Harun Yahya

Sohbetler (8 Ekim 2015; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: Değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar ile Sohbetler başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Rusya'nın dün Hazar Denizi'nden attığı füzelerle Suriye'yi vurması ve Esad ile Rus birliklerinin ortak kara harekatına başlaması sebebiyle, NATO bugün olağanüstü toplandı. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, “Ukrayna için oluşturulan 13 bin kişilik çevik gücün gerekirse kırk sekiz saat içinde konuşlandırılabileceğini ayrıca denizdeki askeri kapasitenin de değerlendirmeye alındığını” söyledi. “NATO kısa süre önce Türkiye'den patriotları çekmişti, NATO Genel Sekreteri patriot füzelerini yeniden yerleştirmek için istişarelerin sürdüğünü” söyledi. Rusya ise yaptığı açıklamada, “Rusya'nın yaptığı harekatın amacının Türkiye'nin de sınırlarını korumak olduğunu” iddia etti.

ADNAN OKTAR: Şimdi işin doğrusunu şöyle yapsınlar yani konuyu; oradaki bütün Müslüman gruplar, Suriye hükümeti falan hepsi birleşsin Suriye'nin bölünmesini ortadan kaldırsınlar. Bu bir oyun var, El Kaide, Taliban da yani hepsi IŞİD de Suriye Ordusu da ondan sonra öbürleri de yani kim varsa, tamamı birleşip bir hükümet kursunlar. Bu kadar. IŞİD tabii illegal de yani IŞİD'in legal olan sempatizanları, taraftarları varsa legal olanlar, onlarla yapabilirler. Bölünmeyi ortadan kaldırsınlar, çünkü çirkin bir oyun o, çok gıcık bir hareket. Rusya da bu işin içinde olsun, Türkiye de işin içinde olsun. Ayrıca Rusya'nın Türkiye'ye karşı bir tavrı olduğunu da zannetmiyorum ben. NATO neden öyle hopladı, onu da anlamış değilim. Rusya sağlam bir işbirliği yapsın. Oradaki insanlara yazık, hepsi de geri dönsünler. Olmadı, bir şey yaptılar beceremediler, bu kadar basit. İlla Esad değil genel bir hükümet kursunlar, hükümetin içinde herkes olsun. Çünkü Esad'ın taraftarları da var, onları yok hükmünde sayamaz hiç kimse. Hükümette herkes yerini alsın; Özgür Suriye Ordusu da yerini alsın, başkası da yerini alsın, bu konu kapansın. Bayağı bir rezalet yani.

"MaşaAllah Hocama" diyor Selcan, "Her gün her yeri inim inim inletiyorsunuz, maşaAllah. Yine sosyal medya çıldırdı, nurlu bir tanem." diyor, Selcan.

Ali Bülbül; "Hocam sizi çok seviyoruz. Yıkıyorsunuz yine dünyayı. Babam size hayran, selam söylerseniz sevinirim." Babana da, sana da selam.

Kürşat Alper Kalkan, senin danslarını beğeniyormuş Oktar.

"Arslan Hocam bugün rüyam ortaya çıktı elhamdülillah, kalkıp dans ettiniz." diyor, Emre Yılmaz.

"Üstadım Allah aşkına bir oyun havası çalın, evde oynayalım" diyor.

"Canım Hocam, içimde çok büyük bir coşku oldu." diyor Merve.

"El Kaim Mehdi Aleyhisselam, onun ne ile hükmedeceğini ve meclisinin nerede olacağını sordu -Mehdi (a.s) için soruyorlar- El Kaim Mehdi (a.s) hakkında sormuşsun, kıyamet ne zaman insanlar arasında Davud Aleyhisselam’ın hükmüne benzer şekilde kendi ilmiyle hüküm verecek ve herhangi bir delile ihtiyaç duymayacaktır." Yani insanlar yüzünden, üslubundan, tavrından, samimiyetinden anlayacaktır.

Tabii Mehdiyet konusunu bana çok soruyorlar da, farz olan bir konu değildir, yani inanması farz değil ama hakikaten İttihad-ı İslam konusu farzdır. İttihad-ı İslam; Dünyaya İslam’ın hakimiyeti için gayret etmek farzdır. Nur Suresi'nin 55. ayetinde de, "Dünyaya İslam’ın hakim olacağını" söylüyor, Allah. Yani Müslümanların başına bir lider seçilmesi farzdır, İslam’ın her yere hakim olması, fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar mücadele edilmesi farzdır. Bu anlamda Mehdiyet’i, Kuran ayetleri tam destekliyor. Ama "Mehdi" isimli bir şahıs, bu; hiç bir zaman için zaten böyle bir iddia olmayacaktır. Ama, "rivayetlerde kastedilen şahıs, herhalde budur" diyebiliriz, "Allahualem" diyebiliriz. Ama farz olan bir konu değildir. Farziyeti İslam’ın dünyaya hakimiyeti ile ilgilidir. İslam’ın dünyaya hakimiyeti farz, bir imam tayini farz Müslümanların başına, Müslümanların bölünmemesi farz, bütün birlikte olması farz. Farz, Allah'ın hükmü, aksi fitne. "Fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar, İslam’ı dünyaya hakim edin" diyor Cenab-ı Allah, "Her yerine, her köşesine, bucağına hakim edin" diyor. Bu ne? Bu Mehdiyet. Başındaki lidere de biz; "Sanki Hz. Mehdi (a.s), Allahualem, Hz. Mehdi (a.s)." diyeceğiz. Olay bu. Yani ayetler ısrarla onu söylüyor, ayetler açık. Tabii biz Hz. Mehdi (a.s) konusu farz demiyoruz, ayetler farz, ayetin hükmü farz. Ayrıca her zaman da söylüyorum ben, benim Mehdilik iddiam yok. Herhangi bir Müslüman’ım, herhangi bir insanım. Ama o hadislerle hakikaten bir benzerlik var, yüzlerce kez söyledim, fakat bu benzerlik hiç bir şekilde geçerli olmaz. Benzeyebilir, birçok insan benzeyebilir hatta ben, sırtında ben olan, alnında tek çatma çizgisi olan çok fazla insanın olduğunu düşünüyorum. İslam’ı hakim eden, hiç belli olmaz, Allah hiç ummadığımız bir insanı da Müslümanların başına getirebilir. Dolayısıyla o konuda takıntılı olmaya gerek yok. Böyle bir iddia zaten hiç kimse yapamaz. Haram olur, "Ben Hz. Mehdi (a.s)'ım." diyemez bir insan. O zaman "Ben günahsızım." diyor. Olur mu öyle şey? Burası imtihan dünyası, ümit ve korku arasında olacağız, inşaAllah.

"Hocam, Hz. Mehdi (a.s) olduğundan şüphelendiğiniz biri var mı? Biz nasıl bulabiliriz?" Ama şimdi şöyle, tamam şahıs olacak da, fakat İslam’ın hakimiyeti için şiddetle gayet edeceğiz biz, Allah sonunda birisini Müslümanların başına geçirecek. Ona işte, "Allahualem, Hz. Mehdi (a.s)" diyeceğiz, konu bu Allahualem. İyi kalpli, sevecen, temiz bir insan ama asıl farz olan İslam’ın dünyaya hakimiyetidir; bunu akıldan çıkarmamak lazım. Fitnenin yeryüzünden kazınması farzdır, açık gayet bak; "Fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar" diyor, şeytandan Allah'a sığınırım, “din Allah'ın oluncaya kadar cihada, gayrete devam edin.” Açık.

OKTAR BABUNA: Çok defa hatırlatmıştınız Bediüzzaman, "Bu dönemin en büyük farz vazifesi İttihad-ı İslam’dır." Diyordu.

ADNAN OKTAR: Tabii. Hangi Kuran ayetine baksak; hep birlik, beraberlik. Bölünme olmaz.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Allah söyle buyuruyor, şeytandan Allah'a sığınırım; "Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, dağılıp ayrılmayın." (Ali İmran Suresi, 103)

ADNAN OKTAR: Net. Dağılıp ayrılma işte olmadığında Mehdiyet olmuş oluyor. Dağılıp ayrıldığında, deccala uymuş oluyorsun. Konu bu.

CAN DAĞTEKİN: "Kenetlenmiş bir bina gibi olun." diyor Allah.

ADNAN OKTAR: Tabii.

GÖKALP BARLAN: "Dinde ayrılığa düşmeyin" diye buyuruyor, Allah.

ADNAN OKTAR: Tabii, çok net.

OKTAR BABUNA: İnananlar ancak kardeştirler inşaAllah.

ENDER DABAN: Başka bir ayette Allah, şeytandan Allah'a sığınırım; "İnkar edenler birbirlerinin velileridirler, eğer siz bunu yapmazsanız yeryüzünde fitne ve bozgunculuk olur." diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: İşte fitne ve bozgunculuk olmaması için gayret etmeye, Mehdiyet deniyor. Din Allah'ın oluncaya kadar, fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar mücadele etmek; bu da Mehdiyet’tir. Nur Suresi 55. ayette belirtilen; o da Mehdiyet’tir. Bir hadis de eğer tam Peygamber (s.a.v.)’in dediği gibi çıkıyorsa, biz buna şaşırırız, bu hakikaten hayret vericidir. Ama yani inanılması farz mı? Değil. Ama bize bir kanaat oluşturur, yani hayret meydana getirir. Farz olan hükümlerin hepsi Kuran’dadır. Kuran’daki hükümler, çünkü saf vahiy. Ama mesela iki uçlu kuyruklu yıldızı belirtiyor, çıkmış. Nasıl Nostradamus'un dediği çıktığında biz şaşırıyorsak, Peygamberimiz (s.a.v.)’in dediğinin çıkmasına da çok şaşırırız. Bir hayranlık duyarız, "Allahualem, Peygamber (s.a.v.) söylemiş bunu." deriz. Çünkü başka, gaybı kimse bilemez; Peygamber (s.a.v.) bilebilir, Allahualem onun söylemiş olması gerekiyor. Ya geçmiş peygamberlerden gelen bir rivayet olması lazım, ya Peygamber (s.a.v.) söylemesi gerekiyor, yani başka bir şeyi olmaz, çünkü insan bilemez bunu, vahiyle bilinebilir. "Peygamber söyledi" diyorlarsa, bizim kanaatimiz gelir, "Allahualem, o demiştir." deriz. Ama tabii bunu bir saplantı haline getirmek, yanlış inşaAllah.Hz. İsa Mesih (a.s)'ın inişi Kuranda açıkça görülüyor. Onu bekliyoruz, Hz. İsa Mesih (a.s)'ı, Allah'ın izniyle.

Soner Bayram; "A9 TV'deki Mehdiyet’le ilgili hadisler yayınlanıyor" diyor. İşte hadisler dediğim tarzda olur. Tam doğruysa, nasıl anlarız? Tahakkuk ettiyse. O zaman. Kim bilebilir gaybı? İnsan bilemeyeceğine göre, Peygamber (s.a.v) söylemiş olması gerekiyor. Ya bizim Peygamberimiz Hazreti Muhammed (s.a.v) söylemiştir yahut geçmiş peygamberlerden silsile ile gelmiş bir haberdir. Başkasının bilmesi mümkün değil. Başka peygamber bile söylemiş olsa, yine o bizim peygamberimiz olmuş oluyor, yine mucize olmuş olur.

Tarık Aslan; "Adnan Bey, Müddessir Suresi'nde geçen 'sakar' meallerde cehennem olarak çevriliyor 'onun üzerinde on dokuz vardır' diyor ayette. Sakar, cehennem değil de başka bir şey olabilir mi?" Bir bakalım, bilmiyorum ki. O ayeti bana bir getirsene.

"Hocam, Kehf Suresi'nde Hazreti Musa ve genç arkadaşının yolculuğu sırasında unuttukları balık ne anlama geliyor?" Hz. Hızır Aleyhisselam balık şeklini almış olabilir. "Denizde birden suyun içine girdi" diyor. Sonra o kayalık yere gelip orada insan şeklini alıp konuşmuş olabilir. Çünkü harika bir varlıktır, harika bir insandır Hz. Hızır (a.s). Gaybı biliyor Allah'ın bildirmesiyle, yaptığı işlerin hepsi harika. Zaten söylüyor, "Sen benim yaptıklarıma sabredemezsin" diyor. Allah'ın da ledün ilmi vardır, Allah kendi ahlakını da orada vurguluyor. Yani "Benim yaptıklarıma siz sabretmeyebilirsiniz" diyor, tam hikmetini anlarsanız, bazı insanlar sabredemeyebilir. İsyan ediyorlar ya haşa Allah'a. Mesela bir şey yaratıyor Allah, onda hayır göreceksin. Mesela Suriye'de savaş yapıyor, binlerce insan şehit oluyor, bunu yaratan tabii Allah. Azrail (a.s)'ı gönderen Allah ama yine canı alan, yine Allah. Mesela diyorlar ki "IŞİD adam kesti." Tamam, adam kesti ama canını alan kim? Allah alıyor canını, Azrail (a.s) alır canını. Bunların hepsi ledün ilmi içine giren konular. İnsanlar bunların hikmetine tam bir derinlikle yaklaşamıyorlar. Orada amaç insanların düzelmesi, iyi olması, sevgi dolu olması, Allah'a yaklaşması, tevekkülle olması, dengeli olması. Bütün dünya şu an terbiye ediliyor, Allah Şiddeti kullanıyor terbiye etmede. Çünkü insan öbür türlü şımarıyor, Allah esirgesin. Büyük bir çoğunluğu öyle, bir kısmı doğrudan Kuran’la hidayet bulabilir ama bir kısmı şiddet, acıyla düzeliyor, başka türlü düzelmiyor.

BÜLENT SEZGİN: Ayette şöyle buyruluyor, şeytandan Allah'a sığınırım; "Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Mü'minleri Kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir. (Enfal Suresi, 17)

ADNAN OKTAR: Tabii. Ne yapacağını da bilir Allah. Attığı vakit, tabii ki atmayı yaratan Allah, bunda şaşılacak bir şey yok. Bir film gibi gözümüzün önünde gidiyor. Dün de söyledim, görüntüyü görebilen, sesi duyabilen tek varlık insan, bütün bu evrende, evrenin tamamında. Mesela yıldızlar falan hiç biri hiçbir şey bilmez, onlar havada gidiyor. Mesela büyük olaylar oluyor, güneşte patlamalar oluyor kimsenin haberi olmaz, hiç kimse bilmez. Mesela hayvanlar; hayvanlar bilgisayar gibidir, hiç bilmez. O da onlara Allah'ın lütfu, onları korumuş oluyor. Çünkü akvaryumun içinde balık, mesela onun şuuru olmuş olsa, ona çok zor gelir o, bütün ömrü akvaryumda geçiyor ama şuurunu alıyor Allah, onu bilgisayar haline getirmiş, farkında değil, bayağı keyifte geziyor. Ama bak, şeytandan Allah'a sığınırım ayetin siyak sibakından anlaşılıyor, Müddessir Suresi 25. ayet "Bu, bir beşer sözünden başkası değildir" diyor bir adam, Kuran’ı inceliyor, sapkın, hasta bir insan, "beşer sözüdür Kuran, Allah'ın hükmü değildir" diyor haşa. Şeytandan Allah'a sığınırım, Allah diyor ki, "Onu Ben, cehenneme sürükleyip-atacağım. Cehennem (sakar) nedir, sen bilir misin? Ne alıkoyar, ne bırakır. Beşere delicesine susamıştır." (Müddessir Suresi 27,28,29) Zaten buradan anlaşılıyor "Beşere delicesine susamıştır." cehennem yani. "Onun üzerinde on dokuz vardır. Biz o ateşin koruyucularını meleklerden başkası kılmadık." (Müddessir Suresi 30,31) zaten çok açık anlatılıyor. "Sakar" isim verebilir Cenab-ı Allah, mesela "Esfeli safilin" diyor, cehennem derecesi için derinlikleri için.

GÖKALP BARLAN: "Hütame" de deniyor.

ADNAN OKTAR: "Hütame" tabii. Ama bütün bunlara rağmen, Allah bu kadar teyit etmesine rağmen insanların yüzde doksan dokuzu Allah'la ilgilenmiyor, dinle ilgilenmiyor. Çok garip bir varlık insan, onun için Allah diyor, "Zalim ve cahildir. Ve nankördür" diyor. Melekler hayret ediyorlar, Cenab-ı Allah'a soruyorlar, "Sen niçin böyle bir varlık yaratıyorsun insanları, öldürecek? Biz sana zaten ibadet ediyoruz" diyorlar, "Seni seviyoruz." Allah, "Siz bilmezsiniz, Ben bilirim." diyor. Çünkü gayba iman ederek hareket ediyor, çok önemli bir şey o. Allah için, o çünkü saf sevgi olmuş oluyor, kusursuz bir sevgi oluyor. Öbüründe mecbur oluyor. Tabii Allah insanı şiddetle düzeltir, bazen hidayetle düzeltir bazen de azapla düzeltir.

Ne güzel İbrahim Tatlıses şarkıyla mükemmel tebliğ yapmış oluyor. Sevgiyi anlatıyor, dostluğu anlatıyor. Bu, mükemmel bir tebliğ metodu, insanlar onu sürekli aklında tutuyorlar. En hayati konunun üstünde duruyor; sevmek ve sevgi üstünde duruyor.

"Nurum, sevgimi anlatmaya kelimeler yetmez" diyor, Canan "Rabbim, inşaAllah en güzel sevgi sözlerini cennetinde söyletsin." Tabii cennet sonsuza kadar, burada çok kısa bir süre kalacağız. Mesela burada çok, bayağı bir insan var, kırk-elli sene sonra, altmış sene sonra hiç kimse kalmaz. Altmış yetmiş sene sonra bir kişi kalmaz. Yüz yaşına kadar çok nadir insan yaşıyor, doksana eh ama Türkiye'de normal, seksen herhalde yaş ortalaması seksen küsur falan. Kırk yaşında olan bir kişiyi düşünüyorum bir kırk sene sonra, elli sene sonra yani üç-beş on sene. Dünya çok kısadır ama cennet sonsuz. Nasıl sonsuz; on bin sene geçiyor bitmiyor, yüz bin sene geçiyor bitmiyor, trilyon sene geçiyor bitmiyor. Ama burası göz açıp kapayıncaya kadar biter.

Dinliyorum Fikret Bey.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan son yaptığı açıklamada yaşananlardan dolayı Putin'e kırgınlık içinde olduğunu belirtmiş ve "bu şartlarda kendisini aramamın bir anlamı yok" demişti. Kremlin Basın Sözcüsü Dymitry Peskov; “Rusya'nın operasyonlarının amacının Türkiye'nin sınırlarını korumak olduğunu” söyledi. Peskov, “Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Rusya'dan doğalgaz alımından vazgeçebileceğine” dair açıklamasının, “Rusya Devlet Başkanı Putin'e iletildiğini” belirtti ve "Biz geleneksel olarak Türkiye'ye büyük önem veriyoruz ve samimi olarak aramızdaki iyi ilişkinin devam etmesini istiyoruz. Suriye'nin korunmasına destek olmak için yaptığımız eylemler, Türkiye'nin sınırlarını da kapsayan bölgede güvenlik ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunuyor" dedi.

ADNAN OKTAR: İşte hepsi birleşsinler, bu meseleyi halletsinler. Bu çok uzadı, yani Suriye, Amerika, Rusya, diğer örgütler falan kimse artık onların legal temsilcileri varsa, onlar da bu işin içine girsinler bu konu hallolsun. Bu çok büyük bir vahşet, darmadağın oldu Suriye diye bir şey kalmadı, çok korkunç. Küçük, el kadar çocuklar, denizlerde insanlar şehit oluyor, bombalarla şehit oluyor, akıl almaz bir ızdırap. Suriye bölünecek de kimin eline ne geçecek? Hadi bölündüğünü farz edelim, nedir bu yani kim mutlu olacak bu durumdan? Ne gerek, bütün olsun. Niye bölünmesi gerekiyor? "Bölünmek bölünmek bölünmek" O sevgiyi ortadan kaldırır bölünme. Kim kimden rahatsız oluyor da bölünüyor? Sünniler de tertemiz insanlar Şiiler de tertemiz Vahhabiler de tertemiz birlikte, güzel yaşasınlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yalçın Akdoğan, bu akşamüstü yaptığı açıklamada; PKK Yönetimi'nin 11 Ekim'de ateşkes sinyali vermesini yorumladı ve "buna karnımız tok" dedi, "Terör örgütü sıkıştığı zaman, kış üslenmesine gideceği zaman veya siyasi uzantısının işine yarasın diye bu tür siyasi taktik hamleler içerisine girdiğini çok gördük. Buna karnımız tok. Sen ortalığı yakacaksın, yıkacaksın, zulüm edeceksin, insanları öldüreceksin, devlete savaş açacaksın; bütün projelerin çökecek, devrimci halk savaşın çökecek, şehir milislerin çökecek, özerklik ilânların çökecek ondan sonra 'Ben seçim güvenliği olumsuz etkilenmesin istiyorum' diyeceksin. Bu geçen seçimden önce senin oradaki baskıların olumsuz etkilemedi mi?" dedi.

ADNAN OKTAR: Bir daha baştan.

KARTAL GÖKTAN: Yalçın Akdoğan bu akşamüstü yaptığı açıklamada; PKK Yönetimi'nin 11 Ekim'de ateşkes sinyali vermesini yorumladı ve "buna karnımız tok" dedi, "Terör örgütü sıkıştığı zaman, kış üslenmesine gideceği zaman veya siyasi uzantısının işine yarasın diye bu tür siyasi taktik hamleler içerisine girdiğini daha önce gördük. Buna karnımız tok. Sen ortalığı yakacaksın, yıkacaksın, zulüm edeceksin, insanları öldüreceksin, devlete savaş açacaksın; bütün projelerin çökecek, devrimci halk savaşın çökecek, şehir milislerin çökecek.”

ADNAN OKTAR: O doğru, onların hepsi doğru hakikaten. Halk hiç yüz vermiyor PKK'ya, eskiden yüz veriyorlardı. Biz bu, gece gündüz televizyonda yayınladık ya komünist sistemin ne olduğunu, Stalinizm’i, PKK'nın iç yüzünü; halk nefret ediyor şu an. Hiç muhatap olmuyor. Onlar ortalarda öyle porsuk gibi geziyorlar. Yani halka acayip yabancı hale geldiler. Halk ne yapsın sizi? Allah'ı inkar ediyorsun, dini inkar ediyorsun. Allah'ın varlığı apaçık, insanlar nasıl Allah'ı inkar etsin? Olacak iş mi şu? Allah vermesin, şuurunun kapanması lazım. Bütün kainatta ışığı gören bir tek bizleriz; insanlar. Melek, cin, Cenab-ı Allah'ın dışında, rengi gören bir tek biziz. Hayvanlar görür ama fotoselli gibi yani bilgisayar gibi. Mesela otelin kapısına geliyoruz, kapı birden açılıyor; kapı tabii bir anlamda canlı, şuurlu mu? Değil, mekanik. Mesela hayvan; balık, şimdi biz yanına gittiğimizde yem vereceğiz diye geliyor, korkarsa kaçıyor. Yani elektronik alet gibi onlar, şuuru hiç yok. Bir tek şuuru olan biziz, yani insanlardır.

Kuran her yerde, her zaman okunur. Azerbaycan’dan yazan Şebnem.

“İçimizden olan bir adam, sizi bize sevdiren her şeye egemen olan Allah’a Hamd olsun.” Selvihan Mehmet Sonuç.

“Canım aşkım bir gün sadece, Allah aşıyla sevdiğim” diyor “bir gün sadece çarşaflı talebelerinizi çıkarsanız yayına, o zaman ne diyecekler, çok merak ediyorum.” Nehriban. Hakikaten çok çok daha fazla, yani açık olanlardan çok çok daha fazla, hem kapalı, hem de çarşaflı. Özellikle Güneydoğu’dan çok fazla var.

Hz. İsa (a.s) ile ilgili ayetler, sadece Hz. İsa (a.s)’a mahsus ve çok şaşırtıcı. Allah hiçbir peygamber için “seni sevenleri dünyaya hâkim edeceğim” demiyor. Hâlbuki Peygamberimiz (s.a.v.)’e diyebilirdi, “seni sevenleri dünyaya hâkim edeceğim” diyebilirdi. Hz. İsa (a.s)’a diyor, “seni sevenleri dünyaya hâkim edeceğim” diyor. Ve “ehli Kitaptan herkesi sana iman ettireceğim” diyor, bir tek ona mahsus. Hiçbir peygamber için “o kıyamet için bir alamettir” demiyor ayet, bir tek onun için diyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Ben çözüm süreci kaldırılmıştır demedim. Şu aşamada buzdolabına koyulmuştur dedim. İşler yolunda giderse, süreç yeniden gündeme gelebilir“ dedi.

ADNAN OKTAR: Tamam, süreç de, ben Tayyip Hocam’ı anlayamıyorum. Şevkini iyi buluyorum hakikaten heyecanı, şevki iyi, gayreti güzel, heyecanı güzel, sahip olma düşüncesi de iyi, hakikaten vatana, millete sahip çıkıyor, görülüyor. Ama adam ne karşılığında onunla anlaşacak, onunla anlaşacak kişi? O adamlar ne istiyor? O belli değil. Adamı biz ne ile ikna edeceğiz? Mesela yerel demokrasi diye gelmiş en son, yerel özerklik. Tamam, ona kimse bir şey demez ki. Yerel niyetli bütün Türkiye çapında demokrasi olsun zaten. Kimsenin ona bir şey dediği yok.

“Tabii Üstadım” diyor kardeşimiz, “şarkıda, türkü de imani hisler duymak çok güzel. Buna siz vesile olup öğretiyorsunuz” diyor. Şarkıların bir kısmı da içe kapanma şarkılarıdır. “terk ettin beni, yandım, bittim” falan. Onlar geçerli olmaz. Müslüman mantığına uygun değil o. Ama sevgiyi, dostluğu, bunları anlatan hepsi çok güzel.

“Allah, kıyamette dünyayı yok ettikten sonra cenneti ve cehennemi yine dünyanın bulunduğu yerde mi yaratacak?” Tabii mümin asıl cenneti ister. Çünkü Allah’a gerçekten inanan, samimi, şuurlu bir Müslüman cehenneme gitmez. Olacak iş değil, Allah’ı inkar gibi olur o, o zaman. Yani mümin, muttakiyse, samimiyse, halis, açık şuurlu Müslüman’sa hiçbir şekilde cehenneme gitmez. Mümkün değil o. Ama tabii onun kararını veren Cenab-ı Allah. Onun için mümin samimi olmaya çok gayret etmesi gerekir. Kendini kandırmayacak. Ama yani Allah öyle hani haşa halktan bir kısmına dengesiz kararlar veriyor gibi haşa, böyle birden öfkelenir, celallenir. Öyle bir şey yok. Allah sonsuz akıldır, sonsuz rahmettir, sonsuz merhamet sahibidir. Hep Bismillahirrahmanirrahim, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla başlar. Atomu çekirdeği bu kadar titiz yaratan, dünyayı bu kadar mükemmel yaratan, bize merhameti öğreten, merhametin ne olduğunu öğretmeseydi biz çok vahşi olurduk. Şefkati öğreten, Allah’a şefkat öğretmeye kalmak çok büyük münasebetsizlik olur. Olabilecek en adil, en akılcı, en isabetli tavrı gösterir Allah, insanın aklının alabileceği ve alamayacağı. Ama “Bana güvenin” diyor Allah, yani “gaybde de Bana güvenin ve Beni sevin” diyor. Gören zaten inanır ama görmeden inanmayı Allah çok güzel buluyor, haklı Cenab-ı Allah. Çünkü o gerçek aşk oluyor. Hakiki aşk. Çünkü sonsuz yaşatacağı için, yani bir trilyon, iki trilyon sene yaşatmıyor. Sonsuz yaşatacağı için Allah’ın bir vasfını almış oluyor insan. Başı var sonu yok. Sonsuz varlık oluyor, bu çok acayip bir şey. Buna layık olabilmesi için de çok iyi eğitiyor Cenab-ı Allah. Tam layık olduğuna da onu inandırıyor. Yoksa oraya giden de cenneti boş bulur. Mesela hiçbir özelliği olmadan giderse, Allah vermesin, ırmaklar onu ilgilendirmez. Cennetin evleri de onu ilgilendirmez. Hiçbir şey ilgilendirmez. Yemek içmek de ilgilendirmez. İlgilendirmesi için, bu eğitimden geçmesi gerekiyor. O zaman akıl almaz bir coşkuyla seviniyor. Hayret edecek bir sevinç oluşuyor müminde, öbür türlü felaket. Mesela yokluktan varlık meydana getiriyor, müthiş bir şey bu.

Kızılbaş Alevi Tuğran Arsla; “Amaç ne?” diyor, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın yeniden gelişini açıklaması, başka hiçbir peygamber için kullanmıyor” orada işte Hz. İsa (a.s)’ın geleceğinin iyi anlaşılması için, bir tek Hz. İsa (a.s) için. Çünkü Kuran, Hz. İsa (a.s) ile ilgili yanlış olan inançları çok titiz şekilde düzeltiyor. Mesela “Allah’ın oğludur demeyin, Allah’ın kuludur o” diyor. Tabii Museviler, işin doğrusu, onu derken hakikaten Allah’ın oğlu anlamında demiyorlar. Onu bir iltifat cümlesi olarak kullanıyorlar ama “gerçek anlamda Allah’ın oğludur demeyin” diyor Allah. Mesela bazı çocuklar derler ya haşa “Allah Baba” derler. O tarz ayrı. Gerçekten Allah’ın oğlu olduğuna inanmak, olmaz. “Allah çocuk edinmekten münezzeh” diyor Cenab-ı Allah. Ama iltifat olarak öyle deniyorsa, o ayrı mesele. Allah onu düzeltiyor. En galiz olan o. Teslis ve Allah’ın oğlu demeleri. Öbür konuya hiç sokulmamış Cenab-ı Allah Kuran’da. Eğer yanlış olsaydı Hz. İsa (a.s.)’ın gelmiş olması konusu, onu çok iyi vurgulardı Kuran. Yani çok esaslı şekilde vurgulardı.

Her acayip olanı, yanlış olanı Kuran düzeltiyor. Mesela Musevilerde de yanlış olanı düzeltiyor Allah. Onun dışında Tevrat’ın hükümleri geçerlidir. Kuran’la çelişmeyenlerin dışında geçerlidir. Mesela güzel ahlak ile ilgili bir söz. Mesela İncil’in sevgiyle ilgili sözleri. Allah nurdur, diyor İncil için Tevrat için de öyle. Onu yanlış anladıkları için Tevrat’tan ve İncil’den istifade edilmiyor insanlar, Müslümanlar. Halbuki Tevrat’ta muazzam bir aklı vardır. Tabii kuran bunu tam anlamıyla sağlıyor. Ama Tevrat’tan da istifade edebilirler. İncil’den istifade edebilirler. İncil’de sevgi çok müthiş vurgulanmış, çok kapsamlı vurgulanıyor. Allah, o İncil’in yapamadığı, Tevrat’ın yapamadığı yanlış olan yönlerini düzeltiyor Kuran. Yoksa onlar geçersizdir, demiyor Allah. Öyle olsa geçersizdir, derdi. Sürekli Kuran, Tevrat’a ve İncil’e gönderme yapıyor Cenab-ı Allah. Ama tabii onu iyi ayırt etmek lazım. Yani benim kitaplarımda var. Mesela Kuran ile çelişmeyen kısımlarını yayınladık. Daha da genişleterek yayınlayabiliriz.

Bahar Can; “Ruhumuz Allah’ın ruhu, bedenimiz görüntü, irademiz yok” irademiz var; ama öyle bir yaratmış ki eşi görülmemiş. Bak şimdi ben içmek istiyorum bu şeyi, kaldırıp içiyorum. Kimse beni zorlamadı. Bu tarz bir irademiz var. Ama ben daha anamdan doğmadan ben bunu bu şekilde, bu saatte içmiştim. Anlayabilir misin? Anlaşılacak gibi değil tabii. Zaman yok. “zaman olmaz, zaman akıyor” der adam, değil mi? Bu yok. An var. An, sonsuz kısa zaman anlamına geliyor. Sonsuz kısa zaman. O sonsuz kısa zamanda Allah bütün kainatı yaratıp, bitirmiş. Sonsuz hayatı yaratıp bitirmiş. Allah’ın Büyüklüğünü insanlar pek anlamak istemiyorlar. Bir dereceye kadar kavramak istiyorlar. İşte, dünyayı yaratır, ayı yaratır güneşi yaratır, bu evreni yaratır. Bizi bırakır ne yaptığımıza bakar. Bazı kişileri görür, bazı kişileri göremez falan gibi düşünüyor Allah. Bütün atomları biliyor Allah. Atomların çekirdeklerini biliyor, yapacağı turun sayısını biliyor, hepsini biliyor. Yani müthiş bir güç Allah. Ama insanlar çok dar bakıyorlar, bir dereceye kadar bakıyorlar. Belirli bir güçte olduğunu zannediyor.

MERVE BÜYÜKBAYRAK: Şeytandan Allah’a sığınırım. O’nun bilgisi olmaksızın bir yaprak dahi düşmez, diye Allah bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela Maide Suresi 47’de Allah: “İncil sahipleri, onda Allah’ın gönderdiğiyle hükmetsinler “ diyor. Hani tahrif olmuştu? Hükmetsinler diyor Allah. Halihazırdaki şey. Ama Kuran ile çelişen kısma girmeyecek. Mesela Maide Suresi 68’de, şeytandan Allah’a sığınırım, “De ki: “ey kitap ehli Tevrat’ı, İncil’i ve size Rabbiniz’den geleni ayakta tutmadıkça, hiçbir şey üzerinde değilsiniz. Tevrat’ı, İncil’i ve size verileni ayakta tutun.” Yani Tevrat’ın, İncil’in hükümlerine uyun. Ama Kuran ile çelişen kısımlarını Allah söylüyor ki, “bunları da yapmayın” diyor. Ama mesela Hristiyanlar geliyor, “biz, ‘Allah’ın Oğlu’nu sembolik anlamda diyoruz” diyor. Yani sevgi anlamında. Ama gerçekten Allah’ın oğlu olarak olmaz. Bizim bildiğimiz anlamda olmaz.

AYLİN KOCAMAN: Allah, “neredeyse gökler parçalanacaktı, o cesaretlerinden dolayı” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii, hakikaten inanıyorlar. Yani “Allah’ın oğlu oldu” diyor. Halbuki o sembolik, yani sevgi anlamında söylenmiş bir sözdür. Musevilerin de söylediği bir söz.

Mesela Bakara Suresi 89’da Şeytanda Allah’a sığınırım. “Allah katında yanlarında olan, Tevrat’ı doğrulayan bir Kitap geldiği zaman.” Tevrat’ı doğruluyor Kuran. Ama yanlış kısımlarını da açıklıyor. “Ki bundan önce inkar edenlere karşı fetih istiyorlardı. İşte bilip tanıdıkları gelince onu inkar ettiler. Allah’ın laneti kafirlerin üzerinedir.”

Mesela Bakara Suresi 40’ta Allah: “E y İsrailoğulları size bağışladığım nimetimi hatırlayın. Ve ahdime bağlı kalın.” Ahdini biliyor onlar işte. Nerede bu? Tevrat’ta var. “Eğer onlar, Tevrat’ı İncil’i ve kendilerine indirileni, Kuran’ı ayakta tutsalardı, elbette üstlerinden ayaklarının altından sayısız nimeti yiyeceklerdi. İçlerinde aşırı olmayan mutedil bir ümmet vardır.” Maide suresi 65, 66. Bak “Tevrat’ı İncil’i ve Kuran’ı ayakta tutun” diyor. Değil mi herkes evinde şortla da oluyor çamaşırla da oluyor. Kuran okuyor, radyoyu mu kapatacaklar? Televizyonu mu kapatacaklar? Dinler yani.

RTÜK birkaç kişinin aklıyla hareket ederse, olmaz. Daha makul, daha geniş düşünmesi lazım. Plajlarda yüz binlerce, milyonlarca vatandaş oluyor. Ramazan da oluyor mesela. Plajda oluyorlar. Ne yapacaklar? Herkes çarşafa girecek. Girmeyeceklerine göre, “o zaman Kuran’ı okumayacaksınız” diyor. “Dinlemeyeceksiniz.” Olmaz öyle şey.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Darwinizm propagandası yapan bütün yayınları yayınlıyorlar, Allah yok diyen yayınları.

ADNAN OKTAR: Tabii, onda bir sorun olmuyor. Ortaokulda, lisede, üniversitede Allah’ın olmadığını anlatan Darwinist eğitim oluyor. Onda bir sorun olmuyor. Orada mini etekli kızlar da oluyor, herkes oluyor. Allah vardır deyince mi sorun oluyor?

Mesela Petrus’un Birinci Mektubu 4/8; “Her şeyden önce birbirinizi candan sevin. Çünkü sevgi, birçok kötülüğü örter. Birbirinize kardeşlik sevgisiyle bağlı olun.” Pavlus’tan Romanlara Mektup, 12/10. Allah’ın olan Rabbi, bütün yüreğinle, bütün gücünle, bütün canınla ve bütün aklınla sev. Komşunu da kendin gibi sev. Luka 10’a 27. Bunların bilinmesi, okunması lazım.

AYLİN KOCAMAN: Siz her zaman söylersiniz Adnan Bey, Süleyman’ın Özdeyişleri kısmında Tevrat’ta, çok güzel bir ahlak modeli anlatılıyor, baştan sona.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, tabii. “Bakın bu acılar, Allah’ın isteğiyle çektiğiniz bu acılar, Allah’ın imtihanı olarak karşılaşacağınız, karşılaştığınız zorluklar, sizde ne büyük ciddiyet, arınmak için ne büyük istek yarattı.” Bakın, “ne büyük ciddiyet, arınmak için ne büyük istek yarattı” diyor.

Siz sağlam iman için Matta 19, 20, 21’de, Luka 17’de ve 6’da.

“’Sonra öğrenciler tek başlarına İsa’ya gelip, biz cinliği neden kovamadık’ diye sordular. İsa ‘imanınız az olduğu için’ karşılığını verdi. ‘Size doğruyu söyleyeyim, bir hardal tanesi kadar imanınız olsa, şu dağ buradan şuraya göç derseniz, göçer.’” Cennetteki özellik. Şuurludur diyor dağ. “Sizin için imkansız bir şey olmayacaktır.” Ama samimi iman ettiğinde diyor.

Mesela Maide Suresi 44’te: “Gerçek şu ki biz Tevrat’ı içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi.” Geçersiz olsa, Allah söyler. Bak, “hidayet ve nur olarak indirdik” diyor Allah.

BÜLENT SEZGİN: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlar ki, yanlarındaki Tevrat’ta ve incil’de yazılı bulacakları, ümmi haber getirici olan elçiye uyarlar.”

ADNAN OKTAR: Yani Tevrat’ta ve İncil’de de, “Faraklit” birisinin geleceğini söylüyor İncil. Tevrat’ta da var. Yani bir kurtarıcı.

AYLİN KOCAMAN: Kuran’da Kitap ehline pek çok ayette, “peygamberlerden birinize indirileni ve kendilerine indirileni uymaları” söyleniyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Bak “verdiği söz üzerinde düşüneyim diye gece boyunca uyku girmiyor gözüme” diyor, Mezmurlar 117/147. Düşünme için denilmiş bu.

“İncil ve Tevrat’ın bozulmuş yönlerini Kuran göstermiştir” sözüme karşılık, “ne biliyorsun bozulduklarını? Bizler çok mu düzgünüz? Hani Kuran var mı anlayan? Biz onları da geçtik” diyor. Kimin kimi geçtiği ahirette belli olacak bir şey. Ama bozulmadan kasıt, ahlakı bozulduğu şeklinde anlamış. Öyle değil. İnançta bozukluk var yani. Allah’ın oğlu olmaz. Bunun mantığı yok. Allah’a acz izafe etmiş oluyorsun. Değil mi? Zaaf izafe etmiş oluyorsun? İnsana mahsus bir özellik. Ama mesela diyor ki çocuk işle, Allah baba diyor. Buradaki baba anlamında demiyor. Yahut Tevrat’ta “Siz, Allah’ın oğullarısınız” diyor. O gerçek anlamda bir oğulluk değil. Gerçek anlamda, oğul anlamında inanmayın diyor Allah. Bu doğru. Bozulmuş bir yön bu, bunu Kuran doğrultuyor.

Yoksa biz Müslüman olarak çok üstünüz falan demiyoruz. Çünkü Müslümanların da kimin cennete, kimin cehenneme gideceği belli değil. Ayrıca Kuran’a uymayan çok büyük bir kitle var.

Ahmet 63zk; “Hocam kıyamet ile ilgili bilgi verebilir misiniz?” İnsanlar ölse bile, malı mülkü kalınca, bir acayip yine enaniyetleri oluyor. Etkilenmiyorlar, ben görüyorum. Mesela çok zengin oluyor, babası ölüyor, hiç etkilenmiyor. Oğluma geçti diyor. Oğlu da diyor ki, torunuma geçiyor, diyor. Veyahut vakıflarım devam edecek diyor. Ama kıyamet de, hepsi gidiyor. Yani ne var, ne yoksa hepsi gidiyor. Mesela çok süslü mezarlar yaptırıyorlar, halbuki onlar da dümdüz olacak. Mezarların dışarı atıldığı gün diyor, ayet. Yani o çıkacaklarını zannediyor. Öyle bir şey yok. Dümdüz oluyor. Sonra Allah hepsini, toptan birden yaratıyor. Bu “Bizim için kolay” diyor Allah. Yani sistemi de anlattım daha önce. Yani beynimizin içindeki görüntü dışarıda da vardır ama biz maddenin görüntüsünü görürüz.

Mezmurlar 63/66; “Yatağıma uzanınca seni anarım. Gece boyunca Seni derin derin düşünürüm. Yine Tevrat’ta derin düşünmeyle ilgili güzel bir hüküm. “Önderler toplanıp” bak “önderler toplanıp, beni kötüleseler bile ben senin kurallarını derin derin düşüneceğim, öğütlerin benim zevkimdir, bana akıl verirler” hakikaten öbür türlü insanın aklı olmuyor. “Önderler toplanıp beni kötüleseler bile, ben senin kurallarını derin derin düşüneceğim, öğütlerin benim zevkimdir, bana akıl verirler.” Hakikaten Museviler, dünya da en çok Nobel Ödülü alanlar, bilim adamları, ünlü yönetmenler, ünlü sanatçılar hep Musevi’dir. Tevrat’ı gece gündüz okudukları için, Allah öyle bir imkanı onlara bahşediyor olabilir.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, İran’ın en büyük gazetesi olan Tehran Times’in ana sayfasında yeni bir yazınız çıktı. Amerika’daki son okul katliamından bahsettiğiniz yazınızda, “bu tarz toplumsal sorunların tek çözümünün sevgi olduğunu, Amerika’nın yaşadığı ahlasak çöküntüsünden bir an önce kurtulması gerektiğini” anlatıyorsunuz. Ayrıca Amerika merkezli Kürt kökenli ilk Ekurt Daily isimli haber partalında da ilk defa olarak bir yazınız yayınlandı; “Lübnan tehlikeli gidişattan nasıl kurtulur?” başlıklı yazınızda, yaygın sokak protestolarıyla çalkalanan Lübnan halkına özgürlük arayışlarında demokratik yollardan vazgeçmemeleri ve ülkelerini dış müdahalelere açık hale getirmemeleri konusunda tavsiyelerde bulunuyorsunuz. Burası bağısız bir haber partalı ve hiçbir guruba bağlı değil.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah ne güzel. Ben anlayamıyorum, İran’a nasıl tavır alıyor. Bu insanlar baya mümin muttaki, tertemiz insanlar. Üstelik sarıklı cüppeliler, daha ne istiyorsun? Bak, sarıklı cüppeli devlet yönetiyor adam, değil mi? Helale, harama titiz, namazını kılıyor, orucunu tutuyor, zekatını veriyor, hacca gidiyor. Yani nasıl bir düşmanlık oluşabilir böyle insanda, ben anlayamıyorum. Daha ne yapsın? Her şeyi yapıyor. Ne kadar suni, nedenlerden fitne çıkarıyorlar, öfke çıkarıyorlar. Kardeşim La İlahe İllaAllah, diyor mu? Diyor. Muhammenden Resulullah (s.a.v) diyor mu? diyor. Namazlarını kılıyor, orucunu tutuyor, zekatını veriyor, hacca gidiyor. Sen rahatsız mısın? Ne var bu insanda? Rahatsız olacağın ne var yani? Ne tür güzellik varsa hepsi ver. Nur gibi tertemizler. Ne güzel İslam’a Kuran’a sahip çıkıyorlar, canı gönülden aşk ile. Mesela kültürlerini geliştirdiler, bilgilerini geliştirdiler, kendilerine müthiş bir sanayi oluşturdular, ekonomileri güzel. Birbirlerini seviyorlar. Yıkılmaz bir devlet yaptılar, maşaAllah. Yıkılmıyor devletleri, kimse yıkamıyor yani. Sevin, iftihar et, niye ayağına çelme takmaya çalışıyorsun. “Allah daha kötü etsin” diyor Cübbeli. Allah nuruyla sarsın” de, “Allah hidayet versin” de, “Allah güzellik versin, Allah ömürlerini uzun etsin” de. “Allah devletlerine âli” etsin, kıyamete kadar. Allah bereketiyle sarsın, güzelliğiyle sarsın, nuruyla sarsın. Hepsine hayır ve bereket versin, bütün İslam âlemine.” Sen niye öyle konuşuyorsun? Beddua edilir mi Müslüman’a? Beddua derken kötülüğü için dua, olmaz.

AYLİN KOCAMAN: Yazınızın çıktığı bir başka İran gazetesinde Adnan Bey, oranın editörü “Türkiye ile ilişkilerinin iyi olmasını çok istiyoruz biz. Yazarın da böyle yazmasından dolayı çok mutlu olduk” diye söylemişti.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, ne fark eder ayrıca? Mesela diyor ki; “İran’da İran burada bölgede hâkimiyet kurdu.” Kursun, daha iyi, daha ne istiyorsun? Ne yapacak sana? Adalet var mı? Var. Güzellik var mı? Var. Senin hangi menfaatinle çatışıyor bu? Namazına mı engel oluyor? Orucuna mı engel oluyor? Zekâtına mı engel oluyor. Haccına mı engel oluyor? Ne yapıyor yani? Veyahut bilimsel çalışmana mı engel oluyor? Sanayine mi, ticaretine mi engel oluyor? Neyine engel oluyor? Hiçbir şeyine engel olduğu yok. Bırakın adamlar rahat etsinler. Ne kadar güzel, bir de nur gibi insanlar. Putin de delikanlı çocuktur. Yani şöyledir böyledir ama bayağı delikanlı. Vefalı yani. Mesela dostlarına vefalı. Suriye’nin biz bölünmesini istemiyoruz. Suriye bölünürse, bütün Ortadoğu mahvolur. Her yer bölünür, parçalanır. Niye bölünsün? Bütün, olduğu gibi dursun. Rahat, huzurlu yaşasınlar adamlar. Ne zorun yani? Adamı rahatsız etmenin âlemi ne? Suriye’ye mesela gidelim, zengin bir ülke olsun, sınırları kaldıralım, onlar bize gelsin, biz onlara gidelim. Nedir burada yani istenen nedir?

“Hay maşaAllah, Allah delikanlı görsün” diyor. “Var mı senin gibi aslanım” diyor. “Allah aşkıyla sevdiğim, heybetini yaratan Allah’a kurbanım” diyor. Aslanlar çok canım. Aslanlardan biz bir tanesiyiz.

Hüseyin Dirik, Azat Dirik. “Siz gerçekten zeki ve aklını iyi kullanan birisiniz. Ölmeden cenneti yaşıyorsunuz. Cenneti yaratmışsınız.” Bu gördüğünü yaratan, Allah’tır. O zannediyor ki, ben yapıyorum zannediyor. Bu insanları yaratan da Allah. Onları kaderde buraya getiren de Allah, sevdiren de Allah. Ben yani dünyanın bütün malını, mülkünü versem sevdiremem kendimi. Nasıl olacak ki böyle bir şey? İmanla olur bu? Nerede görülmüş bu? Ben sana vereyim on trilyon, kimse yanına gelmez. Ama imanın varsa gelirler. Parayla olmaz bu işler. Nice zenginler var, tek başına yaşıyorlar. Tek başına ölüyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Ayette şöyle buyuruyor; “Her nerede olursanız, Allah sizleri bir araya getirecektir.” (Bakara Suresi, 148) diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii, Allah’ın topladığını fark edemiyor. Allah’ın ona beyninde gösterdiğini de fark edemiyor. Sanki bu görüntüyü biz yapıyoruz zannediyor. Bir insanın beynine görüntü yapmak öyle kolay mı? Hiç kimse buna güç yetiremez.

AYLİN KOCAMAN: Sevgi duyarlılığını Allah veriyor.

ADNAN OKTAR: Tabii, insanı gösterse bile Allah, sevgi duyarlılığını vermesi gerekiyor ayrıca. Ve hiçbir şekilde gösteremez bir insan böyle bir görüntüyü. Mümkün değil. Kendi beyninin içinden çıkarmıyor ki başka bir şey yapabilsin.

BEYZA BAYRAKTAR: Nimetler için Allah; “bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet günü ise yalnızca onlarındır.” (Araf Suresi, 32)

ADNAN OKTAR: Tabii, “dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet günü ise yalnızca onlarındır.” İşte buradan da nimetin yine hayvanlara yönelik olmadığını görüyoruz. Mesela meyvenin, elmanın kokusunu bir tek insan alıyor. Mesela elmanın kurdu vardır minik girer, yer. Şuuru tamamen kapalıdır, hiç bilmez. Elmanın içinde gezer ama bilmez ne yaptığını. Ne kokusundan anlar, ne tadından anlar. Makine gibidir. Kokusundan, tadından anlayan insandır. Mesela maymun da yiyor, başka bir şey de yiyor ama şuurunda olmaz. Kafasını kaşıyor. Bilme ne yapıyor filan. Tamamen şuuru kapalıdır, asla kendini bilmez.

Ali Kol; “İran Müslüman’sa, Osmanlı gibi kutlu bir devletle neden çatıştı?” Osmanlı gitti, İran’la çatıştı. Yani kutlu bir devlet, devlet nasıl kutlu oluyor? Devletin içindeki şahıslar ayrı ayrı mümin muttaki olarak. Yani devlet kusursuz olmaz. Devletin hataları olabilir, yanlışı olabilir. Yani şahıslardan kaynaklanan yanlışı olabilir. Ama müessese olarak devlet tabii ki güzel bir müessesedir. Ama onu şahıslar ya kötü hale getirir, ya iyi hale getirir. Mesela İtalya’da da Mussolini faşist bir devlet kurdu. Devlet, faşistti. Kutlu bir devlet mi bu? Şahıslar içinde çok temiz insanlar var. Ama içinde hasta ruhlu adamlar da var. Dolayısıyla yani “her devlet mekanizması mükemmeldir” denmez, “her devletin içindeki insanlar da mükemmeldir” denmez. Osmanlı devletinin de kusurları vardı, eksiklikleri vardı, İran’ın da kusurları, eksiklikleri vardı. Ama biz müminiz yani. Ahir zamandayız. Şimdi böyle işlerle uğraşacak, birbirimizle uğraşacak bir durumumuz olamaz. İran’la yapılan savaşlar zaten çok büyük bir hataydı. Çok yani gereksiz yere birbirini kırıp geçirdiler yani. “Ey Şeyhi Şah Erdebil, mertlik nasıl olur gör de bil, Sultan Yavuz geliyor kaçabil.” Şimdi adama sen böyle dersen, adamın ağrına gider. Adama kadın kilotu gönderirsen “sana hediye” diye, adamın ağrına gider. Yani bir aranma var orada bir kavga isteği olmuş. Her iki tarafta hata olabilir. Yani mesela İran tabii bastırabilir, diyebilirdi. “Biz Müslüman’ız, kardeşiz” ki, direnmiş beni gördüğüm, mektubundan anlaşılıyor. Yani her halükarda biz kardeş olalım, biz sizin meşru ne diyorsanız dediklerinizi yaparız. Böyle öfkeye filan gerek yok. Biz hırs da yapan birisi değiliz.” Mesela öyle bir şey yapsa bile, öyle bir şey gönderse bile, “sen benim kardeşimsin, bunu yanlış adrese göndermişsin, bunu ilgili yere gönderirsin bunu. Bu olmamış, yakışık almamış. Yanlış olmuş dersin.” Yani öfkelenecek bir şey yok. Olmuş, geçmişte İranlı olması hata yapmaz anlamına gelmez. Osmanlı olması da hata yapmaz anlamına gelmez.

Mesela Hıristiyanlar bu engizisyon mahkemelerinde altı yüz yılda, elli milyon insanı katlettiler. Elli milyon. Ama şu an Vatikan ne diyor? “Biz barış merkeziyiz” diyor. Şimdi daha da şey yaptılar, bu sefer de “cinsi sapıkların da rahatça ağırlanacağı bir otele dönüştü burası, buyurun gelin” diyor. “Cinsi sapıkları da evlendiririz” diyor. “Ben Darwinist’im” diyor Papa, “yaratılış diye bir şeyi kabul etmiyorum” diyor. “Yani öyle bir konu yok” diyor. “Âdem Havva konuları” –hâşâ- “hikâye bunlar” diyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: Darwin’den özür diliyor.

ADNAN OKTAR: Darwin’den özür diliyor. Darwin, Allah’tan özür dilemesi lazım, “Ya Rabbi beni affet” demesi lazım. Yaptığı tahribat akıl almaz oldu. Hayır, İran biz “kusursuzdur” demiyoruz. İnsan onlar. Tabii ki kusur işleyecek. Ama genel anlamda bakacaksın. Suudi Arabistan’ın hatası yok mu? Var. İran’ın yok mu? Var. Türkiye’nin yok mu? Var. Mısır’ın yok mu? Var. Ama insan olarak biz sahip çıkmak durumundayız. Şefkat, sevgi göstermek durumundayız. Yani Sisi’de, ne olursa olsun, biz Mısır halkını düşünürüz. Başındakine kızıyoruz diye Mısır halkını gözden çıkaramayız. Adamı ayrı eleştiririz. O bir fert. Mısır yüz milyonun üstünde Mısır. Yüz milyondan bir kişi baştaki Sisi. Onu eleştir. Ama halkın suçu ne? Biz halka olduğu gibi sahip çıkarız. Hangi görüşte olursa olsun. İran’da öyle, devlet hata yapıyor olabilir. Ben İran halkının tamamına sahip çıkarım. İnançlarında da bir anormallik yok. Hayır, olabilir de ayrıca. Sana ne? Sana anormal gelebilir. Senin inancın da, ona anormal gelebilir. Ama bak, senin ittifak ettiğin noktalar var. Bir; Allah’ın varlığı, “La İlahe İllaAllah” diyorsun, “Muhammeden Resulullah” diyorsun. Namazlarını kılıyorsun, orucunu tutuyorsun. Kâbe’ye dönüp, ibadetlerinde aynı safta yer alıyorsun. İslam’ın beş şartını yerine getiriyorlar. Hata yaparız zaten. Biz imtihana niye geldik o zaman? Hata yapabiliriz. Hükümet de yapabilir, devlet de yapabilir, şahıs da yapabilir. Ama onlara olan sevgimizi bu kaldırmaz. Kardeşlik hislerimizi kaldırmaz. Yani tövbe eder düzeltir. Tövbe edemese de yine mümindir. Tebliğ yaparız, anlatırız. Ama düşman olmayız, öfke duymayız. Hatasından dolayı mümin mümine buğz edebilir. Sadece o hatası için. O hatasıyla ilgili buğz eder. Yani şahsına değil.

Ayşegül Ender; “Hocam, rüyamda sizi İslam âleminin lideri olarak gördüm, maşaAllah. Bu günleri ne zaman göreceğiz? İhtiyacımız var size.” Tabii ki her seven sevdiğini İslam âleminin lideri olarak görmek ister. Mesela Mahmut Efendi’yi sevenler var-ki, canım gibi ben de çok severim Mahmut Hoca’yı. Bütün sevenleri onu İslam âleminin lideri olarak görürler. En büyük müceddid, en büyük müçtehit olarak görürler. Bu güzel. Veyahut Süleymancı kardeşimiz, Süleyman Efendi’yi öyle görürler. Nurcular Bediüzzaman’ı öyle görürler. Dünyanın lideri olarak görürler. Bir hüsn-ü zan vardır. Ama ben haddimi biliyorum. Ben normal, sıradan bir insanım. Allah’ın her hangi bir kuluyum. Yani âlim değilim, hoca değilim, müceddid değilim, müçtehid değilim. Benim âlimlik iddiam yok. Mehdilik iddiam hiç yok. Hocalık iddiam, müceddidlik, müçtehidlik iddiam hiç yok. Halktan her hangi bir insanım ben. Çünkü cennete mi gideceğim, cehenneme mi gideceğim bilmiyorum yani. Allah için İslam’a hizmet ediyorum. Ama tabii sevenler sevdiğini İslam âleminin lideri olarak görmek ister. İnşaAllah sen olursun, Ayşegül. Allah seni lider etsin. Çünkü kadından da lider olur. Yani olur, inşaAllah.

Şehmuz Garip Yılmaz; “Adnan Oktar kalkıp oynadı, maşaAllah” diyor.

Oyun havaları, Ankara oyun havaları ciddi olaylardır. Yani ciddiyetle oynanır. Çalan da ciddi olacak. Mesela laubalilik falan yapıyorlar bazen. Laubali sözler filan söylüyorlar. O gitmez. Mehter bir, Ankara oyun havaları iki. Ve Erzurum bağları filan, yani bunları çok ciddi olacaksın.

OKTAR BABUNA: Tam hakkını veriyorsunuz maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Hayır, ne kadar büyük bir nimet. Suudi Arabistan mümin, muttaki adamlar Suudi Arabistan. Her yeri cennet gibi yapıyorlar. Bayağı da güzel bakıyorlar her yere. Neyini kıskanıyorsun? Allah nurlarını artırsın. Allah hidayet versin. Allah bereketlerini artırsın. Allah devletlerini âli kılsın. Niye adamların hakkında kötü söz söylüyorsun? Her yer gıcır gıcır. Her yer nur gibi. Otobanlar, şunlar, bunlar filan. Müslümanlar da bayağı rahat ediyorlar. Hatasız mı? Olabilir. Senin hatan yok mu? Onun da hatası olabilir, senin de olabilir. Ama “La İlahe İlaAllah” diyor. “Muhammeden Resulullah” diyor. Namazını kılıyor, orucunu tutuyor, zekâtını veriyor, hacca gidiyor. Kıble, aynı kıble. Aynı Allah’a iman ediyor. Yeter, bol bol yeter. Kardeşin olarak bağrına bas. Niye uğraşıyorsun? O inançtan mutlu oluyorsa, elleme. Öyle inansın.

Mir Samet Mert Can, Ufkun ötesi; “O zaman PKK’yı da yaratan Allah, o zaman Allah’ın iradesine karşı çıkıp, neden PKK ile neden savaşıyorsunuz? Razı olun.” Allah “küfür ile mücadele edin” diyor. “Tağutla, tuğyan ve dalaletle mücadele edin” diyor “(Yeryüzünde) Fitne kalmayıncaya ve din (yalnız) Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın.” (Bakara Suresi, 193)

AYLİN KOCAMAN: Allah’ın yarattığını biliyoruz zaten, onları Allah’ın yarattığını.

ADNAN OKTAR: Tabii ki Allah’ın yarattığını biliyordur. Şeytanı da Allah yaratıyor. Deccali de Allah yaratıyor. Firavun’u, nemrut’u da Allah yaratıyor. Firavun’a ne yaptı Hazreti Musa (a.s)? Mücadele etti, anlattı. “Firavun’u Allah yarattı. Bırakayım” demedi. Tabii ki Allah yaratıyor. Ama Allah ona güzel söz söylenmesini söylüyor. Biz de PKK’yı, ben kurtarmanın peşindeyim. Bak, “öldürelim, asalım, keselim” demiyorum ben. “Bak, hepinizi doğrayacaklar. Gelin Türkiye’ye kurtulun” diyorum. “Hidayet bulun, eğer dürüst, samimi olanlarınız varsa içinizde” diyorum. “Yani PKK’ya tam duhul olmamış, kalbi o kirle kararmamış kişiler varsa, gelin İslam’ı savunun. İttihad-ı İslam anlayışını, modern İslam anlayışını savunun.” Kadın haklarını savunun, kadın mesela özgür giyinsin. Gençler de özgür olsun, müzik serbest olsun, resim serbest olsun. Sanat, resim, her şey serbest olsun. Bunda görev alın, güzel şeylere gidin. Niye komünist sistemi savunuyorsunuz? Niye zulmü, adam öldürmeyi savunuyorsunuz? Niye dehşeti, şiddeti savunuyorsunuz? Gelin, modern İslam anlayışını savunun. Sahabe İslam’ını savunun. Bütün Ortadoğu’nun ruhu zaten. Ortadoğu’nun mutlu olmasını istiyorsan, İslam’la yaklaşacaksın. Yani İslam coğrafyasını Allah öyle yaratmış, Ortadoğu coğrafyasını. İslam’la mutlu olacak şekilde yaratılmışlar. Komünizmle, Stalinizm’le mutlu olacak bir insan yok. Ağrı’lı insan komünizmle, Stalinizm’le mutlu olmaz. Mahvedersin onu. Daha mahiyetlerini tam anlamadılar da onun için. Yoksa bunlar tam anlasalar, Güneydoğu halkı bunları bir kaşık suda boğarlar. Hakikaten bunları çatalla filan şişlemeye kalkarlar, bayağı bir bölümü.

AYLİN KOCAMAN: Siverek’te çok iyi anlamışlar vesilenizle, hiçbir şekilde sokmuyorlar oraya PKK’yı.

ADNAN OKTAR: Siverek delikanlı âleminin kalelerindendir. Hep koç yiğittir. Ama Güneydoğu’nun alayı öyledir. Türk milletinin tamamı öyledir, maşaAllah.

Ufkun Ötesi; “Yok, Kuran, Yahudi ve Hıristiyan dünyasını kötüler. ‘Onları dost edinmeyin’ der. ‘Onlar birbirlerinin dostudurlar.’ der.” Şimdi o savaş ortamında söylenen, o anki olaya ait bir açıklama. “Ey iman edenler, Yahudi ve Hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin.” (Maide Suresi, 51) diyor. Çünkü adam dost ediniyor. Hâlbuki savaş halinde, mücadele halinde. Ayrıca veliler edinmeyin şeklinde edinmeyin anlıyorsan, o idareci edinmeyin. Vali edinmeyin. Veli - vali, idareci edinmeyin. Yani Müslüman’dan da onlara idareci olmaz Musevilere. Çünkü adamın inançlarıyla çatışır. Kendi idarecileri, Musevi olması lazım. Hıristiyanların da, Hıristiyan olması gerekiyor. Yani o inanca uygun. Ama ateistseler, tabii fark etmez. O zaman Müslüman da olabilir, Hıristiyan da, Musevi de olabilir. Ama ideal olan, tabii Müslüman’ın inancana göre “Müslüman olsa” der. Ama caizdir, mesela Yahudi oluyorsa, yani ateistin başında da Musevi olmuş olsa olur. Ama mesela savaş anında, adam sen karşı taraftan savaşan adamlarla savaş halinde, gidip ona dost oluyor, ona haber aktarıyor, bilgi aktarıyor. Bunu tabii ki Kuran yasaklar. Bu olmaz tabii ki. O anlamda. Yoksa Hıristiyan’la evleniliyor. Musevi’yle evleniliyor. Musevi kadınla, Hıristiyan kadınla evleniliyor. Sevgilin oluyor ömür boyu. Sırdaşın oluyor. Çocuklarının annesi oluyor. Nasıl düşman oluyorsun? Dost edinmek, sevgili olunmasını istiyor Allah. Sevgili. “Karınız olsun, sevgiliniz olsun” diyor Allah. Nereden düşmanlığı çıkarıyorsun? Ayet açık, inkâr edemezsin. Evlenebilirsin, yemeklerini yiyebilirsin. Sen düşman olduğun adamın yemeğini neden yiyorsun? Yiyebilir misin? “(Kendilerine) Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldir.” (Maide Suresi, 5) diyor Allah. “sizden önce (kendilerine) kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da” “size helal kılındı” (Maide Suresi, 5) diyor.

AYLİN KOCAMAN: Daha önce siz tarif etmiştiniz, bir dostluk sofrası oluyor orada. Bir araya geliyorlar, sohbet ediyorlar. Yani dostluğun olduğu bir ortamda mümkün değil zaten. Birbirlerinin yemeğini yiyorlar. Aynı sofradalar.

ADNAN OKTAR: Tabii, nasıl düşman olacak? Bir daha anlat anlattığını.

AYLİN KOCAMAN: Siz daha önce söylemiştiniz, sofrasına davet ediyor. Bir dostluk ortamı var belli ki orada, dost edinmiş onu.

ADNAN OKTAR: Tabii, kavga etmeye çağırmıyor ki. Müslüman onu çağırıyor, o da Müslüman’ın evine gidiyor, Müslüman onun evine gidiyor. Evleniyor yani çocuklarının annesi oluyor. Aynı yatağa baş koyup uyuyor. Düşman adamla insan uyuyabilir mi aynı yatakta? Sarılıp yatıyorlar. Bütün sırrını biliyor. Evde karısı eşinin sırrını bilmez mi?

Yani bu PKK’nın Allah’ı inkâr ettiğini bilmiyorlar. Bunlar diyorlar ki; “biz sizi koruyacağız. Sizi derin devlet eziyor, biz de sizi kurtaracağız, özgür olacaksınız, demokrasi getireceğiz.” Onlar da hakikaten daha önce baskı gördükleri için bunlar da bir şey var sanıyor bazıları. Hâlbuki Stalinist diktatörlük getirecek adam. Komünist diktatörlük getirecek.

Mümtehine Suresi, 9, şeytandan Allah’a sığınırım, “Allah, ancak din konusunda sizinle savaşanları” dine saldırıyor, “sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkaranları” sürüp çıkarmış. “Ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden sakındırır” diyor Allah. Bununla nasıl dost olacaksın? Bununla dost olmayın. Yani haber vermeyin. Oturup şey yapmayın, yardımcı olmayın. Adam seni sürüp çıkarıyor. Düşman olmuş. Yani dinine saldırıyor. Müslümanlara saldırıyor. Yani sen ona para verirsen o seni ezer. Yardım etsen ezer. Haber verirsen, istihbarat verirsen ezer. O yönden “onlarla ilgilenmeyin” diyor Cenab-ı Allah. Bu doğru. Onun dışında hepsi şefkat duyacağın insanlar. Böyle bir şey olmaz. Dost edinmeyeceklerinizin şekli açıklanmış. Onun dışındakilere öyle bir yasak yok.

Yani adam senin genel evine karışmıyor, sen de onun mutasına karışma. Saygı duy derken, her inanca insan saygı duyar. Yani kabul etmezsin, ayrı mesele. Kabul etmemek ayrı, saygı duymak ayrı. Saldıramazsın, küfredemezsin. Mesela Budist oluyor adam, senin inancına karşı. Rezalet çıkaracak halin yok. Saygı duyarsın ona. Ama burada yani tertemiz müminler var. Vahhabiler de öyle, İran’da olan Şii kardeşlerimiz de öyle. Bir de acayip Hz. Mehdi (a.s)’ı sever, İttihad-ı İslam için canını vermeye hazır. Çok şevkli, nur gibi insanlar. Bunlarla niçin uğraşıyorsun? Daha ne istiyorsun? Pısırık değildir Şiiler. Çok atak, canlıdırlar. Böyle bir müthiş bir kudret ve enerji vardır ruhlarında. Bazı Sünniler, çok pısırık olurlar. İçine kapalı böyle. Ama tabii Sünni demek, nur gibi Müslüman demektir. Hepsi yani. Tabii Şii’nin de pısırığı vardır, o ayrı mesele.

Murat, bu videoyu herhalde internette yayınlamışlar şu oynadığımız şeyi, videonun altına yazmış. “Bizi cezbeden, tarumar etti” diyor. “Seyyid, cezbe aşısını yine bize vurdu damardan” diyor. “Bu videoyu her izlediğimde, cezbenin en damarını yaşıyorum” diyor.

Yunus Suresi, 61, “zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz.” Yani “atomdan daha küçük, yani olabilecek en küçük parça bile bir ağırlığı vardır” diyor Kuran. Doğru. Yani mesela bazı şeylerin ağırlığının olmadığını falan iddia edenler oluyordu daha önce. Hepsinin ağırlığı olduğu anlaşıldı şu son bilimsel gelişmelerle. Çünkü çekim olunca mecburen ağırlık olur.

AYLİN KOCAMAN: Siz bir kere anlatmıştınız Adnan Bey, ben çok etkilenmiştim, “kâinatın başında oluşan bir atomun her hareketini, nerede ne olacağını milyonlarca yıldır Allah biliyor” diye.

ADNAN OKTAR: Tabii, adam “atom” deyip geçiyor, çok önemsiz görüyor. Hâlbuki bayağı şuurlu bir varlık. Kâinatın ilk yaratılışında göreve başlıyor. Kıyamete kadar görevine devam ediyor atom. Mesela on beş milyar yıl. Yani ama on beş milyar yılı o atoma bir sor, “ne kadar geçti?” “On beş saniye gibi geçti” diyecektir. Yani kısa sürede bitiyor. Ama sonsuzluk bitmiyor.

Bal 1 Ocuk; “Cemaat TV kanallarının Digitürk’ten çıkarılması hakkında ne düşünüyorsunuz? Ne olursa olsun, medyanın özgür olması gerekmez mi?” Mahkeme kararıysa tabii uygulanır. Yani kanunlara karşı biz saygılıyız. Ama ben açtığımda bir televizyon kanalını göremediğimde, tabii ki bu benim rahatlığımı, huzurumu zorlayan bir şey olur. Bir nimet yok olmuş oluyor. Mesela benim evimin önünde dört tane araç varsa, birin keserseler, yani mahkeme kararıyla kesilse de, ben bundan hoşnut olmam. Yani kalbim, ona sevinçle bakmaz. Ama mahkeme kararına saygılı olurum. Yani baştan sona kadar saygılı olurum. Ama o bana bir mutluluk vermez. Dolayısıyla bir kanal kapatılıyorsa, ben bundan mutlu olmam. Hiç kimse de mutlu olmaz. Ama herkes mahkeme kararına saygı duyar. Çünkü kanun devletine saygılı olmak durumundayız, kanun devleti olduğumuza göre. Evet, Digitürk mahkeme kararı ile kapatmış o kanalları, herkes mahkeme kararına saygılı olmak durumunda. Yaşar Nuri Öztürk'le ilgili bilgi var mı?

KARTAL GÖKTAN: Var. Yaşar Nuri Öztürk, Aydınlık'taki 'İnsanlık Komünizmi Sahneye Çağıracaktır' başlıklı yazısında, “Komünizmi düşman olan kapitalizme, sorarsanız yanlış bilgiler alırsınız, aldanırsınız. Komünizmi kendisine ve tarihe soracaksınız” diyen Öztürk, “Komünizm, paylaşım nizamı demektir. Komünistlerin paylaşımı tarih boyunca yok ederek, emeğe ve alın terine ihaneti kutsallaştıran dinlere nefreti vardır. Ama burada suç Komünizmin değil, dini temsil edenlerindir” diyor. Ayrıca yazısında Yaşar Nuri Öztürk, ''İnsanlık Komünizmi tekrar sahneye çağırabilir. İnsanlığın tepesine şeytani bir çöken üçlü zulüm, kapitalist, emperyalist, dinci zulüm. Bunalan insanlığın yeniden Komünizmi sahneye çağırmaya mecbur bırakacaktır'' ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Olur mu yani dünya sırf maddeden mi ibaret? Diyelim Komünizm zenginlerin mallarını aldı, bize dağıttı. İnsanlarda yedi onu. Bu mutluluk mu? Biz mutlu mu oluruz bununla? Biz manayla mutlu oluruz. Allah'ı severek, Allah korkusuyla, ahiret sevinciyle, cennet sevinciyle mutlu oluruz. Yoksa yesek ne olur, yemesek ne olur, iki günlük dünyada yani. Böyle bir laf olmaz. Sosyal adaleti mükemmel sağlayan, İslam’dır, fakirleri kollayan. Bak “ihtiyaçtan arta kalanı fakirlere verin” diyor Allah. Bu söz, adaleti bir satırda tam anlamıyla halleden bir hüküm, Allah'ın hükmü bir satırda hallediyor. Yaşar Nuri Hoca, bu gelenekçi Ortodoks Müslümanlarına sinirleniyor, çok öfkeleniyor. Olsun önceden öyleydi değişti, diyor. Yani öfkesinden kaynaklanıyor. Yoksa bir sahabe İslamlığı, Kuran İslamlığı olmuş olsa, tabii içi erir, çok çok mutlu olur. Biraz herhalde ümidini kaybetmiş benim kanaatim. O düzelir.

BÜLENT SEZGİN: Yazısında diyor; ''Komünizmin sahte din yönünden sahte din düşmanı oldu. Öte yandan komünistler, Kuran’ı hiç tanıyamadılar. diyor.

ADNAN OKTAR: İşte onu demek istiyor, yani Kuran’ı anlasalar, hem sosyal adaleti savunurlar, hem imanlı olurlar. O zaman tamam o. Yani mümin zaten sosyal adaleti istemek zorunda. Yani Komünizmin, sosyal adaletini bizim bir alıp veremediğimiz yok. Yani onu çirkin görmüyoruz. Biz, Komünizmin Allahsızlığını istemiyoruz.

“Gazilik çok büyük bir şerefliktir.” Evet, doğru.

Biz komünistlerin, biz buradan PKK'lı da olsa, kurtulmasını isterim. İman etmesini isterim. Yani cehenneme gitsin istemem, kurtulsun isterim. Onun için, firavun olsa, kurtulmasını isterim.

BÜLENT SEZGİN: Önceden de söylemiştiniz, teröristin İslam Birliği'ni savunmasını istediğinizi kitapta.

ADNAN OKTAR: Hayır bir enerji var, fakat bunu kötü kullanıyorlar. O enerjiyi modern İslam anlayışı için yani kadınların özgür olduğu, çocukların özgür olduğu, sevginin hakim olduğu, modern İslam anlayışı için kullan. Aradığın demokraside orada, özgürlükte orada, kadın hakları da orada ne arıyorsan hepsi var. Ama öbüründe sen bu güzellikleri elde edeceğim diye, cehennem sunuyorsun. İnsanları katlediyorsun, kendini azabın içine atıyorsun, akıl almaz ızdırap çekiyorsun, insanlara acı çektiriyorsun. Provokatör ve diktatörlüğünü başına bela edip, milyonlarca Müslüman’ın kanının dökülmesi için zemin hazırlıyorsun. Onu yapacağına, o bölgeyi Müslümanları olduğu gibi birleştir, sevgiyi hakim et aradaki hizayı kaldır, modern İslam anlayışını anlat, hakim İslam modern İslam anlayışı. Başına da, Cenab-ı Allah'ın takdir ettiği kim varsa geçsin. Bizde ona sanki Hz. Mehdi (a.s) diyeceğiz.

Geçenlerde gelen Merve vardı ya Almanya’dan gelen; “Canım gibi sevdiğim kıymetlim” diyor. “Allah aşkıyla sevdiğim, çok ama çok özledim seni. Dünyada sevgisini en güzel anlatan, bakışlarında sevgisinin hası olan teksin. Söz verdiğim gibi en kısa zamanda geliyorum” diyor, inşaAllah.

Hz. Mehdi (a.s) konusunda şaşırmaları gereksiz. Yani Kuran'da o kadar çok ayet var ki, İslam’ın dünyaya hakim olacağıyla ilgili. “Küfür son bulacak” diyor Allah. “Küfürle mücadele edeceksiniz” diyor. Peki yani Müslümanların başına biri geçeceğine göre, biz o şahsa Hz. Mehdi (a.s) diyeceğiz. Yani mühim olan, Müslüman’ın başına bir şahsın geçiyor olması. Yani en büyük ve en kesin delil budur. Ama hadislerdeki gibi de alametlere tam uyuyorsa o insana, o zaman çok çok şaşırırız tabii. Ama hiç uymuyorsa dahi, Müslüman’ın başına bir lider geçtiğinde, o lider geçerlidir. Biz ona Mehdi misal deriz, sanki Mehdi deriz. Ama şu ana kadar geçen olaylar, Hz. Mehdi (a.s) konusunda, hakikaten çok benziyor. Yani hiç böyle sekmeden öyle gitti, hep öyle gidiyor. Yani bu çok şaşırtıcı. Ben buna şaşmamak, halinde olamam. Şaşırıyorum, hakikaten hayret ediyorum. Ama farz değildir. Buna saplanıp kalamam. Kuran'da farz olan hükümler açık; İttihad-ı İslam ve küfrün yeryüzünden kaldırılması. Ve bunun yapılması sevgiyle, şefkatle, ilimle, irfanla yapılması, bu kadar.

“Canım Üstadım, kaşıklarım hazır mı dedin, gözlerim açıldı. Bugün de oynayacak mısınız Üstadım? Heyecanla bekliyoruz” diyor.

Ey Yaman; “Darwin de insandı, onun da her insan kadar hata yapma hakkı vardı. Pei şimdi bu zulüm olur mu? Sizin hatanız yok mu? Darwin birilerinin kafasına silahı dayayıp illa teorime inanacaksınız mı demiş? Ölmüşün ardından bunca suçlamalar oluyor.” Adamın şahsını değil ki, biz fikirlerini eleştiriyoruz. Adamı ben tanımıyorum. Belki normal, makul bir üslubu olabilir. Ama yaptığı tahribat Birinci Dünya Harbi, İkinci Dünya Harbi, yüz milyonun üstünde insanın ölümüne sebep oldu. Halen de bütün dünyayı hercü merc içinde bırakıyor onun felsefesi. Bu bir günah olarak, çok büyük bir günah. Yani inşaAllah tövbe ederek ölmüştür. Tabii biz cehenneme gitsin demiyoruz adama. Yani inşaAllah tövbe etmiştir, inşaAllah Allah affetmiştir. Ama yaptığı tahribat çok büyük. Bu açık. Eğer bunu eleştirmezsek, Darwin’in fikirlerini eleştirmezsek, tahribat yine devam edecek. Yine dünya savaşları olacaktır o zaman. Üçüncü Dördüncü Dünya Savaşları olacaktır. Biz bu belayı durdurursak, bu Kuran'ın hükmü. Bu güzel ahlakın bir gereğidir. Yani biz Marksizm’i savunanlara karşı Marksizm’in yanlışlarını anlatıyoruz. O zaman sen, şeytanı da eleştirmemizi istemezsin. Biz şeytana da karşıyız. İnsan olarak herkesin hatası olabilir, doğru, hepimizi Allah affetsin. Ama eleştirmeye emr-i bil maruf nehyi anil münker, Müslüman’ın vasfı. İbadet etmekle biz buna mecburuz. İbadet olarak bunu mutlaka yapmalıyız. Yani Darwin’in yaptığı tahribatı seyredemeyiz. Darwinizm'in yaptığı tahribat halen devam ediyor. Bu fikrin yanlışlığını tabii ki anlatacağız. Bizim bu şahıslarla alıp veremediğimiz yok. Şahsa yönelik biz bir şey de söylemedik.

Bülent Bey, siz bize bir şey anlatacak mısınız?

BÜLENT SEZGİN: Tabii, inşaAllah. Kimya Nobel ödülü alacağı açıklanan Aziz Sancar'ın ırkı hakkında dün sosyal medyada yoğun tartışmalar olmuştu. Aziz Sancar bugün yaptığı açıklamada "Bana ‘Arap mısınız? Kısmen mi Türk’sünüz?’ diye sorarak saygısızlık yaptılar. BBC'ye söyledim, Arapça konuşmuyorum, Kürtçe konuşmuyorum. Ben Türk'üm dedim. Ben Türk'üm o kadar. Mardin'de doğmuşsam, Cizre'de doğmuşsam, Kars'ta da doğmuşsam, ben Türk'üm" dedi.

ADNAN OKTAR: Helal olsun, bir alkış. İşte bu kadar. Benim kardeşlerimin yarısı Kürt neredeyse, hiç birinin de aklından geçmez başka türlü bir üslup. Kürt, Laz, Çerkes, Türk; hepsi Türk'tür. Bu milletin bir ismi olması lazım, bu ülkenin bir ismi olması lazım, Türkiye. Bu memleketin ismi Türkiye, buradaki halkın toplamına da biz Türk diyoruz. Adama soruyorsun "Alman mısın?" "Alman'ım" diyor Faslı adam. Nerede, "Almanya'da yaşıyorum." diyor. Tebaası Alman, Faslı. Ne fark eder? Bu bir İttihadı İslam'dır Türkiye'deki. Her kavimden, her dinden insan, Türk olarak anılıyor, ne güzel.

CEYLAN ÖZBUDAK: Bu soruyu da Adnan Bey, genel hep Avrupalı gazeteciler sormuşlar kendisine üst üste, hiç Türk gazeteciler böyle bir şey sormamış zaten.

ADNAN OKTAR: Hayır olmuş çok, okka gibi de cevap vermiş. Sancar Hoca'yı tebrik ediyoruz. Allah ilmini irfanını artırsın, sağlık sıhhat versin, uzun ömür versin, inşaAllah yine güzel böyle buluşlar yapar, yine ilmi, faydalı şeyler hazırlar. İnşaAllah. Nur gibi insan, mübarek, muhterem, müberra bir insan. Herkes de sevindi, hakikaten gurur vesilesi. Allah ona bu ilmi nasip etmiş, Allah ona daha da güzel ilimler nasip etsin.

Coşkun Başbay; "Adnan Hoca'nın komünistlerle alıp veremediği ne acaba?" diyor. Kardeşim belanın içine girmesinler diye onları kurtarmaya çalışıyorum. Sonsuz cehenneme gidecekler, Allah esirgesin. Dünyada da cehennemi, acıyı yaşıyorlar. Mutlu olsunlar, rahat olsunlar, kurtulsunlar istiyorum. Allah'ın varlığı apaçık ortada. Düşün beynin içerisinde, üç boyutlu film izliyoruz. Bunu kim yapabilir kardeşim? Ve o kadar net ki görüntü, adam diyor ki mesela "on metre ilerimde Cevdet Bey" diyor, halbuki beyninin içinde, o kadar net bir görüntü var, o kadar harika yaratıyor Allah. Sesi; ses de aynı şekilde. Dışarıda ses yok, dalga var; adam ses olarak duyuyor. Bu özellik, bir tek insana mahsus. Mesela hayvanlara da dalga geliyor, dalga hükmünde onun işi yani dalgaya cevap veren bir bilgisayarı var onun. Ama bizde dalgaya cevap veren ruh var. Hepsinde bilgisayar var, bizde ruh var. Onlarda bir makine cevap veriyor, bizde ruh cevap veriyor. Görüntüyü görüyoruz, sesi duyuyoruz. Limon mesela, "ekşi bunu yiyemem" diyor. Mesela portakalı büyük bir iştahla yiyor. Mandalina, kokusunu alıyor mis gibi, soyarken kabuğunun kokusunu, kendi tadını, kokusunu, koku alıyor. Ağzına alıyor, yiyor, "müthiş tadı güzel" diyor, "tadı bayağı güzelmiş, tatlıymış" diyor. Allah vermeseydi, bitti, yiyecekti, bomboş. Beş duyuyu da sadece insana vermiş, beş duyuyu toplamış, hiç biri eksik değil, beş tane duyu. Ve her biri birbirinden muazzam duyular. Mesela dokunma hissi olmasa düşünün boşlukta gibi olacaktık zaten yürüyemezdik, her yere çarpardık falan. Dokunma hissi olmasaydı ne yapacağımızı bilemezdik yani. Mesela koku o kadar mükemmel bir nimet ki, ekmeğin kokusunu, portakalın, etin, ızgaranın, her şeyin kokusunu alabiliyoruz. Büyük bir nimet. Görüntü zaten mükemmel. Bir de renk mesela, dışarıda renk olmadığı halde renk yaratıyor Allah. Işık olmadığı halde; dalgayı ışığa çeviriyor Allah. Dalga; ruh onu ışık olarak görüyor. Eğer doğrudan almış olsaydık -göz alsaydı- direkt karanlığı görecektik, sadece karanlığı. Ama dalgayı ışık olarak ve renk olarak görüyor beyin. Zifiri karanlık etraf normalde, bütün evren zifiri karanlık, biz gökyüzünde yıldızları görüyoruz, güneş gözümüzü kamaştırıyor. Güneş normalde simsiyah ama bakamıyoruz, ışığın şiddetinden. Bu tesadüfen oldu diyorsa bir adam, ben bunu kurtarmak istiyorum işte. Tesadüfen olmayacağı belli. Bir fevkaladelik, fevkaladelik üstü fevkaladelik olduğunu nasıl göremez insan? Kromozomlarda o kontroller var ya geliyor adam bakıyor, "burada hatalı bir şeyler var" diyor, söküyor onu, sökerken ekip geliyor, ayırıyorlar, söküp çıkarıyor, adam parçayı alıp götürüyor, "haber verin" diyor mesela Rüstem'e "parçanın sağlamı gelsin" diyor, orada tamir edilip yapılıp hazırlanıyor parça, alıp getiriyor, belirli bir açıdan, bak herhangi bir açı da değil, belirli bir konumda ve belirli açıda ve tam ilgili yere zifiri karanlıkta gelip yapıştırıp takıyor, "oldu, bitti patron, hadi kapatalım" diyor, kapatıp gidiyor. Eğer kapatma olmazsa, kanser oluşuyor, yani her gün bu kontrolü yapmazsa. Hepsinin çok şuurlu ve çok akıllı olduğu belli.

AYLİN KOCAMAN: Mesela büyük olduğuna kanaati geldiğinde de "tedbiren yandakileri de alalım" diyor. Biraz genişçe bir bölmeyi alıyor, onun hepsinin yenisini yaptırıp, oraya yerleştiriyor.

ADNAN OKTAR: Bu çok büyük mucize, bu. Zifiri karanlıkta insan nasıl bilir? Bir varlık nasıl bilir yani?

CEYLAN ÖZBUDAK: Bir tanesi de başlarında durup, "doğru yapıyorlar mı?" diye kontrol ediyor.

ADNAN OKTAR: O da çok acayip.

CEYLAN ÖZBUDAK: "Süpervizor protein" diyorlar.

ADNAN OKTAR: Mesela normal bir insan var, Allah sevme duyusu veriyor, acayip seviyoruz. Yorum yapabiliyoruz kafamızda. Görüntüyü kafamızda canlandırıyoruz renkli olarak, istediğimiz yeri, istediğimiz ülkeyi, istediğimiz kişiyi. Allah kendisindeki yaratma gücünün çok fulü bir tecellisini insanda yaratıyor. İstediğin yeri, istediğin anda gidiyorsun beyninde düşündüğünde. Mesela beğendiği birisini, istediği anda aklına getirebiliyor istediği, beğendiği yiyeceği, kokusunu, tadını.

AYLİN KOCAMAN: Rüyada oluşturabiliyor tamamen bu dünyayı.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Demirtaş, bu akşam televizyonda başbakana “Şırnak’a git bakalım gidebiliyor musun?” demiş. Doğru. İşte güvenlik kuvvetleri bunu sağlayacaklar, sağlamalılar. PKK’yı yerle bir edecekler.

Mir Samet; “Darwin yokken de savaşlar vardı. sahabeler bile Sıffin ve Cemel Vakası münasebetiyle savaştılar. Darwin mi suçlu?” Darwin bu asrın suçlusu. O devirde de tabii hata yapan insanlar oldu, yanlışlıklar oldu. Ama biz tabii sahabeleri sevgiyle anıyoruz. O devirdeki olayları biz bilmiyoruz. Olaylar hakkında detaylı bir bilgiye sahip değiliz. Sadece bize böyle bir tarih bilgisi geldi. Biz Kuran’a tabiyiz. Ama Darwin’i, bu olayları hepsini görüyoruz, tahribatını da görüyoruz. Dolayısıyla o tahribatla biz ilgileniyoruz ve Müslüman olarak biz buna mecburuz, bunu yapmak durumundayız. Şeytanla mücadele edeceğiz, firavun zihniyetiyle, nemrut zihniyetiyle, deccaliyetle, süfyaniyetle bunlarla ilgileneceğiz, bunlara karşı sevgiyle, ilimle irfanla, akılla, bilgiyle mücadele vereceğiz.

CEYLAN ÖZBUDAK: Yazan kişi muhtemelen sizin evrim için, ‘pagan inancı’ olduğunu söylediğinizi bilmeyen bir kişi olabilir.

ADNAN OKTAR: Evet, bu pagan inancı çok çok eskilere dayanıyor. Tabii sahabe için biz Kuran talebesi olduklarını biliyoruz, pagan inancında olduğunu tabii ki iddia etmeyiz. Ama daha evvelki devirlerde de savaşlar asıl Darwinist zihniyetten çıkıyordu yine. Firavun mesela Darwinistti. Yani evrime inanıyordu, Sümerler evrime inanıyordu, eski Yunan evrime inanıyordu ve hep bunları yaktı yıktı bu felsefe. Yani sapkın bir felsefe, sapkın bir inanç. Ama ben tabii sahabeler hakkında yorum yapamam. Şu haklıydı, şu haksızdı, neler oldu neler bitti biz bilmiyoruz. Biz onları hayırla yad etmek durumundayız sadece. Ama tabii bir aksilikler, bir yanlışlıklar zinciri olmuş, hatalar olmuş. Ben o dönemdeki olan bütün sahabeleri sevgiyle kucaklıyorum, hiç biri hakkında da aleyhlerinde konuşmam. Bilmiyoruz görmedik, hangi şartlar onu o hale getirdi bilemiyoruz ama şeytan tabii hiç rahat durmaz, Müslümanları birbirine düşürür. Biz burada Müslümanları barışa davet etmek, sükunete davet etmekle mükellefiz. Şu anda da Müslümanları sükunete, barışa davet ediyoruz. Mesela Şiiler, Sünniler, Vahhabiler birbirleriyle uğraşıyorlar. Suudi Arabistan gidiyor bombalıyor, İran gidiyor bombalıyor. Türkiye’de gidip bir yerleri bombalıyor bildiğim kadarıyla. Bunlar yanlış. Ama biz yanlışlık var diye Müslüman kardeşlerimizi silip atamayız. Onlara şefkatle sevgiyle, anlayışla yaklaşıyoruz. İyi olmaları için, düzelmeleri için gayret ediyoruz. Nur gibi Müslüman onlar, keyfi. Mesela Suriye’de çıkarılan olaylar, tamamen keyfi. Düzeltilir, konuşursun, Müslüman, muttaki, tertemiz bir insan Suriye insanı. Gayet güzel yaşayabilecekleri bir vatanları var, huzur içinde yaşamalarını istiyoruz.

“Hey maşaAllah, ekranınızın görüntü ayarlarıyla oynamayın. Olay tamamen heybet kaynaklı. Alem heybet görsün, yakışır” diyor.

“Aman Allah’ım bu ne endam, ne asil bir kaşık oyunu bir tanecik Üstadım” diyor “ben de sizinle oynamak istiyorum” diyor, inşaAllah.

“Müslümanların birbirleriyle çatışması şeytanın bir oyunudur, kimse boşuna heveslenmesin, şeytanın bu oyununa müsaade ermesin” sözümüze karşılık, Şadomen - gölge adam; “onurumuzu bırakalım mı yani?” Müslüman’ın birbirlerini öldürmesi onursuzluktur. Birbirini ezmesi, birbirini sevmemesi onursuzluktur. Bunun onurla ne alakası var?

Miraga, Azerbaycan’dan; “Siz, bize Allah’ın bir lütfusunuz, Allah şanınızı, gücünüzü, kudretinizi artırsın. Sorum; Hz. İbrahim ateşe atıldığı an hakkında olacaktı. Hiçbir şey aklın ihtiyarını kaldırmaz demiştiniz” diyor. “Hz. İbrahim (a.s)’ın ateşe atılması olayı nasıl olabilir?” Muhtemelen herhalde mancınıkla ateşin içine atıp, eğlenmek istediler. Mancınığa bağlamış olabilirler Hz. İbrahim (a.s)’ı, o da oradaki göle düşmüş olabilir. “Ateşe” çünkü “soğuk ve serin, selamet ol dedik” diyor. Belki ateşin içine çarpıp odunlara, yanan ateşlere çarparak oraya düşmüş olabilir, yarım saniye falan dokunmuşta olabilir. Ateşe “serin ve selamet ol” deyince, Allah tabii çekiyor onu. O da suyun içine düşmüştür. Bu tarz olur. Yoksa ateşin içine girecek, ateşin içinde gülerek duracak, böyle bir şey olamaz, bu aklın ihtiyarını kaldırır, onun da aklının ihtiyarını kaldırır. İmtihan kalkar o zaman. Oradaki adamlar öyle diretemez. Adamlar diretmeye yine devam ettiler. Ama Kuran’ın öyle harika anlatışı vardır. Ama olayı gören adam, baktığında çok normal bir olayla karşılaştığını zanneder. Mesela denizin yarılması olayı; adam mesela asayı bir vurur, yarılır, duvar gibi donar kalır diye düşünüyorlar. Şimdi böyle bir şey olduğunda aklın ihtiyarı kalkar. Çelik gibi deniz donarsa, oraya firavun ordusu girer mi? Adam yani tamam akılsız, aptal da yani o kadar da aptal değil, oraya girmez. Deniz çekilmiş, tamamen çekilmiş. Bir tusunami çekilmesi gibi çekilmiş, insanlar da karşıya geçmişler. Zaman zaman olan bir olay muhtemelen. O da yine bir şey olmayacak zannedip, ortadan geçince sular altı-yedi metre yüksekliğinde sular gelip şok etkisi yapıyor tabii, ani vuruyor, darmadağın ediyor hepsini. Orada yüzmeyle kurtulamazlar, hepsi boğuldu. O zamanlama mucize, o anda suyun çekilmesi mucize. Onlar içeri girdiğinde, suyun geriye dönmesi mucize. Yoksa hiç olmuyor değildir, oluyordur o tip olaylar. Ama o anda olması çok büyük harika. Yoksa oluyor mesela bazen Japonya’da da gösteriyorlar su çekiliyor, halk içine giriyor, midye topluyor, balık topluyor, geziniyorlar. Nadirattan da olsa, oluyor. Böyle bir şey zannetmiş olabilir.

Mina Yılmaz; “Masonluk ödülü niçin verildi Harun Yahya, açıklar mısınız? Merak sadece merak.” Ben ödül istemedim kimseden ama onlar bana ödül verdiler. Diploma da istemedim, masonluk diploması verdiler. Sevgilerinden, nezaketlerinden, saygılarından, kibarlıklarından, hürmetlerinden. O, onların nezaketi. Teşekkür ediyorum.

Murat Başkan; Üstadım bir insan bu kadar güzel mi oynar?” diyor.

Tuğrul Ayvaz; “Hocam, maşaAllah ortalığı yıktınız. Allah nazardan saklasın.” Nazar diye bir şey yoktur, yanlış biliyor insanlar. Adam bakar falan. Kötü bakış vardır. Ayette de var, şeytandan Allah’a sığınırım “seni neredeyse gözleriyle devirmek isterler” diyor. Pis bakış vardır, gözün çekersin, o kadar. Yoksa sana bir şey yapamaz. “Özellikle açık renk gözlüler” diyor. “Aman aman bir de siyah göz var ya, aman kaçın” diyor. “Hele beyazı daha mı beyaz, bittin” diyor. Başka göz bırakmadın ki zaten. Açık gözü batırdın, koyu gözü de batırıyorsun. Böyle bir şey yok. İkisi de birbirinden güzel gözlerdir. Ama kötü bakarsa, gözünü çekersin. Güzel bakarsa, o sevgiyi çekersin. Çünkü sevgi karşılıklı, adeta vücut o sevgiyi emer karşılıklı, güzel bakışta. Ve gıdadır o beyne, ruha, kalbe ferahlıktır. Ama çirkin veyahut bön bakış veyahut boş bakış berat tabii. Yapacağın şey, gözünü çekmektir. Bir kayayı da insan uzun uzun seyretmez. Boş göze bakılmaz, usul budur.

Şato yazmış; “Güzel Hocam, neden Hz. Mehdi (a.s) ve Mehdilik din derslerinde işlenmiyor? Mehdilik bilinciyle yetişen toplum daha üstün olmaz mı?”

Kuran bilinciyle yetiştirilmesi lazım. Kuran’da zaten Mehdilik çok kapsamlı anlatılıyor. İttihad-ı İslam’ın olması, Müslümanların birleşmesi, ayrılmak, dağılmanın haram olduğu, din Allah’ın oluncaya kadar, fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar, İslam’ın yayılması, anlatılması, Mehdilik bunlar zaten. Nur Suresi’nin 55. ayetinde söylenen dünyaya İslam’ın hakim olması ve korkularının ardından güvenlikle hakim olması, açık. Ama Kuran’dan anlatırken, Mehdilikle de ilgili bu hadisler de anlatılırsa, harika tabii, çok şaşırtıcı.

Ama inanılması farz değildir. Ben hakikaten, bak lise sonda farkına varmıştım, hiç sekmeden olaylar hep o yönde gelişiyor. Her gün yeni hadisler buluyoruz. Hep olayı tasdik eder mahiyette. Hiç böyle hani bozan. Bir Allah’ın kulu da çıkıp da “ya siz yanlış söylüyorsunuz, yalan söylüyorsunuz. Nereden çıkarttınız bunu” demiyor. Çünkü kaynak da veriyoruz. “Böyle bir şey olmadı, niye bunu anlatıyorsunuz?” da diyemiyor. Çünkü oldu, görüyor. Olmayan bir şeyi anlatmadık zaten.

Enfal Suresi, 22. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Gerçek şu ki, Allah Katında, yerde debelenenlerin en kötüsü, (bir türlü) akıl erdirmez olan sağırlar ve dilsizlerdir.” Demek ki yerde debelenen her türlü hayvan, “debbabe” hayvanlar demektir, debip, debelenen, dabbe. Dabbetü’l arz da oradan geliyor. Her türlü hayvan. Akıl erdiremez ve sağır ve dilsiz olduklarını söylüyor Allah. Ama “en kötüsü (bir türlü) akıl erdirmez olan sağırlar ve dilsizlerdir.” Burada tabi işaret var yoksa burada açık alenen bir şey yokta. Hayvanlarında şuurlarının kapalı olduğunda dair işaret var ama aleni açık olanlar var şimdi onları okuyacağım. Eğer Allah, onlarda bir hayır görseydi muhakkak onlara işittirirdi. Enfal Suresi, 23. Zaten o işitiyor ama bilincinden değil. Allah bilinci kast ediyor yoksa o dalga geliyor oraya, kulağına geliyor. Ama şuurunda değil, beyni duyuyor ama şuuruna varmıyor ama Allah isterse ona bir ruh veriyor. Mesela hüdhüd kuşu var, konuşulanı anlıyor, Allah bilinç veriyor. Ama muhtemelen cin, o.

Şeytandan Allaha Sığınırım. Enfal Suresi, 20. “Ey iman edenler, Allah'a ve Resulü'ne itaat edin. Siz de işitiyorken, ondan yüz çevirmeyin.” Bak insanlar işitiyor. Allah küfür için ’’onlar işitmezler ve görmezler’’ diyor. ’’Bilinçleri kapalı’’ diyor. Oradan da anlıyoruz ki hayvanların da bilinçleri kapalı.

“Hocam, sürekli takipteyim ve sizi çok seviyorum, Allah uzun ömürler versin.” Cümlemize hayırlı uzun ömür.

“Gençlere ya da ben gibi orta yaşlılara yaşım kırk, bilgi kültür amaçlı hangi kitabı tavsiye dersiniz?” Hepsi birbirinden güzel ama en önemli olan İman Hakikatleri, Kuran Mucizeleri. Kuran Mucizeleri kitabı mesela önemli. Adamlık Dini kitabı mesela çok etkileyici olur güzel olur. Düşünen insanlar için, çok iyi olur. Allah için yaşamak. Basitliğin Kirli kültürü. Çok fazla. Her biri birbirinden güzel.

“Ekrandaki hanımların açık giyimi dini sohbetinize aykırı değil mi? Hayırlı geceler Hocam, saygılarımla Fatih.’’ Din ile kadın hürriyetini iki zıt görüş gibi ortaya koymak İslam alemini mahvetti. İslam çoktan dünyaya hakim olurdu. Ortadoğu’da akan kanın sebebi bu. Mısır’daki darbenin sebebi de bu. Kadın hakları olsa, özgürlük olsa, hiç kimse bir şey demez. Yani aynı şekilde Afganistan’da da. Her yerde hürmetli olun kadına saygılı olun.    İstediği gibi giyinsin, istediği gezsin gitsin gezsin. Kadının hürriyetinin olmaması, bütün toplumu kasar. İnsanların yarısı acı çekerken, yarısı mutlu olamaz. Mesela kadınları görüyoruz yazın ter içinde kalıyorlar. Bir yere gidemiyorlar, bir şey konuşamıyorlar, kıyafet, süslenemiyorlar, bakımlı gezemiyorlar. Mesela kaşını alacak, kaşını alamıyor. Yüzündeki tüyleri almak istiyor, alamıyor. Mesela saçında açıklık oluyor, peruk giyse çok güzel olacak veyahut saçını beğenmiyor tıraş etmiş kestirmiş, mesela peruk taksa olur, perukta kullanamıyor. Gülemiyor, gülme hissi geliyor gülemiyor, yasak. Telefonla konuşacak, konuşamıyor, araba kullanamıyor. Bir şey söylüyor, tersini yapması gerekiyor erkek. Bu hayat insanı ne yapar? Acayip ızdırap bu. O acıyı görerek bir insanı mutlu olması mümkün değil. Mesela burada hanımlar çok rahatlar özgürler. Burada saygı görüyorlar, kimse onlara ne sarkıntılık ediyor ne canını yakıyor, ne namusuna, iffetine, haysiyetine hiçbir hareket yok. Ama güzeller, görünüşü güzel hakikaten dekolte yakışıyor gönle bir hoşluk veriyor. ama hiç kimse burada iffete yönelik anormal bir hareket yapmaz. Zaten öyle bir şey olsa duyulurdu, bilinirdi. Dışarıda da duyulup bilinirdi, görülürdü. Son derece iffetlerine titizler.

Elastnist Erkan; “Çok güzel konuşuyorsunuz, Allah sizi başımızdan eksik etmesin, sizi çok seviyoruz canımız Üstadımız.” MaşaAllah, elhamdülillah.

Erhan 76; “Adnan Bey, cennette zaman algısı nasıl olacak?” Zaman hesabımı yapmamı sağlayacak bir şey olacak mı? Tabii, kıyas yapıyorsun sürekli. Mesela bir yemek yiyorsun ondan sonra bir yere gidiyorsun, o arasında da bir kıyas var. O aklında zaman olarak onu öyle algılayacaksın.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Atatürk’ün şıklığını gösteren az bilinen bir fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Şahane, şahane baya heybetli. Tam böyle Osmanlı asilzadesi, hem İngiliz çentilmeni. İngiliz kültürü de vardı Atatürk’te, Osmanlı beyefendisi Osmanlı çelebisi görüntüsü, ikisinin karışımıydı.

Allah, Hz. Mehdi (a.s) döneminde dağınık ve perişan kalpler arasında birlik ve dostluğu sağlayacaktır. Kim sağlıyor? Allah sağlıyor. Kimi vesile ediyor? Hz. Mehdi (a.s)’ı vesile ediyor. Eşyaları vesile eder, insanları vesile eder, mühim olan Allah’ın bunu yapıyor olması. Ama Mehdiyet’i putlaştırmak istiyor. Müslümanların başına geçen bir lider. Herkes, Allah karşısında zavallıdır. Yani süper insanlar hiçbir zaman olmaz. Onlara gücü veren, Allah’tır. Mesela Hz. İsa Mesih (a.s)’a Allah o gücü veriyor, o yüzden o güçte oluyor. İman verdiği için imanlı oluyor. İman vermese, hiç kimse iman edemez

Fikret Bey dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Başsavcılık 28 Şubat davasında 28 Şubat’ın sivil ayağına ilişkin soruşma kapsamında bir çok kurumdan Aydın Doğan’la ilgili bilgi ve belge talebinde bulundu. Bunlarsan biri POAŞ’ın özelleştirilmesi sürecine ilişkin. Diğeri ise Yeni Şafak Gazetesi sahibi Ahmet Albayrak ile Nuri Albayrak’ın Aydın Doğan’ın kendilerine “Refah-Yol hükümetini ben yıktım” diye beyanda bulunup bulunmadığını ilgili olarak.

ADNAN OKTAR: Son kısmı bir daha oku bakayım.

KARTAL GÖKTAN: İstenen bilgi ve belgeler, POAŞ’ın özelleştirilmesine ilişkin. Diğer konu da Yeni Şafak Gazetesi sahibi Ahmet Albayrak ile Nuri Albayrak’ın Aydın Doğan’ın kendilerine “Refah-Yol hükümetini ben yıktım” diye beyanda bulunup bulunmadığı konusuyla ilgili olarak.

ADNAN OKTAR: Eğer bir röportajsa, onlarda onu banda aldılarsa, tabii o önemli delil olur. Ama yoksa söylemediyse, ayrı mesele. Onu kanun hukuk belirler yahut varsa bile öylesine söylenmiş bir söz mü, yoksa hakikaten etkisi olmuş mu, kanunsuz bir şey var mı yok mu, onu kanun mahkemeleri tespit eder. Kanuna saygı esas, hukuka saygı esas.

Berna; “Suriye’deki savaşa Rusya’dan sonra Çin’de katılıyor. Belli bir noktadan sonra savaş Türkiye’ye de sıçrayacak mı?” Rusya, Çin, Suriye, Kazakistan, Hindistan bir pakt içindeler, millet bunu unuttu, birçok insan da bunu unuttu. Şanghay ekibindeler. Şanghay ekibi, doğunun NATO’sudur. O ülkelerin Rusya’nın, Çin’in diğer bir çok ülke var oraya katılan onların NATO’su. İran’da bunun içinde. Dolayısıyla tabii Suriye’yi Şanghay vermez. İlk girenler bunu kolaylık olacak zannettiler ama. Suriye’yi Allah bütün tutmak istiyor da, buna da Rusya’yı vesile edecekse, Cenab-ı Allah’ın hikmetinde sual olmaz. Ama Suriye’nin bölünmesi çok kızdırıcı, çok rahatsız edici. Uyanıklık yapılması, kafalama yapılması, paldır küldür yıkmaya kalkmak. Elleme, adamlar normal yaşasın niye bölüyorsun? Suriye diye bir devler var, ne güzel, öyle kalsın. Ne yapacaksın paramparça yapıp. Paramparça yapınca, İttihad-ı İslam’ı ortadan kaldırmış olacak. Yani bütünleşeceğine, parçalanacak. Suriye’de bir İttihad-ı İslam oluştuysa, bu güzel, bunu parçalamanın alemi yok. Ama tabii hikmet gözüyle bakmak lazım, hayır gözüyle bakmak lazım. Cenab-ı Allah bir şey yapıyorsa, hepsinde hayır vardır. İran gözlemci konumunda Şanghay’da ama Şanghay’a gözlemcisi, gözetleyicisi, koşucusu diye bir konu yoktur. Oraya adam teslim olduysa, konu bitmiştir. Yahut oraya ben ekibim şeklinde yaklaştıysa, tamamdır.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz Adnan Bey, Suriye 2011’de savaşa başladığında, bu açıklamayı yapmıştınız. İnsanlar unuttur demiştiniz yine böyle Şanghay ekibinde olduğunu. Suriye diğer devletlere benzemez, yıllarca sürer, hemen öyle bitmez iç savaş demiştiniz. Rusya’nın da gireceğini, Çin’in de siz o zaman söylemiştiniz. Daha hiç Rusya, Çin hiç ortada yoktu hep dediğiniz gibi gelişti olaylar.

ADNAN OKTAR: Bak yıllan önce söyledim ben. Çin, Rusya müsaade etmez buna dedim. Bak kaç yıl sonra devreye girdiler. Daha da ciddi görürse, daha da abanırlar. Daha ciddi abanırlar. Bölünmesin adamlar, rahat güzel yaşasın ama idare mükemmel olsun. Demokrasi tam yerleşsin Suriye’ye, insanlar özgür olsun, İslam rahat yaşansın, Müslümanlar istedikleri gibi fikirlerini savunsunlar. Marksist, Leninist varsa, o da fikrini savunsun. Yani kimseye baskı olmasın, mühim olan o. Ama İttihad-ı İslam tam kurulacakken, mevcut İttihad-ı İslam adacıklarını-ki, İttihad-ı İslam adacıklarından biridir Suriye. Şiiler, Sünniler hep bir arda yaşıyor, Ezidiler, bırak yaşasınlar.

Arda Yeşilyurt; “Hocaların Hocası, delikanlıların delikanlısı” diyor ama Hoca değilim. Ama delikanlılık, tamam onu kabul ederim.

“Hocam sizin eğittiğiniz cinler var mı?” Benim değil, arkadaşlarımın var. Ben öyle işlerle pek ilgilenmiyorum. Yani cin çağırma işleriyle.

“Hz. İsa (a.s), Hz. Mehdi (a.s)’ın talebeleriyle görüşecek mi? Bir keresinde ‘onların yüzünü mesh edeceğini’ söylemiştiniz. Daha detaylı açıklayabilir misin mümkünse?” Hz. İsa Mesih (a.s) zaten oradan geliyor isminin kökeni, mesh etmesi eliyle. Sevgisini öyle göstertiyor, başından eliyle mesh ediyor. Yahut eliyle bir harika gösterince, yine eliyle mesh ediyor. İsminin ona bu şekilde izafi edilmesinin mühim sebeplerinden biri budur. Sevgi gösterecek tabii, Hz. Mehdi (a.s) İslam’ın hakimiyetine vesile olan gençleri görürde, Hz. İsa Mesih (a.s) sevmez mi onları? Tabii ki bağrına da basar, mesh eder de.

Şimdi kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler programı burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü