Harun Yahya

Sohbetler (1 Ekim 2015; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler programına başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bugün 4 şehidimiz var. Şehitlerimizden 2’si Silvan’da evlerinden çıkarken hainlerin uzun namlulu silahlıların saldırısı sonucu şehit oldular.

ADNAN OKTAR: Hayret, bunların hiç göğüs göğse hiçbir zaman için olayı yok hep kahpelik, hep kalleşlik, alçaklık. Benim anlayamadığım sokakta geziyor katiller zaten, PKK bayraklarıyla, Öcalan’ı savunan izahlarla, zıpır gibi herifler, klasik katil. Bunlar sokakta gezdikten bir süre sonra akşam yahut öğlen vakti, uzun namlulu yahut uzun menzilli neyse tüfekle, canlarımızı şehit ediyorlar. Yine sabah ortaya çıkıp yine sloganlar atıyorlar geziyorlar. Ben bu sistemi anlamadım. PKK’lıysa zaten bir suç bu, yeterli bu. Al hapse at, al hapse at. Bu çok yıldırıcı olur.

KARTAL GÖKTAN: Çapraz ateşe tutmuşlar ve emin olana kadar başlarında beklemişler.

ADNAN OKTAR: Yani şehit olup olmadığını kontrol ediyorlar. Bu kadar acımasız olan adamlara karşı bu kadar imkan varken neyi bekliyorlar, ben anlamıyorum. Bak “seferberlik ilan edin” dedim. Çekiniyorlar mı bilmiyorum, gidip konuşmak lazım. Allah’a verilecek bir can borcumuz var. Kurtuluş Savaşı’nda neredeyse memleketin yarısı şehit oldu. Ama gözümüzü kırpmadık. Burada da bir kurtuluş savaşı gerekiyorsa yaparız. Neden çekiniyorlar, ben anlamadım. Sanayiye zarar gelir falan diye mi çekiniyorlar acaba? Sanayiyi falan düşünecek durumumuz var mı bizim? Çarıkla gezeriz ama vatanı teslim etmeyiz, bunu bilecekler.

KARTAL GÖKTAN: Şehitlerimizin fotoğrafları da var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Göreyim aslanlarımı. Koç yiğit koç.

KARTAL GÖKTAN: Mardin’de de çatışma sırasında 6 askerden biri şehit oldu. Şırnak’ta da yola döşenen patlayıcının infilak ettirilmesi sonucu 1 askerimiz şehit düştü.

ADNAN OKTAR: Allah hepsine gani gani rahmet etsin aslanlarıma. Onlar ne güzel cennete, Cemalullah’a kavuştular. Biz burada çileli dünyada, imtihana devam edeceğiz. Onların imtihanı bir anda bitiyor, onlar konforlu. Zor olan bizim işimiz. Dünyadaki işler zordur. İmtihan yamandır, cennet kolay değildir. Ama bak orada şahadette, gözünü açıp kapayıncaya kadar cennete. Allah’ın bir lütfu. Demek ki, ikrama layıklarmış ki, güzelliğe layıklarmış ki, Allah cennetine almış. Allah bize de böyle bir güzelliği, böyle bir şahadeti nimetini nasip etsin.

KARTAL GÖKTAN: Uzman Çavuş Sinan Uçan ve Jandarma Astsubay Tolga Toğçuoğlu.

ADNAN OKTAR: Aslan onlar. Allah annelerine babalarına uzun ömür versin. Şahadetlerini tebrik ediyorum. İnşaAllah yanlarına geliriz. Çağırmaya devam etsinler, inşaAllah.

Çağırıyorlar ya ayette var, “her gün beklerler” diyor “arkalarından gelecek olanları.” Allah’ın nimeti. Ne büyük kolaylık. Allah’ın rahman-Rahim isminin bir tecellisi. İmtihan zor. O kadar hata günah işliyor insan, buna rağmen diyor ki Cenab-ı Allah “insanlara günahları nedeniyle karşılık vermem gerekseydi” diyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, “hiç bir mahluk kalmazdı” diyor. Kimse kalmazdı ama hiçbir insan istisnasız “kimse kalmazdı” diyor. Rahmetiyle bu güzelliği meydana getirdiğini söylüyor Allah. İşte Rahman-Rahim ismini tecellisi. Şahadet de öyle, şahadetinin hiç acısını duymaz. Bir de bakıyor ki, cennete geçmiş, maşaAllah. Doğrudan cennete geçiyorlar, o büyük bir nimet. Allah’ın ne kadar Müşvik, merhametli olduğunu da buradan anlıyoruz.

Diyor ki Cenab-ı Allah Ali İmran Suresi 170’te, şeytandan Allah’a sığınıyorum “Allah’ın Kendi fazlından, onların kendilerine verdikleriyle sevinç içindedirler. “ Sevinç. Burada adam ağlıyor. Orada o seviniyor, o ağlıyor. Sen de sevinsene onun gibi. Bak “sevinç içindedirler” diyor. “Onlara arkalarından henüz ulaşamayanlara” henüz ulaşamamış ama ulaşma ümidi var. Kimler için, bizler için. “Ulaşamayanlara müjdelemek isterler ki” bir anlatsak da bir görseniz diyorlar ama boyut farkı olduğu için anlatamıyorlar, onun problemi içindeler, yani onu nasıl söyleseler. “Onara hiçbir korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir.” Sadece onun heyecanı içindeler “bir söyleyebilsek.” Hayret ediyorlar söyleyememelerine. Halbuki başka boyut söyleyemezler. Ama bak, arkadan henüz ulaşamayanlara müjdeliyorlar işte bu gençler. Anlatsa zaten imtihan kalkar, değil mi? Gösterse o alemi, imtihan kalkar.

Ali İmran Suresi 169: “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler saymayın. Hayır, onlar Rableri katında diridirler rızıklanmaktadırlar.” Yemek yiyorlar, ölü yemek yer mi? Yemek yiyor cennet ortamında.

Tabii vatan için hizmet ettikleri için Cenab-ı Allah acıyor. Gece-gündüz elinde silah oralarda geziyorlar, onları öyle sıradan Cenab-ı Allah, ara ara alıyor. Ama bu nimete layıklar ki alıyor, veli tıynetli insanlar. O şeref herkese verilmez. Sen mesela normal bir insan zannediyorsun, halbuki veli tıynetli oluyor. Hayatlarına da baktığımızda, onunla karşılaşıyoruz. Annesine babasına soruyoruz, “çok terbiyeli, çok saygılı, çok efendi” diyorlar, “güzel huyluydu, güzel ahlaklıydı.” Hiç böyle ahlakı bozuktu, çirkindi diyen hiç çıkmadı şimdiye kadar şehitlerden, maşaAllah. Ama tabii imtihan öyle bir şey ki, çok zor bir şey imtihan insanlar için, insan acz içinde.

İnsan diyor ki “melekler ne kadar büyük” diyoruz. Tabii insanlardan üstündür melekler ama insan eğer gayret ederse, melekten kıyaslanmayacak derecede üstün olabiliyor. Niye? Çünkü melek hayatı görüyor, ölümü görüyor, ölümden sonra dirilişi görüyor hepsini görüyor. Mesela Azrail (a.s), insanların başında duruyor ölüyor adam, ruhunu alıyor götürüyor. Şimdi orada ona nasıl olsun imtihan? Görüyor zaten. Hem ölümü görüyor, hem dirilmeyi görüyor. Cenneti cehennemi görüyor, cehennem melekleri var, cehennemin içinde yaşıyor. Şimdi “hadi iman edin” denecek bir durum yok orada, aklın ihtiyarı kalkmış zaten. Meleklerde, aklın ihtiyarı kalkmış durumda. O yüzden imtihan olmuyorlar. Sadece Allah’ı seven, güzel düzgün varlıklar. Bu Allah’ın, şöyle söyleyeyim; Allah’ı sevgide doyuran bir şey değil, Allah onlarda o sevgiyi yeterli görmüyor. Hepsini görmüş zaten, mecburen iman ediyor. Allah’ın sevdiği alametlerinden kendinin sevilmesi, iman edilmesi. Onda da biraz böyle yarı yarıya yaptığında Cenab-ı Allah, orada artık tamamen vicdanın devreye girmesi gerekiyor. Yani saf aşk olması gerekiyor. Saf sevgi, saf dürüstlük, saf delikanlılık, saf yiğitlik, fedakarlığın en mükemmeli olması gerekiyor. Yiğitliğin en mükemmeli, dürüstlük, samimiyet, cesaret her şey say say bitmez. Yani insani güzelliklerin tamamı bu ortamda çıkabiliyor. Mesela biz vefat ettikten sonra, cennete gittikten sonra cesaret kalkıyor, vefa kalkıyor, hepsi kalkıyor aşağı yukarı. Sadece yiyip-içip, gezip eğeleniyorsun, Allah’a şükrediyorsun, melek gibi oluyorsun. Onun için dünyada uzun kalmanın da o faydası var. Çünkü her kaldığında, milyonlarla sevap kazanıyorsun. Mesela melekleri geçiyor, yine geçiyor, yine geçiyor, yine geçiyor dünyada. Mesela çok az sayıda peygamber var, çok az sayıda. Onlarla en yüksek sevgiyi yaşıyor Cenab-ı Allah işte, onların sevgisiyle. Mesela Hz. Mehdi (a.s)’ı da sevmesi, o kadar çileli zor ortamda deccalların en azgınlarının olduğu bir ortamda. Çünkü hiçbir peygamber devrinde bu kadar deccal yok. Bu kadar organize ve bu kadar büyük kitlelere hitap eden ve bu kadar büyük kitlenin tabi olduğu deccal hareketleri yok. Hz. Mehdi (a.s)’ın bulunduğu memlekette, ayrıca Allah deccal yaratıyor. Hem deccallar yaratıyor, hem deccal yaratıyor çok sayıda. Mesela Darwinizm-Materyalizm, vahşi kapitalizm hepsi birere deccal hareketi, hepsi birer acımasız sistem. İnsanlar bilerek veya bilmeyerek uyuyorlar. Hz. Mehdi (a.s), bunlarla mücadele ediyor. Hem kendisine zorluk veriliyor, hem çevresine zorluk veriliyor, insanlar onu kabul etmiyorlar. Hadiste var, “ölüsüne dahi gitmezler” diyor, “insanlar, ölülerine gitmezler.” “Kimse onlarla evlenmez, yanlarına varmazlar” diyor. Görüyor musun çilenin zorluğunu? Bu niye? Allah daha çok sevmek için bunları veriyor. Şimdi herkes kabul etti, herkes evleniyor, şaşa falan, nerede burada imtihan? Nerede burada sevap? Bitti. Çile ne kadar çoksa, o kadar çok sevap oluyor. Onun için mesela Hz. Mehdi (a.s)’ın karşılaştığı zorluklar sayılıyor, say say bitmiyor. Her sayılan yukarıya doğru bir basamak işte. Mesela 1000 kilometrelik basamaklar düşün, her biri 1000 kilometrelik basamak, çıkıyor da çıkıyor, çıkıyor da çıkıyor manevi makamın önü-arkası kesilmiyor.

Küfrün dehşetini yaşamadıkları için, küfrün acımasız o rekabetçi manyak ruhunu yaşamadıkları için, böyle insanlar daha değişik oluyor. Yani ciltlerinden anlaşılıyor, yüzlerinden anlaşılıyor. Etleri daha değişik oluyor, ciltleri daha değişik oluyor, her şeyi değişik, üslup, bakış, konuşmaları daha değişik oluyor. Ama küfrün batağının içinde yaşayan insanlar, o kirden ciddi şekilde lekeleniyorlar. Bu üstlerinde görülüyor. Etine, kemiğine, cildine, bakışına her şeyine yansıyor. Mesela gelir gelmez, insan görüyor bunu. O acımasız bir dünyanın, o acımasız kiri her tarafına bulaşmış oluyor. Müslümanlığı kabul etiğinde, İslam’ı yaşamaya başladığında, o kir üstünden yavaş yavaş yavaş gidiyor. “Aa” diyor arkadaşları “sana bir şey olmuş” diyorlar. “Ama esaslı bir şey olmuş” diyorlar “sen böyle değildin, sen ne yaptın bir şey olmuş sana” diyorlar. “Bakışın değişmiş, cildin değişmiş çok iyi olmuşsun ama niye oldu böyle” diyor, “neden oldu?” Niye? İmandan oluyor işte. Bu hayali bir olay mı? Elle tutulup gözle görülen yüzlerce binlerce şahidi olan bir konu, inkar edecek gibi değil.

Mesela Tevrat’ta diyor ki, “Mehdi” yani Moşiyah, “çektiği çilenin şiddetinden kendisinin olağanüstü biri olduğunu anlar” diyor. Yani Moşiyah olduğunu oradan anlar diyor. “Çektiği çilenin çokluğundan, fazlalığından Moşiyah olduğunu anlar birinci delil olur” diyor. “Kendisi oradan anlar” diyor.

Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki: “Bu meselenin görevlisi Kaim Mehdi zuhur ettiğinde, Peygamberin uğradığı kötülüklerden” (s.a.v) “çok daha fazlasına maruz kalacak.” Bu ne demek? Çok fazla sevap alacak. Cenab-ı Allah işte orada sevginin, aşkın en yükseğini gördüğü için, çok beğeniyor onu Allah. Beğenmekte, Cenab-ı Allah cüretimi mazur görsün- haklı Cenab-ı Allah. Çünkü gerçek sevgi ortaya çıkmış oluyor. Öbür türlü mesela bazı insanlar vardır trilyonerdir, mesela 90 yaşında adam gidiyor, 20 yaşında kızı alıyor “birbirimizi deli gibi seviyoruz” diyor. Kız diyor ki “ben aşık oldum” diyor. Bütün malı-mülkü ona kalacak. “Adam kanser hastası” diyorlar “ölmek üzere” falan diyorlar. “Birden gördüm, aşık oldum” diyor kız. Adam bilir onun acı acı bir sevgi olmadığını, her halinden belli, yani parası için geldiği. Ne acı olaydır bu. Gerçek sevgiyi tadamamış oluyor. Ve kafalanmanın acısını yaşıyor, aldatılmanın, yalanın, oyunun, sahtekarlığın, materyalist dünyanın acısını yaşamış oluyor. Ne kadar ister değil mi bir insan candan sevilmeyi. İşte Allah candan sevilmeyi çok istiyor. “İllaki Beni seveceksiniz” diyor. “Çünkü Ben size iyilik yapıyorum” diyor. “Hep iyilik yapıyorum, güzellik veriyorum, yoklukken varlık yaptım, sizin Bana şükretmeniz gerekiyor, sevmeniz gerekir” diyor Allah gerçek bir sevgi. “Her yerde Ben sanatımı gösteriyorum. İnce ince hücrelerde, kromozomun yapısında, kelebeklerde, kuşlarda, hayvanların şefkatinde, gözün yapısında, kaşın yapısında hepsinde gösteriyorum” diyor. “Buna karşılık sizden sevgi istiyorum” diyor. “Siz Beni sevmezseniz, Ben sizi sevmem” diyor “intikam alırım” diyor, haklı Cenab-ı Allah. “Beni severseniz bereket vereceğim, bolluk vereceğim, rahatlık vereceğim” diyor. Hayır, seveme de öyle pahalıya mal olan bir şey de değil. İnsanın egoisti çok acımasız. Allah onun için diyor ki, “insanlar zalim ve cahildirler” diyor. “Zaluma ve cehula” diyor. “Nankördür insanlar” diyor. Bakar bakmaz anlaşılıyor çünkü varlığı ama rahatça mesela şu an dünyanın yüzde 99’u inkar ediyor. Bu kadar delile rağmen siz nasıl inkar ediyorsunuz? Bu nasıl bir vicdan, nasıl bir kafadır?

Mesela ekonomik krizle uğraşıyor insanlar, Yunanistan ekonomik krizle boğuşuyor. Halbuki ekonomik krizi Allah özel veriyor. Yunanistan’ın ekonomik krize uğraması için bir neden yok, her şeyleri var baya zengin olurlar. Bir mucize olarak zengin olamıyorlar. Allah mucize olarak, ekonomik kriz meydana getiriyor.

GÖKALP BARLAN: Siz hep belirtiyorsunuz Hocam. Kuran’da ayette, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “Eğer Allah’ın ayetlerini inkar ederseniz, sıkıntılı bir geçim vereceğim size” diye buyuruyor Yüce Rabbimiz.

ADNAN OKTAR: O da, iyi başbakan gelmemesinden, iyi hükümet olmamasından kaynaklanıyor zannediliyor. Sürekli hükümet değiştiriyorlar. Yine bir şey değiştiği yok. Hükümetlerle falan alakası yok.

İmam Mehdi için Moşiyah için Tevrat’ta Cenab-ı Allah diyor ki: “O baskı görüp eziyet çektiyse de ağzını açmadı. Kesime götürülen kuzu gibiydi” diyor, maşaAllah.

Cenab-ı Allah diyor ki Tevrat’ta Hz. Mehdi (a.s) için: “Sen insanların en güzelisin, lutuf saçılmış dudaklarına çok güzel konuşuyorsun. Doğruluğu sever kötülükten nefret edersin” diyor. Tevrat Mezmurlar 45 / 1-7.

Bak, 4000 yıl önce Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceğini Cenab-ı Allah bildiriyor 4000 yıl öncesinden. Daha doğmamış.

Cenab-ı Allah diyor ki Hadid Suresi 25’te, şeytandan Allah’a sığınırım: “Allah Kendisine ve elçilerine gayb ile görmedikleri halde kimlerin yardım edeceğini bilsin, ortaya çıkarsın, onun için Ben onları yarattım” diyor. Gayb, görmediği halde Allah’a kim yardım ediyor, kim Allah’ı seviyor, Ben bunu göreceğim diyor Allah. Gördükten sonra zaten seversin, zaten korkarsın, zaten bağlanırsın değil mi? Seni öldürmek, melekler için kolay. Geliyor canını almak için, zaten hep beraber görüyorlar canı alınırken. Ahreti görüyorlar, cenneti görüyorlar, cehennemi görüyorlar, hepsini görüyorlar.

GÖKALP BARLAN: Firavun gibi o an “iman ettim” diyor melekleri görünce ölüm anında.

ADNAN OKTAR: Ölüm anında, evet. Tabii, aslında korkudan, son anı kabul etmiyor Allah. Hüküm gerçekleşmiş, kesinleşmiş. Daha önce de öyle sözleri var, diyor ki; “ben senin Rabbine iman ettim” diyor. İlk defa demiyor bunu çok sahtekar firavun. O çekirge afatında, bit afatında “Rabbin bunu kaldırsın” diyor, “ben iman ediyorum” diyor. Kaldırıyor, yeniden sapıtıyor, yeniden azıyor. Sonra da diyor, “ben iman etmiyorum” diyor kalkınca felaket. Acayip azgın bir tip. Şimdi denizden kurtulsa, yine azgınlık yapar o. Allah “şimdi mi” diyor. Allah “seni kurtaracağım” diyor “ama cesedini kurtaracağım” diyor. Yani Cenab-ı Allah, onunla alay etmiş oluyor. “Cesedini kurtaracağım.” Sahile vuruyor zaten cesedi. Sonra da biliyorsunuz, onu mumyaladılar.

BÜLENT SEZGİN: Allah inkar edenler için, gemi örneğini veriyor Adnan Bey, bildiğiniz üzere. İnkar edenler, gemide dalgalarla kuşatıldıklarında katıksızca gönülden bağlılar olarak dua ediyorlar. Ama karaya çıkardığında “iki topuğu üzerinde geri döndüler” diyor Allah.

ADNAN OKTAR: Bu bin kere olsa, bininde de yapar. Böyle karakterde bir adam.

“Deccal, Mehdi’yi zincirli zindanlara atmakla bir ateş içine attığını zanneder. Halbuki, onu cennete atmıştır zira mümin deccalın cehenneminde olsa bile gönlü adeta cennettedir” diyor. Mesela tımarhaneye atar, hapishaneye atar veyahut başka işkence metotları uygular ama “gönlü cennettedir” diyor.

Ebu Basir’den İmam Muhammed Bakır; “Kaim Muhammed Mehdi, Allah yolunda yaptıklarından dolayı kınayanın kınamasına aldırmayacak.” Kuran ayetine uygun olarak. Şeyh Muhammed Bin İbrahim Numani, Gaybet-i Numani, sayfa 271. Dün size okudum. 1000 yıllık, 1100 yıllık okudum gördünüz, en genç olanı 1000 yıllık, düşünün. 1000 yıl öncesinden bildiriliyor. Tevrat, 4000 yıl öncesinden bildiriyor Hz. Mehdi (a.s)’ı. “Önce Mehdi’nin ruhu yaratıldı, sonra kainat yaratıldı” diyor Tevrat’ta. O kadar önemli görüyorlar Moşiyah’ı.

GÖKALP BARLAN: Allah, Kuran’da müjde veriyor Hocam, siz daha önceden söylemiştiniz. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “Fetihten önce iman edip mücadele edenler, fetihten sonra infak edip mücadele edenlerle bir olmaz” diye buyuruyor Yüce Rabbimiz.

ADNAN OKTAR: Evet. İşte çünkü sevabı düşüyor.

Efe Çetintaş; “Üstadım, akıl hastanesinde kaldığında en zorlandığın konu neydi?” Tebliğ yapmak zor oluyordu. Oranın penceresi vardı arka kısımda. Bizim çocuklar dikenli tellerden falan atlayıp, arka bahçeden içeri giriyorlardı, yine bir bahçeden daha atlayıp giriyorlardı, yani iki üç mani atlıyorlardı, o pencerenin dibine geliyorlardı, ben onlara kağıda yazıyordum oradan atıyordum aşağıya, onlar da götürüp çocuklara okuyorlardı. Yöntem buydu bizim tımarhanedeyken. Dışarı çıkmak mümkün değil, yapacak hiç bir şey yok. Deli Hüseyin’i koymuşlardı kapıya, bas bas bağırıyor inanılmaz bağırtılar çıkarıyor deli Hüseyin. Bazen de kafasına eserse, gözlerini yumup kapatıp avucunu açıyordu böyle, ona para koyuyorsun avucuna, bakıyor para yetersizse yine gözünü yumuyor, yine para koyuyorsun, o zaman açıyor kapıyı kısa süreli. Tabii o deli olduğu için ona bir şey demiyorlardı. Oranın bekçisiydi, 25 yıldan beri mi ne oradaymış, çok eski. Benim bulunduğum dönemde 7 kişiyi öldürdüler, kiminin gözünü kör ettiler. Şizofrende kendine has bir koku oluyor, bir de kendilerine bakımı bilmedikleri için, akıl almaz pis bir koku hakim. 300 kişilik falan bir koğuş, Abdülhamit döneminden kalma, dökülüyor böyle taştan yapı, taş bina. Altyapısı da ona göre, benim kaldığım bir yer vardı banyodan bozmuşlar, kırık bir kapısı var, kırık derken parça parça kırık içerisi görülüyor yani. Rezalet içerisinde duvarları dökük, her yer oyuk öyle bir yer. Adamların mantığını anlayamadım ben o devirde. Ne mantıkla bunu yaptılar, niçin yaptılar, daha hala anlayabilmiş değilim. Ama imtihan yönünden çok makbul bir şey yaptıklarını görüyorum. Sevabının çok olduğu aşikar, değil mi? 300 delinin içinde kim kalabilir? Gelen doktorlar baygınlık geçiriyorlardı, hemşireler giremiyordu artık. Bakar bakmaz ama beti benzi solup bayılanlar vardı. Kitapta yazıyor, oranın kendi doktorlarını yazdığı kitaplar var, orada anlatıyorlar.

ENDER DABAN: Şeyh Nazım Hazretleri de söylüyordu “ben kaldıramazdım, pek çok kişi de kaldıramaz” diyordu.

ADNAN OKTAR: Bir saat bile kaldıramazlar. Bir de ayağıma zincir vurdular acayip hoşuma gitmişti o zaman. Dedim ne kadar çok sevabı var. İnşaat zinciri, öyle az boz zincir değil. 30 tane at çekse koparamaz öyle, koskoca baklalı zincir. Öyle kibar bir zincir falan da değil. Hayret etmiştim. Tarihi filmlerde oluyor ya böyle bir de kelepçesi oluyor onun demir, siyah renkli bildiğin klasik zincir. Acayip hoşuma gitmişti sevap yönünden çok sevap olduğu için. Ama baktım namaza uygun değil, acayip dil dökmüştüm o zaman başçavuşa, 50 santim daha zincir. Sevabı çok fazla, çok çok fazla. Mesela temizlik için su yok. Ta baştan bütün koridoru geçiyoruz delilerin olduğu yerden. Ben orada suyu ısıtıyordum ocakta, kovam vardı oraya götürüyordum, soğuk suyla karıştırıyordum, tasım da vardı, onların banyosunda kilitleyip sürgüsünü orada yıkanıyordum. Her gün öyle idare etik. Onların banyosuna girilecek gibi değil, akıl almaz korkunç, tarif edilmez dehşet verici.

Bak Hemşire Altınyurt kendisi anlatıyor Bakırköy’ü; “Getirilen hastalar genelde çok bozuk oluyordu bazen 7 kişi hastayı zapt edemezdi” diyor. O kadar azgın saldırgan oluyorlar. Bak “7 kişi bir hastayı zapt edemezdi” diyor. “Bir iki personelin gözünü çıkarmıştı hastalar” diyor, “birinin burnunu kulağını ısıranlar da oluyordu” diyor. Ben onların içerisinde 10 ay kaldım, bak 7 kişi zapt edemiyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Bir fotoğraf vardı, hastanedeyken kötü bir yer olduğunu gösteren.

ADNAN OKTAR: Evet. İşte şu bahçeye bile çıkmama müsaade etmiyorlardı düşünün. Akıl hastanesinin bahçesi bu. Hakikaten böyle hastalar yatıyorlar sokakta. Buna da müsaade etmiyorlardı, bahçeye çıkmak da yasaktı.

Mesela Gülderen Ayar hemşire ise şöyle diyor; “Bakırköy’e ilk geldiğimde ağır bir koku vardı, etraf pis ve dağınıktı. Sıcak sular akamadığından, hastalar yıkanamıyor bitleniyorlardı bize de bit geçiyordu. İç bahçedeki kronik servislerin durumu çok daha kötüydü. Hastalar çırılçıplak yerlerde yatıyordu. Hepsinin kafası tıraşlıydı, hepsi birbirine benziyordu.” Hakikaten tamamının saçı tıraşlıydı. “Servislerin içine girmek çok ürkütücüydü, yemekleri elleriyle yiyorlardı. Tedavide suyun içinde ampuller kırılıyor, hastaların hepsine standart birer bardak içiriliyordu. Bir sabah 14A kahvaltı kontrolüne gittiğimde,” benim koğuş bu 14A, “kahvaltı olarak güğüm gibi bir kabın içindeki çaya ekmek doğranmış ve lapa yapılmış kepçe kepçe hastalara veriliyordu” diyor. Görüyor musunuz şartları? Bunu ben anlatmıyorum, oranın kendi doktorları anlatıyor, hemşireler anlatıyor. “Kaşıkları hemşirelere fırlatıp yine elle yemeye başlıyorlardı. Epey zor oldu kaşığa alıştırmak” diyor. Kaşıkla zaten birbirlerini yaralıyorlar. Plastik çatal-kaşık veriyorlardı, onu da kullanmıyorlardı. Bu olmazsa, imtihan olmaz. Ye iç gez, herkes yapar bunu. Çile olacak, hastalık olacak, zorluk olacak, belalar dertler olacak, buna rağmen Allah’ı aşkla seveceksin. Cenab-ı Allah’ın en sevdiği şey, bu işte. Cenab-ı Allah’ın en sevdiği, yoksa Allah cenneti yaratmak, yaratır sonsuz cennetler yaratır. Çok güzel köşkler yaratır. Allah’ı ilgilendiren aşk, deli aşık olmak lazım. Aşk, aklın ihtiyarı kalkarsa zaten herkes sever zaten, tabi olur. Aklın ihtiyarı alınmadan, gabya imanla olan aşkı Allah çok beğeniyor. O konuda da haklı.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, sizin bulunduğunuz 14A koğuşu, Abdülhamit döneminden kalma bir bina, fotoğrafı vardı, o dönemdeki hali.

ADNAN OKTAR: Evet, işte şu bina, acayip dökülen bir yer. Bizim kaldığımız dönemde öyleydi işte görüyorsunuz, bu da pencereleri. Demirli pencere, Allah muhafaza içeride bir şey olsa dışarı çıkma imkanı da yok, bir tane kapısı var. Mesela o da çok acayip bir şey, bir kere bu belediye yönetmeliğine, güvenlik yönetmeliğine de aykırı. İçeride bir yangın olduğunu düşün, bir tane çelik kapısı var, dar. Ne yapacaksın? Bütün pencereler demir, her yer demir, başka hiç bir çıkış kapısı da yok. O zaman şikayet, kimi kime şikayet edeceksin belli değildi. O zaman hastanenin başhekimi Yıldırım Aktuna, "bizim de üstümüzde güçler var" dedi adam. Daha ne desin? "Bak, sen buraya geldin, niye geldiğini biliyorsun değil mi? Bizim de üstümüzde güçler var." dedi. "Benim amirim var" demiyor, mesela "ben bakanlığa bağlıyım." demiyor. "Bizim üstümüzde güçler var" diyor, çok acayip. Anlattın, anladık dilini yani çok iyi anlayacağımız dilden konuşuyor. "Kardeşim bak benim yetkim var, ömür boyu seni burada tutarım. Bu işten vazgeçeceksin" dedi. "Tebliğ faaliyetlerinden, bu çalışmalarından vazgeçeceksin. Sen bilirsin" dedi. Ben yanında da söyledim, "ben vazgeçmem" dedim. Yeniden bizi hademelerle geri götürdüler koğuşa. Ondan sonra yasak geldi işte bize, hiç kimseyle görüşmeme. Kendisi geldi bu sefer hışımla, o eski asker, bizi askeri nizama dizdi böyle hepimiz hazır ola geçtik. Ben de hazır oldayım, hemşireler, doktorlar hazır olda, "hiç bir doktorla görüşmeyeceksin bundan sonra." dedi. Dedim, "hastayım ben madem." "Doktorla görüşmeyeceksin" dedi, "Tamam" dedim. "Hemşirelerle de görüşmeyeceksin" dedi. "Kimle görüşeyim" dedim. "Hastalarla görüş" dedi. "Şuurları kapalı" dedim. "O zaman git odana düşün. Ben buraya niye geldim diye bir tefekkür et" dedi. Bol bol düşüneceğin vakit var gibi konuştu yani. Vaziyet anlaşılıyor, ben o vaziyette kimi kime şikayet edeyim? Hayır zaten şikayet etsen, akıl hastasısın gibi gördükleri için geçerli değil verdiğin dilekçe. Yırtıp atar adam dilekçeyi, konuşacağın durum yok yani. O hemşirenin yazısı var ya duvara astılar, "Hiç kimseyle görüşemez" diye. Gösterin o bir resmi yazı vardı.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Ne diyor?

BÜLENT SEZGİN: "Adnan Oktar isimli hastanın Mediha Oktar (annesi), Kenan Oktar (kardeşi), Vehbi Kahveci (avukatı) haricinde kesinlikle ziyareti ve telefon görüşmesi yasaktır. Ayrıca kesinlikle dışarı çıkarılmayacaktır." Servis Sorumlusu Hemşire Filiz Akpınar imzalı.

ADNAN OKTAR: Bak, görülmemiş bir şey, hiç bir hastaya hiç kimseye yapılmayan bir şey. Sevabı az mı? Çok. Bizi sevabı ilgilendirir.

BÜLENT SEZGİN: Şartları ve hastaları gösteren bir kaç fotoğraf daha vardı.

ADNAN OKTAR: Göreyim, evet. İşte bu tarzlar evet, oturuş şekilleri böyle klasik, hakikaten böyle yerden alıp yiyorlar, elleriyle yiyorlar, genellikle böyle soyunuk oluyorlardı. Zaten konuşmayı falan bilecek durumu yok yani ağır hasta, kaldığımız yer.

BÜLENT SEZGİN: Sizin bir fotoğrafınız vardı. "Tebliğ zor" demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet, göster. Hay MaşaAllah.

"Hocam, maşaAllah dünyanın dört bir tarafından güzel hatunlar geliyor sana çeşit çeşit, renk renk, boy boy hepsi de bebek gibi. Zevkine diyecek söz yok, güzelden anlıyorsun yani. Gelelim kafama takılan mevzuya, biz bir tanesini bile elde tutmakta zorlanırken, sen bunca hatunu nasıl idare ediyorsun? Allah kolaylık versin diyorum sana. Belki bir babalık yapıp, bir iki tüyo da bize verirsin, he olmaz mı?" diyor. İmanla, Kuran’la, inançla olur. Allah getiriyor, sevdiriyor. Bunlar zannediyor ki sokakta var da, onunla. Halbuki beyninin içinde sana onu Allah gösterecek. Onu anlamıyorlar. Yani o filmde olması lazım, o görüntüde olması lazım. Sen o görüntüde, ekrandan dışarıya çıkamazsın. O ekranın başında da sonsuza kadar oturacaksın sen. O ekranda Cenab-ı Allah sana ne gösterirse, onu göreceksin. Ekranda yoksa göremezsin. Allah'a iman edersen, sen Allah'ı coşkuyla seversen, Allah'ı seversen, Allah da kulunu sana sevdirir. Onları bir mahlukat gibi görüyor kadını, sokakta gezer, meyve gibidir, koparır, alır, götürür. Böyle bir şey yok. İman karşılığı o, Allah onu özel olarak yaratır.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Amerika'nın Oregon eyaletinde bir üniversitede silahlı bir saldırı düzenlendi, en az on beş kişinin öldüğü, en az yirmi kişinin de yaralandığı açıklandı. Saldırgan da öldürülmüş.

ADNAN OKTAR: İşte sevgisiz toplum yetiştirdikleri için, dünyaya sevginin hakim olması lazım. Nefret hakim, internete bakıyorum, hep nefret hep nefret. Bir kişi çıkmıyor mu kardeşim sevgiden bahseden? Sevgi güzel bir şey, büyük nimet. Dünyanın anlamıdır sevgi, Allah'ın temel vasfıdır sevgi. Nefret çok zordur. Bedenen de çökertir insanı, her şeyi çökertir, toplumu çökertir, hayatı çökertir, ekonomiyi çökertir. Nefret çok korkunç.

"Canım Hocam, çektiğiniz zorluklara maşaAllah ancak siz dayanabiliyorsunuz. Demek ki sizi sevenler de bir şekilde zorluklarla karşılaşacaklar ama olsun. Siz bize Allah'ı sevdirdiniz onun için insanlardan gelecek bütün zorluklara açığız elhamdülillah, maşaAllah. Sizi her geçen gün daha çok seviyoruz" diyor. MaşaAllah bu kardeşlerimiz hep Güneydoğu'dan, maşaAllah.

Hamlet42: "Deccaliyetin ömrü kırk yıl demiştin. Darwinizm çok daha uzun zamandır var ve halen okutuluyor." Darwinizm deccaldir doğru ama o kırk yıl denen işte bu PKK deccalı. Deccallerden bahsediyor Peygamberimiz (s.a.v), bir rivayette yirmi yedi deccal geleceğini söylüyor. Yani çok fazla deccal var Hz. Mehdi (a.s) devrinde. Peygamberler devrinde bir veya iki deccal oluyor ama Ahir Zamanda yirmi yedi deccal var.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bugün Şeyh Mehmet Kıbrısi'yi ziyaret etti arkadaşlarımız. Fotoğraflar da var.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

KARTAL GÖKTAN: Beylerbeyi Bedevi Tekkesi'nde arkadaşlarımız Altuğ Berker ve Sedat Altan ziyaret ettiler kendisini. Sizin İngilizce kitaplarınızdan takdim ettiler. Çok selamlarını iletti. Ve bu kitapların çok önemli olduğunu, çok istifade ettiklerini söyledi. Sağlığı sıhhati çok iyiymiş maşaAllah. Kardeşi Şeyh Bahaddin Efendi kendisini temsilen tasavvuf konferansı vermek üzere Paris'e gitmiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şeyh Mehmet Efendi, Şeyh Nazım Hocamız'ın tek yetkili olan vekili. Bazıları var ya şöyle de böyle ama o vekillik içerisinde müstakil şeyhlikler vardır. Mesela Şeyh Yasin Hocamız, o müstehrek şeyhtir, icazetli şeyh ama şeyhimizi temsil eden dergah olarak orası vardır. Şeyh Ahmed Yasin Hocamız da icazetlidir, o da yazılı icazetli vekildir. Şeyh Mehmed Efendi de, ben kendi kulağımla da duydum, Şeyhimiz onu vekil tayin ediyor, Şeyh Mehmed Efendiyi. Videosu da var, açıkça görülüyor, icazetli yani. Şeyh Mehmed Efendi icazeti, öyle kısa bir icazet değildir o, yirmi otuz metre falan boyunda oluyor, ince şerit şeklinde. "Ondan ona, ondan şuna, şundan ona" diye yazıyor tek tek. Çok eski oluyor o, o elden ele geçiyor. Yani zannediyorlar ki, o anda yazılıyor. Öyle değil. Eski şeyhin de imzası var, ondan evvelki şeyhin de imzası oluyor. Öyle silsile olarak geçiyor. Şeyh Mehmed Efendi çok mübarek, muhterem, temiz bir insandır, çok dürüsttür, çok güvenilirdir, nur gibidir, dünyadan geçmiş bir insandır.

Şimdi kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Komünist Terörün Karanlık Yüzü: PKK’nın Örgüt İçi İnfazları

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAlllah.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PYD danışmanı Sihanok Dibo; “Rusya'nın kendilerine Moskova'da Rojova Demokratik Özerklik Kantonları Bürosu açma sözü verdiğini” söyledi. “PYD'nin Washington ve Moskova yönetimleriyle görüşmenin ileri bir düzeye taşındığını” ifade eden Dibo, "Rusya bize Moskova'da PYD bürosu açma sözü verdi. Bu konudaki çalışmalarımız devam ediyor" dedi.

ADNAN OKTAR: Evet. Türk gençliğini bu büyük tehlikeye karşı çok iyi eğitmek lazım. Bir Kurtuluş Savaşı'nın zeminde beklediği görülüyor. Dediğim konu çok önemli o, üç milyon-dört milyon asker silahaltına alınması. Göz göre göre Türkiye'yi bölecek bir çalışma içinde adamlar, buna müsaade edilmemesi için şuurlu gençlik, yani şuurlu, milli şuurla yetiştirilmiş gençlik projesi gerekiyor. Milli şuur dersi konması gerekir. Haftada üç saat tecrübeli öğretmenler, komünist tehlike, Türkiye'nin bölünme tehlikesi, Darwinizm tehlikesi, materyalizm tehlikesi, hepsini anlatan, nasıl direnilmesi gerektiğini, nasıl karşılık verilmesi gerektiğini izah eden dersler verilmesi lazım. En hayati konu bu, milli şuur. Türkiye gittikten sonra adam mühendis olsa ne olur, olmasa ne olur? Onun için milli şuur dersinin bir an önce okullarda okutulması lazım. Tehlikeyi PKK biliyor kendi açısından, kendi açısından ideolojiyi de biliyor, neler yapması gerektiğini, bunun dersini gece gündüz alıyor. Ama Türkiye'de gençlik bu eğitimi almıyor. Tek yanlı bir boşluk oluşuyor. PKK nasıl ideolojik eğitim veriyorsa, Türk askerine, Türk polisine, Türk gençliğine ideolojik eğitim verilmesi lazım. Yani "milli birlik ve bütünlük nasıl olur? PKK tehlikesi nedir? Komünist örgütlerin özelliği nedir? Komünizm nasıl zemin bulur bilimsel açıdan? Felsefesi neden bozuk ve yanlıştır? Darwinizm neden geçersizdir?" Bunların okullarda okutulması lazım. Yoksa Allah esirgesin, öbür türlü Türkiye diye bir şey kalmaz. Bu her yeri titretecek bir şey olur, dört milyon askerde, çok iyi eğitim alınması lazım en az üç ay-dört ay yeniden eğitime alınıp, hazırlanması gerekiyor. Böyle bir şeyde mağdur olma diye bir konu olmaz. "Devlet bizi korusun" yani öbür türlü devlet, millet hiç bir şey kalmayacak. Bu canhıraş mücadelesinin verilmesi gereken bir konu, yani var olup olmama mücadelesi var. Ya Türkiye tamamen yok olacak, ya âli olup, bütün İslam alemine hakim olup, Türk alemine hakim olup, güzel bir yerde, kendisine o kutsal liderliği, Allah'ın sunmasını bekleyecek.

Cumhuriyetin ilk yıllarında devlet senfoni orkestrası halkı modernleştirmek için Erzurum'da konser vermiş. Konser sonrası sormuşlar, "Beyefendi beğendiniz mi?" diye, oradaki halktan bir amcaya. "Ne beğenmesi beyefendi" demiş, "Erzurum Erzurum olalı böyle bir zulüm görmemiştir." Çok büyük bir işkence olarak görüyor. Yok, katı olmamak lazım, hepsinin kendine has bir güzelliği var. Ben taverna müziği de çalıyorum, Hint müziği de çalıyorum, arabesk de çalıyorum, hepsini çalıyorum. Dolayısıyla tedirgin olmaya gerek yok. Heavy metal de çalıyorum, Japonca da var tabii Kafkas müziği de var, hepsi var. Yani korkmaya gerek yok.

Doksanlı yıllarda hiç bir yayın organında ayet yayınlanmıyordu. Yani milyonda bir, çok çok nadir oluyordu. Bizim sayemizde şu an her yerde Kuran ayeti yayınlanıyor, radyolarda, televizyonlarda. Kimse ayetle konuşmazdı.

AYŞE KOÇ: Televizyonda "inşaAllah" dediklerinde çok şaşırırdık.

ADNAN OKTAR: Tabii.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey, anlattığı bir izleyiciye, Kuran’ın Allah ne kadar okunmasını kolaylaştırdığını. Ondan önce gerçekten biz de sizden öğrendik. Kuran insanların hayatından adeta çıkmıştı, çok zorlaştırılmıştı okunması bağnazlar tarafından.

ADNAN OKTAR: Tabii.

"Zaten Kuran anlaşılmaz okumanıza da gerek yok. Yani sizin anlayacağınız gibi değildir" diyorlardı. Halbuki Allah Kuranın anlaşılır, mufassal, sarih olduğunu söylüyor. Ve Kuran zaten herkese geliyor, köyde kalan cahil bir insan da, alim de aynı şekilde Kuran’dan istifade ediyor. "Kuran’ı bilmek için Arapça bilmek lazım" diyor. O zaman "Sadece Araplar İslam’ı anlıyor." demektir. İslam’ın en az yaşandığı ülkeler Arap ülkeleri. Hepsi Kuran’ı oluyorlar ama anlamıyorlar. Demek ki, alakası yok konunun.

BÜLENT SEZGİN: "Biz kitabı senin dilinle kolaylaştırdık." diyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey bir hadis vardı; "Mehdi (a.s) şikayet eder, 'Hiç kimse benimle Kuran’la tartışmıyor" diye.

ADNAN OKTAR: Evet, "Mehdi (a.s)'ın karşısına Kuran’ı değiştirmiş olarak çıkacaklar" diyor. "Mehdi (a.s) da, onlara doğrusunu anlatacak" diyor. “Dünyadan önce yedi şey yaratılmıştır” diyor Tevrat’ta. Bunlar; Tevrat, tövbe, cennet, cehennem, arş, mescit ve ’Mehdi’nin ismidir” yani Hz. Moşiyah’ın. Moşiyah

“Mehdi’nin ismi hakkında şöyle yazılmıştır: “Kralın (Mehdi’nin) adı sonsuza dek yaşasın, güneş durdukça adı var olsun.”(Mezmurlar72/17, Talmud, Nedarim 39/b)

Hz. Mehdi (a.s)’ın Musevi kaynaklarda geçen isimleri: birincisi “Şiloh; gönderilmiş olan, Allah’ın armağanı. Menahem; rahatlık ve huzurluk veren. Yinnon; daimi, sonsuza kadar yaşayacak olan. Pele; mucize. Peleh de yine Hz. Mehdi (a.s)’ın isimlerinden. Yuets; danışman. Gibbor; Kahraman. Hanina; inayet, lütuf ve Allah tarafından kutsanmış.” Hz. Mehdi (a.s)’ın isimleri.

Benim evladım Mehdi’den uzak dururlar, uzak olurlar. Bu öyle kötü bir topluluktur ki, ahlakları yoktur, zorbalara musallattırlar, cabbarlara fitneyi öğretirler.

“Hüseyin bin Ali şöyle buyuruyor: “Hz. Mehdi (a.s), bir müddet gözlerden kaybolacaktır.” Herhalde hapse atılacak, hapse koyulacak, bu o.

“Ebu Basir, İmam Muhammed Bakır (a.s)’dan şöyle buyurduğunu duydum. “Bu gaybetin Mehdi’nin sahibinde dört peygamber sünneti vardır. Dedim ki: Hz. Yusuf’un sünneti nedir? Buyurdu ki; zindan.” Yani hapse konacak.

“Ortadoğu’da, IŞİD ve benzeri yapıların olması, bölgede uygulanan işkencenin, baskının, şiddetin sonucudur.” Ebabil 5463. “Ne oldu sana? Daha önce siyah bayraklı IŞİD için methiyeler söylüyordun” diyor. Ne demek istiyor? Bu mantıksız olmuş. IŞİD’in zaten ve diğer İslami grupların, Taliban’ın, El- Kaide’nin şiddet uygulamasına karşı olduğumu söylüyorum. Değişen ne var da, burada böyle soru var? Çok mantıksız olmuş. Hiç dinlemiyorlar.

“Hocam, mason misafirlerinin geldiğinde, bazı Suriye açıklamaları yapmıştınız. Rusya ve ABD tüm dikkatini Suriye’ye verir hale geldi” diyor. Evet, yani oradaki konuşmanın arkasından aniden uygulama başladı.

ECE KOÇ: Sekiz yıl aradan sonra Birleşmiş Milletler New York’a ilk defa gitti.

ADNAN OKTAR: Evet.

“Hocam, kısaca mezheplere bağımlı kalmaksızın Kitabımıza göre namazı nasıl kılmalıyım veya bunu net açıklayan kitabınız var mı? Varsa gönderebilir misiniz? Maillere cevap gönderirseniz çok kutlu edersiniz. Şimdiden teşekkürler.” Yaşar Doğruer.

Yani yürümeyi bana öğretir misin dersen, bu nasıl bir mantık olur? Olmaz. Namaz meşhur bir ibadet şeklidir. Yani binlerce yıldan beri, Hz. İbrahim (a.s) devrinde, Hz. Nuh (a.s) devrinde bütün dünyanın, insanların herkesin ezberlediği, Hristiyanların, Musevilerin herkesin bildiği bir ibadet şeklidir. Meşhur kabil ve gelenekten gelir. Yürüme gibi insanlar bilir namazın nasıl olduğunu.

“Sizin PYD ile YPG legalleştirilirse, Türkiye’nin başı çok büyük belaya girer. Bu yanlış bir yol. PYD, PKK’nın hiçbir farkı yok” sözüme karşılık, “bu durumda Salih Müslim’i Ankara’da ağırlayanlar ne oluyor?” diyor. Yanlış yaptılar tabii. Çok büyük yanlış yaptılar.

Kyl kyl anl; “Hocam, Kuran’da IŞİD’le ilgili ayet yada sure var mı?” Hadislerde var.

Albatros. Feyzo Mihri; “Hocam bol muhabbetler. Sizin gibi nasıl ekol olabiliriz?” Ne demek bu?

Allah’a, Kuran’a tam sevgi duyarsan, bağlanırsan, olur. Yoksa tıraşla falan olacak işler değil. Tıraşla kumaşla olmaz bu işler, kafayla olur. Ruhla, imanla olur, akılla, fikirle olur.

CEYLAN ÖZBUDAK: Birçok kadın onu hemen anlıyor, anlaşılmayacağını zannediyor bazı erkekler.

ADNAN OKTAR: Kumaşla tıraşla ne alakası var bu işin?

DAMLA PAMİR: “ABD girdiği her yerde mahvetti insanları. Şiddet Taliban’ı doğurdu. Afganistan’da halkın yüzde yetmişi kronik açlık çekiyor. Ortalama yaşam süresi 43.1 yıl. Afganistan da sadece yüzde altılık bir kesim elektriğe sahip. Sadece yüzde 23.5 okur yazar. Sadece yüzde 13’ü içme suyuna ulaşabiliyor. 11 Eylül 2011 saldırısından sonra ABD girdi ülkeye ve mahvetti bu gariban insanları. Yemeğe, suya, elektriğe, en insani ihtiyaçlara hasret bıraktı, hala da vazgeçmiyor. ABD askerlerinin Afganistan’da konuşlanmasının bir haftalık maliyeti, şu anda iki milyar doları geçiyor. Taliban bu zor şartlarda Afgan halk adına ABD’ye meydan okuyor. Ayaklarında ayakkabı bile yok, yırtık lastiklerle açlık içinde.

BÜLENT SEZGİN: Taliban fotoğrafları vardı, gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Ayhan Aytaç; “Sayın Adnan Oktar’a cevaplar. Dün gece Kuran okurken ayak ayak üstüne atılmasıyla ilgili bir mevzu geçti. Siz bunun olabileceğini savundunuz. Peki sormak lazımdır, o zaman Osman Gazi neden Kuran bulunan odada hiç ayaklarını bile uzatmadı?” Ayakta durduğu söyleniyor, evet. Osman Gazi sabaha kadar ayakta durdu. O zaman çözüm ne, Kuran’ın oradan çıkarılması. Normal hayat yaşaması için, Kuran’ın olmaması gerekiyor. O zaman ne yapıyor adamlar? Kuran’a ait ne varsa, odadan çıkarıyor, orada rahat yaşıyor ondan sonra. Ama benim dediğimde Kuran baş tacı oluyor, başının altında oluyor, yanında oluyor, başını yaslıyor, öpüyor, açıyor okuyor. Ama senin dediğinde Kuran, senin hayatını durduran bir şey. Sen uyuyamıyorsun ve sabaha kadar ayakta durmak durumundasın. Ya Kuran gidecek oradan, ya sen gideceksin. Sen gitmiyorsun, Kuran’ı götürüyorsun, Kuran’sız yaşadığında da rahat ediyorsun. Bu bir kafa mı bu, akıl mı bu? Benim dediğimde Kuran’la iç içe yaşamış oluyorsun. Kuran’da Cenab-ı Allah “yan yatarken” diyor “ayaktayken, otururken Allah’ı anın, Kuran okuyun, Allah’ı anın.” “Yan yatarken” diyor ama Kuran ayeti. Sen Allah’a ahlak öğretiyorsun. “Olmaz” diyorsun. Allah “yan yatarken okuyabilirsiniz” diyor, “dinleyebilirsiniz” diyor. Sen de diyorsun “olmaz.” Allah’a -haşa- karşı gelmiş oluyor, yanlış bir mantıkla, farkına varmadan. Allah’a ahlak öğretmeye kalkarsanız, bu olmaz. Sizin anlattığınız din anlayışında, din hiç yaşanmaz. Onun için Kuran sadece cenazelerde okunuyor. Adam Kuran’la sadece cenazede karşılaşıyor. Evine sokmuyor Kuran, olsa da kılıfına koyuyor, yüksek bir yere asıyor, evin tenha bir yerine. Çünkü bulunduğu odada hiçbir şey yapamaz Kuran okuduğu odada. Kuran’dan fellik fellik kaçıyor, rahat yaşayabilmek için. Halbuki Kuran’la iç içe yaşaman için, Kuran’ın her yerde olması lazım. Yanında olacak, masanda olacak, başının üstünde olacak. Sarılacaksın Kuran’a ekmek gibi, su gibi.

CEYLAN ÖZBUDAK: Sizin çok güzel bir açıklamanız vardı Adnan Bey, “plajda gençler denize girer, daha sonra namaz vaktinde plajda namaz kılar, tekrar eğlenmeye devam eder” demiştiniz. İlk defa siz söyledikten sonra futbolcu Arda Turan böyle yaptı bu yaz. Herkes çok şaşırdı. Sizin yol göstermenizle, böyle dindar oluyor gençler, elhamdülillah.

ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, maşaAllah.

Klarnetçi 34; “Kah kaşıkla oynuyorsun, kah şarkı söylüyorsun, en güzel hanımlar da sende. Ama masonlarla Suriye’ye nizam verip, PKK’yı silkeliyorsun. Obama, Putin falan senin dediğini bir hafta sonra tekrarlıyor. Sende kesin bir şey var da çıkaramadım. Helal olsun Adnan Baba, seni sevmeyen ölsün” diyor. Allahualem, kadehi bir kenara bırakıp yazıyordur.

Mao 1976; “Başkanlık seni niye rahatsız ediyor? Neden Kürtlerin özerk olmasına karşısın? Bir anlat bakalım. Mason İsrailli dostlarınla mı aldınız bu kararı da?” başkanlık sistemi niye rahatsız eder? Çünkü modeli de söylüyor zaten cumhurbaşkanı “Meksika modeli” diyor yani Meksika Birleşik Devletleri modeli. Bu nedir? Türkiye’nin federasyonlara ayrılması. Asker niçin uğraştı? Biz niye uğraştık? Binlerce şehit niye verildi? Bu federasyon olmasın diye. Bunu sen kendi elinle, yapmış oluyorsun o zaman. Bu felaketin kapısını sonuna kadar açmış oluyorsun. O yüzden tavır aldım ve tavrım da netice verdi. Başkanlık sisteminden hükümet vazgeçti. Uğraştım, Allah vesile etti.

CEYLAN ÖZBUDAK: Bir de hiç kimse bilmiyordu şimdi herkes karşı sizin vesilenizle.

ADNAN OKTAR: “Bir anlat bakalım, mason İsrailli dostlarınla mı aldınız bu kararı da?” Zaten İsrailli dostlarım, Türkiye’de federasyon olup olmamasından etkilenmezler. O, benim fikrim olarak önemli. Çünkü onları ne ilgilendirir. Türkiye’nin federasyonlara bölünmesi onları hiç ilgilendirmez, devlet olarak ilgilendirmez. Ama bizi ilgilendiren bir konu bu. Biz burada yaşayan insanlarız. Ama mason dostlarımı da, İsrailli dostlarımı da bu konuda ikna ettim ben. Türkiye’nin bölünmemesi için başkanlık sistemi olmaması gerektiğini, federasyonlar tehlikeli olacağını, hem Amerikalı mason dostlarıma, hem Avrupalı mason dostlarıma, hem de İsrailli hem mason, hem haham olan dostlarıma anlattım ve ikna ettim. Bu konuda da net bir başarım var. Onlar beni etkilemedi, ben onları etkiledim. Ben onların sözlerini duyarım, dinlerim, saygı duyarım. Ama haklı olan bir şeyde, yanış olanı izah edip, doğruyu getirmede de bayağı ustayım ben. Allah vesile ediyor. Ve hakikaten, bu anlatımlar sonucu bu politikalar böyle gelişiyor, Allah vesile ediyor.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Zaten Adnan Bey, mason misafirleriniz geldiğinde de, size hürmetleri çok açıkça hem tavırlarından, hem üsluplarından anlaşılıyordu.

ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Nezaketleri, güzel ahlakları onların üstünlüğü.

CEYLAN ÖZBUDAK: PKK’yı en çok rahatsız eden şeylerden bir tanesi, sizin İsrail’in en büyük gazetesinden birinde PKK’ya karşı yazınızın çıkmasıydı. Çok direndiler ona.

PKK’lılar kudurdu o zaman İsrail’in ünlü gazetesinde PKK’ya karşı İsrail’in nasıl tutum takınması gerektiğini yazdım, İsrail’de bu olay gündem oldu. Tabii çok etkili oldu.

ECE KOÇ: Ayrıca PYD ile PKK’nın aynı olduğunu bilmiyorlardı, o yazıda çok detaylı onu da anlattınız öğrenmiş oldular.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

ECE KOÇ: PKK ve PYD’nin aynı örgüt olduğunu bilmiyorlardı ve onu savunuyorlardı, PYD’yi yanlış olarak bilmedikleri için. Siz o yazıda onu çok detaylı anlattınız.

ADNAN OKTAR: Evet, birçok hususu anlattım, onlardan biri de oydu. Ama genel olarak PKK tehlikesini anlattım evet.

Seda Karahan; “Sizleri dikkatle izliyorum. Her şey bir yana kadınlara olan saygı ve sevginiz çok etkiledi beni. Hiç örneğini görmedim desem, yanlış olmaz. Neden sizi çok sevdikleri anlaşılıyor hanım kardeşlerimizin” diyor.

“Sevgili Hocam, programınızı tesadüfen buldum. Din hakkında söylediklerinize canı gönülden katılıyorum. Din yaşamı yıllara değil, yıllara yaşam ekler. Samimiyet bence ibadetin özü olmalı. Korktuğumuz için değil Cenab-ı Hakk’ın şefaatine nail olmak için, onun rızasını kazanmak gayesiyle İslamiyet’i yaşamalıyız. Yüreğinize sağlık.” Zafer Danış.

Allah korkusu, zaten sevginin kökenidir. Sevginin zeminini oluşturur Allah korkusu. Allah korkusuyla aşk ortaya çıkar. Allah korkusu olmadan aşk oluşmaz. Sevdiğini sen darıltmak istemezsin. Bu korku, bir silah korkusu gibi değil. Samimiyeti zaten Allah Kuran’da belirtiyor “ancak samimi olan kullarım kurtulur” diyor. Bir tek onu vermiş. Bak “ancak samimi olan kullarım.” Namaz kılan, oruç tutan, zekat veren demiyor, “samimi olan kullarım kurtulur” yani “ana özellik bu olacak” diyor Allah, zaten açıklamış.

Yağmur Alikoç; “Otuz küsur Müslüman devletinde, Allah’ı tam seven yok gibi. Çünkü hiç birinde huzur yok. Aksine zulüm, kan, gözyaşı var. Ne diyorsunuz Hocam?” diyor. İşte Allah intikam sahibidir. Sevilmediğini gördüğünde, intikam alır.

Arslan Remzi rte 63; “Mehdi, acaba siz misiniz? Siz televizyon ve cep telefonlarında görünüyorsunuz.” Her cep telefonunda görülen, her televizyonda görülen Mehdi oluyorsa, milyonlarca Mehdi olması gerekiyor.

H Deniz. Bütün iltifatları tek tek saymış. Allah razı olsun. “Ben dört yaşındaki kızıma Arapça dersi aldırıyorum. İyi mi olur kızım için? Diyor. Küçükken çok rahat öğrenebilir tabii, bayağı güzel olur.

İçi boş olmayan adam; “Adnan Bey, çok zeki ve akıllı bir insansınız.” Aklı, zekayı yaratan Allah’tır, an an yaratılır. Zeki, akıllı diye bir adam yoktur. Her an Allah tarafından zeka, akıl yaratılır. Yani hazır küp gibi içinde durmaz insanın, o sürekli akar Allah tarafından. Cenab-ı Allah ayette diyor ya “Cenab-ı Allah her an bir iştedir.” Ayet bu. “O (Allah) her an bir iştedir.” Her an yaratır. Dolayısıyla akıl da her an yaratılır, zeka her an yaratılır. İnsan da zannediyor ki küp gibi insanın içinde durur depolanmış, oradan alır alır kullanır. Böyle bir şey yok.

Enbiya Suresi 49. Şeytandan Allah'a sığınırım. “Onlar, Rablerine karşı gayb ile (O'nu görmedikleri halde) bir haşyet içindedirler” Allah korkusu içindedirler “ve onlar, kıyamet saatinden 'içleri titremekte olanlardır.” Enbiya 49. Bu neye yarıyor, içleri titremesi korkması? Mükemmel bir ahlaka yarıyor. Mükemmel ahlak neye yarıyor? Mükemmel bir aşka yarıyor. Mükemmel bir aşk olması için mükemmel bir ahlak gerekir. Mükemmel bir ahlak için, mükemmel bir Allah korkusu gerekir. Hepsi aşk ile bağlantılıdır ve amacı aşktır.

Hadid Suresi 25, daha önce okumuştum. Şeytandan Allah'a sığınırım ''Öyle ki Allah, kendisine ve elçilerine gayb ile (görmedikleri halde) kimlerin yardım edeceğini bilsin (ortaya çıkarsın).” Kendisi bilmesi değil, insanlara bunu gösteriyor Allah.Yoksa zaten insanı yaratmadan hepsini biliyor Cenab-ı Allah.

“Cebrail ve Mikail, Mehdi'yi kendi aralarına alacaklar.” Dışarıda o şekilde geziyor Hz. Mehdi (a.s). Bak sağında Cebrail (a.s) solunda Mikail (a.s). Yani aman bir şey olacak diye hiç yanından ayrılmıyorlar. Yani bir melek ordusuyla geziyor. Çünkü Hz. Mehdi (a.s)’a bir şey olursa, kıyamet kopar. Allah'ın canını alması ayrı. Ama bir insan tarafından herhangi bir sebeple, canının alınması durumunda, Allah hadiste kıyameti koparacağını söylüyor. Onun için melekler müthiş tedirgin, hiç yanından ayrılmıyorlar. Yani Cebrail (a.s) sağından bir saniye ayrılmıyor, Mikail (a.s)’da bir saniye solundan ayrılmıyor. Ve çok kalabalık bir melek ordusu etrafını sarmış vaziyette. Onun için Hz. Mehdi (a.s)’a hiçbir şey yapamıyorlar ve yapamazlar.

1990'lardan sonra PKK taktik değiştirdi. İşte “biz komünist, Stalinist değiliz. Avrupa'ya açığız, Amerika'nın dostuyuz.” Süper fırlama, uyanıklar yani çok itler. Yani oyun oynamada üstlerine yok. Yani her türlü sahtekarlık, üçkağıtçılık. Halbuki Amerika'dan nefret ederler. Herkes bilir onların nefret ettiğini. Ama böyle Amerikan hayranlığı göstertiyorlar, ''kadınları çok seven, “özgürleşen kadın,özgürleşen Kürdistan'dır'' diyor mesela. Abdullah Öcalan'ın sözü bu. Slogan aynı zamanda, “özgürleşen kadın, özgürleşen Kürdistan'dır.” Avrupalılarda bunu yuttu yediler. Yiyorlar yani. Bir kısmı saflığından, bir kısmı bilgisizliğinden. Halbuki Abdullah Öcalan'ın, bak 'Nasıl Yaşamalı' diye bir kitabı var, sayfa 91 de ne diyor kadınlarla ilgili haşa, yani ben Kürt annelerimi, Kürt kız kardeşlerimi tenzih ediyorum, hepsini tenzih ediyorum; “Kürt kadınlarının çoğunluğunun bedenleri ölü.” Haşa, “kokuşmuş soğuk ve çok kabadır. Fizikleri biraz böyledir ve ruhları donuktur. Fikir düzeyi hiç yoktur. Bir papağan kadar bile sözcükleri tekrarlayamazlar. Bak “bir papağan kadar bile sözcükleri tekrarlayamazlar.” Nerde diyor bunu Abdullah Öcalan, 'Nasıl Yaşamalı' kitabının 91. sayfasında söylüyor. Yani bir kadına bu kadar hakaret, inanılır gibi değil. Yani Kürt annelerimi, Kürt kız kardeşlerimi tenzih ediyorum, birçok Kürt kız arkadaşım var, yani burada Zaza ve Kürt olan arkadaşlarım var, hepsini tenzih ediyorum, bak ne diyor, “Kürt kadınlarının çoğunun bedenleri ölü, kokuşmuş” haşa “soğuk ve çok kabadır. Fizikleri biraz böyledir ruhları donuktur, fikir düzeyi hiç yoktur, bir papağan kadar bile söz söylemekten acizdirler” diyor. Bak, bir papağan kadar bile sözcükleri tekrarlayamaz diyor. Tekrar tekrar tenzih ediyorum bütün Kürt annelerimi, Kürt kız kardeşlerimi. Diyor ki bak Öcalan, “Batı yanlısı bir Kürt özerk bölgesi” yani bir Kürt devleti “batı için Türkiye'yi frenler. Arapları frenler.” Bak Arapları frenler. “İran'ı frenler.” Taktiği görüyor musun? “İran'ı frenler. Bu açıdan batı, Kürtlerin özerkliğine” yani ayrı devlet kurmasına “sevdalanacak gibime geliyor. Çok isterler” diyor. Bu bölgeyi Türkiye'ye doğru, İran'a doğru yayacaklar. Tabii ki bu Batı'nın isteğidir.” Yani her yeri parçalayıp bölecekler ve onlara güvenli bölge oluşmuş olacak diyor. Halbuki, Stalinist bir Kürdistan, Kızıl Kürdistan, akıl almaz tehlikeli Avrupa için. Ama şu an kastorik, avanaktorik bir havada oldukları için bir kısmı, bunu anlayamıyorlar. Yani yemişler bunu. Amerika'nın angutları da anlamıyor, derin devlet angutları. Ama sürekli anlatmak lazım.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz çok yakın bir zamanda söylemiştiniz birkaç defa Adnan Bey, Amerika'yı, PKK çok dönektir, hemen en ufak bir şeyde satar demiştiniz. Rusya yardımcı olabiliriz dediler. YPG şimdi biz Rusya'yla çalışmayı daha çok istiyoruz diyorlar. Daha önce böyle Obama’ya slogan atıyorlardı hep aynı sloganı, sadece üzerini çizip Putin diye değiştirmişler.

ADNAN OKTAR: Rusya'da, Amerika'da benim gördüğüm, PKK'yı destekliyor açıkça. İşte buna karşı milli şuur dersi verilmesi, yani okullarda en az haftada üç saat okutulması, çok şuurlu bilinçli bir gençlik yetiştirmesi, hepsini titretir. Yani Amerika, Rusya, Afganistan'a kabadayılık yaptılar ama mesela Afganistan'ın şuurlu insanlarının karşısında diz çöktüler. Yani her ikisi de mağlup oldu Afganistan'da. Yani Taliban'ı şiddeti desteklemiyorum ama Taliban'ın ayağının altını öptü ikisi de. Rusya derin devleti de, Amerika derin devleti de Taliban'ın ayağının altını öptü. Şimdi ikisi de it gibi titriyor. Yani Rusya derin devleti de, Amerika derin devleti de Taliban'ın arkasında titriyor ve el pençe duruyorlar, hep onlarla iş birliği yapıyorlar. Anlaşma olacağında, hep onları çağırıyorlar. İllegal olarak onlarla iş birliği halindeler.

''Her gün Kuran okuyor musunuz?'' diyor Gaziler 2015. Her gün Kuran okumak farzdır da, insanlar bilmiyor. Her sabah Kuran okunması, Kuran'da ayet olarak, farz. Namazdan önce veya sonra. Her sabah Kuran okunması, farzdır. Ayetle sabit. Ama bu farz, yerine getirilmiyor. Namaz gibi Allah'ın hükmüdür. Yani ayetin verdiği anlam, namazı kıldıktan sonra. Yani açık sarih anlaşılan, o. Ama önceden de okuyabilir Müslüman ama sonradan okuması gerekiyor. Namazdan sonra Kuran okunması.

''Allah'a aşkınız, Allah'a olan aşkınız çok güzel. Allah için her şeyi göze alıyorsunuz. Çok büyük örneksiniz. Allah bizlere de, Kendisini sizin gibi sevmeyi nasip etsin.'' Mehriban. Herhalde Azeri. Azerilerde oluyor Mehriban.

"Hayvanların ruhu var mıdır?" Açık şuuru yok yani kapalı bilinci vardır. Bilinci var, fakat kapalıdır. Bir bilgisayar çipi gibi düşünün yahut bir elektronik beyin gibi düşünün, öyle.

"Ankara'dan İstanbul'a geldiğinizde amacınız İttihad-ı İslam mıydı?" Tabii ki, her zaman. Erhan Çıray, Ankara.

Bak Öcalan'ın şu sözü çok önemli, "İslam'ın unutulur, inkar edilir kıldığı bu halk” Kürtler, yani İslam Kürtler arasında unutuldu ve inkar edildi" diyor, Kürtlerin içerisinde. Sen gece gündüz Darwinist eğitim yaparsan, PKK propagandası yaparsan, tabii ki İslam unutulur. Hakikaten de unutuldu geniş çaplı, gençlik içinde. "Tüm tarikatçı yapılanmalara karşı” yani bütün Müslüman gruplara karşı, “Armageddon'da” yani Hristiyan ve Musevilerin yapacağı büyük savaşta, “ağırlıklı olarak Hristiyanlar ve Musevilerin yanında yer alacaktır" diyor. "PKK. Armageddon'da. Yani siz Müslümanlara saldırmaya karar verdiğinizde, onların kanını dökmek istediğinizde, PKK kiralık katil olarak hazır emrinizde diyor. Siz Armageddon için ne zaman düğmeye basarsanız, biz de sizin emrinizde PKK'yı asker olarak kullandıracağız." diyor. Günlerden beri anlatıyoruz ya aylardan beri. Bak çok açık anlatmış. Öcalan'ın sözü bu. Yani onunla yapılan röportajda verdiği bir cevap. Bak "İslam'ın unutulur, inkar edilir kıldığı bu halk" yani PKK'yı kastediyor, "PKK, tüm tarikatçı yapılanmalara karşı” yani bütün Müslüman gruplara karşı, “Armageddon'da” yani Hristiyan ve Musevilerin arzuladığını düşündüğü büyük Müslüman kıyımında “ağırlıklı olarak Hristiyanlar ve Musevilerin yanında yer alacaktır.” Ağırlıklı olarak. "Yani ana katil, ana tetikçi, kan dökücü biz olacağız, PKK olacak" diyor. Onun için bütün Müslüman gruplar, PKK'ya karşı tavır alıyorlar şu an. İşte IŞİD de, Taliban da, diğer şeyler de yavaş yavaş anlamaya başladılar. Ama Türkiye'de bu tam anlaşılamadı. Yani PKK'nın amacının ne olduğu, niçin kurulduğu bilinmiyor. Halbuki, Armageddon'da yani büyük Müslüman kıyımında, Avrupa kendi katillerini kullanmak istemiyor, Amerika da kendi katillerini kullanmak istemiyor; PKK'lı katilleri kullanmak istiyorlar, profesyonel katilleri. Bunlara silah verip, mühimmat verip, tabii ki kendileri de işin içine gireceklerine inanıyorlar ama bak diyor ki, "ağırlıklı olarak" diyor, yani "ana katil ordusu biz olacağız" diyor, Müslümanları katletmede. "Bunun için önce bize bir devleti kurdurun, ağır silahlar verin, biz bir organize edelim, büyük bir devleti oluşturalım, kızıl, Stalinist, komünist Kürdistan'ı bir kuralım, siz düğmeye bastığınızda biz bu katliamı yapmada öncü ve ağırlıklı güç olarak görev alacağız" diyor. İslam aleminin büyük bir bölümü de uyuyor bu tehlikeye karşı. Daha hala PKK'yı destekleyenler var. Avrupa derin devletlerinin, Amerika derin devletinin neden PKK'yı desteklediğini bir türlü anlayamıyorlar. Mesela son zamanlarda El Nusra, YPG'yi çok vuruyordu ve eziyordu. Hemen Rusya karşı atağa geçti, onlar bu sefer El Nusra'yı vurmaya başladılar. Türkiye'de de aynı şey oldu; IŞİD, PKK'yı vurunca, bütün dünya ayaklandı, Türkiye'yi de devreye soktular, "hemen IŞİD'i ezin" dediler.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Siz anlatmıştınız Adnan Bey, "IŞİD Suriye'de birçok büyük şehri aldı, hiç Amerika'dan bir tepki gelmedi. Ama PKK'nın egemen olduğu Kobani'ye geldiğinde, o zaman hemen koalisyonu devreye soktular.

ADNAN OKTAR: O bütün bölgeye hakim oldu, Amerika'nın hiç umurunda bile değildi. Kobani'ye geldiğinde, yer yerinden oynadı. Çünkü kendi katillerini, kendi evlatlarını ezen bir sistem geldi. Onun için Armageddon'da baş katil olarak gördükleri için PKK'yı, büyük bir titizlikle onları koruyorlar. Bak "İslam'ın unutulur, inkar edilir kıldığı bu halk" yani "İslam’ı, imanı inkar etti bu halk" diyor, PKK'yı kastediyor. "Tüm tarikatçı yapılanmalara karşı Armageddon'da ağırlıklı olarak, Hristiyan ve Musevilerin yanında yer alacaktır" diyor. Bak uyanıklığı gördün mü Armageddon'u da biliyor. Yani ileride olacak büyük bir Müslüman katliamına hazırlandıklarını da biliyor, "onda baş katil olacağız" diyor. "Cinayet şebekesi olacağız, kiralık katil olarak emrinizdeyiz" diyor. Onun için bak bütün Müslüman köylerini teker teker PKK'ya yok ettiriyorlar. PKK koordinat veriyor, Amerika vuruyor. PKK yine koordinat veriyor, gelip Rusya vuruyor, Rus derin devleti. Buna karşı tedbir alınması gerekiyor. Putin'le de konuşulması lazım. Putin de Rus derin devletine karşı koyamıyor olabilir. Çünkü çok azgın bir yapılanma Rus derin devleti. Komünist bir görüşe sahip ama onlar da Armageddon’cu.

Şimdi kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Darwinistler Ne İddia Etmişlerdi, Ne Oldu

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Putin, o çocuk, o kadar çok çevresi olan birisi değil. Delikanlı, çok samimi ama derin devlet çok büyük bir pisliktir. Derin devleti idare etmek o kadar zor ki, çünkü öyle bir bela ki, şimdi hem derin devlete ihtiyaç oluyor, hem de idaresi çok zor. Çünkü derin devletin özelliği kanun tanımaması, hukuk tanımaması. Yani sen onunla kanunla hukukla mücadele edemezsin. Ama aynı zamanda da gerekiyor yani modern devletlerin hepsinde oluyor aşağı yukarı derin devlet, büyük bir çoğunluğunda var. İdare edilebilir hale gelmesi çok önemli. Mesela Amerika'da idare edilemiyor. Rusya'da da idare edilemiyor. İt sürüsü gibi, al sana başına bela.

Reuters haberine göre; “son on gün içinde yüzlerce İran askerinin Suriye'ye geldiği, yakında Suriye ordusu saflarına katılacağı belirtildi.” İran bir tehlike değildir. İran'ı boş yere tehlike gibi gösteriyor. Mesela İran bir bölgeyi işgal ediyorsa, etsin. Müslüman bu adamlar, bayağı temiz, takva adamlar. Bunu sanki büyük bir tehlike. Rus işgali tehlikelidir, Amerikan işgali tehlikelidir, çünkü derin devlet işgali oluyor bunlar veya bizim kültürümüze yabancılar. Ama İran bizim kültürümüze yabancı değil, mümin, muttaki, tertemiz insanlar. İşgal ediyorsa etsin; ne, nedir yani? İşgal ediyorsa nihayet barış amaçlıdır. Ama tabii katliam falan buna müsaade etmemeleri lazım. Yani böyle sevgiyle, merhametle yaklaşmaları lazım. İran'la Türkiye'nin bir kere hemen birleşmesi gerekir, hemen. Yani hem askeri anlaşma yapacaklar, hem siyasi, her yönden anlaşma yapmaları lazım. Tam blok hareket etmeleri gerekiyor. Bir de Putin'e sahip çıkmaları gerekiyor, Putin öyle zannedildiği gibi güçlü birisi değil. Obama da öyle, gariban Obama, zavallı bir çocuk, yani tek başına yürüyor, orada kimse ilgilenmiyor, orada çöpçüler temizlik yapıyor. Amerika'nın başkanı bu, insaf yani biraz saygılı olun. Muhatap dahi olmuyorlar. Gariban bir çocuk. Ona İslam alemi sahip çıksa, güçlü olur onun konumu. Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Türkiye sahip çıksa, fırtına gibi olur. Aynı şekilde Putin'e de Türkiye'nin, İran'ın sahip çıkması durumunda, eli çok güçlenir Putin'in. Çocuk ne yapsın tek başına, koskoca katillerden oluşan Rus derin devletine karşı ne yapabilir? Psikopat adamlar.

CEYLAN ÖZBUDAK: Obama lokantaya gidiyor, hemen mahcup ediyorlar. "Kredi kartı ödeyemiyor" filan.

ADNAN OKTAR: Tabii, bayağı. Obama deyince, böyle “yeni Sezar” falan, öyle bir şey yok, garibanın teki.

CEYLAN ÖZBUDAK: İngiliz Başbakanı da, siz göstermiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii, o da zavallı çocuk yani hiç.

CEYLAN ÖZBUDAK: Sizin açıklamalarınızdan sonra Adnan Bey, siz çok çağrı yaptınız bütün herkes, bütün liderler dine çağrı yapsın dediniz. İngiltere başkanı da "ben de dinime daha dindar olmam gerekiyor, her bireyin kendisinde çok dindar olsun" diye söyledi ilk defa.

ADNAN OKTAR: Ne güzel bak ne güzel, maşaAllah.

"Rusya yüz yıllık amacına ulaştı, şu an Akdeniz kıyısına indi. Lazkiye Tartus Limanı ve diğer bölgede konuşlandı." İnsin, zaten olsun. Niye Rusya, onun için niye ütopya oluyor? Bulunsun adamlar orada, rahatça da gelsinler. Hayır yani ne suçu var onların da, orada olmamaları gerekiyor? "İşte sıcak denizlere inmek istiyor." Direkt insin, zaten gelsin. Her ülke üs versin, rahat rahat ulaşsınlar. Çok güzel insanlar Ruslar. Niye adamlar için ütopya olsun, değil mi? Bulunsun orada adamlar yani gayet iyi.

KARTAL GÖKTAN: Rusya Dış İşleri Bakanlığı yeni bir açıklama yaptı; "Irak Yönetimi'nden talep gelirse, IŞİD'i Irak topraklarında da vurabiliriz" diye.

ADNAN OKTAR: O ne demek biliyor musun? "Müslüman öldürtmek istiyor musunuz?" diyor, Rus derin devleti. "İstediğiniz yerde hizmetinize hazırız." Armageddon'u kibarlaştırmışlar. Putin diyor ya, "yardımcı olalım, şunu verelim." O, kendi inisiyatifiyle yaptığı bir şey değil. O, İslam’a gönlü yatkın bir insan. Ama etrafında katil ordusu var. O kadar adamın içerisinde, onun şu ana kadar yaşamış olması bile mucize. Ama Rusya'ya değil de, şahsa yönelik özellikle ve legal devlete yönelik, Türkiye'nin ve İran'ın müthiş bir muhabbeti olması lazım. Derin devlet de çok korkar böyle bir şeyden. Çünkü derin devleti en fazla üç yüz beş yüz kişi oluşturuyor. Ama karşısında milyonlarca ordusu bulunan, iki süper devlet var. Derin devlet bundan çok korkar, yılar. Amerikan derin devleti, en fazla üç yüz-beş yüz kişidir yani üç yüz-beş yüz moruktan oluşuyor. Yani pislik böyle psikopatlık yapmaya alışmış, ellerinden kan akan manyaklar.

Hz. Mehdi (a.s)’ı koruyan melekler, Hz. Nuh (a.s) zamanında da gemide Hazreti Nuh (a.s)'un yanındalarmış, geminin içinde. Ateşe atıldığı zaman, Hz. İbrahim (a.s)'la birliktelermiş, bulunduğu yerde. Denizin yarılmasında Hz. Musa (a.s)'ın yanındalar mı. Hz. İsa Mesih (a.s) göğe yükseltildiği zaman, Hz. İsa Mesih (a.s) ile birlikte, göğe birlikte yükselmişler, refakat etmişler, inişinde de refakat ediyorlar. Bunların dört bini belirlenmiş, yani sırf bu işle ilgileniyorlar, bu konuyla ilgileniyorlar. Zamanında Resulullah (s.a.v.) ile birlikte olan melekler aynı zamanda. Bedir'de de üç yüz on üç melek Hazreti Resulullah (s.a.v.) ile birlikteler. Bunların hepsi, bu meleklerin hepsi, Kaim Mehdi (a.s)’ın kıyamını bekliyorlar, çıkışını bekliyorlar. Zahir olduğunda-ki, zahir oldu şu an, onun yanındalar. Vefatına kadar yanında duracaklar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Allah ayette şöyle buyuruyor;

"Eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlarda aniden üstünüze çullanıverirlerse, Rabbiniz size meleklerden nişanlı beş bin kişiyle yardım ulaştıracaktır. (Ali İmran Suresi, 125 )"

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Peygamberimiz (s.a.v)’e de öyle, Bedir Savaşı’nda, orada Peygamberimiz (s.a.v)’in şehit edilmemesi, mucize. Çünkü adamların tek amacı Resulullah (s.a.v)’i şehit etmek. Adamlarda kargı var, gürz var, kılıç var, ok var her şey var.

BÜLENT SEZGİN: Ve tek hedef peygamberimiz (s.a.v).

ADNAN OKTAR: Tek hedef, Peygamber (s.a.v) ve aralarına almışlar, ortada o. Sahabeler diyorlar; "Allah rahmet etsin. Resulullah (s.a.v)’i kaybettik " diyorlar. Çünkü kalabalığın arasına daldığı için. Çok uzun süre kalıyor aralarında, bayağı uzun sene. Sahabeler kendi aralarında yüzde yüz şehit olmuştur diyorlar. Aslan gibi çıkıyor aralarından. Nedir bu? Melekler koruyor. Çünkü din hakim olacak, onun çaresi yok. Ama oradaki ahmaklar anlamıyor, oradaki ehli küfür. Daire şeklinde etrafını almışsın, hiçbiriniz bir şey yapamıyorsunuz. Anlamıyor musunuz burada bir fevkaladelik olduğunu?

Atatürk diyor ki rahmetli; " Sırf bu yeter Peygamber olduğunu görmek için " diyor. Atatürk'ün dehasına bak. Onun dikkatini çekmiş. Diyor ki; " Sırf bu delil, Peygamberliği için yeterlidir " diyor. Kimse bir şey yapamıyor. Çok uzun süre sürüyor bu, kısa biran falan değil yani. Nasıl olur böyle bir şey. Birde hayvan gibi adamlar. Gözü dönmüş böyle. Orada çok fazla sahabe şehit oluyor. Ama Peygamber (s.a.v)’e hiçbir şey olmuyor.

" Hocam, Hz. Hızır (a.s) aynı anda farklı yerde görev yapabilir mi? Ve kişinin onunla karşılaştıktan sonra onu tanıyabilmesi mümkün mü? Herkesin karşısına çıkabilir mi? "

Bazen şahsın kardeşi gibi gelir, babası gibi gelir. Babasının bilinci o anda kapanır, bilmez onu. Onun karşısına babası gibi gelir. Korurmuş olur ve gider. Babası normal hayatına devam eder. O babasının normal öyle konuştuğunu zanneder, kardeşi zanneder.

Bazen mason locasında sütun olarak durur, jakin boğaz sütunları var ya. Adam farkına varmaz yani.

Ama onunda aklın ihtiyarı kalkmıyor, hayrettir. Nasıl bir alem, nasıl bir boyut. Gayet makul gibi karşılıyor.

EBRU ALTAN: İmtihan devam ediyor.

ADNAN OKTAR: Tabii, imtihan devam ediyor. Konuşmaları, üslubu tam mümin muttaki üslubu. Allah'tan korkusunu anlatıyor, gayet sakin bir üslubu var. Allah öyle yaratmış. Cinlerde öyle. Bayağı bir imansız var cinlerde. Müslüman insanlardan çok çok daha fazla imansız cinlerde. Mesela insanlarda imanlı oranı yüzde 10 ise, onlarda yüzde sıfır, sıfır birdir. Çok kalabalıklar. Ama imanlı insan çok nadir oluyor. Cin çok nadir olur. Cin çağıranlarda bilirler. Hep deli zıpırdırlar. Hep manyak olurlar hakikaten. Bir kişi, iki kişi, üç kişi çok nadir çıkar. Onlarda diğer kafir cinler rahat bırakmıyorlar. Onun için onlarla bağlantı zordur. Ama söylendiğinde doğru konuşur onlar.

" Eğer sizi izlemezsem, içim huzursuz olur" diyor.

"Armageddon olursa, Mehdi gelir işte. Senin istediğinde bu değil mi?” Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesini istiyorum tamam da, Armageddon’un hafif geçmesini istiyoruz, yani şiddetli olmamasını istiyoruz.

"İnsanları katleden bir örgüte nasıl irfanla, ilimle yaklaşılacak. Ne anlar onlar ilimden, irfandan. " Hiç denedin mi? El On dark, Yalnız Karanlık isimli kişi yazmış.

EBRU ALTAN: Hep verdiğiniz bir örnek var. Firavun'a bile yumuşak söz söyle deniliyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Belki öğüt verilir, belki korkar diyor Cenabı Allah. Hiç denenmiş değil. Bir kere bu sözümü dinlemedi.

“Ebu Hureyre’den naklettiğine göre, Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Bugün yecüc ve mecüc’ün surları setti şöyle açıldı" diyor. “Ravi Hubeyb bunları söylerken, elleriyle doksan işareti yaptı" diyor.

Yani PKK'nın doksanlarda azacağı, doksanlardan sonra atağa geçeceği anlaşılıyor.

Türkiye'de 1990'lı yıllar, PKK terör şiddetine ve PKK'nın siyasallaşmasına sebep oldu. İlk işte bu HEP - Halkın Emek Partisi 1990’da kuruldu.Halkın Emek Partisi vardı ya. O Hadep'in yerinde olan. İlk kurulan PKK'lıların hepsi bunu destekliyordu, Halkın Emek Partisi’ni. O, 1990 yılında kuruldu.

Sahabi de, “Peygamberimiz (s.a.v)’in doksan işaretinin yaptığını” söylüyor. 1990'da harekete geçeceklerini söylüyor. Her PKK'lı Hadep’lidir veyahut onun devamı olan diğer partilerdendir. Ama her Hadepli, PKK'lı değildir.

“Bugün yecüc ve mecüc’ün surları setti şöyle açıldı” diyor, Peygamberimiz (s.a.v), elleriyle de doksan işaretini yapıyor.

(Musannef İbn-i Ebu Şeybe 16. cilt, hadis numarası 38.425, sayfa 66)

Kaynaklı konuşuyorum. Bin yıllık, bin, iki yüz yıllık eserler benim söylediğim meseleler.

Hint müziği de çok güzel. Pakistan müziği de çok güzel. Bir kural koymaya gerek yok. Orada Türkçe kelimeler var gibi görünüyor değil mi? Dünya, derviş, avare.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz zaten çok iyi biliyorsunuzdur inşaAllah, Urduca ve Hintçe karışımından oluşmuş.

ADNAN OKTAR: Öyle mi?

CEYLAN ÖZBUDAK: Evet. Türkler oraya istila ettiğinde, oluşturdukları esir kampında oluşan bir dil Urduca.

ADNAN OKTAR: Çok fazla Türkçe kelime var. MaşaAllah. Nasıl?

CEYLAN ÖZBUDAK: Düşman, casus gibi kelimeler çok fazla Türkçe' de.

ADNAN OKTAR: Allah Allah. Urducada?

CEYLAN ÖZBUDAK: Evet.

ADNAN OKTAR: Doğrudur.

Bak diyor ki; Jamie Dettmer, Daily Beast Gazetesi’nde yazar. Kobani’ye gitmiş adam diyor ki; "Suriye'de savaşanların bir büyük çoğunluğu, Suriyeli Kürtler değil. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak tanınan PKK üyeleri hepsi” diyor. “Böyle bir şey yok” diyor. YPG'li olarak tanıttıkları hepsi PKK'lı.

“Her ana doğurmaz böyle bir aslan, Allah Allah deyip geçer Adnan Hocam” diyor. “Adnan Bey helal, sizden başa PKK’ya ‘kahpe, kalleş, pislik’ olduğunu söyleyen yok” diyor, Serkan Başkan. O da herhalde önemli birisi.

Çapolik 87; Adnan Ağabey, seçimlerde AKP yine istediği sonucu alamazsa ne olur sence?” Bir daha seçim olur.

Bakın, Tayyip Hoca bir kere şu PKK’yı ezme konusunda, daha coşkulu kararlar alması lazım. Böyle nezaketiyle bu işler gitmez, böyle olmaz. Mesela dört bin askeri alsın ve eğitsin geceli gündüzlü özel harekatçı polislerin eğitimi için uğraştık, özel harekat okulları kapatılmasın dedim, kapatılanlar açılsın dedim, nihayet beş bin özel harekatçı almayı kabul ettiler ama kaç yıl uğraştım, en az iki yıl, her gün. Ayrıca Kürt olan canım kardeşlerimin hem iş bulması için, hem de onların huzuru güvenliği için, hükümetin orda ki Güneydoğu’daki kardeşlerimizi geçici koruma, köy koruyuculuğu statüsünden polis statüsüne alarak, onlara destek olmasını istedik. Zor kabul ettirdik onu, beş bin kişi alıyorlar. Yetmez devam edelim, dört bin beş binle olmaz, en az on beş yirmi bin köy korucusu, en az on beş yirmi bin de özel harekatçı ve dört milyon askeride geçici olarak altı aylığına yeniden askerliğe celp edelim, iki ay üç ay eğitim verelim, Güneydoğu’da üç aylığına görevlendirelim. Üç ay, konu biter. Asker sayısı yeterli değil.

“Programınızı ilgiyle takip ediyorum. Hocam bir sorum olacak, ben bazen namazların sünnetlerini kılmıyorum, sadece farzlarını kılıyorum. Şimdiden teşekkürler.”

İşte insanları şeytan, dinden soğutmak için, namazı abdesti içinden çıkılmaz hale getiriyor. Çok kurnazca bir metot yaptı şeytan ve insanların büyük bir bölümünü namazdan, Kuran’dan soğuttu. Mesela “Kuran olan yerde, ayakta durmak lazım” diyor adam. O odaya girmez o zaman. O zaman o odayı iptal etmemek için, Kuran ‘ı iptal ediyor onu dışarı çıkarıyor. Şimdi sen namazı dört rekat sünneti, dört rekat son sünneti, zührü ay zührü evvel diye anlatırsan, arkasından da bütün kazaları kılacaksın dersen ve yemek yemenin uykunun dışında bütün gününü bu kazaları kılmak ve sünnetleri kılmakla geçireceksin dersen, adam namazı kılmaz. Ve kıldırtmıyorsunuz adamlara, namazdan soğutuyorsunuz, namaz son derece kolay olduğu halde. Abdest için üç yüz yetmiş sayfa kitap yazıyor. Kardeşim Kuran’da bir satırda anlatmış Cenab-ı Allah; “yüzünüzü yıkayacaksınız, kolunuzu dirseklere kadar yıkayacaksınız, başınız mesh edeceksiniz, ayaklarınızı yıkayacaksınız” diyor, bu kadar. Üç yüz yetmiş sayfa kitap yazacak ne var bunda, Allah’tan korkun. Sonra adamları dinden uzaklaştırıyorlar. Gençlerin arasında namaz kılan parmakla sayılıyor. Bu gelenekçi Ortodoks Müslümanlarında sabah namazına kalkan adam çok nadirdir. Hep “kaçırdım kaçırdım, kaçırdım, kazasını yapıyorum” diyor, “öğlene doğru kazayı kılıyorum” diyor. O namaz gitti, kılmamışsın namazını. Allah sana diyor bak “vakitli olarak farz kıldık” diyor. Sen alay mı ediyorsun dinle haşa? Vakitli olarak. Vakit geçmiş nasıl kılıyorsun? Olur mu, vakti belli. Öyle bir şey yok, ne demek Allah için ayrı, Peygamber için ayrı namaz? Bir tane namaz var, kılar çıkarsın. Kazası diye de bir şey yok, geçmiş artık. Tövbe edeceksin. Eğer onları yapmaya kalkarsan, namazdan vazgeçirttirir sana şeytan. Ne demek kardeşim “yemek yemenin ve uykunun dışında” diyor “kısaca uyu” diyor ve “yemeğini de kısaca bitireceksin, süratle o borçları bitirmen lazım” diyor. Adam mesela on beş, on altı yaşında baliğ olduğunu düşünelim, adam gelmiş otuz altı yaşına, yirmi yıllık namaz yahut kırk altı yaşında, otuz yıllık namaz. Nasıl kılsın günde beş vakitten? Allah’tan kork, birde üstüne “sünnetleri de kılacaksın” diyorsun. Bu şekilde adamı sen namazdan, dinden soğutursun.

İllüminatix; “Üstad, PKK’nın bitiş tarihi için hangi yılı belirlediniz biraderlerle? O kader de belirleniyor, siz yanlış biliyorsunuz. Onu hadislerde arayacaksın sen, Peygamber (s.a.v)’in hadislerinde arayacaksın. Masonluk sadece kaderin işçisidir, o kadar. Kader akarken, onlar kadere yardımcı olurlar. Kader durdurma görevleri de yoktur, hızlandırma görevi de yoktur. O kadar. Ama tabii ki masonluk Tevrat’ı, Kuran’ı, İncil’i inceler, hadisleri inceler, olayların nasıl akacağını bilir. Yani oradan dünyanın genel akışını, tarihin perspektifini çıkarır. Yani bin yıllık tarihin nasıl olacağını, yüzyıllık tarihin nasıl olacağını genel perspektif içinde çıkartır ve tabii o planını koyar ve ona göre de olaylar gelişir. Ama onu kendi kafasından yapmaz. Tevrat’la yapar, Kuran’la yapar. Onun için üç Kitap var. Ama dinsiz masonlarda kullanıyorlar tabii, gayet iyi biliyorum. Mesela Fransız masonları, hepsi öyle birçoğu dinsiz ama hepsini kullanırlar, görev verirler hepsine. Onlarda tıpış tıpış yapıyorlar yani görevlerini. Yapmıyorum, yok yani.

Araştıran İnsan; “Adnan Baba, sizin sayenizde birçok ırka bakış açım değişti çok güzel anlattığınız için. Sayenizde Çingenelere, Kürtlere, Alevilere sevgim arttı.”

Çingeneler çok şeker insandır. Bak buraya geliyor çalgıcı kardeşlerimiz, hepsi Çingene onların, ne kadar hürmetli, nezaketli, sevgi dolular görüyorsunuz. Benim kitaplarımı hepsi okuyor dediğin gibi. Buraya gelenler hep tasavvuf ehlidir onlar, nur gibi insanlar. Yeni gelenler çok utangaç oluyor ama acayip canı gibi severler.

Kürtler mesela çok çok efendiler. Tanımadıkları için bilmiyorlar. Güneydoğu’ya sen bir gitsen Kürt çadırına, yani böyle bir hürmet, böyle bir saygı tahayyül edemezsin, acayip delikanlıdırlar. Kendi donar, seni en güzel yerde yaşatır. Mesela canlarım benim onlar çok uzun süre et yemezler. Mesela üç beş keçisi vardır, misafir geldiğinde, hemen gelir keser. Sen zannedersin çok zengin. Değil, çok fakirler ama misafire yabancıya karşı çok hürmetleri çok büyüktür, çok nezih insanlardır ve onlardaki saygının kalitesini, bence bilmiyorum dünyada kimler yakalayabilir.

Aleviler sevgi insanıdır Aleviler ve çok derin düşünür Aleviler. İslam’ı, Kuran’ı aşkla kucaklayan aşk insanıdır. Hayvanları sever, bitkileri sever, insanları sever yobazlarla karşılaştırdığında sen akıl almaz bir boyut farkı vardır. Tanımadıkları için bilmiyorlar. Sanata karşı çok yatkındır Aleviler, çok kabadayıdırlar Aleviler ayrıca baya kabadayıdırlar, hiç bilinmeyen bir yönleri. Kürtler de öyle ama bu PKK belasından dolayı kabadayılıklarını tam ortaya koyamıyorlar. Yoksa onlarda çok köklü bir gelenektir kabadayılık ama bu alçakların yüzünden nefes alamıyorlar.

Ankara da vardı mesela Karaşar Köyü vardı, Karaşar kasaba yani oradan gelirlerdi, hepsi kabadayıdır. Bir kişi bulamazsın, mesela Ali Haydar kesik kulak vardı bizim mahallede Alevi’ydi Karaşarlıydı, bir kulağı kopmuş böyle bilmiyorum nasıl olmuş Allah vermesin, kabadayıydı ama çok efendi bir insandı. Ailesine düşkün, çevresine düşkün, saygılı, nezaketli. Ama bir kısmı tabi rezillik çıkarıyordu içip rezalet çıkarıyordu, onların kabadayıyla alakası yok, basitlik onlar. Kabadayı küçük şeylere tenezzül etmez, asil olur, başkası için yaşar, başkası için canını verir, yani sevdikleri için canını verir. Orada egoist olduktan sonra egoistlik bencillik kabadayıya yakışmaz. Kör Hasan vardı bizim mahallede ama it kopuk takımı da vardı çıkko mikko çakal, onlar yani onlar ayrı. Bir fakir fukarayla karşılaştığın zaman, yani müthiş yardım da bulunuyorlar. Kabadayı kısmaz, utanır öyle bir şeye, ağrına gider. Mesela bir hanım evine girip temizlik yapmış, oturup onunla pazarlık yapmaz. Kadın mesela ne diyorsa, o parayı alır verir ona. Utanır kabadayı yani biraz kıssak sen bittin, eğer kadınla oturup pazarlık yapıyorsan, yazıklar olsun sana. Değer mi ona, yazık günah, yani ne kazanacaksın ondan aldığın fazla parayla hadi yemek yediğini düşün, Allah boğazına durdurur. Bırak gariban insan, o kazansın ne olur yani, nedir bu yani yakışır mı insana?

PKK’nın bitiş tarihi tabii ki belli, onu söyleyeyim, madem merak ettin. Tabii ki Suriye’deki savaşın başlaması, bitişleri tarihleri var tabii ki, yani işin doğrusu bu. Hz. Mehdi (a.s)’ın zahir olmasının da tarihleri var, ne zaman nerede zahir olacak, ne zaman nereye gidecek, adım adım takip edecek insanlarda var tabii ki. Zaten Hz. Mehdi (a.s) zuhur ettiğinde göreceksiniz, “işte masonlar yaptı” diyecekler, Yahudiler yardım etti, dünya derin devleti yaptı” isterseniz bir yere yazın, aynı bu şekilde olacak. Ondan sonra Hz. İsa Mesih (a.s)’da da. Çünkü Hz. İsa Mesih (a.s)’a da, masonlar ona ‘Üstad’ diyorlar biliyorsunuz. ‘Üstad İsa Mesih’ diyorlar. Şimdi o da zahir olduğunda diyecekler” işte bir genci ayarladılar yakışıklı, annesi babasının yok olduğunu iddia ediyorlar, bir yere anası babası saklandı” diyecekler. O, bizzat kendisi. Elbisesinden anlasınlar istedikleri hangi üniversitede istiyorlarsa parça alıp incelesinler, tam iki bin yıllık elbise. Parası iki bin yıllık, kendi parası. Tarağı iki bin yıllık saç tarağı, aynası iki bin yıllık, hepsi orijinal. Ama kendi kalktığında bilmez, aslan gibi delikanlı, yakışıklı kaliteli böyle güzel delikanlı ama şimdi biraz hafif yaşlanmakla beraber olmak üzere, dinç ve yakışıklı yani. Görünce anlarsınız. Ama masonlar ona da ‘Üstad’ diyorlar, onu söyleyeyim. Yani böyle bu usul yani adaban herhalde öyle söylüyorlar, bilmiyorum.

Hz. İsa (a.s)’ın zamanında biliyorsunuz masonluk çok güçlüydü. Peygamberimiz (s.a.v) zamanında da çok güçlüydü masonluk. Hz. Süleyman (a.s) devrinden beri çok güçlüdür. Tapınak şövalyeleri, zaten doğrudan mason örgütüdür.

CEYLAN ÖZBUDAK: Hz. İsa (a.s), Bethlehem Yıldızı çıktığında mı geri döndü dünyaya, yoksa daha önce mi?

ADNAN OKTAR: Bahçeli de kabadayıdır, yani öyle sakin göründüğüne bakamayın. Çünkü biz hep duyardık lisedeyken Devlet Bahçeli’yi, ülkücüler çok iyi tanırlar, hep ağabeydir. Eskiden beri sözüne çok itibar edilen bir insandır. Şefkat Çetin bunlar çok ünlüdürler, diğer ağabeylerde hep böyle çilenin acının ızdırabın içinden gelen kardeşlerimiz.

Hz. İsa Mesih (a.s) hakkında bilgi vermek, günah olur, haram olur. O yeri şöyledir böyledir, olmaz. Hiç bir talebesi öyle bir şey söylemez, asla yani. Doğudaysa batıda deriz, batıdaysa doğuda deriz. Yeri söylenmez. Olur mu öyle şey? Buyurun gelin anlamına geliyor. Derin devletler kudurur öyle bir şeyde. Onun çıkacağı vakit belli. Çıktığında, çok sağlama alınmış olarak çıkacak. “Gelsin ortalık müsait” denecek, o zaman gelir. Uçakta da, uçağa binerken kimse sormaz ona “kimliğin var mı?” diye. Kimliği yok çünkü. Yalan söyleyecek hali de yok, Kimliği yok. Yani nüfus cüzdanı yoktur Hz. İsa Mesih (a.s)’ın. Nasıl desin babam şu, annem şu? Annem babam yok derse de kimlik vermezler. Dolayısıyla kimliği yok. Kimliği olmayan bir adamı uçağa bindirmezler, bir insanı. Genel olarak yani, Hz. İsa Mesih (a.s) için demiyorum, hemen tutuklarlar. Adam cinnet geçirir öyle bir şey düşünün Amerika’da uçağa binmeye kalksa. “Annem babam yok” falan dese. “Nerede ?” diyecekler. Öldü mü? “Ölmedi” diyecek. “Hiç yok” derseler, Allah vermesin, akla hayale gelmeyecek işkence yaparlar. Çok acayip bir laf olur o. Öyle o kafada adam, şu an yok.

Hz. Mehdi (a.s)’ın bir tane alameti vardır, İslam dünyaya hakim olur, başına geçer. Hz. İsa Mesih (a.s)’ı da yanına çağırır. Hz. İsa Mesih (a.s) onun sözünü dinler, yanına geçirir. Hz. İsa Mesih (a.s), onu sırtından itip imamiyete geçirdiğinde, “İmam sensin” diyecek ve duyulacak bu. Yani mikrofonla bu özel olarak duyurulacak. “İmam sensin” dediğinde, halifeliğini kabul etmiş oluyor. O zaman bütün Hristiyan aleminin ve bütün Müslüman aleminin imamı olmuş oluyor. Önce İslam aleminin imamı oluyor. Ama Hz. İsa Mesih (a.s) “İmam sensin” dediğinde, bitti yani artık. Değil mi? Bak “Bu ümmete imam sensin” diyor. Hz. İsa Mesih (a.s) söylüyor-ki, Hristiyan aleminin lideri olan bir insan bunu söylüyor, bir peygamber bunu söylüyor. O anda işte dünyanın imamı oluyor Hz. Mehdi (a.s), yani o namazdan sonra. Zaten Hz. İsa Mesih (a.s)’a imamet veriyor Hz. Mehdi (a.s). “Seni imam olarak görevlendiriyorum” diyor. O da imam. Ondan sonra namaz da kıldırıyor, görev de yapıyor, hepsini yapıyor yani. Vefatından önce de, onu halife olarak tayin edecek Hz. Mehdi (a.s). “Benden sonra halife, odur” diyecek. Yani “benim halefim odur, halifem odur” diyecek. Hz. Mehdi (a.s)’ın halifesi olarak geçecek. Ama Hz. Mehdi (a.s), Allah’ın halifesidir. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın, Hz. Mehdi (a.s) görevlendirdiği için, Hz. Mehdi (a.s)’ın yerine halef olarak geçen kişi olacak. Ama o da çok kısa bir süre yaşayacak, vefat edecek. Resulullah (s.a.v.)’in yerine, o beton kazılacak Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanı orası betonla kapatıldı. Çok geniş bir yer, yani Hz. Ebubekir (r.a) bir tarafında Hz. Ömer (r.a) bir tarafında Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in. Hz. Ömer (r.a)’ın olan taraf. Hz. Ebubekir (r.a), çok yakın Peygamberimiz (s.a.v.)’in mezarına. Yani arası bir mezar açılacak kadar yer yok orada. Ama Hz. Ömer (r.a) ile olan yerde bayağı geniş bir alan var. Orada o beton kırılacak, açılacak, mezarı oraya defnedilecek. Resulullah (s.a.v.) “Benim yanıma defnedin” diyor. Zaten o yeterli delil, yani bunu anlamaları lazım. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın inişi için bu yeterli bir delil. Yani niçin açsın orayı, niye genişletsin? Bir mantığı var mı bunun? Herhangi bir sahabesini oraya gömerlerdi. Bunun anlaşılamamasına ben hayret ediyorum. Üç ayet var, onu da anlamıyorlar. Yüzlerce hadis var, onu da anlamıyorlar. Daha nasıl anlaşılsın?

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: İstanbul’da mı yaşayacak Hz. Mehdi (a.s) ile görüştükten sonra Hz. İsa (a.s)?

ADNAN OKTAR: İstanbul’da ama asıl karşılaşmaları Kudüs’te. O alan var ya, orada. O duvarın dip tarafındaki geniş alan var ya, onun biraz beri tarafı yani. Tam duvara yakın yer değil, biraz daha berisi, orası. Çünkü Tapınak Tepesi orada. Tapınağın orası. Ama beraber inecekleri yer, birlikte inecekleri yer, hepsi belli. O Bab-ı Lut Kapısı da kapalı, biliyorsunuz göstermiştik. Var mı resmi?

BÜLENT SEZGİN: Bakıyorum.

ADNAN OKTAR: Sen gittin değil mi oraya? Tamam, sen tarif et, görmüş adamsın.

OKTAR BABUNA: Kapı tamamen kapalı.

ADNAN OKTAR: Kapıyı gördün değil mi?

OKTAR BABUNA: Tapınak Tepesi oradan görünüyor bakınca zaten. Resmi var Hocam.

OKTAR BABUNA: Var, evet. Gösterelim.

ADNAN OKTAR: Göster bakayım. Tapınak Tepesi burası. Buradan aşağı inecekler Hz. İsa Mesih (a.s), Hz. Mehdi (a.s) ve halk da beraber. Ben Baş haham’a bu Sanhedrin meclis başkanına dedim “beraber ineceğiz, hep beraber ineceğiz” dedim, “Hz. Mehdi (a.s), Hz. İsa Mesih (a.s).” “Papa da” diyor. Çünkü o olmadan olmaz zaten. O paslı kapı açılacak. Dört bin yıldır kapalı. Hz. Mehdi (a.s) ile Mesih (a.s), birlikte o kapıdan çıkacaklar. Namazda bayağı bir mücadele ediyorlar, aslında o kadar kısa değil. Hz. Mehdi (a.s)’ı öne geçiriyor da, Hz. Mehdi (a.s) namaz kılarken bu sefer yine tedirgin oluyor, tabii onu biliyordur hadisi, onu uygulamak için yapacak zaten de. Yeniden geri dönüyor, “sen Allah’ın peygamberisin” diyor inşaAllah “Allahualem osun” diyor, “senin durumun daha eftal” diyor. “Yok” diyor, “bu ümmetin bir özelliği olarak, Allah’ın bir ikramı olarak sen bu ümmete imamsın” diyor Hz. İsa Mesih (a.s). Bu, şaka değil bu. Yani geçerli bir söz. O söz artık geri dönülecek bir söz değil. Biat etmiş oluyor, o zaman tamam. O zaman imameti netleşiyor. Dünya imamı oluyor, yani bütün dünyanın imamı oluyor. Buldun mu, gösteriyor musun?

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

OKTAR BABUNA: Hemen arkamdaki o aşağısı Hocam, oraya indirmiyorlar zaten.

ADNAN OKTAR: İnemezsin, çünkü Hz. Mehdi (a.s)’ın geçeceği yerler.

OKTAR BABUNA: Evet, üç bin yıldır kapalı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Moşiyah geçecek, evet.

OKTAR BABUNA: Kral Mesih Kapısı diyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet. Yine iyi yaklaşmışsın oraya.

OKTAR BABUNA: MaşaAllah, elhamdülillah. İnşaAllah, geçmek de nasip olur oradan.

ADNAN OKTAR: Geçeceksin, arkalarda ama.

Hz. Mehdi (a.s), tabii birçok aşamadan geçecek. Yani zaman, zamana karşı onun direnmesi Mehdiliğin en önemli şeyi o. Çünkü insanlar ümitsizliğe kapılıyorlar. Mesela peygamberler de bile var. “Cenab-ı Allah’ın yardımı ne zaman?” diyorlar. Ayette var ya. Ama Hz. Mehdi (a.s)’da öyle bir ifade olmuyor. Sonuna kadar bekliyor. Süresi uzadıkça uzuyor, uzadıkça uzuyor. Bir türlü hâkimiyet gelmiyor. Felaket, felaket, felaket, en sonunda. Pergelle iletkenin kesiştiği an yani, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Hz. Yunus (a.s), kavmini terk ediyor.

AYŞE KOÇ: Hz. İsa (a.s) da havarilerine “Allah için bana yardım edecekler kimdir?” (Al-i İmran Suresi, 52) diye soruyor.

ADNAN OKTAR: O da sıkılmış tabii, rahatsız olmuş.

İbrahim Alses; “Doğru Adnan Bey” diyor. “Görüyorum seni, şarkılarla, hanımlarla bayağı bir çile çekiyorsun” diyor. Ama Hz. Mehdi (a.s) olduğuma emin. Kardeşim, benim Mehdilik iddiam yok. Yüz kere söyledim, Hz. Mehdi (a.s) ayrı, ben ayrı. Ben herhangi bir insanım, halktan bir insanım. Hoca da değilim, âlim de değilim. Ama o tımarhanede on dakika duramazdın, onu da söyleyeyim sana.

OKTAR BABUNA: Sizin oradan tamamen sağlıklı çıkmanız bir mucize, yani öyle bir ortamdan yani fiziken de. Çünkü yedi hasta birbirini öldürüyor orada bulunduğunuz süre içerisinde.

ADNAN OKTAR: Sana küçük bir örnek gösterdim. Benim hayatımdan on beş dakika kesite dayanamaz o. Öyle konuşuyor ama uçuyor havalarda.

Resulullah (s.a.v.)’e de dışarıdan baktığında, hiçbir şeyi yok gibi görünüyordu. Hanımları var, cariyeleri var falan. Ama dünyada en çok çile çeken peygamberlerden birisidir Peygamberimiz (s.a.v.). Yani müthiş bir çile çekmiştir. Hz. Musa (a.s)’a da basan zahiren baksan hiçbir şeyi yok gibi görünüyor. Ama akıl almaz çile çekmiştir.

OKTAR BABUNA: Şeyh Nazım Hazretleri rahmetli sizin hastane döneminiz için, “biz bunu kaldıramazdık” diye ifadesi var Hocam.

ADNAN OKTAR: Ben ona çok küçük bir örnek verdim. Ayrıca benim Mehdilik iddiam yok.

“Adnan Baba iyi ki varsın, uykusuz gecelerimin sebebi sensin. Seni seviyoruz. Oktar Bey, Ankara havası oynayabilir mi?” diyor.

“Masonluk, kader işçisi değil, duvar yapma işçisidir.” Duvarı kader içerisinde yapıyor, senin ondan haberin yok. O taşları özenle yontuyor kaba taşı, bozuk taşı, önce ham taşı mikâp taşı haline getiriyor, düzgünleştiriyor, jilet gibi düzgün yapıyor. Bakın gidin Hz. Süleyman Sarayı’nın taşlarını, jilet gibidir taşlar. Arasına kâğıt bile sokulamıyor. O kadar düzgün. O taşları biçenler, masonlar işte, duvarcı ustaları. Yani bunu bilmezsen, konuyu bilemezsin. O kader içinde onu yapıyor. Elli tonluk kayalar, yüz tonluk kayalar. Onu oraya kim getiriyor, kim yontuyor? Kader içinde onlar. Dolayısıyla, kader işçisidir onlar. O duvar yapmayı, kader dışında zannediyor. Hangi taşın nereye konacağı hepsi belli kaderde. En ince detaylarına kadar belli. Mesela Hz. Süleyman (a.s), akıl almaz bir servetin, akıl almaz bir ihtişamın, akıl almaz bir saltanatın insanıydı. Ama o devirde en çok çileyi çeken insandı. Sen onu zahirde anlayamazsın. Yani Hz. Süleyman (a.s)’ın bir saatine dayanamaz bir insan. Bir saatine dayanamaz. Resulullah (s.a.v.)’in de öyle, bir saatine dayanamazlar insanlar. Yani her hangi bir insan, onun bir saatine dayanamaz. Hz. Mehdi (a.s)’ın da, bir saatine bile bir insan dayanamaz. Haberleri yok. Zahire bakıyor. Peygamberimiz (s.a.v.) bakarsan, hanımlarıyla beraber, torunlarıyla beraber koşturuyor, onlarla şakalaşıyor. Sana göre keyif zevk içinde yaşıyor. Batınında öyle değil. Dünyada en çok çileyi çeken insandır Peygamberimiz (s.a.v.). Hz. Süleyman (a.s) işte örnek, yani altından sarayı var. Ama en çok çile çeken insandır, devrinde en çok acı çeken insandır. Allah onu öyle imtihan etmiştir. Peygamberlik öyle kolay kolay verilmez.

“Hanımefendiler stüdyodaki halleriyle Kâbe’yi tavaf edebilirler mi?” Olmaz, orada her çeşit insan var. Orada çarşaf gerekir. Olur mu öyle şey? Güvendiği bir ortamda olur. Yüzünü de kapatacak. Ellerini ve yüzünü de kapatacak. Allah nasip etsin haccı onlara, orada görürsünüz.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz zaten Arap ülkelerini de örnek verdiniz. Biz, öyle bir yerde de çarşaf giyeriz.

ADNAN OKTAR: Tabii ki, mesela Afganistan’da olsalar çar giyerler, örtünürler. Yani şartlar onu gerektiriyor.

EBRU ALTAN: Ya da “hiç gidilmez” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii, dışarı çıkmaz. Çok zaruri olursa dışarı çıkabilir. Hayati bir şey olursa, onda da çarşafla, onun dışında dışarı çıkılmaz.

Mayer; “Müslüman masonlar, dünyanın sistemini değiştirecek güce sahip değiller.” Zaten masonluk, dünya çapında bir topluluk. Müslüman, Hıristiyan, Musevi değil. Topluca hareket eden bir sistem.

“Kalite bakanlığı.” Tabii, her şeyin kaliteli olması lazım. İnsan kalitesi, tavır kalitesi, kalite bakanlığı, eşyanın kalitesi, binaların kalitesi, yolları kalitesi, meyvenin, sebzenin kalitesi. Kalite bakanlığı çok hayati. Ve Milli Şuur dersi. Haftada en az üç saat.

“Ankara Tabiat Tarihi Müzesi’nde, evrim propagandası yapılıyor bilginize” diyor. Yıldız Hanım yazmış. Tabiat tarihi müzelerinin hepsinde var, yani yoğun evrim propagandası.

Duvar taşlarını, Hz. Süleyman (a.s)’ın mabedinde, halkın geldiği kısımda oraları zaten halk oymuş taşları. Sürekli ellerini sokarak, çeşitli cisimler sokarak taşları oymuşlar. O taşlar normalde jilet gibiydi. Ama yağmurun etkisiyle, ellerini sokarak. Ama iç kısımda, halkın hiç dokunamadığı kısımlara geldiğimizde fotoğrafları var, jilet gibi, kâğıt girmiyor arasından, o kadar düzgün. O devrin üstatları jilet gibi yontmuşlar. Artık neyle yonttularsa.

Şanlıurfa Valisi İzzettin Küçük’ün ifadesine göre; “çözüm süreci devam ederken 2015 yılının ilk altı ayında üç bin çocuk dağa kaldırılmış PKK tarafından.” Üç bin, altı ayda.

Bay kaos; “Hocam, anlattığınız Mehdi size ne kadar çok benziyor, bu tesadüf mü?” Tevafuk. Birçok insan benzeyebilir.

“Şu anda canlı yayında mısınız?” El insaf yani.

“Hala masonları perişan ettiğin videoları izliyorum You Tube’da. Değişen, seni aralarına almaları mı?” diyor. Ben yine aynı fikirdeyim, Allahsız dinsiz masonluğa ben karşıyım, yine eleştiriyorum. Ama masonluk, o üçgen ters duruyordu, ben düz hale getirdim. Konu bu.

O zaman Hz. Davut (a.s)’ın yıldızı ortaya çıktı, inşaAllah. Sivri ucu yerde, ayakları gökteydi üçgenin. Biz tersine oturtunca, altı köşeli Hz. Davut (a.s)’ın yıldızı ortaya çıktı.

Fırat Türkücü; “Allah yolunda hizmet ediyorum, münafıklar musallat oluyor.” Sevabın artar. “Onlarla uğraşıyorum.” Sevabın artar. “Karşılığında hiç sevgi göremiyorum.” Karşılığı, Allah rızası olacak. Olmadı. O zaman sen, Allah rızası için değil de, karşılığında sevgi bulmak için yapıyorsun. Allah’ın rızası nereye gitti? O zaman şirk olur, olmaz.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: “Benim ücretim Allah’a aittir” diyor bir ifade.

ADNAN OKTAR: “Allah beni düşmanlarla muhatap ediyor.” Çok sevap alırsın. “Hep dostlarıyla bir türlü buluşturmuyor.” Böyle olursa, buluşturmaz. Çünkü Allah’ın rızasını esas alacaksın. Sen “şu şartla şöyle olursa” diyorsun. O türlü olursa, Allah seni dünyanın neresinde olursa olsun, Müslümanlarla buluşturur.

BÜLENT SEZGİN: “Allah, siz kendinizde olanı değiştirmedikçe, nimet olarak bağışladığını değiştirici değildir” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Allah’ın sana hiç ihtiyacı yok ayrıca. Sen, Allah’a iyilik yaptığını düşünüyorsun kendince. Allah seni imtihan ediyor. Sen zannediyorsun ki, Allah güçsüz, sen güçlüsün, Allah’a yardım ediyorsun. Öyle bir şey yok. Allah senin önüne, onu beyninde sana öyle gösteriyor. Sen onu, Allah’ın rızasıyla değerlendirecek misin, değerlendirmeyecek misin? “Değerlendirmiyorum” diyorsun. “Karşılığında şunu arıyorum” diyorsun.

EBRU ALTAN: “Allah size minnet etmektedir” diyor ayette.

ADNAN OKTAR: Tabii. Allah’ın minnet borcu olarak düşünüyor, Allah minnet etmesi gerektiğini düşünüyor. Sen, Allah’a minnet edeceksin. Senin, Allah’a minnet borcun var. Allah’ın sana ihtiyacı yok. O görüntüyü Allah isterse, allak bullak eder. Karşındaki görüntüyü bir anda çam ağacına çevirir. Konuştuğun adamı bir anda gazoz şişesine de çevirir. Öyle bir acz içinde değildir Allah. Acz içinde olan, sensin.

GÖKALP BARLAN: Bir ayette de yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Daha fazla istekte bulunmak için iyilik yapma.”

ADNAN OKTAR: Tabii. Olur mu öyle şey? Sen Allah’ın rızasından hiç bahsetmiyorsun ki tek kelime.

İltifatları falan geçiyorum, “iyi geceler” yahut selam veriyor. Hepsine Aleykum Selam, selam verenlere.

“Adnan Bey, Devlet Bahçeli hakkında yapmış olduğunuz yorumu beğendiğim için size bir sorum olacak, Muhsin Yazıcıoğlu hakkında düşünceniz nelerdir?” Muhsin Yazıcıoğlu’nu bütün partiler, herkes sever. Mesela Devlet Bahçeli’yi, MHP’liler sever. Ama Muhsin Yazıcıoğlu’nu CHP’li de sever, MHP’li de sever, AK Partili de sever, herkes yani bütün Türkiye’nin, bütün bölgenin sevdiği mübarek, muhterem bir insandı. Aynı zamanda mürşittir de. O bilinmeyen bir yönüdür, Sayın Muhsin Yazıcıoğlu’nun. Nakşi’dir ve mürşittir aynı zamanda. Dünya iyisidir. Çok mütevazi, muhterem bir insan. Canım benim, ben cezaevinden çıktığımda telefon etti “Hocam geliyorum” diye, “gel, şeref duyarız” dedik. Arkadaşlarıyla geldi “Hocam, ben zaten aranıyordum” dedi, “şu an” dedi “benim cezam vicahiye çevrildi” dedi. Öyle şakacı, dünya tatlısı bir şeydi. Bir tek Allah’tan korkardı. Tam delikanlının hasıydı, kimseden çekinmezdi. Ben orada olsam, o helikoptere onu bindirmezdim. Ben o helikopteri göreceğim de, “hadi bin” diyeceğim. Topraklı minibüsleri vardı Ankara da, ona benziyor. Öyle helikopter mi olur? Onun oradan kalkması bile mucize, yerinden kalkması bile. Ben ona bindirtir miyim onu? Ama olmuş, kader.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: İlk kaza haberi geldiğinde siz Adnan Bey, çok detaylı usul tarif ettiniz.

ADNAN OKTAR: Sabaha kadar uğraştım. Vali dedi ki “tamam bulduk, rahat olun, sadece sakatlığı var” dedi “şu an il merkezine doğru ilerliyor.” Bize vakit kaybettirdi. Mübarek niye yapıyorsun bunu? Niye yapıyorsun bunu?

“Acaba niçin öldürülmüştür?” Bu öyle denmez. ‘Niçin şehit oldu’ diyeceksin. Belki, onun ilerde büyük bir lider olacağını bilenler rahatsız olmuşlardır. Şeytan bir şekilde öyle mübarek, muhterem insanlardan rahatsız olur. Ama kaderinde şahadet varmış. Birçok aslanımız, birçok insanımız şehit oldu. Fakat hakikaten örtbas edildi gibi geliyor bana. Bir süper savcı görevlendirilmesi lazım. Böyle yazışmalarla falan değil. Olayın içinde olan herkesi toplayacaksın bir odaya, paralel sorguya alacaksın. Köylüler haber verdiğinde neden gidilmedi? O havada uçan keşif yapan uçak kime aitti? Kim gönderdi? Daha önce oraya gelenler kimdi? Helikopterin içerisinde çocuk konuşuyor, ben dinledim, o zaman sabaha kadar ayaktaydım ben. “Orada birisi var, kim o” diyor, konuşuyor. Çocuk baktık ağzı burnu dağılmış aşağılarda, çenesi kırılmış. Kopmuş çenesi, konuşması mümkün değil. Kim onun çenesini kırdı? Bak, özellikle çenesini kırmışlar, konuşuyor diye. Kapandı gitti, anlaşılmadı yani. Zamanı gelince herkes bülbül gibi şakır, onu söyleyeyim. İşin içinde kim varsa, ben yüzde yüz garanti veriyorum, şakıyacaklar inşaAllah. Hepsi teker teker anlatacak, anlatmıyorum yok. Kanunla hukukla gereğini yapacağım, inşaAllah. Hiç sevinmesinler konu kapandı diye.

Eyüp Beyazay; “Ağabey, öyle bir anlatıyorsun ki, sanki Mesih’i görmüş, sohbet etmiş gibi.” Bir kısmı Kuran’dan, bir kısmı hadisten, bir kısmı evliyaullahtan, bir kısmı da görenlerden de olabilir, niye olmasın? Onlardan aktarıyor da olabiliriz. Öyle de olmayabilir. Acele etme, geldiğinde görürsün. Zaten az bir şey kaldı.

Wall Street Journal Gazetesi, YDG-H’lilerle röportaj yapmış. Bak diyorlarmış ki YDG-H’liler; “barış müzakerelerinin biteceğini biliyorduk. O yüzden müzakereler sırasında büyümeye ve örgütlenmeye devam ettik. Bizden çok var, neredeyse Türkiye’nin her şehrinde örgütlendik” diyorlarmış. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın herhalde haberi vardır. Hepsini tutuklasınlar. Yirmi bin kişi, otuz bin kişi, tamamını tutuklasınlar. Daha önce yapmışlardı. Sonra kanunu değiştirip hepsini bıraktılar. Yeniden kanunu değiştirsinler.

Tabii, şehit olmadan önce, Allah ruhunu alır insanın, alabilir. Bir saat öncesinden, birkaç saat öncesinden alabilir. Zaten anlaşılıyor konuşmalarından onların, yüzünden anlaşılır, dikkatlice bakan, anlar canının alındığını.

Mao’nun bir sözü var zaten, bu PKK’lıların da kullandığı. Bak diyor ki; “ateşkes” yani çözüm süreci gibi ateşkes, çözüm süreci “barışın değil, savaşın taktiğidir” diyor. “Bir savaş taktiğidir bu” diyor. Çünkü arada vakit kazanmış oluyor, yeni hamleler için atak yapmış oluyor.

EBRU ALTAN: Sizin o dönemde en çok uyardığınız konu buydu, ilk gününden beri.

ADNAN OKTAR: Yıllardan beri uyarıyoruz. “Bu bir oyun” dedim “bunlar silahlanacak” dedim. Cumhurbaşkanı Tayyip Hocam geçenlerde “bizi kandırmışlar” diyor. Yani insaf artık.

BÜLENT SEZGİN: “Bize söz vermişlerdi” diyor.

ADNAN OKTAR: “Bize söz vermiştiler, bizi kandırdılar” diyor. “Nasıl yaptılar ki bunu?” diyor. Ben buna ne diyeyim buna? Sana bunu söyleyen komünist, Stalinist adam, sen Müslüman adamsın, niye inanıyorsun?

Şimdi ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: PKK’nın Hayat Damarı, Anti Materyalist İlmi Propaganda İle Kesilir.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü