Allah vermesin, Türkiye bölünür; İstanbul'u ayırırlar. Avrupa Birliği'ne alır ayırırlar. İzmir şu bu falan onu da ayırırlar, Güneydoğu'yu ayırırlar; paramparça olur Türkiye. Allah vermesin. Bir yerden parçaladın mı her yerden parçalanır. Güneydoğu gitti mi Türkiye'nin tamamı gider. Zannediyorlar ki, kalanla devam edecekler; öyle bir şey olmaz. Un ufak olur, darmadağın olur, mahvoluruz yani. Onun için başkanlık sistemi de buna kapıyı açan en önemli neden. Şu an her gün savaş var adeta ve hiçbir netice alındığı yok, görüyorsunuz. Köklü, çılgınca kararlar alınması lazım. Mesela Rusya yaptı mı ne yapıyor? Çılgınca bir karar alıyor, bütün dünya hopluyor. Türkiye de öyle, çılgınca kararlar alması lazım. Müteahhit mantığıyla bu işler yürümez. Esnaf kafalamasıyla hiç olmaz. Sözümü tutsunlar, burası imtihan dünyası. Mühim olan, İslâm’ın dünyaya hakim olmasıdır. Ondan gerisi önemli değil. İslam dünyaya hakim oldu mu herkes rahat eder, her şeyin garantide olur. İslam dünyaya hakim olmadı mı cehennem demektir.

Genç Iraklılar Irak'ı kurtarmak için evrim teorisini tanıtıyorlarmış. 2012 yılından beri yabancı kaynaklı evrimi anlatan dokümanların Arapça tercümesini yaparak, bu makaleleri sosyal medyada paylaşarak, Irak'ta halka kapı kapı gezip evrim teorisini öğretiyorlarmış. Batmış bir sistemi daha da batıracaklar. Zaten evrim teorisinden Irak bu hale geldi, geri kalanı tamamlamak istiyorlar.

Irak'ta çünkü bağnazlıkla baş edemiyorlar, "Ne yapalım? En iyisi dinsiz sistem gelişsin de bu bağnazların belasından kurtulalım" diye yapıyorlar. Yani IŞİD'i falan öyle engelleyeceğini zannediyorlar. Halbuki bu yöntemle Allah daha da belalarını verir, daha da batarlar. Böyle bir yol olmaz. Kuran’a dayalı modern İslam anlayışını savunacaklarına batağın içine doğru gidiyorlar. Gelenekçi, Ortodoks İslam anlayışından bütün dünya dehşete düşmüş durumda. Ama modern İslam’ı da desteklemeyi bir türlü bilmiyorlar. Diyorlar ki "Ilımlı Müslümanlar’ı destekleyelim. Nerede?" diyorlar, arıyorlar. Bakıyorlar, belirli bir adrese çıkıyor. O zaman geri geriye gidiyorlar. Bir ara karar verdi Obama, Avrupalılar dediler ki; "Bu gelenekçi, Ortodoks İslam’a karşı yani bu saldırgan İslam anlayışına karşı modern İslam’ı destekleyelim. Modern İslam’ı savunan kişileri destekleyelim" dediler. Aradılar, taradılar, baktılar adres bir tane; işlerine gelmedi. O zaman Allah bela ile üstünüze çökecek yine. O yola illaki gireceksiniz. Belanın çapı yetmediyse Allah onu artırır. Tahammül edemeyecekleri dereceye getirir. İllaki Allah'ın sistemini, Kuran ahlakını kabul edecekler.

Mehmet Kalkan; "Komünizme karşı en etkili mücadele refahı tabana yaymak, Avrupa gibi sosyal demokrasiyle. Gerisi boş laftır." Sibernetik 71. Şimdi komünizm deyince bunlar, "zenginlerin malını alıp dağıtmak" biz onun derdindeyiz zannediyor. Halbuki Avrupa'da dinsizlik hakim oldu, sorun bu. Yani Hristiyanlık yok oldu, Musevilik yok oldu, Müslümanlık yok oldu. Sanki biz malın mülkün bölünmesinin, zenginlerin malını kurtarmanın peşindeymişiz gibi. O bizi ilgilendirmez. Zengin malını vermiyorsa Allah zorla elinden alır. Ya ölünce alıyor ya bir şekilde alıyor Allah. Ya çökertiyor ya ekonomisini bozuyor, ya komünizmle alıyor ya faşizmle alır ya savaşla alır; bir şekilde alır elinden.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, dün Ankara'da beş bin adet kitabınız dağıtıldı, ücretsiz olarak halkımıza. Karanlık Tehlike Bağnazlık ve Komünist Kürdistan Tehlikesi isimli kitaplarınız. Fotoğraflar da var; Çankaya, Gaziosmanpaşa, Oran, Ümitköy, Çayyolu, Bilkent ve milletvekillerimizin çoğunlukla oturdukları Çukurambar semtlerinde dağıtım yapıldı. Dağıtıma yaklaşık otuz arkadaşımız katıldı. Sonrasında da hep beraber yemek yiyip sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Arabaya mehter müziğini koysunlar, açsınlar camlarını da; yer gök inlesin. Dağıtımın o şekilde olması lazım. Güzel olmuş. MaşaAllah elhamdülillah ellerine sağlık.

Almanya'dan oradan buradan yazıyorlar, işte "Burada arkadaşlar dedikodu yapıyor, bilmem ne yapıyor falan feşmekan; bana şunu dedi. Bana bunu dedi." Kardeşim, bu her yerde olur. Dünyada imtihanın şartlarındandır bu; dedikodu olacak, laf olacak, konuşma olacak. Üstüne sivrisinek konsun istemiyorsun. Öyle şey olur mu? Bu ne kadar naziklik böyle. Her türlü laf olur, her türlü konuşma olur. İmtihan oluyorsun, sabredeceksin. Güzel karşılık vereceksin. "Kulağıma eğildi, şunu dedi" diyor. Derse desin, kötü söz sahibinindir. Sen ona güzel söz söylersin. Mesela o sana kötü bir söz söyledi, "Melek gibisin, güzelsin" dersin. Bir daha yapabilir mi adam onu? Ondan kaç, bundan kaç bilmem ne, olmaz. Öyle Müslümanlık olmaz.

İnsanlar dünyanın işleyişini bir türlü anlayamadı. İşte "Savaşları nasıl durduracağız?” Bilmem “Hayat pahalılığı var nasıl başa çıkacağız?" Kardeşim bir kere niye savaş oluyor bir düşünsene, niye bu kadar insan ölüyor? Niye hayat pahalılığı var? Bütün dünya sürünüyor, düşünmüyor musun niye bu böyle oluyor? Şu teknoloji, şu imkanla akıl almaz bir zenginlik olması lazım; hem tarım yönünden, her yönden yani akıl almaz bir zenginlik. Allah süründürüyorsa düşün. "Ben Allah'ı inkar ediyorum" diyor, inkar ediyorsan peki Allah'ın yarattığı domatesi yiyorsun, biberi yiyorsun, salatalığı yiyorsun, patlıcan musakka oluyor bayılarak yiyorsun burnunu çekerek yalanarak falan, karpuzu yiyorsun, kavunu büyük bir iştahla yiyorsun peynirle beraber, limon sıkıyorsun güzel balığın üstüne; Allah sana balık yaratmış onu da yiyorsun, etleri yiyorsun, her şeyi yiyorsun. Bir tek şükredeceksin, teşekkür edeceksin; "Onu da etmeyeceğim" diyor. O zaman Allah burnundan işte fitil fitil getirir. Hem sana üç boyutlu görüntü verecek, beyninin içinde onu seyredeceksin hem bütün güzel kokuları alma gücü verecek koklayacaksın, tat alma gücü verecek tadı alacaksın, dokunma hissi verecek dokunacaksın, denizde yüzeceksin, kayıkta gezeceksin, dünyanın sefasını süreceksin; Yaratan’a geldi mi, "Ben muhatap olmak istemiyorum" diyorsun. O zaman Allah belanı verir. Burası eğlence yeri değil. Şaşacak bir şey yok bunda.

ENDER DABAN: Allah ayetinde bildiriyor, şeytandan Allah'a sığınırım; "Andolsun eğer şükrederseniz gerçekten size arttırırım. Ve andolsun eğer nankörlük ederseniz şüphesiz Benim azabım pek şiddetlidir." (İbrahim Suresi, 7)

ADNAN OKTAR: Şu an olan olay o. Bütün güçleriyle çare arıyorlar. Bulamazsın çare, hiçbir şekilde bulamazsın. Daha da beter olacak. Çözüm Allah'ı sevmek. İslam’ın dünyaya hakimiyeti, Mehdi (a.s)'nin zuhuru, İsa Mesih (a.s)'in zahir olması. İsa Mesih (a.s), o da canım benim, onun gelişi biraz da bu Hristiyanlığın kötü bir sonuçla sonuçlanmaması için, böyle kötü bir sonla bitmemesi. Allah Museviliği de güzel bir sonla bitiriyor, Moşiyah'la. Yani bir hak din haline getirip bitiriyor Allah Moşiyah'la. Hristiyanlığı hak din hale getirerek bitiriyor İsa Mesih (a.s) ile. Mehdi (a.s)'yi de şirk dininden hak dine çevirerek, güzel bir hüsnü hatime ile bitiriyor. Üç hak dini de hüsnü hatime ile bitirmek için Moşiyah'ı, Mehdi (a.s)'yi ve İsa Mesih (a.s)'i gönderiyor. Allah diyor, "Biz eğlenme dileseydik onu şanımıza uygun yapardık. Burası eğlence yeri değil" diyor Allah, "Burası imtihan yeri" diyor. Onun için bu çırpınmalar boşa, anlamazdan geliyorlar ama 2019'larda falan ağlayarak gelecekler Mehdi (a.s)'nin yanına, "Kurtar bizi" diye.

Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İstihbarat raporları PKK'nın örgüt kadrolarının Kandil'den Kobani'ye çekildiği yönünde tespitlere yer verdi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim Kandil'den çekilen mekilen yok. Hepsi it kopuk takımı orada duruyor. Şimdi Kandil'in yapılacak olayı şu, güzel en fazla bu iki yüz ton dinamite mal olur. Makina Kimya bunu kısa sürede yapar, başka bir şeye gerek yok. Dümdüz ova haline gelir. O çakallar operasyon olmasın diye ters manyel veriyorlar kendilerince, diyeceğiz ki "Bunlar, bu itler buradan gitti, biz de buraya gelmeyelim." Yok, böyle biber havanı gibi dövmeye devam etsinler. Çıkacaklar oradan ama kaçmalarına fırsat vermek lazım, ayrı mesele. Yahut hedik dibeği gibi sürekli vuracağız tepelerine. Bir an önce çıksınlar ama öldürüp yerlerde sürükleme bilmem ne falan bunlara gerek yok. Kışlayıp teslim olmalarını sağlamak lazım. Mesela o arabada sürükleme, o çok münasebetsiz hareket. Ne geçecek eline? Ne geçecek yani? Zaten vurmuşsun adamı bir de yere sürüklüyorsun. Sürüklemeye ne gerek var? Ne üstüne vazife, bir de onu filme alıyorsun; oraya buraya gönderiyorsun. O zaman aklına geliyor insanların, "Acaba PKK'yı güçlendirmek için mi yapılıyor bunlar?" Ne malum o filmi PKK'nın çekmediği ayrıca. Değil mi? Garibanın tekini vurmuşlardır mesela sürüklemiş de olabilirler. Çünkü orada amaç ajitasyon meydana getirmek işte polisi adil davranmamakla suçlamak. Yani "Zulmediyor polis" ona getirmek. Ben böyle şeylere kuşkuyla bakarım. Bu anormal bir hareket. Yakışık alacak bir şey değil. Sana yakışır mı kardeşim, Müslüman’a yakışır mı sürüklemek? Ne zorun yani? Hiçbir anlamı da yok. Bir de filmini çekiyorsun. O son derece karanlık. Bir de servis ediyorsun. O zaman ben senden şüphelenirim. Ya PKK propagandası yapıyorsan? ya PKK’lıysa bunları yapanlar? Onun filme çekilmesinin bir açıklaması yok. Olayın kendisi zaten süper mantıksız, hiçbir anlamı yok.

AYLİN KOCAMAN: Siz söylemiştiniz Adnan Bey yine, daha önce de dağdan indiler sonra bütün o civardaki üniversiteleri solcu Marksist yaptılar pek çoğu.

ADNAN OKTAR: Bütün kahvehanelerde şurada burada sabahtan akşama kadar komünist propaganda yaptılar. Hükümet de habire “Size yol yapacağız, köprü yapacağız, maaşlarınıza zam yapacağız, su gibi para dağıtacağız.” Böyle muhabbetle olmaz. Marksizm’e karşı böyle mücadele edilmez.

Marksizm’le hesaplaşmak gerekiyor, Darwinizm’le hesaplaşmak gerekiyor. Müthiş bir felaket, müthiş bir bela bütün Hristiyan alemini, Museviliği, Müslüman alemini sarmış vaziyette. Baskıya dayanamıyorlar.

OKTAR BABUNA: Yaratılışı savunan profesörleri çıkarıyorlar. Hemen evrimi kabul ediyorlar canlı yayında.

ADNAN OKTAR: Hemen o anda kabul ediyor.

“Müslüman çok neşeli, diri, şevkli olmalıdır inşaAllah. Bazen ama şevksiz olabiliyorum. Allah’a gizli şirk koşmaktan korkuyorum. Böyle durumlarda ne yapabilirim canım Hocam?” Tabii ki gizli şirkten oluyor. Yani şirkten oluyor. Gizli derken, aslında işin açığı belli: şirk. Allah, “Bana aşkınızı görmek istiyorum” diyor Cenab-ı Allah. Ne kadar zor bir şey başka türlü? Allah tek olmak istemiyor. Sevdikleri olsun istiyor, O’nu sevenler olsun istiyor. Allah’ın her şeyi var. Gücü var, imkanı var ama Kendisi’ni sevenler olsun istiyor. Melekleri yaratıyor ama mecburlar sevmeye. “Beni” diyor “Görmediğiniz halde seveceksiniz. Görmediğiniz halde. Kafirler olacak, münafıklar olacak, dinsizler olacak. Acı çekecek, çile çekeceksiniz Beni aşkla seveceksiniz” diyor. “O zaman Ben sizi çok fazla severim” diyor Allah. Melekleri seviyor ama Allah, insana olan sevgisiyle kıyas edilemez. Kıyası kabil değil.

Marksist Civan, “Türkiye’de aynı şey olacak rahat olun. Zenginin yatırımından alınıp fakire dağıtılacak. Türkiye komünizmi.” Kardeşim bizim ekonomiyle ilgili böyle bir konumuz yok. Bazıları zannediyor ki sosyal adalet olacak biz de rahatsız olacağız. Zenginin malına zarar gelecek falan. Bizim öyle bir derdimiz yok. Zaten Kuran’da, İslam’da zenginin malı dağıtılıyor. Zengin malını tutamıyor. Öyle bir konu yok. Cayır cayır dağıtıyor hem de. Bak, “İhtiyaçtan arta kalanı verin” diyor Allah. Ne demek bu? Bir adamın ihtiyacı ne olur? Yemek, battaniye, uykusu bir de evi, bir tane de evi. Ondan geri hepsini verin diyor Allah. Anlaşılmayacak gibi değil ki. Müslüman’ın böyle bir dersi yok. Allahsızlık bizim derdimiz. Allahsız, Kitapsız, sevgisiz, merhametsiz, şefkatsiz korkunç bir sistem. Biz bunu istemiyoruz. Yoksa komünizm, sosyal adalet, ‘Olan malımızı mülkümüzü alır bunlar. Neyimize lazım’  öyle bir dert yok. Sen zaten malını vermekle mükellefsin İslam’da. Öyle bir dert yok yani. Bütün ayetler öyle. Nereye baksan öyle. İhtiyaçtan arta kalanı vereceksiniz, ne demek? Sen ne anlarsın bunu duysan?  İhtiyaç diyor, ihtiyaç. Lüks demiyor bak.  İhtiyaçtan arta kalanı diyor. Keyfinizden, zevkinizden, lüksünüzden arta kalanı demiyor.

AYLİN KOCAMAN: “Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar” diye bildiriyor Allah.

ADNAN OKTAR: Tabii ki, çok açık. Durup durup aynı şeyi söylüyorlar. Sanki ekonomiyle ilgili gibi. Komünizmin sosyal adalet anlayışını Marks, İslam’dan aldı. Doğrudan İslam’dan almıştır. Yani Moşiyah inancı, Mesih inancı Museviler -o da Musevi asıllıdır biliyorsunuz Karl Marks. Dedesi hahamdır. Haham aileden geliyor. Yani Tevrat’ı çok iyi bilen bir insan- Moşiyah, Mesih olmak istedi bu. Ama Mesih deccal oldu, hadislerde belirtilen. Bakın, Mesih; İsa Mesih Mesih’tir. Bir de Mesih deccal vardır. Marks’ın en büyük istediği Mesih olmaktı, Moşiyah olmaktı. Hakikaten Mesih oldu ama Mesih deccal oldu. İşte dünyayı kurtarmak, Mesih gelecek dünyayı kurtaracak, sosyal adaleti sağlayacak, herkes eşit olacak yani “Bir sahah üzere malı dağıtır” diyor Mehdi. İsa Mesih’in de özelliği odur. Yani adalet getirmesidir. O inançla ortaya çıktı fakat deccal oldu. Sahte Mesih yani. Tevrat’tan, Kuran’dan öğrendiklerini kendince yorumlayıp bu hale getirdi. Allahsız bir Mesih düşüncesi meydana getirdi. Şimdi Allah’a inanan gerçek Mesih gelecek ona karşılık işte.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Dün öldürülen PKK'lının cesedini polis arabasıyla taşınması konusunda Başbakan Davutoğlu bir açıklama yaptı. “Bu olayla ilgili hukuki ve idari soruşturma için gerekli talimatlar verilmiştir.”

ADNAN OKTAR: Olur poliste böyle vakalar yani rastlanıyor, bir öfke anına geldi herhalde normal bir hareket değil, tedbir alınsın yani bu kadar uzun mücadele belki arkadaşları şehit edildiği için, yakın kardeşleri şehit edildiği için bir cinnet hali gelmiştir. Allah vermesin bir bakalım kendinde mi onu yaparken? Çünkü sürekli küfrediyor. Gereken hukuki girişim yapılır. Bunu polise mal etmenin anlamı yok. Sinirleri bozuktur bazen hakikaten ben akıl hastanesindeyken orda polisler vardı tedavi görüyorlardı, hastaydı yani olabilir hastalanmış olabilirler bu kadar tazyik bu kadar şeyden. Yani konuyu uzatıp ağdalı konuşmalara gerek yok. Polis zaten üstün ahlaklı, kişiliği de çok güzel.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yabancı basında çok sayıda yeni makaleniz yayınlandı Adnan Bey. İran'ın önde gelen İngilizce gazetelerinden İran Daily’de dün yayınlanan yeni bir makaleniz var başlığı “İran'ın Kalkınmasında Türkiye'nin Önemi.” Gazetenin internet sitesinde de çıkan bu makaleniz aynı zamanda İran'ın resmi devlet ajansı IRNA'da da yer aldı. Arap News Gazetesi ve internet sitesinde iki yeni yazınız çıktı bunlardan biri “NATO, Amerika ve Marksist Müttefik” diğeri ise “Dua, Allah'a Kulluğun En Güzel İfadesidir” başlıklarını taşıyor. MBC Times sitesinde yazılarınız birçok dilde yayınlanıyor. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan yazılarınız şöyle; Fransızca olarak “Bayramda Dualarımız Zulüm Gören Kardeşlerimizle” İngilizce olarak “Ruhunuzu Disipline Edin” ve yine İngilizce olarak çıkan “Habersiz Bir Yaşam Sürmek” başlıklı yazınız aynı zamanda İspanyolca olarak da yayınlandı. Tunus’ta Arapça yayın yapan Damir gazetesinde iki yazınız vardı bu hafta “Rusya Suriye İçin Ne Yapabilir?” ve “Medya Sosyal Medya ve Terör.” Bu ikinci yazınız ayrıca Daily Mail ve Hans India haber sitelerinde de yer aldı. Kuveyt merkezli çok dilde yayın yapan Truth Seeker sitesinde çıkan iman hakikatleri içerikli üç makalenizin başlıkları sırasıyla şöyle, “Hareket, Yıkanma ve Su İçmenin İnsana Faydaları, Çekirgeler Sürüler Halinde Hareket Eder ve Kandaki Oksitlenme.” Boşnak dilinde yayınlanan Bosnaci sitesinde “Bu Dünyada yaşayacak Bir Karış Yerini Olmasaydı” ve “Kurban Bayramı’nın Müslümanlar’a getirdiği neşe” başlıklı yazılarınıza yer verdi. Bu son yazınız Balkan Plus adlı sitede de ilk defa olarak yayınlandı. Latin Amerika’nın önde gelen İspanyolca yayınlarından Revista Kauzar Biblioteca Islamica’da “Suriyeliler’in Avrupa’daki trajedisi” başlıklı yazınız çıktı. Kırgız dilinde iman hakikatleri ve maddenin hakikatiyle ilgili altı yazınız Barekelge sitesinden yayınlandı. Fas merkezli Morocco Word News sitesinde yer alan makalenizde Yemen’in şuan ihtiyacı olanın birlik ve kardeşlik anlayışı olduğuna değiniyorsunuz. Son olarak Diplomasi Pakistan sitesinin bu hafta çıkardığı yazınız ise “Komünizme karşı bağnazlığı, bağnazlığa karşı ise komünizmi kullanmak bir çözüm değildir” başlığını taşıyor.

ADNAN OKTAR: Sabahtan beri konuşuyorsun maşaAllah. Bitmiyor yani. İşte bak, Hz. Mehdi (a.s.) talebesi olmak böyle olur. Ben Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesiyim. Yahut talebesinin talebesiyim, ona niyet ediyorum ama hiç boş durmuyorum.

Mekkeli Müşrik, hepsinin ismi orijinal oluyor böyle “O zaman Kuran ve Tevrat köleliği neden yasaklamamıştır?” Kuran köleliği nasıl yasaklamıyor? Kuran okumuyor ki. Kuran’ın özelliğini bilmiyor, araştırmamış. Halbuki bir kere olsun baştan sona Kuran’ı okuması lazım. Kuran’daki hükümlerin tamamı yani bu kölelikle ilgili hep kilitleyicidir. Mesela diyor ki: “Ben onu sarp yokuşa süreceğim. Nedir bu sarp yokuş?” diyor Allah “bir köleyi azat etmek” diyor. Bu ne demek? “Köleyi azat edeceksiniz” diyor Allah. Bitti. “İmtihan” diyor Allah “bu”, “İmtihan. Eğer Bana yakın olmak istiyorsanız, bir güzellik yapmak istiyorsanız köleyi azat edin” daha nasıl olsun? Okumamış.

“Komünizmle PKK’yı bağdaştırmanız yanlış, neye dayanarak belirttiniz?” Neye dayanacağım? Abdullah Öcalan’ın kendi açıklamalarına dayandırıyorum. PKK; partinin kendi bülteni, açıklamalarına dayandırıyorum yani.

OKTAR BABUNA: “Marksizm’in en yücesi PKK’da gerçekleşmiştir” diyor.  

AYLİN KOCAMAN: “Ben yirminci yüzyılın Lenin’iyim” diyor.

ADNAN OKTAR: Lafa bak. Dana ne desin adam?

İman Hüseyin’e Tevbe Suresinin 32. Ayetini tefsir etmesini söylüyorlar. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlar” müşrikler “Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar.” Yani konuşarak, yazarak bir şekilde söndürmek istiyorlar. “Oysa kâfirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.” (Tevbe Suresi, 32) Yani İslam’ı dünyaya hâkim etmek istiyor. Muhammed Bin Fudayl İmam Hüseyin Aleyhisselam’ın tefsiri, şöyle açıklıyor. İmam Hüseyin diyor ki; “Bu ayetteki nur imamettir. Allah imameti Mehdi ile tamamlayacaktır.” “Ayet onu anlatıyor” diyor. Doğru. En güzel tefsiri onlar yaparlar. Sahabe tefsiri. Resulullah (s.a.v.)’in torununun tefsiri.

Eyüb Aktarlı, “Sen bir sus. Sen savaşın dostu, barışın düşmanısın.” Savaşın dostu. Ben Hakk’ın dostuyum. Allah’ın dostuyum. Deccalın düşmanıyım. Yani PKK bir deccal hareketidir. Kırk yıl ömrü, ömrünü tamamladı. Tabii ki onunla savaşacağım. Ama neyle? İlimle, irfanla, akılla, fikirle, sevgiyle. Mehdiyet devrinde de barış bütün dünyaya hâkim olacak. PKK için ne diyor Abdullah Öcalan? “Biz Armagedon’da batılıların istediği, Hristiyanlar’ın, Museviler’in istediği” diyor. Museviler öyle bir şey demiyor da ama o kendi kafasına göre öyle çıkartmış. “Batılı evanjeliklerin istediği Armagedon.” Yani “büyük kanlı savaşta, büyük kan dökümünde Müslümanlar’ı katletmede en baş görevi biz alacağız” diyor. “Bir katil sürüsü olarak bu görevi yapacağız” diyor. “Armagedon’da bize Avrupa güvenebilir, Amerika güvenebilir” diyor. “Bir katil sürüsü olarak bütün Müslümanlar’ı katletmede bize en başta görev düşüyor” diyor. Kendi açıklaması Öcalan’ın.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Selahattin Demirtaş’la, Figen Yüksekdağ 1 Kasım seçimleri için hazırlanan parti bildirgesini açıkladılar. Elli iki sayfadan oluşan bildirgeyi Yüksekdağ ile birlikte okuyan Demirtaş, şu vaatlerde bulundu. “Özyönetim, özerk ve demokratik yerinden yönetim modelidir.”

ADNAN OKTAR: Of, of. Yani federasyon, işte başkanlık sisteminin getireceği felaket. Asla olmaz.  Onu unutacak.

“Neden bu kadar korkuyorsunuz komünistlikten? Saltanatınız mı yıkılır?” Murat Maraş. Şimdi “Şeytandan neden korkuyorsun? Deccaldan, iblisten niye korkuyorsun?” Korkmak değil bu; mücadele. Yani komünist düşünce, Stalinist, Marksist düşünce şiddet, dehşet ve kan içerdiğine göre “kızıl kan denizinin ufkundan kızıl bir güneş doğacak” diyor adam. Ne demek? “Dehşet saçacağım” diyor. Ben Güneydoğulu kardeşlerimi böyle bir kan denizinin içinde görmek isteyenlere karşı tabii ki mücadele edeceğim. Kan denizinin içinde olmak isteyenlere biz müsaade etmeyeceğiz. Allah’ı inkâr eden, İslam’ı inkâr eden, sevgisiz, merhametsiz, şefkatsiz, güzelliği kabul etmeyen, estetiği kabul etmeyen, hür düşünceyi kabul etmeyen dehşet sistemine pek tabii ki tavır alacağız. Bunda şaşacak bir şey yok. Senin evine lağım dolsa değil mi ne yaparsın? Kürekle atarsın. Sen lağımdan korktuğun için mi? Lağım pislik de onun için. Pislikten kurtulmak istersin. O yüzden biz de bu pislikten kurtulacağız ilimle, irfanla, akılla, fikirle.

Ali Sait Çöl, “Hocam, tespihiniz, elbiseleriniz, ayakkabılarınız hepsi çok güzel maşaAllah. Allah cennet elbiseleri nasip etsin size.” Tabii cennet elbiselerini bir görsek bunlar bize paçavra gibi gelir. “Aman aman” deriz. Yani hiç, bir tane cennet elbisesi görse millet biter yani insanlar. Hiç kimse elbise giymek istemez artık.

“Hocam, hiç YKYK çalmıyorsunuz.” Doğru söylüyorsun Kurtuluş Kaçar. Derhal gelsin.

Fibonacci90B, “Karl Marks Kapital’i Kuran’dan ilham alarak yazmıştır” diyor. Demin anlattık zaten bu konuyu.

“Hocam, Atatürk’le ilgili kitaplarınızı okudum. Medeni Bilgiler kitabındaki iddia edilen sözler Atatürk’e mi aittir sizce gerçekten dinle ilgili eleştiriler? Eğer öyleyse hikmeti nedir? Strateji olarak yapmış olabilir mi veya ledüni bir ilimle? Görüşlerinizi merak ediyorum. Sizi takip ediyorum. Sevgi ve selamlarımla, Mehmet Ali Karca.” Atatürk bir kere Bediüzzaman Said Nursi ile çok samimi arkadaştırlar. Atatürk çok beğeniyordu Bediüzzaman’ı. “Değerli fikirlerinizden istifade etmek için sizi çağırdım” dedi. Davet etti Güneydoğu’dan özel olarak kendi sarayına. Yanına çağırdı. Bediüzzaman’la orada tartıştılar, konuştular. Atatürk’e Hızır (a.s) yardım etmiştir. Allah’a çok derin inanan, samimi inanan insandır. Allah’ı inkâr ile ilgili sözlerin hiçbiri Atatürk’e ait değildir. Atatürk hutbe okuyor. Camide namaz kılıyor, abdest alıyor. Kuran cebinde. Hayat boyu çıkarmamıştır cebinden Kuran’ı. Hemen hemen her akşam hafız efendileri çağırtıp Kuran okutmuştur. “En mükemmel kitap” diyor. Üç beş tane lafı oraya sıkıştırmışlar işte. “Benim yanımda dedi. Duydum.” Doğru değil. Böyle bir şey yok.

“Allah, Mehdi (a.s) döneminde dağınık ve perişan kalpler arasında birlik ve dostluğu sağlayacaktır” İmam-ı Sadık’tan “Perişan ve dağınık kalpler arasında birlik ve dostluğu.” Sevgi çok kolay, inanılır gibi değil. Bak Rusya o eski bombalarını, şu an uçaklara yüklenen bombalar kırk elli yıllık bombalar bayat, zayi olmasın diye yüklüyorlar uçaklara. O kaba ham demirden, dökme demirden yapılmış rezalet gördüm bombaları en az kırk yıllık bombalar artık barutu falan bayatlamış son artık, kullanmak istiyor onları yani stok tüketmek istiyor. Irak da diyor ki “Yalvarıyoruz bizi bombalasana Allah rızası için” diyor. Irak haber gönderiyor. Parasını da veriyorlar bak o kırk yıllık bayat bombaların parasını da veriyorlar, uçağın benzin parasını da veriyorlar, pilotun maaşını da veriyorlar, hepsini veriyorlar risk zammı falan hepsini ödüyor, “Yeter ki gelin bizim ülkemizi bombalayın” diyor, kepazeliğe bak. Kendi binalarını, kendi vatandaşını bombalatıyor, ona da seviniyor “Teşekkür ederiz, büyük hizmet verdiniz sağ olun var olun. Zahmet oldu size” diyor böyle kepazelik görülmedi yani.

“Atatürk ile dini İslam’ı barıştırmaya çalışmanın bir anlamı yok Hocam. Müslümanlar biliyorlar artık okuyor, araştırıyor, buluyor.” İşte tamam ben de sana okuman için, araştırman için bilgi veriyorum. Atatürk olmasa biz burada oturacağız da böyle öyle mi? Konuşacağız, dekolte giyinecek hanımlar işte bakımlı olacak, müzik dinleyeceğiz falan. Şu an burada kimin hakim olacağını düşünemiyorum, artık hangi terör örgütünün. Akıl almaz bir ıstırap, acı bütün ülkeyi kaplardı mahvolurduk. “Ama Atatürk’ün dine bakışı ve icraatlarıyla alakalı bir sürü vesika sunalım size hem de el yazısıyla.” Gönder ben de sana kendi el yazısıyla vesika göndereceğim. Vesikaya ne gerek var? Bak sana tapu gibi Diyanet İşleri Başkanlığı’nı dine karşı olan niye kursun? Din yok arkadaş derdi. Mao ne yaptı? Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kaldırdı, dinle ilgili her şeyi kaldırdı. Atatürk komünizmi getirelim dese kimse gıkını çıkaramazdı. Rusya’yı çeker çağırırdı bitti, komünizmi getirirdi ne yapıyorsa. Kim ne diyecek savaş zamanı? Diyanet İşleri Başkanlığı’nı din karşıtı bir insan niçin kurdursun, ilahiyat fakültesini niye açtırsın, niye imam hatipler açtırsın, niye Kuran tefsiri yaptırsın? Anadolu’ya on binlerce Kuran niye göndersin, cebinde niye Kuran taşısın, bunu akıl edemiyor musunuz? Camide niye hutbe versin, meclisi niye salavatlarla açsın, besmele ile açsın, niye yapsın öyle bir şey? Al sana tapu gibi, senet gibi delil seninkiler hurafat. “El yazısı” diyor. Atatürk’ün el yazısı değil o yazı, öyle bir şey yok. Normal düz harle yazılmış yazılar falancadan duydun feşmekandan öyle bir şey yok. Hayatı ortada Atatürk’ün, bırak bana bunları.

BÜLENT SEZGİN: Atatürk’ün bir fotoğrafı vardı Adnan Bey, masada 32 kral 62 cumhurbaşkanıyla beraber bakışlarıyla hemen fark ediliyor.

ADNAN OKTAR: 32 kral, 62 cumhurbaşkanı cumhuriyet tarihinde yok böyle bir olay. Bak klasa bak klasa.

AYLİN KOCAMAN: Bir de bağnazlığa karşı olmasını da yanlış anlıyorlar.

ADNAN OKTAR: İnönü de çok dindardır hanımı Mevhibe Anne, beş vakit namazında, mümin muttaki bir hanımdır, niye öyle bir kadınla evlensin? Latife Hanım da beş vakit namazında çarşafla gezen bir hanım niye evlensin onunla? Gider dinsiz bir kadın alırdı, dindar bir kadınla gitti evlendi. Laf bunlar laf.

OKTAR BABUNA: Ayrıca komünizme de karşı “Ezilmeli” diyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: “Beyler şurası unutulmamalıdır ki; Türk milletinin en büyük düşmanı komünistliktir behemehal her görüldüğü yerde ezilmelidir” diyor. Bizim Kurtuluş Lisesi önünde pano vardı komünistler orayı kurşunlamışlardı panoyu indirdiler cam çerçeve hemen ertesi gün yeniden yapılmıştı, tamir etmişlerdi. Evet, bunlar tabii zeki insanlar ama akılları zayıftı mesela Che yakışıklı delikanlı eli yüzü temiz anladığım kadarıyla Musevi kökenli Fidel Castro’da Musevi kökenlidir. Yani bu çocukları yaktılar halbuki dinle, İslam’la şereflenmiş olsa bayağı zeki insanlar. Niye komünist olsun? “İslam’ın sosyal adaletini istiyorum” der İslam ahlakını yayardılar. Ama maalesef esefle söylüyorum onları mahvettiler, delik deşik ettiler çocuğu yatırdılar sanki marifet yapmışlar gibi. Sen eğitiyorsun onu Marksist, Leninist yapıyorsun ondan sonra şak diye alnından vurup yatırıp sanki marifet yapmış gibi başında resim çektiriyorlar bu çok ciğersizlik yani çok çirkin. Resim çekilecek ne var yani orada? Ölüsüne de saygıları yok. Delikanlı adam öyle münasebetsizlik yapmaz. Müslüman’ın yapacağı bir şey değil.

Tuba Erin “Biz dine zarar verdiğini düşünüyorduk Atatürk’ün. Öyle lanse ettiler sizi tanıyınca anladık fotoğraftaki heybeti de çok güzel maşaAllah.” Hakikaten mahvederler Türkiye’yi bir lider falan yoktu çok berbat bir ortam vardı. Yedi ülke kardeşim Fransızlar, İtalyanlar, İngilizler hepsi darmadağın oldular. Yunanlılar. Olacak iş mi? Ne kadar zor bir şey; silah yok, adam yok, cephane yok hiçbir şey yok. Yani dahi. Dahi. Bir de etrafında bir sürü dinsiz, imansız, Allahsız, Kitapsız vardı Atatürk’ün, onları idare etmek için de belki bazı sözler söylemiş olabilir yani onları yatıştırmak için azgınlığını gidermek için. Çünkü çekip vururlar bunlar psikopat ahlaksız herifler ama “Gökten indirildiğini iddia eden hurafeler” dediği hadisleri kastediyor. “Allah indirdi vahiy bu” diyor yalan, doğru. Kuran’a bir şey dediği yok ki Atatürk’ün. “Gökten indirildiği zannedilen hurafeler” diyor. Hurafe ayrı Kuran ayrı. Kuran’la hurafeyi ayırt etmiş bir insandır Atatürk. Ben de hurafe diyorum, ben de aynısını söylüyorum. Onlar diyor “Gökten indi” diyorlar “Vahiy olarak indi.” Gökten vahiy olarak hurafe inmez, şeytan sizi ilka etti. “Ben de buna inanmıyorum” diyor Atatürk. “Bunlarla ben devleti idare etmem” diyor ama Kuran’a titiz. Kuran’a titiz olmasa halifeliği mecliste bırakır mı şahsı manevisini? “Ben kaldırdım arkadaş bitti bu iş” der. Yok öyle şey. Atatürk’ü benim gibi savunan bir kişi olmadı, hep altında kaldılar. Türkiye’de hakikaten yok.Varsa bana söylesinler. Mutlaka altında kalıyorlar. Çok sahipsiz bırakmışlar Atatürk’ü, inanılır gibi değil.

Takarama mımıl, evcilleştirilmez ismi‚ “Siz polisin titiz olduğuna nasıl inanıyorsunuz pes maşaAllah” diyor. Eskiden titiz değildiler biliyorum. Bayağı vahşiydi birçok polis memuru ama bu hükümet döneminde bunlar temizlendi hakikaten. Çok nadirattan yine çıkabilir ama eskiden mesela çok yüksekse oran şu an oran çok düştü. Onu kastediyorum.

“Bir susunuz” diyor. “PKK asla siyasetle, dini karıştırmadı ki.” Dinle alakası yok ki, siyaseti dinle bağdaştırsın, din karşıtı zaten.

“İnançlı insanlar neden inançlı olmasını istiyor diğer insanların?” diyor. Bu Allah’ın emridir onun için. Ayet var. “Andolsun, biz Zikir’den sonra Zebur’da da” yani Tevrat’tan sonra Zebur’da da. Diyorlar ya, “Tevrat geçersizdir, Zebur geçersizdir.” Peki Allah gönderme yapıyor Tevrat’a, Zebur’a. Nasıl geçersiz oluyor? Değil mi? “Geçersizdir” diyor. Kuran’la çelişen yönleri geçersizdir, Kuran’la mutabık olan yeri niye geçersiz olsun? Enbiya Suresi, 105. Şeytandan Allah’a sığınırım: “'Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır' diye yazdık.” Kim? Mehdi (a.s) ve talebeleri. Nerde geçiyor diyor Allah? “Tevrat ve Zebur’da geçiyor” diyor. Bak “Andolsun, biz Zikir’den sonra Zebur’da da” diyor, “Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır' diye yazdık” diyor. “Yazdım var” diyor Allah. “Git bak” diyor. Sen “Yok böyle bir şey” diyorsun. Allah “Var” diyor. “Sonunda onlar istemedikleri halde Hak geldi batıl zail oldu” diyor Allah “ve Allah’ın emri ortaya çıkıp üstünlük sağladı.” (Tevbe Suresi, 48). Ebcedi 2025 tarihini veriyor.

“Adnan Bey, Atatürk için söyledikleriniz için tebrikler.” Ama doğrusunu söylüyorum. Net dediklerim, bütün hepsi doğru, hepsi delilli yani.

Mustafa Küçükalp, “Söylediklerinin içinde her şey doğru” diyor. “Atatürk olmasaydı” işte “hanımlar rahat oturamazdı, rahat giyinemezdi” diyor. “Müzik olmazdı, resim olmazdı.” Doğru.

Şenol Kösem, “Adnan Bey sizin Atatürkçü olduğunuzu bilmiyordum çok sevgimi kazandınız teşekkürler” diyor. Ama hiç izlememişsin sen beni yıllardan beri.

Ali Olcasöz, Medya 3, “Sizce Abdullah Öcalan ne yapılmalı? Asılmalı mı yoksa fikirlerine saygı mı duyulmalı?” İkisi de münasebetsiz bir açıklama. Niye asılsın? Niye fikirlerine saygı duyulsun? O mahkum işte hapiste yatacak o kadar, başka bir özelliği yok. Birçok insanı azmettirmiştir cinayete, müebbet hapis almıştır, hapiste yatacak.

“Düşünce sistemi, felsefesi ve ideolojisinin mayasında ve hamurunda kan, vahşet ve terör yatan PKK nasıl yıkılır sizce?” İşte kana karşı sevgi, dehşete karşı sevgi, ilim, irfan onlar pislikle gelecek, sen nurla geleceksin.

İslam da bir devrim yapmıştır, neyi devirmiştir? Deccaliyeti, şeytanı devirmiştir. Allah Rahmani gücüyle yerle bir etmiştir.

BÜLENT SEZGİN: Che’nin gençlik fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Bayağı yakışıklı, çok sevimli, güzel bir insanmış, yaktılar çocuğu. Castro da çok zeki bir delikanlı onu da yaktılar, ömrü öyle sürünmekle geçti.

“Atatürk’e görüldüğü yerde öldürülmesi emri verilmişti.” Delikanlı olduğu için çekinmedi. Hakikaten ölüm fetvası verilmişti.

Che’nin bir sözü var, “Aynı evrende yaşamamalı cellatlar ve çocuklar. Ya ölmeli cellatlar” tabii eceliyle ölmesini isteriz, “Ya da hiç doğmamalı çocuklar.” Bak mesela sevgi dolu olduğu görülüyor üslubundan ama işte Marksist, Leninist düşüncenin o acımasız girdabına o da düşmüştü, eline silahı kaptı dağa çıktı. Silahla niye ortaya çıkıyorsun? Nur gibi delikanlısın. İmanla Kuran’la anlatsana İslam’ı. Doktormuş da herhalde, yazık günah oldu o çocuğa.

Şimdi kısa bir ara verelim. Yine devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

Masaüstü Görünümü